Rekabet yasağına aykırılık nedeniyle cezai şart tahsili | Alacak
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2014/18831 E. 2015/13121 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
çalışma ve sözleşme hürriyeti↗ iş sırrı↗ çalışma özgürlüğü↗ rekabet yasağı sözleşmesi↗ kabul beyanı↗ gerekçenin düzeltilmesi↗ rekabet yasağı↗ emredici hüküm↗ acentelik↗ hakkaniyet↗ cezai şart↗ hizmet sözleşmesi↗ oy yasağı↗ taahhütname↗ teminat↗ i̇i̇k 72/son↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacı şirkette çalışan davalının bu işinden ayrıldıktan sonra davacı ile aynı sektörde faaliyet gösteren başka bir şirkette çalışmaya başladığı ancak davacı tarafça, davalının ne tür bir ticari sırra vakıf olduğu ve bu bilgileri kullanarak davacıya zarar verdiği hususlarının ispatlanamadığı, aksine davalının işinden ayrılmasından sonra davacının satışlarında artış yaşandığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, davalı işçi için rekabet yasağı öngören taahhütnameye aykırı davranıldığı iddiası ile cezai şart alacağının tahsili istemine ilişkin olup yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere mahkemece, davalının ne tür bir ticari sırra vakıf olduğu ve bu sırları kullanarak davacıya zarar verdiği hususlarının ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın Çalışma ve Sözleşme Hürriyeti başlığı altında düzenlenen 48 ve devamı maddelerinde, herkesin dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetine sahip olduğu anayasal teminat altına alınmıştır. Somut olaya uygulanması gereken mülga 818 sayılı BK'nun 348. maddesinde de hizmet sözleşmesinin sona ermesinden sonra rekabet yasağına ilişkin sözleşme yapılabileceği kabul edildikten sonra 349. maddesinde ise, “Rekabet memnuiyeti ancak işçinin iktisadi istikbalinin hakkaniyete muhalif olarak tehlikeye girmesini menedecek surette zaman, mahal ve işin nevi noktasından hal icabına göre münasip bir hudut dahilinde şart edilmiş ise muteberdir.” denilerek rekabet yasağına ilişkin sözleşmenin sınırları belirlenmiştir.
Bu açıklamalardan sonra somut olaya dönülecek olursa, davalı tarafından imzalanan taahhütnamenin 3. maddesinde, "Şirket ile aramdaki ...hizmet ilişkisinin sona erdiği tarihten itibaren 1 yıl süre ile şirketin faaliyet gösterdiği alanda ve işkolunda, İstanbul, İzmir ve Bursa'da ve bu illerin civarındaki şirket ve acentelerinin bulunduğu yerlerde, iş kurmayacağımı, bu yerlerde işverenle aynı alanda faaliyet gösteren şirketler ile ortaklık ve/veya hizmet ilişkisinde bulunmayacağımı, belirtilen süre boyunca aynı alanda faaliyet gösteren hiçbir kişi veya şirkette her ne surette olursa olsun çalışmayacağımı, ..... kabul, beyan ve taahhüt ederim." düzenlemesine yer verilmiştir. Anılan maddede, İstanbul, İzmir ve Bursa illerinde rekabet yasağı öngörüldükten sonra bu illerin civarındaki şirket ve acenteleri denilmek suretiyle coğrafi alan bakımından bir belirsizliğe yol açıldığı gibi esasen ülkemizde taşıma faaliyetinin yoğunlaştığı bölgeler de gözetildiğinde, bu derece geniş bir alanda rekabet yasağı öngörülmesinin yukarıda değinilen Anayasa ve mülga BK hükümlerine uygun olduğu da kabul edilemez. Bu itibarla mahkemece, davalının imzaladığı taahhütnamenin rekabet yasağına ilişkin maddesinde yer alan coğrafi alan sınırlamasının, yukarıda açıklanan çalışma özgürlüğüne ve emredici yasal düzenlemelere aykırı olması nedeniyle batıl bulunduğunun kabulü ile bu yönden davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle reddi doğru olmamış ise de davanın reddine ilişkin olarak verilen karar sonucu itibariyle doğru olduğundan 1086 Sayılı HUMK'un 438. maddesinin son fıkrası uyarınca kararın gerekçesi düzeltilmek suretiyle onanmasına karar vermek gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2018/1403 E. 2019/6061 K.
Ortak:çalışma özgürlüğü · kabul beyanı · rekabet yasağı · emredici hüküm · acentelik · hakkaniyet · cezai şart · hizmet sözleşmesi
İncelediğiniz karardaSomut olaya uygulanması gereken mülga 818 sayılı BK'nun 348. maddesinde de «hizmet sözleşmesinin» sona ermesinden sonra «rekabet yasağına» ilişkin sözleşme yapılabileceği kabul edildikten sonra 349. maddesinde ise, “Rekabet memnuiyeti ancak işçinin iktisadi istikbalinin «hakkaniyete» muhalif olarak tehlikeye girmesini menedecek surette zaman, mahal ve işin nevi noktasından hal icabına göre münasip bir hudut dahilinde şart edilmiş ise muteberdir …
Bu itibarla mahkemece, davalının imzaladığı «taahhütnamenin» «rekabet yasağına» ilişkin maddesinde yer alan coğrafi alan sınırlamasının, yukarıda açıklanan «çalışma özgürlüğüne» ve «emredici» yasal düzenlemelere aykırı olması nedeniyle batıl bulunduğunun kabulü ile bu yönden davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle reddi doğru olmamış ise de davanın reddine ilişkin olarak verilen karar sonucu itibariyle doğru olduğundan 1086 Sayılı HUMK'un 438. maddesinin «son» fıkrası uyarınca kararın «gerekçesi düzeltilmek» suretiyle onanmasına karar vermek gerekmiştir.
Dava, davalı işçi için «rekabet yasağı» öngören «taahhütnameye» aykırı davranıldığı iddiası ile «cezai şart» alacağının tahsili istemine ilişkin olup yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere mahkemece, davalının ne tür bir ticari «sırra» vakıf olduğu ve bu sırları kullanarak davacıya zarar verdiği hususlarının ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaSomut olaya uygulanması gereken mülga 818 sayılı BK'nun 348. maddesinde de «hizmet sözleşmesinin» sona ermesinden sonra «rekabet yasağına» ilişkin sözleşme yapılabileceği kabul edildikten sonra 349. maddesinde ise, “Rekabet memnuiyeti ancak işçinin iktisadi istikbalinin «hakkaniyete» muhalif olarak tehlikeye girmesini menedecek surette zaman, mahal ve işin nevi noktasından hal icabına göre münasip bir hudut dahilinde şart edilmiş ise muteberdir …
Bu itibarla mahkemece, davalının imzaladığı «taahhütnamenin» «rekabet yasağına» ilişkin maddesinde yer alan coğrafi alan sınırlamasının, yukarıda açıklanan «çalışma özgürlüğüne» ve «emredici» yasal düzenlemelere aykırı olması nedeniyle batıl bulunduğunun kabulü ile davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın kabulü doğru görülmeyip …
Dava, davalı işçi için «rekabet yasağı» öngören «taahhütnameye» aykırı davranıldığı iddiası ile «cezai şart» alacağının tahsili istemine ilişkin olup mahkemece, davalının taraflar arasında kararlaştırılan rekabet yasağı taahhüdüne aykırı davrandığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2019/2050 E. 2020/5916 K.
Ortak:rekabet yasağı · hakkaniyet · cezai şart · hizmet sözleşmesi · oy yasağı · teminat
İncelediğiniz karardaSomut olaya uygulanması gereken mülga 818 sayılı BK'nun 348. maddesinde de «hizmet sözleşmesinin» sona ermesinden sonra «rekabet yasağına» ilişkin sözleşme yapılabileceği kabul edildikten sonra 349. maddesinde ise, “Rekabet memnuiyeti ancak işçinin iktisadi istikbalinin «hakkaniyete» muhalif olarak tehlikeye girmesini menedecek surette zaman, mahal ve işin nevi noktasından hal icabına göre münasip bir hudut dahilinde şart edilmiş ise muteberdir …
Dava, davalı işçi için «rekabet yasağı» öngören «taahhütnameye» aykırı davranıldığı iddiası ile «cezai şart» alacağının tahsili istemine ilişkin olup yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere mahkemece, davalının ne tür bir ticari «sırra» vakıf olduğu ve bu sırları kullanarak davacıya zarar verdiği hususlarının ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Anılan maddede, İstanbul, İzmir ve Bursa illerinde «rekabet yasağı» öngörüldükten sonra bu illerin civarındaki şirket ve «acenteleri» denilmek suretiyle coğrafi alan bakımından bir belirsizliğe yol açıldığı gibi esasen ülkemizde taşıma faaliyetinin yoğunlaştığı bölgeler de gözetildiğinde, bu derece geniş bir alanda rekabet yasağı öngörülmesinin yukarıda değinilen Anayasa ve mülga BK hükümlerine uygun olduğu da kabul edilemez.
Benzer bu karardaBorçlar Kanunu’nun 348. maddesinde de «hizmet sözleşmesinin» sona ermesinden sonra «rekabet yasağına» ilişkin sözleşme yapılabileceği kabul edildikten sonra 349. maddesinde ise, “Rekabet memnuiyeti ancak işçinin iktisadi istikbalinin «hakkaniyete» muhalif olarak tehlikeye girmesini menedecek surette zaman, mahal ve işin nevi noktasından hal icabına göre münasip bir hudut dahilinde şart edilmiş ise muteberdir …
Bu durumda mahkemece, «rekabet yasağına» dair sözleşme maddesinin «geçersiz» olması nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, davanın kabulü ile davalı işçi aleyhine «cezai şarta» hükmedilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
… ş departmanında görev yaptığı, konunun tarımsal ekipman ve traktör olmasının farketmeyeceği esasen traktör sahibi müşterilerin aynı ekipman ihtiyaçlarının olduğu BS «formları» ile beş ortak şirket ile çalışıldığı, «rekabet yasağının» Türkiye genelinde yazıldığı ancak bunun Ankara, İzmir, İstanbul gibi bölgeleri kapsayan bölge içinde olduğunun kabulünün gerektiği, bu konunun rekabet sözleşmesinin geçerliliğini etkilemeyeceği, davalının iş yerindeki pozisyonu itibari ile işletmenin müşteri ve satışa ilişkin iş ve işlemlerine vakıf olacağı ve bunları çalışmaya başladığı yerde kullanabilme ihtimalinin söz konusu olduğu somut olarak kullanma veya zarara uğratma şartının bulunmadığı gözetilerek davanın kabulüne, 38.496,00 TL'nin dava tarihinden «yasal faize» ile davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:sözleşme özgürlüğü · çalışma hürriyeti · ba/bs formları · çerçeve sözleşme · sözleşmeye aykırılık · geçersizlik · yasal faiz · haksız rekabet
Benzer bu kararda… ş departmanında görev yaptığı, konunun tarımsal ekipman ve traktör olmasının farketmeyeceği esasen traktör sahibi müşterilerin aynı ekipman ihtiyaçlarının olduğu BS «formları» ile beş ortak şirket ile çalışıldığı, «rekabet yasağının» Türkiye genelinde yazıldığı ancak bunun Ankara, İzmir, İstanbul gibi bölgeleri kapsayan bölge içinde olduğunun kabulünün gerektiği, bu konunun rekabet sözleşmesinin geçerliliğini etkilemeyeceği, davalının iş yerindeki pozisyonu itibari ile işletmenin müşteri ve satışa ilişkin iş ve işlemlerine vakıf olacağı ve bunları çalışmaya başladığı yerde kullanabilme ihtimalinin söz konusu olduğu somut olarak kullanma veya zarara uğratma şartının bulunmadığı gözetilerek davanın kabulüne, 38.496,00 TL'nin dava tarihinden «yasal faize» ile davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Sözleşmenin tarafları, «sözleşme özgürlüğü» ilkesi «çerçevesinde sözleşmenin» konusunu belirlemekte özgür iseler de bu özgürlüğün sınırsız ve sonsuz olduğu söylenemez.
Söz konusu düzenleme Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile güvence altına alınan «çalışma hürriyeti» ilkesine aykırı olup, tarafların aralarında imzalayacakları bir sözleşme hükmü ile bu özgürlüğü ihlal anlamına gelecek her hangi bir düzenleme yapmalarının mümkün bulunmaması nedeniyle «geçersizdir».
Dava, 818 sayılı B.K.'nın 348. maddesinde düzenlenen işçinin rekabet yasağından ve işçi ile işveren arasında düzenlenen «sözleşmeye aykırılık» iddiasından kaynaklanan «cezai şart» istemine ilişkindir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/9016 E. 2015/6155 K.
Ortak:rekabet yasağı sözleşmesi · rekabet yasağı · hakkaniyet · cezai şart · oy yasağı
İncelediğiniz karardaDava, davalı işçi için «rekabet yasağı» öngören «taahhütnameye» aykırı davranıldığı iddiası ile «cezai şart» alacağının tahsili istemine ilişkin olup yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere mahkemece, davalının ne tür bir ticari «sırra» vakıf olduğu ve bu sırları kullanarak davacıya zarar verdiği hususlarının ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Somut olaya uygulanması gereken mülga 818 sayılı BK'nun 348. maddesinde de «hizmet sözleşmesinin» sona ermesinden sonra «rekabet yasağına» ilişkin sözleşme yapılabileceği kabul edildikten sonra 349. maddesinde ise, “Rekabet memnuiyeti ancak işçinin iktisadi istikbalinin «hakkaniyete» muhalif olarak tehlikeye girmesini menedecek surette zaman, mahal ve işin nevi noktasından hal icabına göre münasip bir hudut dahilinde şart edilmiş ise muteberdir …
Anılan maddede, İstanbul, İzmir ve Bursa illerinde «rekabet yasağı» öngörüldükten sonra bu illerin civarındaki şirket ve «acenteleri» denilmek suretiyle coğrafi alan bakımından bir belirsizliğe yol açıldığı gibi esasen ülkemizde taşıma faaliyetinin yoğunlaştığı bölgeler de gözetildiğinde, bu derece geniş bir alanda rekabet yasağı öngörülmesinin yukarıda değinilen Anayasa ve mülga BK hükümlerine uygun olduğu da kabul edilemez.
Benzer bu karardaMahkemece, toplanan kanıtlara göre, «kesin süre» içerisinde «bilirkişi ücretinin» yatırılmadığı, «rekabet yasağı sözleşmesi» ile ... ilinin tamamının rekabet yasağı kapsamına alınmış olmasının rekabet yasağının işçinin ekonomik geleceğini «hakkaniyete» aykırı olarak tehlikeye düşürecek şekilde olduğunu gösterdiği, TBK'nın 445. maddesinde (eBK m 349 ) öngörülen sözleşmenin «geçerlilik şartının» olayda oluşmadığı gerekçesiyle ispatlanmayan davanın reddine karar verilmiştir.
Ayrıca, Mülga BK’nın 349.maddesine göre “Rekabet memnuiyeti ancak işçinin iktisadi istikbalinin «hakkaniyete» muhalif olarak tehlikeye girmesini menedecek surette zaman, mahal ve işin nevi noktasından hal icabına göre münasip bir hudut dahilinde şart edilmiş ise muteberdir.” Somut olayda davaya dayanak yapılan «rekabet yasağı sözleşmesinde» süre iki yıl olarak öngörülmüş, coğrafi sınır da ... ili olarak belirlenmiştir.
Mahkemece rekabet sözleşmesinde rekabet mahalli olarak ...’un belirlenmesi sözleşmenin «geçersizliği» sebeplerinden biri olarak benimsenmiş ise de, bu konuda davalının çalışma hayatındaki müktesebatı, tecrübesi ve uzmanlık alanına göre, «rekabet yasağı sözleşmesinde» yer alan yer sınırlamasının onun iktisadi geleceğini tehlikeye atacak mahiyette «hakkaniyete» aykırı bir sınırlama teşkil edip etmediği hususunda, «ispat yükünün» davalıda olduğu dikkate alınarak, uzman bir bilirkişi ya da bilirkişi heyetinden rapor alınmadan karar verilmesi de doğru olmamıştır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:geçerlilik şartı · bilirkişi ücreti · karine · kesin süre · ispat yükü · geçersizlik · eksik inceleme · kesin hüküm
Benzer bu karardaMahkemece, toplanan kanıtlara göre, «kesin süre» içerisinde «bilirkişi ücretinin» yatırılmadığı, «rekabet yasağı sözleşmesi» ile ... ilinin tamamının rekabet yasağı kapsamına alınmış olmasının rekabet yasağının işçinin ekonomik geleceğini «hakkaniyete» aykırı olarak tehlikeye düşürecek şekilde olduğunu gösterdiği, TBK'nın 445. maddesinde (eBK m 349 ) öngörülen sözleşmenin «geçerlilik şartının» olayda oluşmadığı gerekçesiyle ispatlanmayan davanın reddine karar verilmiştir.
… , caizdir.” Buna göre işçinin müşterileri tanıdığı ve (veya) esrara nüfuzunun bulunduğu ve bunun da iş sahibine etki edecek derecede zarara sebebiyet verebileceğini «ispat yükü» bunu iddia eden davacıda olmakla birlikte, daha önce bir ilaç şirketi olan davacı firmada ürün müdürü olarak çalışan davalı işçi, davacıdan ayrıldıktan sonra dava dışı başka bir ilaç firmasında aynı pozisyonda ürün yöneticisi olarak ve etken malzemesi aynı olan ürün yönünden çalışmaya başlamış olup, davalının çalışma pozisyonu dikkate alındığında davacıya etki edecek derecede zarara sebebiyet verebileceği «karine» olarak kabul edilmelidir.
Mahkemece rekabet sözleşmesinde rekabet mahalli olarak ...’un belirlenmesi sözleşmenin «geçersizliği» sebeplerinden biri olarak benimsenmiş ise de, bu konuda davalının çalışma hayatındaki müktesebatı, tecrübesi ve uzmanlık alanına göre, «rekabet yasağı sözleşmesinde» yer alan yer sınırlamasının onun iktisadi geleceğini tehlikeye atacak mahiyette «hakkaniyete» aykırı bir sınırlama teşkil edip etmediği hususunda, «ispat yükünün» davalıda olduğu dikkate alınarak, uzman bir bilirkişi ya da bilirkişi heyetinden rapor alınmadan karar verilmesi de doğru olmamıştır.
Bu durumda, mahkemece, yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda, somut olaya özgü olarak işin niteliği de gözetilerek «ispat yükünün» davalıda olduğu ilke olarak kabul edilmek ve sonucuna göre bir karar verilmek gerekirken «eksik incelemeye» ve ispat yükü konusunda yanılgılı değerlendirmeye dayalı olarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.
3 benzer karar daha
-
Haksız Rekabetin Tespiti ve Önlenmesi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2019/1642 E. 2020/4806 K.
Ortak:çalışma özgürlüğü · rekabet yasağı · hakkaniyet · cezai şart · oy yasağı · taahhütname · teminat · i̇i̇k 72/son
İncelediğiniz karardaBu itibarla mahkemece, davalının imzaladığı «taahhütnamenin» «rekabet yasağına» ilişkin maddesinde yer alan coğrafi alan sınırlamasının, yukarıda açıklanan «çalışma özgürlüğüne» ve «emredici» yasal düzenlemelere aykırı olması nedeniyle batıl bulunduğunun kabulü ile bu yönden davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle reddi doğru olmamış ise de davanın reddine ilişkin olarak verilen karar sonucu itibariyle doğru olduğundan 1086 Sayılı HUMK'un 438. maddesinin «son» fıkrası uyarınca kararın «gerekçesi düzeltilmek» suretiyle onanmasına karar vermek gerekmiştir.
Dava, davalı işçi için «rekabet yasağı» öngören «taahhütnameye» aykırı davranıldığı iddiası ile «cezai şart» alacağının tahsili istemine ilişkin olup yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere mahkemece, davalının ne tür bir ticari «sırra» vakıf olduğu ve bu sırları kullanarak davacıya zarar verdiği hususlarının ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Somut olaya uygulanması gereken mülga 818 sayılı BK'nun 348. maddesinde de «hizmet sözleşmesinin» sona ermesinden sonra «rekabet yasağına» ilişkin sözleşme yapılabileceği kabul edildikten sonra 349. maddesinde ise, “Rekabet memnuiyeti ancak işçinin iktisadi istikbalinin «hakkaniyete» muhalif olarak tehlikeye girmesini menedecek surette zaman, mahal ve işin nevi noktasından hal icabına göre münasip bir hudut dahilinde şart edilmiş ise muteberdir …
Benzer bu karardaBu husus gözetildiğinde davacının «cezai şart» talebinin esasında taraflar arasında imzalanan hizmet aktinde yer alan «rekabet yasağına» ilişkin düzenlemenin batıl olduğundan bahisle reddi gerekeceğinden, davalı ... yönünden cezai şart isteminin reddine ilişkin sonucu itibariyle doğru olan yerel mahkeme kararının, HUMK 438/«son» madcesı uyarınca gerekçesi değiştirilmek suretiyle onanmasına karar vermek gerekmiştir. (2) Davacı, davalıların tamamı hakkında «haksız rekabetin» tespiti, önlenmesi ve durdurulması ile maddi ve manevi tazminat isteminde bulunmuş; mahkemece kararın hüküm kısmında "Davanın kısmen kabulü ile davalı ...
… rılığı sebebiyle takdiren 1.000.-TL manevi tazminata hükmedilmesine, davalı ... ile davacı arasında düzenlenen 10.11.2006 tarihli iş sözleşmesinin IX/2 maddesindeki «rekabet yasağı» hükmünden sonra, 31.07.2011 tarihinde düzenlenen «sulh» ve «ibraname» anlaşması ile doğmuş ve doğacak haklardan karşılıklı «feragat» edildiği anlaşılmakla bu ibranamenin tarafları bağlayacağı açık olup davacı «tacir» olduğundan tüm iş ve eylemlerinde basiretli davranması gerektiğinden, IX/2 maddesindeki rekabet yasağına dayalı talepte bulunamayacağı ve 31.07.2011 tarihinde düzenlenen sulh ve ibraname anlaşması 5. maddesinde rekabet yasağına dair hüküm olmadığından davalı ... yönünden «cezai şart» talebinin reddine, davalı ...
Kararı davacı vekili ile davalı ... vekili temyiz etmiştir. (1) Davacı, müvekkili ile davalı ... arasında akdedilen iş sözleşmesinde «rekabet yasağına» ilişkin madde bulunduğunu, davalının işten ayrıldıktan sonra davalı şirkette çalışmaya başlayarak bu hükmünü ihlal ettiğini iddia ederek, «cezai şart» talebinde bulunmuştur.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:sözleşme özgürlüğü · ticari sır · çerçeve sözleşme · ibraname · feragat · sulh · tacir · maddi tazminat
Benzer bu kararda… rılığı sebebiyle takdiren 1.000.-TL manevi tazminata hükmedilmesine, davalı ... ile davacı arasında düzenlenen 10.11.2006 tarihli iş sözleşmesinin IX/2 maddesindeki «rekabet yasağı» hükmünden sonra, 31.07.2011 tarihinde düzenlenen «sulh» ve «ibraname» anlaşması ile doğmuş ve doğacak haklardan karşılıklı «feragat» edildiği anlaşılmakla bu ibranamenin tarafları bağlayacağı açık olup davacı «tacir» olduğundan tüm iş ve eylemlerinde basiretli davranması gerektiğinden, IX/2 maddesindeki rekabet yasağına dayalı talepte bulunamayacağı ve 31.07.2011 tarihinde düzenlenen sulh ve ibraname anlaşması 5. maddesinde rekabet yasağına dair hüküm olmadığından davalı ... yönünden «cezai şart» talebinin reddine, davalı ...
Sözleşmenin tarafları, «sözleşme özgürlüğü» ilkesi «çerçevesinde sözleşmenin» konusunu belirlemede özgür iseler de bu özgürlüğün sınırsız ve sonsuz olduğu söylenemez.
Mahkemece uyulan bozma ilamına göre, davacının manevi tazminat istemi yönünden, davalıların davacı şirketin «ticari sır» niteliğindeki müşteri listelerini kullanmaları sebebiyle eylemleri hukuka aykırı olduğundan, davalı ..., davalı şirketin kurucusu olduğu ve davalı şirket yönünden menfaat elde edildiği ve eylemin ağırlığı olayın özelliği dikkate alınarak davalı ... ve davalı Berussa Patent Dan.
Şti. ve davalı ...'tan 1.000' er TL «maddi tazminatın» ayrı ayrı olmak üzere 30.09.2011 tarihinden itibaren işleyecek «yasal faizi» ile birlikte bu davalılardan alınarak davacıya verilmesine, davalı ...'ndan 5.500 TL «cezai şart» alacağının 30.09.2011 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte bu davalıdan alınarak davacıya verilmesine, hükmün «ilanına» karar verilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/7435 E. 2022/141 K.
Ortak:rekabet yasağı sözleşmesi · rekabet yasağı · hakkaniyet · cezai şart · oy yasağı · teminat
İncelediğiniz karardaDava, davalı işçi için «rekabet yasağı» öngören «taahhütnameye» aykırı davranıldığı iddiası ile «cezai şart» alacağının tahsili istemine ilişkin olup yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere mahkemece, davalının ne tür bir ticari «sırra» vakıf olduğu ve bu sırları kullanarak davacıya zarar verdiği hususlarının ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Somut olaya uygulanması gereken mülga 818 sayılı BK'nun 348. maddesinde de «hizmet sözleşmesinin» sona ermesinden sonra «rekabet yasağına» ilişkin sözleşme yapılabileceği kabul edildikten sonra 349. maddesinde ise, “Rekabet memnuiyeti ancak işçinin iktisadi istikbalinin «hakkaniyete» muhalif olarak tehlikeye girmesini menedecek surette zaman, mahal ve işin nevi noktasından hal icabına göre münasip bir hudut dahilinde şart edilmiş ise muteberdir …
Anılan maddede, İstanbul, İzmir ve Bursa illerinde «rekabet yasağı» öngörüldükten sonra bu illerin civarındaki şirket ve «acenteleri» denilmek suretiyle coğrafi alan bakımından bir belirsizliğe yol açıldığı gibi esasen ülkemizde taşıma faaliyetinin yoğunlaştığı bölgeler de gözetildiğinde, bu derece geniş bir alanda rekabet yasağı öngörülmesinin yukarıda değinilen Anayasa ve mülga BK hükümlerine uygun olduğu da kabul edilemez.
Benzer bu kararda… ılı bozma ilamında da, 2013/385 esas, 2014/45 karar numaralı mahkeme kararında, rekabet sözleşmesinde rekabet mahalli olarak İstanbul’un belirlenmesinin sözleşmenin «geçersizliği» sebeplerinden biri olarak benimsendiği, ancak bu konuda davalının çalışma hayatındaki müktesebatı, tecrübesi ve uzmanlık alanına göre, «rekabet yasağı sözleşmesinde» yer alan yer sınırlamasının onun iktisadi geleceğini tehlikeye atacak mahiyette «hakkaniyete» aykırı bir sınırlama teşkil edip etmediği hususunda, «ispat yükünün» davalıda olduğu dikkate alınarak, uzman bir bilirkişi ya da bilirkişi heyetinden rapor alınmadan karar verilmesinin doğru olmadığı belirtilmiştir.
Sözleşmede öngörülen «rekabet yasağı»; ancak işçinin iktisadi geleceğinin «hakkaniyete» muhalif olarak tehlikeye girmesini menedecek surette zaman, yer ve işin nevi noktasından hal icabına göre münasip bir hudut dahilinde şart edilmiş ise geçerlidir; zira mülga kanunda 6102 sayılı TBK hükümlerinin aksine hakime sözleşmeyi «tenkis» yetkisi verilmemiştir.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılamaya göre, Dairemizin 2014/9016 Esas ve 30/04/2015 tarihli 2015/6155 karar sayılı ilamı gereği sözleşmede yazan «rekabet yasağının» ihlal edilmediğini «ispat yükünün» davalıda olduğu, yine Dairemizin 08/04/2019 tarih, 2018/989 Esas, 2019/2742 sayılı bozma ilamı gereği olaya uygulanması gereken yasa maddesinin mülga 818 sayılı BK 348 vd. maddeleri olduğu, davalının 08/11/2010 tarihinde davacı şirketten «istifa» ederek ayrıldığı, dava dışı Nobel İlaç San.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:sözleşme özgürlüğü · çalışma hürriyeti · tenkis · çerçeve sözleşme · istifa · ispat yükü · geçersizlik · yasal faiz
Benzer bu karardaMahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılamaya göre, Dairemizin 2014/9016 Esas ve 30/04/2015 tarihli 2015/6155 karar sayılı ilamı gereği sözleşmede yazan «rekabet yasağının» ihlal edilmediğini «ispat yükünün» davalıda olduğu, yine Dairemizin 08/04/2019 tarih, 2018/989 Esas, 2019/2742 sayılı bozma ilamı gereği olaya uygulanması gereken yasa maddesinin mülga 818 sayılı BK 348 vd. maddeleri olduğu, davalının 08/11/2010 tarihinde davacı şirketten «istifa» ederek ayrıldığı, dava dışı Nobel İlaç San.
Bu durumda sözleşmenin tarafları, «sözleşme özgürlüğü» ilkesi «çerçevesinde sözleşmenin» konusunu belirlemede özgür iseler de bu özgürlüğün sınırsız ve sonsuz olduğu söylenemez.
… ılı bozma ilamında da, 2013/385 esas, 2014/45 karar numaralı mahkeme kararında, rekabet sözleşmesinde rekabet mahalli olarak İstanbul’un belirlenmesinin sözleşmenin «geçersizliği» sebeplerinden biri olarak benimsendiği, ancak bu konuda davalının çalışma hayatındaki müktesebatı, tecrübesi ve uzmanlık alanına göre, «rekabet yasağı sözleşmesinde» yer alan yer sınırlamasının onun iktisadi geleceğini tehlikeye atacak mahiyette «hakkaniyete» aykırı bir sınırlama teşkil edip etmediği hususunda, «ispat yükünün» davalıda olduğu dikkate alınarak, uzman bir bilirkişi ya da bilirkişi heyetinden rapor alınmadan karar verilmesinin doğru olmadığı belirtilmiştir.
A.Ş'nin rakip firma olduğu, davalının pazarlama stratejileri ile ilgili olarak bilgi sahibi olduğu, bu durumun tehlikenin ve zararın varlığı için yeterli olduğu, davalının aksini ispat edemediği gerekçesiyle davanın kabulü ile taleple bağlı kalınarak toplam 1.000,00 TL alacağın dava tarihinden itibaren işleyecek «yasal faizi» ile davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/13834 E. 2018/4613 K.
Ortak:rekabet yasağı sözleşmesi · rekabet yasağı · hakkaniyet · cezai şart · oy yasağı
İncelediğiniz karardaDava, davalı işçi için «rekabet yasağı» öngören «taahhütnameye» aykırı davranıldığı iddiası ile «cezai şart» alacağının tahsili istemine ilişkin olup yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere mahkemece, davalının ne tür bir ticari «sırra» vakıf olduğu ve bu sırları kullanarak davacıya zarar verdiği hususlarının ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Somut olaya uygulanması gereken mülga 818 sayılı BK'nun 348. maddesinde de «hizmet sözleşmesinin» sona ermesinden sonra «rekabet yasağına» ilişkin sözleşme yapılabileceği kabul edildikten sonra 349. maddesinde ise, “Rekabet memnuiyeti ancak işçinin iktisadi istikbalinin «hakkaniyete» muhalif olarak tehlikeye girmesini menedecek surette zaman, mahal ve işin nevi noktasından hal icabına göre münasip bir hudut dahilinde şart edilmiş ise muteberdir …
Anılan maddede, İstanbul, İzmir ve Bursa illerinde «rekabet yasağı» öngörüldükten sonra bu illerin civarındaki şirket ve «acenteleri» denilmek suretiyle coğrafi alan bakımından bir belirsizliğe yol açıldığı gibi esasen ülkemizde taşıma faaliyetinin yoğunlaştığı bölgeler de gözetildiğinde, bu derece geniş bir alanda rekabet yasağı öngörülmesinin yukarıda değinilen Anayasa ve mülga BK hükümlerine uygun olduğu da kabul edilemez.
Benzer bu karardaMahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; «rekabet yasağı sözleşmesinde» öngörülen 3 yıllık sürenin Kanunda belirtilen süreyi aştığı, coğrafi bölge anlamında 4.maddede Ege Bölgesi ve Marmara Bölgesi ile sınırlı olmak üzere denilmiş ise de ambalaj sektöründe yer alan firmaların büyük çoğunluğunun anılan bölgelerde bulunduğu, sözleşmenin geçerli sayılması halinde özellikle ambalaj sektöründe eğitim aldığı anlaşılan davalının 3 yıl gibi uzun bir süreyle çalışmasının engellenmesinin «çalışma hürriyeti» ve «hakkaniyet» ile bağdaşmayacağı, sözleşmenin sadece işçi aleyhine hükümler taşıdığı, bu nedenle rekabet yasağının «geçersiz» olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Dava, taraflar arasında akdedilen «rekabet yasağı sözleşmesine aykırılıktan» kaynaklanan «cezai şart» istemine ilişkindir.
Somut uyuşmazlıkta taraflar arasında akdedilen ''Rekabet Yasağı Sözleşmesi'' başlıklı sözleşmenin 4. maddesinde ''İşbu «rekabet yasağı sözleşmesi», zaman açısından personelin her ne sebeple olursa olsun işten ayrılmasından itibaren 3 yıl süre ile, coğrafi açıdan Ege ve Marmara Bölgesi ve sektör açısından ambalaj sektörü ile sınırlı olmak üzere düzenlenmiştir.'', 5. maddesinde de ''Rekabet yasağına aykırı davranılması durumunda ... şirketinin uğradığı ya da uğraması muhtemel zararlarını tazmin hakkı saklı kalmak üzere 30.000 ABD doları tutarındaki «cezai şart» personel tarafından ... şirketine ödenecektir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:çalışma hürriyeti · sözleşmeye aykırılık · geçersizlik · eksik inceleme
Benzer bu karardaMahkemece, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 444. ve 445/1. maddesi gözetilerek «rekabet yasağına» dair sözleşme maddesinin «çalışma hürriyeti» ve «hakkaniyetle» bağdaşmayacağı, bu sebeple «geçersiz» olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de; davalının iş akdinin sona erdiği ve yeni bir iş yerinde çalışmaya başladığı tarih itibariyle 818 sayılı Borçlar Kanunu yürürlükte olup, uyuşmazlıkta BK'nın 348 ve 349. madde koşullarının mevcudiyeti tartışılmaksızın ve işçinin yaptığı iş nedeniyle edindiği bilgileri, çalışmaya başladığı başka bir rakip işletmede kullanarak davacı işverene önemli ölçüde zarar verme ihtimalinin bulunup bulunmadığı değerlendirilmeksizin «eksik inceleme» ve değerlendirmeye dayalı olarak davanın reddi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; «rekabet yasağı sözleşmesinde» öngörülen 3 yıllık sürenin Kanunda belirtilen süreyi aştığı, coğrafi bölge anlamında 4.maddede Ege Bölgesi ve Marmara Bölgesi ile sınırlı olmak üzere denilmiş ise de ambalaj sektöründe yer alan firmaların büyük çoğunluğunun anılan bölgelerde bulunduğu, sözleşmenin geçerli sayılması halinde özellikle ambalaj sektöründe eğitim aldığı anlaşılan davalının 3 yıl gibi uzun bir süreyle çalışmasının engellenmesinin «çalışma hürriyeti» ve «hakkaniyet» ile bağdaşmayacağı, sözleşmenin sadece işçi aleyhine hükümler taşıdığı, bu nedenle rekabet yasağının «geçersiz» olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Dava, taraflar arasında akdedilen «rekabet yasağı sözleşmesine aykırılıktan» kaynaklanan «cezai şart» istemine ilişkindir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2014/18831 E. , 2015/13121 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ ... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ 10/09/2014
NUMARASI 2013/438-2014/225
Taraflar arasında görülen davada .... Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 10/09/2014 tarih ve 2013/438-2014/225 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 08/12/2015 günü hazır bulunan davacı vekili Av. ... ... ile davalı vekili Av. ... ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili şirkette yaklaşık üç yıl süre ile yurt dışı operasyon uzmanı olarak çalışan davalının, 04.10.2011 tarihinde istifa ederek işinden ayrılmasından kısa bir süre sonra müvekkili ile aynı sektörde faaliyet gösteren başka bir şirkette çalışmaya başladığını, oysa taraflar arasındaki sözleşmenin 3. maddesi ile bu davranışın yasaklandığını ve aynı sözleşmenin 7. maddesi ile de anılan durumun cezai şarta bağlandığını, dolayısıyla müvekkilinin cezai şarta hak kazandığını ileri sürerek, 67.508 TL cezai şartın faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının dayandığı sözleşmenin geçerli bir sözleşme olarak kabul edilemeyeceğini, zira tek taraflı olarak davacı işverenin lehine ve müvekkili işçinin ekonomik geleceğini tehlikeye atan hükümler içerdiğini, ayrıca yasanın öngördüğü sınırlamaları içermediğini, davacının bir zarara uğramadığını, istenilen cezai şartın fahiş olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacı şirkette çalışan davalının bu işinden ayrıldıktan sonra davacı ile aynı sektörde faaliyet gösteren başka bir şirkette çalışmaya başladığı ancak davacı tarafça, davalının ne tür bir ticari sırra vakıf olduğu ve bu bilgileri kullanarak davacıya zarar verdiği hususlarının ispatlanamadığı, aksine davalının işinden ayrılmasından sonra davacının satışlarında artış yaşandığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, davalı işçi için rekabet yasağı öngören taahhütnameye aykırı davranıldığı iddiası ile cezai şart alacağının tahsili istemine ilişkin olup yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere mahkemece, davalının ne tür bir ticari sırra vakıf olduğu ve bu sırları kullanarak davacıya zarar verdiği hususlarının ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın Çalışma ve Sözleşme Hürriyeti başlığı altında düzenlenen 48 ve devamı maddelerinde, herkesin dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetine sahip olduğu anayasal teminat altına alınmıştır. Somut olaya uygulanması gereken mülga 818 sayılı BK'nun 348. maddesinde de hizmet sözleşmesinin sona ermesinden sonra rekabet yasağına ilişkin sözleşme yapılabileceği kabul edildikten sonra 349. maddesinde ise, “Rekabet memnuiyeti ancak işçinin iktisadi istikbalinin hakkaniyete muhalif olarak tehlikeye girmesini menedecek surette zaman, mahal ve işin nevi noktasından hal icabına göre münasip bir hudut dahilinde şart edilmiş ise muteberdir.” denilerek rekabet yasağına ilişkin sözleşmenin sınırları belirlenmiştir.
Bu açıklamalardan sonra somut olaya dönülecek olursa, davalı tarafından imzalanan taahhütnamenin 3. maddesinde, "Şirket ile aramdaki ...hizmet ilişkisinin sona erdiği tarihten itibaren 1 yıl süre ile şirketin faaliyet gösterdiği alanda ve işkolunda, İstanbul, İzmir ve Bursa'da ve bu illerin civarındaki şirket ve acentelerinin bulunduğu yerlerde, iş kurmayacağımı, bu yerlerde işverenle aynı alanda faaliyet gösteren şirketler ile ortaklık ve/veya hizmet ilişkisinde bulunmayacağımı, belirtilen süre boyunca aynı alanda faaliyet gösteren hiçbir kişi veya şirkette her ne surette olursa olsun çalışmayacağımı, ..... kabul, beyan ve taahhüt ederim." düzenlemesine yer verilmiştir. Anılan maddede, İstanbul, İzmir ve Bursa illerinde rekabet yasağı öngörüldükten sonra bu illerin civarındaki şirket ve acenteleri denilmek suretiyle coğrafi alan bakımından bir belirsizliğe yol açıldığı gibi esasen ülkemizde taşıma faaliyetinin yoğunlaştığı bölgeler de gözetildiğinde, bu derece geniş bir alanda rekabet yasağı öngörülmesinin yukarıda değinilen Anayasa ve mülga BK hükümlerine uygun olduğu da kabul edilemez.
Bu itibarla mahkemece, davalının imzaladığı taahhütnamenin rekabet yasağına ilişkin maddesinde yer alan coğrafi alan sınırlamasının, yukarıda açıklanan çalışma özgürlüğüne ve emredici yasal düzenlemelere aykırı olması nedeniyle batıl bulunduğunun kabulü ile bu yönden davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle reddi doğru olmamış ise de davanın reddine ilişkin olarak verilen karar sonucu itibariyle doğru olduğundan 1086 Sayılı HUMK'un 438. maddesinin son fıkrası uyarınca kararın gerekçesi düzeltilmek suretiyle onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile HUMK'un 438/son maddesi uyarınca kararın gerekçesi düzeltilerek ONANMASINA,takdir olunan 1.100.00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine, aşağıda yazılı bakiye 4,00 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 08/12/2015 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Dava, rekabet yasağına aykırılık nedeniyle cezai şart tahsili istemine ilişkindir. Konuya ilişkin yasal düzenlemeler 818 sayılı BK'nın 348 vd. maddeleri ile 6098 sayılı TBK'nın 444 vd. madde-lerinde yer almaktadır. Söz konusu yasal düzenlemelerle mer'i hukuk düzeni içerisinde yerine bulan ve kısaca rekabet yasağı olarak adlandırılan bu sözleşmelerin, sözleşme serbestisi kapsamında ve fakat kanunun sınırlayıcı hükümleri dahilinde düzenlendikleri sürece sonuç doğurucu nitelikte oldukları kuşkusuzdur. Bu bağlamda, söz konusu hükümlerin Anayasamızın çalışma hürriyetine ilişkin hükümleri ile bağdaşmadığı şeklinde bir kanaatin olması halinde, bu hususun, Anayasa Mahkemesinde yöntemince ileri sürülmesi gerektiği görüşündeyim.
Bu nedenle, bu yönde bir başvuru yapılmaksızın mezkur yasa hükümlerine uygun sözleşmelerin ayrıca bir anayasa süzgecinden geçirilmesi suretiyle geçerli olup olmadıklarının tartışılmasının doğru olmadığı kanısındayım.
Bu anlamda ifade edilmek gerekir ki, taraflar arasında düzenlenen rekabet yasağına ilişkin sözleşme, yer-zaman ve faaliyet sahası gibi kriterler açısından, somut olaya uygulanması gereken 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 348. vd. maddelerinde öngörülen geçerlilik koşullarına ve Dairemizin konuyla ilgili açıklayıcı nitelikteki içtihatlarına uygun mahiyette ve sonuç doğurucu niteliktedir. Herşeyden önce, Daire çoğunluğunun değerlendirmesinde de işaret olunduğu üzere, davalı çalışan, davacı şirkette çalıştığı süre içerisinde şirketin sırlarına, müşteri portföyüne vakıf olacak bir pozisyonda bulunmuş olup söz konusu pozisyon nedeniyle elde ettiği bilgilerin bir başka şirket için kullanılması "ihtimalinin" davacı şirket bakımından mühim bir zarar tehlikesine işaret edeceği ortada olup bu yönden bir yasaya aykırılık bulunmamaktadır.
Bu bakımdan mahkemece davanın reddine mesnet teşkil eden işbu gerekçede isabet olmadığı yönündeki Daire çoğunluğu görüşü ile mutabıkım. Ancak, rekabet yasağının ancak işveren şirketin faaliyet alanı ile sınırlı bir biçimde belirlenebilmesi söz konusu iken, taahhütnamede yer alan "..illerin civarındaki şirket ve acentelerinin bulunduğu yerler" ibaresinden davacı şirketin faaliyet gösterdiği yerlerin anlaşılacak olması nedeniyle, bu yöndeki sınırlama bakımından bir belirsizlik yaratıldığı söylenemez. Üstelik davalı çalışan, davacı şirketteki görevinden istifa ettikten çok kısa bir süre sonra davacı şirket ile aynı alanda faaliyet gösteren rakip bir şirkette çalışmaya başlamış olup bir an için coğrafi alan sınırlaması bakımından bir belirsizliğin söz konusu olduğunun kabulü halinde dahi, davalının davacı şirketten ayrıldıktan sonra çalışmaya başladığı şirketin merkezinin ve buna dayalı olarak bu şirketin ağırlıklı olarak faaliyet gösterdiği yerin tıpkı davacı şirket gibi İstanbul olması nedeniyle, bu hususa dayalı olarak geçersizlik savunmasında bulunulmasının açıkça hakkın kötüye kullanımı niteliğinde olmakla nazara alınmaması gerektiğinin gözden kaçırıldığı düşüncesindeyim.
Tüm bu nedenlerle, yerel mahkeme kararının davacı lehine bozulması gerektiği görüşü ile Daire çoğunluğunun aksi yöndeki kararına katılamıyorum. KARŞI OY YAZISI
Dava, davalı işçinin rekabet yasağı öngören taahhütnameye aykırı davrandığı iddiası ile cezai şart alacağının tahsili istemine ilişkin olup, mahkemece yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir.
Dairemiz çoğunluğu,davalının imzaladığı taahhütnamenin rekabet yasağına ilişkin maddesinde yer alan coğrafi alan sınırlamasının, çalışma özgürlüğüne ve emredici yasal düzenlemelere aykırı olması nedeniyle batıl bulunduğunun kabulü ile bu yönden davanın reddine karar verilmesi gerektiği belirtilerek, yerel mahkeme kararının gerekçesi düzeltilmek suretiyle onanmıştır.
Davalının, davacı şirkette çalıştığı süre içerisinde şirketin sırlarına, müşteri portföyüne vakıf olacak bir pozisyonda bulunduğu, söz konusu pozisyonu nedeniyle elde ettiği bilgilerin bir başka şirket yararına kullanılması ihtimalinin, davacı şirket bakımından mühim bir zarar tehlikesine sebebiyet vereceği, dolayısıyla yerel mahkemenin davanın reddine ilişkin gerekçesinin isabetsiz olduğu yönünden Dairemiz çoğunluğu ile aramızda herhangi bir uyuşmazlık yoktur.
Davalı tarafından imzalanan taahhütnamedeki, "...hizmet ilişkisinin sona erdiği tarihten itibaren 1 yıl süre ile şirketin faaliyet gösterdiği alanda ve işkolunda, İstanbul, İzmir ve Bursa'da ve bu illerin civarındaki şirket ve acentelerinin bulunduğu yerlerde, iş kurmayacağımı, bu yerlerde işverenle aynı alanda faaliyet gösteren şirketler ile ortaklık ve/veya hizmet ilişkisinde bulunmayacağımı, belirtilen süre boyunca aynı alanda faaliyet gösteren hiçbir kişi veya şirkette her ne surette olursa olsun çalışmayacağımı, ..... kabul, beyan ve taahhüt ederim." şeklindeki düzenlemenin sözleşme özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi ve taşımacılık konusunda faaliyet gösteren davacı şirketin yaptığı işin mahiyeti gereği, bu şekildeki sınırlama bakımından bir belirsizlik olmadığının kabulü gerekir.
Davalının, davacı şirketteki görevinden istifa ettikten kısa süre sonra, davacı şirket ile aynı alanda ve bölgede faaliyet gösteren bir şirkette çalışmaya başlaması sebebiyle, davalının sözleşmenin geçersizliğine ilişkin savunması dürüstlük kuralı ile bağdaşmaz.
Bu nedenle, davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile yerel mahkeme kararının bozulması gerektiği görüşünde olduğumdan, sayın çoğunluğun onama kararına katılmıyorum.
08. 12.2015
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/154574100 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz