Tekel hakkı tanımayan distribütörlükte denkleştirme tazminatı yok
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2023/1764 E. 2024/5034 K. · · İlk derece: İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesi
OnandıKesinlik belirsiz
★ Emsal
Gerekçe özeti
Belirli süreli distribütörlük sözleşmesinde her iki tarafa da sürenin sonundan belli bir önel içinde fesih ihbarı hakkı tanınmışsa, bu önele uyularak yapılan bildirimle sözleşmenin sona erdirilmesi haksız fesih değildir; buna bağlı olarak sözleşmenin devam edeceği güveniyle yapılan yatırım masrafları ile yoksun kalınan kâr istenemez. Sözleşmede münhasır distribütörlüğe (tek satıcılığa) yönelik bir ifade bulunmuyor, üreticiye bölge içindeki bazı satış noktalarına doğrudan satış yetkisi tanınıyor ve distribütöre tekel hakkı veren bir hüküm yer almıyorsa sözleşme tek satıcılık niteliği taşımaz ve denkleştirme tazminatı istenemez. Birden çok maddi tazminat kaleminin reddi hâlinde vekâlet ücreti davanın toplam değeri üzerinden takdir edilir.
Ele alınan sorunlar
Sözleşmenin sona erdirilmesinin haksız fesih oluşturup oluşturmadığı → ret
İddia: Davacı, on bir yıl boyunca her yıl yenilenen sözleşmenin sürpriz biçimde ve haklı sebep olmaksızın feshedildiğini, önceki ihtarlarda tanınan sürenin yeterli olup olmadığı ile usulünce temerrüde düşürülüp düşürülmediği üzerinde durulmadığını, ihtardan kısa süre sonra yeni protokol imzalanmasının eksiklerin giderildiği anlamına geldiğini ileri sürmüştür.
Gerekçe: Sözleşmenin 13 üncü maddesinde, sözleşmenin belirlenen tarihe kadar yürürlükte olacağı, kararlaştırılan sürenin sona ermesinden altmış gün öncesinden taraflardan birinin göndereceği noter ihtarı ile sözleşmeyi tek taraflı feshedebilecekleri, fesih ihbarı yapılmaması hâlinde sözleşmenin bir yıl uzayacağı düzenlenmiştir; ek protokolle sona erme tarihi bir süre daha uzatılmıştır. Davalı, ihtarname ile bu maddeye istinaden altmış gün öncesinden sözleşmenin belirlenen tarihte feshedileceğini ihbar etmiştir. Anılan maddede her iki tarafa da sözleşmenin sona ermesinden altmış gün öncesinden fesih ihbarı hakkı tanınmış olup davalı ihbar önellerine uyarak feshi gerçekleştirmiştir. Sözleşme, davalı tarafından sözleşme hükümlerine uygun olarak sona erdirildiğinden feshin haksız olduğuna dair iddialar yerinde değildir. (Yargıtay'ca onanan Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesi)
Sözleşmenin tek satıcılık (münhasır distribütörlük) niteliği taşıyıp taşımadığı ve denkleştirme tazminatı istenip istenemeyeceği → ret
İddia: Davacı, belirlenen bölgede kendisine tekel hakkı tanındığını, zincir mağazaların kapsam dışı bırakılmasının tekel hakkını bertaraf etmeyeceğini, sözleşmede acentelik/bayilik terimlerinin geçip geçmemesinin önem taşımadığını ve denkleştirme tazminatı koşullarının oluştuğunu ileri sürmüştür.
Gerekçe: Sözleşmenin 3/3 üncü maddesinde şirketin, distribütörün faaliyet bölgesindeki zincir marketler ile otel, restoran ve kafeterya gibi distribütöre nazaran farklı düzeyde şirket ürünlerine odaklanmış nihai satış noktaları da dâhil olmak üzere doğrudan dağıtım ve satış yapabileceği veya yaptırabileceği, bu tür uygulamaların sözleşmeye aykırılık olarak nitelendirilemeyeceği düzenlenmiştir. Sözleşmede 'bayilik', 'acentelik' vb. başka ibarelere yer verilmemiş, taraflar distribütör ve şirket olarak adlandırılmış, davalının davacıyı ürünlerinin satışını gerçekleştirmek üzere distribütör olarak görevlendirdiği ve bunun hususi bir atama olmadığı belirtilmiştir. Münhasır distribütörlüğe (tek satıcılığa) yönelik bir ifade kullanılmamış ve davacıya tekel hakkı veren bir hüküm bulunmamaktadır; bu nedenle denkleştirme tazminatı isteminin reddinde isabetsizlik yoktur. (Yargıtay'ca onanan Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesi)
Sözleşmenin devam edeceği güveniyle yapılan masraflar ve yoksun kalınan kâr istemleri → ret
İddia: Davacı, sözleşmenin uzun süreceğine inanarak depo inşa ettiğini, araç ve ekipman satın aldığını, personel yetiştirdiğini, fesihle bu yatırımların atıl kaldığını ve kâr kaybına uğradığını ileri sürmüştür.
Gerekçe: Davacının kâr kaybı, iş akdine son verilen işçiler, kullanılan krediler ve sözleşmenin devam edeceğine duyulan güven nedeniyle yapılan masraflardan doğan tazminat istemi, sözleşmenin davalı tarafından haksız feshedildiği temeline dayanmaktadır. Haksız fesih söz konusu olmayıp fesih, süreli sözleşmenin yenilenmeyeceğine yönelik bildirime dayalı olarak yapıldığından bu taleplerin reddinde isabetsizlik yoktur. (Yargıtay'ca onanan Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesi)
Reddedilen birden çok tazminat kalemi için ayrı ayrı vekâlet ücretine hükmedilip hükmedilemeyeceği → ret
İddia: Davalı, üç tazminat talebinin de reddedildiğini, her bir talep bakımından ayrı ayrı vekâlet ücreti takdir edilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.
Gerekçe: Davacının talepleri maddi tazminat kabilinden olup, davanın toplam değeri üzerinden avukatlık ücretine hükmedildiği anlaşıldığından, aksi yöndeki istinaf nedenleri yerinde değildir. (Yargıtay'ca onanan Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesi)
Emsal değeri
Distribütörlük sözleşmesinin tek satıcılık niteliği taşıyıp taşımadığının hangi sözleşme hükümlerinden belirleneceğini ve tekel hakkı tanınmayan sözleşmede denkleştirme tazminatı istenemeyeceğini, ayrıca önele uygun süreli fesih bildiriminin haksız fesih sayılmayacağını Yargıtay denetiminden geçmiş biçimde ortaya koyar.
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
distribütörlük sözleşmesi↗ tek satıcılık (münhasır distribütörlük)↗ tekel hakkı↗ denkleştirme (portföy) tazminatı↗ süreli fesih ihbarı / önel↗ haksız fesih↗ yoksun kalınan kâr↗ sözleşmeye duyulan güven nedeniyle yapılan masraflar↗ vekâlet ücreti↗
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/2848 E. 2023/5126 K.
Ortak:distribütörlük sözleşmesi · Tazminat
İncelediğiniz karardaDAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında 2006 yılında imzalanan «distribütörlük sözleşmesinin» her yıl «yenilendiğini», müvekkilinin faaliyet alanının Hatay merkez ve tüm ilçeler olarak belirlendiğini, davalının 14.11.2016 tarihli «ihtarname» ile sözleşmenin yenilenmeyeceğini, 31.01.2017 tarihinde feshedileceğini bildirdiğini, feshin haksız olduğunu, müvekkilinin sözleşmeden kaynaklanan tüm yükümlülüklerini yerine getirdiğini, sözleşmenin devamına güvenerek harcamalar yaptığını, belirtilen şartlara uygun olarak araç satın aldığını, sigorta ve bakım giderlerinin müvekkilince karşılandığını, sözleşmenin feshinden sonra bu araçların düşük bedelle satıldığını, ürünlerin saklanması için mevzuattaki tanımlamalara uygun «depo» inşa edildiğini, deponun inşaatı için kredi kullanıldığını, personellerin «fesih» nedeniyle işten çıkarıldığını, sözleşmenin 13 üncü maddesi hükmü gereğince müvekkilinin sözleşmenin uzun süreceğine inandığını, sözleşmenin «tek satıcılık sözleşmesi» niteliği taşıdığını, davacının bu nedenle «portföy tazminatı» talep edebileceğini ileri sürerek müvekkilinin yaptığı harcamalar için 10.000,00 TL, «yoksun kalınan» kâr için 10.000,00 TL, denkleştirme tazminatı olarak 10.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek en yüksek banka faizi ile birlikte davalıdan tahsilini tal …
CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; taraflar arasında 01.01.2013 ve 01.02.2016 tarihli 2 adet «distribütörlük sözleşmesi» imzalandığını, 01.01.2013- 31.01.2017 tarihleri arasında sözleşmenin aralıksız devam ettiğini, «tek satıcılık sözleşmesi» niteliği taşımadığını, 01.02.2016 tarihinde akdedilen distribütörlük sözleşmesine ek «protokol» ile sözleşmenin bitiş tarihinin 31.01.2017 günü olarak belirlendiğini, müvekkilinin sözleşmenin 13 üncü maddesindeki sürelere uymak suretiyle feshi gerçekleştirdiğini, feshin haklılık içerdiğini, davalı kayıtlarında yapılan araştırma neticesinde davacının öz sermaye yetersizliği ile saha kredi limitinin pazar koşullarına uygun olmadığının anlaşıldığını, tahsilat sistemine doğru ve güncel girişlerinin yapılmadığını, davacının doğrudan tahsil sisteminde bankalar tarafından ayrılan limitlerin dolu olması nedeniyle davacıya ek limit tanınarak sevkiyat yapıldığını, bu durumun protokollere aykırılık teşkil ettiğini, bunların giderilmesi için 30.09.2016 tarihli «ihtarnamenin» gönderildiğini, müvekkilinin bildirimsiz «fesih» yapma hakkı var iken sözleşmenin süresinin dolması nedeniyle bildirimli fesih yaptığını, pazarı davacıya «münhasır» bırakmadığını, davacının «portföy tazminatı» isteyemeyeceğini, satış politikaları ile müvekkilinin müşteri kaybettiğini, basiretli bir «tacir» gibi davranmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
… rı ile taraflar arasındaki sözleşmenin 3. maddesinde yer verilen düzenlemede davacıya, belirli bir coğrafi bölgede inhisari olarak davalının ürünlerinin satışı için «yetki» verilmediği, bu nedenle «portföy tazminatı» talep edemeyeceği, davalının sözleşmenin 13 üncü maddesi hükmü gereğince sözleşmenin bitiş tarihi olan 31.01.2017 tarihinden sonra «yenilenmeyeceğinin» davacıya noter vasıtası ile bildirdiği, davalının sözleşmede kendisine tanınan hakkı kullanarak sözleşmeyi feshettiği, bu nedenle davacının «yoksun kalınan» kâr isteyemeyeceği, davacının sözleşmenin uzun süreceği inancıyla yaptığı giderler yönünden ise sözleşmenin taraflarca serbestçe kararlaştırıldığı, her «tacirin» ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerektiği, «distribütörlük sözleşmesi» hükümlerinin tacirin basiretli davranma yükümlülüğü ve sözleşme hürriyeti kapsamında ele alınması gerektiği, bu kapsamda davacının sözleşmenin ifası için temin ettiği araçların, «depo» inşası için yaptığı «masrafları» ve işçilerine ödeyeceği giderleri davalıdan talep edemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaUyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava; «distribütörlük sözleşmesinin» «haklı sebep» olmadan feshi sebebiyle «portföy tazminatı»,«kazanç kaybı» ,işçilere ödenen tazminat,sözleşmenin devam edeceğine verilen güven nedeniyle alınan banka kredileri nedeniyle ödenen faiz ve «komisyon» giderlerine ilişkindir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:ihbar süresi · tek satıcılık sözleşmesi · portföy tazminatı · tek satıcılık · kazanç kaybı · haklı sebep · teminat mektubu · bayilik sözleşmesi
Benzer bu kararda… lının sözleşme süresi boyunca müvekkiline ait tekel bölgelerinde sözleşmede istisna tutulan zincir marketler haricinde herhangi bir satışı olmadığını, sözleşmelerin «tek satıcılık sözleşmesi» niteliğinde olduğunu, 2015 Haziran ve Temmuz aylarında davacı müvekkili şirketten sözleşmenin ifasına yönelik olarak 900.000,00 TL tutarında «teminat» talep eden ve böylelikle müvekkil şirketin bu konuda önemli finansal riskler altına girmesine neden olarak sözleşmenin 2016 yılında devam edeceği yönünde haklı bir güven ve inanç yaratan davalının çok kısa bir zaman sonra sözleşmeyi feshettiğini bildirmesinin güven ilkesi ve onun alt ilkelerinden olan hukuki görünüşe güven ilkesine aykırı olduğunu, davalı sözleşmeyi 13.maddede 2 ay olarak belirtilen «ihbar» süresine göre bildirimde bulunmak suretiyle feshetmişse de, yapılan «fesih» işleminin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 121 inci maddesi dördüncü fıkrası hükmünde belirtilen asgari 3 aylık yasal «ihbar süresi» içinde yapılmış olmadığından, davalı tarafından sözleşmenin usulsüz olarak feshedildiğini ileri sürerek kararın kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini ist …
Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava; «distribütörlük sözleşmesinin» «haklı sebep» olmadan feshi sebebiyle «portföy tazminatı»,«kazanç kaybı» ,işçilere ödenen tazminat,sözleşmenin devam edeceğine verilen güven nedeniyle alınan banka kredileri nedeniyle ödenen faiz ve «komisyon» giderlerine ilişkindir.
… dan da satışlar yapıldığı, bu nedenle davacının tek satıcı olmadığı, taraflar arasındaki ilişkinin distribütörlük-bayilik ilişkisi olduğu, denkleştirme tazminatının «bayilik sözleşmelerinde» uygulanma imkanı bulunmadığı, davalı tarafça anılan sözleşmenin «yenileneceği» izlenimi uyandırıldığına ve buna güvenerek bir takım maddi yükümlülükler altına girdiğine dair davacı tarafından delil olarak gösterilen davalının «teminat mektubu» talebinin olayların akışına ve somut olayın özelliklerine göre iddianın ispatı yönünde yeterli olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2024/4540 E. 2025/4358 K.
Ortak:tekel hakkı · Tazminat
İncelediğiniz karardaİstinaf Sebepleri 1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ülke ve bölgedeki «olumsuz» koşullar sebebiyle oluşan «ciro» düşüklüğü ile banka ve kredi ilişkileri sebebiyle sözleşmenin feshedildiğini, talebe rağmen alkollü içkilerde 2013 ve 2018 yılları arasında yaşanan vergi oran ve miktarlarındaki artışların araştırılmadığını, bu hususun müvekkilinin yıllık satış miktarlarını arttırdığını, «fesih» için haklı bir sebep bulunmadığını gösterdiğini, tarafların birbirlerinden «cari hesap alacağı» bulunmadığı, müvekkilinin fesihten sonra faaliyetlerini fiilen sonlandırdığı, müvekkilinin davalı şirketin distribütörlüğü için inşa ettirdiği depoların boş kaldığı hususlarının bilirkişiler tarafından tespit edildiğini, müvekkilinin davalının işlerini görmek için aldığı araçlarının sözleşmenin sona ermesinden sonra satarak zarar ettiğini, sözleşmesi feshedilen 25 işçinin «işçilik alacaklarının» hesaplanmadığını, davalının 11 yıl her yıl «yenilediği» sözleşmeyi «cari hesap bakiyesinin» sıfır olduğu sırada sürpriz bir şekilde feshettiğini, sözleşmenin feshedileceği, «teminat» mektuplarının nakde dönüştürüleceği baskısı altında imzalanmak zorunda kalınan ek sözleşmelere itibar ederek davanın reddedildiğini, «son» fesih ihtarından önce 19.10.2015 ve 30.09.2016 tarihlerinde de fesih «ihtarı» gönderildiğinin tespit edildiği halde, bu «ihtarnamelerde» fesih «sebebi» olarak gösterilen hususların düzeltilmesi için müvekkili şirkete tanınan 15 günlük sürenin yeterli bir süre olup olmadığı, buna bağlı olarak müvekkil şirketin usulünce «temerrüde» düşürülüp düşürülmediği üzerinde durulmadığını, yine fesih ihbarından önce 30.09.2016 tarihli ihtarname ile eksiklerin 15.10.2016 tarihine kadar giderilmemesi halinde sözleşmenin 13 üncü maddesine göre sözleşmenin feshedileceği ihtar edildiği halde 06.10.2016 tarihinde yeni bir «protokol» imzalandığının da değerlendirilmediğini, ihtarın üzerinden henüz 5 gün geçtikten sonra 06.10.2016 tarihinde yeni protokol yapılmasının eksiklerin giderildiği anlamına geldiğini, yeni sözleşmenin imzasından sonra 14.11.2016 tarihli fesih ihtarının gönderilmesinin normal olmadığını, taraflar arasındaki sözleşmenin «tekel hakkı» vermediği yönündeki tespitin gerçeği yansıtmadığını, sözleşmede Türkiye genelinde zincir mağazaları olan firmaların kapsam dışında bırakılmasının müvekkilinin tekel hakkını bertaraf etmeyeceğini, sözleşmenin 3 üncü maddesinde müvekkilinin tekel hakkına vurgu yapıldığını, denkleştirme tazminatı için kanunda belirtilen şartların oluştuğunu, «yoksun kalınan» kâr ve sözleşmenin uzun süreceği inancıyla yapılan harcamalar sebebiyle tazminat taleplerini reddinin hukuka aykırılık taşıdığını, davalının 11 yıl süreyle sürekli …
Şirketin bu tür uygulamaları «sözleşmeye aykırılık» olarak nitelendirilemez.” denildiği, “bayiilik”, “«acentelik»” vb. başka ibarelere yer verilmediği, davacının distribütör, davalının şirket şeklinde adlandırıldığı, davalının davacıyı ürünlerinin satışını gerçekleştirmek üzere distribütörü olarak «görevlendirdiği», hususi bir atama olmadığının belirtildiği, «münhasır» distribütörlüğe («tek satıcılığa») yönelik bir ifade kullanılmadığı, davacıya «tekel hakkı» veren bir hüküm bulunmadığından denkleştirme tazminatı isteminin reddine karar verilmesinde isabetsizlik olmadığı, davacının kâr «kaybı», iş akdine «son» verilen işçiler, kullanılan krediler ve sözleşmenin devam edeceğine duyulan güven nedeniyle yapılan «masraflardan» dolayı da tazminat istediği, bu tazminat isteminin sözleşmenin davalı tarafından «haksız fesih» edildiği temeline dayandığı, haksız fesih söz konusu olmayıp, feshin süreli sözleşmenin «yenilenmeyeceğine» yönelik bildirime dayalı yapıldığı sabit olmakla bu taleplerin reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığı, davacının taleplerinin «maddi tazminat» kabilinden olduğu, davanın toplam değeri üzerinden avukatlık ücretine hükmedildiği anlaşıldığından davalı vekilinin aksi yöndeki istinaf nedenleri yerinde görülmed …
Temyiz Sebepleri 1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; her yıl sözleşmenin «yenilenmesine» güvenen müvekkilinin ilişkinin uzun süreceğine inanarak, işin niteliğine uygun vasıflarda «depolar» yaptırdığını, araç filosu ve ekipmanlar satın aldığını, nitelikli personel yetiştirdiğini, davalının bu şekilde sözleşmenin devam edeceği yönünde güven verdikten sonra çeşitli bahanelerle sözleşmeyi feshetmesiyle müvekkilinin yaptığı bina, araç gereç ve personel harcamaları ve yatırımlarının tümüyle atıl kaldığını, bundan büyük zararlar doğduğunu, fesihten önceki «son» yıllarda alkollü içki satışının azalması, buna bağlı olarak müvekkilinin bölgesi Hatay'da «ciro» artışı sağlanamamasının feshin gerçek «sebebi» olduğunu, «fesih» tarihi itibariyle müvekkilinin herhangi bir gecikmesi ve borcu olmadığı halde yine de sözleşmenin feshedildiğini, sözleşmenin feshedilmesinin esas sebebine dair bu hususlar üzerinde durulmadan feshin haklı olduğunun değerlendirilmesinin olaya uygun düşmediğini, fesih sonucunda müvekkilinin «münhasıran» davalı şirket bayiliği sebebiyle yaptırdığı binalar, satın aldığı araç, gereç ve personel yatırımlarının atıl kaldığını, yoğun emek ve çabasıyla bizzat oluşturduğu «müşteri portföyünden» de davalının yararlanmaya devam ettiğini, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6102 sayılı Kanun) 122 nci maddesinin beşinci fıkrasında “«tek satıcılık» ile benzeri sözleşmeler” denildiğine göre müvekkilin sözleşmesinde «acentelik» veya bayilik terimlerinin geçip geçmemesinin bir öneminin bulunmadığını, sözleşmelerin yorumlanmasında tarafların sözleşme tarihindeki ortak ve gerçek iradelerinin esas alınacağını, “Hatay ve Tüm İlçeleri” şeklinde belirlenen sözleşme bölgesinde müvekkiline «tekel hakkı» tanındığını, Hatay bölgesinde müvekkili dışında hiç kimsenin davalı şirketin ürünlerini pazarlaması ve satmasının söz konusu olmadığını, sözleşmede Türkiye genelinde zincir mağazaları olan firmaların kapsam dışında bırakılmasının müvekkilin tekel hakkını bertaraf etmeyeceğini, sözleşmenin münhasırlık başlıklı 3 üncü maddesinin yanlış hatta aksi istikamette yorumlanarak hatalı bir sonuca ulaşıldığını, maddenin ilk iki paragrafında hiçbir tereddüte yer bırakmayacak şekilde davacı şirketin bölgede tekel halinde faaliyet göstereceği, sözleşmesi «rekabet yasağına» aykırılık sebebiyle feshedilmedikçe aynı bölge için başka distribütör atanamayacağının belirtildiğini, müvekkilinin Hatay bölgesinde 11 yıl tekel halinde faaliyet gösterdiği halde, şirketin bu tekel hakkını bertaraf etmeyen bir istisna hükmünden hareketle sözleşmenin «tek satıcılık sözleşmesi» niteliğinde olmadığına ve buna bağlı olarak denkleştirme tazminatı istenemeyeceğine dair kararın bozulması gerektiğini, «delillerin toplanmadığını», davacının araç satışlarından dolayı zarar ettiği tablo halinde tespit edildiği halde bu zararın raporun sonucuna yansıtılmadığını, bilirkişinin 25 işçinin «işçilik alacakları» konusunda yaklaşık bir hesaplama yapması ve davacının tüm maliyetlere fesih yüzünden katlandığını açıklaması gerektiğini, hükme esas alınan bilirkişi raporunun dosya kapsamına uygun olmadığını, davacı için «portföy tazminatı» ve tazminat hesaplamaya yarayan bilirkişi raporundaki tespitlerin sonuçta Mahkemenin feshin olağan ve «haklı fesih» olduğu yönünde isabetsiz bir sonuca ulaşması nedeniyle hiçbir hesaplama yapılmayıp dikkate alınmadığını, eski dönemlerle ilgili ihtarların gerekçeli kararda zikredilmesine bir anlam veremediklerini, davalının davacıyı sürekli baskı altında tutması, sektör ve piyasa koşullarına nazaran afaki talepler ve beklentiler ileri sürmesi, 11 yıldan beri her yıl yenilediği sözleşmeyi, bu defa üstelik «cari hesap bakiyesi» sıfır iken ve çalışma ve iş koşullarında «kayda» değer bir «olumsuzluk» yokken sürpriz şekilde feshetmesinin «olağan fesih» olarak kabul edilemeyeceğini, davacının üretici ve baskın taraf olmanın baskısıyla 2016 yılının son aylarından itibaren sözleşmeyi feshedeceği baskısı altında «ihtarlar» çekmesi, iddia konusu eksiklikleri gidermek için uygun bir «mehil» tanımaması, yeni «protokol» yapılması halinde fesih yapılmayacağı vaadiyle kısa süreli ek protokol yaptırması, sonra da sözlü vaatlerine uymayarak sözleşmeyi tek yanlı olarak feshetmesinin olağan fesih olarak kabul edilmesinin hataya dayandığını, Mahkemenin müvekkilinin sözleşmenin feshedileceği, «teminat» mektuplarının nakde dönüştürüleceği vs. baskıları altında imzalamak zorunda kaldığı ek sözleşmelere itibar ederek karar verdiğini, müvekkiline tanınan sürenin yeterli ve uygun olup olmadığı, buna bağlı olarak davacının usulünce «temerrüde» düşürülüp düşürülmediği üzerinde durulmadığını, 06.10.2016 tarihinde yeni bir protokol imzalanmasının değerlendirmediğini, davalının müvekkilinin bulduğu yeni müşteriler sayesinde, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da «önemli menfaatler» elde ettiğini, davacının sözleşme ilişkisinin sona ermesinin sonucu olarak ücret isteme hakkını kaybettiğini, olayın özellik ve şartları değerlendirildiğinde denkleştirme tazminatı ödenmesinin «hakkaniyete» uygun düştüğünü, bu kalemin istenebilmesinin tüm şartlarının oluştuğunu, «yoksun kalınan» kâr ve sözleşmenin uzun süreceği inancıyla yapılan harcamalara ilişkin tazminat taleplerinin reddi haksızlık içerdiğini, müvekkilini davalının bir kısım markalarının daha davalı şirket yokken Hatay bölgesinde «dağıtım» ağını kurduğunu, 50 yıla yakın süredir bu işi yaptığını, «fatura» kesilen nokta sayısını sıfırdan 770’lere çıkardığını ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
Benzer bu karardaDairemizin 31.03.2022 tarih ve 2020/5477 E., 2022/2637 K. sayılı bozma ilamında «tek satıcılık sözleşmesine» ilişkin açıklamalara yer verilerek, tek satıcılık sözleşmesinde, tek satıcıya belirlenen bölgede «tekel hakkı» tanındığı, TTK'nın 122/5. maddesine göre «acentelikle» ilgili denkleştirme kurallarının «hakkaniyete» aykırı düşmedikçe tek satıcılık sözleşmelerine de uygulanacağı, yine TTK'nın 122/1-a,b,c maddelerinde denkleştirme tazminatının talep edilebilmesinin koşullarının düzenlendiği belirtilmiş ve Mahkemece tek satıcılık sözleşmesinin koşulları ve buna bağlı olarak «portföy tazminatının» koşulları bakımından somut bir değerlendirme yapılmaksızın sonuca varılmasının doğru olmadığı vurgulanmış, devamla Mahkemece, tek satıcılık sözleşmesinin unsurlarının somut olay bakımından irdelenmesinin gerektiği, taraflar arasında tek satıcılık ilişkisi olduğunun somut gerekçelerle tespiti halinde ise bu kez TTK’nın 122. maddesi çerçevesinde denkleştirme tazminatının koşullarının oluşup oluşmadığının değerlendirilmesi ve tazminat koşullarının oluşması halinde Kanun’da belirtilen şekilde hesaplama yapılarak bir sonuca varılması gerektiği belirtilerek «eksik incelemeye» dayalı Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:tek satıcılık sözleşmesi · portföy tazminatı · tek satıcılık · acentelik · hakkaniyet · ihtarname · dosya masrafı · maddi tazminat
Benzer bu karardaDairemizin 31.03.2022 tarih ve 2020/5477 E., 2022/2637 K. sayılı bozma ilamında «tek satıcılık sözleşmesine» ilişkin açıklamalara yer verilerek, tek satıcılık sözleşmesinde, tek satıcıya belirlenen bölgede «tekel hakkı» tanındığı, TTK'nın 122/5. maddesine göre «acentelikle» ilgili denkleştirme kurallarının «hakkaniyete» aykırı düşmedikçe tek satıcılık sözleşmelerine de uygulanacağı, yine TTK'nın 122/1-a,b,c maddelerinde denkleştirme tazminatının talep edilebilmesinin koşullarının düzenlendiği belirtilmiş ve Mahkemece tek satıcılık sözleşmesinin koşulları ve buna bağlı olarak «portföy tazminatının» koşulları bakımından somut bir değerlendirme yapılmaksızın sonuca varılmasının doğru olmadığı vurgulanmış, devamla Mahkemece, tek satıcılık sözleşmesinin unsurlarının somut olay bakımından irdelenmesinin gerektiği, taraflar arasında tek satıcılık ilişkisi olduğunun somut gerekçelerle tespiti halinde ise bu kez TTK’nın 122. maddesi çerçevesinde denkleştirme tazminatının koşullarının oluşup oluşmadığının değerlendirilmesi ve tazminat koşullarının oluşması halinde Kanun’da belirtilen şekilde hesaplama yapılarak bir sonuca varılması gerektiği belirtilerek «eksik incelemeye» dayalı Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
… çesinde; müvekkilinin davalının distribütörü olduğunu, davalının müvekkili tarafından kendilerine verilen siparişleri karşılamamaya başladığını, bu yönde gönderilen «ihtarnamenin» de sonuçsuz kaldığını, davalının ürünlerin «tek satıcılık» hakkını başka bir firmaya vererek Türkiye'de pazarlamaya başladığını, oysa müvekkilinin 2005 yılından itibaren 10 yıllık süre ile davalının ürünlerini ciddi emek ve «masraf» harcayarak Türkiye pazarında satışını yaparak tanıttığını ileri sürerek ticari ilişkinin davalı tarafından tek taraflı olarak sonlandırılması nedeniyle 750.000,00 TL «maddi tazminatın» dava tarihinden itibaren «avans faizi» ile tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı ile müvekkili arasında hiçbir zaman «tek satıcılık» ilişkisi olmadığını, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 122. maddesindeki denkleştirme şartlarının bu davada uygulanamayacağını, davacı tarafın satış oranlarının istenilenin altında kaldığını, müvekkilinin mallarını satın alan müşterilerin bazılarını kaybetmesi nedeniyle sözleşmeyi haklı olarak feshettiklerini, davacının tazminat talebinin «hakkaniyete» uygun olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak yapılan yargılama neticesinde taraflar arasında «tek satıcılık sözleşmesi» bulunduğu, bu durumda TTK'nın 122/5 maddesi uyarınca davacının denkleştirme tazminatı talep edebileceği gerekçesi ile davanın kabulüne 750.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren değişen oranlarda işleyecek «avans faizi» ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, davacının fazlaya ilişkin haklarının saklı tutulmasına karar verilmiş, hüküm, davalı vekilince temyiz edilmişt …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2023/2397 E. 2024/6436 K.
Ortak:tekel hakkı
İncelediğiniz karardaİstinaf Sebepleri 1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ülke ve bölgedeki «olumsuz» koşullar sebebiyle oluşan «ciro» düşüklüğü ile banka ve kredi ilişkileri sebebiyle sözleşmenin feshedildiğini, talebe rağmen alkollü içkilerde 2013 ve 2018 yılları arasında yaşanan vergi oran ve miktarlarındaki artışların araştırılmadığını, bu hususun müvekkilinin yıllık satış miktarlarını arttırdığını, «fesih» için haklı bir sebep bulunmadığını gösterdiğini, tarafların birbirlerinden «cari hesap alacağı» bulunmadığı, müvekkilinin fesihten sonra faaliyetlerini fiilen sonlandırdığı, müvekkilinin davalı şirketin distribütörlüğü için inşa ettirdiği depoların boş kaldığı hususlarının bilirkişiler tarafından tespit edildiğini, müvekkilinin davalının işlerini görmek için aldığı araçlarının sözleşmenin sona ermesinden sonra satarak zarar ettiğini, sözleşmesi feshedilen 25 işçinin «işçilik alacaklarının» hesaplanmadığını, davalının 11 yıl her yıl «yenilediği» sözleşmeyi «cari hesap bakiyesinin» sıfır olduğu sırada sürpriz bir şekilde feshettiğini, sözleşmenin feshedileceği, «teminat» mektuplarının nakde dönüştürüleceği baskısı altında imzalanmak zorunda kalınan ek sözleşmelere itibar ederek davanın reddedildiğini, «son» fesih ihtarından önce 19.10.2015 ve 30.09.2016 tarihlerinde de fesih «ihtarı» gönderildiğinin tespit edildiği halde, bu «ihtarnamelerde» fesih «sebebi» olarak gösterilen hususların düzeltilmesi için müvekkili şirkete tanınan 15 günlük sürenin yeterli bir süre olup olmadığı, buna bağlı olarak müvekkil şirketin usulünce «temerrüde» düşürülüp düşürülmediği üzerinde durulmadığını, yine fesih ihbarından önce 30.09.2016 tarihli ihtarname ile eksiklerin 15.10.2016 tarihine kadar giderilmemesi halinde sözleşmenin 13 üncü maddesine göre sözleşmenin feshedileceği ihtar edildiği halde 06.10.2016 tarihinde yeni bir «protokol» imzalandığının da değerlendirilmediğini, ihtarın üzerinden henüz 5 gün geçtikten sonra 06.10.2016 tarihinde yeni protokol yapılmasının eksiklerin giderildiği anlamına geldiğini, yeni sözleşmenin imzasından sonra 14.11.2016 tarihli fesih ihtarının gönderilmesinin normal olmadığını, taraflar arasındaki sözleşmenin «tekel hakkı» vermediği yönündeki tespitin gerçeği yansıtmadığını, sözleşmede Türkiye genelinde zincir mağazaları olan firmaların kapsam dışında bırakılmasının müvekkilinin tekel hakkını bertaraf etmeyeceğini, sözleşmenin 3 üncü maddesinde müvekkilinin tekel hakkına vurgu yapıldığını, denkleştirme tazminatı için kanunda belirtilen şartların oluştuğunu, «yoksun kalınan» kâr ve sözleşmenin uzun süreceği inancıyla yapılan harcamalar sebebiyle tazminat taleplerini reddinin hukuka aykırılık taşıdığını, davalının 11 yıl süreyle sürekli …
Şirketin bu tür uygulamaları «sözleşmeye aykırılık» olarak nitelendirilemez.” denildiği, “bayiilik”, “«acentelik»” vb. başka ibarelere yer verilmediği, davacının distribütör, davalının şirket şeklinde adlandırıldığı, davalının davacıyı ürünlerinin satışını gerçekleştirmek üzere distribütörü olarak «görevlendirdiği», hususi bir atama olmadığının belirtildiği, «münhasır» distribütörlüğe («tek satıcılığa») yönelik bir ifade kullanılmadığı, davacıya «tekel hakkı» veren bir hüküm bulunmadığından denkleştirme tazminatı isteminin reddine karar verilmesinde isabetsizlik olmadığı, davacının kâr «kaybı», iş akdine «son» verilen işçiler, kullanılan krediler ve sözleşmenin devam edeceğine duyulan güven nedeniyle yapılan «masraflardan» dolayı da tazminat istediği, bu tazminat isteminin sözleşmenin davalı tarafından «haksız fesih» edildiği temeline dayandığı, haksız fesih söz konusu olmayıp, feshin süreli sözleşmenin «yenilenmeyeceğine» yönelik bildirime dayalı yapıldığı sabit olmakla bu taleplerin reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığı, davacının taleplerinin «maddi tazminat» kabilinden olduğu, davanın toplam değeri üzerinden avukatlık ücretine hükmedildiği anlaşıldığından davalı vekilinin aksi yöndeki istinaf nedenleri yerinde görülmed …
Temyiz Sebepleri 1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; her yıl sözleşmenin «yenilenmesine» güvenen müvekkilinin ilişkinin uzun süreceğine inanarak, işin niteliğine uygun vasıflarda «depolar» yaptırdığını, araç filosu ve ekipmanlar satın aldığını, nitelikli personel yetiştirdiğini, davalının bu şekilde sözleşmenin devam edeceği yönünde güven verdikten sonra çeşitli bahanelerle sözleşmeyi feshetmesiyle müvekkilinin yaptığı bina, araç gereç ve personel harcamaları ve yatırımlarının tümüyle atıl kaldığını, bundan büyük zararlar doğduğunu, fesihten önceki «son» yıllarda alkollü içki satışının azalması, buna bağlı olarak müvekkilinin bölgesi Hatay'da «ciro» artışı sağlanamamasının feshin gerçek «sebebi» olduğunu, «fesih» tarihi itibariyle müvekkilinin herhangi bir gecikmesi ve borcu olmadığı halde yine de sözleşmenin feshedildiğini, sözleşmenin feshedilmesinin esas sebebine dair bu hususlar üzerinde durulmadan feshin haklı olduğunun değerlendirilmesinin olaya uygun düşmediğini, fesih sonucunda müvekkilinin «münhasıran» davalı şirket bayiliği sebebiyle yaptırdığı binalar, satın aldığı araç, gereç ve personel yatırımlarının atıl kaldığını, yoğun emek ve çabasıyla bizzat oluşturduğu «müşteri portföyünden» de davalının yararlanmaya devam ettiğini, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6102 sayılı Kanun) 122 nci maddesinin beşinci fıkrasında “«tek satıcılık» ile benzeri sözleşmeler” denildiğine göre müvekkilin sözleşmesinde «acentelik» veya bayilik terimlerinin geçip geçmemesinin bir öneminin bulunmadığını, sözleşmelerin yorumlanmasında tarafların sözleşme tarihindeki ortak ve gerçek iradelerinin esas alınacağını, “Hatay ve Tüm İlçeleri” şeklinde belirlenen sözleşme bölgesinde müvekkiline «tekel hakkı» tanındığını, Hatay bölgesinde müvekkili dışında hiç kimsenin davalı şirketin ürünlerini pazarlaması ve satmasının söz konusu olmadığını, sözleşmede Türkiye genelinde zincir mağazaları olan firmaların kapsam dışında bırakılmasının müvekkilin tekel hakkını bertaraf etmeyeceğini, sözleşmenin münhasırlık başlıklı 3 üncü maddesinin yanlış hatta aksi istikamette yorumlanarak hatalı bir sonuca ulaşıldığını, maddenin ilk iki paragrafında hiçbir tereddüte yer bırakmayacak şekilde davacı şirketin bölgede tekel halinde faaliyet göstereceği, sözleşmesi «rekabet yasağına» aykırılık sebebiyle feshedilmedikçe aynı bölge için başka distribütör atanamayacağının belirtildiğini, müvekkilinin Hatay bölgesinde 11 yıl tekel halinde faaliyet gösterdiği halde, şirketin bu tekel hakkını bertaraf etmeyen bir istisna hükmünden hareketle sözleşmenin «tek satıcılık sözleşmesi» niteliğinde olmadığına ve buna bağlı olarak denkleştirme tazminatı istenemeyeceğine dair kararın bozulması gerektiğini, «delillerin toplanmadığını», davacının araç satışlarından dolayı zarar ettiği tablo halinde tespit edildiği halde bu zararın raporun sonucuna yansıtılmadığını, bilirkişinin 25 işçinin «işçilik alacakları» konusunda yaklaşık bir hesaplama yapması ve davacının tüm maliyetlere fesih yüzünden katlandığını açıklaması gerektiğini, hükme esas alınan bilirkişi raporunun dosya kapsamına uygun olmadığını, davacı için «portföy tazminatı» ve tazminat hesaplamaya yarayan bilirkişi raporundaki tespitlerin sonuçta Mahkemenin feshin olağan ve «haklı fesih» olduğu yönünde isabetsiz bir sonuca ulaşması nedeniyle hiçbir hesaplama yapılmayıp dikkate alınmadığını, eski dönemlerle ilgili ihtarların gerekçeli kararda zikredilmesine bir anlam veremediklerini, davalının davacıyı sürekli baskı altında tutması, sektör ve piyasa koşullarına nazaran afaki talepler ve beklentiler ileri sürmesi, 11 yıldan beri her yıl yenilediği sözleşmeyi, bu defa üstelik «cari hesap bakiyesi» sıfır iken ve çalışma ve iş koşullarında «kayda» değer bir «olumsuzluk» yokken sürpriz şekilde feshetmesinin «olağan fesih» olarak kabul edilemeyeceğini, davacının üretici ve baskın taraf olmanın baskısıyla 2016 yılının son aylarından itibaren sözleşmeyi feshedeceği baskısı altında «ihtarlar» çekmesi, iddia konusu eksiklikleri gidermek için uygun bir «mehil» tanımaması, yeni «protokol» yapılması halinde fesih yapılmayacağı vaadiyle kısa süreli ek protokol yaptırması, sonra da sözlü vaatlerine uymayarak sözleşmeyi tek yanlı olarak feshetmesinin olağan fesih olarak kabul edilmesinin hataya dayandığını, Mahkemenin müvekkilinin sözleşmenin feshedileceği, «teminat» mektuplarının nakde dönüştürüleceği vs. baskıları altında imzalamak zorunda kaldığı ek sözleşmelere itibar ederek karar verdiğini, müvekkiline tanınan sürenin yeterli ve uygun olup olmadığı, buna bağlı olarak davacının usulünce «temerrüde» düşürülüp düşürülmediği üzerinde durulmadığını, 06.10.2016 tarihinde yeni bir protokol imzalanmasının değerlendirmediğini, davalının müvekkilinin bulduğu yeni müşteriler sayesinde, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da «önemli menfaatler» elde ettiğini, davacının sözleşme ilişkisinin sona ermesinin sonucu olarak ücret isteme hakkını kaybettiğini, olayın özellik ve şartları değerlendirildiğinde denkleştirme tazminatı ödenmesinin «hakkaniyete» uygun düştüğünü, bu kalemin istenebilmesinin tüm şartlarının oluştuğunu, «yoksun kalınan» kâr ve sözleşmenin uzun süreceği inancıyla yapılan harcamalara ilişkin tazminat taleplerinin reddi haksızlık içerdiğini, müvekkilini davalının bir kısım markalarının daha davalı şirket yokken Hatay bölgesinde «dağıtım» ağını kurduğunu, 50 yıla yakın süredir bu işi yaptığını, «fatura» kesilen nokta sayısını sıfırdan 770’lere çıkardığını ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
Benzer bu karardaGerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile üzerinde düzenleme tarihi ve davalının imzası bulunmayan «bayilik sözleşmesinin» davalı tarafça dosyaya «ibraz» edildiği, tarafların dosyaya sunulan sözleşme maddelerine karşı çıkmadıkları, bayilik sözleşmesinin herhangi bir «şekil şartına» bağlı olmadığı, sözlü olarak da kurulabileceği, taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin dosyaya sunulan sözleşme şartları ile kurulduğunun kabul edildiği, davacının bu sözleşme hükümlerine göre davalının Samsun bölgesinde bayiliğini yaptığı, bu bölgede davalı şirketin ürettiği veya üretimini yaptırdığı mallarının «dağıtım» ve pazarlaması için davacıya dağıtım, depolama ve satış işinin verildiği, sözleşmenin 11 inci maddesinde şirketin bayiye tanıdığı bayilik bölgesi sınırları içerisinde bayinin yeterli dağıtım yapamadığının anlaşılması veya şirketin lüzum görmesi halinde bu sınırların değiştirilmesi veya aynı işle ilgili olarak başka bayilik veya bayilikler kurulmasının şirketin selahiyeti içinde olduğunun, bayinin buna hiçbir şekilde karşı çıkamayacağının ve bu nedenle şirketten hiçbir hak talep edemeyeceğinin düzenlendiği, taraflar arasındaki sözleşmenin 6102 sayılı Kanun'un 122 nci maddesindeki düzenlemeler çerçevesinde kaldığını diğer bir ifadeyle sözleşmenin «acentelik», «tek satıcılık» ile benzeri diğer «tekel hakkı» veren sürekli sözleşme niteliğinde olduğunu «ispat külfetinin» davacıda bulunduğu, «tek satıcılık sözleşmesinin» yapımcı ile tek satıcı arasında hukuki ilişkileri düzenleyen, yapımcının ürünlerinin tamamını veya bir kısmını belli bir coğrafi bölgede tekel hakkına sahip olarak tek satıcıya göndermeyi, tek satıcının da söz konusu malları kendi adına ve hesabına satarak bu malların sürümünü artırmak için faaliyette bulunma yükümlülüğü üstlendiği bir sözleşme olmasına göre, taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin tek satıcılık sözleşmesi olmadığı gibi davacıya tekel hakkı veren bir sözleşme de olmadığı, denkleştirme tazminatının ise («portföy tazminatı») 6102 sayılı Kanun'un 122 nci maddesinde «acentelik sözleşmelerinden» kaynaklan portföy oluşturma karşılığı olarak düzenlendiği, aynı maddenin beşinci fıkrasında hükmün «hakkaniyete» aykırı düşmedikçe, tek satıcılık ile benzeri diğer tekel hakkı veren sürekli sözleşme ilişkilerinin sona ermesi hâlinde de uygulanacağının düzenlendiği, ancak tara …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:önemli menfaat · belirsiz süreli sözleşme · tek satıcılık sözleşmesi · müşteri portföyü · portföy tazminatı · tek satıcılık · genel işlem şartı · belirsiz alacak davası
Benzer bu karardaGerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile üzerinde düzenleme tarihi ve davalının imzası bulunmayan «bayilik sözleşmesinin» davalı tarafça dosyaya «ibraz» edildiği, tarafların dosyaya sunulan sözleşme maddelerine karşı çıkmadıkları, bayilik sözleşmesinin herhangi bir «şekil şartına» bağlı olmadığı, sözlü olarak da kurulabileceği, taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin dosyaya sunulan sözleşme şartları ile kurulduğunun kabul edildiği, davacının bu sözleşme hükümlerine göre davalının Samsun bölgesinde bayiliğini yaptığı, bu bölgede davalı şirketin ürettiği veya üretimini yaptırdığı mallarının «dağıtım» ve pazarlaması için davacıya dağıtım, depolama ve satış işinin verildiği, sözleşmenin 11 inci maddesinde şirketin bayiye tanıdığı bayilik bölgesi sınırları içerisinde bayinin yeterli dağıtım yapamadığının anlaşılması veya şirketin lüzum görmesi halinde bu sınırların değiştirilmesi veya aynı işle ilgili olarak başka bayilik veya bayilikler kurulmasının şirketin selahiyeti içinde olduğunun, bayinin buna hiçbir şekilde karşı çıkamayacağının ve bu nedenle şirketten hiçbir hak talep edemeyeceğinin düzenlendiği, taraflar arasındaki sözleşmenin 6102 sayılı Kanun'un 122 nci maddesindeki düzenlemeler çerçevesinde kaldığını diğer bir ifadeyle sözleşmenin «acentelik», «tek satıcılık» ile benzeri diğer «tekel hakkı» veren sürekli sözleşme niteliğinde olduğunu «ispat külfetinin» davacıda bulunduğu, «tek satıcılık sözleşmesinin» yapımcı ile tek satıcı arasında hukuki ilişkileri düzenleyen, yapımcının ürünlerinin tamamını veya bir kısmını belli bir coğrafi bölgede tekel hakkına sahip olarak tek satıcıya göndermeyi, tek satıcının da söz konusu malları kendi adına ve hesabına satarak bu malların sürümünü artırmak için faaliyette bulunma yükümlülüğü üstlendiği bir sözleşme olmasına göre, taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin tek satıcılık sözleşmesi olmadığı gibi davacıya tekel hakkı veren bir sözleşme de olmadığı, denkleştirme tazminatının ise («portföy tazminatı») 6102 sayılı Kanun'un 122 nci maddesinde «acentelik sözleşmelerinden» kaynaklan portföy oluşturma karşılığı olarak düzenlendiği, aynı maddenin beşinci fıkrasında hükmün «hakkaniyete» aykırı düşmedikçe, tek satıcılık ile benzeri diğer tekel hakkı veren sürekli sözleşme ilişkilerinin sona ermesi hâlinde de uygulanacağının düzenlendiği, ancak tara …
Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; müvekkilinin davalının Samsun bölgesinde «tek satıcısı» olduğunu, davalının süreçte başka şirketle bir ilişkisi olmadığını, sırf sözleşme hükmünden hareketle müvekkilinin tek satıcı olmadığı sonucunun çıkarılamayacağını, fiili duruma bakılması gerektiğini, arada sözleşme dahi yokken müvekkilinin bir başka dosyada fiili duruma göre tek satıcı olarak kabul edildiğini ve bu kararın kesinleştiğini, 6102 sayılı Kanun'un 122 nci maddesinin dördüncü fıkrasında denkleştirme tazminatından önceden vazgeçilemeyeceğinin belirtildiğini, sözleşmenin 11 inci maddesinde bayinin yeterli «dağıtım» yapmaması halinin düzenlendiğini, bu yönde bir tespit olmamasına rağmen «sözleşmenin feshi» halinde fiili olarak tek satıcı olan müvekkilinin «portföy tazminatına» hak kazanmayacağına karar verilmesinin «hakkaniyete» de aykırı olduğunu, davalının sunduğu sözleşmenin tek taraflı müzakere edilmeden hazırlandığını ve Mahkemece «genel işlem şartlarının» değerlendirilmediğini, kaldı ki davalının süresinde cevap dilekçesi sunmadığından savunmanın dayanağı olarak sonradan sunduğu delillerin de kabul edilmemesi gerektiğini, buna «muvafakatları» olmadığını, davalının bu şekilde sözleşme sunmasına muvafakat etmedikleri gibi sözleşmeye dayalı kararın da bozulması gerektiğini ileri sürerek kararın bozulmasını …
Noterliğinin 16.03.2015 tarih ve 7857 sayılı «ihtarnamesinde» davalının "Tarafınızla imzalanan «bayilik sözleşmesi» müvekkil şirket tarafından 27.03.2015 tarihinden itibaren hüküm ifade etmek üzere tek taraflı olarak feshedilmiştir" ifadesine yer verildiği, «fesih» için bir gerekçe gösterilmediği, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanun'un 121 inci maddesinin birinci fıkrasında belirsiz bir süre için yapılmış olan «acentelik sözleşmesini», taraflardan her birinin üç ay önceden «ihbarda» bulunmak şartıyla feshedebileceğinin, sözleşme belirli bir süre için yapılmış olsa bile haklı sebeplerden dolayı her zaman fesih olunabileceğinin düzenlendiği, taraflar arasında yapılan sözleşmenin yedi yıl sürdüğü ve artık «belirsiz süreli sözleşme» haline geldiği, dolayısıyla feshin üç ay önceden ihbarda bulunmak şartıyla yapılması gerekmesine rağmen bu koşula da uyulmadığı davalı şirket sözleşmeyi haklı nedenlerle feshetmiş olmadığından denkleştirme tazminatının ilk koşulunun gerçekleştiği, davalı şirketin davacı acentenin bulduğu 251 yeni müşteri sayesinde, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da «önemli menfaatler» elde etmeye devam ettiği, uygun görülen bilirkişi raporuna göre davacı şirketin almaya hak kazandığı denkleştirme tazminatı tutarının 253.084,60 TL olduğu, davacı tarafın gönderdiği ihtarnamede davalı tarafa denkleştirme tazminatı için yedi günlük süre verildiği ve bunun 11.08.2015 tarihinde dolduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, 253.084,60 TL denkleştirme tazminatının 11.08.2015 tarihinden itibaren işleyecek «ticari faizi» ile birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.
Madensuyu İşletmesi Sanayi Ticaret A.Ş.'nin 2015 Mart ayına kadar «acentesi» ve «tek satıcısı» olduklarını, davalı şirketin Beşiktaş 25.
1 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2021/6168 E. 2023/654 K.
Ortak:denkleştirme (portföy) tazminatı · distribütörlük sözleşmesi · tekel hakkı · Tazminat
İncelediğiniz karardaDAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında 2006 yılında imzalanan «distribütörlük sözleşmesinin» her yıl «yenilendiğini», müvekkilinin faaliyet alanının Hatay merkez ve tüm ilçeler olarak belirlendiğini, davalının 14.11.2016 tarihli «ihtarname» ile sözleşmenin yenilenmeyeceğini, 31.01.2017 tarihinde feshedileceğini bildirdiğini, feshin haksız olduğunu, müvekkilinin sözleşmeden kaynaklanan tüm yükümlülüklerini yerine getirdiğini, sözleşmenin devamına güvenerek harcamalar yaptığını, belirtilen şartlara uygun olarak araç satın aldığını, sigorta ve bakım giderlerinin müvekkilince karşılandığını, sözleşmenin feshinden sonra bu araçların düşük bedelle satıldığını, ürünlerin saklanması için mevzuattaki tanımlamalara uygun «depo» inşa edildiğini, deponun inşaatı için kredi kullanıldığını, personellerin «fesih» nedeniyle işten çıkarıldığını, sözleşmenin 13 üncü maddesi hükmü gereğince müvekkilinin sözleşmenin uzun süreceğine inandığını, sözleşmenin «tek satıcılık sözleşmesi» niteliği taşıdığını, davacının bu nedenle «portföy tazminatı» talep edebileceğini ileri sürerek müvekkilinin yaptığı harcamalar için 10.000,00 TL, «yoksun kalınan» kâr için 10.000,00 TL, denkleştirme tazminatı olarak 10.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek en yüksek banka faizi ile birlikte davalıdan tahsilini tal …
CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; taraflar arasında 01.01.2013 ve 01.02.2016 tarihli 2 adet «distribütörlük sözleşmesi» imzalandığını, 01.01.2013- 31.01.2017 tarihleri arasında sözleşmenin aralıksız devam ettiğini, «tek satıcılık sözleşmesi» niteliği taşımadığını, 01.02.2016 tarihinde akdedilen distribütörlük sözleşmesine ek «protokol» ile sözleşmenin bitiş tarihinin 31.01.2017 günü olarak belirlendiğini, müvekkilinin sözleşmenin 13 üncü maddesindeki sürelere uymak suretiyle feshi gerçekleştirdiğini, feshin haklılık içerdiğini, davalı kayıtlarında yapılan araştırma neticesinde davacının öz sermaye yetersizliği ile saha kredi limitinin pazar koşullarına uygun olmadığının anlaşıldığını, tahsilat sistemine doğru ve güncel girişlerinin yapılmadığını, davacının doğrudan tahsil sisteminde bankalar tarafından ayrılan limitlerin dolu olması nedeniyle davacıya ek limit tanınarak sevkiyat yapıldığını, bu durumun protokollere aykırılık teşkil ettiğini, bunların giderilmesi için 30.09.2016 tarihli «ihtarnamenin» gönderildiğini, müvekkilinin bildirimsiz «fesih» yapma hakkı var iken sözleşmenin süresinin dolması nedeniyle bildirimli fesih yaptığını, pazarı davacıya «münhasır» bırakmadığını, davacının «portföy tazminatı» isteyemeyeceğini, satış politikaları ile müvekkilinin müşteri kaybettiğini, basiretli bir «tacir» gibi davranmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
… rı ile taraflar arasındaki sözleşmenin 3. maddesinde yer verilen düzenlemede davacıya, belirli bir coğrafi bölgede inhisari olarak davalının ürünlerinin satışı için «yetki» verilmediği, bu nedenle «portföy tazminatı» talep edemeyeceği, davalının sözleşmenin 13 üncü maddesi hükmü gereğince sözleşmenin bitiş tarihi olan 31.01.2017 tarihinden sonra «yenilenmeyeceğinin» davacıya noter vasıtası ile bildirdiği, davalının sözleşmede kendisine tanınan hakkı kullanarak sözleşmeyi feshettiği, bu nedenle davacının «yoksun kalınan» kâr isteyemeyeceği, davacının sözleşmenin uzun süreceği inancıyla yaptığı giderler yönünden ise sözleşmenin taraflarca serbestçe kararlaştırıldığı, her «tacirin» ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerektiği, «distribütörlük sözleşmesi» hükümlerinin tacirin basiretli davranma yükümlülüğü ve sözleşme hürriyeti kapsamında ele alınması gerektiği, bu kapsamda davacının sözleşmenin ifası için temin ettiği araçların, «depo» inşası için yaptığı «masrafları» ve işçilerine ödeyeceği giderleri davalıdan talep edemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasında ilk olarak 03.04.1999 tarihinde «bayilik sözleşmesi» imzalandığı, taraflar arasındaki en «son» bayilik sözleşmesinin 2014 yılında akdedildiği ve süreli olduğu, sözleşmede davacının faaliyet alanının Marmara ve Batı Karadeniz Bölgeleri ile sınırlandırıldığı, davacıya belirlenen bölgede bayi sıfatıyla «münhasır» olmayan satış yetkisi verildiği, davalı tarafından davacıya gönderilen 30.09.2015 tarihli bilgilendirme yazısı ile tüm bayileri için sözleşmelerde geçen bölge kavramının kaldırılacağı, 01.01.2016 tarihinden itibaren bölgenin tüm Türkiye'yi kapsayacağının bildirildiği, davalının birden fazla bayisi olduğu, taraflar arasındaki sözleşmelerde davalı şirketin satış yapmasını engelleyici bir hüküm bulunmadığı, taraflar arasındaki ilişki ister «acentelik» isterse bayilik olarak kabul edilsin, 6102 sayılı Kanun'un 122 nci maddesi uyarınca «denkleştirme (portföy) tazminatı» talep edebilmek için davacıya sözleşmede «tekel hakkı» verilmiş olmasının şart olduğu, oysa taraflar arasındaki sözleşmede davacıya tekel hakkı verilmediği, her ne kadar davacı oluşturmuş olduğu zengin «müşteri portföyü» sebebiyle tazminat talebinde bulunmakta ise de, davacı şirketin münhasır olmayan bayi olarak tayin edildiği, dava dilekçesi ekinde bulunan 26.09.2003 tarihli «yetki belgesi» başlıklı yazı ile davacının ürünlerin distrübütörü, ithalatçısı, stokçusu olduğunun yazdığı, ancak bu belgenin dava dışı Ferraz Shawmut adlı şirket tarafından düzenlendiği, davalının imza ve kaşesi bulunmayan bu belgeyle bağlı kabul edilemeyeceği, davacı şirketin müşteri potansiyelinin fazla olmasının onu tek satıcı hâline getirmeyeceği, taraflar arasında böyle bir irade uyuşmasının bulunmadığı, davacının davalı şirketin bayilerinden birisi olduğu, tek satıcı olmadığının sabit olduğu, denkleştirme tazminatının bayilik sözleşmelerinde uygulanma imkanının bulunmadığı, davacı şirketin davalı şirketle olan ticari ilişkisinin «tek satıcılık» veya acentelik olarak nitelendirilmesi mümkün olmadığından denkleştirme tazminatı adı altında talepte bulunamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir …
İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemece davanın hukuki nitelendirmesinin yanlış yapıldığını, davanın «distribütörlük sözleşmesinin» haklı sebeple feshedildiği olgusu üzerine konumlandırılması gerektiğini, davalının «kabul beyanı» kapsamında artık distribütörlük ilişkisinin varlığının tartışma konusu yapılmayacağını, 6102 sayılı Kanun'un 122 nci maddesinin beşinci fıkrasının «bayilik sözleşmesinin feshi» hâlinde de uygulanması gerektiğini, bu noktada müvekkili ile davalı arasındaki ilişkinin distribütörlük veya bayilik olarak nitelendirilmesinin sonuca bir etkisi bulunmadığını, müvekkilinin «portföy tazminatına» hak kazandığını, Mahkemenin aksi yöndeki gerekçesinde isabet bulunmadığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, taraflar arasında, davacı lehine «portföy tazminatına» hükmedilmesini gerektirecek şekilde «tekel hakkı» veren sürekli bir sözleşme ilişkisi bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:müşteri portföyü · portföy tazminatı · tek satıcılık · yetki belgesi · kabul beyanı · sözleşmenin feshi · bayilik sözleşmesi · münhasırlık
Benzer bu karardaİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasında ilk olarak 03.04.1999 tarihinde «bayilik sözleşmesi» imzalandığı, taraflar arasındaki en «son» bayilik sözleşmesinin 2014 yılında akdedildiği ve süreli olduğu, sözleşmede davacının faaliyet alanının Marmara ve Batı Karadeniz Bölgeleri ile sınırlandırıldığı, davacıya belirlenen bölgede bayi sıfatıyla «münhasır» olmayan satış yetkisi verildiği, davalı tarafından davacıya gönderilen 30.09.2015 tarihli bilgilendirme yazısı ile tüm bayileri için sözleşmelerde geçen bölge kavramının kaldırılacağı, 01.01.2016 tarihinden itibaren bölgenin tüm Türkiye'yi kapsayacağının bildirildiği, davalının birden fazla bayisi olduğu, taraflar arasındaki sözleşmelerde davalı şirketin satış yapmasını engelleyici bir hüküm bulunmadığı, taraflar arasındaki ilişki ister «acentelik» isterse bayilik olarak kabul edilsin, 6102 sayılı Kanun'un 122 nci maddesi uyarınca «denkleştirme (portföy) tazminatı» talep edebilmek için davacıya sözleşmede «tekel hakkı» verilmiş olmasının şart olduğu, oysa taraflar arasındaki sözleşmede davacıya tekel hakkı verilmediği, her ne kadar davacı oluşturmuş olduğu zengin «müşteri portföyü» sebebiyle tazminat talebinde bulunmakta ise de, davacı şirketin münhasır olmayan bayi olarak tayin edildiği, dava dilekçesi ekinde bulunan 26.09.2003 tarihli «yetki belgesi» başlıklı yazı ile davacının ürünlerin distrübütörü, ithalatçısı, stokçusu olduğunun yazdığı, ancak bu belgenin dava dışı Ferraz Shawmut adlı şirket tarafından düzenlendiği, davalının imza ve kaşesi bulunmayan bu belgeyle bağlı kabul edilemeyeceği, davacı şirketin müşteri potansiyelinin fazla olmasının onu tek satıcı hâline getirmeyeceği, taraflar arasında böyle bir irade uyuşmasının bulunmadığı, davacının davalı şirketin bayilerinden birisi olduğu, tek satıcı olmadığının sabit olduğu, denkleştirme tazminatının bayilik sözleşmelerinde uygulanma imkanının bulunmadığı, davacı şirketin davalı şirketle olan ticari ilişkisinin «tek satıcılık» veya acentelik olarak nitelendirilmesi mümkün olmadığından denkleştirme tazminatı adı altında talepte bulunamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir …
İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemece davanın hukuki nitelendirmesinin yanlış yapıldığını, davanın «distribütörlük sözleşmesinin» haklı sebeple feshedildiği olgusu üzerine konumlandırılması gerektiğini, davalının «kabul beyanı» kapsamında artık distribütörlük ilişkisinin varlığının tartışma konusu yapılmayacağını, 6102 sayılı Kanun'un 122 nci maddesinin beşinci fıkrasının «bayilik sözleşmesinin feshi» hâlinde de uygulanması gerektiğini, bu noktada müvekkili ile davalı arasındaki ilişkinin distribütörlük veya bayilik olarak nitelendirilmesinin sonuca bir etkisi bulunmadığını, müvekkilinin «portföy tazminatına» hak kazandığını, Mahkemenin aksi yöndeki gerekçesinde isabet bulunmadığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, taraflar arasında, davacı lehine «portföy tazminatına» hükmedilmesini gerektirecek şekilde «tekel hakkı» veren sürekli bir sözleşme ilişkisi bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2023/1764 E. , 2024/5034 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi
SAYISI 2020/871 Esas, 2023/72 Karar
HÜKÜM
Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI 2019/87 E., 2020/117 K.
Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında 2006 yılında imzalanan distribütörlük sözleşmesinin her yıl yenilendiğini, müvekkilinin faaliyet alanının Hatay merkez ve tüm ilçeler olarak belirlendiğini, davalının 14.11.2016 tarihli ihtarname ile sözleşmenin yenilenmeyeceğini, 31.01.2017 tarihinde feshedileceğini bildirdiğini, feshin haksız olduğunu, müvekkilinin sözleşmeden kaynaklanan tüm yükümlülüklerini yerine getirdiğini, sözleşmenin devamına güvenerek harcamalar yaptığını, belirtilen şartlara uygun olarak araç satın aldığını, sigorta ve bakım giderlerinin müvekkilince karşılandığını, sözleşmenin feshinden sonra bu araçların düşük bedelle satıldığını, ürünlerin saklanması için mevzuattaki tanımlamalara uygun depo inşa edildiğini, deponun inşaatı için kredi kullanıldığını, personellerin fesih nedeniyle işten çıkarıldığını, sözleşmenin 13 üncü maddesi hükmü gereğince müvekkilinin sözleşmenin uzun süreceğine inandığını, sözleşmenin tek satıcılık sözleşmesi niteliği taşıdığını, davacının bu nedenle portföy tazminatı talep edebileceğini ileri sürerek müvekkilinin yaptığı harcamalar için 10.000,00 TL, yoksun kalınan kâr için 10.000,00 TL, denkleştirme tazminatı olarak 10.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek en yüksek banka faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; taraflar arasında 01.01.2013 ve 01.02.2016 tarihli 2 adet distribütörlük sözleşmesi imzalandığını, 01.01.2013- 31.01.2017 tarihleri arasında sözleşmenin aralıksız devam ettiğini, tek satıcılık sözleşmesi niteliği taşımadığını, 01.02.2016 tarihinde akdedilen distribütörlük sözleşmesine ek protokol ile sözleşmenin bitiş tarihinin 31.01.2017 günü olarak belirlendiğini, müvekkilinin sözleşmenin 13 üncü maddesindeki sürelere uymak suretiyle feshi gerçekleştirdiğini, feshin haklılık içerdiğini, davalı kayıtlarında yapılan araştırma neticesinde davacının öz sermaye yetersizliği ile saha kredi limitinin pazar koşullarına uygun olmadığının anlaşıldığını, tahsilat sistemine doğru ve güncel girişlerinin yapılmadığını, davacının doğrudan tahsil sisteminde bankalar tarafından ayrılan limitlerin dolu olması nedeniyle davacıya ek limit tanınarak sevkiyat yapıldığını, bu durumun protokollere aykırılık teşkil ettiğini, bunların giderilmesi için 30.09.2016 tarihli ihtarnamenin gönderildiğini, müvekkilinin bildirimsiz fesih yapma hakkı var iken sözleşmenin süresinin dolması nedeniyle bildirimli fesih yaptığını, pazarı davacıya münhasır bırakmadığını, davacının portföy tazminatı isteyemeyeceğini, satış politikaları ile müvekkilinin müşteri kaybettiğini, basiretli bir tacir gibi davranmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasındaki sözleşmenin 3. maddesinde yer verilen düzenlemede davacıya, belirli bir coğrafi bölgede inhisari olarak davalının ürünlerinin satışı için yetki verilmediği, bu nedenle portföy tazminatı talep edemeyeceği, davalının sözleşmenin 13 üncü maddesi hükmü gereğince sözleşmenin bitiş tarihi olan 31.01.2017 tarihinden sonra yenilenmeyeceğinin davacıya noter vasıtası ile bildirdiği, davalının sözleşmede kendisine tanınan hakkı kullanarak sözleşmeyi feshettiği, bu nedenle davacının yoksun kalınan kâr isteyemeyeceği, davacının sözleşmenin uzun süreceği inancıyla yaptığı giderler yönünden ise sözleşmenin taraflarca serbestçe kararlaştırıldığı, her tacirin ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerektiği, distribütörlük sözleşmesi hükümlerinin tacirin basiretli davranma yükümlülüğü ve sözleşme hürriyeti kapsamında ele alınması gerektiği, bu kapsamda davacının sözleşmenin ifası için temin ettiği araçların, depo inşası için yaptığı masrafları ve işçilerine ödeyeceği giderleri davalıdan talep edemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ülke ve bölgedeki olumsuz koşullar sebebiyle oluşan ciro düşüklüğü ile banka ve kredi ilişkileri sebebiyle sözleşmenin feshedildiğini, talebe rağmen alkollü içkilerde 2013 ve 2018 yılları arasında yaşanan vergi oran ve miktarlarındaki artışların araştırılmadığını, bu hususun müvekkilinin yıllık satış miktarlarını arttırdığını, fesih için haklı bir sebep bulunmadığını gösterdiğini, tarafların birbirlerinden cari hesap alacağı bulunmadığı, müvekkilinin fesihten sonra faaliyetlerini fiilen sonlandırdığı, müvekkilinin davalı şirketin distribütörlüğü için inşa ettirdiği depoların boş kaldığı hususlarının bilirkişiler tarafından tespit edildiğini, müvekkilinin davalının işlerini görmek için aldığı araçlarının sözleşmenin sona ermesinden sonra satarak zarar ettiğini, sözleşmesi feshedilen 25 işçinin işçilik alacaklarının hesaplanmadığını, davalının 11 yıl her yıl yenilediği sözleşmeyi cari hesap bakiyesinin sıfır olduğu sırada sürpriz bir şekilde feshettiğini, sözleşmenin feshedileceği, teminat mektuplarının nakde dönüştürüleceği baskısı altında imzalanmak zorunda kalınan ek sözleşmelere itibar ederek davanın reddedildiğini, son fesih ihtarından önce 19.10.2015 ve 30.09.2016 tarihlerinde de fesih ihtarı gönderildiğinin tespit edildiği halde, bu ihtarnamelerde fesih sebebi olarak gösterilen hususların düzeltilmesi için müvekkili şirkete tanınan 15 günlük sürenin yeterli bir süre olup olmadığı, buna bağlı olarak müvekkil şirketin usulünce temerrüde düşürülüp düşürülmediği üzerinde durulmadığını, yine fesih ihbarından önce 30.09.2016 tarihli ihtarname ile eksiklerin 15.10.2016 tarihine kadar giderilmemesi halinde sözleşmenin 13 üncü maddesine göre sözleşmenin feshedileceği ihtar edildiği halde 06.10.2016 tarihinde yeni bir protokol imzalandığının da değerlendirilmediğini, ihtarın üzerinden henüz 5 gün geçtikten sonra 06.10.2016 tarihinde yeni protokol yapılmasının eksiklerin giderildiği anlamına geldiğini, yeni sözleşmenin imzasından sonra 14.11.2016 tarihli fesih ihtarının gönderilmesinin normal olmadığını, taraflar arasındaki sözleşmenin tekel hakkı vermediği yönündeki tespitin gerçeği yansıtmadığını, sözleşmede Türkiye genelinde zincir mağazaları olan firmaların kapsam dışında bırakılmasının müvekkilinin tekel hakkını bertaraf etmeyeceğini, sözleşmenin 3 üncü maddesinde müvekkilinin tekel hakkına vurgu yapıldığını, denkleştirme tazminatı için kanunda belirtilen şartların oluştuğunu, yoksun kalınan kâr ve sözleşmenin uzun süreceği inancıyla yapılan harcamalar sebebiyle tazminat taleplerini reddinin hukuka aykırılık taşıdığını, davalının 11 yıl süreyle sürekli sözleşmeleri yenileyerek ilişkinin uzun süreceğine dair bir güven verdiğini ileri sürerek kararın kaldırılmasını istemiştir.
2.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; üç tazminat talebinin bulunduğunu, müvekkili lehine reddedilen her bir tazminat talebi bakımından ayrı ayrı vekâlet ücretine hükmedilmesi gerekirken tek bir vekâlet ücretine hükmedilmesinin doğru olmadığını ileri sürerek kararın kaldırılmasını ve her bir talep için ayrı ayrı vekâlet ücreti verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasında sonuncusu 01.02.2016 tarihinde düzenlenen distribütörlük sözleşmeleri bulunduğu, sözleşme ile davacının Hatay ili merkez ve tüm ilçeleri için distribütör tayin edildiği, 01.02.2016 tarihli sözleşmenin 13üncü maddesinde, sözleşmenin 31.12.2016 tarihine kadar yürürlükte olacağı, kararlaştırılan sürenin sona ermesinden 60 gün öncesinden taraflardan birinin göndereceği noter ihtarı ile sözleşmeyi tek taraflı olarak feshedebilecekleri, fesih ihbarı yapılmaması halinde sözleşmenin 1 yıl süre ile uzayacağı, bu şekilde sözleşmenin en fazla 5 yıl uzayabileceği hususlarının düzenlendiği, yine taraflar arasında düzenlenen 06.10.2016 tarihli ek protokole göre 01.02.2016 tarihinde imzalanan distribütörlük sözleşmesinin 31.12.2016 olan sona erme tarihinin 31.01.2017 tarihine kadar uzatılmasının kararlaştırıldığı, davalının 14.11.2016 tarihli ihtarname ile sözleşmenin 13 üncü maddesine istinaden 60 gün öncesinden sözleşmenin 31.01.2017 tarihinde feshedileceğinin ihbar edildiği, 13 üncü maddede her iki tarafa da sözleşmenin sona ermesinden 60 gün öncesinden fesih ihbarı hakkı tanındığı, davalının ihbar önellerine uyarak feshi gerçekleştirdiği, sözleşme davalı tarafından sözleşme hükümlerine uygun olarak sona erdirildiğinden davacı tarafın feshin haksız olduğuna dair iddialarının yerinde görülmediği, sözleşmenin 3/3 üncü maddesinde “Ayrıca şirket distribütörün faaliyet bölgesinde bulunan zincir marketler (Migros, Tansaş, Carrefour vb.) ve hotel, restaurant ve kafeterya gibi distribütöre nazaran farklı düzeyde şirket ürünlerine odaklanmış, nihai satış noktaları da dahil olmak üzere doğrudan dağıtım ve satış yapabilir ve/veya yaptırabilir.
Şirketin bu tür uygulamaları sözleşmeye aykırılık olarak nitelendirilemez.” denildiği, “bayiilik”, “acentelik” vb. başka ibarelere yer verilmediği, davacının distribütör, davalının şirket şeklinde adlandırıldığı, davalının davacıyı ürünlerinin satışını gerçekleştirmek üzere distribütörü olarak görevlendirdiği, hususi bir atama olmadığının belirtildiği, münhasır distribütörlüğe (tek satıcılığa) yönelik bir ifade kullanılmadığı, davacıya tekel hakkı veren bir hüküm bulunmadığından denkleştirme tazminatı isteminin reddine karar verilmesinde isabetsizlik olmadığı, davacının kâr kaybı, iş akdine son verilen işçiler, kullanılan krediler ve sözleşmenin devam edeceğine duyulan güven nedeniyle yapılan masraflardan dolayı da tazminat istediği, bu tazminat isteminin sözleşmenin davalı tarafından haksız fesih edildiği temeline dayandığı, haksız fesih söz konusu olmayıp, feshin süreli sözleşmenin yenilenmeyeceğine yönelik bildirime dayalı yapıldığı sabit olmakla bu taleplerin reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığı, davacının taleplerinin maddi tazminat kabilinden olduğu, davanın toplam değeri üzerinden avukatlık ücretine hükmedildiği anlaşıldığından davalı vekilinin aksi yöndeki istinaf nedenleri yerinde görülmediği gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; her yıl sözleşmenin yenilenmesine güvenen müvekkilinin ilişkinin uzun süreceğine inanarak, işin niteliğine uygun vasıflarda depolar yaptırdığını, araç filosu ve ekipmanlar satın aldığını, nitelikli personel yetiştirdiğini, davalının bu şekilde sözleşmenin devam edeceği yönünde güven verdikten sonra çeşitli bahanelerle sözleşmeyi feshetmesiyle müvekkilinin yaptığı bina, araç gereç ve personel harcamaları ve yatırımlarının tümüyle atıl kaldığını, bundan büyük zararlar doğduğunu, fesihten önceki son yıllarda alkollü içki satışının azalması, buna bağlı olarak müvekkilinin bölgesi Hatay'da ciro artışı sağlanamamasının feshin gerçek sebebi olduğunu, fesih tarihi itibariyle müvekkilinin herhangi bir gecikmesi ve borcu olmadığı halde yine de sözleşmenin feshedildiğini, sözleşmenin feshedilmesinin esas sebebine dair bu hususlar üzerinde durulmadan feshin haklı olduğunun değerlendirilmesinin olaya uygun düşmediğini, fesih sonucunda müvekkilinin münhasıran davalı şirket bayiliği sebebiyle yaptırdığı binalar, satın aldığı araç, gereç ve personel yatırımlarının atıl kaldığını, yoğun emek ve çabasıyla bizzat oluşturduğu müşteri portföyünden de davalının yararlanmaya devam ettiğini, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6102 sayılı Kanun) 122 nci maddesinin beşinci fıkrasında “tek satıcılık ile benzeri sözleşmeler” denildiğine göre müvekkilin sözleşmesinde acentelik veya bayilik terimlerinin geçip geçmemesinin bir öneminin bulunmadığını, sözleşmelerin yorumlanmasında tarafların sözleşme tarihindeki ortak ve gerçek iradelerinin esas alınacağını, “Hatay ve Tüm İlçeleri” şeklinde belirlenen sözleşme bölgesinde müvekkiline tekel hakkı tanındığını, Hatay bölgesinde müvekkili dışında hiç kimsenin davalı şirketin ürünlerini pazarlaması ve satmasının söz konusu olmadığını, sözleşmede Türkiye genelinde zincir mağazaları olan firmaların kapsam dışında bırakılmasının müvekkilin tekel hakkını bertaraf etmeyeceğini, sözleşmenin münhasırlık başlıklı 3 üncü maddesinin yanlış hatta aksi istikamette yorumlanarak hatalı bir sonuca ulaşıldığını, maddenin ilk iki paragrafında hiçbir tereddüte yer bırakmayacak şekilde davacı şirketin bölgede tekel halinde faaliyet göstereceği, sözleşmesi rekabet yasağına aykırılık sebebiyle feshedilmedikçe aynı bölge için başka distribütör atanamayacağının belirtildiğini, müvekkilinin Hatay bölgesinde 11 yıl tekel halinde faaliyet gösterdiği halde, şirketin bu tekel hakkını bertaraf etmeyen bir istisna hükmünden hareketle sözleşmenin tek satıcılık sözleşmesi niteliğinde olmadığına ve buna bağlı olarak denkleştirme tazminatı istenemeyeceğine dair kararın bozulması gerektiğini, delillerin toplanmadığını, davacının araç satışlarından dolayı zarar ettiği tablo halinde tespit edildiği halde bu zararın raporun sonucuna yansıtılmadığını, bilirkişinin 25 işçinin işçilik alacakları konusunda yaklaşık bir hesaplama yapması ve davacının tüm maliyetlere fesih yüzünden katlandığını açıklaması gerektiğini, hükme esas alınan bilirkişi raporunun dosya kapsamına uygun olmadığını, davacı için portföy tazminatı ve tazminat hesaplamaya yarayan bilirkişi raporundaki tespitlerin sonuçta Mahkemenin feshin olağan ve haklı fesih olduğu yönünde isabetsiz bir sonuca ulaşması nedeniyle hiçbir hesaplama yapılmayıp dikkate alınmadığını, eski dönemlerle ilgili ihtarların gerekçeli kararda zikredilmesine bir anlam veremediklerini, davalının davacıyı sürekli baskı altında tutması, sektör ve piyasa koşullarına nazaran afaki talepler ve beklentiler ileri sürmesi, 11 yıldan beri her yıl yenilediği sözleşmeyi, bu defa üstelik cari hesap bakiyesi sıfır iken ve çalışma ve iş koşullarında kayda değer bir olumsuzluk yokken sürpriz şekilde feshetmesinin olağan fesih olarak kabul edilemeyeceğini, davacının üretici ve baskın taraf olmanın baskısıyla 2016 yılının son aylarından itibaren sözleşmeyi feshedeceği baskısı altında ihtarlar çekmesi, iddia konusu eksiklikleri gidermek için uygun bir mehil tanımaması, yeni protokol yapılması halinde fesih yapılmayacağı vaadiyle kısa süreli ek protokol yaptırması, sonra da sözlü vaatlerine uymayarak sözleşmeyi tek yanlı olarak feshetmesinin olağan fesih olarak kabul edilmesinin hataya dayandığını, Mahkemenin müvekkilinin sözleşmenin feshedileceği, teminat mektuplarının nakde dönüştürüleceği vs.
baskıları altında imzalamak zorunda kaldığı ek sözleşmelere itibar ederek karar verdiğini, müvekkiline tanınan sürenin yeterli ve uygun olup olmadığı, buna bağlı olarak davacının usulünce temerrüde düşürülüp düşürülmediği üzerinde durulmadığını, 06.10.2016 tarihinde yeni bir protokol imzalanmasının değerlendirmediğini, davalının müvekkilinin bulduğu yeni müşteriler sayesinde, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da önemli menfaatler elde ettiğini, davacının sözleşme ilişkisinin sona ermesinin sonucu olarak ücret isteme hakkını kaybettiğini, olayın özellik ve şartları değerlendirildiğinde denkleştirme tazminatı ödenmesinin hakkaniyete uygun düştüğünü, bu kalemin istenebilmesinin tüm şartlarının oluştuğunu, yoksun kalınan kâr ve sözleşmenin uzun süreceği inancıyla yapılan harcamalara ilişkin tazminat taleplerinin reddi haksızlık içerdiğini, müvekkilini davalının bir kısım markalarının daha davalı şirket yokken Hatay bölgesinde dağıtım ağını kurduğunu, 50 yıla yakın süredir bu işi yaptığını, fatura kesilen nokta sayısını sıfırdan 770’lere çıkardığını ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
2.Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davacının istediği üç tazminat kaleminin de reddedildiğini, tüm tazminatlar yönünden ayrı vekâlet ücreti takdiri gerektiğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, sözleşmeye güvenilerek yapılan masraf, yoksun kalınan kâr ve denkleştirme tazminatının tahsili istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2. 6102 sayılı Kanun'un 122 nci maddesi.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup taraf vekillerince temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderlerinin temyiz edenlere yükletilmesine,
Aşağıda yazılı harcın istek halinde davacıya iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
13.06.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1064752200 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz