Farklılaştırılmış teselsül
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2024/2053 E. 2025/94 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
farklılaştırılmış teselsül↗ kanuni temsilci sorumluluğu↗ ödeme emrinin iptali↗ yönetim kurulu üyesinin sorumluluğu↗ amme alacağı↗ kamu alacağı↗ 6183 sayılı kanun↗ kanuni temsilci↗ maktu vekâlet ücreti↗ borçtan kurtulma↗ gecikme cezası↗ yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu↗ prim alacağı↗ hizmet bedeli↗ haklı sebep↗ ödeme emri↗ trafik kazası↗ mükerrerlik↗ müteselsil sorumluluk↗ vekâlet ücreti↗ münhasırlık↗ ek prim↗ tüzel kişilik↗ kâr payı↗ yönetim kurulu kararı↗ taşıyan↗ teminat↗ temsil↗ görevli mahkeme↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2020/138 E., 2021/319 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
KARAR
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; 6111 sayılı Kanunla getirilen düzenleme ile özel sigortalara ait primlerin bir bölümünü sosyal sigortalara devredilerek, teminatların bir bölümünün de Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından karşılanmasının öngörüldüğünü, ticari faaliyete dayanan özel sigorta alacağından farkı bulunmayan davaya konu alacağın, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun (6183 sayılı Kanun) uyarınca kamu alacağı niteliğini taşımadığını, 2012 yılında ... Sigorta A.Ş.'nin genel müdürlüğüne atanan müvekkilinin şirketin yükümlülük karşılama rasyolarını en alttan alarak en üst düzeye çıkardığını, sermaye yetersizliği nedeniyle yapılabileceği bir şey kalmadığını, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 13. maddesi ile 6183 sayılı Kanun'un mükerrer 35. maddesi uyarınca yönetim kurulu üyesinin borçtan kurtulması için borcun oluşumunda kusurunun bulunması gerektiğini ileri sürerek davalı Kurum tarafından müvekkili davacıya gönderilen ödeme emrinin iptaline, müvekkilinin davalı Kuruma herhangi bir borcunun bulunmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun (KTK) 98. maddesinde öngörülen meblağın sigorta şirketleri ve Güvence Hesabı tarafından süresi içinde ödenmemesi durumunda 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun (5510 sayılı Kanun) 89. maddesinin 2. fıkrasının uygulanması gerektiğini, bu nedenle katkı payının tahsili için 6183 sayılı Kanun hükümleri uyarınca yasal takibe geçildiğini, dava konusu alacağın imtiyazlı amme alacağı niteliğinde olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı Kurum'un 6183 sayılı Kanun'a dayalı ödeme emrine konu ettiği alacağının 5510 sayılı Kanun'dan doğan bir kamu alacağı olmadığı, KTK'nın 98. maddesine dayalı özel sigortacılık faaliyetinden doğan prim alacağı niteliği taşıdığı, bu nedenle bu alacağın tahsilinde 5510 sayılı Kanun'un 88. maddesinin onaltıncı fıkrası atfı ile 6183 sayılı Kanun'a göre takip yapılamayacağı, yine aynı gerekçe ile dava dışı ... Şigorta A.Ş.'nin yönetim kurulu üyesi olan davacının 5510 sayılı Kanun'un 88/20 hükmü uyarınca bu alacak nedeniyle müteselsil sorumluluğunun bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm, davalı vekilince istinaf edilmiştir.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile eldeki davanın kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemekle birlikte davanın, davacı aleyhine 6183 sayılı Kanun'un kapsamında takibe başlanmasından kaynaklandığının anlaşılması karşısında 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 168. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, vekille temsil edilen davacı lehine maktu vekâlet ücretine hükmolunması gerektiği gerekçesiyle istinaf başvurusunun vekâlet ücreti yönünden kabulüne karar verilmiş, hüküm, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Dava ve Hukuki Nitelendirme
Dava, davacının, davalı Kurum tarafından 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre düzenlenen ödeme emirleri sebebiyle borçlu olmadığının tespiti ve ödeme emirlerinin iptali istemine ilişkin olup uyuşmazlık, davalı Kurum'un KTK'nın 98. maddesi gereğince doğmuş alacağının amme alacağı olup olmadığı ve buradan varılacak sonucuna göre, davalı Kurum'a anılan Yasa hükmünden doğan borcu bulunan dava dışı sigorta şirketinin yönetim kurulu üyesi olarak görev yapmış olan davacının, bu borçtan, 5510 sayılı Kanun'un 88. ve 6183 sayılı Kanun'un 35. maddelerine göre borçluyla birlikte müteselsilen sorumlu olup olmadığı hususlarında toplanmaktadır.
B. Değerlendirme
1.KTK'nın, 6111 sayılı Kanun'un 59. maddesiyle değiştirilen 98. maddesiyle, trafik kazaları sebebiyle üniversitelere bağlı hastaneler ve diğer bütün resmî ve özel sağlık kurum ve kuruluşlarının sundukları sağlık hizmet bedellerinin, kazazedenin sosyal güvencesi olup olmadığına bakılmaksızın genel sağlık sigortalısı sayılanlar için belirlenen sağlık hizmeti geri ödeme usul ve esasları çerçevesinde Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanacağı, trafik kazalarına sağlık teminatı sağlayan zorunlu sigortalarda; sigorta şirketlerince yazılan primlerin ve Güvence Hesabınca tahsil edilen katkı paylarının %15’ini aşmamak üzere, münhasıran bu teminatın karşılığı olarak Hazine Müsteşarlığınca sigortacılık ilkeleri çerçevesinde maktu veya nispi olarak belirlenen tutarın tamamının sigorta şirketleri ve 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 14. maddesinde düzenlenen durumlar için Güvence Hesabı tarafından Sosyal Güvenlik Kurumuna aktarılacağı, bu madde çerçevesinde sigorta şirketleri ve Güvence Hesabı tarafından ödenecek meblağın süresinde ödenmemesi halinde ise 5510 sayılı Kanun'un 89. maddesinin ikinci fıkrasının uygulanacağı düzenleme altına alınmıştır.
2.Anılan Yasa hükmüyle atıf yapılan 5510 sayılı Kanun'un 89. maddesinin ikinci fıkrasında ise Sosyal Güvenlik Kurumu'nun prim ve diğer alacaklarının süresinde ödenmemesi halinde hangi oranda gecikme cezası ve gecikme zammı uygulanacağı ve bunların usul ve yöntemleri düzenleme altına alınmıştır.
3. 6183 sayılı Kanun'un 1. maddesiyle, devletin ve kamu kurumlarının hangi tür asli ve feri alacaklarının amme alacağı olduğu belirtilmiş, aynı Kanun'un 2. maddesinde ise muhtelif kanunlarda 6183 sayılı Kanun'a göre tahsil edileceği bildirilen her çeşit alacaklar hakkında da 6183 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanacağı düzenleme altına alınmıştır.
4.5510 sayılı Kanun'un 88. maddesinin on altıncı fıkrasında, Kurum'un süresi içinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsilinde, 6183 sayılı Kanun'un 51., 102. ve 106. maddeleri hariç, diğer maddelerinin uygulanacağı düzenleme altına alınmış olup on sekizinci fıkrasında ise Kurum'un 6183 sayılı Kanun kapsamında takip edilen prim ve diğer alacaklarının amme alacağı niteliğinde olduğu belirtilmiştir. Anılan Yasa hükümleri karşısında SGK'nın prim ve diğer alacakların amme alacağı niteliğinde olduğu ve bunların tahsilinde 6183 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanacağı hususlarında duraksama bulunmamaktadır.
5.SGK'nın KTK'nın 98. maddesinin ikinci fıkrasından doğan alacağının, amme alacağı niteliğinde olup olmadığına gelince, KTK'nın 98. maddesinin birinci fıkrasında, trafik kazalarından kaynaklanan sağlık giderlerinin, genel sağlık sigortalısı sayılanlar için belirlenen sağlık hizmeti geri ödeme usul ve esasları çerçevesinde SGK tarafından karşılanacağı belirtilmiştir. Anılan Yasa hükmünün ikinci fıkrayla yapılan düzenlemenin amacı ise SGK'ya birinci fıkradaki giderlerin karşılanması amacıyla kaynak yaratmaktır. Buna göre, sigorta şirketlerince aktarılan prim payları, SGK tarafından, genel sağlık sigortalısı sayılanlar için belirlenen sağlık hizmeti geri ödeme usul ve esasları çerçevesinde trafik kazası sebebiyle meydana gelen sağlık giderlerin karşılanmasında kullanılacaktır. Hal böyle olunca primlerden Sosyal Güvenlik Kurumu' na aktarılması gereken tutarın kamu alacağı niteliğinde kabul edilmesi gerekmektedir. Zira, 5510 sayılı Kanun'un 1. maddesinde belirtildiği üzere Kanun'un amacı sosyal sigortalar ile genel sağlık sigortası bakımından kişileri güvence kapsamına almak; bu sigortalardan yararlanacak kişileri ve sağlanacak hakları, bu haklardan yararlanma şartları ile karşılanma yöntemlerini belirlemektir. 5502 sayılı Kanun'nun 34. maddesinde Kurumun gelirlerinin primler, para cezaları vs. diğer gelirler olduğu belirtilmiş ve dolayısıyla bir sınır koyulmamıştır. Bu durum karşısında KTK kapsamında zorunlu trafik sigortası primlerinden Sosyal Güvenlik Kurumu'na aktarılması gereken miktar sağlık sigortası primi kapsamında olup Sosyal Güvenlik Kurumu gelirlerindendir. Bu nedenle SGK tarafından sigorta şirketlerinden KTK'nın 98. maddesinin ikinci fıkrası gereğince tahsil edilecek olan prim payları esasen genel sağlık sigortasına ilişkindir. Bu hale göre, SGK'nın anılan Yasa hükmünden doğan alacağının amme alacağı niteliğinde olduğunun kabulü gerekmekte olup aksi yöndeki gerekçede isabet bulunmamaktadır.
6.Davacı yönetim kurulu üyesinin sorumluluğuna gelince, 6183 sayılı Kanun'un "Kanuni Temsilcilerin Sorumluluğu" başlığını taşıyan Mükerrer 35. maddesinde, tüzel kişilerin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya edilemeyeceği anlaşılan amme alacaklarının tüzel kişinin kanuni temsilcilerinin mal varlığından 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre tahsil edileceği belirtilmiş, 5510 sayılı Kanun'un 88. maddesinin yirminci fıkrasıyla ise Kurum'un sigorta primleri ve diğer alacaklarının haklı bir sebep olmaksızın süresinde ödenmemesi halinde tüzel kişiliği haiz işverenlerin üst düzeydeki yönetici veya yetkililerinin, görevleri ile ilgili olarak Kuruma karşı işverenleri ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu olacağı düzenlenme altına alınmıştır.
7.6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 557. maddesiyle, yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu bakımından farklılaştırılmış teselsül ilkesi benimsenmiş ise de bu ilke, yönetim kurulu üyelerinin şirketin ticari faaliyetleri kapsamında özel hukuka ilişkin olarak yapmış oldukları iş ve işlemlere ilişkin olup kamu hukuku kapsamında değerlendirilmez. Somut olayda, KTK'nın 98. maddesiyle getirilen prim aktarma yükümlülüğü, kamu menfaati gözetilerek kanunen getirilen bir yükümlülük olup her bir yönetim kurulu üyesi bu primlerin aktarılmasından müştereken ve müteselsilen sorumludur. Nitekim somut olaya uygulanması gereken 5510 sayılı Kanun'un 88. maddesinin yirminci fıkrasında da bu husus açıkça belirtilmiştir.
8.Bu itibarla, Bölge Adliye Mahkemesince, davalı Kurum'un davaya konu alacağının amme alacağı olduğu ve davacı yönetim kurulu üyesinin, görev yaptığı dönemde KTK'nın 98. maddesi gereğince aktarılması gereken prim paylarınından şirketle birlikte müteselsilen sorumlu olduğu kabul edilip bu dönemde aktarılması gerekirken aktarılmayan prim payının miktarı da belirlenerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirmeye dayalı olarak yazılı olduğu şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
9.Bozma sebep ve şekline göre davacı vekilinin, vekâlet ücretine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2024/805 E. 2024/9336 K.
Ortak:farklılaştırılmış teselsül · ödeme emrinin iptali · yönetim kurulu üyesinin sorumluluğu · amme alacağı · kamu alacağı · kanuni temsilci · gecikme cezası · yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu
İncelediğiniz kararda6.Davacı «yönetim kurulu üyesinin sorumluluğuna» gelince, 6183 sayılı Kanun'un "Kanuni Temsilcilerin Sorumluluğu" başlığını «taşıyan» Mükerrer 35. maddesinde, tüzel kişilerin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya edilemeyeceği anlaşılan amme alacaklarının tüzel kişinin «kanuni temsilcilerinin» mal varlığından 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre tahsil edileceği belirtilmiş, 5510 sayılı Kanun'un 88. maddesinin yirminci fıkrasıyla ise Kurum'un sigorta primleri ve diğer alacaklarının haklı bir sebep olmaksızın süresinde ödenmemesi halinde «tüzel kişiliği» haiz işverenlerin üst düzeydeki yönetici veya yetkililerinin, «görevleri» ile ilgili olarak Kuruma karşı işverenleri ile birlikte müştereken ve «müteselsilen sorumlu» olacağı düzenlenme altına alınmıştır.
7.6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 557. maddesiyle, «yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu» bakımından «farklılaştırılmış teselsül» ilkesi benimsenmiş ise de bu ilke, yönetim kurulu üyelerinin şirketin ticari faaliyetleri kapsamında özel hukuka ilişkin olarak yapmış oldukları iş ve işlemlere ilişkin olup kamu hukuku kapsamında değerlendirilmez.
DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; 6111 sayılı Kanunla getirilen düzenleme ile özel sigortalara ait primlerin bir bölümünü sosyal sigortalara devredilerek, «teminatların» bir bölümünün de Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından karşılanmasının öngörüldüğünü, ticari faaliyete dayanan özel sigorta alacağından farkı bulunmayan davaya konu alacağın, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun (6183 sayılı Kanun) uyarınca «kamu alacağı» niteliğini taşımadığını, 2012 yılında ...
Benzer bu karardaSigorta'dan 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun (2918 sayılı Kanun) 98 inci maddesinin ikinci fıkrasından kaynaklanan alacağı bulunduğunu, «yönetim kurulu» üyesi olarak görev yapmış olan müvekkilinin de bu borçtan şirketle birlikte «müteselsilen sorumlu» olduğunu iddia ettiğini oysa sözü edilen Yasa hükmünden kaynaklanan alacağın «amme alacağı» niteliğinde olmadığını, bunun yanında müvekkilinin yönetim kurulu üyesi olduğu dönemde «temsil» ve ilzam «yetkisine» de sahip olmadığını ileri sürerek davaya konu «ödeme emrinin iptaline» karar verilmesini talep etmiştir.
6.Davacı «yönetim kurulu üyesinin sorumluluğuna» gelince, 6183 sayılı Kanun' un "Kanuni Temsilcilerin Sorumluluğu" başlığını «taşıyan» Mükerrer 35 inci maddesinde, tüzel kişilerin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya edilemeyeceği anlaşılan amme alacaklarının tüzel kişinin «kanuni temsilcilerinin» mal varlığından 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre tahsil edileceği belirtilmiş, 5510 sayılı Kanun'un 88 inci maddesinin yirminci fıkrasıyla ise Kurum'un sigorta primleri ve diğer alacaklarının haklı bir sebep olmaksızın süresinde ödenmemesi halinde «tüzel kişiliği» haiz işverenlerin üst düzeydeki yönetici veya yetkililerinin, «görevleri» ile ilgili olarak Kuruma karşı işverenleri ile birlikte müştereken ve «müteselsilen sorumlu» olacağı düzenlenme altına alınmıştır.
6102 sayılı Kanun'un 557 nci maddesiyle, «yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu» bakımından «farklılaştırılmış teselsül» ilkesi benimsenmiş ise de bu ilke, yönetim kurulu üyelerinin şirketin ticari faaliyetleri kapsamında özel hukuka ilişkin olarak yapmış oldukları iş ve işlemlere ilişkin olup kamu hukuku kapsamında değerlendirilmez.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:yetkisizlik kararı · vekalet ücreti
Benzer bu karardaSigorta'dan 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun (2918 sayılı Kanun) 98 inci maddesinin ikinci fıkrasından kaynaklanan alacağı bulunduğunu, «yönetim kurulu» üyesi olarak görev yapmış olan müvekkilinin de bu borçtan şirketle birlikte «müteselsilen sorumlu» olduğunu iddia ettiğini oysa sözü edilen Yasa hükmünden kaynaklanan alacağın «amme alacağı» niteliğinde olmadığını, bunun yanında müvekkilinin yönetim kurulu üyesi olduğu dönemde «temsil» ve ilzam «yetkisine» de sahip olmadığını ileri sürerek davaya konu «ödeme emrinin iptaline» karar verilmesini talep etmiştir.
9.Bozma sebep ve şekline göre davalı vekilinin, «vekalet ücretine» yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
-
Farklılaştırılmış teselsül 🔁 aynen tekrar
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2023/5921 E. 2024/8009 K.
Ortak:farklılaştırılmış teselsül · yönetim kurulu üyesinin sorumluluğu · amme alacağı · kamu alacağı · kanuni temsilci · gecikme cezası · yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu · prim alacağı
İncelediğiniz kararda… esinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı Kurum'un 6183 sayılı Kanun'a dayalı ödeme emrine konu ettiği alacağının 5510 sayılı Kanun'dan doğan bir «kamu alacağı» olmadığı, KTK'nın 98. maddesine dayalı özel sigortacılık faaliyetinden doğan «prim alacağı» niteliği taşıdığı, bu nedenle bu alacağın tahsilinde 5510 sayılı Kanun'un 88. maddesinin onaltıncı fıkrası atfı ile 6183 sayılı Kanun'a göre takip yapılamayacağı, …
6.Davacı «yönetim kurulu üyesinin sorumluluğuna» gelince, 6183 sayılı Kanun'un "Kanuni Temsilcilerin Sorumluluğu" başlığını «taşıyan» Mükerrer 35. maddesinde, tüzel kişilerin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya edilemeyeceği anlaşılan amme alacaklarının tüzel kişinin «kanuni temsilcilerinin» mal varlığından 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre tahsil edileceği belirtilmiş, 5510 sayılı Kanun'un 88. maddesinin yirminci fıkrasıyla ise Kurum'un sigorta primleri ve diğer alacaklarının haklı bir sebep olmaksızın süresinde ödenmemesi halinde «tüzel kişiliği» haiz işverenlerin üst düzeydeki yönetici veya yetkililerinin, «görevleri» ile ilgili olarak Kuruma karşı işverenleri ile birlikte müştereken ve «müteselsilen sorumlu» olacağı düzenlenme altına alınmıştır.
7.6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 557. maddesiyle, «yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu» bakımından «farklılaştırılmış teselsül» ilkesi benimsenmiş ise de bu ilke, yönetim kurulu üyelerinin şirketin ticari faaliyetleri kapsamında özel hukuka ilişkin olarak yapmış oldukları iş ve işlemlere ilişkin olup kamu hukuku kapsamında değerlendirilmez.
Benzer bu karardaSigorta A.Ş.'nin tüm branşlardaki ruhsatlarının iptal edildiği ve «yönetim kurulu» başkan ve üyelerinin tamamen değiştirildiği, 5510 sayılı Kanun'un 88 inci maddesinde "Kurumun sigorta primleri ve diğer alacakları haklı bir sebep olmaksızın bu kanunda belirtilen sürelerde ödenmez ise " ibaresi kullanılarak sorumluluğun ön koşulu olarak haklı bir sebep bulunmaması öngörülmüş yani sorumluluğun müşterek ve «müteselsil sorumluluk» olmasının yanı sıra «kusur sorumluluğu» olduğunun da belirlendiği, somut olayda, idare ve «temsil yetkisi» yönetim kurulu kararı ile atanan kişilerden bazılarına devredilmiş durumda olup davacının ödeme emirlerinde belirtilen tarihlerde idare ve temsil yetkisi bulunmadığı, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) «yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğunu» düzenleyen 553 üncü maddesinin ikinci fıkrasında, yönetim kurulu yetkilerinin devredilmesi halinde devreden organ veya kişilerin, devralan kişilerin fiil ve kararlarından sorumlu olmayacaklarının düzenlendiği, davacının hem yönetim ve temsil «yetkisinin» devredilmiş olması hem de görev aldığı 2 aylık sürede şahsen kendisine yükletebilecek bir kusurun bulunmaması nedeniyle sorumluluğu bulunmadığı, ayrıca her ne kadar ödeme emirlerinde alacağın «kamu alacağı» olarak nitelendirilip 6183 sayılı Kanun'un uygulanacağı belirtilmiş ise de somut olayda alacağın nitelik olarak 2918 sayılı Kanun'un 98 inci maddesine dayalı özel sigortacılık faaliyetinden doğan «prim alacağı» olup kamu alacağı olmadığından 6183 sayılı Kanun'un uygulanmasının mümkün olmadığı, belirtilen nedenlerle davacının kendisine gönderilen ödeme emirlerinden dolayı …
6.Davacı «yönetim kurulu üyesinin sorumluluğuna» gelince, 6183 sayılı Kanun'un "Kanuni Temsilcilerin Sorumluluğu" başlığını «taşıyan» Mükerrer 35 inci maddesinde, tüzel kişilerin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya edilemeyeceği anlaşılan amme alacaklarının tüzel kişinin «kanuni temsilcilerinin» mal varlığından 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre tahsil edileceği belirtilmiş, 5510 sayılı Kanun'un 88 inci maddesinin yirminci fıkrasıyla ise Kurum'un sigorta primleri ve diğer alacaklarının haklı bir sebep olmaksızın süresinde ödenmemesi halinde «tüzel kişiliği» haiz işverenlerin üst düzeydeki yönetici veya yetkililerinin, «görevleri» ile ilgili olarak Kuruma karşı işverenleri ile birlikte müştereken ve «müteselsilen sorumlu» olacağı düzenlenme altına alınmıştır.
7.6102 sayılı Kanun'un 557 nci maddesiyle, «yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu» bakımından «farklılaştırılmış teselsül» ilkesi benimsenmiş ise de bu ilke, yönetim kurulu üyelerinin şirketin ticari faaliyetleri kapsamında özel hukuka ilişkin olarak yapmış oldukları iş ve işlemlere ilişkin olup kamu hukuku kapsamında değerlendirilmez.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:yönetim kurulu üyeliği · temsil yetkisi · nispi vekalet ücreti · kusur sorumluluğu · olağanüstü genel kurul · maktu vekalet ücreti · vade · yetkisizlik kararı
Benzer bu karardaSigorta A.Ş.'nin tüm branşlardaki ruhsatlarının iptal edildiği ve «yönetim kurulu» başkan ve üyelerinin tamamen değiştirildiği, 5510 sayılı Kanun'un 88 inci maddesinde "Kurumun sigorta primleri ve diğer alacakları haklı bir sebep olmaksızın bu kanunda belirtilen sürelerde ödenmez ise " ibaresi kullanılarak sorumluluğun ön koşulu olarak haklı bir sebep bulunmaması öngörülmüş yani sorumluluğun müşterek ve «müteselsil sorumluluk» olmasının yanı sıra «kusur sorumluluğu» olduğunun da belirlendiği, somut olayda, idare ve «temsil yetkisi» yönetim kurulu kararı ile atanan kişilerden bazılarına devredilmiş durumda olup davacının ödeme emirlerinde belirtilen tarihlerde idare ve temsil yetkisi bulunmadığı, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) «yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğunu» düzenleyen 553 üncü maddesinin ikinci fıkrasında, yönetim kurulu yetkilerinin devredilmesi halinde devreden organ veya kişilerin, devralan kişilerin fiil ve kararlarından sorumlu olmayacaklarının düzenlendiği, davacının hem yönetim ve temsil «yetkisinin» devredilmiş olması hem de görev aldığı 2 aylık sürede şahsen kendisine yükletebilecek bir kusurun bulunmaması nedeniyle sorumluluğu bulunmadığı, ayrıca her ne kadar ödeme emirlerinde alacağın «kamu alacağı» olarak nitelendirilip 6183 sayılı Kanun'un uygulanacağı belirtilmiş ise de somut olayda alacağın nitelik olarak 2918 sayılı Kanun'un 98 inci maddesine dayalı özel sigortacılık faaliyetinden doğan «prim alacağı» olup kamu alacağı olmadığından 6183 sayılı Kanun'un uygulanmasının mümkün olmadığı, belirtilen nedenlerle davacının kendisine gönderilen ödeme emirlerinden dolayı …
Sigorta A.Ş.'nin 20.05.2015 tarihli «olağan genel kurul» toplantısında «yönetim kurulu üyeliğine» atandığı, bu kararın 04.06.2015 tarihinde «ilan» edildiği, 25.05.2015 tarihli yönetim kurulu toplantısında atanan üyeler arasından şirketi sınırsız «temsil» ve ilzama yetkili başkan ve üyelerin seçildiği, davacının bu üyeler arasında olmadığı, T.C.
… 3 sayılı Kanun'un uygulanmasından doğan her türlü davalar için avukatlık ücreti tutarı maktu olarak belirlenir” hükmünü içerdiği, bu durumda Mahkemece davacı lehine «maktu vekalet ücretine» hükmedilmesi gerekirken, «nispi vekalet ücretine» hükmedilmesi doğru olmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, esas hakkında yenid …
… kçesinde; davalı Kurum tarafından adına düzenlenen ve 17.03.2017 tarihinde kendisine tebliğ edilen ödeme emirlerinde bildirilen borç aslı ve ferileri olan faizlerin «vadesi» geçtiği halde ödenmediğinden bahisle ödenmesinin talep edildiğini, öncelikle kuruma böyle bir borcu bulunmadığını, kurum tarafından, bildirilen borcun ödenmesi konusunda 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun (6183 sayılı Kanun) hükümlerine göre işlem yapılacağının belirtildiğini, bahsi geçen borca anılan Kanun'un 55 inci maddesi uyarınca itiraz ettiğini, 25.02.2011 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Bazı Alacakların Yeniden yapılandırılmasına ilişkin 13.02.2011 tarihli ve 6111 sayılı Kanun'un 59.maddesi ile sağlık «hizmet bedellerinin» ödenmesine ilişkin 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun (2918 sayılı Kanun) 98 inci maddesinin ikinci fıkrasında da belirtildiği üzere, «trafik kazalarına» sağlık «teminatı» sağlayan zorunlu sigortalarda, sigorta şirketlerince yazılan «primlerinin» ve güvence hesabınca tahsil edilen katkı paylarının %15'ini aşmamak üzere ve «münhasıran» bu teminatın karşılğı olarak Hazine Müsteşarlığınca sigortacılık ilkeleri çerçevesinde maktu veya nispi olarak belirlenen tutarın tamamının sigorta şirketleri tarafından 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun (5684 sayılı Kanun) 14 üncü maddesinde düzenlenen durumlar için güvence hesabı tarafından Sosyal Güvenlik Kurumuna aktarılacağı, bu durumda sigorta şirketi ile sigortalı arasındaki police akdinden tahakkuk eden poliçe priminin belli oranının SGK'ya aktarımının «amme alacağı» olarak kabul edilmemesi, ayrıca bu talebin Borçlar Hukuku çerçevesinde değerlendirilmesinin de gerekeceğini ileri sürerek davalı tarafından kendisine gönderilen öd …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2023/5922 E. 2024/7431 K.
Ortak:farklılaştırılmış teselsül · ödeme emrinin iptali · yönetim kurulu üyesinin sorumluluğu · amme alacağı · kamu alacağı · kanuni temsilci · gecikme cezası · yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu
İncelediğiniz kararda6.Davacı «yönetim kurulu üyesinin sorumluluğuna» gelince, 6183 sayılı Kanun'un "Kanuni Temsilcilerin Sorumluluğu" başlığını «taşıyan» Mükerrer 35. maddesinde, tüzel kişilerin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya edilemeyeceği anlaşılan amme alacaklarının tüzel kişinin «kanuni temsilcilerinin» mal varlığından 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre tahsil edileceği belirtilmiş, 5510 sayılı Kanun'un 88. maddesinin yirminci fıkrasıyla ise Kurum'un sigorta primleri ve diğer alacaklarının haklı bir sebep olmaksızın süresinde ödenmemesi halinde «tüzel kişiliği» haiz işverenlerin üst düzeydeki yönetici veya yetkililerinin, «görevleri» ile ilgili olarak Kuruma karşı işverenleri ile birlikte müştereken ve «müteselsilen sorumlu» olacağı düzenlenme altına alınmıştır.
7.6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 557. maddesiyle, «yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu» bakımından «farklılaştırılmış teselsül» ilkesi benimsenmiş ise de bu ilke, yönetim kurulu üyelerinin şirketin ticari faaliyetleri kapsamında özel hukuka ilişkin olarak yapmış oldukları iş ve işlemlere ilişkin olup kamu hukuku kapsamında değerlendirilmez.
DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; 6111 sayılı Kanunla getirilen düzenleme ile özel sigortalara ait primlerin bir bölümünü sosyal sigortalara devredilerek, «teminatların» bir bölümünün de Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından karşılanmasının öngörüldüğünü, ticari faaliyete dayanan özel sigorta alacağından farkı bulunmayan davaya konu alacağın, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun (6183 sayılı Kanun) uyarınca «kamu alacağı» niteliğini taşımadığını, 2012 yılında ...
Benzer bu karardaDAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı tarafından düzenlenen 23.02.2017 tarihli 2017/01 numaralı «ödeme emri» ile dava dışı asıl borçlu şirketçe ödenmesi gereken tutarlar ve gecikme zamlarının talep edildiğini, takibe konu borcun «amme alacağı» niteliğinde olmadığını, asıl borçlu şirketten tahsiline gidilmeden müvekkilinin sorumluluğuna gidilemeyeceğini, asıl borçlu şirketin yapılandırma talebinin kabul edilmediğini, şirketin Hazine tarafından el konulduğunda borcu ödeyecek tutarda mal varlığı bulunmasına rağmen bu borcun ödenmediğini, müvekkilinin 30.11.2011 tarihinde «yönetim kurulu üyeliğinden» «istifa» ettiğini, borcun ödenmemesinde haklı neden bulunduğunu ileri sürerek 23.02.2017 tarihli 2017/01 icra takip kartlı «ödeme emrinin iptal» edilmesini ve dava dışı şirket «prim» borçlarından dolayı sorumlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
6.Davacı «yönetim kurulu üyesinin sorumluluğuna» gelince, 6183 sayılı Kanun' un "Kanuni Temsilcilerin Sorumluluğu" başlığını «taşıyan» Mükerrer 35 inci maddesinde, tüzel kişilerin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya edilemeyeceği anlaşılan amme alacaklarının tüzel kişinin «kanuni temsilcilerinin» mal varlığından 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre tahsil edileceği belirtilmiş, 5510 sayılı Kanun'un 88 inci maddesinin yirminci fıkrasıyla ise Kurum'un sigorta primleri ve diğer alacaklarının haklı bir sebep olmaksızın süresinde ödenmemesi halinde «tüzel kişiliği» haiz işverenlerin üst düzeydeki yönetici veya yetkililerinin, «görevleri» ile ilgili olarak Kuruma karşı işverenleri ile birlikte müştereken ve «müteselsilen sorumlu» olacağı düzenlenme altına alınmıştır.
6102 sayılı Kanun'un 557 nci maddesiyle, «yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu» bakımından «farklılaştırılmış teselsül» ilkesi benimsenmiş ise de bu ilke, yönetim kurulu üyelerinin şirketin ticari faaliyetleri kapsamında özel hukuka ilişkin olarak yapmış oldukları iş ve işlemlere ilişkin olup kamu hukuku kapsamında değerlendirilmez.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:yönetim kurulu üyeliği · istifa · vekalet ücreti
Benzer bu karardaDAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı tarafından düzenlenen 23.02.2017 tarihli 2017/01 numaralı «ödeme emri» ile dava dışı asıl borçlu şirketçe ödenmesi gereken tutarlar ve gecikme zamlarının talep edildiğini, takibe konu borcun «amme alacağı» niteliğinde olmadığını, asıl borçlu şirketten tahsiline gidilmeden müvekkilinin sorumluluğuna gidilemeyeceğini, asıl borçlu şirketin yapılandırma talebinin kabul edilmediğini, şirketin Hazine tarafından el konulduğunda borcu ödeyecek tutarda mal varlığı bulunmasına rağmen bu borcun ödenmediğini, müvekkilinin 30.11.2011 tarihinde «yönetim kurulu üyeliğinden» «istifa» ettiğini, borcun ödenmemesinde haklı neden bulunduğunu ileri sürerek 23.02.2017 tarihli 2017/01 icra takip kartlı «ödeme emrinin iptal» edilmesini ve dava dışı şirket «prim» borçlarından dolayı sorumlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
9.Bozma sebep ve şekline göre davalı vekilinin, «vekalet ücretine» yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
2 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2023/6847 E. 2024/8462 K.
Ortak:farklılaştırılmış teselsül · ödeme emrinin iptali · yönetim kurulu üyesinin sorumluluğu · amme alacağı · kamu alacağı · kanuni temsilci · gecikme cezası · yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu
İncelediğiniz kararda6.Davacı «yönetim kurulu üyesinin sorumluluğuna» gelince, 6183 sayılı Kanun'un "Kanuni Temsilcilerin Sorumluluğu" başlığını «taşıyan» Mükerrer 35. maddesinde, tüzel kişilerin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya edilemeyeceği anlaşılan amme alacaklarının tüzel kişinin «kanuni temsilcilerinin» mal varlığından 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre tahsil edileceği belirtilmiş, 5510 sayılı Kanun'un 88. maddesinin yirminci fıkrasıyla ise Kurum'un sigorta primleri ve diğer alacaklarının haklı bir sebep olmaksızın süresinde ödenmemesi halinde «tüzel kişiliği» haiz işverenlerin üst düzeydeki yönetici veya yetkililerinin, «görevleri» ile ilgili olarak Kuruma karşı işverenleri ile birlikte müştereken ve «müteselsilen sorumlu» olacağı düzenlenme altına alınmıştır.
7.6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 557. maddesiyle, «yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu» bakımından «farklılaştırılmış teselsül» ilkesi benimsenmiş ise de bu ilke, yönetim kurulu üyelerinin şirketin ticari faaliyetleri kapsamında özel hukuka ilişkin olarak yapmış oldukları iş ve işlemlere ilişkin olup kamu hukuku kapsamında değerlendirilmez.
DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; 6111 sayılı Kanunla getirilen düzenleme ile özel sigortalara ait primlerin bir bölümünü sosyal sigortalara devredilerek, «teminatların» bir bölümünün de Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından karşılanmasının öngörüldüğünü, ticari faaliyete dayanan özel sigorta alacağından farkı bulunmayan davaya konu alacağın, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun (6183 sayılı Kanun) uyarınca «kamu alacağı» niteliğini taşımadığını, 2012 yılında ...
Benzer bu karardaSigorta A.Ş.’nin 31.10.2014 tarihli yapılandırma başvurusunun «amme alacağı» niteliği taşımadığı gerekçesiyle reddedildiğini, 6552 sayılı İş Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması ile Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına Dair Kanun’un (6552 sayılı Kanun) sadece ve doğrudan doğruya «kamu alacağı» niteliğindeki alacakların, sosyal sigortalardan kaynaklanan «prim» borçlarının yeniden yapılandırılmasını/taksitlendirilmesini sağlamayı amaçladığını, istenen alacağın 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu …
Sigorta A.Ş. hakkında 6183 sayılı Kanun’a göre başlattığı ve sonrasında şirket «yönetim kurulu» üyeleri hakkında da devam eden takibe ve dava konusu ödeme emrine konu alacaklarının «amme alacağı» niteliği taşıdığını, dava konusu alacağın yapılandırılması talebinin müvekkili kurum tarafından ret gerekçesinin, dava konusu alacağın amme alacağı niteliğinde olmamasından değil, yapılandırma yasası kapsamında sınırlı olarak sayılan alacaklar arasında yer almamasından kaynaklandığını, anılan ret kararının alacağın amme alacağı olmadığı veya 6183 sayılı Kanun kapsamında kalmadığının kabulü anlamına gelmediğini, 5510 sayılı Kanun’un 88 inci maddesi yirminci fıkrası gereğince Kanunda belirtilen sürelerde ödenmeyen borç için «tüzel kişiliği» haiz diğer işverenlerin şirket yönetim kurulu üyeleri de «dahil» olmak üzere üst düzeydeki yönetici veya yetkilileri ile «kanuni temsilcilerinin» müvekkili kuruma karşı işverenleri ile birlikte müştereken ve «müteselsilen sorumlu» olduklarını savunarak davanın reddini istemiştir III.
… esinin “Kurumun sigorta primleri ve diğer alacakları haklı bir sebep olmaksızın bu kanunda belirtilen sürelerde ödenmez ise kamu idarelerinin tahakkuk ve tediye ile «görevli» kamu görevlileri, «tüzel kişiliği» haiz diğer işverenlerin şirket «yönetim kurulu» üyeleri de «dahil» olmak üzere üst düzeydeki yönetici veya yetkilileri ile «kanuni temsilcileri» Kuruma karşı işverenleri ile birlikte müştereken ve «müteselsilen sorumludur».” hükmünü getirdiği, 6183 sayılı Kanun'un 35 inci maddesinde «limited şirketlerin» ortaklarının, şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan «amme alacağından» sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olacaklarının düzenlendiği, «mükerrer» 35 inci maddesinde ise amme alacakları ve bu bağlamda davalı Kurumun işveren tüzel kişilerden «prim» ve diğer alacaklarının, tüzel kişinin mal varlığından kısmen veya tamamen tahsil edilememesi ya da tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması halinde kanuni temsilcilerin şahsi mal varlıklarıyla sorumlu olacağının belirtildiği, 13.02.2011 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanarak 25.02.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6111 sayılı Kanun'un 59 uncu maddesi ile 2918 sayılı Kanun’un 98 inci maddesinde yapılan değişiklikle birinci fıkrasında “Trafik kazaları sebebiyle üniversitelere bağlı hastaneler ve diğer bütün resmi ve özel sağlık kurum ve kuruluşlarının sundukları sağlık «hizmet bedellerinin», kazazedenin sosyal güvencesi olup olmadığına bakılmaksızın Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanacağı...” hükmüne yer verildiği, aynı maddenin ikinci fıkrasında “Trafik kazalarına sağlık «teminatı» sağlayan zorunlu sigortalarda; sigorta şirketlerince yazılan primlerin ve Güvence Hesabınca tahsil edilen katkı paylarının % 15’ini aşmamak üzere, «münhasıran» bu teminatın karşılığı olarak Hazine Müsteşarlığınca sigortacılık ilkeleri çerçevesinde maktu veya nispi olarak belirlenen tutarın tamamı sigorta şirketleri ve 3/6 …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:tahsilat yetkisi · i̇i̇k 308/b · sorumluluktan kurtulma · istinaf başvurusunun reddi · nispi vekalet ücreti · maktu vekalet ücreti · teminat kapsamı · kaldırma ve yeniden hüküm
Benzer bu kararda… i ile 2918 sayılı Kanun’un 98 uncu maddesinde yapılan düzenleme ile kanunun yürürlük tarihinden sonra ve önce meydana gelen trafik kazaları nedeniyle sunulan sağlık «hizmet bedellerinin», SGK tarafından karşılanmasının amaçlandığı, SGK için oluşacak maddi yükün ise sigorta şirketlerince yazılan primlerin ve Güvence Hesabınca tahsil edilen katkı paylarının Kuruma aktarılması ile sağlanacağı, buradaki «prim» borcunun sigorta şirketi ile sigortalı arasında imzalanan sözleşme niteliğindeki «sigorta poliçelerinde» yazılı olan ve sigortalı tarafından ödenen bedel olduğu, sigorta şirketleri ve Güvence Hesabı tarafından ödenecek meblağın süresinde ödenmemesi halinde 31.05.2006 tarihli ve 5510 sayılı Kanun'un 89 uncu maddesinin ikinci fıkrası uyarınca Kuruma zorla «tahsil yetkisi» verildiği, 5510 sayılı Kanun'un 88 inci maddesinde (ve 6183 sayılı Kanun'un «mükerrer» 35 inci maddesinde) ise SGK'nın 5510 sayılı Kanun'dan doğan «prim alacağına» ilişkin olarak düzenleme getirildiği, buna göre aynı Kanun'un 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen sigortalıları çalıştıran işverenlerin prim borcunu ödememesi halinde işveren konumundaki kamu idarelerinin tahakkuk ve tediye ile «görevli» kamu görevlileri ile «tüzel kişiliği» haiz diğer işverenlerin şirket «yönetim kurulu» üyeleri de «dahil» olmak üzere üst düzeydeki yönetici veya yetkililerinin «müteselsil sorumluluğunun» düzenlendiği, 5510 sayılı Kanun'un 88 inci maddesi ile şirket yönetim kurulu üyelerinin müteselsilen sorumlu olduğu prim borçları ile 2918 sayılı Kanun’un 98 inci maddesinde düzenlenen sigorta şirketlerine aktarım yükümlülüğü getirilen prim borcunun birbirinden farklılık içerdiği, 2918 sayılı Kanun’un 98 inci maddesinden doğan aktarım borcuna konu primin ödenmemesi halinde şirket yönetim kurulu üyelerinin 5510 sayılı Kanun'un 88 inci maddesi ile 6183 sayılı Kanun’un mükerrer 35 inci maddesine dayanan müteselsil sorumluluğunun bulunmadığı, davalı vekilinin bu hususlara ilişkin «istinaf başvurusunun reddine» karar verilmesi gerektiği, ancak, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun (1136 sayılı Kanun) 168 inci maddesinde değişiklik yapan 5904 sayılı Kanun'un 35 inci maddesinin “6183 sayılı yasanın uygulanmasından doğan her türlü davalar için avukatlık ücreti tutarı maktu olarak belirlenir” hükmünü içerdiği, bu durumda Mahkemece davacı lehine «maktu vekalet ücretine» hükmedilmesi gerekirken, «nispi vekalet ücretine» hükmedilmesinin doğru bulunmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabul …
… 98 inci maddesi düzenlemesi olduğu, bu düzenlemeye göre; sigorta şirketlerinin değişikliğin yürürlüğe girmesinden önce yapılmış ve trafik kazalarında sağlık gideri «teminatı» içeren zorunlu özel «sigorta poliçeleri» kapsamında, üçüncü kişilere karşı sağlık gideri teminatı «sorumluluğundan kurtulabilmek» için yazılan primlerin ve Güvence Hesabınca tahsil edilen katkı paylarının % 15’ini aşmamak üzere, «münhasıran» bu teminatın karşılığı olarak Hazine Müsteşarlığınca sigortacılık ilkeleri çerçevesinde maktu veya nispi olarak belirlenen tutarın tamamını SGK’ya aktarmaları gerektiği, bu tutarların ilgili sigorta şirketleri için sigortacılık ilkelerine göre ayrı ayrı belirlenebileceği, aktarım ile sigorta şirketlerinin sağlık gideri «teminatı kapsamındaki» yükümlülüklerinin «son» bulduğu, başka ifade ile aktarımın yapılmaması halinde, üçüncü kişilere karşı ilgili zorunlu sigorta kapsamındaki sağlık gideri teminatı yükümlülüğünün devam edeceği, bu aktarım yükümlülüğünden doğan Kurum alacağının, 5510 sayılı Kanun kapsamındaki kısa ve uzun vadeli sosyal sigortalar ile genel sağlık sigortasından doğmadığı, nitekim 2918 sayılı Kanun’un 98 inci maddesinin üçüncü fıkrasında, bu mahiyet farklılığından ötürü, 5510 sayılı Kanun’un diğer maddelerine, bu arada 88 inci maddeye atıf yapılmadığı, sadece gecikme cezasının oran ve hesaplama yöntemine yönelik düzenlemeler içeren 5510 sayılı Kanunun 89 uncu maddesinin ikinci fıkrasına atıf yapmakla yetindiği, Kuruma aktarılacak tutarların özel sigortacılık ilkeleri çerçevesinde tespit edileceğinin de hükümde açıkça düzenlendiği, Hazine Müsteşarlığı Sigortacılık Genel Müdürlüğü'nün 05.10.2017 tarihli yazı cevabında, Kurum'a 2918 sayılı Kanun’un 98 inci maddesi ile talep hakkı doğuran «primin» tamamen özel bir sigorta branşı olan kara yolları zorunlu trafik sigortası primi olduğu, sosyal sigorta primi ile eşdeğer olmadığının belirtildiği, nitekim İstanbu …
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü «kaldırılarak yeniden» esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Ş.'nin «yönetim kurulu» üyesi olan davacının 5510 sayılı Kanunun 88 inci maddesinin yirminci fıkrası uyarınca bu alacak nedeniyle «müteselsil sorumluluğunun» bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne, davacının, davalı kurum tarafından gönderilen 22.02.2017 tarih ve 2017/01-E icra takip kart numaralı, 0001 takip kart numaralı, 93153019-206-E.1012428 sayılı, 84.446.«308»,80 TL bedelli «ödeme emri» nedeniyle davalı kuruma borçlu olmadığının tespitine karar verilmiş, hüküm davalı vekilince istinaf edilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/58 E. 2014/7642 K.
Ortak:mükerrerlik · müteselsil sorumluluk
İncelediğiniz kararda… en üst düzeye çıkardığını, sermaye yetersizliği nedeniyle yapılabileceği bir şey kalmadığını, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 13. maddesi ile 6183 sayılı Kanun'un «mükerrer» 35. maddesi uyarınca «yönetim kurulu» üyesinin «borçtan kurtulması» için borcun oluşumunda kusurunun bulunması gerektiğini ileri sürerek davalı Kurum tarafından müvekkili davacıya gönderilen «ödeme emrinin iptaline», müvekkilinin davalı Kuruma herhangi bir borcunun bulunmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
Şigorta A.Ş.'nin «yönetim kurulu» üyesi olan davacının 5510 sayılı Kanun'un 88/20 hükmü uyarınca bu alacak nedeniyle «müteselsil sorumluluğunun» bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm, davalı vekilince istinaf edilmiştir.
… i sebebiyle borçlu olmadığının tespiti ve ödeme emirlerinin iptali istemine ilişkin olup uyuşmazlık, davalı Kurum'un KTK'nın 98. maddesi gereğince doğmuş alacağının «amme alacağı» olup olmadığı ve buradan varılacak sonucuna göre, davalı Kurum'a anılan Yasa hükmünden doğan borcu bulunan dava dışı sigorta şirketinin «yönetim kurulu» üyesi olarak görev yapmış olan davacının, bu borçtan, 5510 sayılı Kanun'un 88. ve 6183 sayılı Kanun'un 35. maddelerine göre borçluyla birlikte «müteselsilen sorumlu» olup olmadığı hususlarında toplanmaktadır.
Benzer bu karardaMahkemece, tüm dosya kapsamına, toplanan delillere ve düzenlenen bilirkişi raporuna göre, davanın 6183 sayılı Kanun'un «mükerrer» 35. maddesinin 5. fıkrası gereğince «müteselsil sorumluluğa» dayandığı, yetkili müdürlerin münferiden yetkilerin devam ettiği 2008/7 ay 2009/1 ay 19.01.2009 tarihine kadar doğan amme borcundan kendi aralarındaki iç ilişkide 1/2 oranında sorumlu olmaları gerektiği gerekçesiyle, davanın kabulü ile 15.646.00 TL’nin «ihtarname» gereğince «temerrüt tarihi» 16.07.2011 tarihinden itibaren «yasal faizi» ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:yönetici sorumluluğu · temerrüt tarihi · rücu · ihtarname · yasal faiz · temerrüt
Benzer bu karardaMahkemece, tüm dosya kapsamına, toplanan delillere ve düzenlenen bilirkişi raporuna göre, davanın 6183 sayılı Kanun'un «mükerrer» 35. maddesinin 5. fıkrası gereğince «müteselsil sorumluluğa» dayandığı, yetkili müdürlerin münferiden yetkilerin devam ettiği 2008/7 ay 2009/1 ay 19.01.2009 tarihine kadar doğan amme borcundan kendi aralarındaki iç ilişkide 1/2 oranında sorumlu olmaları gerektiği gerekçesiyle, davanın kabulü ile 15.646.00 TL’nin «ihtarname» gereğince «temerrüt tarihi» 16.07.2011 tarihinden itibaren «yasal faizi» ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
6183 sayılı Kanun'un 35. maddesine göre, vergi borcundan asıl sorumlu şirket olup, «yöneticilerin sorumluluğu» tali niteliktedir.
… /5. maddesi gereğince ancak vergi borcunun kendisinden talep edilmesi ve bu talep sonucunda ödeme yapmak zorunda kalması nedeni ile diğer müteselsil borçlu davalıya «rücu» edebileceğinin kabulü ile oluşacak sonuca göre karar vermek gerekirken, bu husus üzerinde durulmadan davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, davalı veki …
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2024/2053 E. , 2025/94 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 40. Hukuk Dairesi
SAYISI 2021/1733 Esas, 2022/2284 Karar
HÜKÜM
Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI 2020/138 E., 2021/319 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
KARAR
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; 6111 sayılı Kanunla getirilen düzenleme ile özel sigortalara ait primlerin bir bölümünü sosyal sigortalara devredilerek, teminatların bir bölümünün de Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından karşılanmasının öngörüldüğünü, ticari faaliyete dayanan özel sigorta alacağından farkı bulunmayan davaya konu alacağın, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun (6183 sayılı Kanun) uyarınca kamu alacağı niteliğini taşımadığını, 2012 yılında ... Sigorta A.Ş.'nin genel müdürlüğüne atanan müvekkilinin şirketin yükümlülük karşılama rasyolarını en alttan alarak en üst düzeye çıkardığını, sermaye yetersizliği nedeniyle yapılabileceği bir şey kalmadığını, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 13.
maddesi ile 6183 sayılı Kanun'un mükerrer 35. maddesi uyarınca yönetim kurulu üyesinin borçtan kurtulması için borcun oluşumunda kusurunun bulunması gerektiğini ileri sürerek davalı Kurum tarafından müvekkili davacıya gönderilen ödeme emrinin iptaline, müvekkilinin davalı Kuruma herhangi bir borcunun bulunmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun (KTK) 98. maddesinde öngörülen meblağın sigorta şirketleri ve Güvence Hesabı tarafından süresi içinde ödenmemesi durumunda 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun (5510 sayılı Kanun) 89. maddesinin 2. fıkrasının uygulanması gerektiğini, bu nedenle katkı payının tahsili için 6183 sayılı Kanun hükümleri uyarınca yasal takibe geçildiğini, dava konusu alacağın imtiyazlı amme alacağı niteliğinde olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı Kurum'un 6183 sayılı Kanun'a dayalı ödeme emrine konu ettiği alacağının 5510 sayılı Kanun'dan doğan bir kamu alacağı olmadığı, KTK'nın 98. maddesine dayalı özel sigortacılık faaliyetinden doğan prim alacağı niteliği taşıdığı, bu nedenle bu alacağın tahsilinde 5510 sayılı Kanun'un 88. maddesinin onaltıncı fıkrası atfı ile 6183 sayılı Kanun'a göre takip yapılamayacağı, yine aynı gerekçe ile dava dışı ... Şigorta A.Ş.'nin yönetim kurulu üyesi olan davacının 5510 sayılı Kanun'un 88/20 hükmü uyarınca bu alacak nedeniyle müteselsil sorumluluğunun bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm, davalı vekilince istinaf edilmiştir.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile eldeki davanın kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemekle birlikte davanın, davacı aleyhine 6183 sayılı Kanun'un kapsamında takibe başlanmasından kaynaklandığının anlaşılması karşısında 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 168. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, vekille temsil edilen davacı lehine maktu vekâlet ücretine hükmolunması gerektiği gerekçesiyle istinaf başvurusunun vekâlet ücreti yönünden kabulüne karar verilmiş, hüküm, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Dava ve Hukuki Nitelendirme
Dava, davacının, davalı Kurum tarafından 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre düzenlenen ödeme emirleri sebebiyle borçlu olmadığının tespiti ve ödeme emirlerinin iptali istemine ilişkin olup uyuşmazlık, davalı Kurum'un KTK'nın 98. maddesi gereğince doğmuş alacağının amme alacağı olup olmadığı ve buradan varılacak sonucuna göre, davalı Kurum'a anılan Yasa hükmünden doğan borcu bulunan dava dışı sigorta şirketinin yönetim kurulu üyesi olarak görev yapmış olan davacının, bu borçtan, 5510 sayılı Kanun'un 88. ve 6183 sayılı Kanun'un 35. maddelerine göre borçluyla birlikte müteselsilen sorumlu olup olmadığı hususlarında toplanmaktadır.
B. Değerlendirme
1.KTK'nın, 6111 sayılı Kanun'un 59. maddesiyle değiştirilen 98. maddesiyle, trafik kazaları sebebiyle üniversitelere bağlı hastaneler ve diğer bütün resmî ve özel sağlık kurum ve kuruluşlarının sundukları sağlık hizmet bedellerinin, kazazedenin sosyal güvencesi olup olmadığına bakılmaksızın genel sağlık sigortalısı sayılanlar için belirlenen sağlık hizmeti geri ödeme usul ve esasları çerçevesinde Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanacağı, trafik kazalarına sağlık teminatı sağlayan zorunlu sigortalarda; sigorta şirketlerince yazılan primlerin ve Güvence Hesabınca tahsil edilen katkı paylarının %15’ini aşmamak üzere, münhasıran bu teminatın karşılığı olarak Hazine Müsteşarlığınca sigortacılık ilkeleri çerçevesinde maktu veya nispi olarak belirlenen tutarın tamamının sigorta şirketleri ve 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 14.
maddesinde düzenlenen durumlar için Güvence Hesabı tarafından Sosyal Güvenlik Kurumuna aktarılacağı, bu madde çerçevesinde sigorta şirketleri ve Güvence Hesabı tarafından ödenecek meblağın süresinde ödenmemesi halinde ise 5510 sayılı Kanun'un 89. maddesinin ikinci fıkrasının uygulanacağı düzenleme altına alınmıştır.
2.Anılan Yasa hükmüyle atıf yapılan 5510 sayılı Kanun'un 89. maddesinin ikinci fıkrasında ise Sosyal Güvenlik Kurumu'nun prim ve diğer alacaklarının süresinde ödenmemesi halinde hangi oranda gecikme cezası ve gecikme zammı uygulanacağı ve bunların usul ve yöntemleri düzenleme altına alınmıştır.
3. 6183 sayılı Kanun'un 1. maddesiyle, devletin ve kamu kurumlarının hangi tür asli ve feri alacaklarının amme alacağı olduğu belirtilmiş, aynı Kanun'un 2. maddesinde ise muhtelif kanunlarda 6183 sayılı Kanun'a göre tahsil edileceği bildirilen her çeşit alacaklar hakkında da 6183 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanacağı düzenleme altına alınmıştır.
4.5510 sayılı Kanun'un 88. maddesinin on altıncı fıkrasında, Kurum'un süresi içinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsilinde, 6183 sayılı Kanun'un 51., 102. ve 106. maddeleri hariç, diğer maddelerinin uygulanacağı düzenleme altına alınmış olup on sekizinci fıkrasında ise Kurum'un 6183 sayılı Kanun kapsamında takip edilen prim ve diğer alacaklarının amme alacağı niteliğinde olduğu belirtilmiştir. Anılan Yasa hükümleri karşısında SGK'nın prim ve diğer alacakların amme alacağı niteliğinde olduğu ve bunların tahsilinde 6183 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanacağı hususlarında duraksama bulunmamaktadır.
5.SGK'nın KTK'nın 98. maddesinin ikinci fıkrasından doğan alacağının, amme alacağı niteliğinde olup olmadığına gelince, KTK'nın 98. maddesinin birinci fıkrasında, trafik kazalarından kaynaklanan sağlık giderlerinin, genel sağlık sigortalısı sayılanlar için belirlenen sağlık hizmeti geri ödeme usul ve esasları çerçevesinde SGK tarafından karşılanacağı belirtilmiştir. Anılan Yasa hükmünün ikinci fıkrayla yapılan düzenlemenin amacı ise SGK'ya birinci fıkradaki giderlerin karşılanması amacıyla kaynak yaratmaktır. Buna göre, sigorta şirketlerince aktarılan prim payları, SGK tarafından, genel sağlık sigortalısı sayılanlar için belirlenen sağlık hizmeti geri ödeme usul ve esasları çerçevesinde trafik kazası sebebiyle meydana gelen sağlık giderlerin karşılanmasında kullanılacaktır.
Hal böyle olunca primlerden Sosyal Güvenlik Kurumu' na aktarılması gereken tutarın kamu alacağı niteliğinde kabul edilmesi gerekmektedir. Zira, 5510 sayılı Kanun'un 1. maddesinde belirtildiği üzere Kanun'un amacı sosyal sigortalar ile genel sağlık sigortası bakımından kişileri güvence kapsamına almak; bu sigortalardan yararlanacak kişileri ve sağlanacak hakları, bu haklardan yararlanma şartları ile karşılanma yöntemlerini belirlemektir. 5502 sayılı Kanun'nun 34. maddesinde Kurumun gelirlerinin primler, para cezaları vs. diğer gelirler olduğu belirtilmiş ve dolayısıyla bir sınır koyulmamıştır. Bu durum karşısında KTK kapsamında zorunlu trafik sigortası primlerinden Sosyal Güvenlik Kurumu'na aktarılması gereken miktar sağlık sigortası primi kapsamında olup Sosyal Güvenlik Kurumu gelirlerindendir.
Bu nedenle SGK tarafından sigorta şirketlerinden KTK'nın 98. maddesinin ikinci fıkrası gereğince tahsil edilecek olan prim payları esasen genel sağlık sigortasına ilişkindir. Bu hale göre, SGK'nın anılan Yasa hükmünden doğan alacağının amme alacağı niteliğinde olduğunun kabulü gerekmekte olup aksi yöndeki gerekçede isabet bulunmamaktadır.
6.Davacı yönetim kurulu üyesinin sorumluluğuna gelince, 6183 sayılı Kanun'un "Kanuni Temsilcilerin Sorumluluğu" başlığını taşıyan Mükerrer 35. maddesinde, tüzel kişilerin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya edilemeyeceği anlaşılan amme alacaklarının tüzel kişinin kanuni temsilcilerinin mal varlığından 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre tahsil edileceği belirtilmiş, 5510 sayılı Kanun'un 88. maddesinin yirminci fıkrasıyla ise Kurum'un sigorta primleri ve diğer alacaklarının haklı bir sebep olmaksızın süresinde ödenmemesi halinde tüzel kişiliği haiz işverenlerin üst düzeydeki yönetici veya yetkililerinin, görevleri ile ilgili olarak Kuruma karşı işverenleri ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu olacağı düzenlenme altına alınmıştır.
7.6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 557. maddesiyle, yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu bakımından farklılaştırılmış teselsül ilkesi benimsenmiş ise de bu ilke, yönetim kurulu üyelerinin şirketin ticari faaliyetleri kapsamında özel hukuka ilişkin olarak yapmış oldukları iş ve işlemlere ilişkin olup kamu hukuku kapsamında değerlendirilmez. Somut olayda, KTK'nın 98. maddesiyle getirilen prim aktarma yükümlülüğü, kamu menfaati gözetilerek kanunen getirilen bir yükümlülük olup her bir yönetim kurulu üyesi bu primlerin aktarılmasından müştereken ve müteselsilen sorumludur. Nitekim somut olaya uygulanması gereken 5510 sayılı Kanun'un 88. maddesinin yirminci fıkrasında da bu husus açıkça belirtilmiştir.
8.Bu itibarla, Bölge Adliye Mahkemesince, davalı Kurum'un davaya konu alacağının amme alacağı olduğu ve davacı yönetim kurulu üyesinin, görev yaptığı dönemde KTK'nın 98. maddesi gereğince aktarılması gereken prim paylarınından şirketle birlikte müteselsilen sorumlu olduğu kabul edilip bu dönemde aktarılması gerekirken aktarılmayan prim payının miktarı da belirlenerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirmeye dayalı olarak yazılı olduğu şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
9.Bozma sebep ve şekline göre davacı vekilinin, vekâlet ücretine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
VI. SONUÇ
Yukarıdaki (1) ila (8) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, (9) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, HMK 373/2 hükmü uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde davacıya iadesine, 14.01.2025 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1130057000 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz