Mükerrer ödeme
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2022/4505 E. 2024/719 K. ·
Kısmen onandı, kısmen bozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Zamanaşımı
- bir yıllık
- Dava şartı
- dava şartı
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
mükerrer ödeme↗ ihbar tazminatı↗ tenkis↗ kıdem tazminatı↗ aleyhe delil↗ işçilik alacakları↗ şirketin tasfiyesi↗ avukatlık asgari ücret tarifesi↗ malvarlığına ilişkin dava↗ mükerrerlik↗ temerrüt tarihi↗ kira sözleşmesi↗ müteselsil sorumluluk↗ müteselsil kefil↗ basiretli tacir↗ sicilden terkin↗ rücuen tazminat↗ cy/cy şerhi↗ cezai şart↗ mirasçılık↗ ihya↗ kesin süre↗ satım sözleşmesi↗ kefalet↗ muvafakat↗ alacak davası↗ husumet yokluğu↗ kefil↗ protokol↗ ihbar↗ ihtar↗ ticari defter↗ ticaret sicili↗ esastan ret↗ yetki↗ geçersizlik↗ haciz↗ ek tasfiye↗ taahhütname↗ terkin↗ tacir↗ cy/cy kaydı↗ yükleten (shipper)↗ vekalet ücreti↗ avans faizi↗ temerrüt↗ zamanaşımı↗ kesin hüküm↗ istinaf yoluna başvurulabilirlik↗ husumet↗ e-defter↗ i̇i̇k 72/son↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İLK DERECE MAHKEMESİ :İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI :2012/47 E., 2019/507 K.
Taraflar arasındaki asıl davada rücuen tazminat, cezai şart talebi, birleşen davada protokolün feshi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl davanın kısmen kabulüne birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı Yargıtayca duruşma istemli olarak taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne, dava, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin ikinci fıkrası gereğince miktar veya değer söz konusu olmaksızın duruşmalı olarak incelenmesi gereken dava ve işlerin dışında bulunduğundan duruşma isteğinin reddine karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü.
I. DAVA
Asıl davacı/birleşen davalı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında akdedilen 15.10.2005 tarihli protokolle davalıya ait demirbaşların, markaların, logoların müvekkilince satın alındığını, davacı ve davalı şirketlerin protokolün asli tarafları olup, diğer davalı şahısların ise müşterek ve müteselsil kefil olarak sözleşmeyi imzaladıklarını, protokolün ilgili hükümleri gereğince protokol tarihine kadar öncesinde vuku bulan hukuki vergi, ceza vb. sair kamu borçlarının ve mevcut personelinin bütün kıdem ve ihbar tazminatlarının davalı şirkete ait olduğunun hüküm altına alındığını, protokol tarihinden önce davalı şirket çalışanı Nuri Bağcı'nın ölümü üzerine 13.06.2005 tarihinde işçilik alacakları talepli olarak açılan dava sonucunda aslında davalı şirkete ait olan icra takip borcunu ödemek zorunda kaldığını, bu davaya istinaden müvekkili tarafından muhtelif tarihlerdeki ödemelerin toplamının 126.998,94 TL olduğunu, müvekkilinin davalılardan bu ödemeleri defalarca talep ettiği halde sonuç alamadığını, protokolün 8.2 maddesi ve bu maddenin gönderme yaptığı 4.1 maddesinde belirtilen real değerin %10'u olan 40.000,00 TL cezai şart talep etme hakkının müvekkili açısından doğduğunu belirterek 126.998,94 TL'nin ve 40.000,00 TL cezai şartın avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Asıl davalı/birleşen davacı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili şirketin 13.02.2012 tarihi itibariyle tasfiye işlemlerinin sona erdiğini, şirket hakkındaki davanın husumet yokluğundan reddi gerektiğini, bir yıllık zamanaşımı süresinin dolduğunu, vefat eden işçinin ailesine ev alınmak suretiyle kıdem tazminatı kapsamında davalı şirket tarafından ödeme yapıldığını, davacının bu kapsamda ödeme yapmadan önce şirketi bilgilendirmesi gerektiğini, yani sonuç olarak davacının bu şekilde davalı şirketin bilgisi dışında mükerrer ödeme yaptığını, dolayısıyla hukuki sonuçlarına davacının katlanması gerektiğini, davalı şirketin tasfiye edilmiş olması ve sicilden terkin edilmiş olması nedeniyle böyle bir borç olsa bile hüküm ifade etmeyeceğini, kefiller açısından kefalet süresinin ve muayyen bir miktar bulunmadığından protokoldeki kefalet kaydının geçersiz olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Birleşen davada ise birleşen davacı şirket ve gerçek kişiler şirketin tasfiye sürecinin başlamış olduğundan bahisle artık protokolün bir bağlayıcılığı bulunmadığını ileri sürerek davacı şirket yönünden iptalini, davacı gerçek kişiler yönünden geçersiz olduğunun tespitini, olmadığı takdirde iptalini talep etmiş, birleşen davalı ise protokol gereği esasen davalı şirket ve protokole kefil olan diğer davalı gerçek kişilerin sorumluluğundan olan ödemenin haciz sebebiyle kendisi tarafından yapıldığını şu an için asıl davada bu ödemeyi rücuen talep ettiğini protokolün geçerliliği savunması ile davanın reddini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile asıl dava yönünden; taraflar arasında imzalanan protokolün 7.1 inci maddesinde protokol tarihinden önce vuku bulan hukuki, cezai, vergi ve sair kamu borçları ile bu kapsam dışında kalan sair borçların davalı şirkete ait olacağının, 7.3 üncü maddesinde davalı şirketin mevcut personelinin bütün kıdem ve ihbar tazminatları sair yasal hak ve alacaklarının tamamı ile davalı şirkete ait olduğunun belirlendiği, bu hak ve alacaklardan asıl davada davacı şirketin hiç bir şekilde sorumlu olmayacağının düzenlendiği, 8.2 inci maddesinde protokole riayetsizlik halinde protokolün 4.1 üncü maddesinde belirlenen değer üzerinden %10 cezai şart ödeneceğinin kararlaştırıldığı, bu protokol çerçevesinde davacı şirketin uğradığı zararın hem davalı şirketten hem de protokolde imzası bulunan davalı şirket ortaklarının talep hakkının bulunduğu, davalı şirketin önce sicilden terkin edildiği sonrasında hakkında ihya kararı verildiği, protokol tarihinden önce asıl davada davalı şirketin çalışanının mirasçıları tarafından açılan işçilik alacakları davası nedeniyle asıl davada davacı şirketin ödeme yapmak zorunda kaldığı, protokolün 7.1 inci maddesine göre ödenen bu miktarın davalı şirketin sorumluluğunda olduğu, protokolün 8.3 üncü maddesi gereğince davacı şirketin ödemek zorunda kaldığı 126.998,94 TL'nin davalı şirketten ve protokolde imzası bulunan davalılar ..., ..., ...'den tahsilini talep edebileceği, protokolün 8.2 inci maddesi gereğince protokol hükümlerine riayetsizlik bulunduğundan davacı şirketin davalı şirketten cezai şart talep edebileceği, protokolün 8.2 inci maddesinde cezai şarttan protokolün taraflarının sorumlu olduğunun düzenlendiği, protokolün 1.1 inci maddesinde taraf olarak davacı şirket ile davalı şirketin gösterildiği, bu nedenle davacı şirketin davalı şirketten cezai şart talep edebileceği ancak protokolde taraf olarak yer almayan protokolde müşterek ve müteselsil kefillerden cezai şart talebinin yerinde olmadığı, protokolün 4.1 üncü maddesinde belirlenen protokol bedelinin 400.000,00 TL olduğu, bunun %10 olan 40.000,00 TL olduğu, davalı şirketin demirbaş, marka ve logolarının davacı şirketçe satın alındığı, davalı şirketin tasfiye durumunda olduğu ve yeni bir mal varlığı edindiğine ilişkin herhangi bir delil sunulmadığı, söz konusu cezai şartın iktisadi olarak davalı şirketin mahvına sebebiyet verebileceği kabul edilerek cezai şarttan %50 indirim yapılması gerektiği gerekçesi ile; asıl davanın kısmen kabulü ile 126.998,94 TL alacağın temerrüt tarihi olan 03.01.2012 tarihinden itibaren hesaplanacak avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, 20.000 TL cezai şartın davalı şirketten tahsiline, diğer davalılar hakkındaki cezai şart talebinin reddine, karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince 14.509,92 TL vekalet ücretinin davalılardan (..., ..., ...'in sorumlu oldukları miktar ile orantılı olarak sorumlu olacak şekilde) müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, davanın ret edilen bölümüne göre hesaplanan 4.750 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılar ..., ... ve ...'e verilmesine, birleşen dava yönünden protokol tarihinin 15.10.2005 tarihli olması ve protokol konusunun protokol tarihine kadar vuku bulan borçları kapsadığının belirtildiği hususu göz önüne alındığında protokolün geçerli olduğu ve protokolün iptali için ileri sürülen hususların yerinde olmadığı gerekçesi ile birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1.Asıl davada davacı/birleşen davada davalı vekili, istinaf dilekçesinde özetle; asıl davada verilen hükme yönelik istinaf başvuru dilekçesinde özetle; cezai şarttan tüm davalıların sorumlu tutulması gerektiğini, cezai şartın % 50’sinin tenkis edilmesinin de yerinde olmadığını, mahkemece, sözleşme anındaki (2005) ekonomik durumun dikkate alınması gerekirken, sözleşmeden sonraki gelişmeler (2012) dikkate alınarak varılan sonucun bu nedenle doğru olmadığını, hükme esas alınan ek raporda ve gerekçede ise sözleşmenin yapılmasından daha sonraki tarihlerde (yani 2012 yılında) davalı şirketin tasfiyeye girdiğini ve başkaca bir malvarlığı edinmediğine dayanılarak, cezai şartın ekonomik anlamda sarsılmaya neden olabileceği sonucuna varıldığını, sözleşme imzalanma anından yedi yıl sonraki gelişmelere dayanılarak varılan sonucun doğru olmadığını, sözleşmedeki cezai şartın her iki taraf için de kararlaştırıldığını, davalı şirket tacir olup, kural olarak kanunen cezai şartın tenkisini talep etme hakkının bulunmadığını, protokolün ihlali halinde sözleşme bedelinin % 10’u miktarında olan 40.000,00 TL tutarındaki cezai şartın, sözleşme anı itibariyle davalı şirketin ekonomik mahvına neden olacak bir fahişlik de içermediğini, asıl davada reddedilen 20.000,00 TL cezai şart miktarı üzerinden davalıların lehine hükmedilen 4.750,00 TL vekalet ücretinin haksız olduğunu, indirime uğrayan miktar yönünden nasıl ki karşı yanın müvekkiline vekalet ücreti ödemesine hükmedilmiyorsa, somut olayda da tenkise uğrayan miktar yönünden aynı hukuki mantık ve gerekçelerce, müvekkilinin karşı yana vekalet ücreti ödemesine hükmedilmemesi gerektiği belirtilerek hükmün kaldırılmasını davanın tümüyle ve tüm davalılar yönünden kabulüne karar verilmesini istemiştir.
2.Asıl davada davalı/birleşen davada davacılar vekili, istinaf dilekçesinde özetle; bilirkişinin kendisine mahkeme tarafından verilen yetkileri aşarak hukuki değerlendirmelerde bulunduğunu, hukuken bir değerlendirmeye ihtiyaç varsa, bu değerlendirmenin ehil, alanında yetkin, borçlar ve ticaret hukuku sözleşmelerinde uzman hukukçu ve profesörlerden oluşan bir heyetten alınacak bir rapor ile yapılmasını talep etmiş olmalarına rağmen, mahkemece bu taleplerinin değerlendirilmediğini, dava konusu protokolün aynı zamanda satım sözleşmesi, kefalet taahhüdü, kira mukavelesi ve devir sözleşmesinin karakteristik özelliklerini taşıdığını, protokolün satım sözleşmesi oluşturan kısmının edimlerin yerine getirildiği anda son bulmuş olduğunu, kira sözleşmesi yönünden edimlerin devam ettiğini, kefalete ilişkin düzenlemelerin, hem müvekkili şirket hem de müvekkilleri kefiller bakımından yok hükmünde sayılması gerektiğini, süresinde sunulmayan defter ve beyan dilekçelerini kabul etmediklerini, dellilerin ve defterlerin hasredilmesinden sonra, karşı tarafça inceleme günü hazır edilmediğinin dosyada tutanak ile sabit olduğunu, kesin süreye rağmen karşı taraf ticari defterlerine ilişkin yerinde inceleme yetkisi verilerek usul hatası yapıldığını, açılış ve kapanış tastikleri eksik olan defterlerin sahibi lehine delil olamayacağını, raporda, protokoldeki kefiller bakımından kefil olunan süre ve kefil olunan miktar açıkca belirlenmediğinden, hüküm kurulmasına elverişli olmayan bir rapor ile karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, ticaret sicil kayıtlarının aleni olduğunu, Yargıtayın yerleşik içtihatları gereği sicil kayıtlarının incelenmesi ile ortaya çıkacak hususların bilinmediğinin varsayılamayacağını, davacının müvekkillerinden Kanaat şirketini satın alırken tamamen kötü niyetli olarak işçi alacağından kaynaklı borcun sanki protokolün imzası aşamasında saklandığını ve protokolden sonra ortaya çıkmış bir borç olduğunu iddia ettiklerini, kaldı ki borç ile ilgili müvekkilleri tarafından davacının defalarca uyarıldığını ve konu hakkında devam etmekte olan bir dava bulunduğu hususunun müteaddit defa bildirildiğini, ticaret sicil kaydında tedbir şerhi bulunan bir şirketi satın alan basiretli bir tacirin bu şerh dolayısı ile şirket satış bedelinde indirimlerini yaptırmak suretiyle şirketi devralmış olduğunun kabulünün gerektiğini, taraf teşkili için davacı tarafın talebi ile ihya edilmiş içi boş bir şirketin cezai şart ödemesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, mahkemenin, müvekkilleri aleyhine temerrüt tarihi itibarı ile faize hükmedilmesinin ve anapara borcunun hem müvekkili şirket hem de müvekkili gerçek kişi davalılar bakımından müşterek ve müteselsil bir borç olarak kabul edilmesinin hatalı olduğunu belirterek hükmün kaldırılmasına ve asıl davanın reddine, birleşen davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile tarafların istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davalılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; bilirkişi raporunun yasal olmayan beyanlar içerdiği, yetki aşımı ile hukuki değerlendirmelerde bulunduğunu, bilirkişinin dava konusu protokolün hukuken geçerli olup olmadığına dair beyanda bulunmayacağını, mahkemece verilen kesin süreye rağmen süresinde sunulmayan defterler üzerinde inceleme yapılmasına muvafakatleri olamamasına rağmen oluşturulan bilirkişi raporunun usul ve yasaya uygun olmadığını, usulüne uygun olmayan defterlerin aleyhlerine delil olmayacağını, protokolde kefiller bakımından kefil olunan süre ve kefil olunan miktar açıkça belirtilmediğinden raporun hükme elverişli olmadığını, davacının şirket satışı gerçekleştiğinde tedbir şerhli bir şirketi satın aldığını, borçtan haberdar olduğunu, bu borç ile ilgili davacının defalarca uyarıldığını, satış aşamasında davalı şirketin tasfiye halindeymiş gibi gösterilmesinin yanlış olduğunu, davacının basiretsizliği nedeniyle açılan davada aleyhine cezai şarta hükmedilmesinin doğru olmadığını, ana para ve faiz bakımından tüm davalı birleşenler hakkında müştereken ve müteselsilen hüküm kurulmasının hatalı olduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
2.Davacılar vekili katılma yoluyla temyiz dilekçesinde özetle; cezai şartın %50 tenkis uygulanarak verilmesinin uygun olmadığını, zira sadece davalı şirketin değil diğer davalılarında kefil sıfatıyla müştereken ve müteselsilen sorumluluklarının bulunduğunu, hükme esas alınan ek bilirkişi raporunda davalı şirketin tasfiyeye girdiğine ve başkaca malvarlığı edinmediğine dayanılarak cezai şartın ekonomik mahva neden olabileceği sonucuna varıldığını, sözleşme anındaki ekonomik durumun dikkate alınması gerekirken 2012 yılının dikkate alınmasının doğru olmadığını, %10 cezai şart bedelinin ekonomik mahva neden olabilecek bir oran olmadığını, ayrıca 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 22 inci maddesindeki tacire tenkis uygulanmayacağı yönündeki hükmün amacı ve uygulama alanının da ortadan kalkacağı ya da kanunun amacına aykırı bir biçimde daraltılmış olacağını, davalı şirket ve kefillere borcun ödenmesi aksi takdirde cezai şart ödeneceğine dair ihtar gönderildiğini, ihtara rağmen davalıların ödeme yapmadıklarını, tenkis sebebiyle reddedilen 20.000,00 TL cezai şart miktarı üzerinden davalı lehine hükmedilen 4.750,00 TL vekalet ücretinin yüksek olduğunu, iş davalarında fazla mesai miktarından mahkemece takdiri indirim yapılırken önceden talep edence öngörülmesi mümkün olmayacağı için indirime uğrayan miktar yönünden nasıl ki karşı yan vekalet ücretine hükmedilmiyorsa, somut olayda da tenkise uğrayan miktar yönünden de aynı gerekçe ile vekalet ücretine hükmedilmemesi gerektiğini belirterek kararın bozulmasını ya da düzelterek onanmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, asıl davada taraflar arasındaki protokole aykırılık iddiasına dayalı rücuen tazminat ve cezai şart alacağının tahsili; birleşen davada ise ana davaya konu protokolün iptali istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2.Mülga 818 sayılı Türk Borçlar Kanunun 483 üncü ve devamı maddeleri.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup taraf vekillerince temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/5566 E. 2021/6522 K.
Ortak:cezai şart · protokol · avans faizi
İncelediğiniz karardaDAVA Asıl davacı/birleşen davalı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında akdedilen 15.10.2005 tarihli «protokolle» davalıya ait demirbaşların, markaların, logoların müvekkilince satın alındığını, davacı ve davalı şirketlerin protokolün asli tarafları olup, diğer davalı şahısların ise müşterek ve «müteselsil kefil» olarak sözleşmeyi imzaladıklarını, protokolün ilgili hükümleri gereğince protokol tarihine kadar öncesinde vuku bulan hukuki vergi, ceza vb. sair kamu borçlarının ve mevcut personelinin bütün kıdem ve «ihbar tazminatlarının» davalı şirkete ait olduğunun hüküm altına alındığını, protokol tarihinden önce davalı şirket çalışanı Nuri Bağcı'nın ölümü üzerine 13.06.2005 tarihinde «işçilik alacakları» talepli olarak açılan dava sonucunda aslında davalı şirkete ait olan icra takip borcunu ödemek zorunda kaldığını, bu davaya istinaden müvekkili tarafından muhtelif tarihlerdeki ödemelerin toplamının 126.998,94 TL olduğunu, müvekkilinin davalılardan bu ödemeleri defalarca talep ettiği halde sonuç alamadığını, protokolün 8.2 maddesi ve bu maddenin gönderme yaptığı 4.1 maddesinde belirtilen real değerin %10'u olan 40.000,00 TL «cezai şart» talep etme hakkının müvekkili açısından doğduğunu belirterek 126.998,94 TL'nin ve 40.000,00 TL cezai şartın «avans faizi» ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile asıl dava yönünden; taraflar arasında imzalanan «protokolün» 7.1 inci maddesinde protokol tarihinden önce vuku bulan hukuki, cezai, vergi ve sair kamu borçları ile bu kapsam dışında kalan sair borçların davalı şirkete ait olacağının, 7.3 üncü maddesinde davalı şirketin mevcut personelinin bütün kıdem ve «ihbar tazminatları» sair yasal hak ve alacaklarının tamamı ile davalı şirkete ait olduğunun belirlendiği, bu hak ve alacaklardan asıl davada davacı şirketin hiç bir şekilde sorumlu olmayacağının düzenlendiği, 8.2 inci maddesinde protokole riayetsizlik halinde protokolün 4.1 üncü maddesinde belirlenen değer üzerinden %10 «cezai şart» ödeneceğinin kararlaştırıldığı, bu protokol çerçevesinde davacı şirketin uğradığı zararın hem davalı şirketten hem de protokolde imzası bulunan davalı şirket ortaklarının talep hakkının bulunduğu, davalı şirketin önce «sicilden terkin» edildiği sonrasında hakkında «ihya» kararı verildiği, protokol tarihinden önce asıl davada davalı şirketin çalışanının «mirasçıları» tarafından açılan «işçilik alacakları davası» nedeniyle asıl davada davacı şirketin ödeme yapmak zorunda kaldığı, protokolün 7.1 inci maddesine göre ödenen bu miktarın davalı şirketin sorumluluğunda olduğu, protokolün 8.3 üncü maddesi gereğince davacı şirketin ödemek zorunda kaldığı 126.998,94 TL'nin davalı şirketten ve protokolde imzası bulunan davalılar ..., ..., ...'den tahsilini talep edebileceği, protokolün 8.2 inci maddesi gereğince protokol hükümlerine riayetsizlik bulunduğundan davacı şirketin davalı şirketten cezai şart talep edebileceği, protokolün 8.2 inci maddesinde cezai şarttan protokolün taraflarının sorumlu olduğunun düzenlendiği, protokolün 1.1 inci maddesinde taraf olarak davacı şirket ile davalı şirketin gösterildiği, bu nedenle davacı şirketin davalı şirketten cezai şart talep edebileceği ancak protokolde taraf olarak yer almayan protokolde müşterek ve müteselsil kefillerden cezai şart talebinin yerinde olmadığı, protokolün 4.1 üncü maddesinde belirlenen protokol bedelinin 400.000,00 TL olduğu, bunun %10 olan 40.000,00 TL olduğu, davalı şirketin demirbaş, marka ve logolarının davacı şirketçe satın alındığı, davalı şirketin «tasfiye» durumunda olduğu ve yeni bir mal varlığı edindiğine ilişkin herhangi bir delil sunulmadığı, söz konusu cezai şartın iktisadi olarak davalı şirketin mahvına sebebiyet verebileceği kabul edilerek cezai şarttan %50 indirim yapılması gerektiği gerekçesi ile; asıl davanın kısmen kabulü ile 126.998,94 TL alacağın «temerrüt tarihi» olan 03.01.2012 tarihinden itibaren hesaplanacak «avans faizi» ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, 20.000 TL cezai şartın davalı şirketten tahsiline, diğer davalılar hakkındaki cezai şart talebinin reddine, karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince 14.509,92 TL «vekalet ücretinin» davalılardan (..., ..., ...'in sorumlu oldukları miktar ile orantılı olarak sorumlu olacak şekilde) müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, davan …
Taraflar arasındaki asıl davada «rücuen tazminat», «cezai şart» talebi, birleşen davada «protokolün» feshi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl davanın kısmen kabulüne birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaMahkemece, taraflar arasındaki «bayilik sözleşmesi» ve «protokolde» belirtilen, davacı talebine konu «cezai şartın» tutarında indirim yapılmışsa da bozmadan önce alınan bilirkişi raporunda cezai şartın davalının ekonomik mahvına sebep olmayacağının belirtildiği, esasen taraflar …
Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre, davanın kısmen kabulü ile cezai şarttan 4/5 oranında indirim yapılmak kaydıyla 20.000,00 TL'nin «fesih» tarihi olan 17/12/2012 tarihinden itibaren «avans faizi» ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, diğer hususlar bakımından herhangi bir bozma olmadığından yeniden karar «verilmesine yer olmadığına» karar verilmiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:bayilik sözleşmesi · fesih · karar verilmesine yer olmadığına
Benzer bu karardaMahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre, davanın kısmen kabulü ile cezai şarttan 4/5 oranında indirim yapılmak kaydıyla 20.000,00 TL'nin «fesih» tarihi olan 17/12/2012 tarihinden itibaren «avans faizi» ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, diğer hususlar bakımından herhangi bir bozma olmadığından yeniden karar «verilmesine yer olmadığına» karar verilmiştir.
Mahkemece, taraflar arasındaki «bayilik sözleşmesi» ve «protokolde» belirtilen, davacı talebine konu «cezai şartın» tutarında indirim yapılmışsa da bozmadan önce alınan bilirkişi raporunda cezai şartın davalının ekonomik mahvına sebep olmayacağının belirtildiği, esasen taraflar …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2021/6701 E. 2022/7982 K.
Ortak:tenkis · cezai şart · ticari defter · e-defter
İncelediğiniz kararda… ine mahkeme tarafından verilen yetkileri aşarak hukuki değerlendirmelerde bulunduğunu, hukuken bir değerlendirmeye ihtiyaç varsa, bu değerlendirmenin ehil, alanında «yetkin», borçlar ve ticaret hukuku sözleşmelerinde uzman hukukçu ve profesörlerden oluşan bir heyetten alınacak bir rapor ile yapılmasını talep etmiş olmalarına rağmen, mahkemece bu taleplerinin değerlendirilmediğini, dava konusu «protokolün» aynı zamanda «satım sözleşmesi», «kefalet» «taahhüdü», kira mukavelesi ve devir sözleşmesinin karakteristik özelliklerini taşıdığını, protokolün satım sözleşmesi oluşturan kısmının edimlerin yerine getirildiği anda «son» bulmuş olduğunu, «kira sözleşmesi» yönünden edimlerin devam ettiğini, kefalete ilişkin düzenlemelerin, hem müvekkili şirket hem de müvekkilleri «kefiller» bakımından yok hükmünde sayılması gerektiğini, süresinde sunulmayan «defter» ve beyan dilekçelerini kabul etmediklerini, dellilerin ve defterlerin hasredilmesinden sonra, karşı tarafça inceleme günü hazır edilmediğinin dosyada tutanak ile sabit olduğunu, «kesin süreye» rağmen karşı taraf «ticari defterlerine» ilişkin yerinde inceleme yetkisi verilerek usul hatası yapıldığını, açılış ve kapanış tastikleri eksik olan defterlerin sahibi lehine delil olamayacağını, raporda, protokoldeki kefiller bakımından kefil olunan süre ve kefil olunan miktar açıkca belirlenmediğinden, hüküm kurulmasına elverişli olmayan bir rapor ile karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, «ticaret sicil» kayıtlarının aleni olduğunu, Yargıtayın yerleşik içtihatları gereği sicil kayıtlarının incelenmesi ile ortaya çıkacak hususların bilinmediğinin varsayılamayacağını, davacının müvekkillerinden Kanaat şirketini satın alırken tamamen kötü niyetli olarak işçi alacağından kaynaklı borcun sanki protokolün imzası aşamasında saklandığını ve protokolden sonra ortaya çıkmış bir borç olduğunu iddia ettiklerini, kaldı ki borç ile ilgili müvekkilleri tarafından davacının defalarca uyarıldığını ve konu hakkında devam etmekte olan bir dava bulunduğu hususunun müteaddit defa bildirildiğini, ticaret sicil kaydında tedbir «şerhi» bulunan bir şirketi satın alan basiretli bir «tacirin» bu şerh dolayısı ile şirket satış bedelinde indirimlerini yaptırmak suretiyle şirketi devralmış olduğunun kabulünün gerektiğini, taraf teşkili için davacı tarafın talebi ile «ihya» edilmiş içi boş bir şirketin «cezai şart» ödemesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, mahkemenin, müvekkilleri aleyhine «temerrüt tarihi» itibarı ile faize hükmedilmesinin ve anapara borcunun hem müvekkili şirket hem de müvekkili gerçek kişi davalılar bakımından müşterek ve müteselsil bir borç olarak …
… li, istinaf dilekçesinde özetle; asıl davada verilen hükme yönelik istinaf başvuru dilekçesinde özetle; cezai şarttan tüm davalıların sorumlu tutulması gerektiğini, «cezai şartın» % 50’sinin «tenkis» edilmesinin de yerinde olmadığını, mahkemece, sözleşme anındaki (2005) ekonomik durumun dikkate alınması gerekirken, sözleşmeden sonraki gelişmeler (2012) dikkate alınarak varılan sonucun bu nedenle doğru olmadığını, hükme esas alınan ek raporda ve gerekçede ise sözleşmenin yapılmasından daha sonraki tarihlerde (yani 2012 yılında) davalı «şirketin tasfiyeye» girdiğini ve başkaca bir «malvarlığı» edinmediğine dayanılarak, cezai şartın ekonomik anlamda sarsılmaya neden olabileceği sonucuna varıldığını, sözleşme imzalanma anından yedi yıl sonraki gelişmelere dayanılarak varılan sonucun doğru olmadığını, sözleşmedeki cezai şartın her iki taraf için de kararlaştırıldığını, davalı şirket «tacir» olup, kural olarak kanunen cezai şartın tenkisini talep etme hakkının bulunmadığını, «protokolün» ihlali halinde sözleşme bedelinin % 10’u miktarında olan 40.000,00 TL tutarındaki cezai şartın, sözleşme anı itibariyle davalı şirketin ekonomik mahvına neden olacak bir fahişlik de içermediğini, asıl davada reddedilen 20.000,00 TL cezai şart miktarı üzerinden davalıların lehine hükmedilen 4.750,00 TL «vekalet ücretinin» haksız olduğunu, indirime uğrayan miktar yönünden nasıl ki karşı yanın müvekkiline vekalet ücreti ödemesine hükmedilmiyorsa, somut olayda da tenkise uğrayan miktar …
Temyiz Sebepleri 1.Davalılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; bilirkişi raporunun yasal olmayan beyanlar içerdiği, «yetki» aşımı ile hukuki değerlendirmelerde bulunduğunu, bilirkişinin dava konusu «protokolün» hukuken geçerli olup olmadığına dair beyanda bulunmayacağını, mahkemece verilen «kesin süreye» rağmen süresinde sunulmayan «defterler» üzerinde inceleme yapılmasına «muvafakatleri» olamamasına rağmen oluşturulan bilirkişi raporunun usul ve yasaya uygun olmadığını, usulüne uygun olmayan defterlerin «aleyhlerine delil» olmayacağını, protokolde «kefiller» bakımından kefil olunan süre ve kefil olunan miktar açıkça belirtilmediğinden raporun hükme elverişli olmadığını, davacının şirket satışı gerçekleştiğinde tedbir şerhli bir şirketi satın aldığını, borçtan haberdar olduğunu, bu borç ile ilgili davacının defalarca uyarıldığını, satış aşamasında davalı şirketin «tasfiye» halindeymiş gibi gösterilmesinin yanlış olduğunu, davacının basiretsizliği nedeniyle açılan davada aleyhine «cezai şarta» hükmedilmesinin doğru olmadığını, ana para ve faiz bakımından tüm davalı birleşenler hakkında müştereken ve müteselsilen hüküm kurulmasının hatalı olduğunu belirte …
Benzer bu kararda… ı öncesinde yapılan yargılamada tespit edildiği, dava tarihi itibariyle yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 161/3. maddesi, "Hakim, fahiş gördüğü cezaları «tenkis» ile mükelleftir." hükmünü gereği taraflar arasında düzenlenen sözleşme hükümleri, davalı şirketin «ticari defter» ve kayıtları ile özellikle dava tarihi olan 2011 yılı bilançoları dikkate alınmak suretiyle sözleşmeye ayrılıktan kaynaklı olarak 37.144,36-USD «cezai şartın» davalının mahvına sebep olmayacağı ve taraflar arasında düzenlenen sözleşmeye uygun olduğu gerekçesiyle «sözleşmeye aykırılıktan» kaynaklanan 37.144,36-USD cezai şart alacağı ile tonaj ihlalinden kaynaklanan 5.000,00-USD ve kâr kaybından kaynaklanan 45.589,00-USD'nin davalılardan tahsiline ka …
… a ilamına uyularak alınan bilirkişi raporunda, bozma ilamında belirtildiği üzere dava tarihi itibariyle davalı şirketin bilançoları incelenerek, bu tarih itibariyle «cezai şart» miktarının davalı şirketin mahvına sebebiyet verip vermeyeceğinin değerlendirilmesi gerekirken, bu hususlar değerlendirilmeksizin, 2011 yılı bilançoları dikkate alınmak suretiyle %10 «tenkise» gidilerek belirlenen miktarın davalı şirketin mahvına sebebiyet vermeyeceğinin değerlendirilmesi doğru görülmemiştir.
Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 24/05/2012 tarih ve 2011/269 Esas, 2012/105 Karar sayılı kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiş ancak bozma ilamının (1) numaralı bendinde davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının ret edildiği halde davacı yararına dosyanın bozulmuş olmasına göre davacının kazanılmış haklarına riayet edilmeksizin 37.144,36 USD «cezai şarta» hükmedilmesi doğru görülmemiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:sözleşmeye aykırılık
Benzer bu kararda… ı öncesinde yapılan yargılamada tespit edildiği, dava tarihi itibariyle yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 161/3. maddesi, "Hakim, fahiş gördüğü cezaları «tenkis» ile mükelleftir." hükmünü gereği taraflar arasında düzenlenen sözleşme hükümleri, davalı şirketin «ticari defter» ve kayıtları ile özellikle dava tarihi olan 2011 yılı bilançoları dikkate alınmak suretiyle sözleşmeye ayrılıktan kaynaklı olarak 37.144,36-USD «cezai şartın» davalının mahvına sebep olmayacağı ve taraflar arasında düzenlenen sözleşmeye uygun olduğu gerekçesiyle «sözleşmeye aykırılıktan» kaynaklanan 37.144,36-USD cezai şart alacağı ile tonaj ihlalinden kaynaklanan 5.000,00-USD ve kâr kaybından kaynaklanan 45.589,00-USD'nin davalılardan tahsiline ka …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/6880 E. 2023/6886 K.
Ortak:tenkis · kıdem tazminatı · cezai şart · ticari defter · vekalet ücreti · temerrüt · zamanaşımı · kesin hüküm · dava şartı · zamanaşımı bir yıllık
İncelediğiniz kararda… ine mahkeme tarafından verilen yetkileri aşarak hukuki değerlendirmelerde bulunduğunu, hukuken bir değerlendirmeye ihtiyaç varsa, bu değerlendirmenin ehil, alanında «yetkin», borçlar ve ticaret hukuku sözleşmelerinde uzman hukukçu ve profesörlerden oluşan bir heyetten alınacak bir rapor ile yapılmasını talep etmiş olmalarına rağmen, mahkemece bu taleplerinin değerlendirilmediğini, dava konusu «protokolün» aynı zamanda «satım sözleşmesi», «kefalet» «taahhüdü», kira mukavelesi ve devir sözleşmesinin karakteristik özelliklerini taşıdığını, protokolün satım sözleşmesi oluşturan kısmının edimlerin yerine getirildiği anda «son» bulmuş olduğunu, «kira sözleşmesi» yönünden edimlerin devam ettiğini, kefalete ilişkin düzenlemelerin, hem müvekkili şirket hem de müvekkilleri «kefiller» bakımından yok hükmünde sayılması gerektiğini, süresinde sunulmayan «defter» ve beyan dilekçelerini kabul etmediklerini, dellilerin ve defterlerin hasredilmesinden sonra, karşı tarafça inceleme günü hazır edilmediğinin dosyada tutanak ile sabit olduğunu, «kesin süreye» rağmen karşı taraf «ticari defterlerine» ilişkin yerinde inceleme yetkisi verilerek usul hatası yapıldığını, açılış ve kapanış tastikleri eksik olan defterlerin sahibi lehine delil olamayacağını, raporda, protokoldeki kefiller bakımından kefil olunan süre ve kefil olunan miktar açıkca belirlenmediğinden, hüküm kurulmasına elverişli olmayan bir rapor ile karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, «ticaret sicil» kayıtlarının aleni olduğunu, Yargıtayın yerleşik içtihatları gereği sicil kayıtlarının incelenmesi ile ortaya çıkacak hususların bilinmediğinin varsayılamayacağını, davacının müvekkillerinden Kanaat şirketini satın alırken tamamen kötü niyetli olarak işçi alacağından kaynaklı borcun sanki protokolün imzası aşamasında saklandığını ve protokolden sonra ortaya çıkmış bir borç olduğunu iddia ettiklerini, kaldı ki borç ile ilgili müvekkilleri tarafından davacının defalarca uyarıldığını ve konu hakkında devam etmekte olan bir dava bulunduğu hususunun müteaddit defa bildirildiğini, ticaret sicil kaydında tedbir «şerhi» bulunan bir şirketi satın alan basiretli bir «tacirin» bu şerh dolayısı ile şirket satış bedelinde indirimlerini yaptırmak suretiyle şirketi devralmış olduğunun kabulünün gerektiğini, taraf teşkili için davacı tarafın talebi ile «ihya» edilmiş içi boş bir şirketin «cezai şart» ödemesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, mahkemenin, müvekkilleri aleyhine «temerrüt tarihi» itibarı ile faize hükmedilmesinin ve anapara borcunun hem müvekkili şirket hem de müvekkili gerçek kişi davalılar bakımından müşterek ve müteselsil bir borç olarak …
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile asıl dava yönünden; taraflar arasında imzalanan «protokolün» 7.1 inci maddesinde protokol tarihinden önce vuku bulan hukuki, cezai, vergi ve sair kamu borçları ile bu kapsam dışında kalan sair borçların davalı şirkete ait olacağının, 7.3 üncü maddesinde davalı şirketin mevcut personelinin bütün kıdem ve «ihbar tazminatları» sair yasal hak ve alacaklarının tamamı ile davalı şirkete ait olduğunun belirlendiği, bu hak ve alacaklardan asıl davada davacı şirketin hiç bir şekilde sorumlu olmayacağının düzenlendiği, 8.2 inci maddesinde protokole riayetsizlik halinde protokolün 4.1 üncü maddesinde belirlenen değer üzerinden %10 «cezai şart» ödeneceğinin kararlaştırıldığı, bu protokol çerçevesinde davacı şirketin uğradığı zararın hem davalı şirketten hem de protokolde imzası bulunan davalı şirket ortaklarının talep hakkının bulunduğu, davalı şirketin önce «sicilden terkin» edildiği sonrasında hakkında «ihya» kararı verildiği, protokol tarihinden önce asıl davada davalı şirketin çalışanının «mirasçıları» tarafından açılan «işçilik alacakları davası» nedeniyle asıl davada davacı şirketin ödeme yapmak zorunda kaldığı, protokolün 7.1 inci maddesine göre ödenen bu miktarın davalı şirketin sorumluluğunda olduğu, protokolün 8.3 üncü maddesi gereğince davacı şirketin ödemek zorunda kaldığı 126.998,94 TL'nin davalı şirketten ve protokolde imzası bulunan davalılar ..., ..., ...'den tahsilini talep edebileceği, protokolün 8.2 inci maddesi gereğince protokol hükümlerine riayetsizlik bulunduğundan davacı şirketin davalı şirketten cezai şart talep edebileceği, protokolün 8.2 inci maddesinde cezai şarttan protokolün taraflarının sorumlu olduğunun düzenlendiği, protokolün 1.1 inci maddesinde taraf olarak davacı şirket ile davalı şirketin gösterildiği, bu nedenle davacı şirketin davalı şirketten cezai şart talep edebileceği ancak protokolde taraf olarak yer almayan protokolde müşterek ve müteselsil kefillerden cezai şart talebinin yerinde olmadığı, protokolün 4.1 üncü maddesinde belirlenen protokol bedelinin 400.000,00 TL olduğu, bunun %10 olan 40.000,00 TL olduğu, davalı şirketin demirbaş, marka ve logolarının davacı şirketçe satın alındığı, davalı şirketin «tasfiye» durumunda olduğu ve yeni bir mal varlığı edindiğine ilişkin herhangi bir delil sunulmadığı, söz konusu cezai şartın iktisadi olarak davalı şirketin mahvına sebebiyet verebileceği kabul edilerek cezai şarttan %50 indirim yapılması gerektiği gerekçesi ile; asıl davanın kısmen kabulü ile 126.998,94 TL alacağın «temerrüt tarihi» olan 03.01.2012 tarihinden itibaren hesaplanacak «avans faizi» ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, 20.000 TL cezai şartın davalı şirketten tahsiline, diğer davalılar hakkındaki cezai şart talebinin reddine, karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince 14.509,92 TL «vekalet ücretinin» davalılardan (..., ..., ...'in sorumlu oldukları miktar ile orantılı olarak sorumlu olacak şekilde) müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, davan …
… li, istinaf dilekçesinde özetle; asıl davada verilen hükme yönelik istinaf başvuru dilekçesinde özetle; cezai şarttan tüm davalıların sorumlu tutulması gerektiğini, «cezai şartın» % 50’sinin «tenkis» edilmesinin de yerinde olmadığını, mahkemece, sözleşme anındaki (2005) ekonomik durumun dikkate alınması gerekirken, sözleşmeden sonraki gelişmeler (2012) dikkate alınarak varılan sonucun bu nedenle doğru olmadığını, hükme esas alınan ek raporda ve gerekçede ise sözleşmenin yapılmasından daha sonraki tarihlerde (yani 2012 yılında) davalı «şirketin tasfiyeye» girdiğini ve başkaca bir «malvarlığı» edinmediğine dayanılarak, cezai şartın ekonomik anlamda sarsılmaya neden olabileceği sonucuna varıldığını, sözleşme imzalanma anından yedi yıl sonraki gelişmelere dayanılarak varılan sonucun doğru olmadığını, sözleşmedeki cezai şartın her iki taraf için de kararlaştırıldığını, davalı şirket «tacir» olup, kural olarak kanunen cezai şartın tenkisini talep etme hakkının bulunmadığını, «protokolün» ihlali halinde sözleşme bedelinin % 10’u miktarında olan 40.000,00 TL tutarındaki cezai şartın, sözleşme anı itibariyle davalı şirketin ekonomik mahvına neden olacak bir fahişlik de içermediğini, asıl davada reddedilen 20.000,00 TL cezai şart miktarı üzerinden davalıların lehine hükmedilen 4.750,00 TL «vekalet ücretinin» haksız olduğunu, indirime uğrayan miktar yönünden nasıl ki karşı yanın müvekkiline vekalet ücreti ödemesine hükmedilmiyorsa, somut olayda da tenkise uğrayan miktar …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:avans iadesi · satış sözleşmesi
Benzer bu karardaUyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, taraflar arasındaki 05.11.2007 tarihli varlık «satış sözleşmesinin» davalı tarafından haksız feshine dayalı olarak davacı tarafından ödenen «avansın iadesi» istemine ilişkindir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2022/4505 E. , 2024/719 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi
SAYISI 2019/1659 E., 2022/388 K.
HÜKÜM
Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI 2012/47 E., 2019/507 K.
Taraflar arasındaki asıl davada rücuen tazminat, cezai şart talebi, birleşen davada protokolün feshi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl davanın kısmen kabulüne birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı Yargıtayca duruşma istemli olarak taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne, dava, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin ikinci fıkrası gereğince miktar veya değer söz konusu olmaksızın duruşmalı olarak incelenmesi gereken dava ve işlerin dışında bulunduğundan duruşma isteğinin reddine karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü.
I. DAVA
Asıl davacı/birleşen davalı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında akdedilen 15.10.2005 tarihli protokolle davalıya ait demirbaşların, markaların, logoların müvekkilince satın alındığını, davacı ve davalı şirketlerin protokolün asli tarafları olup, diğer davalı şahısların ise müşterek ve müteselsil kefil olarak sözleşmeyi imzaladıklarını, protokolün ilgili hükümleri gereğince protokol tarihine kadar öncesinde vuku bulan hukuki vergi, ceza vb. sair kamu borçlarının ve mevcut personelinin bütün kıdem ve ihbar tazminatlarının davalı şirkete ait olduğunun hüküm altına alındığını, protokol tarihinden önce davalı şirket çalışanı Nuri Bağcı'nın ölümü üzerine 13.06.2005 tarihinde işçilik alacakları talepli olarak açılan dava sonucunda aslında davalı şirkete ait olan icra takip borcunu ödemek zorunda kaldığını, bu davaya istinaden müvekkili tarafından muhtelif tarihlerdeki ödemelerin toplamının 126.998,94 TL olduğunu, müvekkilinin davalılardan bu ödemeleri defalarca talep ettiği halde sonuç alamadığını, protokolün 8.2 maddesi ve bu maddenin gönderme yaptığı 4.1 maddesinde belirtilen real değerin %10'u olan 40.000,00 TL cezai şart talep etme hakkının müvekkili açısından doğduğunu belirterek 126.998,94 TL'nin ve 40.000,00 TL cezai şartın avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Asıl davalı/birleşen davacı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili şirketin 13.02.2012 tarihi itibariyle tasfiye işlemlerinin sona erdiğini, şirket hakkındaki davanın husumet yokluğundan reddi gerektiğini, bir yıllık zamanaşımı süresinin dolduğunu, vefat eden işçinin ailesine ev alınmak suretiyle kıdem tazminatı kapsamında davalı şirket tarafından ödeme yapıldığını, davacının bu kapsamda ödeme yapmadan önce şirketi bilgilendirmesi gerektiğini, yani sonuç olarak davacının bu şekilde davalı şirketin bilgisi dışında mükerrer ödeme yaptığını, dolayısıyla hukuki sonuçlarına davacının katlanması gerektiğini, davalı şirketin tasfiye edilmiş olması ve sicilden terkin edilmiş olması nedeniyle böyle bir borç olsa bile hüküm ifade etmeyeceğini, kefiller açısından kefalet süresinin ve muayyen bir miktar bulunmadığından protokoldeki kefalet kaydının geçersiz olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Birleşen davada ise birleşen davacı şirket ve gerçek kişiler şirketin tasfiye sürecinin başlamış olduğundan bahisle artık protokolün bir bağlayıcılığı bulunmadığını ileri sürerek davacı şirket yönünden iptalini, davacı gerçek kişiler yönünden geçersiz olduğunun tespitini, olmadığı takdirde iptalini talep etmiş, birleşen davalı ise protokol gereği esasen davalı şirket ve protokole kefil olan diğer davalı gerçek kişilerin sorumluluğundan olan ödemenin haciz sebebiyle kendisi tarafından yapıldığını şu an için asıl davada bu ödemeyi rücuen talep ettiğini protokolün geçerliliği savunması ile davanın reddini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile asıl dava yönünden; taraflar arasında imzalanan protokolün 7.1 inci maddesinde protokol tarihinden önce vuku bulan hukuki, cezai, vergi ve sair kamu borçları ile bu kapsam dışında kalan sair borçların davalı şirkete ait olacağının, 7.3 üncü maddesinde davalı şirketin mevcut personelinin bütün kıdem ve ihbar tazminatları sair yasal hak ve alacaklarının tamamı ile davalı şirkete ait olduğunun belirlendiği, bu hak ve alacaklardan asıl davada davacı şirketin hiç bir şekilde sorumlu olmayacağının düzenlendiği, 8.2 inci maddesinde protokole riayetsizlik halinde protokolün 4.1 üncü maddesinde belirlenen değer üzerinden %10 cezai şart ödeneceğinin kararlaştırıldığı, bu protokol çerçevesinde davacı şirketin uğradığı zararın hem davalı şirketten hem de protokolde imzası bulunan davalı şirket ortaklarının talep hakkının bulunduğu, davalı şirketin önce sicilden terkin edildiği sonrasında hakkında ihya kararı verildiği, protokol tarihinden önce asıl davada davalı şirketin çalışanının mirasçıları tarafından açılan işçilik alacakları davası nedeniyle asıl davada davacı şirketin ödeme yapmak zorunda kaldığı, protokolün 7.1 inci maddesine göre ödenen bu miktarın davalı şirketin sorumluluğunda olduğu, protokolün 8.3 üncü maddesi gereğince davacı şirketin ödemek zorunda kaldığı 126.998,94 TL'nin davalı şirketten ve protokolde imzası bulunan davalılar ..., ..., ...'den tahsilini talep edebileceği, protokolün 8.2 inci maddesi gereğince protokol hükümlerine riayetsizlik bulunduğundan davacı şirketin davalı şirketten cezai şart talep edebileceği, protokolün 8.2 inci maddesinde cezai şarttan protokolün taraflarının sorumlu olduğunun düzenlendiği, protokolün 1.1 inci maddesinde taraf olarak davacı şirket ile davalı şirketin gösterildiği, bu nedenle davacı şirketin davalı şirketten cezai şart talep edebileceği ancak protokolde taraf olarak yer almayan protokolde müşterek ve müteselsil kefillerden cezai şart talebinin yerinde olmadığı, protokolün 4.1 üncü maddesinde belirlenen protokol bedelinin 400.000,00 TL olduğu, bunun %10 olan 40.000,00 TL olduğu, davalı şirketin demirbaş, marka ve logolarının davacı şirketçe satın alındığı, davalı şirketin tasfiye durumunda olduğu ve yeni bir mal varlığı edindiğine ilişkin herhangi bir delil sunulmadığı, söz konusu cezai şartın iktisadi olarak davalı şirketin mahvına sebebiyet verebileceği kabul edilerek cezai şarttan %50 indirim yapılması gerektiği gerekçesi ile;
asıl davanın kısmen kabulü ile 126.998,94 TL alacağın temerrüt tarihi olan 03.01.2012 tarihinden itibaren hesaplanacak avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, 20.000 TL cezai şartın davalı şirketten tahsiline, diğer davalılar hakkındaki cezai şart talebinin reddine, karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince 14.509,92 TL vekalet ücretinin davalılardan (..., ..., ...'in sorumlu oldukları miktar ile orantılı olarak sorumlu olacak şekilde) müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, davanın ret edilen bölümüne göre hesaplanan 4.750 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılar ..., ...
ve ...'e verilmesine, birleşen dava yönünden protokol tarihinin 15.10.2005 tarihli olması ve protokol konusunun protokol tarihine kadar vuku bulan borçları kapsadığının belirtildiği hususu göz önüne alındığında protokolün geçerli olduğu ve protokolün iptali için ileri sürülen hususların yerinde olmadığı gerekçesi ile birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1.Asıl davada davacı/birleşen davada davalı vekili, istinaf dilekçesinde özetle; asıl davada verilen hükme yönelik istinaf başvuru dilekçesinde özetle; cezai şarttan tüm davalıların sorumlu tutulması gerektiğini, cezai şartın % 50’sinin tenkis edilmesinin de yerinde olmadığını, mahkemece, sözleşme anındaki (2005) ekonomik durumun dikkate alınması gerekirken, sözleşmeden sonraki gelişmeler (2012) dikkate alınarak varılan sonucun bu nedenle doğru olmadığını, hükme esas alınan ek raporda ve gerekçede ise sözleşmenin yapılmasından daha sonraki tarihlerde (yani 2012 yılında) davalı şirketin tasfiyeye girdiğini ve başkaca bir malvarlığı edinmediğine dayanılarak, cezai şartın ekonomik anlamda sarsılmaya neden olabileceği sonucuna varıldığını, sözleşme imzalanma anından yedi yıl sonraki gelişmelere dayanılarak varılan sonucun doğru olmadığını, sözleşmedeki cezai şartın her iki taraf için de kararlaştırıldığını, davalı şirket tacir olup, kural olarak kanunen cezai şartın tenkisini talep etme hakkının bulunmadığını, protokolün ihlali halinde sözleşme bedelinin % 10’u miktarında olan 40.000,00 TL tutarındaki cezai şartın, sözleşme anı itibariyle davalı şirketin ekonomik mahvına neden olacak bir fahişlik de içermediğini, asıl davada reddedilen 20.000,00 TL cezai şart miktarı üzerinden davalıların lehine hükmedilen 4.750,00 TL vekalet ücretinin haksız olduğunu, indirime uğrayan miktar yönünden nasıl ki karşı yanın müvekkiline vekalet ücreti ödemesine hükmedilmiyorsa, somut olayda da tenkise uğrayan miktar yönünden aynı hukuki mantık ve gerekçelerce, müvekkilinin karşı yana vekalet ücreti ödemesine hükmedilmemesi gerektiği belirtilerek hükmün kaldırılmasını davanın tümüyle ve tüm davalılar yönünden kabulüne karar verilmesini istemiştir.
2.Asıl davada davalı/birleşen davada davacılar vekili, istinaf dilekçesinde özetle; bilirkişinin kendisine mahkeme tarafından verilen yetkileri aşarak hukuki değerlendirmelerde bulunduğunu, hukuken bir değerlendirmeye ihtiyaç varsa, bu değerlendirmenin ehil, alanında yetkin, borçlar ve ticaret hukuku sözleşmelerinde uzman hukukçu ve profesörlerden oluşan bir heyetten alınacak bir rapor ile yapılmasını talep etmiş olmalarına rağmen, mahkemece bu taleplerinin değerlendirilmediğini, dava konusu protokolün aynı zamanda satım sözleşmesi, kefalet taahhüdü, kira mukavelesi ve devir sözleşmesinin karakteristik özelliklerini taşıdığını, protokolün satım sözleşmesi oluşturan kısmının edimlerin yerine getirildiği anda son bulmuş olduğunu, kira sözleşmesi yönünden edimlerin devam ettiğini, kefalete ilişkin düzenlemelerin, hem müvekkili şirket hem de müvekkilleri kefiller bakımından yok hükmünde sayılması gerektiğini, süresinde sunulmayan defter ve beyan dilekçelerini kabul etmediklerini, dellilerin ve defterlerin hasredilmesinden sonra, karşı tarafça inceleme günü hazır edilmediğinin dosyada tutanak ile sabit olduğunu, kesin süreye rağmen karşı taraf ticari defterlerine ilişkin yerinde inceleme yetkisi verilerek usul hatası yapıldığını, açılış ve kapanış tastikleri eksik olan defterlerin sahibi lehine delil olamayacağını, raporda, protokoldeki kefiller bakımından kefil olunan süre ve kefil olunan miktar açıkca belirlenmediğinden, hüküm kurulmasına elverişli olmayan bir rapor ile karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, ticaret sicil kayıtlarının aleni olduğunu, Yargıtayın yerleşik içtihatları gereği sicil kayıtlarının incelenmesi ile ortaya çıkacak hususların bilinmediğinin varsayılamayacağını, davacının müvekkillerinden Kanaat şirketini satın alırken tamamen kötü niyetli olarak işçi alacağından kaynaklı borcun sanki protokolün imzası aşamasında saklandığını ve protokolden sonra ortaya çıkmış bir borç olduğunu iddia ettiklerini, kaldı ki borç ile ilgili müvekkilleri tarafından davacının defalarca uyarıldığını ve konu hakkında devam etmekte olan bir dava bulunduğu hususunun müteaddit defa bildirildiğini, ticaret sicil kaydında tedbir şerhi bulunan bir şirketi satın alan basiretli bir tacirin bu şerh dolayısı ile şirket satış bedelinde indirimlerini yaptırmak suretiyle şirketi devralmış olduğunun kabulünün gerektiğini, taraf teşkili için davacı tarafın talebi ile ihya edilmiş içi boş bir şirketin cezai şart ödemesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, mahkemenin, müvekkilleri aleyhine temerrüt tarihi itibarı ile faize hükmedilmesinin ve anapara borcunun hem müvekkili şirket hem de müvekkili gerçek kişi davalılar bakımından müşterek ve müteselsil bir borç olarak kabul edilmesinin hatalı olduğunu belirterek hükmün kaldırılmasına ve asıl davanın reddine, birleşen davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile tarafların istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davalılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; bilirkişi raporunun yasal olmayan beyanlar içerdiği, yetki aşımı ile hukuki değerlendirmelerde bulunduğunu, bilirkişinin dava konusu protokolün hukuken geçerli olup olmadığına dair beyanda bulunmayacağını, mahkemece verilen kesin süreye rağmen süresinde sunulmayan defterler üzerinde inceleme yapılmasına muvafakatleri olamamasına rağmen oluşturulan bilirkişi raporunun usul ve yasaya uygun olmadığını, usulüne uygun olmayan defterlerin aleyhlerine delil olmayacağını, protokolde kefiller bakımından kefil olunan süre ve kefil olunan miktar açıkça belirtilmediğinden raporun hükme elverişli olmadığını, davacının şirket satışı gerçekleştiğinde tedbir şerhli bir şirketi satın aldığını, borçtan haberdar olduğunu, bu borç ile ilgili davacının defalarca uyarıldığını, satış aşamasında davalı şirketin tasfiye halindeymiş gibi gösterilmesinin yanlış olduğunu, davacının basiretsizliği nedeniyle açılan davada aleyhine cezai şarta hükmedilmesinin doğru olmadığını, ana para ve faiz bakımından tüm davalı birleşenler hakkında müştereken ve müteselsilen hüküm kurulmasının hatalı olduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
2.Davacılar vekili katılma yoluyla temyiz dilekçesinde özetle; cezai şartın %50 tenkis uygulanarak verilmesinin uygun olmadığını, zira sadece davalı şirketin değil diğer davalılarında kefil sıfatıyla müştereken ve müteselsilen sorumluluklarının bulunduğunu, hükme esas alınan ek bilirkişi raporunda davalı şirketin tasfiyeye girdiğine ve başkaca malvarlığı edinmediğine dayanılarak cezai şartın ekonomik mahva neden olabileceği sonucuna varıldığını, sözleşme anındaki ekonomik durumun dikkate alınması gerekirken 2012 yılının dikkate alınmasının doğru olmadığını, %10 cezai şart bedelinin ekonomik mahva neden olabilecek bir oran olmadığını, ayrıca 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 22 inci maddesindeki tacire tenkis uygulanmayacağı yönündeki hükmün amacı ve uygulama alanının da ortadan kalkacağı ya da kanunun amacına aykırı bir biçimde daraltılmış olacağını, davalı şirket ve kefillere borcun ödenmesi aksi takdirde cezai şart ödeneceğine dair ihtar gönderildiğini, ihtara rağmen davalıların ödeme yapmadıklarını, tenkis sebebiyle reddedilen 20.000,00 TL cezai şart miktarı üzerinden davalı lehine hükmedilen 4.750,00 TL vekalet ücretinin yüksek olduğunu, iş davalarında fazla mesai miktarından mahkemece takdiri indirim yapılırken önceden talep edence öngörülmesi mümkün olmayacağı için indirime uğrayan miktar yönünden nasıl ki karşı yan vekalet ücretine hükmedilmiyorsa, somut olayda da tenkise uğrayan miktar yönünden de aynı gerekçe ile vekalet ücretine hükmedilmemesi gerektiğini belirterek kararın bozulmasını ya da düzelterek onanmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, asıl davada taraflar arasındaki protokole aykırılık iddiasına dayalı rücuen tazminat ve cezai şart alacağının tahsili; birleşen davada ise ana davaya konu protokolün iptali istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2.Mülga 818 sayılı Türk Borçlar Kanunun 483 üncü ve devamı maddeleri.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup taraf vekillerince temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderlerinin temyiz edenlere yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
05.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1124203700 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz