Tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2022/3809 E. 2023/7450 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
muayene ve ihbar külfeti↗ mühürlü konteyner↗ reklamasyon faturası↗ ayıba karşı tekeffül↗ bedel indirimi↗ ayıp ihbarı↗ arabuluculuk↗ ticari itibar↗ ayıp↗ muvazaa↗ bedelsizlik↗ şirket zararı↗ basiretli tacir↗ ikrar↗ ifa↗ kamu düzeni↗ taşıyıcı↗ ihbar↗ bilirkişi incelemesi↗ esastan ret↗ fatura↗ tacir↗ dahili dava↗ ibraz↗ temsil↗ teslim↗ istinaf yoluna başvurulabilirlik↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İLK DERECE MAHKEMESİ : Gaziantep 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI :2019/644 E., 2020/278 K.
Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı ile müvekkil şirket arasında sunulan proforma faturadan da anlaşılacağı üzere 5 çeşit torbanın tedarik edilmesi için anlaşma kurulduğunu, bu anlaşma neticesinde ürünlerin müvekkili tarafından teslim alındığını ve bu ürünleri yurtdışına ihraç ettiğini, yurtdışına ihraç edilen bu ürünlerin müvekkili şirketin, üretici olan davalı şirketin düzenlediği proforma faturaya göre pazarladığını, anılan ürünlerin müvekkili tarafından teslim edildikten sonra ürünlerin hatalı olduğu alıcı tarafından tespit edildiğini ve müvekkiline bildirildiğini, %50 tutarında reklamasyon faturası düzenlendiğini, dolayısıyla karşı tarafın üretmiş olduğu torbaların istenilen kalitede üretilmediğini, 5 çeşit üründeki 4 çeşit ürünün 40 mikron olması gerekirken 30-35 mikron arası üretildiğini,1 çeşit üründe ise 46 mikron olması gerekirken 35-40 mikron değerleri arasında üretildiğini, ürünlerin üretilmesi gereken kalitenin altında üretildiğini, müvekkili şirketin zarara uğratıldığını, eksik ifa edilen sözleşme dolayısıyla üreticinin de büyük miktarda haksız kazanç elde ettiğini, müvekkili şirket yetkilisi ...'ın, davalı şirket satış temsilcisi ile yaptığı görüşmede malların ayıplı çıktığını ve bu nedenle tarafına bedelde indirim yapılması gerektiğini ilk etapta (en kısa zamanda) bildirdiğini, satış temsilcisinin, ürünlerin ayıplı olduğu konusunu ikrar ettiğini, ancak anlaşma sağlanamadığını, arabuluculuk görüşmesinde de herhangi bir anlaşma sağlanamadığını, müvekkili şirketin bu reklamasyon faturasını kabul etmek zorunda kaldığı gibi ticari itibarının da zarar gördüğünü ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 10.000,00 TL'lik davalarının kabulüne karar verilmesini talep, etmiş,10.12.2019 tarihli dilekçesi ile 17.851,33 euro üzerinden davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının 30.01.2019 tarihli KDV dahil 50.443,58 TL bedelli ve 20.02.2019 tarihli, 127.644,58 TL bedelli iki faturaya dayandığını ve iddiasını bu mallar üzerinden yönelttiğini, davacı tarafından süresi içerisinde yapılmış bir ayıp ihbarının bulunmadığını, davacının Fransa'ya satış yaptığını belirterek bu satışı gösterir 2 adet fatura sunmuş ise de; sunmuş olduğu faturaların her zaman düzenlenebilecek nitelikte teslim olgusunu ispatlamayan nitelikte olduğunu, kesildiği iddia edilen reklamasyon faturasını da kabul etmediklerini, bu faturanın müvekkilinin satmış olduğu yurtdışına ihraç edilen mallara ilişkin olarak düzenlendiğinin açık olmadığını, reklamasyon faturası gerçek olsa dahi içeriğindeki malların müvekkiline ait olduğunun açık olmadığını, faturanın muvazaalı olup olmadığının da belirli olmadığını, ayıp iddiasını kabul etmediklerini savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı taraf, davalıdan satın aldığı ürünleri muayene etmeden kargo şirketi aracılığı ile doğrudan yurt dışındaki firmaya gönderdiğini cevaba cevap dilekçesinde ikrar ettiği, davacının ayıba karşı tekeffül hükümlerinden yararlanmak için gerekli olan muayene ve ihbar külfetini yerine getirmediği, her ne kadar davalı şirketteki satış temsilcisi ile whatsup programı aracılığı ile yazıştıklarını ve %15 oranında bedelsiz ürün verileceği yönünde anlaştıklarını beyan etmiş ise de dosyaya ibraz edilen watsap yazışmasının içeriğinin anlaşılamadığı ve nitekim bu yazışmanın hukuki bir geçerliliğinin olmadığı, tacirler arasında ayıp ihbarının ne şekilde yapılacağının yasayla düzenlendiği hususları nazara alındığında davacı tarafça süresinde yapılmış bir ayıp ihbarından bahsedilemeyeceği, yine davacının ürünleri yurt dışına ihraç etmesi, muayene ve ihbar külfetinden muaf olacağı anlamına gelmemekle birlikte her basiretli tacir gibi davacının da ürünleri yurt dışına göndermeden önce muayene etmesi gerektiği, bu husular ve dosya kapsamı çerçevesinde davacı her ne kadar satın aldığı ürünlerdeki ayıp nedeniyle uğradığı zararın tazminini talep etmiş ise de süresinde ve yasanın aradığı usullerde yapılmış bir muayene ve ihbar bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yurtdışına ihraç edilirken ihracat usullerine tabii olarak davalı tarafın konteynıra yüklediği gibi konteynırın mühürlendiğini, dolayısıyla 8 günlük ihbar süresinin ortadan kalktığını, ürünlerin üretilmesi gereken kalitenin altında üretildiğini, müvekkili şirketin zarara uğratıldığını, eksik ifa edilen sözleşme dolayısıyla üreticinin de büyük miktarda haksız kazanç elde ettiğini, davalı tarafça, ürünleri imal ederken anlaşma şartlarında yazan hammadde dışında başka bir hammadde ilave edildiği için mamul ürünün %20 daha ince olup aynı ağırlığa sahip olduğundan dolayı ilk mamul kabul safhasında ayıbın anlaşılamadığını, dolayısıyla anlaşılan hammaddenin özgül ağırlığından 3 kat daha ağır bir hammadde ile üretim yapıldığını, bu nedenlerle dosyanın bilirkişiye tevdii edilmesi gerekirken mahkeme tarafından buna gerek duyulmadığını, yerel mahkeme her ne kadar 8 günlük ihbar süresinin müvekkili tarafından gözönüne alınmadığından bahisle davalarını reddetmiş ise de; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) 225 inci maddesinin birinci fıkrasına göre de ağır kusurlu olan satıcının, satılandaki ayıbın kendisine süresinde bildirilmediğini öne sürererek sorumluluktan kısmen de olsa kurtulamayacağı şeklinde olduğunu, yine 6098 sayılı Kanun'un 222 ve 223 üncü maddesinin birinci fıkrası gereğince alıcının sözleşme kurulurken satılanı olağan bir incelemeye tabii tutma, ayıbı görebilme imkanına sahip olmadığı satışlarda teslimden itibaren uygun bir süre içerisinde ayıbı bildirmedinin alıcının külfetinde olduğunu, dolayısıyla ayıbın öğrenildiği tarih esas alınmakta ve bunun öğrenilmesinden hemen sonra ihbarda bulunma külfetinin alıcıya ait olduğunun anlaşıldığını, mühürlenen konteynırın kontrol edilme ihtimalinin kalmadığını, bunu öğrendiği anda müvekkil şirket yetkilisinin de kendi hak ve menfaatini korumak amacıyla davalı şirket yetkilileri ile iletişime geçtiğini, iletişime geçilen davalı şirket temsilcisinin de dava dilekçesine ekledikleri eklerde görüleceği üzere ayıplı olduğunu kabul ettiğini, %15 bedelsiz mal üretme sözünde bulunduğunu, dolayısıyla doğrudan yapılan bir ikrarın söz konusu olduğunu, yerel mahkemeye duruşmada söz konusu ürünlerden bir miktar getirilerek uygun görülmesi halinde bilirkişi incelemesi yapılabileceği taraflarınca belirtildiğini, ancak mahkemenin bunu uygun görmeksizin davalarını reddettiğini ileri sürerek kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile mahkemece delillerin takdirinde ve yasa kurallarının olaya uygulanmasında bir isabetsizlik görülmediği, kararda kamu düzenine aykırı herhangi bir husus bulunmadığı, kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebepleri tekrar ederek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, sipariş üzerine üretilip davacıya teslim edilen poşet cinsi ürünlerin verilen siparişe uygun olup olmadığı dolayısıyla ayıplı üretilip üretilmediği, ayıplı üretilmiş ise ihbarın süresinde yapılıp yapılmadığı, bu ve kapsamda delil olarak dayanılan whatsup yazışmasının bu olaya ilişkin olup olmadığı, ilişkin ise davalı tarafından ayıbın kabul edilip edilmediği noktalarında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) 470 ve vd., 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 199, 211 inci maddeleri.
3. Değerlendirme
Dava; eserdeki ayıptan doğan hakların 6098 sayılı Kanun’un 470 ve vd. hükümleri uyarınca kullanılmasından ibarettir.
Belge, 6100 sayılı Kanun’un 199 uncu maddesinde düzenlenmiş olup bu hükme göre elektronik ortamdaki veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcıları belgedir.Davacının dayanmış olduğu whatsap yazışmasının bu hüküm kapsamında belge niteliğinde kabul edilmesi gerekir.
Mahkemece belgenin sıhhatı araştırılıp incelenmesi gerektiği halde bu yönde bir inceleme yapılmaması doğru olmamıştır.
Bu durumda Mahkemece yapılması gereken whatsup üzerinden gönderilen belge hakkında davalı tarafın dinlenilmesi, şayet gönderilmediği beyan edilirse 6100 sayılı Kanun’un 211 inci maddesinde öngörülen usulde inceleme yapılıp, taraflar arasındaki ticari ilişki de tespit edilip değerlendirmek suretiyle sonucuna göre karar vermekten ibaret olduğu halde böyle bir inceleme yapılmadan karar verilmesi doğru olmamış bozmayı gerektirmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/7892 E. 2022/4561 K.
Ortak:ayıp · ihbar · fatura · teslim
İncelediğiniz karardaCEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının 30.01.2019 tarihli KDV «dahil» 50.443,58 TL bedelli ve 20.02.2019 tarihli, 127.644,58 TL bedelli iki faturaya dayandığını ve iddiasını bu mallar üzerinden yönelttiğini, davacı tarafından süresi içerisinde yapılmış bir «ayıp ihbarının» bulunmadığını, davacının Fransa'ya satış yaptığını belirterek bu satışı gösterir 2 adet «fatura» sunmuş ise de; sunmuş olduğu faturaların her zaman düzenlenebilecek nitelikte «teslim» olgusunu ispatlamayan nitelikte olduğunu, kesildiği iddia edilen «reklamasyon faturasını» da kabul etmediklerini, bu faturanın müvekkilinin satmış olduğu yurtdışına ihraç edilen mallara ilişkin olarak düzenlendiğinin açık olmadığını, reklamasyon faturası gerçek olsa dahi içeriğindeki malların müvekkiline ait olduğunun açık olmadığını, faturanın «muvazaalı» olup olmadığının da belirli olmadığını, ayıp iddiasını kabul etmediklerini savunarak davanın reddini istemiştir.
… ile davacı taraf, davalıdan satın aldığı ürünleri muayene etmeden kargo şirketi aracılığı ile doğrudan yurt dışındaki firmaya gönderdiğini cevaba cevap dilekçesinde «ikrar» ettiği, davacının «ayıba karşı tekeffül» hükümlerinden yararlanmak için gerekli olan muayene ve «ihbar» külfetini yerine getirmediği, her ne kadar davalı şirketteki satış «temsilcisi» ile whatsup programı aracılığı ile yazıştıklarını ve %15 oranında «bedelsiz» ürün verileceği yönünde anlaştıklarını beyan etmiş ise de dosyaya «ibraz» edilen watsap yazışmasının içeriğinin anlaşılamadığı ve nitekim bu yazışmanın hukuki bir geçerliliğinin olmadığı, «tacirler» arasında «ayıp ihbarının» ne şekilde yapılacağının yasayla düzenlendiği hususları nazara alındığında davacı tarafça süresinde yapılmış bir ayıp ihbarından bahsedilemeyeceği, yine davacının ürünleri yurt dışına ihraç etmesi, muayene ve ihbar külfetinden muaf olacağı anlamına gelmemekle birlikte her «basiretli tacir» gibi davacının da ürünleri yurt dışına göndermeden önce muayene etmesi gerektiği, bu husular ve dosya kapsamı çerçevesinde davacı her ne kadar satın aldığı ürünler …
… çesinde özetle; yurtdışına ihraç edilirken ihracat usullerine tabii olarak davalı tarafın konteynıra yüklediği gibi konteynırın mühürlendiğini, dolayısıyla 8 günlük «ihbar» süresinin ortadan kalktığını, ürünlerin üretilmesi gereken kalitenin altında üretildiğini, müvekkili «şirketin zarara» uğratıldığını, eksik «ifa» edilen sözleşme dolayısıyla üreticinin de büyük miktarda haksız kazanç elde ettiğini, davalı tarafça, ürünleri imal ederken anlaşma şartlarında yazan hammadde dışında başka bir hammadde ilave edildiği için mamul ürünün %20 daha ince olup aynı ağırlığa sahip olduğundan dolayı ilk mamul kabul safhasında ayıbın anlaşılamadığını, dolayısıyla anlaşılan hammaddenin özgül ağırlığından 3 kat daha ağır bir hammadde ile üretim yapıldığını, bu nedenlerle dosyanın bilirkişiye tevdii edilmesi gerekirken mahkeme tarafından buna gerek duyulmadığını, yerel mahkeme her ne kadar 8 günlük ihbar süresinin müvekkili tarafından gözönüne alınmadığından bahisle davalarını reddetmiş ise de; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) 225 inci maddesinin birinci fıkrasına göre de ağır kusurlu olan satıcının, satılandaki ayıbın kendisine süresinde bildirilmediğini öne sürererek sorumluluktan kısmen de olsa kurtulamayacağı şeklinde olduğunu, yine 6098 sayılı Kanun'un 222 ve 223 üncü maddesinin birinci fıkrası gereğince alıcının sözleşme kurulurken satılanı olağan bir incelemeye tabii tutma, ayıbı görebilme imkanına sahip olmadığı satışlarda «teslimden» itibaren uygun bir süre içerisinde ayıbı bildirmedinin alıcının külfetinde olduğunu, dolayısıyla ayıbın öğrenildiği tarih esas alınmakta ve bunun öğrenilmesinden hemen sonra ihbarda bulunma külfetinin alıcıya ait olduğunun anlaşıldığını, «mühürlenen konteynırın» kontrol edilme ihtimalinin kalmadığını, bunu öğrendiği anda müvekkil şirket yetkilisinin de kendi hak ve menfaatini korumak amacıyla davalı şirket yetkilileri ile iletişime geçtiğini, iletişime geçilen davalı şirket «temsilcisinin» de dava dilekçesine ekledikleri eklerde görüleceği üzere ayıplı olduğunu kabul ettiğini, %15 «bedelsiz» mal üretme sözünde bulunduğunu, dolayısıyla doğrudan yapılan bir «ikrarın» söz konusu olduğunu, yerel mahkemeye duruşmada söz konusu ürünlerden bir miktar getirilerek uygun görülmesi halinde «bilirkişi incelemesi» yapılabileceği taraflarınca belirtildiğini, ancak mahkemenin bunu uygun görmeksizin davalarını reddettiğini ileri sürerek kararın kaldırılmasını ve davanın kabulün …
Benzer bu karardaMahkemece, uyulan bozma ilamı, bilirkişi raporuna göre, icra takibine konu edilen 2 adet çekin «ticari defterlerinde kayıtlı» olduğu ve davalı tarafça ödenmediği, her ne kadar davalı taraf malların ayıplı olduğunu iddia etmiş ise de, davacının gönderdiği malları kabul ettiği, ancak TTK 23/c maddesi gereğince süresinde «ayıp» ihbarında bulunmadığı, ayıp iddiasının tanıkla ispatının mümkün olmadığı, davalının ayıp iddiasını TTK 18/3 maddesine göre «yazılı delil» ile ispat etmesi gerektiği, ancak «ihbara» dair yazılı delil sunmadığı ve malları ayıbı ile kabul ettiği, bu nedenle davacının icra takibine konu alacağa ilişkin mal «teslimini» ispat ettiği, bedelin ödenmediği, davacının icra takibinin haklı ve yerinde olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
… na göre ve özellikle Davalı,Takibe konu olan diğer 25.11.2013 keşide tarihli 35.400.- TL'lik çekin malın ayıplı olması nedeniyle ödenmediğini savunmuş ise de ürünün «son» kabul merci olan Tülomsaş tarafından ayıbın kendisine bildirildiğinde bunun davacıya «ihbar» edildiği usulüne uygun delille ispatlanamadığından,ayıba dayalı savunması ile ödenmeyen 35.400.- TL’lik çeke dayalı davalının temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir 2- Taraflar arasındaki ticari ilişki kapsamında kesilen faturalar ve bu «fatura» bedeli tutarı kadar «çek» verildiği, verilen ve takibe konu çeklerden 06.11.2013 keşide tarihli 56.400 TL'lik çekin iki kez aynı bedelli farklı tarihli çek ile değiştirildiği ve bu durumun davacının kabulünde olduğu ve «yenilenen» çekin bankadan gelen cevabi yazı ile ödendiği sabittir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:yazılı delil · ticari defter kayıtları · yenileme · ticari defter · çek · e-defter · i̇i̇k 72/son
Benzer bu karardaMahkemece, uyulan bozma ilamı, bilirkişi raporuna göre, icra takibine konu edilen 2 adet çekin «ticari defterlerinde kayıtlı» olduğu ve davalı tarafça ödenmediği, her ne kadar davalı taraf malların ayıplı olduğunu iddia etmiş ise de, davacının gönderdiği malları kabul ettiği, ancak TTK 23/c maddesi gereğince süresinde «ayıp» ihbarında bulunmadığı, ayıp iddiasının tanıkla ispatının mümkün olmadığı, davalının ayıp iddiasını TTK 18/3 maddesine göre «yazılı delil» ile ispat etmesi gerektiği, ancak «ihbara» dair yazılı delil sunmadığı ve malları ayıbı ile kabul ettiği, bu nedenle davacının icra takibine konu alacağa ilişkin mal «teslimini» ispat ettiği, bedelin ödenmediği, davacının icra takibinin haklı ve yerinde olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
… na göre ve özellikle Davalı,Takibe konu olan diğer 25.11.2013 keşide tarihli 35.400.- TL'lik çekin malın ayıplı olması nedeniyle ödenmediğini savunmuş ise de ürünün «son» kabul merci olan Tülomsaş tarafından ayıbın kendisine bildirildiğinde bunun davacıya «ihbar» edildiği usulüne uygun delille ispatlanamadığından,ayıba dayalı savunması ile ödenmeyen 35.400.- TL’lik çeke dayalı davalının temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir 2- Taraflar arasındaki ticari ilişki kapsamında kesilen faturalar ve bu «fatura» bedeli tutarı kadar «çek» verildiği, verilen ve takibe konu çeklerden 06.11.2013 keşide tarihli 56.400 TL'lik çekin iki kez aynı bedelli farklı tarihli çek ile değiştirildiği ve bu durumun davacının kabulünde olduğu ve «yenilenen» çekin bankadan gelen cevabi yazı ile ödendiği sabittir.
Bu durumda takip ve dava konusu olan 06.11.2013 keşide tarihli 56.400.- TL'lik çekin «yenilenme» amacıyla verilen 341121 «çek» nolu 56.400.- TL'lik çek ile 17.02.2014 tarihinde ödendiğinden davalının bu çek yönünden borçlu olmadığı anlaşılmakla davanın bu çek yönünden reddine karar verilmesi gerekirken davanın tam kabulüne dair karar doğru olmamış, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/4135 E. 2024/534 K.
Ortak:ayıp ihbarı · ayıp · ihbar · fatura · tacir · teslim
İncelediğiniz karardaCEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının 30.01.2019 tarihli KDV «dahil» 50.443,58 TL bedelli ve 20.02.2019 tarihli, 127.644,58 TL bedelli iki faturaya dayandığını ve iddiasını bu mallar üzerinden yönelttiğini, davacı tarafından süresi içerisinde yapılmış bir «ayıp ihbarının» bulunmadığını, davacının Fransa'ya satış yaptığını belirterek bu satışı gösterir 2 adet «fatura» sunmuş ise de; sunmuş olduğu faturaların her zaman düzenlenebilecek nitelikte «teslim» olgusunu ispatlamayan nitelikte olduğunu, kesildiği iddia edilen «reklamasyon faturasını» da kabul etmediklerini, bu faturanın müvekkilinin satmış olduğu yurtdışına ihraç edilen mallara ilişkin olarak düzenlendiğinin açık olmadığını, reklamasyon faturası gerçek olsa dahi içeriğindeki malların müvekkiline ait olduğunun açık olmadığını, faturanın «muvazaalı» olup olmadığının da belirli olmadığını, ayıp iddiasını kabul etmediklerini savunarak davanın reddini istemiştir.
… ile davacı taraf, davalıdan satın aldığı ürünleri muayene etmeden kargo şirketi aracılığı ile doğrudan yurt dışındaki firmaya gönderdiğini cevaba cevap dilekçesinde «ikrar» ettiği, davacının «ayıba karşı tekeffül» hükümlerinden yararlanmak için gerekli olan muayene ve «ihbar» külfetini yerine getirmediği, her ne kadar davalı şirketteki satış «temsilcisi» ile whatsup programı aracılığı ile yazıştıklarını ve %15 oranında «bedelsiz» ürün verileceği yönünde anlaştıklarını beyan etmiş ise de dosyaya «ibraz» edilen watsap yazışmasının içeriğinin anlaşılamadığı ve nitekim bu yazışmanın hukuki bir geçerliliğinin olmadığı, «tacirler» arasında «ayıp ihbarının» ne şekilde yapılacağının yasayla düzenlendiği hususları nazara alındığında davacı tarafça süresinde yapılmış bir ayıp ihbarından bahsedilemeyeceği, yine davacının ürünleri yurt dışına ihraç etmesi, muayene ve ihbar külfetinden muaf olacağı anlamına gelmemekle birlikte her «basiretli tacir» gibi davacının da ürünleri yurt dışına göndermeden önce muayene etmesi gerektiği, bu husular ve dosya kapsamı çerçevesinde davacı her ne kadar satın aldığı ürünler …
… çesinde özetle; yurtdışına ihraç edilirken ihracat usullerine tabii olarak davalı tarafın konteynıra yüklediği gibi konteynırın mühürlendiğini, dolayısıyla 8 günlük «ihbar» süresinin ortadan kalktığını, ürünlerin üretilmesi gereken kalitenin altında üretildiğini, müvekkili «şirketin zarara» uğratıldığını, eksik «ifa» edilen sözleşme dolayısıyla üreticinin de büyük miktarda haksız kazanç elde ettiğini, davalı tarafça, ürünleri imal ederken anlaşma şartlarında yazan hammadde dışında başka bir hammadde ilave edildiği için mamul ürünün %20 daha ince olup aynı ağırlığa sahip olduğundan dolayı ilk mamul kabul safhasında ayıbın anlaşılamadığını, dolayısıyla anlaşılan hammaddenin özgül ağırlığından 3 kat daha ağır bir hammadde ile üretim yapıldığını, bu nedenlerle dosyanın bilirkişiye tevdii edilmesi gerekirken mahkeme tarafından buna gerek duyulmadığını, yerel mahkeme her ne kadar 8 günlük ihbar süresinin müvekkili tarafından gözönüne alınmadığından bahisle davalarını reddetmiş ise de; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) 225 inci maddesinin birinci fıkrasına göre de ağır kusurlu olan satıcının, satılandaki ayıbın kendisine süresinde bildirilmediğini öne sürererek sorumluluktan kısmen de olsa kurtulamayacağı şeklinde olduğunu, yine 6098 sayılı Kanun'un 222 ve 223 üncü maddesinin birinci fıkrası gereğince alıcının sözleşme kurulurken satılanı olağan bir incelemeye tabii tutma, ayıbı görebilme imkanına sahip olmadığı satışlarda «teslimden» itibaren uygun bir süre içerisinde ayıbı bildirmedinin alıcının külfetinde olduğunu, dolayısıyla ayıbın öğrenildiği tarih esas alınmakta ve bunun öğrenilmesinden hemen sonra ihbarda bulunma külfetinin alıcıya ait olduğunun anlaşıldığını, «mühürlenen konteynırın» kontrol edilme ihtimalinin kalmadığını, bunu öğrendiği anda müvekkil şirket yetkilisinin de kendi hak ve menfaatini korumak amacıyla davalı şirket yetkilileri ile iletişime geçtiğini, iletişime geçilen davalı şirket «temsilcisinin» de dava dilekçesine ekledikleri eklerde görüleceği üzere ayıplı olduğunu kabul ettiğini, %15 «bedelsiz» mal üretme sözünde bulunduğunu, dolayısıyla doğrudan yapılan bir «ikrarın» söz konusu olduğunu, yerel mahkemeye duruşmada söz konusu ürünlerden bir miktar getirilerek uygun görülmesi halinde «bilirkişi incelemesi» yapılabileceği taraflarınca belirtildiğini, ancak mahkemenin bunu uygun görmeksizin davalarını reddettiğini ileri sürerek kararın kaldırılmasını ve davanın kabulün …
Benzer bu karardaGerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile «tacirler» arasında satışa konu malın ayıplı çıkması halinde, alıcının yasal haklarını kullanabilmesi için 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 23 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendindeki süreler içerisinde «ayıp» ihbarında bulunmasının zorunlu olduğu, bu sürelerin, satılan malın ayıplı olduğu «teslim» sırasında açıkça belli olması durumunda iki gün, açıkça belli olmaması durumunda da sekiz gün olduğu, ancak «ayıp ihbarının» bu süre içinde satıcıya ulaşmasının şart olmadığı, bu süre içinde satıcıya ulaşmasa bile alıcının haklarını koruyacağı, 6102 sayılı Kanun'un 23 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde gizli ayıbın sonradan ortaya çıkması halinde 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 223 üncü maddesinin uygulanacağı belirtildiği, 6098 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre ayıbın sonradan ortaya çıkması halinde bildirimin derhal yapılması aksi halde alıcı malı ayıp ile beraber kabul edilmiş sayılacağı, alıcının ihbar külfetini yerine getirmiş ise zaman aşımı süresi içinde 6098 sayılı Kanun'un 227 nci maddesinde kendisine tanınan hakları dava yoluyla talep edebileceği, davacının kendisine teslim edilen malların ayıplı olduğuna dair davalıya bildirimde bulunduğunu iddia ettiği, davacının davalıya anılan sürelerde ihbarda bulunduğunu yazılı bir delil ile kanıtlayamadığı, 6098 sayılı Kanun'un 231 inci maddesinin ikinci fıkrasına göre de satıcının alıcıyı iğfal etmiş olduğu söz konusu olmadığı gibi, bu hususun da ispat edilmediği, satın alınan malın 01.06.2015 tarihinde teslim edildiği, teslime konu malın incelemesinin ise 24.06.2016'da yapıldığı, raporun davacıya 13.07.2016 tarihinde, ayıp ihbarının ise davacının beyanına göre 27.07.2017'de ve davanın ise 20.10.2017 tarihinde açıldığı, 6102 sayılı Kanun'un 23 üncü maddesine göre, alıcı malı teslim aldıktan sonra 8 gün içinde incelemek veya incelettirmek ile ve bu inceleme sonucu malın ayıplı çıkması halinde durumu satıcıya «bildirmekle yükümlü» olduğu, 8 günlük muayene ve «ihbar yükümlülüğüne» uymayan alıcının malı o hali ile kabul etmiş sayılacağı, ayıplar için kanunun kendisine tanıdığı hakları kaybedeceği, süresinde ayıp ihbarında bulunmayan davacının 6098 sayılı Kanun'un 227 nci maddesinin birinci fıkrasından da yararlanamayacağı, yargılama sırasında alınan sektör bilirkişinin de yer aldığı raporda ayıbın açık ya da gizli olup olmadığı tespit edilmediği gibi ayıba dair yapılan açıklamalardan basit bir muayene ile ayıbın tespit edilebileceği, kaldı ki «gizli ayıp» bulunduğu varsayılsa bile ayıbın sonradan ortaya çıktığı tarihte derhal bildirimde bulunma yükümlülüğü bulunduğu halde aylarca «ihtar» çekilmeyerek bu yükümlülüğe de uyulmadığından davalının sözleşmeye aykırı davrandığının kanıtlanamadığı, ancak mahkemenin gerekçesi yönünden hata edildiği gerekçes …
İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; gerekli bildirim ve «ihbarın» sözlü olarak yapıldığını, süresinde «ayıp ihbarının» yapıldığını, ürünlerin ayıplı olduğu husunun mahkeme kararı ile tespit edildiğini, ürünlerin ayıplı olduğunun kullanıma başlanmasından bir süre geçtikten sonra anlaşıldığını, «fatura» «bedellerinin iadesi» istenilmesine rağmen davalının bu talebi yerine getirmediğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile «delil tespitinin», davalıya tebliğ edildiği, davacının ayıptan haberdar olduğu tarihten itibaren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 223 üncü maddesine göre «ayıp ihbarının» süresinde olmadığı, davacının talebinin dinlenemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:ayıplı mal · bildirim yükümlülüğü · gizli ayıp · ihbar yükümlülüğü · delil tespiti · bedel iadesi · sulh hukuk mahkemesi · kaldırma ve yeniden hüküm
Benzer bu karardaGerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile «tacirler» arasında satışa konu malın ayıplı çıkması halinde, alıcının yasal haklarını kullanabilmesi için 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 23 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendindeki süreler içerisinde «ayıp» ihbarında bulunmasının zorunlu olduğu, bu sürelerin, satılan malın ayıplı olduğu «teslim» sırasında açıkça belli olması durumunda iki gün, açıkça belli olmaması durumunda da sekiz gün olduğu, ancak «ayıp ihbarının» bu süre içinde satıcıya ulaşmasının şart olmadığı, bu süre içinde satıcıya ulaşmasa bile alıcının haklarını koruyacağı, 6102 sayılı Kanun'un 23 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde gizli ayıbın sonradan ortaya çıkması halinde 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 223 üncü maddesinin uygulanacağı belirtildiği, 6098 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre ayıbın sonradan ortaya çıkması halinde bildirimin derhal yapılması aksi halde alıcı malı ayıp ile beraber kabul edilmiş sayılacağı, alıcının ihbar külfetini yerine getirmiş ise zaman aşımı süresi içinde 6098 sayılı Kanun'un 227 nci maddesinde kendisine tanınan hakları dava yoluyla talep edebileceği, davacının kendisine teslim edilen malların ayıplı olduğuna dair davalıya bildirimde bulunduğunu iddia ettiği, davacının davalıya anılan sürelerde ihbarda bulunduğunu yazılı bir delil ile kanıtlayamadığı, 6098 sayılı Kanun'un 231 inci maddesinin ikinci fıkrasına göre de satıcının alıcıyı iğfal etmiş olduğu söz konusu olmadığı gibi, bu hususun da ispat edilmediği, satın alınan malın 01.06.2015 tarihinde teslim edildiği, teslime konu malın incelemesinin ise 24.06.2016'da yapıldığı, raporun davacıya 13.07.2016 tarihinde, ayıp ihbarının ise davacının beyanına göre 27.07.2017'de ve davanın ise 20.10.2017 tarihinde açıldığı, 6102 sayılı Kanun'un 23 üncü maddesine göre, alıcı malı teslim aldıktan sonra 8 gün içinde incelemek veya incelettirmek ile ve bu inceleme sonucu malın ayıplı çıkması halinde durumu satıcıya «bildirmekle yükümlü» olduğu, 8 günlük muayene ve «ihbar yükümlülüğüne» uymayan alıcının malı o hali ile kabul etmiş sayılacağı, ayıplar için kanunun kendisine tanıdığı hakları kaybedeceği, süresinde ayıp ihbarında bulunmayan davacının 6098 sayılı Kanun'un 227 nci maddesinin birinci fıkrasından da yararlanamayacağı, yargılama sırasında alınan sektör bilirkişinin de yer aldığı raporda ayıbın açık ya da gizli olup olmadığı tespit edilmediği gibi ayıba dair yapılan açıklamalardan basit bir muayene ile ayıbın tespit edilebileceği, kaldı ki «gizli ayıp» bulunduğu varsayılsa bile ayıbın sonradan ortaya çıktığı tarihte derhal bildirimde bulunma yükümlülüğü bulunduğu halde aylarca «ihtar» çekilmeyerek bu yükümlülüğe de uyulmadığından davalının sözleşmeye aykırı davrandığının kanıtlanamadığı, ancak mahkemenin gerekçesi yönünden hata edildiği gerekçes …
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü «kaldırılarak yeniden» esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının davalıdan 01.06.2015 tarihli faturada belirtilen okul malzemelerini satın aldığını, malların ayıplı olduğunu, kullanılmaz durumda olduklarını ileri sürerek «ayıplı mal» bedelinin fazlaya ilişkin hakları saklı tutularak ayıplı mal bedeli için ödenen tarihten «avans faizinin» uygulanmasını talep etmiştir.
CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın zaman aşımına uğradığını, «teslimden» sonra «ayıp» ihbarında bulunmadığını, «husumet» yönünden davanın reddi gerektiğini, davalının tedarikçi satıcı konumunda olduğu, üretici olmadığını, üreticiye dava açılması gerektiğini, malların zamanında eksiksiz teslim edildiğini, davacının kontrolleri yaparak teslim aldığını, «sulh hukuk» mahkemesince yapılan tespitte de ayıbının kullanıcı hatasından kaynaklandığının belirlendiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2021/8803 E. 2022/9520 K.
Ortak:ayıp ihbarı · ayıp · ihbar
İncelediğiniz karardaCEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının 30.01.2019 tarihli KDV «dahil» 50.443,58 TL bedelli ve 20.02.2019 tarihli, 127.644,58 TL bedelli iki faturaya dayandığını ve iddiasını bu mallar üzerinden yönelttiğini, davacı tarafından süresi içerisinde yapılmış bir «ayıp ihbarının» bulunmadığını, davacının Fransa'ya satış yaptığını belirterek bu satışı gösterir 2 adet «fatura» sunmuş ise de; sunmuş olduğu faturaların her zaman düzenlenebilecek nitelikte «teslim» olgusunu ispatlamayan nitelikte olduğunu, kesildiği iddia edilen «reklamasyon faturasını» da kabul etmediklerini, bu faturanın müvekkilinin satmış olduğu yurtdışına ihraç edilen mallara ilişkin olarak düzenlendiğinin açık olmadığını, reklamasyon faturası gerçek olsa dahi içeriğindeki malların müvekkiline ait olduğunun açık olmadığını, faturanın «muvazaalı» olup olmadığının da belirli olmadığını, ayıp iddiasını kabul etmediklerini savunarak davanın reddini istemiştir.
… ile davacı taraf, davalıdan satın aldığı ürünleri muayene etmeden kargo şirketi aracılığı ile doğrudan yurt dışındaki firmaya gönderdiğini cevaba cevap dilekçesinde «ikrar» ettiği, davacının «ayıba karşı tekeffül» hükümlerinden yararlanmak için gerekli olan muayene ve «ihbar» külfetini yerine getirmediği, her ne kadar davalı şirketteki satış «temsilcisi» ile whatsup programı aracılığı ile yazıştıklarını ve %15 oranında «bedelsiz» ürün verileceği yönünde anlaştıklarını beyan etmiş ise de dosyaya «ibraz» edilen watsap yazışmasının içeriğinin anlaşılamadığı ve nitekim bu yazışmanın hukuki bir geçerliliğinin olmadığı, «tacirler» arasında «ayıp ihbarının» ne şekilde yapılacağının yasayla düzenlendiği hususları nazara alındığında davacı tarafça süresinde yapılmış bir ayıp ihbarından bahsedilemeyeceği, yine davacının ürünleri yurt dışına ihraç etmesi, muayene ve ihbar külfetinden muaf olacağı anlamına gelmemekle birlikte her «basiretli tacir» gibi davacının da ürünleri yurt dışına göndermeden önce muayene etmesi gerektiği, bu husular ve dosya kapsamı çerçevesinde davacı her ne kadar satın aldığı ürünler …
… çesinde özetle; yurtdışına ihraç edilirken ihracat usullerine tabii olarak davalı tarafın konteynıra yüklediği gibi konteynırın mühürlendiğini, dolayısıyla 8 günlük «ihbar» süresinin ortadan kalktığını, ürünlerin üretilmesi gereken kalitenin altında üretildiğini, müvekkili «şirketin zarara» uğratıldığını, eksik «ifa» edilen sözleşme dolayısıyla üreticinin de büyük miktarda haksız kazanç elde ettiğini, davalı tarafça, ürünleri imal ederken anlaşma şartlarında yazan hammadde dışında başka bir hammadde ilave edildiği için mamul ürünün %20 daha ince olup aynı ağırlığa sahip olduğundan dolayı ilk mamul kabul safhasında ayıbın anlaşılamadığını, dolayısıyla anlaşılan hammaddenin özgül ağırlığından 3 kat daha ağır bir hammadde ile üretim yapıldığını, bu nedenlerle dosyanın bilirkişiye tevdii edilmesi gerekirken mahkeme tarafından buna gerek duyulmadığını, yerel mahkeme her ne kadar 8 günlük ihbar süresinin müvekkili tarafından gözönüne alınmadığından bahisle davalarını reddetmiş ise de; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) 225 inci maddesinin birinci fıkrasına göre de ağır kusurlu olan satıcının, satılandaki ayıbın kendisine süresinde bildirilmediğini öne sürererek sorumluluktan kısmen de olsa kurtulamayacağı şeklinde olduğunu, yine 6098 sayılı Kanun'un 222 ve 223 üncü maddesinin birinci fıkrası gereğince alıcının sözleşme kurulurken satılanı olağan bir incelemeye tabii tutma, ayıbı görebilme imkanına sahip olmadığı satışlarda «teslimden» itibaren uygun bir süre içerisinde ayıbı bildirmedinin alıcının külfetinde olduğunu, dolayısıyla ayıbın öğrenildiği tarih esas alınmakta ve bunun öğrenilmesinden hemen sonra ihbarda bulunma külfetinin alıcıya ait olduğunun anlaşıldığını, «mühürlenen konteynırın» kontrol edilme ihtimalinin kalmadığını, bunu öğrendiği anda müvekkil şirket yetkilisinin de kendi hak ve menfaatini korumak amacıyla davalı şirket yetkilileri ile iletişime geçtiğini, iletişime geçilen davalı şirket «temsilcisinin» de dava dilekçesine ekledikleri eklerde görüleceği üzere ayıplı olduğunu kabul ettiğini, %15 «bedelsiz» mal üretme sözünde bulunduğunu, dolayısıyla doğrudan yapılan bir «ikrarın» söz konusu olduğunu, yerel mahkemeye duruşmada söz konusu ürünlerden bir miktar getirilerek uygun görülmesi halinde «bilirkişi incelemesi» yapılabileceği taraflarınca belirtildiğini, ancak mahkemenin bunu uygun görmeksizin davalarını reddettiğini ileri sürerek kararın kaldırılmasını ve davanın kabulün …
Benzer bu kararda… bozmaya uyularak yapılan yargılamada, davanın, davacı tarafından inşa edilerek dava dışı şahsa satılan taşınmazın su tesisatında oluşan sızıntı sonucu meydana gelen «hasarın» onarımı için gereken tutarın davalılardan tahsili istemine ilişkin olduğu, celp edilen tapu kayıtlarına göre, dava konusu taşınmazın 25/01/2010 tarihinde dava dışı ...'a satıldığı, icra takibine dayanak tespit raporunun tanzim edildiği tarih, takip tarihi ve dava tarihi itibariyle dava konusu taşınmazın dava dışı ... adına kayıtlı olduğu, davacı tarafından taşınmazdaki hasarların tamir edildiği iddia edilerek, taşınmazın eski halinde getirilebilmesi için tespit raporunda belirlenen tutarın talep edildiği, taşınmazın davacı tarafından eski halinde getirildiğine ya da onarıldığına dair herhangi bir belge sunulmadığı, davacı tarafından bozma ilamından önce dinlenen tanıkların beyanlarına atıf yapılarak «ayıp ihbarı» yapıldığının iddia edildiği, ancak usulüne uygun ayıp ihbarı yapıldığına dair bir belge sunulmadığı, icra takibinde ayıbın giderilmesi için yapılan «masrafın» tahsili yönünde bir talebin de olmadığı, icra takibini başlatan davacının aktif dava «ehliyetinin» bulunduğu ancak davacı tarafın icra takibi ve icra takibine dayanak tespit raporuna dayanarak davalılardan alacak talep edebilmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle …
H.D.’nin 18/09/2017 tarihli kararı ile davacının aktif dava «ehliyeti» olup olmadığı, «garanti süresi», ayıbın niteliği, süresinde «ayıp ihbarı» yapılıp yapılmadığı hususları değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle karar bozulmuş, mahkemece bu bozmaya uyulmasına karar verilmiş …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:üretici sorumluluğu · garanti süresi · ayıplı mal · garantörlük · taraf ehliyeti · dosya masrafı · hasar
Benzer bu kararda… bozmaya uyularak yapılan yargılamada, davanın, davacı tarafından inşa edilerek dava dışı şahsa satılan taşınmazın su tesisatında oluşan sızıntı sonucu meydana gelen «hasarın» onarımı için gereken tutarın davalılardan tahsili istemine ilişkin olduğu, celp edilen tapu kayıtlarına göre, dava konusu taşınmazın 25/01/2010 tarihinde dava dışı ...'a satıldığı, icra takibine dayanak tespit raporunun tanzim edildiği tarih, takip tarihi ve dava tarihi itibariyle dava konusu taşınmazın dava dışı ... adına kayıtlı olduğu, davacı tarafından taşınmazdaki hasarların tamir edildiği iddia edilerek, taşınmazın eski halinde getirilebilmesi için tespit raporunda belirlenen tutarın talep edildiği, taşınmazın davacı tarafından eski halinde getirildiğine ya da onarıldığına dair herhangi bir belge sunulmadığı, davacı tarafından bozma ilamından önce dinlenen tanıkların beyanlarına atıf yapılarak «ayıp ihbarı» yapıldığının iddia edildiği, ancak usulüne uygun ayıp ihbarı yapıldığına dair bir belge sunulmadığı, icra takibinde ayıbın giderilmesi için yapılan «masrafın» tahsili yönünde bir talebin de olmadığı, icra takibini başlatan davacının aktif dava «ehliyetinin» bulunduğu ancak davacı tarafın icra takibi ve icra takibine dayanak tespit raporuna dayanarak davalılardan alacak talep edebilmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle …
H.D.’nin 18/09/2017 tarihli kararı ile davacının aktif dava «ehliyeti» olup olmadığı, «garanti süresi», ayıbın niteliği, süresinde «ayıp ihbarı» yapılıp yapılmadığı hususları değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle karar bozulmuş, mahkemece bu bozmaya uyulmasına karar verilmiş …
Bu davada «üreticinin sorumluluğu» vermiş olduğu «garantiden» doğacağından, özellikle «garanti süresi» belirlenerek, davalının sorumlu olup olmadığı hususu değerlendirilmek suretiyle bir karar verilmesi gerekirken bozmanın gerekleri yerine getirilmeden yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
Dava «ayıplı mal» üretiminden kaynaklanan zararın üreticiden tahsili istemine ilişkindir.
1 benzer karar daha
-
İtirazın iptali | İcra inkar tazminatı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/4077 E. 2021/3351 K.
Ortak:ayıp ihbarı · ayıp · ihbar · fatura · tacir · teslim
İncelediğiniz karardaCEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının 30.01.2019 tarihli KDV «dahil» 50.443,58 TL bedelli ve 20.02.2019 tarihli, 127.644,58 TL bedelli iki faturaya dayandığını ve iddiasını bu mallar üzerinden yönelttiğini, davacı tarafından süresi içerisinde yapılmış bir «ayıp ihbarının» bulunmadığını, davacının Fransa'ya satış yaptığını belirterek bu satışı gösterir 2 adet «fatura» sunmuş ise de; sunmuş olduğu faturaların her zaman düzenlenebilecek nitelikte «teslim» olgusunu ispatlamayan nitelikte olduğunu, kesildiği iddia edilen «reklamasyon faturasını» da kabul etmediklerini, bu faturanın müvekkilinin satmış olduğu yurtdışına ihraç edilen mallara ilişkin olarak düzenlendiğinin açık olmadığını, reklamasyon faturası gerçek olsa dahi içeriğindeki malların müvekkiline ait olduğunun açık olmadığını, faturanın «muvazaalı» olup olmadığının da belirli olmadığını, ayıp iddiasını kabul etmediklerini savunarak davanın reddini istemiştir.
… ile davacı taraf, davalıdan satın aldığı ürünleri muayene etmeden kargo şirketi aracılığı ile doğrudan yurt dışındaki firmaya gönderdiğini cevaba cevap dilekçesinde «ikrar» ettiği, davacının «ayıba karşı tekeffül» hükümlerinden yararlanmak için gerekli olan muayene ve «ihbar» külfetini yerine getirmediği, her ne kadar davalı şirketteki satış «temsilcisi» ile whatsup programı aracılığı ile yazıştıklarını ve %15 oranında «bedelsiz» ürün verileceği yönünde anlaştıklarını beyan etmiş ise de dosyaya «ibraz» edilen watsap yazışmasının içeriğinin anlaşılamadığı ve nitekim bu yazışmanın hukuki bir geçerliliğinin olmadığı, «tacirler» arasında «ayıp ihbarının» ne şekilde yapılacağının yasayla düzenlendiği hususları nazara alındığında davacı tarafça süresinde yapılmış bir ayıp ihbarından bahsedilemeyeceği, yine davacının ürünleri yurt dışına ihraç etmesi, muayene ve ihbar külfetinden muaf olacağı anlamına gelmemekle birlikte her «basiretli tacir» gibi davacının da ürünleri yurt dışına göndermeden önce muayene etmesi gerektiği, bu husular ve dosya kapsamı çerçevesinde davacı her ne kadar satın aldığı ürünler …
… çesinde özetle; yurtdışına ihraç edilirken ihracat usullerine tabii olarak davalı tarafın konteynıra yüklediği gibi konteynırın mühürlendiğini, dolayısıyla 8 günlük «ihbar» süresinin ortadan kalktığını, ürünlerin üretilmesi gereken kalitenin altında üretildiğini, müvekkili «şirketin zarara» uğratıldığını, eksik «ifa» edilen sözleşme dolayısıyla üreticinin de büyük miktarda haksız kazanç elde ettiğini, davalı tarafça, ürünleri imal ederken anlaşma şartlarında yazan hammadde dışında başka bir hammadde ilave edildiği için mamul ürünün %20 daha ince olup aynı ağırlığa sahip olduğundan dolayı ilk mamul kabul safhasında ayıbın anlaşılamadığını, dolayısıyla anlaşılan hammaddenin özgül ağırlığından 3 kat daha ağır bir hammadde ile üretim yapıldığını, bu nedenlerle dosyanın bilirkişiye tevdii edilmesi gerekirken mahkeme tarafından buna gerek duyulmadığını, yerel mahkeme her ne kadar 8 günlük ihbar süresinin müvekkili tarafından gözönüne alınmadığından bahisle davalarını reddetmiş ise de; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) 225 inci maddesinin birinci fıkrasına göre de ağır kusurlu olan satıcının, satılandaki ayıbın kendisine süresinde bildirilmediğini öne sürererek sorumluluktan kısmen de olsa kurtulamayacağı şeklinde olduğunu, yine 6098 sayılı Kanun'un 222 ve 223 üncü maddesinin birinci fıkrası gereğince alıcının sözleşme kurulurken satılanı olağan bir incelemeye tabii tutma, ayıbı görebilme imkanına sahip olmadığı satışlarda «teslimden» itibaren uygun bir süre içerisinde ayıbı bildirmedinin alıcının külfetinde olduğunu, dolayısıyla ayıbın öğrenildiği tarih esas alınmakta ve bunun öğrenilmesinden hemen sonra ihbarda bulunma külfetinin alıcıya ait olduğunun anlaşıldığını, «mühürlenen konteynırın» kontrol edilme ihtimalinin kalmadığını, bunu öğrendiği anda müvekkil şirket yetkilisinin de kendi hak ve menfaatini korumak amacıyla davalı şirket yetkilileri ile iletişime geçtiğini, iletişime geçilen davalı şirket «temsilcisinin» de dava dilekçesine ekledikleri eklerde görüleceği üzere ayıplı olduğunu kabul ettiğini, %15 «bedelsiz» mal üretme sözünde bulunduğunu, dolayısıyla doğrudan yapılan bir «ikrarın» söz konusu olduğunu, yerel mahkemeye duruşmada söz konusu ürünlerden bir miktar getirilerek uygun görülmesi halinde «bilirkişi incelemesi» yapılabileceği taraflarınca belirtildiğini, ancak mahkemenin bunu uygun görmeksizin davalarını reddettiğini ileri sürerek kararın kaldırılmasını ve davanın kabulün …
Benzer bu kararda… nda, davalı tarafın malların ayıplı olduğunu ileri sürdüğü, malların ayıplı olup olmadığı hususunda araştırma yapılmadan önce davacının süresi içerisinde muayene ve «ihbar» külfetini yerine getirmiş olması gerektiği, yazılı «ihtar» 28.10.2015 tarihinde noter aracılığıyla yapılmış ise de ihtar içeriğinden de anlaşılacağı üzere mallardaki ayıbın 16.07.2014 tarihinde ortaya çıktığı, bu tarihten itibaren yasal süresi içerisinde ayıbın davacı tarafa bildirildiğine dair kayıt sunulmadığı, «açık ayıplarda» TTK'nın 23/1-c maddesi uyarınca malın «tesliminden» itibaren alıcının sekiz gün içerisinde muayene ve ihbar külfetini yerine getirmesi gerektiği, TTK'nın 18. maddesine göre «tacirler» arasında diğer tarafı «temerrüde» düşürmeye, «sözleşmeyi feshe», sözleşmeden dönmeye ilişkin ihbar veya ihtarlar noter aracılığıyla, «taahhütlü» mektupla, telgrafla veya güvenli elektronik imza ile yapılmış e-posta sistemi ile yapılacağı, davalının süresi içerisinde ve usulüne uygun olarak ayıp ihbarında bulunmadığı, satılan malların «fatura» bedelleri ve hesap muavininde kayıtlı tutarın miktarı konusunda ihtilaf bulunmadığından ihtilafın yalnızca ayıp nedeniyle sözleşmeyi «fesih» ve malların iadesi ve yine buna bağlı olarak fatura bedellerinden sorumlu olunup olunmadığı noktasında olduğu, davacının takip miktarınca davalıdan alacaklı olduğu …
Mahkemece «tacirler» arasında «ayıp ihbarının» TTK'nın 18/3 maddesine göre yapılacağı, davalının süresi içerisinde ve usulüne uygun olarak ayıp ihbarında bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabülüne karar verilmiş ise de TTK m.18/3’deki tacirler arasındaki bildirim usulleri «geçerlilik şartı» değil ispat şartıdır.
Kaldı ki «ayıp ihbarı» TTK 18. maddesinde sayılan işlemlerden değildir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:açık ayıp · ödeme emrine itiraz · geçerlilik şartı · cari hesap ilişkisi · cari hesap · sözleşmenin feshi · fesih · ihtar
Benzer bu kararda… nda, davalı tarafın malların ayıplı olduğunu ileri sürdüğü, malların ayıplı olup olmadığı hususunda araştırma yapılmadan önce davacının süresi içerisinde muayene ve «ihbar» külfetini yerine getirmiş olması gerektiği, yazılı «ihtar» 28.10.2015 tarihinde noter aracılığıyla yapılmış ise de ihtar içeriğinden de anlaşılacağı üzere mallardaki ayıbın 16.07.2014 tarihinde ortaya çıktığı, bu tarihten itibaren yasal süresi içerisinde ayıbın davacı tarafa bildirildiğine dair kayıt sunulmadığı, «açık ayıplarda» TTK'nın 23/1-c maddesi uyarınca malın «tesliminden» itibaren alıcının sekiz gün içerisinde muayene ve ihbar külfetini yerine getirmesi gerektiği, TTK'nın 18. maddesine göre «tacirler» arasında diğer tarafı «temerrüde» düşürmeye, «sözleşmeyi feshe», sözleşmeden dönmeye ilişkin ihbar veya ihtarlar noter aracılığıyla, «taahhütlü» mektupla, telgrafla veya güvenli elektronik imza ile yapılmış e-posta sistemi ile yapılacağı, davalının süresi içerisinde ve usulüne uygun olarak ayıp ihbarında bulunmadığı, satılan malların «fatura» bedelleri ve hesap muavininde kayıtlı tutarın miktarı konusunda ihtilaf bulunmadığından ihtilafın yalnızca ayıp nedeniyle sözleşmeyi «fesih» ve malların iadesi ve yine buna bağlı olarak fatura bedellerinden sorumlu olunup olunmadığı noktasında olduğu, davacının takip miktarınca davalıdan alacaklı olduğu …
Dava, «cari hesap ilişkisinden» kaynaklanan alacağın tahsiline yönelik icra takibine yapılan itirazın iptali istemidir.
İcra Müdürlüğünün 2015/14730 sayılı dosyasında davalının «ödeme emrine itirazının» iptaline, takibin 4.893,59 TL «asıl alacak» üzerinden bu alacağa takip tarihinden itibaren yıllık değişen oranlarda «avans faizi» uygulanmak suretiyle devamına, 4.893,59 TL'nin %20'si tutarındaki «icra inkar tazminatının» davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmiştir.
Mahkemece «tacirler» arasında «ayıp ihbarının» TTK'nın 18/3 maddesine göre yapılacağı, davalının süresi içerisinde ve usulüne uygun olarak ayıp ihbarında bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabülüne karar verilmiş ise de TTK m.18/3’deki tacirler arasındaki bildirim usulleri «geçerlilik şartı» değil ispat şartıdır.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2022/3809 E. , 2023/7450 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
SAYISI 2020/1007 Esas, 2022/443 Karar
HÜKÜM
Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ Gaziantep 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI 2019/644 E., 2020/278 K.
Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı ile müvekkil şirket arasında sunulan proforma faturadan da anlaşılacağı üzere 5 çeşit torbanın tedarik edilmesi için anlaşma kurulduğunu, bu anlaşma neticesinde ürünlerin müvekkili tarafından teslim alındığını ve bu ürünleri yurtdışına ihraç ettiğini, yurtdışına ihraç edilen bu ürünlerin müvekkili şirketin, üretici olan davalı şirketin düzenlediği proforma faturaya göre pazarladığını, anılan ürünlerin müvekkili tarafından teslim edildikten sonra ürünlerin hatalı olduğu alıcı tarafından tespit edildiğini ve müvekkiline bildirildiğini, %50 tutarında reklamasyon faturası düzenlendiğini, dolayısıyla karşı tarafın üretmiş olduğu torbaların istenilen kalitede üretilmediğini, 5 çeşit üründeki 4 çeşit ürünün 40 mikron olması gerekirken 30-35 mikron arası üretildiğini,1 çeşit üründe ise 46 mikron olması gerekirken 35-40 mikron değerleri arasında üretildiğini, ürünlerin üretilmesi gereken kalitenin altında üretildiğini, müvekkili şirketin zarara uğratıldığını, eksik ifa edilen sözleşme dolayısıyla üreticinin de büyük miktarda haksız kazanç elde ettiğini, müvekkili şirket yetkilisi ...'ın, davalı şirket satış temsilcisi ile yaptığı görüşmede malların ayıplı çıktığını ve bu nedenle tarafına bedelde indirim yapılması gerektiğini ilk etapta (en kısa zamanda) bildirdiğini, satış temsilcisinin, ürünlerin ayıplı olduğu konusunu ikrar ettiğini, ancak anlaşma sağlanamadığını, arabuluculuk görüşmesinde de herhangi bir anlaşma sağlanamadığını, müvekkili şirketin bu reklamasyon faturasını kabul etmek zorunda kaldığı gibi ticari itibarının da zarar gördüğünü ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 10.000,00 TL'lik davalarının kabulüne karar verilmesini talep, etmiş,10.12.2019 tarihli dilekçesi ile 17.851,33 euro üzerinden davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının 30.01.2019 tarihli KDV dahil 50.443,58 TL bedelli ve 20.02.2019 tarihli, 127.644,58 TL bedelli iki faturaya dayandığını ve iddiasını bu mallar üzerinden yönelttiğini, davacı tarafından süresi içerisinde yapılmış bir ayıp ihbarının bulunmadığını, davacının Fransa'ya satış yaptığını belirterek bu satışı gösterir 2 adet fatura sunmuş ise de; sunmuş olduğu faturaların her zaman düzenlenebilecek nitelikte teslim olgusunu ispatlamayan nitelikte olduğunu, kesildiği iddia edilen reklamasyon faturasını da kabul etmediklerini, bu faturanın müvekkilinin satmış olduğu yurtdışına ihraç edilen mallara ilişkin olarak düzenlendiğinin açık olmadığını, reklamasyon faturası gerçek olsa dahi içeriğindeki malların müvekkiline ait olduğunun açık olmadığını, faturanın muvazaalı olup olmadığının da belirli olmadığını, ayıp iddiasını kabul etmediklerini savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı taraf, davalıdan satın aldığı ürünleri muayene etmeden kargo şirketi aracılığı ile doğrudan yurt dışındaki firmaya gönderdiğini cevaba cevap dilekçesinde ikrar ettiği, davacının ayıba karşı tekeffül hükümlerinden yararlanmak için gerekli olan muayene ve ihbar külfetini yerine getirmediği, her ne kadar davalı şirketteki satış temsilcisi ile whatsup programı aracılığı ile yazıştıklarını ve %15 oranında bedelsiz ürün verileceği yönünde anlaştıklarını beyan etmiş ise de dosyaya ibraz edilen watsap yazışmasının içeriğinin anlaşılamadığı ve nitekim bu yazışmanın hukuki bir geçerliliğinin olmadığı, tacirler arasında ayıp ihbarının ne şekilde yapılacağının yasayla düzenlendiği hususları nazara alındığında davacı tarafça süresinde yapılmış bir ayıp ihbarından bahsedilemeyeceği, yine davacının ürünleri yurt dışına ihraç etmesi, muayene ve ihbar külfetinden muaf olacağı anlamına gelmemekle birlikte her basiretli tacir gibi davacının da ürünleri yurt dışına göndermeden önce muayene etmesi gerektiği, bu husular ve dosya kapsamı çerçevesinde davacı her ne kadar satın aldığı ürünlerdeki ayıp nedeniyle uğradığı zararın tazminini talep etmiş ise de süresinde ve yasanın aradığı usullerde yapılmış bir muayene ve ihbar bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yurtdışına ihraç edilirken ihracat usullerine tabii olarak davalı tarafın konteynıra yüklediği gibi konteynırın mühürlendiğini, dolayısıyla 8 günlük ihbar süresinin ortadan kalktığını, ürünlerin üretilmesi gereken kalitenin altında üretildiğini, müvekkili şirketin zarara uğratıldığını, eksik ifa edilen sözleşme dolayısıyla üreticinin de büyük miktarda haksız kazanç elde ettiğini, davalı tarafça, ürünleri imal ederken anlaşma şartlarında yazan hammadde dışında başka bir hammadde ilave edildiği için mamul ürünün %20 daha ince olup aynı ağırlığa sahip olduğundan dolayı ilk mamul kabul safhasında ayıbın anlaşılamadığını, dolayısıyla anlaşılan hammaddenin özgül ağırlığından 3 kat daha ağır bir hammadde ile üretim yapıldığını, bu nedenlerle dosyanın bilirkişiye tevdii edilmesi gerekirken mahkeme tarafından buna gerek duyulmadığını, yerel mahkeme her ne kadar 8 günlük ihbar süresinin müvekkili tarafından gözönüne alınmadığından bahisle davalarını reddetmiş ise de;
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) 225 inci maddesinin birinci fıkrasına göre de ağır kusurlu olan satıcının, satılandaki ayıbın kendisine süresinde bildirilmediğini öne sürererek sorumluluktan kısmen de olsa kurtulamayacağı şeklinde olduğunu, yine 6098 sayılı Kanun'un 222 ve 223 üncü maddesinin birinci fıkrası gereğince alıcının sözleşme kurulurken satılanı olağan bir incelemeye tabii tutma, ayıbı görebilme imkanına sahip olmadığı satışlarda teslimden itibaren uygun bir süre içerisinde ayıbı bildirmedinin alıcının külfetinde olduğunu, dolayısıyla ayıbın öğrenildiği tarih esas alınmakta ve bunun öğrenilmesinden hemen sonra ihbarda bulunma külfetinin alıcıya ait olduğunun anlaşıldığını, mühürlenen konteynırın kontrol edilme ihtimalinin kalmadığını, bunu öğrendiği anda müvekkil şirket yetkilisinin de kendi hak ve menfaatini korumak amacıyla davalı şirket yetkilileri ile iletişime geçtiğini, iletişime geçilen davalı şirket temsilcisinin de dava dilekçesine ekledikleri eklerde görüleceği üzere ayıplı olduğunu kabul ettiğini, %15 bedelsiz mal üretme sözünde bulunduğunu, dolayısıyla doğrudan yapılan bir ikrarın söz konusu olduğunu, yerel mahkemeye duruşmada söz konusu ürünlerden bir miktar getirilerek uygun görülmesi halinde bilirkişi incelemesi yapılabileceği taraflarınca belirtildiğini, ancak mahkemenin bunu uygun görmeksizin davalarını reddettiğini ileri sürerek kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile mahkemece delillerin takdirinde ve yasa kurallarının olaya uygulanmasında bir isabetsizlik görülmediği, kararda kamu düzenine aykırı herhangi bir husus bulunmadığı, kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebepleri tekrar ederek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, sipariş üzerine üretilip davacıya teslim edilen poşet cinsi ürünlerin verilen siparişe uygun olup olmadığı dolayısıyla ayıplı üretilip üretilmediği, ayıplı üretilmiş ise ihbarın süresinde yapılıp yapılmadığı, bu ve kapsamda delil olarak dayanılan whatsup yazışmasının bu olaya ilişkin olup olmadığı, ilişkin ise davalı tarafından ayıbın kabul edilip edilmediği noktalarında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) 470 ve vd., 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 199, 211 inci maddeleri.
3. Değerlendirme
Dava; eserdeki ayıptan doğan hakların 6098 sayılı Kanun’un 470 ve vd. hükümleri uyarınca kullanılmasından ibarettir.
Belge, 6100 sayılı Kanun’un 199 uncu maddesinde düzenlenmiş olup bu hükme göre elektronik ortamdaki veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcıları belgedir.Davacının dayanmış olduğu whatsap yazışmasının bu hüküm kapsamında belge niteliğinde kabul edilmesi gerekir.
Mahkemece belgenin sıhhatı araştırılıp incelenmesi gerektiği halde bu yönde bir inceleme yapılmaması doğru olmamıştır.
Bu durumda Mahkemece yapılması gereken whatsup üzerinden gönderilen belge hakkında davalı tarafın dinlenilmesi, şayet gönderilmediği beyan edilirse 6100 sayılı Kanun’un 211 inci maddesinde öngörülen usulde inceleme yapılıp, taraflar arasındaki ticari ilişki de tespit edilip değerlendirmek suretiyle sonucuna göre karar vermekten ibaret olduğu halde böyle bir inceleme yapılmadan karar verilmesi doğru olmamış bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
18.12.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1108445700 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz