Karşı dava konusu tutarın asıl davada mahsup edilerek karışık hüküm kurulamaması
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2022/3763 E. 2024/2416 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Gerekçe özeti
Karşı dava, asıl davadan müstakil bir davadır; asıl davada kısmi olarak talep edilen ve ıslah edilmeyen tutar aşılarak hüküm kurulamaz. Karşı dava konusu tutarın asıl davada istenebilecek alacağın içinde değerlendirilip mahsup edilmesi ve iki dava bakımından karışık hüküm kurulması taleple bağlılık ilkesine aykırıdır; karşı dava konusu tutar mahsup edilmişse karşı davanın kabulüne karar verilmesi gerekir.
Ele alınan sorunlar
Karşı dava konusu tutarın asıl davada mahsup edilmesi, taleple bağlılık ve karşı davanın akıbeti → kabul
İddia: Karşı davacı, ürün bedeli olarak ödediği tutarın cezai şart alacağına mahsup edilmesinin mümkün olmadığını, ödeme tarihinde borcu bulunmadığını ve bu tutarın istirdadı gerektiğini ileri sürmüştür.
Gerekçe: Asıl davada harca esas değer 25.000,00 TL olarak gösterilmiş ve bu miktar ıslah edilmemiştir. Davacının cezai şart alacağının bu miktar üzerinden değerlendirilmesi gerekirken, karşı davanın konusunu oluşturan tutarın da asıl davada davacının isteyebileceği son bir yıllık cezai şart alacağının içinde değerlendirilmesi doğru değildir; zira karşı dava asıl davadan müstakil bir davadır. Kaldı ki asıl davada talep edilen tutar ıslah edilmediği hâlde karşı dava konusunun asıl davada ıslah edilmemiş tutardan mahsup edilerek her iki davada karışık hüküm kurulması da doğru değildir. 6100 sayılı Kanun'un 26 ncı maddesine aykırı şekilde talep aşılarak karar verilmesi doğru olmadığı gibi, karşı davanın konusunu oluşturan tutar mahsup edildiğine göre karşı davanın kabulü gerekirken reddine karar verilmesi de doğru değildir.
Gerekçe kaynağı: özgün
Kefalet limiti ve cezai şarttan indirim oranına ilişkin diğer temyiz itirazları → tartışılmadı
İddia: Davacı, taahhütnameye müteselsil kefil olan davalı yönünden davanın reddinin hatalı olduğunu ve kefaletin geçerli olduğunu; davalı ise cezai şart hesabının hatalı ve tutarın fahiş olduğunu, %20 oranındaki takdiri indirimin somut ve objektif kritere dayanmadığını ileri sürmüştür.
Gerekçe: Bozma sebebine göre taraf vekillerinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına karar verilmiştir.
Gerekçe kaynağı: özgün
Emsal değeri
Karşı davanın asıl davadan müstakil olduğu, ıslah edilmemiş kısmi dava tutarının aşılamayacağı ve karşı dava konusu tutar mahsup edilmişse karşı davanın kabulü gerektiği yönünden bozma sebebi oluşturan bağlayıcı Yargıtay içtihadıdır.
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
karşı dava↗ kısmi dava↗ ıslah↗ taleple bağlılık ilkesi↗ mahsup↗ cezai şart↗ istirdat↗
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2025/1378 E. 2025/2996 K.
Ortak:cezai şart
İncelediğiniz karardaİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraf şirketler arasında 20.01.2011 tarihinde ön «protokol» ve 15.03.2011-2016 tarihleri arasında geçerli olmak üzere «akaryakıt bayiliği sözleşmesi» imzalandığı, ayrıca yine taraflar arasında 20.01.2011 tarihinde çeşitli «ceza koşulu» düzenlemelerini ihtiva eden «taahhütnamenin» imzalandığı, sözleşmenin süresi sonunda 15.03.2016 tarihinde sona erdiği, eldeki asıl davanın davalı tarafça taahhüt edilen ürünün alınmaması nedenine dayalı «cezai şart» alacağının tahsili istemiyle açıldığı, davacı ile davalı bayi arasında düzenlenen taahhütname başlıklı sözleşme «asgari alım taahhüdüne» ilişkin olup, bu sözleşmelere göre kâr «mahrumiyeti» (cezai şart) istenilebilmesi için taahhüdünün ihlal edildiği dönemden sonra «ihtirazi kayıt» konulması ve bundan sonra mal verilmeye devam olunmasının gerektiği, somut olayda davacı ihtirazi kayıt koymadan mal vermeye devam ettiğinden dava konusu dönem içi …
Noterliğinin 11.03.2016 tarih ve 7993 yevmiye nolu «ihtarnamesinin» henüz «son» periyod dolmadan çekildiği ve 15.03.2011-2012-2013- 2014-2015 dönemlerine ilişkin toplam 538.848,47 TL «cezai şart» alacağının talep edildiği, 15.03.2016 tarihi itibariyle sözleşmenin sona ermesi ile davalıya ürün verilmediği, bu nedenle son döneme ilişkin cezai şart alacağının talep edilebileceği, Mersin 2.
Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/28 Talimat sayılı dosyasında alınan bilirkişi raporuna göre, «son» döneme ilişkin «cezai şart» alacağının 74.560,20 TL olarak hesaplandığı, ekonomist bilirkişi tarafından hazırlanan 25.03.2019 tarihli bilirkişi raporunda cezai şartın davalı şirketin ekonomik yönden «mahruma» neden olacağının tespit edildiğinden cezai şart alacağından takdiren %20 oranında indirim yapıldığı ve netice olarak davacının 59.648,16 TL cezai şart alacağının bulunduğu, bu miktardan cezai şart alacağına «mahsup» edildiği davacı tarafın da kabulünde olan 21.500,00 TL davalı şirket alacağı tenzil edildiğinde davacının bakiye 38.148,16 TL cezai şart alacağı bulunduğu, ancak «taleple bağlılık ilkesi» gereği, 25.000,00 TL cezai şart alacağın hüküm altına alındığı, karşı dava yönünden talep edilen 21.500,00 TL'nin davacı tarafından cezai şart alacağına mahsup edilmesi nedeniyle davalı alacağının bulunmadığı ve bu nedenle karşı davanın yerinde olmadığı, ayrıca her ne kadar davalı ... 'in «taahhütnameye» «müteselsil kefil» olduğu beyan edilmiş ise de, taahhütnamede azami sorumluluk limiti yer almadığından davalı ...'in «kefaletinin» usulüne uygun olmadığı ve dolayısıyla davalı ...'in cezai şart alacağından dolayı herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığı gerekçesiyle asıl davanın davalı ... yönü …
Benzer bu karardaİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile «ürün alım taahhütnamesinde» davalının, birinci yıldan başlamak üzere yıllık asgari 3.199 ton beyaz ürünü «münhasıran» davacıdan alacağı, anlaşma süresinin hitamında veya her bir yıllık sürenin sonunda hesaplanacak eksik kalan miktar üzerinden ton başına 14,00 USD karşılığı Türk Lirası tutarında kâr «mahrumiyeti» ödeyeceğinin kabul edildiği, yine aynı tarihli «protokolün» 12. maddesinde davacının sözleşmenin hangi hallerde feshi halinde «cezai şart» talep edebileceğinin düzenlendiği, davacının 20.03.2017 tarihli «ihtarname» ile sözleşmeyi feshettiği, ihtarnamede «fesih» gerekçesinin belirtilmediği, bu gibi hallerde sözleşme yürürlükte iken yıllık periyotlar sonunda bir talepte bulunulmadan ürün satılmasına devam edilmesi halinde yalnızca «son» yıla ilişkin talepte bulunulabileceğinin, geçmiş bütün dönem yönünden talepte bulunulmasının iyi niyet kurallarına da aykırılık teşkil edeceğinin kabul edildiği, davacının, davalıya 15.05.2013 tarihinden 15.05.2016 tarihine kadar geçen üç yıllık periyotta herhangi bir «ihtarda» ve talepte bulunmaksızın sözleşmeye devam ettiği, bu nedenle bu yıllara ilişkin olarak «kar kaybı» talep edemeyeceği, «fesih protokolünde» de davalının tüm dönem için kar kaybı ödeyeceğine dair bir taahhütte bulunmadığı, davacının ancak 15.05.2016 ila 20.03.2017 tarihleri arasında 37.321,00 USD kâr mahrumiyeti talep edebileceği, ancak taleple bağlı kalınacağı, «sözleşmenin feshinin» ... tarafından davalının lisansının iptal edilmesi «sebebine» dayandığı ve buna göre protokolün 12. maddesindeki cezai şart talep etme koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle 1.000,00 USD'nin dava tarihinden itibaren işleyecek f …
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile «bayilik sözleşmesinin» davacı tarafça tek taraflı olarak feshedildiği, sözleşmedeki «cezai şartın» ifaya bağlı bir koşul olduğu, sözleşmenin feshinden önceki üç yıl boyunca davalı tarafından eksik mal alımı yapıldığı, ancak buna rağmen davacının çekince koymaksızın mal tedarikine devam ettiği ve cezai şart talep etmediği, bu suretle önceki yıllara ilişkin cezai şartın istenmeyeceği yönünde davalı nazarında haklı bir kanaat oluşturduğu, davacının sözleşmeyi işbu nedenle feshetmediği gibi herhangi bir «fesih» nedeni de belirtmediği, dava dilekçesinde davalının lisans iptalinin fesih «sebebi» olarak sürüldüğü, ancak bu sebebin de cezai şart sebebi olarak sözleşmede düzenlenmediği, fesih tarihi itibariyle «son» sözleşme yılının da sona ermediği, dolayısıyla bu yıl için de «taahhüdün» gerçekleşmediği iddiasında bulunulamayacağı, davalının akaryakıt bayilik lisansı ... tarafından iptal edilmiş olduğundan fesih yılı itibarıyla taahhüdüne uygun davranması yani taahhüt ettiği miktarda akaryakıt alması mümkün değil ise de, davacı tutum ve davranışı ile taahhüde aykırılık nedeniyle ceza koşulunu talep etmeyeceği yönünde davalıda haklı bir güven oluşturduğundan, fesih yılı için «ceza koşulu» talep etmesinin «dürüstlük kuralı» ile «çelişkili davranma yasağına» aykırılık oluşturacağı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf isteminin esastan reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının «kaldırılmasına, yeniden» hüküm kurulmasına, davanın reddine karar verilmiş, hüküm, davacı tarafça temyiz edilmiştir.
Dava ve Hukuki Nitelendirme Dava, taraflar arasındaki «akaryakıt bayilik sözleşmesinin» haklı nedenle feshinden kaynaklı «cezai şart» alacağı ile «ürün alım taahhütnamesine» aykırılık nedeniyle kâr «kaybı» cezai şart alacağının tahsili istemine ilişkindir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:fesih protokolü · ürün alım taahhütnamesi · ceza koşulu · alım taahhüdü · akaryakıt bayilik sözleşmesi · çelişkili davranış yasağı · kar kaybı · kâr mahrumiyeti
Benzer bu karardaİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile «ürün alım taahhütnamesinde» davalının, birinci yıldan başlamak üzere yıllık asgari 3.199 ton beyaz ürünü «münhasıran» davacıdan alacağı, anlaşma süresinin hitamında veya her bir yıllık sürenin sonunda hesaplanacak eksik kalan miktar üzerinden ton başına 14,00 USD karşılığı Türk Lirası tutarında kâr «mahrumiyeti» ödeyeceğinin kabul edildiği, yine aynı tarihli «protokolün» 12. maddesinde davacının sözleşmenin hangi hallerde feshi halinde «cezai şart» talep edebileceğinin düzenlendiği, davacının 20.03.2017 tarihli «ihtarname» ile sözleşmeyi feshettiği, ihtarnamede «fesih» gerekçesinin belirtilmediği, bu gibi hallerde sözleşme yürürlükte iken yıllık periyotlar sonunda bir talepte bulunulmadan ürün satılmasına devam edilmesi halinde yalnızca «son» yıla ilişkin talepte bulunulabileceğinin, geçmiş bütün dönem yönünden talepte bulunulmasının iyi niyet kurallarına da aykırılık teşkil edeceğinin kabul edildiği, davacının, davalıya 15.05.2013 tarihinden 15.05.2016 tarihine kadar geçen üç yıllık periyotta herhangi bir «ihtarda» ve talepte bulunmaksızın sözleşmeye devam ettiği, bu nedenle bu yıllara ilişkin olarak «kar kaybı» talep edemeyeceği, «fesih protokolünde» de davalının tüm dönem için kar kaybı ödeyeceğine dair bir taahhütte bulunmadığı, davacının ancak 15.05.2016 ila 20.03.2017 tarihleri arasında 37.321,00 USD kâr mahrumiyeti talep edebileceği, ancak taleple bağlı kalınacağı, «sözleşmenin feshinin» ... tarafından davalının lisansının iptal edilmesi «sebebine» dayandığı ve buna göre protokolün 12. maddesindeki cezai şart talep etme koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle 1.000,00 USD'nin dava tarihinden itibaren işleyecek f …
Dava ve Hukuki Nitelendirme Dava, taraflar arasındaki «akaryakıt bayilik sözleşmesinin» haklı nedenle feshinden kaynaklı «cezai şart» alacağı ile «ürün alım taahhütnamesine» aykırılık nedeniyle kâr «kaybı» cezai şart alacağının tahsili istemine ilişkindir.
Davacının diğer taleplerine dayanak olan «ürün alım taahhüdü» başlıklı belgenin incelemesine gelince, işbu belgede «cezai şart» ve kâr «mahrumiyetinin» bayii yükümlülüğü olarak düzenlendiği, Bölge Adliye Mahkemesince cezai şart kısmına ilişkin verilen hükmün yerinde olduğu ancak; taahhütnamede belirtilen (g) maddesine göre de kâr mahrumiyetinin sözleşme süresi sonunda toplam olarak talep edilebileceği kabul edilmelidir.
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile «bayilik sözleşmesinin» davacı tarafça tek taraflı olarak feshedildiği, sözleşmedeki «cezai şartın» ifaya bağlı bir koşul olduğu, sözleşmenin feshinden önceki üç yıl boyunca davalı tarafından eksik mal alımı yapıldığı, ancak buna rağmen davacının çekince koymaksızın mal tedarikine devam ettiği ve cezai şart talep etmediği, bu suretle önceki yıllara ilişkin cezai şartın istenmeyeceği yönünde davalı nazarında haklı bir kanaat oluşturduğu, davacının sözleşmeyi işbu nedenle feshetmediği gibi herhangi bir «fesih» nedeni de belirtmediği, dava dilekçesinde davalının lisans iptalinin fesih «sebebi» olarak sürüldüğü, ancak bu sebebin de cezai şart sebebi olarak sözleşmede düzenlenmediği, fesih tarihi itibariyle «son» sözleşme yılının da sona ermediği, dolayısıyla bu yıl için de «taahhüdün» gerçekleşmediği iddiasında bulunulamayacağı, davalının akaryakıt bayilik lisansı ... tarafından iptal edilmiş olduğundan fesih yılı itibarıyla taahhüdüne uygun davranması yani taahhüt ettiği miktarda akaryakıt alması mümkün değil ise de, davacı tutum ve davranışı ile taahhüde aykırılık nedeniyle ceza koşulunu talep etmeyeceği yönünde davalıda haklı bir güven oluşturduğundan, fesih yılı için «ceza koşulu» talep etmesinin «dürüstlük kuralı» ile «çelişkili davranma yasağına» aykırılık oluşturacağı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf isteminin esastan reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının «kaldırılmasına, yeniden» hüküm kurulmasına, davanın reddine karar verilmiş, hüküm, davacı tarafça temyiz edilmiştir.
-
Haksız Rekabetin Tespiti ve Tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/3745 E. 2014/7152 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
-
İtirazın iptali | İcra inkar tazminatı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/5123 E. 2021/5399 K.
Ortak:cezai şart · mahsup · dava şartı
İncelediğiniz karardaAsliye Ticaret Mahkemesinin 2017/28 Talimat sayılı dosyasında alınan bilirkişi raporuna göre, «son» döneme ilişkin «cezai şart» alacağının 74.560,20 TL olarak hesaplandığı, ekonomist bilirkişi tarafından hazırlanan 25.03.2019 tarihli bilirkişi raporunda cezai şartın davalı şirketin ekonomik yönden «mahruma» neden olacağının tespit edildiğinden cezai şart alacağından takdiren %20 oranında indirim yapıldığı ve netice olarak davacının 59.648,16 TL cezai şart alacağının bulunduğu, bu miktardan cezai şart alacağına «mahsup» edildiği davacı tarafın da kabulünde olan 21.500,00 TL davalı şirket alacağı tenzil edildiğinde davacının bakiye 38.148,16 TL cezai şart alacağı bulunduğu, ancak «taleple bağlılık ilkesi» gereği, 25.000,00 TL cezai şart alacağın hüküm altına alındığı, karşı dava yönünden talep edilen 21.500,00 TL'nin davacı tarafından cezai şart alacağına mahsup edilmesi nedeniyle davalı alacağının bulunmadığı ve bu nedenle karşı davanın yerinde olmadığı, ayrıca her ne kadar davalı ... 'in «taahhütnameye» «müteselsil kefil» olduğu beyan edilmiş ise de, taahhütnamede azami sorumluluk limiti yer almadığından davalı ...'in «kefaletinin» usulüne uygun olmadığı ve dolayısıyla davalı ...'in cezai şart alacağından dolayı herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığı gerekçesiyle asıl davanın davalı ... yönü …
Davacı-karşı davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; asıl dava yönünden davalı ...’in «taahhütname» ile «müteselsil kefil» olduğu dikkate alınarak iş bu davalı yönünden de davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini, davalı tarafından ödenen 21.500,00 TL'nin davalı alacağı olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığı, bedelin «cezai şart» ödemesi olarak yapıldığını ve «mahsup» edildiğini, «mükerrer» mahsup yapılamayacağını, yerel mahkemenin gerekçesinde müvekkili şirketin 2011-2015 arası dönem yönünden cezai şart alacağını talep etme hakkının olmadığı yönündeki tespitin de hatalı olduğunu, hatalı değerlendirme yapıldığını, mahkemenin gerekçesinde «son» dönem cezai şarttan %20 oranında indirim yapılmasına ilişkin tespit ve değerlendirmenin de hukuka aykırı aykırı olduğun ileri sürerek kararın davalı ... yönünden reddi kararının ortadan kaldırılması suretiyle davanın kabulüne, davalı şirket yönünden davanın kabulü kararında yer alan gerekçenin ileride açacakları davalar yönünden «kesin» hüküm teşkil etmemesi açısından düzeltilmesini talep etmiştir.
… üvekkili şirketten 11.03.2016 tarihinde tahsil edilen 21.500,00 TL mal bedeline ilişkin bir tahsilat olduğunu, bu ödemenin davacının iddia ettiği 08.04.2016 tarihli «cezai şart» faturasına «mahsup» edilmesinin mümkün bulunmadığını, 21.500,00 TL'nin davacı şirketten «istirdadı» ile müvekkili şirkete iade edilmesi gerektiğini, cezai şart hesaplamasının hatalı olduğunu «tenkis» edilen %20’lik oranın, somut ve objektif bir kriter belirlenmeksizin uygulandığını ileri sürerek asıl davanın reddine, karşı davanın kabulüne karar verilmesini ist …
Benzer bu kararda… , davacı ....'nin davalı bayiye, eksik ürün alınmasına rağmen çekincesiz, ihtarsız ürün vermeye devam ettiği, bayide oluşturulan güvene ve TMK 2. maddede düzenlenen «dürüstlük kuralına» aykırı olan «cezai şart» isteme koşullarının da oluşmadığı, sözleşmenin feshedildiği tarihe kadar davalıya ürün verildiği, davacı ...'nin teşvik «primlerinin iadesi», cezai şart ve kâr «kaybı» yönündeki talebinin reddinin yerinde olduğu, asıl davada davalı karşı davada davacı bayinin eksik akaryakıt alımına devam ettiği, edimini sözleşmeye uygun yerine getirmeyen davalının davranışları sonucu sözleşmenin feshinde BP'nin haklı sayılmasının yerinde olduğu, karşı davacı bayinin maddi ve manevi tazminat isteme koşullarının oluşmadığı, birleşen dava açısından taraflar arasındaki «protokolde» ödenmesi öngörülen teşvik priminde KDV’den bahsedilmediği, mahkeme kararıyla satış destek primine «mahsup» edilen 750.000,00 USD'nin KDV «dahil» olarak kabulünün gerektiği, birleşen davada davacı bayinin yaptığı KDV ödemesi içinde 750.000,00 USD'nin faturalaştırılmasıyla oluşan KDV'yi içermesi gerektiği, ba …
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, asıl dava yönünden yapılan incelemede, davalının mal «alım taahhüdünde» bulunduğu ve bu taahhüde sözleşme süresince uyulmadığı, sözleşme süresince davacı tarafça yeni döneme ilişkin henüz ifaya başlanmadan önce «ihtirazi kayıt» bildirilmeksizin mal alım faturaları düzenlenmiş olduğu, «cezai şart» talebi veya eksik alım «ihtarı» ile ilgili ihtirazı kayıt ileri sürmeksizin davalıya mal teminine devam edildiği, bu durumda davalıdan cezai şart talep edilemeyeceğine ilişkin haklı bir güven oluşturulduğu, davacının sözleşmeyi fesihte haklı olduğu ancak davalıdan cezai şart ve kâr «mahrumiyeti» talep edemeyeceği, taraflar arasında görülen 2011/328 esas sayılı itirazın iptali davasında taraflar arasındaki sözleşme ve «protokolde» BP tarafından Rampet ...
Şti.’ye 2.435.000 USD satış teşvik bedelinin ödeneceğinin «taahhüt» altına alındığı, dava konusu satış teşvik bedelinin «intifa hakkı» ile ilgili olduğu hakkında hükme yer verilmediği, bu konuda bir düzenleme bulunmadığı, bu durumun akaryakıt satın alınması ile ilgili «asgari alım taahhüdüne» uyulmaması halinde «cezai şart» ödeneceği düzenlenmekle dengelendiği, satış teşvik «primine» denk cezai şart getirilmekle intifa süresinden bağımsız olarak satış teşvik primi bedelinin kararlaştırıldığının kabulü gerektiği, sözleşme devam ederken taahhüt edilenin altında eksik akaryakıt alımı ile ortaya çıkan «kazanç kaybının» cezai şartla karşılanacağının kabul ve taahhüt edildiği, satış teşvik prim bedelinin eksik kalan satış primi olmak üzere toplam 1.398.300 USD satış teşvik priminin …
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:sözleşmenin haklı feshi · ifaya ekli cezai şart · maddi anlamda kesin hüküm · asgari alım taahhüdü · ifaya ekli ceza · alım taahhüdü · prim iadesi · intifa hakkı
Benzer bu karardaDavalı şirket tarafından imzalanan “Taahhütname” başlıklı belgenin 3. bendindeki hükümde «kar mahrumiyetinden» söz edilmiş ise de ilgili bent içeriği ve yaptırım itibariyle akaryakıt sözleşmesi ile ilgili olarak yıllık «asgari alım taahhüdüne» uymama halinde öngörülen sözkonusu hükmün TBK 179/2 (BK 158/2) maddesindeki «ifaya ekli cezai şart» niteliğinde olduğunun kabulü gerekir.
Şti.’ye 2.435.000 USD satış teşvik bedelinin ödeneceğinin «taahhüt» altına alındığı, dava konusu satış teşvik bedelinin «intifa hakkı» ile ilgili olduğu hakkında hükme yer verilmediği, bu konuda bir düzenleme bulunmadığı, bu durumun akaryakıt satın alınması ile ilgili «asgari alım taahhüdüne» uyulmaması halinde «cezai şart» ödeneceği düzenlenmekle dengelendiği, satış teşvik «primine» denk cezai şart getirilmekle intifa süresinden bağımsız olarak satış teşvik primi bedelinin kararlaştırıldığının kabulü gerektiği, sözleşme devam ederken taahhüt edilenin altında eksik akaryakıt alımı ile ortaya çıkan «kazanç kaybının» cezai şartla karşılanacağının kabul ve taahhüt edildiği, satış teşvik prim bedelinin eksik kalan satış primi olmak üzere toplam 1.398.300 USD satış teşvik priminin …
Davacı vekili «bayilik sözleşmesinin haklı feshi» nedeniyle satış destek «primlerinin» iadesini, sözleşme ve «protokol» ihlali nedeniyle «cezai şartın» ve «asgari alım taahhüdünün» ihlali nedeniyle oluşan kâr «kaybının» tahsilini istemiştir.
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, asıl dava yönünden yapılan incelemede, davalının mal «alım taahhüdünde» bulunduğu ve bu taahhüde sözleşme süresince uyulmadığı, sözleşme süresince davacı tarafça yeni döneme ilişkin henüz ifaya başlanmadan önce «ihtirazi kayıt» bildirilmeksizin mal alım faturaları düzenlenmiş olduğu, «cezai şart» talebi veya eksik alım «ihtarı» ile ilgili ihtirazı kayıt ileri sürmeksizin davalıya mal teminine devam edildiği, bu durumda davalıdan cezai şart talep edilemeyeceğine ilişkin haklı bir güven oluşturulduğu, davacının sözleşmeyi fesihte haklı olduğu ancak davalıdan cezai şart ve kâr «mahrumiyeti» talep edemeyeceği, taraflar arasında görülen 2011/328 esas sayılı itirazın iptali davasında taraflar arasındaki sözleşme ve «protokolde» BP tarafından Rampet ...
1 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/6032 E. 2024/2624 K.
Ortak:cezai şart
İncelediğiniz karardaİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraf şirketler arasında 20.01.2011 tarihinde ön «protokol» ve 15.03.2011-2016 tarihleri arasında geçerli olmak üzere «akaryakıt bayiliği sözleşmesi» imzalandığı, ayrıca yine taraflar arasında 20.01.2011 tarihinde çeşitli «ceza koşulu» düzenlemelerini ihtiva eden «taahhütnamenin» imzalandığı, sözleşmenin süresi sonunda 15.03.2016 tarihinde sona erdiği, eldeki asıl davanın davalı tarafça taahhüt edilen ürünün alınmaması nedenine dayalı «cezai şart» alacağının tahsili istemiyle açıldığı, davacı ile davalı bayi arasında düzenlenen taahhütname başlıklı sözleşme «asgari alım taahhüdüne» ilişkin olup, bu sözleşmelere göre kâr «mahrumiyeti» (cezai şart) istenilebilmesi için taahhüdünün ihlal edildiği dönemden sonra «ihtirazi kayıt» konulması ve bundan sonra mal verilmeye devam olunmasının gerektiği, somut olayda davacı ihtirazi kayıt koymadan mal vermeye devam ettiğinden dava konusu dönem içi …
Noterliğinin 11.03.2016 tarih ve 7993 yevmiye nolu «ihtarnamesinin» henüz «son» periyod dolmadan çekildiği ve 15.03.2011-2012-2013- 2014-2015 dönemlerine ilişkin toplam 538.848,47 TL «cezai şart» alacağının talep edildiği, 15.03.2016 tarihi itibariyle sözleşmenin sona ermesi ile davalıya ürün verilmediği, bu nedenle son döneme ilişkin cezai şart alacağının talep edilebileceği, Mersin 2.
Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/28 Talimat sayılı dosyasında alınan bilirkişi raporuna göre, «son» döneme ilişkin «cezai şart» alacağının 74.560,20 TL olarak hesaplandığı, ekonomist bilirkişi tarafından hazırlanan 25.03.2019 tarihli bilirkişi raporunda cezai şartın davalı şirketin ekonomik yönden «mahruma» neden olacağının tespit edildiğinden cezai şart alacağından takdiren %20 oranında indirim yapıldığı ve netice olarak davacının 59.648,16 TL cezai şart alacağının bulunduğu, bu miktardan cezai şart alacağına «mahsup» edildiği davacı tarafın da kabulünde olan 21.500,00 TL davalı şirket alacağı tenzil edildiğinde davacının bakiye 38.148,16 TL cezai şart alacağı bulunduğu, ancak «taleple bağlılık ilkesi» gereği, 25.000,00 TL cezai şart alacağın hüküm altına alındığı, karşı dava yönünden talep edilen 21.500,00 TL'nin davacı tarafından cezai şart alacağına mahsup edilmesi nedeniyle davalı alacağının bulunmadığı ve bu nedenle karşı davanın yerinde olmadığı, ayrıca her ne kadar davalı ... 'in «taahhütnameye» «müteselsil kefil» olduğu beyan edilmiş ise de, taahhütnamede azami sorumluluk limiti yer almadığından davalı ...'in «kefaletinin» usulüne uygun olmadığı ve dolayısıyla davalı ...'in cezai şart alacağından dolayı herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığı gerekçesiyle asıl davanın davalı ... yönü …
Benzer bu kararda… yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; her yıl sonunda bir önceki yıla dair ceza koşulunun istenebilmesi için takip eden yılda henüz ifaya başlanmadan önce «çekince (ihtirazi kayıt») bildirilmesine veya «ihtar» çekilmesine bağlı olduğu, bunlar yapılmadan müteakip yılın ifasının gerçekleşmesi halinde artık bir önceki yıla ait ceza koşulunun istenilemeyeceği, çekince konulması ve «ihtarname» çekilmesi durumlarında ceza koşulunun istenebileceğinin kuşkusuz olduğu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 179 uncu maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen hüküm, «emredici» nitelikte olmadığından tarafların «sözleşme serbestisi» ilkesi gereğince aralarında farklı bir düzenleme yapabileceği, somut olayda açıklanan ilkeler çerçevesinde davacının «cezai şart» talep etme hakkı bulunmadığı anlaşılmış olup, mahkemece belirtilen gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmadığından sonucu itibariyle doğru olan hükmün gerekçesinin yazıldığı şekilde değiştirilmesi gerektiğinden bahisle istinaf başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün «kaldırılmasına, yeniden» esas hakkında kurulan hüküm ile davanın reddine karar verilmiştir.
Değerlendirme 6098 sayılı Kanun'un 179 uncu maddesinin ikinci fıkrası gereğince alacaklı, açıkça «feragat» etmiş veya ifayı kayıtsız şartsız kabul etmiş olmadıkça sözleşmede özel olarak düzenlenmiş olması «kaydı» ile «cezai şart» niteliğinde olan kâr «kaybını» isteyebilir.
Somut olayda taraflar arasında 05.07.2012-05.07.2017 tarihleri arasını kapsayacak şekilde «akaryakıt bayilik sözleşmesi» imzalanmış olup, sözleşme ile ekindeki «taahhütnamede» davalının, davacıdan her yıl belli miktarda akaryakıt almayı taahhüt ederek, bu taahhüdünü yerine getirmemesi durumunda «cezai şart» ödemeyi kabul etmesine rağmen yıllık taahhüdüne uygun alım yapmadığı, davacının da uzun bir süre «ihtirazı kayıt» koymadan mal «teslimine» devam ettiği, ancak davacının Ankara 5.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:çekincesiz kabul · asgari alım taahhüdü · ceza koşulu · alım taahhüdü · akaryakıt bayilik sözleşmesi · gecikme cezası · sözleşme serbestisi · çekince (ihtirazi kayıt)
Benzer bu karardaDAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında imzalanan 05.07.2012 tarihli «akaryakıt bayilik sözleşmesi» kapsamında davalı yanca «asgari alım taahhüdünde» bulunulmasına rağmen sözleşme süresi içerisinde bu taahhüde riayet edilmediğini ileri sürerek, kâr «mahrumiyetinden» kaynaklanan şimdilik 10.000,00 TL’nin Ankara 53.
CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili tarafından sözleşme kapsamında «asgari alım taahhüdü» yerine getirilmemesine karşın davacı tarafından mal verilmeye devam edildiğini, davacı yanın kâr «mahrumiyeti» talebinde bulunamayacağını savunarak davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalı tarafça sözleşme kapsamında «asgari alım taahhüdü» yerine getirilmemesine karşın davacı yanca mal verilmeye devam edilmesi karşısında davacının kâr «mahrumiyeti» talebinde bulunamayacağı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalının sözleşme kapsamında «asgari alım taahhüdüne» aykırı olarak mal almadığı hususunda ihtilaf bulunmadığını, müvekkili tarafından dosya kapsamına sunulan Ankara 53.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2022/3763 E. , 2024/2416 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi
SAYISI 2019/2225 Esas, 2022/593 Karar
HÜKÜM
Asıl davanın kısmen kabulü, karşı davanın reddi
İLK DERECE
MAHKEMESİ İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI 2016/462 E., 2019/580 K.
Taraflar arasındaki asıl davada cezai şart alacağı, karşı davada istirdat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl davanın kısmen kabulüne, karşı davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle asıl davanın kısmen kabulüne, karşı davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı- karşı davalı vekili dava dilekçesinde; davalı şirket ile 20.01.2011 tarihinde ön protokol, 15.03.2011 tarihli Akaryakıt Bayilik Sözleşmesi ile davalıya 5 yıllık bayilik hakkı tesis edildiğini, Ön Protokol ile Bayilik Sözleşmesine ek olarak imzalanmış olan 20.01.2011 tarihli Taahhütname uyarınca sözleşme süresince her yıl için 1200 m3 beyaz ürün (benzin ve mazot), 1 ton madeni yağı müvekkili şirketten satın almayı taahhüt ettiğini, bu taahhütün yerine getirilmemesi durumunda her bir yılda eksik alınan ürün bedelinin son cari fiyatı üzerinden hesaplanacak tutarın %5'inin şirkete cezai şart olarak ödeneceğinin taahhüt edildiğini, davalı ...’in de anılan protokol, sözleşme ve taahhütnameyi imzalayarak bayinin garantörü- müşterek müteselsil kefili olduğunu, davalı tarafın taahhütlerini yerine getirmemesinden dolayı müvekkili şirketin zarara uğradığını ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla hesaplanacak kâr mahrumiyeti ve cezai şarttan doğan alacağın 15.03.2011 tarihinden 15.03.2016 tarihine kadar olan dönem için şimdilik 25.000,00 TL’lik kısmının taraflar arasındaki bayilik sözleşmesi ve satış taahhütnamesine bağlı olarak aylık %5 akdi faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalılar vekili cevap, davalı şirket karşı dava dilekçesinde; davacı tarafça keşide edilen 11.03.2016 tarihli ihtarnamesinde belirtilen 538.848,47 TL cezai şart alacağının dava sırasında 25.000,00 TL olarak talep edilmesinin iyi niyetle bağdaşmadığını, 15.03.2011 tarihinde başlayan akaryakıt bayilik ilişkisinin 15.03.2016 tarihinde müvekkili şirketin başka bir dağıtım şirketi ile çalışacağı gerekçesiyle süresi sonunda feshedildiğini, davacının sözleşme süresi içinde cezai şart alacağı için herhangi bir talepte bulunmadığını, Yargıtay içtihatlarına göre dönemsel ifa içeren sözleşmelerde cezai şartın kararlaştırılması halinde dönem sonunda çekincesiz ifaya devam edilmesinin cezai şarttan vazgeçildiği sonucunu doğurduğu, 11.03.2016 tarihinde şirket yetkilisi ...
'in oğlu vasıtasıyla 59 YY 737 plakalı araç ile Sultanköy'de bulunan tesisten motorin almak için davacı şirketin irtibat bürosuna başvuruda bulunarak sipariş verdiğini, irtibat bürosunda bulunan görevlinin siparişin onaylanması için kredi kartı ile ödeme yapılması gerektiğini söylemesi üzerine şirkete ait kredi kartı ile öncelikle 20.000,00 TL ödeme yapıldığını, siparişin onaylanması için 500,00 TL daha ödeme yapıldığını,müvekkili şirket tarafından ürün almak için davacı şirkete 21.500,00 TL ödeme yapılmasına rağmen davacı şirketin ürünü vermeyerek sözleşmeye aykırı davrandığını, müvekkilinin davacı şirketten 21.500,00 TL alacağının bulunduğunu, alacağın iadesi için ihtarname gönderildiğini ancak iade edilmediğini savunarak asıl davanın reddine, karşı davanın kabulü ile 21.500,00 TL'nin 18.03.2016 tarihinden itibaren ticari faizi ile birlikte davacı şirketten tahsili ile müvekkili şirkete iade edilmesine karar verilmesi istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraf şirketler arasında 20.01.2011 tarihinde ön protokol ve 15.03.2011-2016 tarihleri arasında geçerli olmak üzere akaryakıt bayiliği sözleşmesi imzalandığı, ayrıca yine taraflar arasında 20.01.2011 tarihinde çeşitli ceza koşulu düzenlemelerini ihtiva eden taahhütnamenin imzalandığı, sözleşmenin süresi sonunda 15.03.2016 tarihinde sona erdiği, eldeki asıl davanın davalı tarafça taahhüt edilen ürünün alınmaması nedenine dayalı cezai şart alacağının tahsili istemiyle açıldığı, davacı ile davalı bayi arasında düzenlenen taahhütname başlıklı sözleşme asgari alım taahhüdüne ilişkin olup, bu sözleşmelere göre kâr mahrumiyeti (cezai şart) istenilebilmesi için taahhüdünün ihlal edildiği dönemden sonra ihtirazi kayıt konulması ve bundan sonra mal verilmeye devam olunmasının gerektiği, somut olayda davacı ihtirazi kayıt koymadan mal vermeye devam ettiğinden dava konusu dönem için ceza-i şart talep etmesinin mümkün olmadığı (Yargıtay 19.
Hukuk Dairesinin 22.02.2018 tarih ve 2016/725 E. - 2018/913 sayılı ilamı), 15.03.2011 tarihli bayilik sözleşmesine istinaden ilk sözleşme periyodu 15.03.2012 tarihinde tamamlanmış olmasına rağmen, bu ilk periyod tamamlandıktan sonra her hangi bir ihtirazi kayıt konulmadan veya ihtar çekilmeden davalı şirkete ürün verilmeye devam edildiği, her ne kadar davacı tarafça 21.06.2012 tarihinde davalı tarafa Kadıköy 24. Noterliği'nin 15572 yevmiye no.lu ihtarnamesi keşide edilmiş ise de, bu ihtarnamenin ilk periyodun tamamlandığı 15.03.2012 tarihinden yaklaşık üç ay sonra çekilmiş olması ve arada geçen süre içerisinde davalı şirkete ürün verilmeye devam edilmesi nedeniyle bu ihtarnamenin usulüne uygun olmadığı, sözleşme süresince davalı şirkete çekilen başkaca usulüne uygun bir ihtarname de bulunmadığı gibi faturalara konulmuş herhangi bir ihtirazı kayıt da yer almadığı, 5 yıllık bayilik sözleşmesinin son periyodunun 15.03.2015 - 2016 tarihleri arasında olduğu, Kadıköy 32.
Noterliğinin 11.03.2016 tarih ve 7993 yevmiye nolu ihtarnamesinin henüz son periyod dolmadan çekildiği ve 15.03.2011-2012-2013- 2014-2015 dönemlerine ilişkin toplam 538.848,47 TL cezai şart alacağının talep edildiği, 15.03.2016 tarihi itibariyle sözleşmenin sona ermesi ile davalıya ürün verilmediği, bu nedenle son döneme ilişkin cezai şart alacağının talep edilebileceği, Mersin 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/28 Talimat sayılı dosyasında alınan bilirkişi raporuna göre, son döneme ilişkin cezai şart alacağının 74.560,20 TL olarak hesaplandığı, ekonomist bilirkişi tarafından hazırlanan 25.03.2019 tarihli bilirkişi raporunda cezai şartın davalı şirketin ekonomik yönden mahruma neden olacağının tespit edildiğinden cezai şart alacağından takdiren %20 oranında indirim yapıldığı ve netice olarak davacının 59.648,16 TL cezai şart alacağının bulunduğu, bu miktardan cezai şart alacağına mahsup edildiği davacı tarafın da kabulünde olan 21.500,00 TL davalı şirket alacağı tenzil edildiğinde davacının bakiye 38.148,16 TL cezai şart alacağı bulunduğu, ancak taleple bağlılık ilkesi gereği, 25.000,00 TL cezai şart alacağın hüküm altına alındığı, karşı dava yönünden talep edilen 21.500,00 TL'nin davacı tarafından cezai şart alacağına mahsup edilmesi nedeniyle davalı alacağının bulunmadığı ve bu nedenle karşı davanın yerinde olmadığı, ayrıca her ne kadar davalı ...
'in taahhütnameye müteselsil kefil olduğu beyan edilmiş ise de, taahhütnamede azami sorumluluk limiti yer almadığından davalı ...'in kefaletinin usulüne uygun olmadığı ve dolayısıyla davalı ...'in cezai şart alacağından dolayı herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığı gerekçesiyle asıl davanın davalı ... yönünden reddine, davalı Sağlık Pet. ve Tic. Ltd. Şti. yönünden kabulüne; karşı davanın reddine, cezai şart alacağı olan 25.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek aylık %5 faizi ile birlikte davalı Sağlık Pet. ve Tic. Ltd. Şti.'den alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1. Davacı-karşı davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; asıl dava yönünden davalı ...’in taahhütname ile müteselsil kefil olduğu dikkate alınarak iş bu davalı yönünden de davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini, davalı tarafından ödenen 21.500,00 TL'nin davalı alacağı olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığı, bedelin cezai şart ödemesi olarak yapıldığını ve mahsup edildiğini, mükerrer mahsup yapılamayacağını, yerel mahkemenin gerekçesinde müvekkili şirketin 2011-2015 arası dönem yönünden cezai şart alacağını talep etme hakkının olmadığı yönündeki tespitin de hatalı olduğunu, hatalı değerlendirme yapıldığını, mahkemenin gerekçesinde son dönem cezai şarttan %20 oranında indirim yapılmasına ilişkin tespit ve değerlendirmenin de hukuka aykırı aykırı olduğun ileri sürerek kararın davalı ...
yönünden reddi kararının ortadan kaldırılması suretiyle davanın kabulüne, davalı şirket yönünden davanın kabulü kararında yer alan gerekçenin ileride açacakları davalar yönünden kesin hüküm teşkil etmemesi açısından düzeltilmesini talep etmiştir.
2. Davalı-karşı davacı şirket vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkili şirketten 11.03.2016 tarihinde tahsil edilen 21.500,00 TL mal bedeline ilişkin bir tahsilat olduğunu, bu ödemenin davacının iddia ettiği 08.04.2016 tarihli cezai şart faturasına mahsup edilmesinin mümkün bulunmadığını, 21.500,00 TL'nin davacı şirketten istirdadı ile müvekkili şirkete iade edilmesi gerektiğini, cezai şart hesaplamasının hatalı olduğunu tenkis edilen %20’lik oranın, somut ve objektif bir kriter belirlenmeksizin uygulandığını ileri sürerek asıl davanın reddine, karşı davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile somut davada, kefalet sözleşmesi yazılı olarak düzenlenmiş olup, kefalet limitinin gösterilmediği anlaşılmakla, kefalet sözleşmesinin geçerli olmadığı, bu durumda davacı vekilinin kefaletin geçerli olduğuna ve davalı ...'in kefil olarak sorumlu olduğuna yönelik istinaf nedeninin yerinde olmadığı, davacı her ne kadar ilk dönem/yılın bitiminden yaklaşık altı ay sonrasında davalı şirketi ihtar etmişse de, 3 ay 6 gün süre boyunca çekince koymaksızın mal satıp teslim ettiği ve mal vermeye devam ettiği, faturalar düzenlediği anlaşılmakta olup bu durumda “bayiye mal vermeden önce çekincenin bildirilmesi” koşulunu yerine getirmediği, ikinci, üçüncü ve dördüncü dönemlere ilişkin ihtar/çekince bulunmadan ürün verilmeye devam edildiğinin tespit edildiği, buna bağlı olarak da ilk dört döneme dair çekince bulunmamakla eksik alım nedeni ile cezai şart alacağının doğmadığının kabulü gerektiği, davacı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebebinin yerinde olmadığı, ancak davacının davalı şirkete son dönem/yıla dair 15.03.2015-15.03.2016 tarihleri arasında 745.602 litre eksik alım nedeni ile çekinceli 74.560,20 TL cezai şart isteminin bulunduğu, davacının talebinin bu kısım için yerinde olduğunun değerlendirildiği, kâr kaybına ilişkin yapılan hesaplama, sözleşmenin geçerli olduğu dönemde taraflarca baz alınan ve yapılan ödemeler değerine göre belirlendiği, davalı şirketin cezai şart hesabının hatalı olduğuna yönelik istinaf sebebinin yerinde görülmediği, Mahkemece taraflar arasındaki sözleşmede kararlaştırılan cezai şart miktarının davalının mahvına sebep olacak derecede yüksek olup olmadığı hususunda davalının ekonomik durumunu ayrıntılı olarak değerlendiren bir bilirkişi incelemesi yaptırılmış olup, yerleşik uygulamaya göre takdir ile somut olayın özelliği de dikkate alınarak istenebilecek toplam cezai şart miktarı üzerinden %20 oranında indirim yapıldığının anlaşıldığı, ancak, davacı tarafça kısmi dava açılmış olup,davacının talebinin 25.000,00 TL olduğu, davacı davalı şirketin yaptığı 21.500,00 TL ödeme için de mal vermediği gibi iade etmediği, cezai şart faturası tanzim ederek bu ödemeyi cezai şart alacağından mahsup ettiği, buna göre davacının 21.500,00 TL cezai şart alacağını tahsil etmiş durumda olduğu, bu durum da davacının cezai şart talebinde tenkis değerlendirmesi yapılırken tahsil ettiği bu bedelin gözönünde bulundurulması gerektiği, İlk Derece Mahkemesince;
son yıla ait cezai şart tutarı 74.560,20 TL olarak hesaplanarak bu miktar üzerinden tenkise gitmiş ise de henüz talep olunmayan cezai şart dışında bir miktar üzerinden tenkis yapılmasının doğru olmadığı, tenkis yapılırken; somut talebin dikkate alınması gerektiği, somut olayda;
21. 500,00+25.000,00=46.500,00 TL cezai şartın fahiş olup olmadığının değerlendirilmesi gerektiği, tenkisin henüz talep olunmayan, talep edilip edilmeyeceği de belirsiz olan tutar üzerinden tenkis yapılmasının doğru görülmediği, ancak tahsil olunan ve kısmi dava da talep olunan toplam 46.500,00 TL tutarın da miktar olarak fahiş, tenkisi gerektiren bir miktar olarak görülmediği, davalı- karşı davacı 21.500,00 TL'nin ürün alımı için ödendiğini, ürün almadığını bu nedenle istirdadının gerektiğini ileri sürdüğü; davacı ise, davalının bu ödemesini cezai şart ödemesi olduğunu belirtmiş yani mahsuptan bahsettiği, cezai şart; tazminat kabilinden olması nedeniyle ödenip ödenmeyeceği hususunda bir hakim kararı gerektirdiği, cezai şart miktarını da hakimin belirlediği, salt mahsup hakkının bulunması davacının cezai şarta hak kazandığını göstermeyeceği, bu sebeble davacının tahsil olunan bu miktara hak kazanıp kazanmadığı yönünden inceleme yapılması gerektiği, gerektiğinde mahsup edilen bu tutarın yargılama sonunda iadesine hüküm verilmesinin de kural olarak mümkün olduğu, davacının 74.560,20 TL cezai şart tazminatı talep edebileceği belirlendiğinden ve tahsil olunan 21.500,00 TL'nin fahiş sayılamayacak bir tutar olduğu gözetildiğinde davalı tarafından ödenen bedelin cezai şart tutarından mahsup edilebileceği yönündeki İlk Derece Mahkemesinin kabulünün yerinde görüldüğü, davalı vekilinin mükerrer mahsup yapıldığına ilişkin istinaf sebebinin yerinde olmadığı, karşı davanın mahsup nedeniyle reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığı, açıklanan nedenlerle, davacının 15.03.2015-15.03.2016 dönemi için 74.560,20 TL cezai şart alacağının hesaplandığı, önceki -4- yıllık döneme ilişkin cezai şart talep hakkı bulunmadığı, davalının mal bedeli ödemesi 21.500,00 TL'nin cezai şart alacağından mahsup edilebileceği, kısmi dava da talep olunan 25.000,00 TL ile birlikte toplam 46.500,00 TL cezai şartın iktisadi yıkıma yol açacak bir tutar olarak değerlendirilemeyeceği, dava açılmayan miktar için tenkisin değerlendirilmesinin yerinde görülmediği verilen hükümde sonuç itibariyle bir hata bulunmamakta ise de hükmün gerekçesi değiştirildiğinden, taraf vekillerinin istinaf başvurusunun kabulüne hükmün gerekçesi bakımından kaldırılmasına yeniden hüküm verilmesine asıl davanın kabulüne, karşı davanın reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle davacı/karşı davalı ...
davalı/karşı davacı vekilinin istinaf başvurularının kabulüne, İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılmasına, asıl davanın davalı ... yönünden reddine, davalı Sağlık Pet. ve Tic. Ltd. Şti. yönünden kabulüne; davacının cezai şart alacağı olan 25.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek aylık %5 faizi ile birlikte davalı Sağlık Pet. ve Tic. Ltd. Şti.'den alınarak davacıya verilmesine, karşı davanın reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davacı - karşı davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; Bölge Adliye Mahkemesinin davalı ... Yönünden davanın reddi kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, davalı ...’in her ne kadar taahhütname ile kefil olduğu görülmekle birlikte, taahhütnamede azami sorumluluk limitinin yer almaması nedeniyle, bu davalı yönünden davanın reddi kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, taraflar arasında akdedilen kefalet sözleşmesi hukuken geçerli bir sözleşme olup, davalı ...'in kefil olarak borçtan sorumlu olduğunu, İsitnaf Mahkemesinin hatalı bir değerlendirme yaptığını ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
2.Davalı- karşı davacı şirket vekili temyiz dilekçesinde özetle; bilirkişi raporunda müvekkili şirketin, davacı/karşı davalı şirketten 21.500,00 TL alacaklı olduğunın tespit edildiğini, 11.03.2016 tarihinde müvekkil şirket tarafından ürün bedeli olarak 21.500,00 TL davacı/karşı davalı şirkete ödeme yapıldığını, ancak davacı/karşı davalı şirketin söz konusu bedelin cezai şart alacağı olduğu gerekçesiyle ürün vermediğini, 21.500,00 TL'yi de iade etmediğini, müvekkili tarafından ödemenin yapıldığı tarihte müvekkil şirketin davacı/davalı şirkete herhangi bir borcu bulunmadığını, davacı- davalı şirketin 21.500,00 TL'yi haksız bir şekilde tahsil edildiğini, müvekkil şirketin 21.500,00 TL'lik alacağı ispat olmasına rağmen aksi yönde düşüncenin hatalı olduğunu, davacı şirketin cezai şart alacağının iddia edilen ve hüküm altına alınan tahakkuk ettiği 2015-2016 dönemi için ise hesaplanan cezai şartın ise fahiş olduğunu, herhangi bir objektif ve somut bir tespit yer almadan %20’lik takdiri indirim sebebi hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, yapılan cezai şart hesaplamasına esas alınan fiyat kriteri sözleşmeye değil tamamen takdiri dayalı olarak tespit edilmiş bir kriter olduğunu, her iki raporda da tespit edildiği üzere;
müvekkil şirketten 11.03.2016 tarihinde kredi kartı vasıtasıyla tahsil edilen 21.500,00 TL mal veya hizmet bedeline ilişkin bir tahsilat olmadığı için 18.03.2016 tarihinden itibaren ticari faizi ile birlikte davacı şirketten tahsili ile müvekkil şirkete iade edilmesi gerektiğini, cezai şart hesaplaması konusunda, fiyat kriteri net olmadan hesaplama yapıldığını, Mahkemece uygulanan takdiri indirim olan %20’lik oran, somut ve objektif bir kriter belirlenmeksizin uygulandığını, İstinaf Mahkemesinin gerekçesi yerinde olmadığından ve Yargıtay kararları ile farklılık gösterdiğinden kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Asıl dava, cezai şart alacağı istemine, karşı dava ise, sebepsiz zenginleşmeden kaynaklı tazminat istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 26, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
3. Değerlendirme
Asıl dava, taraflar arasındaki akaryakıt bayilik sözleşmesi ve sözleşmenin eki niteliğindeki protokol hükümleri uyarınca davalı şirket tarafından taahhüt edilen ürünün eksik alımı nedenine dayalı cezai şart alacağının tahsili istemine ilişkin olup, karşı dava ise, karşı davacı şirketin ürün alımı bedeli olarak ödediği ancak ürünlerin teslim edilmediği iddiasına dayalı 21.500,00 TL'nin iadesi istemine ilişkindir.
Asıl davada harca esas değerin 25.000,00 TL olarak gösterildiği, bu miktarın ıslah edilmediği dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Davacının cezai şart alacağının bu miktar üzerinden değerlendirilmesi gerekirken karşı davanın konusunu oluşturan tutarın da asıl davada davacının isteyebileceği son bir yıllık cezai şart alacağının içinde değerlendirilmesi doğru değildir. Zira, karşı dava asıl davadan müstakil bir davadır. Kaldı ki asıl davada talep edilen tutar ıslah edilmediği halde karşı dava konusunun, asıl davada ıslah edilmemiş tutardan mahsup edilerek her iki davada karışık hüküm kurulması doğru görülmemiştir. Mahkemece 6100 sayılı Kanun'un 26 ncı maddesine aykırı şekilde talep aşılarak karar verilmesi doğru olmadığı gibi karşı davanın konusunu oluşturan tutarın mahsup edilmesine rağmen karşı davanın kabulü gerekirken reddine karar verilmesi de doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeple;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harçlarının istekleri halinde ilgililere iadesine,
Bozma sebebine göre taraf vekillerinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
25.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1082769200 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz