Kiralık Kasa / Tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2015/9508 E. 2016/5283 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
opsiyon işlemi↗ çerçeve sözleşme↗ sözleşmenin iptali↗ geçersizlik↗ ilan↗ teminat↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasındaki sözleşmede ve opsiyon teyit formunda hangi kurların esas alınacağı hususunda herhangi bir düzenlemenin yer almadığı, dava konusu opsiyon işleminin, tezgah üstü piyasalarda gerçekleştirilen bir işlem olduğu, Merkez Bankasının bu tür işlemlere uygulanacak verileri açıklayan bir kuruluş olmadığı gibi kur bilgilerini ilan ederken, söz konusu kurları, "Gösterge Niteliğindeki TCMB Kurları" olarak açıkladığı, dolayısıyla Merkez Bankasının açıkladığı gösterge niteliğindeki kurların dava konusu olaya uygulanamayacağı, taraflar arasındaki türev işlemleri çerçeve sözleşmesi gereğince davalı bankanın kurları belirleme ve tayin etme hakkının olduğu, bu hakkın davalı tarafından kötüye kullanıldığının kanıtlanamadığı gibi emsal işlemlerde 07-08/04/2011 tarihleri itibariyle knock out seviyesine inmediğinden iptal işleminin uygulanmadığı, ayrıca davacının 08.08.2011 tarihine kadar sessiz kaldığı, sözleşmeyi feshetmek ve dava hakkını kullanmak gibi bir yönteme başvurmadığı, teminat/zarar oranı açısından %60 teminat açığının davacı tarafça kapatıldığı ve işlemin geçerliliğinin bu suretle benimsendiği, bu kadar süre sessiz kalan ve sözleşmeye davranışlarıyla geçerlilik tanıyan davacının bilahare kurların iptal seviyesinin altına indiğinden bahisle geçersiz olduğunu iddia etmesinin MK'nın 2. maddesi ile bağdaşmayacağı, kurların iptal seviyesini görmediği, sözleşmenin geçersiz hale gelmediği, sözleşmenin davalı banka tarafından süresinden önce sonlandırılmasının da sözleşmeye ve hukuka aykırı olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, davalının taraflar arasındaki türev işlemleri çerçeve sözleşmesine aykırı davrandığı iddiası ile uğranılan zararın tahsili istemine ilişkindir. Davacı taraf, 18.02.2011 tarihinde 17.02.2012 vadeli, 1,70 CHF/TL hedef fiyat seviyeli 600.000 CHF alma hakkı olan bir opsiyonu davalıya sattığını, sözleşme teyit formuna göre opsiyon kullanım hakkının iptal seviyesinin 1,64 CHF/TL olarak kabul edildiğini, yine sözleşme uyarınca iptal seviyesine ulaştığında opsiyon kullanım hakkının davalı alıcı tarafından geçersiz kılınmasının gerektiğini, 07.04.2011-08.04.2011 tarihleri arasında İsviçre Frangı'nın TL karşılığının 1,6343 seviyesine indiğini, bu durumda sözleşmenin iptalinin gerektiğini ancak davalının sözleşmeyi iptal etmeyip daha sonra spekülatif olarak 10.08.2011 tarihinde anılan kurun 2,444'e çıktığı sırada müvekkilinin teminat zarar miktarının %80'e ulaştığı iddiası ile sözleşmeyi haksız yere bozduğunu ileri sürmüş, davalı ise dava konusu edilen işlemlerin, davacı ile yapılan sözleşmeler ve davacının emir ve talimatları doğrultusunda yapıldığını savunmuş, mahkemece ise taraflar arasındaki sözleşmede ve opsiyon teyit formunda hangi kurların esas alınacağı hususunda herhangi bir düzenlemenin yer almadığı, dava konusu opsiyon işleminin, tezgah üstü piyasalarda gerçekleştirilen bir işlem olduğu, Merkez Bankasının bu tür işlemlere uygulanacak verileri açıklayan bir kuruluş olmadığı, taraflar arasındaki türev işlemleri çerçeve sözleşmesi gereğince davalı bankanın kurları belirleme ve tayin etme hakkının olduğu, bu hakkın davalı tarafından kötüye kullanıldığının kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Görüldüğü üzere temel uyuşmazlık, kurun hangi kritere göre belirleneceği noktasında toplanmış olup bu hususta taraflar arasındaki sözleşmede de açık bir hüküm bulunmamaktadır. Dosyaya sunulan ilk bilirkişi raporunda, Merkez Bankası kurlarının esas alınması gerektiği belirtilmiş, ikinci raporda ise mahkeme gerekçesinde de açıklanan nedenlerle Merkez Bankası kurlarının dava konusu işleme esas alınmasının mümkün olmadığı açıklanmıştır. Mahkemece iki rapor arasında çelişki görülmesi nedeniyle üçüncü bir bilirkişi heyetinden rapor alınmış, bu heyetçe de uyuşmazlığın Merkez Bankasınca belirlenen kurlara göre çözümlenmesi gerektiği bildirilmiştir. Dosyada mübrez ilk iki bilirkişi raporu arasında çelişki bulunduğu ve bu raporların karar vermeye elverişli olmadığı kabul edilerek yeni bir bilirkişi raporu alınmasına ve bu raporda da ilk rapor gibi kanaat açıklanmış olmasına rağmen mahkemece daha önce yetersiz görülen ikinci bilirkişi raporuna dayalı olarak hüküm tesisi doğru olmadığı gibi mahkemece, benzer sözleşmelerde hangi kurun esas alındığına dair gerek davalı banka uygulamaları gerekse de diğer banka uygulamaları da araştırılmadan hüküm tesisi de doğru görülmemiştir. Bu itibarla mahkemece, dava konusu olan sözleşme türünde hangi kurun esas alındığının gerek davalı bankadan gerekse bu tür sözleşmeleri yapan diğer bankalardan ve kurumlardan sorularak tespit edilmesi, bundan sonra oluşturulacak yeni bir bilirkişi heyetinden davalı işlemlerinin usulüne uygun bulunup bulunmadığı ve davacının bu işlemler nedeniyle uğradığı bir zararın olup olmadığı hususlarında bilirkişi raporu alınması ile oluşacak sonuç çerçevesinde karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Sözleşmenin geçersizliği | Alacak
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2019/1251 E. 2020/4358 K.
Ortak:opsiyon işlemi · çerçeve sözleşme · geçersizlik
İncelediğiniz kararda… kapsamına göre, taraflar arasındaki sözleşmede ve opsiyon teyit formunda hangi kurların esas alınacağı hususunda herhangi bir düzenlemenin yer almadığı, dava konusu «opsiyon işleminin», tezgah üstü piyasalarda gerçekleştirilen bir işlem olduğu, Merkez Bankasının bu tür işlemlere uygulanacak verileri açıklayan bir kuruluş olmadığı gibi kur bilgilerini «ilan» ederken, söz konusu kurları, "Gösterge Niteliğindeki TCMB Kurları" olarak açıkladığı, dolayısıyla Merkez Bankasının açıkladığı gösterge niteliğindeki kurların dava konusu olaya uygulanamayacağı, taraflar arasındaki türev işlemleri «çerçeve sözleşmesi» gereğince davalı bankanın kurları belirleme ve tayin etme hakkının olduğu, bu hakkın davalı tarafından kötüye kullanıldığının kanıtlanamadığı gibi emsal işlemlerde 07-08/04/2011 tarihleri itibariyle knock out seviyesine inmediğinden iptal işleminin uygulanmadığı, ayrıca davacının 08.08.2011 tarihine kadar sessiz kaldığı, sözleşmeyi feshetmek ve dava hakkını kullanmak gibi bir yönteme başvurmadığı, «teminat»/zarar oranı açısından %60 teminat açığının davacı tarafça kapatıldığı ve işlemin geçerliliğinin bu suretle benimsendiği, bu kadar süre sessiz kalan ve sözleşmeye davranışlarıyla geçerlilik tanıyan davacının bilahare kurların iptal seviyesinin altına indiğinden bahisle «geçersiz» olduğunu iddia etmesinin MK'nın 2. maddesi ile bağdaşmayacağı, kurların iptal seviyesini görmediği, sözleşmenin geçersiz hale gelmediği, sözleşmenin davalı banka t …
… akkının iptal seviyesinin 1,64 CHF/TL olarak kabul edildiğini, yine sözleşme uyarınca iptal seviyesine ulaştığında opsiyon kullanım hakkının davalı alıcı tarafından «geçersiz» kılınmasının gerektiğini, 07.04.2011-08.04.2011 tarihleri arasında İsviçre Frangı'nın TL karşılığının 1,6343 seviyesine indiğini, bu durumda «sözleşmenin iptalinin» gerektiğini ancak davalının sözleşmeyi iptal etmeyip daha sonra spekülatif olarak 10.08.2011 tarihinde anılan kurun 2,444'e çıktığı sırada müvekkilinin «teminat» zarar miktarının %80'e ulaştığı iddiası ile sözleşmeyi haksız yere bozduğunu ileri sürmüş, davalı ise dava konusu edilen işlemlerin, davacı ile yapılan sözleşmeler ve davacının emir ve talimatları doğrultusunda yapıldığını savunmuş, mahkemece ise taraflar arasındaki sözleşmede ve opsiyon teyit formunda hangi kurların esas alınacağı hususunda herhangi bir düzenlemenin yer almadığı, dava konusu «opsiyon işleminin», tezgah üstü piyasalarda gerçekleştirilen bir işlem olduğu, Merkez Bankasının bu tür işlemlere uygulanacak verileri açıklayan bir kuruluş olmadığı, taraflar arasındaki türev işlemleri «çerçeve sözleşmesi» gereğince davalı bankanın kurları belirleme ve tayin etme hakkının olduğu, bu hakkın davalı tarafından kötüye kullanıldığının kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın …
Dava, davalının taraflar arasındaki türev işlemleri «çerçeve sözleşmesine» aykırı davrandığı iddiası ile uğranılan zararın tahsili istemine ilişkindir.
Benzer bu karardaMahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasında yapıldığı çekişme konusu olmayan 08.01.2010 tarihli genel türev işlemler «çerçevesi sözleşmesine» dayalı yapılan münferit döviz opsiyonu işlemleri ile ilgili 08.07.2011, 12.07.2011 ve 15.07.2011 tarihli bariyerli opsiyon dekontu ve sözleşmeleri düzenlendiği, «kamu düzenine» ilişkn TBK hükümlerinin 01.07.2012 tarihinden önce yapılan sözleşmelere de uygulanması gerektiği, taraflar arasındaki söz konusu sözleşmelerin özelliği itibariyle bariyer tipi knock out sözleşmesi olduğu ve sadece alt bariyer olup, üst bariyerlerin kararlaştırılmadığı, davacının sözleşmeler öncesi dava dışı HSBC Bank A.Ş ile vadeli döviz «opsiyon işlemlerini» gerçekleştirildiği, taraflar arasındaki sözleşme ve «formlarda» opsiyon işlemlerinin niteliği, özellikleri ve riskleri hakkında ayrıntılı bilgilerin yer aldığı nazara alındığında davacının söz konusu işlemler ve riskler yönünden bilgi sahibi olduğu ancak, türev işlemler çerçeve sözleşmenin 2.7.maddesi uyarınca, davacının sözleşmeyi tek taraflı olarak sonlandırmayı talep etmesi halinde bankaya tamamen kendi insiyatifinde ve tek taraflı olarak belirleyebileceği bir fiyatı verme hakkının tanındığı ve ancak müşterinin bu fiyatı kabul etmesi ve tarafların mutabık olmaları durumanda sözleşmenin sonlandırılmasının mümkün olabileceği düzenlemesi karşısında davacının söz konusu sözleşmeleri tek taraflı olarak iptal etmesinin mümkün olmadığı, taraflar arasındaki döviz «opsiyon sözleşmeleri» kapsamında davacıya sözleşmeyi belirli şartlarda ve döviz kurlarının çok yükselmesi durumunda tek taraflı olarak iptal etme hakkı tanıyan bir şartın yer almadığı, bu nedenle sözleşmenin TBK'nun 25 m. hükümlerine aykırı olduğu ve TBK 27. madde hükümleri nazara alındığında davanın kabulü gerektiği gerekçesiyle, «167».580,00 TL'nin dava tarihinden itibaren yasal faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
1- Dava, taraflar arasında akdedilen «opsiyon sözleşmesinin» «geçersiz» olduğu iddiası ile davacıdan haksız olarak tahsil edilen bedelin tahsili istemine ilişkin olup, yukarıda özetlenen gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:opsiyon sözleşmesi · genel işlem şartı · genel işlem koşulu · i̇i̇k 167 · ba formu · kamu düzeni
Benzer bu karardaMahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasında yapıldığı çekişme konusu olmayan 08.01.2010 tarihli genel türev işlemler «çerçevesi sözleşmesine» dayalı yapılan münferit döviz opsiyonu işlemleri ile ilgili 08.07.2011, 12.07.2011 ve 15.07.2011 tarihli bariyerli opsiyon dekontu ve sözleşmeleri düzenlendiği, «kamu düzenine» ilişkn TBK hükümlerinin 01.07.2012 tarihinden önce yapılan sözleşmelere de uygulanması gerektiği, taraflar arasındaki söz konusu sözleşmelerin özelliği itibariyle bariyer tipi knock out sözleşmesi olduğu ve sadece alt bariyer olup, üst bariyerlerin kararlaştırılmadığı, davacının sözleşmeler öncesi dava dışı HSBC Bank A.Ş ile vadeli döviz «opsiyon işlemlerini» gerçekleştirildiği, taraflar arasındaki sözleşme ve «formlarda» opsiyon işlemlerinin niteliği, özellikleri ve riskleri hakkında ayrıntılı bilgilerin yer aldığı nazara alındığında davacının söz konusu işlemler ve riskler yönünden bilgi sahibi olduğu ancak, türev işlemler çerçeve sözleşmenin 2.7.maddesi uyarınca, davacının sözleşmeyi tek taraflı olarak sonlandırmayı talep etmesi halinde bankaya tamamen kendi insiyatifinde ve tek taraflı olarak belirleyebileceği bir fiyatı verme hakkının tanındığı ve ancak müşterinin bu fiyatı kabul etmesi ve tarafların mutabık olmaları durumanda sözleşmenin sonlandırılmasının mümkün olabileceği düzenlemesi karşısında davacının söz konusu sözleşmeleri tek taraflı olarak iptal etmesinin mümkün olmadığı, taraflar arasındaki döviz «opsiyon sözleşmeleri» kapsamında davacıya sözleşmeyi belirli şartlarda ve döviz kurlarının çok yükselmesi durumunda tek taraflı olarak iptal etme hakkı tanıyan bir şartın yer almadığı, bu nedenle sözleşmenin TBK'nun 25 m. hükümlerine aykırı olduğu ve TBK 27. madde hükümleri nazara alındığında davanın kabulü gerektiği gerekçesiyle, «167».580,00 TL'nin dava tarihinden itibaren yasal faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Ancak, mahkemece sözleşmede bulunan hükümlerin TBK'nın 20-25. maddelerinde düzenlenen «genel işlem şartlarına» aykırı olduğundan bahisle hüküm tesisi cihetine gidilmiş ise de, dava konusu Genel Türev İşlemler Çerçeve Sözleşmesi 08.01.2010, Bariyerli Opsiyon Dekontu ve Sözleşmeleri ise, 08.07.2011, 12.07.2011, 15.07.2011 tarihli olup, 6098 sayılı TBK'nın yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden önce imzalanmış sözleşmeler olduğu anlaşılmakla, 6101 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Konun'un 1. maddesi gereğince uyuşmazlıkta mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu hükümlerinin uygulanması sonucunda sözleşmede yer alan hükümlerin «genel işlem koşullarına» ilişkin TBK 20 ve devamı maddeleri uyarınca denetime tabi tutulamayacağı nazara alınarak inceleme yapılıp sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı de …
1- Dava, taraflar arasında akdedilen «opsiyon sözleşmesinin» «geçersiz» olduğu iddiası ile davacıdan haksız olarak tahsil edilen bedelin tahsili istemine ilişkin olup, yukarıda özetlenen gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/1666 E. 2017/1229 K.
Ortak:opsiyon işlemi · çerçeve sözleşme
İncelediğiniz kararda… kapsamına göre, taraflar arasındaki sözleşmede ve opsiyon teyit formunda hangi kurların esas alınacağı hususunda herhangi bir düzenlemenin yer almadığı, dava konusu «opsiyon işleminin», tezgah üstü piyasalarda gerçekleştirilen bir işlem olduğu, Merkez Bankasının bu tür işlemlere uygulanacak verileri açıklayan bir kuruluş olmadığı gibi kur bilgilerini «ilan» ederken, söz konusu kurları, "Gösterge Niteliğindeki TCMB Kurları" olarak açıkladığı, dolayısıyla Merkez Bankasının açıkladığı gösterge niteliğindeki kurların dava konusu olaya uygulanamayacağı, taraflar arasındaki türev işlemleri «çerçeve sözleşmesi» gereğince davalı bankanın kurları belirleme ve tayin etme hakkının olduğu, bu hakkın davalı tarafından kötüye kullanıldığının kanıtlanamadığı gibi emsal işlemlerde 07-08/04/2011 tarihleri itibariyle knock out seviyesine inmediğinden iptal işleminin uygulanmadığı, ayrıca davacının 08.08.2011 tarihine kadar sessiz kaldığı, sözleşmeyi feshetmek ve dava hakkını kullanmak gibi bir yönteme başvurmadığı, «teminat»/zarar oranı açısından %60 teminat açığının davacı tarafça kapatıldığı ve işlemin geçerliliğinin bu suretle benimsendiği, bu kadar süre sessiz kalan ve sözleşmeye davranışlarıyla geçerlilik tanıyan davacının bilahare kurların iptal seviyesinin altına indiğinden bahisle «geçersiz» olduğunu iddia etmesinin MK'nın 2. maddesi ile bağdaşmayacağı, kurların iptal seviyesini görmediği, sözleşmenin geçersiz hale gelmediği, sözleşmenin davalı banka t …
… akkının iptal seviyesinin 1,64 CHF/TL olarak kabul edildiğini, yine sözleşme uyarınca iptal seviyesine ulaştığında opsiyon kullanım hakkının davalı alıcı tarafından «geçersiz» kılınmasının gerektiğini, 07.04.2011-08.04.2011 tarihleri arasında İsviçre Frangı'nın TL karşılığının 1,6343 seviyesine indiğini, bu durumda «sözleşmenin iptalinin» gerektiğini ancak davalının sözleşmeyi iptal etmeyip daha sonra spekülatif olarak 10.08.2011 tarihinde anılan kurun 2,444'e çıktığı sırada müvekkilinin «teminat» zarar miktarının %80'e ulaştığı iddiası ile sözleşmeyi haksız yere bozduğunu ileri sürmüş, davalı ise dava konusu edilen işlemlerin, davacı ile yapılan sözleşmeler ve davacının emir ve talimatları doğrultusunda yapıldığını savunmuş, mahkemece ise taraflar arasındaki sözleşmede ve opsiyon teyit formunda hangi kurların esas alınacağı hususunda herhangi bir düzenlemenin yer almadığı, dava konusu «opsiyon işleminin», tezgah üstü piyasalarda gerçekleştirilen bir işlem olduğu, Merkez Bankasının bu tür işlemlere uygulanacak verileri açıklayan bir kuruluş olmadığı, taraflar arasındaki türev işlemleri «çerçeve sözleşmesi» gereğince davalı bankanın kurları belirleme ve tayin etme hakkının olduğu, bu hakkın davalı tarafından kötüye kullanıldığının kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın …
Dava, davalının taraflar arasındaki türev işlemleri «çerçeve sözleşmesine» aykırı davrandığı iddiası ile uğranılan zararın tahsili istemine ilişkindir.
Benzer bu kararda1- Dava, taraflar arasında akdedilen tezgah üstü türev araçlarına ilişkin «çerçeve sözleşmeleri» ile opsiyon teyitlerine dayalı işlemlerde davacının aydınlatılmayarak aldatıldığı iddiası ile uğranılan zararın tahsili istemine ilişkindir.
Taraflar arasında tezgah üstü türev araçlarına ilişkin «çerçeve sözleşmeleri» düzenlenmiş, davacı tarafından «risk bildirim formu» imzalanmış, yatırımcı risk profili (yerindelik testi) anketi yapılmış, bilirkişi raporunda ayrıntısı açıklandığı üzere bariyerli yaklaşık 2 haftalık aralıkları kapsayan 16 vadeden oluşan opsiyon teyidi imzalanmıştır.
Taraflar arasında imzalanan «çerçeve sözleşmeleri» ve «risk bildirim formu» hükümleri incelendiğinde türev işlemlerin riskinin bildirildiği, piyasalarda meydana gelebilecek dalgalanmalar neticesinde büyük zararlar edilebileceğinin kabullenildiği anlaşılmaktadır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:risk bildirim formu · opsiyon sözleşmesi · aydınlatma yükümlülüğü · genel işlem şartı · ba formu · iş bölümü · kamu düzeni · vade
Benzer bu kararda… 'nın 1. maddesinin genel hükümlere yaptığı yollama ile 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü Ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 7. maddesi hükmü delaletiyle «kamu düzenine» ilişkin olan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 21/1. maddesi gereğince yazılmamış sayılmasına karar verildiği, bu nedeniyle, sadece 50.000 Dolar'lık limit dikkate alınarak kâr ve zarar oluşumunun davacı tarafından kabullenilmesi gerektiği, 100.000 Dolar üzerinden işlem yapılarak belirlenen zararların (kalan diğer 50.000 Dolar'lık «bölüme» ait zararların tamamının) yarısının davacıya iade edilmesi gerektiği gerekçesiyle; davanın kabulüne, 64.828,16 TL alacağın 11.500,00 TL'sine dava tarihi olan 24/12/2013 tarihinden, «ıslah» edilen 53.328,16 TL'sine ıslah tarihi olan 19/10/2015 tarihinden itibaren işleyecek «avans faizi» ile birlikte tahsiline karar verilmiştir.
Taraflar arasında tezgah üstü türev araçlarına ilişkin «çerçeve sözleşmeleri» düzenlenmiş, davacı tarafından «risk bildirim formu» imzalanmış, yatırımcı risk profili (yerindelik testi) anketi yapılmış, bilirkişi raporunda ayrıntısı açıklandığı üzere bariyerli yaklaşık 2 haftalık aralıkları kapsayan 16 vadeden oluşan opsiyon teyidi imzalanmıştır.
Taraflar arasında imzalanan «çerçeve sözleşmeleri» ve «risk bildirim formu» hükümleri incelendiğinde türev işlemlerin riskinin bildirildiği, piyasalarda meydana gelebilecek dalgalanmalar neticesinde büyük zararlar edilebileceğinin kabullenildiği anlaşılmaktadır.
Bu suretle, dava konusu opsiyon teyidinde yer alan koşul ve tutarların taraflar arasındaki anlaşma kapsamında tanzim edilmiş olduğu da nazara alındığında, «opsiyon sözleşmesindeki» koşulların «genel işlem şartı» niteliğinde bulunduğu söylenemeyecektir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2017/3872 E. 2019/1141 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:opsiyon sözleşmesi · denetime elverişli bilirkişi raporu · denetime elverişlilik · uyuşmazlık konusu
Benzer bu karardaMahkemece, taraflar arasında düzenlenen «opsiyon sözleşmesi», gereği ....07.2011 tarihli opsiyon sözleşmesi teyit formunda belirtilen ön şartın yurtdışı bankalar nezdinde gerçekleştiği ve yine teyit formunda geçen “bankalar arası piyasa” deyiminden yurtdışı bankalarının da yer aldığı görüşünü benimseyen bilirkişi raporu hükme esas alınmış ise de, 06.04.2017 tarihli bilirkişi raporunda davacının daha önceki birçok işleminin kârla sonuçlandığı ve dava konusu edilmediği, zarar eden «uyuşmazlık konusu» işleminde davacı olması temel alınmış; ancak davacının kâr ettiği diğer işlemlerin dava konusu işlem ile aynı mahiyette olup olmadığı teyit edilmemiş ve açıklanmam …
Sonuç itibariyle; aralarında aktif görev yapmakta olan türev işlemler yatırım uzmanının da bulunduğu üçlü bilirkişi heyetinden yukarıdaki hususlar da gözetilerek düzenlenecek olan bilirkişi raporuna göre karar verilmesi gerekirken dosya içerisindeki «denetime elverişsiz bilirkişi raporu» dayanılarak hüküm verilmesi yerinde olmamış, hükmün davacı lehine bozulması gerekmiştir.
1 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/4202 E. 2015/4918 K.
Ortak:çerçeve sözleşme
İncelediğiniz kararda… kapsamına göre, taraflar arasındaki sözleşmede ve opsiyon teyit formunda hangi kurların esas alınacağı hususunda herhangi bir düzenlemenin yer almadığı, dava konusu «opsiyon işleminin», tezgah üstü piyasalarda gerçekleştirilen bir işlem olduğu, Merkez Bankasının bu tür işlemlere uygulanacak verileri açıklayan bir kuruluş olmadığı gibi kur bilgilerini «ilan» ederken, söz konusu kurları, "Gösterge Niteliğindeki TCMB Kurları" olarak açıkladığı, dolayısıyla Merkez Bankasının açıkladığı gösterge niteliğindeki kurların dava konusu olaya uygulanamayacağı, taraflar arasındaki türev işlemleri «çerçeve sözleşmesi» gereğince davalı bankanın kurları belirleme ve tayin etme hakkının olduğu, bu hakkın davalı tarafından kötüye kullanıldığının kanıtlanamadığı gibi emsal işlemlerde 07-08/04/2011 tarihleri itibariyle knock out seviyesine inmediğinden iptal işleminin uygulanmadığı, ayrıca davacının 08.08.2011 tarihine kadar sessiz kaldığı, sözleşmeyi feshetmek ve dava hakkını kullanmak gibi bir yönteme başvurmadığı, «teminat»/zarar oranı açısından %60 teminat açığının davacı tarafça kapatıldığı ve işlemin geçerliliğinin bu suretle benimsendiği, bu kadar süre sessiz kalan ve sözleşmeye davranışlarıyla geçerlilik tanıyan davacının bilahare kurların iptal seviyesinin altına indiğinden bahisle «geçersiz» olduğunu iddia etmesinin MK'nın 2. maddesi ile bağdaşmayacağı, kurların iptal seviyesini görmediği, sözleşmenin geçersiz hale gelmediği, sözleşmenin davalı banka t …
Dava, davalının taraflar arasındaki türev işlemleri «çerçeve sözleşmesine» aykırı davrandığı iddiası ile uğranılan zararın tahsili istemine ilişkindir.
… akkının iptal seviyesinin 1,64 CHF/TL olarak kabul edildiğini, yine sözleşme uyarınca iptal seviyesine ulaştığında opsiyon kullanım hakkının davalı alıcı tarafından «geçersiz» kılınmasının gerektiğini, 07.04.2011-08.04.2011 tarihleri arasında İsviçre Frangı'nın TL karşılığının 1,6343 seviyesine indiğini, bu durumda «sözleşmenin iptalinin» gerektiğini ancak davalının sözleşmeyi iptal etmeyip daha sonra spekülatif olarak 10.08.2011 tarihinde anılan kurun 2,444'e çıktığı sırada müvekkilinin «teminat» zarar miktarının %80'e ulaştığı iddiası ile sözleşmeyi haksız yere bozduğunu ileri sürmüş, davalı ise dava konusu edilen işlemlerin, davacı ile yapılan sözleşmeler ve davacının emir ve talimatları doğrultusunda yapıldığını savunmuş, mahkemece ise taraflar arasındaki sözleşmede ve opsiyon teyit formunda hangi kurların esas alınacağı hususunda herhangi bir düzenlemenin yer almadığı, dava konusu «opsiyon işleminin», tezgah üstü piyasalarda gerçekleştirilen bir işlem olduğu, Merkez Bankasının bu tür işlemlere uygulanacak verileri açıklayan bir kuruluş olmadığı, taraflar arasındaki türev işlemleri «çerçeve sözleşmesi» gereğince davalı bankanın kurları belirleme ve tayin etme hakkının olduğu, bu hakkın davalı tarafından kötüye kullanıldığının kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın …
Benzer bu karardaMahkemece, taraflar arasında özel bankacılık hizmetleri «genel kredi sözleşmesinin» imzalandığı yine opsiyonlu döviz mevduatı ve opsiyon işlemleri «çerçeve sözleşmesinin» imzalandığı, sözleşmenin ticari amaçlı olduğu, her iki tarafın da tüketici olmadığı gerekçesi ile «görevsizlik» kararı verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:bankacılık sözleşmesi · tüketici işlemi · genel kredi sözleşmesi · istirdat · görevsizlik kararı · kredi sözleşmesi
Benzer bu karardaMahkemece, taraflar arasında özel bankacılık hizmetleri «genel kredi sözleşmesinin» imzalandığı yine opsiyonlu döviz mevduatı ve opsiyon işlemleri «çerçeve sözleşmesinin» imzalandığı, sözleşmenin ticari amaçlı olduğu, her iki tarafın da tüketici olmadığı gerekçesi ile «görevsizlik» kararı verilmiştir.
Dava, «genel kredi sözleşmesi» gereğince el konulan paranın «istirdatı» istemine ilişkindir.
Dava tarihi olan 15/08/2014 tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un 3/(1)-k maddesi gereğince «bankacılık sözleşmelerinden» kaynaklanan işlemlerin de «tüketici işlemi» olduğu ve bu sözleşmelerle ilgili uyuşmazlıkların çözüm yerinin Tüketici Mahkemeleri olduğu gözetilerek, işin esasına girilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile «görevsizlik» kararı verilmesi doğru görülmemiş, hükmün temyiz eden davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2015/9508 E. , 2016/5283 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ ......... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ 30/12/2014
NUMARASI 2014/343-2014/470
Taraflar arasında görülen davada ........... Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 30/12/2014 tarih ve 2014/343-2014/470 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 26/04/2016 günü hazır bulunan davacı asil F.. Ü.. ve davacı vekili Av. R.. G.. ve davalı vekili Av. C.. A.. dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ...... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili ile davalı banka arasında türev işlemleri çerçeve sözleşmesi imzalandığını, bu sözleşme çerçevesinde müvekkilinin, 18.02.2011 tarihinde 17.02.2012 vadeli, 1,70 CHF/TL hedef fiyat seviyeli 600.000 CHF alma hakkı olan bir opsiyonu davalıya sattığını, sözleşme teyit formuna göre opsiyon kullanım hakkının iptal seviyesinin 1,64 CHF/TL olarak kabul edildiğini, yine sözleşme uyarınca iptal seviyesine ulaştığında opsiyon kullanım hakkının davalı alıcı tarafından geçersiz kılınmasının gerektiğini, 07.04.2011-08.04.2011 tarihleri arasında […]..'nın TL karşılığının 1,6343 seviyesine indiğini, bu durumda sözleşmenin iptalinin gerektiğini ancak davalı bankanın bu durumu davacıdan saklamaya çalıştığını ve iyi niyet kurallarına aykırı hareket ettiğini, davalının belirtilen tarihte sözleşmeyi iptal etmesi gerekirken bunu yapmayıp daha sonra spekülatif olarak 10.08.2011 tarihinde anılan kurun 2,444'e çıktığı sırada müvekkilinin teminat zarar miktarının %80'e ulaştığı iddiası ile sözleşmeyi haksız yere bozduğunu, davalının keyfi bu işlemi nedeni ile müvekkilinin zarara uğradığını ileri sürerek, 222.000 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının müvekkili ile imzaladığı sözleşme çerçevesinde 17.02.2012 vade tarihli 1.70 TL hedef fiyat seviyeli 600.000 CHF alma hakkı olan bir opsiyon sattığını, dava konusu edilen işlemlerin, davacı ile yapılan sözleşmeler ve davacının emir ve talimatları doğrultusunda yapıldığını, davacı tarafından yapılan işlemlerin riskli işlemler olduğunu, anapara korumalı olmadığını, davacının benzer işlemleri daha önce de gerçekleştirdiğini ve kar elde ettiğini, müvekkili bankanın tüm özen ve dikkat yükümlülülüğünü yerine getirdiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasındaki sözleşmede ve opsiyon teyit formunda hangi kurların esas alınacağı hususunda herhangi bir düzenlemenin yer almadığı, dava konusu opsiyon işleminin, tezgah üstü piyasalarda gerçekleştirilen bir işlem olduğu, Merkez Bankasının bu tür işlemlere uygulanacak verileri açıklayan bir kuruluş olmadığı gibi kur bilgilerini ilan ederken, söz konusu kurları, "Gösterge Niteliğindeki TCMB Kurları" olarak açıkladığı, dolayısıyla Merkez Bankasının açıkladığı gösterge niteliğindeki kurların dava konusu olaya uygulanamayacağı, taraflar arasındaki türev işlemleri çerçeve sözleşmesi gereğince davalı bankanın kurları belirleme ve tayin etme hakkının olduğu, bu hakkın davalı tarafından kötüye kullanıldığının kanıtlanamadığı gibi emsal işlemlerde 07-08/04/2011 tarihleri itibariyle knock out seviyesine inmediğinden iptal işleminin uygulanmadığı, ayrıca davacının 08.08.2011 tarihine kadar sessiz kaldığı, sözleşmeyi feshetmek ve dava hakkını kullanmak gibi bir yönteme başvurmadığı, teminat/zarar oranı açısından %60 teminat açığının davacı tarafça kapatıldığı ve işlemin geçerliliğinin bu suretle benimsendiği, bu kadar süre sessiz kalan ve sözleşmeye davranışlarıyla geçerlilik tanıyan davacının bilahare kurların iptal seviyesinin altına indiğinden bahisle geçersiz olduğunu iddia etmesinin MK'nın 2.
maddesi ile bağdaşmayacağı, kurların iptal seviyesini görmediği, sözleşmenin geçersiz hale gelmediği, sözleşmenin davalı banka tarafından süresinden önce sonlandırılmasının da sözleşmeye ve hukuka aykırı olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, davalının taraflar arasındaki türev işlemleri çerçeve sözleşmesine aykırı davrandığı iddiası ile uğranılan zararın tahsili istemine ilişkindir. Davacı taraf, 18.02.2011 tarihinde 17.02.2012 vadeli, 1,70 CHF/TL hedef fiyat seviyeli 600.000 CHF alma hakkı olan bir opsiyonu davalıya sattığını, sözleşme teyit formuna göre opsiyon kullanım hakkının iptal seviyesinin 1,64 CHF/TL olarak kabul edildiğini, yine sözleşme uyarınca iptal seviyesine ulaştığında opsiyon kullanım hakkının davalı alıcı tarafından geçersiz kılınmasının gerektiğini, 07.04.2011-08.04.2011 tarihleri arasında İsviçre Frangı'nın TL karşılığının 1,6343 seviyesine indiğini, bu durumda sözleşmenin iptalinin gerektiğini ancak davalının sözleşmeyi iptal etmeyip daha sonra spekülatif olarak 10.08.2011 tarihinde anılan kurun 2,444'e çıktığı sırada müvekkilinin teminat zarar miktarının %80'e ulaştığı iddiası ile sözleşmeyi haksız yere bozduğunu ileri sürmüş, davalı ise dava konusu edilen işlemlerin, davacı ile yapılan sözleşmeler ve davacının emir ve talimatları doğrultusunda yapıldığını savunmuş, mahkemece ise taraflar arasındaki sözleşmede ve opsiyon teyit formunda hangi kurların esas alınacağı hususunda herhangi bir düzenlemenin yer almadığı, dava konusu opsiyon işleminin, tezgah üstü piyasalarda gerçekleştirilen bir işlem olduğu, Merkez Bankasının bu tür işlemlere uygulanacak verileri açıklayan bir kuruluş olmadığı, taraflar arasındaki türev işlemleri çerçeve sözleşmesi gereğince davalı bankanın kurları belirleme ve tayin etme hakkının olduğu, bu hakkın davalı tarafından kötüye kullanıldığının kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Görüldüğü üzere temel uyuşmazlık, kurun hangi kritere göre belirleneceği noktasında toplanmış olup bu hususta taraflar arasındaki sözleşmede de açık bir hüküm bulunmamaktadır. Dosyaya sunulan ilk bilirkişi raporunda, Merkez Bankası kurlarının esas alınması gerektiği belirtilmiş, ikinci raporda ise mahkeme gerekçesinde de açıklanan nedenlerle Merkez Bankası kurlarının dava konusu işleme esas alınmasının mümkün olmadığı açıklanmıştır. Mahkemece iki rapor arasında çelişki görülmesi nedeniyle üçüncü bir bilirkişi heyetinden rapor alınmış, bu heyetçe de uyuşmazlığın Merkez Bankasınca belirlenen kurlara göre çözümlenmesi gerektiği bildirilmiştir. Dosyada mübrez ilk iki bilirkişi raporu arasında çelişki bulunduğu ve bu raporların karar vermeye elverişli olmadığı kabul edilerek yeni bir bilirkişi raporu alınmasına ve bu raporda da ilk rapor gibi kanaat açıklanmış olmasına rağmen mahkemece daha önce yetersiz görülen ikinci bilirkişi raporuna dayalı olarak hüküm tesisi doğru olmadığı gibi mahkemece, benzer sözleşmelerde hangi kurun esas alındığına dair gerek davalı banka uygulamaları gerekse de diğer banka uygulamaları da araştırılmadan hüküm tesisi de doğru görülmemiştir.
Bu itibarla mahkemece, dava konusu olan sözleşme türünde hangi kurun esas alındığının gerek davalı bankadan gerekse bu tür sözleşmeleri yapan diğer bankalardan ve kurumlardan sorularak tespit edilmesi, bundan sonra oluşturulacak yeni bir bilirkişi heyetinden davalı işlemlerinin usulüne uygun bulunup bulunmadığı ve davacının bu işlemler nedeniyle uğradığı bir zararın olup olmadığı hususlarında bilirkişi raporu alınması ile oluşacak sonuç çerçevesinde karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, takdir olunan 1.350 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 10/05/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/215543100 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz