6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Tekel hakkı tanımayan distribütörlükte denkleştirme tazminatı yok

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2023/1764 E. 2024/5034 K. · · İlk derece: İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesi

OnandıKesinlik belirsiz

★ Emsal

Gerekçe özeti

Belirli süreli distribütörlük sözleşmesinde her iki tarafa da sürenin sonundan belli bir önel içinde fesih ihbarı hakkı tanınmışsa, bu önele uyularak yapılan bildirimle sözleşmenin sona erdirilmesi haksız fesih değildir; buna bağlı olarak sözleşmenin devam edeceği güveniyle yapılan yatırım masrafları ile yoksun kalınan kâr istenemez. Sözleşmede münhasır distribütörlüğe (tek satıcılığa) yönelik bir ifade bulunmuyor, üreticiye bölge içindeki bazı satış noktalarına doğrudan satış yetkisi tanınıyor ve distribütöre tekel hakkı veren bir hüküm yer almıyorsa sözleşme tek satıcılık niteliği taşımaz ve denkleştirme tazminatı istenemez. Birden çok maddi tazminat kaleminin reddi hâlinde vekâlet ücreti davanın toplam değeri üzerinden takdir edilir.

Ele alınan sorunlar

Sözleşmenin sona erdirilmesinin haksız fesih oluşturup oluşturmadığı → ret

İddia: Davacı, on bir yıl boyunca her yıl yenilenen sözleşmenin sürpriz biçimde ve haklı sebep olmaksızın feshedildiğini, önceki ihtarlarda tanınan sürenin yeterli olup olmadığı ile usulünce temerrüde düşürülüp düşürülmediği üzerinde durulmadığını, ihtardan kısa süre sonra yeni protokol imzalanmasının eksiklerin giderildiği anlamına geldiğini ileri sürmüştür.

Gerekçe: Sözleşmenin 13 üncü maddesinde, sözleşmenin belirlenen tarihe kadar yürürlükte olacağı, kararlaştırılan sürenin sona ermesinden altmış gün öncesinden taraflardan birinin göndereceği noter ihtarı ile sözleşmeyi tek taraflı feshedebilecekleri, fesih ihbarı yapılmaması hâlinde sözleşmenin bir yıl uzayacağı düzenlenmiştir; ek protokolle sona erme tarihi bir süre daha uzatılmıştır. Davalı, ihtarname ile bu maddeye istinaden altmış gün öncesinden sözleşmenin belirlenen tarihte feshedileceğini ihbar etmiştir. Anılan maddede her iki tarafa da sözleşmenin sona ermesinden altmış gün öncesinden fesih ihbarı hakkı tanınmış olup davalı ihbar önellerine uyarak feshi gerçekleştirmiştir. Sözleşme, davalı tarafından sözleşme hükümlerine uygun olarak sona erdirildiğinden feshin haksız olduğuna dair iddialar yerinde değildir. (Yargıtay'ca onanan Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesi)

Sözleşmenin tek satıcılık (münhasır distribütörlük) niteliği taşıyıp taşımadığı ve denkleştirme tazminatı istenip istenemeyeceği → ret

İddia: Davacı, belirlenen bölgede kendisine tekel hakkı tanındığını, zincir mağazaların kapsam dışı bırakılmasının tekel hakkını bertaraf etmeyeceğini, sözleşmede acentelik/bayilik terimlerinin geçip geçmemesinin önem taşımadığını ve denkleştirme tazminatı koşullarının oluştuğunu ileri sürmüştür.

Gerekçe: Sözleşmenin 3/3 üncü maddesinde şirketin, distribütörün faaliyet bölgesindeki zincir marketler ile otel, restoran ve kafeterya gibi distribütöre nazaran farklı düzeyde şirket ürünlerine odaklanmış nihai satış noktaları da dâhil olmak üzere doğrudan dağıtım ve satış yapabileceği veya yaptırabileceği, bu tür uygulamaların sözleşmeye aykırılık olarak nitelendirilemeyeceği düzenlenmiştir. Sözleşmede 'bayilik', 'acentelik' vb. başka ibarelere yer verilmemiş, taraflar distribütör ve şirket olarak adlandırılmış, davalının davacıyı ürünlerinin satışını gerçekleştirmek üzere distribütör olarak görevlendirdiği ve bunun hususi bir atama olmadığı belirtilmiştir. Münhasır distribütörlüğe (tek satıcılığa) yönelik bir ifade kullanılmamış ve davacıya tekel hakkı veren bir hüküm bulunmamaktadır; bu nedenle denkleştirme tazminatı isteminin reddinde isabetsizlik yoktur. (Yargıtay'ca onanan Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesi)

Sözleşmenin devam edeceği güveniyle yapılan masraflar ve yoksun kalınan kâr istemleri → ret

İddia: Davacı, sözleşmenin uzun süreceğine inanarak depo inşa ettiğini, araç ve ekipman satın aldığını, personel yetiştirdiğini, fesihle bu yatırımların atıl kaldığını ve kâr kaybına uğradığını ileri sürmüştür.

Gerekçe: Davacının kâr kaybı, iş akdine son verilen işçiler, kullanılan krediler ve sözleşmenin devam edeceğine duyulan güven nedeniyle yapılan masraflardan doğan tazminat istemi, sözleşmenin davalı tarafından haksız feshedildiği temeline dayanmaktadır. Haksız fesih söz konusu olmayıp fesih, süreli sözleşmenin yenilenmeyeceğine yönelik bildirime dayalı olarak yapıldığından bu taleplerin reddinde isabetsizlik yoktur. (Yargıtay'ca onanan Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesi)

Reddedilen birden çok tazminat kalemi için ayrı ayrı vekâlet ücretine hükmedilip hükmedilemeyeceği → ret

İddia: Davalı, üç tazminat talebinin de reddedildiğini, her bir talep bakımından ayrı ayrı vekâlet ücreti takdir edilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.

Gerekçe: Davacının talepleri maddi tazminat kabilinden olup, davanın toplam değeri üzerinden avukatlık ücretine hükmedildiği anlaşıldığından, aksi yöndeki istinaf nedenleri yerinde değildir. (Yargıtay'ca onanan Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesi)

Emsal değeri

Distribütörlük sözleşmesinin tek satıcılık niteliği taşıyıp taşımadığının hangi sözleşme hükümlerinden belirleneceğini ve tekel hakkı tanınmayan sözleşmede denkleştirme tazminatı istenemeyeceğini, ayrıca önele uygun süreli fesih bildiriminin haksız fesih sayılmayacağını Yargıtay denetiminden geçmiş biçimde ortaya koyar.

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
distribütörlük sözleşmesi tek satıcılık (münhasır distribütörlük) tekel hakkı denkleştirme (portföy) tazminatı süreli fesih ihbarı / önel haksız fesih yoksun kalınan kâr sözleşmeye duyulan güven nedeniyle yapılan masraflar vekâlet ücreti

Atıf yapılan mevzuat: 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu — TTK 122

Benzer Kararlar

Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.

  • Tazminat

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/2848 E. 2023/5126 K.

    Ortak: · Tazminat

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

  • Tazminat

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2024/4540 E. 2025/4358 K.

    Ortak: · Tazminat

    Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal

    Farklı:

  • Alacak

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2023/2397 E. 2024/6436 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

1 benzer karar daha
  • Tazminat

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2021/6168 E. 2023/654 K.

    Ortak: · Tazminat

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

11. Hukuk Dairesi         2023/1764 E.  ,  2024/5034 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi

SAYISI 2020/871 Esas, 2023/72 Karar

HÜKÜM

Esastan ret

İLK DERECE MAHKEMESİ İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesi

SAYISI 2019/87 E., 2020/117 K.

Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında 2006 yılında imzalanan distribütörlük sözleşmesinin her yıl yenilendiğini, müvekkilinin faaliyet alanının Hatay merkez ve tüm ilçeler olarak belirlendiğini, davalının 14.11.2016 tarihli ihtarname ile sözleşmenin yenilenmeyeceğini, 31.01.2017 tarihinde feshedileceğini bildirdiğini, feshin haksız olduğunu, müvekkilinin sözleşmeden kaynaklanan tüm yükümlülüklerini yerine getirdiğini, sözleşmenin devamına güvenerek harcamalar yaptığını, belirtilen şartlara uygun olarak araç satın aldığını, sigorta ve bakım giderlerinin müvekkilince karşılandığını, sözleşmenin feshinden sonra bu araçların düşük bedelle satıldığını, ürünlerin saklanması için mevzuattaki tanımlamalara uygun depo inşa edildiğini, deponun inşaatı için kredi kullanıldığını, personellerin fesih nedeniyle işten çıkarıldığını, sözleşmenin 13 üncü maddesi hükmü gereğince müvekkilinin sözleşmenin uzun süreceğine inandığını, sözleşmenin tek satıcılık sözleşmesi niteliği taşıdığını, davacının bu nedenle portföy tazminatı talep edebileceğini ileri sürerek müvekkilinin yaptığı harcamalar için 10.000,00 TL, yoksun kalınan kâr için 10.000,00 TL, denkleştirme tazminatı olarak 10.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek en yüksek banka faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.

II. CEVAP

Davalı vekili cevap dilekçesinde; taraflar arasında 01.01.2013 ve 01.02.2016 tarihli 2 adet distribütörlük sözleşmesi imzalandığını, 01.01.2013- 31.01.2017 tarihleri arasında sözleşmenin aralıksız devam ettiğini, tek satıcılık sözleşmesi niteliği taşımadığını, 01.02.2016 tarihinde akdedilen distribütörlük sözleşmesine ek protokol ile sözleşmenin bitiş tarihinin 31.01.2017 günü olarak belirlendiğini, müvekkilinin sözleşmenin 13 üncü maddesindeki sürelere uymak suretiyle feshi gerçekleştirdiğini, feshin haklılık içerdiğini, davalı kayıtlarında yapılan araştırma neticesinde davacının öz sermaye yetersizliği ile saha kredi limitinin pazar koşullarına uygun olmadığının anlaşıldığını, tahsilat sistemine doğru ve güncel girişlerinin yapılmadığını, davacının doğrudan tahsil sisteminde bankalar tarafından ayrılan limitlerin dolu olması nedeniyle davacıya ek limit tanınarak sevkiyat yapıldığını, bu durumun protokollere aykırılık teşkil ettiğini, bunların giderilmesi için 30.09.2016 tarihli ihtarnamenin gönderildiğini, müvekkilinin bildirimsiz fesih yapma hakkı var iken sözleşmenin süresinin dolması nedeniyle bildirimli fesih yaptığını, pazarı davacıya münhasır bırakmadığını, davacının portföy tazminatı isteyemeyeceğini, satış politikaları ile müvekkilinin müşteri kaybettiğini, basiretli bir tacir gibi davranmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasındaki sözleşmenin 3. maddesinde yer verilen düzenlemede davacıya, belirli bir coğrafi bölgede inhisari olarak davalının ürünlerinin satışı için yetki verilmediği, bu nedenle portföy tazminatı talep edemeyeceği, davalının sözleşmenin 13 üncü maddesi hükmü gereğince sözleşmenin bitiş tarihi olan 31.01.2017 tarihinden sonra yenilenmeyeceğinin davacıya noter vasıtası ile bildirdiği, davalının sözleşmede kendisine tanınan hakkı kullanarak sözleşmeyi feshettiği, bu nedenle davacının yoksun kalınan kâr isteyemeyeceği, davacının sözleşmenin uzun süreceği inancıyla yaptığı giderler yönünden ise sözleşmenin taraflarca serbestçe kararlaştırıldığı, her tacirin ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerektiği, distribütörlük sözleşmesi hükümlerinin tacirin basiretli davranma yükümlülüğü ve sözleşme hürriyeti kapsamında ele alınması gerektiği, bu kapsamda davacının sözleşmenin ifası için temin ettiği araçların, depo inşası için yaptığı masrafları ve işçilerine ödeyeceği giderleri davalıdan talep edemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri

1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ülke ve bölgedeki olumsuz koşullar sebebiyle oluşan ciro düşüklüğü ile banka ve kredi ilişkileri sebebiyle sözleşmenin feshedildiğini, talebe rağmen alkollü içkilerde 2013 ve 2018 yılları arasında yaşanan vergi oran ve miktarlarındaki artışların araştırılmadığını, bu hususun müvekkilinin yıllık satış miktarlarını arttırdığını, fesih için haklı bir sebep bulunmadığını gösterdiğini, tarafların birbirlerinden cari hesap alacağı bulunmadığı, müvekkilinin fesihten sonra faaliyetlerini fiilen sonlandırdığı, müvekkilinin davalı şirketin distribütörlüğü için inşa ettirdiği depoların boş kaldığı hususlarının bilirkişiler tarafından tespit edildiğini, müvekkilinin davalının işlerini görmek için aldığı araçlarının sözleşmenin sona ermesinden sonra satarak zarar ettiğini, sözleşmesi feshedilen 25 işçinin işçilik alacaklarının hesaplanmadığını, davalının 11 yıl her yıl yenilediği sözleşmeyi cari hesap bakiyesinin sıfır olduğu sırada sürpriz bir şekilde feshettiğini, sözleşmenin feshedileceği, teminat mektuplarının nakde dönüştürüleceği baskısı altında imzalanmak zorunda kalınan ek sözleşmelere itibar ederek davanın reddedildiğini, son fesih ihtarından önce 19.10.2015 ve 30.09.2016 tarihlerinde de fesih ihtarı gönderildiğinin tespit edildiği halde, bu ihtarnamelerde fesih sebebi olarak gösterilen hususların düzeltilmesi için müvekkili şirkete tanınan 15 günlük sürenin yeterli bir süre olup olmadığı, buna bağlı olarak müvekkil şirketin usulünce temerrüde düşürülüp düşürülmediği üzerinde durulmadığını, yine fesih ihbarından önce 30.09.2016 tarihli ihtarname ile eksiklerin 15.10.2016 tarihine kadar giderilmemesi halinde sözleşmenin 13 üncü maddesine göre sözleşmenin feshedileceği ihtar edildiği halde 06.10.2016 tarihinde yeni bir protokol imzalandığının da değerlendirilmediğini, ihtarın üzerinden henüz 5 gün geçtikten sonra 06.10.2016 tarihinde yeni protokol yapılmasının eksiklerin giderildiği anlamına geldiğini, yeni sözleşmenin imzasından sonra 14.11.2016 tarihli fesih ihtarının gönderilmesinin normal olmadığını, taraflar arasındaki sözleşmenin tekel hakkı vermediği yönündeki tespitin gerçeği yansıtmadığını, sözleşmede Türkiye genelinde zincir mağazaları olan firmaların kapsam dışında bırakılmasının müvekkilinin tekel hakkını bertaraf etmeyeceğini, sözleşmenin 3 üncü maddesinde müvekkilinin tekel hakkına vurgu yapıldığını, denkleştirme tazminatı için kanunda belirtilen şartların oluştuğunu, yoksun kalınan kâr ve sözleşmenin uzun süreceği inancıyla yapılan harcamalar sebebiyle tazminat taleplerini reddinin hukuka aykırılık taşıdığını, davalının 11 yıl süreyle sürekli sözleşmeleri yenileyerek ilişkinin uzun süreceğine dair bir güven verdiğini ileri sürerek kararın kaldırılmasını istemiştir.

2.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; üç tazminat talebinin bulunduğunu, müvekkili lehine reddedilen her bir tazminat talebi bakımından ayrı ayrı vekâlet ücretine hükmedilmesi gerekirken tek bir vekâlet ücretine hükmedilmesinin doğru olmadığını ileri sürerek kararın kaldırılmasını ve her bir talep için ayrı ayrı vekâlet ücreti verilmesini talep etmiştir.

C. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasında sonuncusu 01.02.2016 tarihinde düzenlenen distribütörlük sözleşmeleri bulunduğu, sözleşme ile davacının Hatay ili merkez ve tüm ilçeleri için distribütör tayin edildiği, 01.02.2016 tarihli sözleşmenin 13üncü maddesinde, sözleşmenin 31.12.2016 tarihine kadar yürürlükte olacağı, kararlaştırılan sürenin sona ermesinden 60 gün öncesinden taraflardan birinin göndereceği noter ihtarı ile sözleşmeyi tek taraflı olarak feshedebilecekleri, fesih ihbarı yapılmaması halinde sözleşmenin 1 yıl süre ile uzayacağı, bu şekilde sözleşmenin en fazla 5 yıl uzayabileceği hususlarının düzenlendiği, yine taraflar arasında düzenlenen 06.10.2016 tarihli ek protokole göre 01.02.2016 tarihinde imzalanan distribütörlük sözleşmesinin 31.12.2016 olan sona erme tarihinin 31.01.2017 tarihine kadar uzatılmasının kararlaştırıldığı, davalının 14.11.2016 tarihli ihtarname ile sözleşmenin 13 üncü maddesine istinaden 60 gün öncesinden sözleşmenin 31.01.2017 tarihinde feshedileceğinin ihbar edildiği, 13 üncü maddede her iki tarafa da sözleşmenin sona ermesinden 60 gün öncesinden fesih ihbarı hakkı tanındığı, davalının ihbar önellerine uyarak feshi gerçekleştirdiği, sözleşme davalı tarafından sözleşme hükümlerine uygun olarak sona erdirildiğinden davacı tarafın feshin haksız olduğuna dair iddialarının yerinde görülmediği, sözleşmenin 3/3 üncü maddesinde “Ayrıca şirket distribütörün faaliyet bölgesinde bulunan zincir marketler (Migros, Tansaş, Carrefour vb.) ve hotel, restaurant ve kafeterya gibi distribütöre nazaran farklı düzeyde şirket ürünlerine odaklanmış, nihai satış noktaları da dahil olmak üzere doğrudan dağıtım ve satış yapabilir ve/veya yaptırabilir.

Şirketin bu tür uygulamaları sözleşmeye aykırılık olarak nitelendirilemez.” denildiği, “bayiilik”, “acentelik” vb. başka ibarelere yer verilmediği, davacının distribütör, davalının şirket şeklinde adlandırıldığı, davalının davacıyı ürünlerinin satışını gerçekleştirmek üzere distribütörü olarak görevlendirdiği, hususi bir atama olmadığının belirtildiği, münhasır distribütörlüğe (tek satıcılığa) yönelik bir ifade kullanılmadığı, davacıya tekel hakkı veren bir hüküm bulunmadığından denkleştirme tazminatı isteminin reddine karar verilmesinde isabetsizlik olmadığı, davacının kâr kaybı, iş akdine son verilen işçiler, kullanılan krediler ve sözleşmenin devam edeceğine duyulan güven nedeniyle yapılan masraflardan dolayı da tazminat istediği, bu tazminat isteminin sözleşmenin davalı tarafından haksız fesih edildiği temeline dayandığı, haksız fesih söz konusu olmayıp, feshin süreli sözleşmenin yenilenmeyeceğine yönelik bildirime dayalı yapıldığı sabit olmakla bu taleplerin reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığı, davacının taleplerinin maddi tazminat kabilinden olduğu, davanın toplam değeri üzerinden avukatlık ücretine hükmedildiği anlaşıldığından davalı vekilinin aksi yöndeki istinaf nedenleri yerinde görülmediği gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; her yıl sözleşmenin yenilenmesine güvenen müvekkilinin ilişkinin uzun süreceğine inanarak, işin niteliğine uygun vasıflarda depolar yaptırdığını, araç filosu ve ekipmanlar satın aldığını, nitelikli personel yetiştirdiğini, davalının bu şekilde sözleşmenin devam edeceği yönünde güven verdikten sonra çeşitli bahanelerle sözleşmeyi feshetmesiyle müvekkilinin yaptığı bina, araç gereç ve personel harcamaları ve yatırımlarının tümüyle atıl kaldığını, bundan büyük zararlar doğduğunu, fesihten önceki son yıllarda alkollü içki satışının azalması, buna bağlı olarak müvekkilinin bölgesi Hatay'da ciro artışı sağlanamamasının feshin gerçek sebebi olduğunu, fesih tarihi itibariyle müvekkilinin herhangi bir gecikmesi ve borcu olmadığı halde yine de sözleşmenin feshedildiğini, sözleşmenin feshedilmesinin esas sebebine dair bu hususlar üzerinde durulmadan feshin haklı olduğunun değerlendirilmesinin olaya uygun düşmediğini, fesih sonucunda müvekkilinin münhasıran davalı şirket bayiliği sebebiyle yaptırdığı binalar, satın aldığı araç, gereç ve personel yatırımlarının atıl kaldığını, yoğun emek ve çabasıyla bizzat oluşturduğu müşteri portföyünden de davalının yararlanmaya devam ettiğini, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6102 sayılı Kanun) 122 nci maddesinin beşinci fıkrasında “tek satıcılık ile benzeri sözleşmeler” denildiğine göre müvekkilin sözleşmesinde acentelik veya bayilik terimlerinin geçip geçmemesinin bir öneminin bulunmadığını, sözleşmelerin yorumlanmasında tarafların sözleşme tarihindeki ortak ve gerçek iradelerinin esas alınacağını, “Hatay ve Tüm İlçeleri” şeklinde belirlenen sözleşme bölgesinde müvekkiline tekel hakkı tanındığını, Hatay bölgesinde müvekkili dışında hiç kimsenin davalı şirketin ürünlerini pazarlaması ve satmasının söz konusu olmadığını, sözleşmede Türkiye genelinde zincir mağazaları olan firmaların kapsam dışında bırakılmasının müvekkilin tekel hakkını bertaraf etmeyeceğini, sözleşmenin münhasırlık başlıklı 3 üncü maddesinin yanlış hatta aksi istikamette yorumlanarak hatalı bir sonuca ulaşıldığını, maddenin ilk iki paragrafında hiçbir tereddüte yer bırakmayacak şekilde davacı şirketin bölgede tekel halinde faaliyet göstereceği, sözleşmesi rekabet yasağına aykırılık sebebiyle feshedilmedikçe aynı bölge için başka distribütör atanamayacağının belirtildiğini, müvekkilinin Hatay bölgesinde 11 yıl tekel halinde faaliyet gösterdiği halde, şirketin bu tekel hakkını bertaraf etmeyen bir istisna hükmünden hareketle sözleşmenin tek satıcılık sözleşmesi niteliğinde olmadığına ve buna bağlı olarak denkleştirme tazminatı istenemeyeceğine dair kararın bozulması gerektiğini, delillerin toplanmadığını, davacının araç satışlarından dolayı zarar ettiği tablo halinde tespit edildiği halde bu zararın raporun sonucuna yansıtılmadığını, bilirkişinin 25 işçinin işçilik alacakları konusunda yaklaşık bir hesaplama yapması ve davacının tüm maliyetlere fesih yüzünden katlandığını açıklaması gerektiğini, hükme esas alınan bilirkişi raporunun dosya kapsamına uygun olmadığını, davacı için portföy tazminatı ve tazminat hesaplamaya yarayan bilirkişi raporundaki tespitlerin sonuçta Mahkemenin feshin olağan ve haklı fesih olduğu yönünde isabetsiz bir sonuca ulaşması nedeniyle hiçbir hesaplama yapılmayıp dikkate alınmadığını, eski dönemlerle ilgili ihtarların gerekçeli kararda zikredilmesine bir anlam veremediklerini, davalının davacıyı sürekli baskı altında tutması, sektör ve piyasa koşullarına nazaran afaki talepler ve beklentiler ileri sürmesi, 11 yıldan beri her yıl yenilediği sözleşmeyi, bu defa üstelik cari hesap bakiyesi sıfır iken ve çalışma ve iş koşullarında kayda değer bir olumsuzluk yokken sürpriz şekilde feshetmesinin olağan fesih olarak kabul edilemeyeceğini, davacının üretici ve baskın taraf olmanın baskısıyla 2016 yılının son aylarından itibaren sözleşmeyi feshedeceği baskısı altında ihtarlar çekmesi, iddia konusu eksiklikleri gidermek için uygun bir mehil tanımaması, yeni protokol yapılması halinde fesih yapılmayacağı vaadiyle kısa süreli ek protokol yaptırması, sonra da sözlü vaatlerine uymayarak sözleşmeyi tek yanlı olarak feshetmesinin olağan fesih olarak kabul edilmesinin hataya dayandığını, Mahkemenin müvekkilinin sözleşmenin feshedileceği, teminat mektuplarının nakde dönüştürüleceği vs.

baskıları altında imzalamak zorunda kaldığı ek sözleşmelere itibar ederek karar verdiğini, müvekkiline tanınan sürenin yeterli ve uygun olup olmadığı, buna bağlı olarak davacının usulünce temerrüde düşürülüp düşürülmediği üzerinde durulmadığını, 06.10.2016 tarihinde yeni bir protokol imzalanmasının değerlendirmediğini, davalının müvekkilinin bulduğu yeni müşteriler sayesinde, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da önemli menfaatler elde ettiğini, davacının sözleşme ilişkisinin sona ermesinin sonucu olarak ücret isteme hakkını kaybettiğini, olayın özellik ve şartları değerlendirildiğinde denkleştirme tazminatı ödenmesinin hakkaniyete uygun düştüğünü, bu kalemin istenebilmesinin tüm şartlarının oluştuğunu, yoksun kalınan kâr ve sözleşmenin uzun süreceği inancıyla yapılan harcamalara ilişkin tazminat taleplerinin reddi haksızlık içerdiğini, müvekkilini davalının bir kısım markalarının daha davalı şirket yokken Hatay bölgesinde dağıtım ağını kurduğunu, 50 yıla yakın süredir bu işi yaptığını, fatura kesilen nokta sayısını sıfırdan 770’lere çıkardığını ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.

2.Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davacının istediği üç tazminat kaleminin de reddedildiğini, tüm tazminatlar yönünden ayrı vekâlet ücreti takdiri gerektiğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.

C. Gerekçe

1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme

Dava, sözleşmeye güvenilerek yapılan masraf, yoksun kalınan kâr ve denkleştirme tazminatının tahsili istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk

1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.

2. 6102 sayılı Kanun'un 122 nci maddesi.

3. Değerlendirme

1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup taraf vekillerince temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VI. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz giderlerinin temyiz edenlere yükletilmesine,

Aşağıda yazılı harcın istek halinde davacıya iadesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

13.06.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1064752200 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz

İncelenen istinaf kararı — İst. BAM 12. HD

Bu Yargıtay 11. HD kararı, aşağıdaki İstinaf Dairesi kararının temyiz incelemesidir. Temyiz sonucu: Onandı

İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi · 2020/871 E. 2023/72 K.

Distribütörlük sözleşmesinin süreli feshinde tazminat talepleri

Gerekçe özeti

Süreli distribütörlük sözleşmesinde, sözleşmede öngörülen ihbar önellerine uyularak yapılan fesih usulüne uygun ise, feshin haksız olduğu iddiası yerinde görülmez. Sözleşmede taraflardan birine belirli bir bölgede münhasır/tekel hak veren açık bir hüküm bulunmuyorsa, distribütör TTK 122 uyarınca denkleştirme (portföy) tazminatı talep edemez. Feshin haksız olmadığı tespit edildiğinde, sözleşmenin devam edeceğine duyulan güvenle yapılan yatırım, kredi, işçilik ve kar kaybına ilişkin tazminat talepleri de haksız fesih temeline dayandığından reddedilir. Birden fazla tazminat kalemine ilişkin talepler maddi tazminat niteliğinde ise, davanın toplam değeri üzerinden tek vekalet ücretine hükmedilmesi usule uygundur.

Emsal değeri

Sözleşmede tarafa açıkça münhasır/tekel satış hakkı tanıyan bir hüküm bulunmadığı takdirde distribütörün TTK 122 kapsamında denkleştirme tazminatı talep edemeyeceği ve sözleşmede öngörülen ihbar önellerine uyularak yapılan sürelı feshin haksız fesih sayılamayacağı yönündeki değerlendirme, benzer distribütörlük/tek satıcılık uyuşmazlıklarında yol gösterici niteliktedir.

Kavramlar: distribütörlük sözleşmesi denkleştirme tazminatı portföy tazminatı münhasırlık/tekel hakkı haklı sebep/haksız fesih ihbar öneli basiretli tacir yükümlülüğü

İstinaf (12. HD) kararının tam metni

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO 2020/871

KARAR NO 2023/72

TÜRK MİLLETİ ADINA

İSTİNAF KARARI

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ İSTANBUL 18. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ 11/02/2020

NUMARASI 2019/87 Esas - 2020/117 Karar

DAVA

Tazminat

İSTİNAF KARAR TARİHİ 12/01/2023

Davanın reddine ilişkin verilen kararın davacı ve davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;

DAVA

Davacı vekili; müvekkili şirket ile davalı şirket arasında 2006 yılında distribütörlük sözleşmesi imzalandığını, bu sözleşmenin her yıl yenilendiğini, faaliyet alanının Hatay merkez ve tüm ilçeler olarak belirlendiğini, davalı şirket tarafından Beşiktaş ... Noterliği'nin 14/11/2016 tarih ve ... yevmiye nolu ihtarı ile müvekkili şirkete sözleşmenin yenilenmeyeceğinin ve sözleşmenin 31/01/2017 tarihinde feshedileceğinin ihbar edildiğini, ancak feshin haksız olduğunu, müvekkilinin sözleşmeden kaynaklanan tüm yükümlülüklerini yerine getirdiğini, müvekkili şirketin sözleşmenin devamına güvenerek harcamalar yaptığını, belirtilen şartlara uygun olarak araçlar satın aldığını, sigorta ve bakım giderlerinin müvekkilince karşılandığını, sözleşmenin feshinden sonra bu araçların düşük bedelle satıldığını, ürünlerin saklanması için TAPDK ve diğer mevzuatlarda yapılan tanımlamalara uygun depo inşa edildiğini, deponun inşaatı için kredi kullanıldığını, personellerin fesih nedeniyle işten çıkarıldığını, sözleşmenin 13.maddesi hükmü gereğince müvekkilinin sözleşmenin uzun süreceğine inandığını, davacı taraf ile yapılan sözleşmenin tek satıcılık sözleşmesi niteliğinde olduğunu, müvekkilinin bu nedenle portföy tazminatı talep edebileceğini belirterek müvekkilinin yaptığı harcamalar için 10.000-TL, yoksun kalınan kar için 10.000-TL, denkleştirme tazminatı olarak 10.000-TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek en yüksek banka faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

CEVAP

Davalı vekili; müvekkili ile davacı arasında 01/01/2013 ve 01/02/2016 tarihli 2 adet distribütörlük sözleşmesi imzalandığını, 01/01/2013-31/01/2017 tarihleri arasında sözleşmenin aralıksız devam ettiğini,sözleşmenin tek satıcılık sözleşmesi olmadığını, 01/02/2016 tarihinde akdedilen distribütörlük sözleşmesine ek protokol ile sözleşmenin bitiş tarihinin 31/01/2017 günü olarak belirlendiğini, müvekkilinin sözleşmenin 13. maddesindeki sürelere uymak suretiyle sözleşmeyi feshettiğini, ayrıca müvekkilinin sözleşmeyi feshetmekte haklı olduğunu, müvekkili şirketin kayıtlarında yapılan araştırma neticesinde davacının öz sermaye yetersizliği ile saha kredi limitinin pazar koşullarına uygun olmadığının anlaşıldığını, tahsilat sistemine doğru ve güncel girişlerinin yapılmadığını, davacının doğrudan tahsil sisteminde bankalar tarafından ayrılan limitlerin dolu olması nedeniyle davacıya ek limit tanınarak sevkiyat yapıldığını ve bu durumun protokollere aykırılık teşkil ettiğini, bunların giderilmesi için Beşiktaş ...Noterliği'nin 30/09/2016 tarihli ihtarnamesinin gönderildiğini, müvekkilinin bildirimsiz fesih yapma hakkı var iken sözleşmenin süresinin dolması nedeniyle bildirimli fesih yaptığını, müvekkilinin pazarı davacıya münhasır olarak bırakmadığını, bu nedenle davacı tarafın portföy tazminatı talep edemeyeceğini, davacı tarafın satış politikaları ile müvekkilinin müşteri kaybettiğini davacının basiretli bir tacir gibi davranmadığını beyan ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEME KARARI

Mahkemece, taraflar arasındaki sözleşmenin 3. maddesinde yer verilen düzenlemede davacı tarafa, belirli bir coğrafi bölgede inhisari olarak davalının ürünlerinin satışı için yetki verilmediği, davacının bu nedenle portföy tazminatı talep edemeyeceği, davalı tarafından sözleşmenin 13. maddesi hükmü gereğince sözleşmenin bitiş tarihi olan 31/01/2017 tarihinden sonra yenilenmeyeceğinin davacı tarafa noter vasıtası ile çekilen ihtarname ile bildirildiği, davalının sözleşmede kendisine tanınan hakkı kullanarak sözleşmeyi feshettiği, bu nedenle davacının yoksun kalınan kar talebinde bulunamayacağı, davacının sözleşmenin uzun süreceği inancıyla yaptığı giderler yönünden ise sözleşmenin taraflarca serbestçe kararlaştırıldığı, her tacirin ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir işadamı gibi hareket etmesi gerektiği, distribütörlük sözleşmesi hükümlerinin tacirin basiretli davranma yükümlülüğü ve sözleşme hürriyeti kapsamında ele alınması gerektiği, bu kapsamda davacı tarafın, sözleşmenin ifası için temin ettiği araçların, depo inşası için yaptığı masrafları ve işçilerine ödeyeceği giderleri davalı taraftan talep edemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİ

1-Davacı vekili; alkollü içkilerde 2013 ve 2018 yılları arasında yaşanan vergi oran ve miktarlarındaki artışların araştırılmasının talep edildiği halde araştırılmadığını, oysa bu hususun müvekkilinin yıllık satış miktarlarını arttırdığını, fesih için haklı bir sebep bulunmadığını gösterdiğini, müvekkilinin davalıdan 116.844.698,88-TL tutarında alım yaptığı, tarafların birbirlerinden cari hesap alacağı bulunmadığı, müvekkilinin fesihten sonra faaliyetlerini fiilen sonlandırdığı, müvekkilinin davalı şirketin distribütörlüğü için inşa ettirdiği depoların boş kaldığı hususlarının bilirkişiler tarafından tespit edilmesine rağmen tazminat hesaplaması yapılmadığını,davalının ticari defter ve kayıtlarının incelenmesine karar verildiği halde sadece dijital kayıtlar üzerinde inceleme yapıldığını, müvekkilinin davalının işlerini görmek için aldığı araçlarının sözleşmenin sona ermesinden sonra satarak 91.574-TL zarar ettiğini, sözleşmesi feshedilen 25 işçinin işçilik alacaklarının hesaplanmadığını, davalının 11 yıl her yıl yenilediği sözleşmeyi cari hesap bakiyesinin sıfır olduğu sırada sürpriz bir şekilde feshettiğini, mahkemece sözleşmenin feshedileceği, teminat mektuplarının nakde dönüştürüleceği baskısı altında imzalamak zorunda kaldığı ek sözleşmelere itibar ederek davanın reddedildiğini, son fesih ihtarından önce 19/10/2015 ve 30.09.2016 tarihlerinde de fesih ihtarı gönderildiğinin tespit edildiği halde, bu ihtarnamelerde fesih sebebi olarak gösterilen hususların düzeltilmesi için müvekkili şirkete tanınan 15 günlük sürenin yeterli bir süre olup olmadığı, buna bağlı olarak müvekkil şirketin usulünce temerrüde düşürülüp düşürülmediği üzerinde durulmadığını, yine fesih ihbarından önce 30.09.2016 tarihli ihtarname ile eksiklerin 15.10.2016 tarihine kadar giderilmemesi halinde sözleşmenin 13.

maddesine göre sözleşmenin feshedileceği ihtar edildiği halde 06.10.2016 tarihinde yeni bir protokol imzalandığının da değerlendirilmediğini, ihtarın üzerinden henüz 5 gün geçtikten sonra 06.10.2016 tarihinde yeni protokol yapılmasının eksiklerin giderildiği anlamına geldiğini, yeni sözleşmenin imzasından sonra 14.11.2016 tarihli ve 39898 yevmiye nolu fesih ihtarının gönderilmesinin normal olmadığını, taraflar arasındaki sözleşmenin tekel hakkı vermediği yönündeki tespitin doğru olmadığını, Hatay bölgesinde müvekkil şirket dışında hiç kimsenin davalı şirketin ürünlerini pazarlaması ve satmasının söz konusu olmadığını, sözleşmede Türkiye genelinde zincir mağazaları olan firmaların kapsam dışında bırakılmasının müvekkilinin tekel hakkını bertaraf etmeyeceğini, sözleşmenin 3.

maddesinde müvekkilinin tekel hakkına vurgu yapıldığını, denkleştirme tazminatı için kanunda belirtilen şartların oluşmasına rağmen bu taleplerinin reddine karar verilmesinin doğru olmadığını, mahkemenin yoksun kalınan kar ve sözleşmenin uzun süreceği inancıyla yapılan harcamalar sebebiyle tazminat taleplerini reddetmesinin doğru olmadığını, davalının 11 yıl süreyle sürekli sözleşmeleri yenileyerek ilişkininin uzun süreceğine dair bir güven yarattığını, Yargıtay içtihatlarında da, uzun süre devam eden bayilik, acentelik, distribütörlük gibi ilişkilerin feshi için mutlaka haklı sebep gerektiğinin belirtildiğini, davalının yarattığı güvene aykırı olarak sözleşmeyi haksız olarak feshetmesi nedeniyle müvekkilinin kar kaybının da giderilmesi gerektiğini belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.

2- Davalı vekili; müvekkili lehine reddedilen her bir tazminat talebi bakımından ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken tek bir vekalet ücretine hükmedilmesinin doğru olmadığını belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.

GEREKÇE

Dava; distribütörlük sözleşmesinin haklı sebep olmadan feshi nedeniyle portföy tazminatı ile kazanç kaybı ve sözleşmenin devam edeceğine duyulan güven nedeniyle yapılan yatırım, harcamalar ve alınan banka kredileri nedeniyle meydana gelen zararın tazmini ilişkindir.Taraflar arasında sonuncusu 01/02/2016 tarihinde düzenlenen distribütörlük sözleşmeleri bulunmakta olup sözleşme ile davacı şirket Hatay ili merkez ve tüm ilçeleri için distribütör olarak tayin edilmiştir. 01/02/2016 tarihli sözleşmenin 13. maddesinde, sözleşmenin 31/12/2016 tarihine kadar yürürlükte olacağı, kararlaştırılan sürenin sona ermesinden 60 gün öncesinden taraflardan birinin göndereceği noter ihtarı ile sözleşmeyi tek taraflı olarak feshedebilecekleri, fesih ihbarı yapılmaması halinde sözleşmenin 1 yıl süre ile uzayacağı, bu şekilde sözleşmenin en fazla 5 yıl uzayabileceği, distribütörün sözleşmede yer alan mali yükümlülüklerini gereği gibi yerine getirmemesi veya gecikme göstermesi halinde sözleşmenin herhangi bir süre tanınmadan feshedilebileceği düzenlenmiştir.

Yine taraflar arasında düzenlenen 06/10/2016 tarihli Ek protokole göre 01/02/2016 tarihinde imzalanan distribütörlük sözleşmesinin 31/12/2016 olan sona erme tarihinin 31/01/2017 tarihine kadar uzatılması kararlaştırılmıştır. Davalı tarafından davacı şirkete Beşiktaş ... Noterliği vasıtasıyla gönderilen 14/11/2016 tarihli ihtarname ile sözleşmenin 13. maddesine istinaden 60 gün öncesinden sözleşmenin 31/01/2017 tarihinde feshedileceği ihbar edilmiştir. Taraflar arasındaki sözleşmenin 13. maddesinde her iki tarafa da sözleşmenin sona ermesinden 60 gün öncesinden fesih ihbarı hakkı tanınmış olup, davalı şirket tarafından sözleşme, 13. maddede yer alan ihbar önellerine uyularak feshedilmiştir. Sözleşmedeki ihbar önelleri her iki tarafın ortak iradesi ile kararlaştırılmış olup, davalı taraf sözleşmede öngörülen süreye uyarak sözleşmeyi yenilemeyeceğini davacıya bildirmiştir.

Bu durumda sözleşme davalı şirket tarafından sözleşme hükümlerine uygun olarak sona erdirildiğinden davacın tarafın feshin haksız olduğuna dair iddiaları yerinde görülmemiştir.Davacı TTK'nın 122. maddesi kapsamında denkleştirme tazminatı da talep etmektedir. Taraflar arasındaki sözleşmenin "Münhasırlık" başlıklı 3/3. maddesinde "Ayrıca şirket distribütörün faaliyet bölgesinde bulunan zincir marketler (..., ..., ... vb.) ve hotel, restaurant ve kafeterya gibi distribütöre nazaran farklı düzeyde şirket ürünlerine odaklanmış, nihai satış noktaları da dahil olmak üzere doğrudan dağıtım ve satış yapabilir ve/veya yaptırabilir. Şirketin bu tür uygulamaları sözleşmeye aykırılık olarak nitelendirilemez." denilmiştir.

Sözleşmede "bayiilik", "acentelik" vb. başka ibarelere yer verilmemiştir. Davacı şirket "distribütör", davalı şirket "şirket" olarak adlandırılmış, davalının davacıyı ürünlerinin satışını gerçekleştirmek üzere distribütörü olarak görevlendirdiği, hususi bir atama olmadığının belirtildiği, münhasır distribütörlüğe (tek satıcılığa) yönelik bir ifade kullanılmadığı belirlenmektedir. Taraflar arasındaki sözleşmede davacıya tekel hakkı veren bir hüküm bulunmadığından bu istemin reddine karar verilmesinde isabetsizlik yoktur.Davacı, portföy tazminatı dışında kar kaybı, iş akdine son verilen işçiler, kullanılan krediler ve sözleşmenin devam edeceğine duyulan güven nedeniyle yapılan masraflardan dolayı da tazminat isteminde bulunmuştur.

Ancak davacının bu tazminat istemi sözleşmenin davalı tarafından haksız fesih edildiği temeline dayalı talepler olup yukarıda belirtildiği üzere haksız fesih söz konusu olmayıp, feshin süreli sözleşmenin yenilenmeyeceğine yönelik bildirime dayalı yapıldığı sabit olmakla bu taleplerin reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmamaktadır.Her ne kadar davalı tarafça, mahkemece reddine karar verilen her bir alacak kalemi yönünden ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği ileri sürülmüş ise de davacının taleplerinin maddi tazminat kabilinden olduğu ve mahkemece buna uygun olara davanın toplam değeri üzerinden avukatlık ücretine hükmedildiği anlaşıldığından davalı vekilinin aksi yöndeki istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir.Açıklanan nedenlerle;

mahkemece davanın reddine dair verilen kararda bir isabetsizlik bulunmadığından taraf vekillerinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

HÜKÜM

Yukarıda açıklanan nedenlerle: Davacı ve davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nun 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, Alınması gereken 179,90-TL istinaf karar harcından peşin yatırılan 54,40-TL harcın mahsubu ile bakiye 125,50‬-TL harcın davacıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına, Alınması gereken 179,90-TL istinaf karar harcından peşin yatırılan 54,40-TL harcın mahsubu ile bakiye 125,50‬-TL harcın davalıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına, Davacı ve davalı tarafından yapılan giderlerin üzerinde bırakılmasına, Gerekçeli kararın bir örneğinin taraf vekillerine tebliğine, HMK 'nun 361/1. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabileceğine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verildi.

12/01/2023

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.