Tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2021/6168 E. 2023/654 K. ·
Kısmen onandı, kısmen bozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
denkleştirme (portföy) tazminatı↗ distribütörlük sözleşmesi↗ müşteri portföyü↗ portföy tazminatı↗ tekel hakkı↗ tek satıcılık↗ yetki belgesi↗ kabul beyanı↗ sözleşmenin feshi↗ bayilik sözleşmesi↗ münhasırlık↗ acentelik↗ ciro↗ yetki↗ yetkisizlik kararı↗ ilk derece kararının kaldırılması↗ yükleten (shipper)↗ istinaf yoluna başvurulabilirlik↗ i̇i̇k 72/son↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasında ilk olarak 03.04.1999 tarihinde bayilik sözleşmesi imzalandığı, taraflar arasındaki en son bayilik sözleşmesinin 2014 yılında akdedildiği ve süreli olduğu, sözleşmede davacının faaliyet alanının Marmara ve Batı Karadeniz Bölgeleri ile sınırlandırıldığı, davacıya belirlenen bölgede bayi sıfatıyla münhasır olmayan satış yetkisi verildiği, davalı tarafından davacıya gönderilen 30.09.2015 tarihli bilgilendirme yazısı ile tüm bayileri için sözleşmelerde geçen bölge kavramının kaldırılacağı, 01.01.2016 tarihinden itibaren bölgenin tüm Türkiye'yi kapsayacağının bildirildiği, davalının birden fazla bayisi olduğu, taraflar arasındaki sözleşmelerde davalı şirketin satış yapmasını engelleyici bir hüküm bulunmadığı, taraflar arasındaki ilişki ister acentelik isterse bayilik olarak kabul edilsin, 6102 sayılı Kanun'un 122 nci maddesi uyarınca denkleştirme (portföy) tazminatı talep edebilmek için davacıya sözleşmede tekel hakkı verilmiş olmasının şart olduğu, oysa taraflar arasındaki sözleşmede davacıya tekel hakkı verilmediği, her ne kadar davacı oluşturmuş olduğu zengin müşteri portföyü sebebiyle tazminat talebinde bulunmakta ise de, davacı şirketin münhasır olmayan bayi olarak tayin edildiği, dava dilekçesi ekinde bulunan 26.09.2003 tarihli yetki belgesi başlıklı yazı ile davacının ürünlerin distrübütörü, ithalatçısı, stokçusu olduğunun yazdığı, ancak bu belgenin dava dışı Ferraz Shawmut adlı şirket tarafından düzenlendiği, davalının imza ve kaşesi bulunmayan bu belgeyle bağlı kabul edilemeyeceği, davacı şirketin müşteri potansiyelinin fazla olmasının onu tek satıcı hâline getirmeyeceği, taraflar arasında böyle bir irade uyuşmasının bulunmadığı, davacının davalı şirketin bayilerinden birisi olduğu, tek satıcı olmadığının sabit olduğu, denkleştirme tazminatının bayilik sözleşmelerinde uygulanma imkanının bulunmadığı, davacı şirketin davalı şirketle olan ticari ilişkisinin tek satıcılık veya acentelik olarak nitelendirilmesi mümkün olmadığından denkleştirme tazminatı adı altında talepte bulunamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemece davanın hukuki nitelendirmesinin yanlış yapıldığını, davanın distribütörlük sözleşmesinin haklı sebeple feshedildiği olgusu üzerine konumlandırılması gerektiğini, davalının kabul beyanı kapsamında artık distribütörlük ilişkisinin varlığının tartışma konusu yapılmayacağını, 6102 sayılı Kanun'un 122 nci maddesinin beşinci fıkrasının bayilik sözleşmesinin feshi hâlinde de uygulanması gerektiğini, bu noktada müvekkili ile davalı arasındaki ilişkinin distribütörlük veya bayilik olarak nitelendirilmesinin sonuca bir etkisi bulunmadığını, müvekkilinin portföy tazminatına hak kazandığını, Mahkemenin aksi yöndeki gerekçesinde isabet bulunmadığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde belirttiği sebepleri tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, taraflar arasında, davacı lehine portföy tazminatına hükmedilmesini gerektirecek şekilde tekel hakkı veren sürekli bir sözleşme ilişkisi bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2.6102 sayılı Kanun’un 122 nci maddesinin beşinci fıkrası.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2024/4540 E. 2025/4358 K.
Ortak:denkleştirme (portföy) tazminatı · portföy tazminatı · tekel hakkı · tek satıcılık · acentelik · Tazminat
İncelediğiniz karardaİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasında ilk olarak 03.04.1999 tarihinde «bayilik sözleşmesi» imzalandığı, taraflar arasındaki en «son» bayilik sözleşmesinin 2014 yılında akdedildiği ve süreli olduğu, sözleşmede davacının faaliyet alanının Marmara ve Batı Karadeniz Bölgeleri ile sınırlandırıldığı, davacıya belirlenen bölgede bayi sıfatıyla «münhasır» olmayan satış yetkisi verildiği, davalı tarafından davacıya gönderilen 30.09.2015 tarihli bilgilendirme yazısı ile tüm bayileri için sözleşmelerde geçen bölge kavramının kaldırılacağı, 01.01.2016 tarihinden itibaren bölgenin tüm Türkiye'yi kapsayacağının bildirildiği, davalının birden fazla bayisi olduğu, taraflar arasındaki sözleşmelerde davalı şirketin satış yapmasını engelleyici bir hüküm bulunmadığı, taraflar arasındaki ilişki ister «acentelik» isterse bayilik olarak kabul edilsin, 6102 sayılı Kanun'un 122 nci maddesi uyarınca «denkleştirme (portföy) tazminatı» talep edebilmek için davacıya sözleşmede «tekel hakkı» verilmiş olmasının şart olduğu, oysa taraflar arasındaki sözleşmede davacıya tekel hakkı verilmediği, her ne kadar davacı oluşturmuş olduğu zengin «müşteri portföyü» sebebiyle tazminat talebinde bulunmakta ise de, davacı şirketin münhasır olmayan bayi olarak tayin edildiği, dava dilekçesi ekinde bulunan 26.09.2003 tarihli «yetki belgesi» başlıklı yazı ile davacının ürünlerin distrübütörü, ithalatçısı, stokçusu olduğunun yazdığı, ancak bu belgenin dava dışı Ferraz Shawmut adlı şirket tarafından düzenlendiği, davalının imza ve kaşesi bulunmayan bu belgeyle bağlı kabul edilemeyeceği, davacı şirketin müşteri potansiyelinin fazla olmasının onu tek satıcı hâline getirmeyeceği, taraflar arasında böyle bir irade uyuşmasının bulunmadığı, davacının davalı şirketin bayilerinden birisi olduğu, tek satıcı olmadığının sabit olduğu, denkleştirme tazminatının bayilik sözleşmelerinde uygulanma imkanının bulunmadığı, davacı şirketin davalı şirketle olan ticari ilişkisinin «tek satıcılık» veya acentelik olarak nitelendirilmesi mümkün olmadığından denkleştirme tazminatı adı altında talepte bulunamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir …
Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, taraflar arasında, davacı lehine «portföy tazminatına» hükmedilmesini gerektirecek şekilde «tekel hakkı» veren sürekli bir sözleşme ilişkisi bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.
İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemece davanın hukuki nitelendirmesinin yanlış yapıldığını, davanın «distribütörlük sözleşmesinin» haklı sebeple feshedildiği olgusu üzerine konumlandırılması gerektiğini, davalının «kabul beyanı» kapsamında artık distribütörlük ilişkisinin varlığının tartışma konusu yapılmayacağını, 6102 sayılı Kanun'un 122 nci maddesinin beşinci fıkrasının «bayilik sözleşmesinin feshi» hâlinde de uygulanması gerektiğini, bu noktada müvekkili ile davalı arasındaki ilişkinin distribütörlük veya bayilik olarak nitelendirilmesinin sonuca bir etkisi bulunmadığını, müvekkilinin «portföy tazminatına» hak kazandığını, Mahkemenin aksi yöndeki gerekçesinde isabet bulunmadığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
Benzer bu karardaDairemizin 31.03.2022 tarih ve 2020/5477 E., 2022/2637 K. sayılı bozma ilamında «tek satıcılık sözleşmesine» ilişkin açıklamalara yer verilerek, tek satıcılık sözleşmesinde, tek satıcıya belirlenen bölgede «tekel hakkı» tanındığı, TTK'nın 122/5. maddesine göre «acentelikle» ilgili denkleştirme kurallarının «hakkaniyete» aykırı düşmedikçe tek satıcılık sözleşmelerine de uygulanacağı, yine TTK'nın 122/1-a,b,c maddelerinde denkleştirme tazminatının talep edilebilmesinin koşullarının düzenlendiği belirtilmiş ve Mahkemece tek satıcılık sözleşmesinin koşulları ve buna bağlı olarak «portföy tazminatının» koşulları bakımından somut bir değerlendirme yapılmaksızın sonuca varılmasının doğru olmadığı vurgulanmış, devamla Mahkemece, tek satıcılık sözleşmesinin unsurlarının somut olay bakımından irdelenmesinin gerektiği, taraflar arasında tek satıcılık ilişkisi olduğunun somut gerekçelerle tespiti halinde ise bu kez TTK’nın 122. maddesi çerçevesinde denkleştirme tazminatının koşullarının oluşup oluşmadığının değerlendirilmesi ve tazminat koşullarının oluşması halinde Kanun’da belirtilen şekilde hesaplama yapılarak bir sonuca varılması gerektiği belirtilerek «eksik incelemeye» dayalı Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
… çesinde; müvekkilinin davalının distribütörü olduğunu, davalının müvekkili tarafından kendilerine verilen siparişleri karşılamamaya başladığını, bu yönde gönderilen «ihtarnamenin» de sonuçsuz kaldığını, davalının ürünlerin «tek satıcılık» hakkını başka bir firmaya vererek Türkiye'de pazarlamaya başladığını, oysa müvekkilinin 2005 yılından itibaren 10 yıllık süre ile davalının ürünlerini ciddi emek ve «masraf» harcayarak Türkiye pazarında satışını yaparak tanıttığını ileri sürerek ticari ilişkinin davalı tarafından tek taraflı olarak sonlandırılması nedeniyle 750.000,00 TL «maddi tazminatın» dava tarihinden itibaren «avans faizi» ile tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı ile müvekkili arasında hiçbir zaman «tek satıcılık» ilişkisi olmadığını, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 122. maddesindeki denkleştirme şartlarının bu davada uygulanamayacağını, davacı tarafın satış oranlarının istenilenin altında kaldığını, müvekkilinin mallarını satın alan müşterilerin bazılarını kaybetmesi nedeniyle sözleşmeyi haklı olarak feshettiklerini, davacının tazminat talebinin «hakkaniyete» uygun olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:tek satıcılık sözleşmesi · hakkaniyet · ihtarname · dosya masrafı · maddi tazminat · dava sebebi · eksik inceleme · avans faizi
Benzer bu kararda… çesinde; müvekkilinin davalının distribütörü olduğunu, davalının müvekkili tarafından kendilerine verilen siparişleri karşılamamaya başladığını, bu yönde gönderilen «ihtarnamenin» de sonuçsuz kaldığını, davalının ürünlerin «tek satıcılık» hakkını başka bir firmaya vererek Türkiye'de pazarlamaya başladığını, oysa müvekkilinin 2005 yılından itibaren 10 yıllık süre ile davalının ürünlerini ciddi emek ve «masraf» harcayarak Türkiye pazarında satışını yaparak tanıttığını ileri sürerek ticari ilişkinin davalı tarafından tek taraflı olarak sonlandırılması nedeniyle 750.000,00 TL «maddi tazminatın» dava tarihinden itibaren «avans faizi» ile tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Dairemizin 31.03.2022 tarih ve 2020/5477 E., 2022/2637 K. sayılı bozma ilamında «tek satıcılık sözleşmesine» ilişkin açıklamalara yer verilerek, tek satıcılık sözleşmesinde, tek satıcıya belirlenen bölgede «tekel hakkı» tanındığı, TTK'nın 122/5. maddesine göre «acentelikle» ilgili denkleştirme kurallarının «hakkaniyete» aykırı düşmedikçe tek satıcılık sözleşmelerine de uygulanacağı, yine TTK'nın 122/1-a,b,c maddelerinde denkleştirme tazminatının talep edilebilmesinin koşullarının düzenlendiği belirtilmiş ve Mahkemece tek satıcılık sözleşmesinin koşulları ve buna bağlı olarak «portföy tazminatının» koşulları bakımından somut bir değerlendirme yapılmaksızın sonuca varılmasının doğru olmadığı vurgulanmış, devamla Mahkemece, tek satıcılık sözleşmesinin unsurlarının somut olay bakımından irdelenmesinin gerektiği, taraflar arasında tek satıcılık ilişkisi olduğunun somut gerekçelerle tespiti halinde ise bu kez TTK’nın 122. maddesi çerçevesinde denkleştirme tazminatının koşullarının oluşup oluşmadığının değerlendirilmesi ve tazminat koşullarının oluşması halinde Kanun’da belirtilen şekilde hesaplama yapılarak bir sonuca varılması gerektiği belirtilerek «eksik incelemeye» dayalı Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak yapılan yargılama neticesinde taraflar arasında «tek satıcılık sözleşmesi» bulunduğu, bu durumda TTK'nın 122/5 maddesi uyarınca davacının denkleştirme tazminatı talep edebileceği gerekçesi ile davanın kabulüne 750.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren değişen oranlarda işleyecek «avans faizi» ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, davacının fazlaya ilişkin haklarının saklı tutulmasına karar verilmiş, hüküm, davalı vekilince temyiz edilmişt …
CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı ile müvekkili arasında hiçbir zaman «tek satıcılık» ilişkisi olmadığını, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 122. maddesindeki denkleştirme şartlarının bu davada uygulanamayacağını, davacı tarafın satış oranlarının istenilenin altında kaldığını, müvekkilinin mallarını satın alan müşterilerin bazılarını kaybetmesi nedeniyle sözleşmeyi haklı olarak feshettiklerini, davacının tazminat talebinin «hakkaniyete» uygun olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2023/2397 E. 2024/6436 K.
Ortak:denkleştirme (portföy) tazminatı · müşteri portföyü · portföy tazminatı · tekel hakkı · tek satıcılık · sözleşmenin feshi · bayilik sözleşmesi · acentelik
İncelediğiniz karardaİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasında ilk olarak 03.04.1999 tarihinde «bayilik sözleşmesi» imzalandığı, taraflar arasındaki en «son» bayilik sözleşmesinin 2014 yılında akdedildiği ve süreli olduğu, sözleşmede davacının faaliyet alanının Marmara ve Batı Karadeniz Bölgeleri ile sınırlandırıldığı, davacıya belirlenen bölgede bayi sıfatıyla «münhasır» olmayan satış yetkisi verildiği, davalı tarafından davacıya gönderilen 30.09.2015 tarihli bilgilendirme yazısı ile tüm bayileri için sözleşmelerde geçen bölge kavramının kaldırılacağı, 01.01.2016 tarihinden itibaren bölgenin tüm Türkiye'yi kapsayacağının bildirildiği, davalının birden fazla bayisi olduğu, taraflar arasındaki sözleşmelerde davalı şirketin satış yapmasını engelleyici bir hüküm bulunmadığı, taraflar arasındaki ilişki ister «acentelik» isterse bayilik olarak kabul edilsin, 6102 sayılı Kanun'un 122 nci maddesi uyarınca «denkleştirme (portföy) tazminatı» talep edebilmek için davacıya sözleşmede «tekel hakkı» verilmiş olmasının şart olduğu, oysa taraflar arasındaki sözleşmede davacıya tekel hakkı verilmediği, her ne kadar davacı oluşturmuş olduğu zengin «müşteri portföyü» sebebiyle tazminat talebinde bulunmakta ise de, davacı şirketin münhasır olmayan bayi olarak tayin edildiği, dava dilekçesi ekinde bulunan 26.09.2003 tarihli «yetki belgesi» başlıklı yazı ile davacının ürünlerin distrübütörü, ithalatçısı, stokçusu olduğunun yazdığı, ancak bu belgenin dava dışı Ferraz Shawmut adlı şirket tarafından düzenlendiği, davalının imza ve kaşesi bulunmayan bu belgeyle bağlı kabul edilemeyeceği, davacı şirketin müşteri potansiyelinin fazla olmasının onu tek satıcı hâline getirmeyeceği, taraflar arasında böyle bir irade uyuşmasının bulunmadığı, davacının davalı şirketin bayilerinden birisi olduğu, tek satıcı olmadığının sabit olduğu, denkleştirme tazminatının bayilik sözleşmelerinde uygulanma imkanının bulunmadığı, davacı şirketin davalı şirketle olan ticari ilişkisinin «tek satıcılık» veya acentelik olarak nitelendirilmesi mümkün olmadığından denkleştirme tazminatı adı altında talepte bulunamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir …
İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemece davanın hukuki nitelendirmesinin yanlış yapıldığını, davanın «distribütörlük sözleşmesinin» haklı sebeple feshedildiği olgusu üzerine konumlandırılması gerektiğini, davalının «kabul beyanı» kapsamında artık distribütörlük ilişkisinin varlığının tartışma konusu yapılmayacağını, 6102 sayılı Kanun'un 122 nci maddesinin beşinci fıkrasının «bayilik sözleşmesinin feshi» hâlinde de uygulanması gerektiğini, bu noktada müvekkili ile davalı arasındaki ilişkinin distribütörlük veya bayilik olarak nitelendirilmesinin sonuca bir etkisi bulunmadığını, müvekkilinin «portföy tazminatına» hak kazandığını, Mahkemenin aksi yöndeki gerekçesinde isabet bulunmadığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, taraflar arasında, davacı lehine «portföy tazminatına» hükmedilmesini gerektirecek şekilde «tekel hakkı» veren sürekli bir sözleşme ilişkisi bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.
Benzer bu karardaGerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile üzerinde düzenleme tarihi ve davalının imzası bulunmayan «bayilik sözleşmesinin» davalı tarafça dosyaya «ibraz» edildiği, tarafların dosyaya sunulan sözleşme maddelerine karşı çıkmadıkları, bayilik sözleşmesinin herhangi bir «şekil şartına» bağlı olmadığı, sözlü olarak da kurulabileceği, taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin dosyaya sunulan sözleşme şartları ile kurulduğunun kabul edildiği, davacının bu sözleşme hükümlerine göre davalının Samsun bölgesinde bayiliğini yaptığı, bu bölgede davalı şirketin ürettiği veya üretimini yaptırdığı mallarının «dağıtım» ve pazarlaması için davacıya dağıtım, depolama ve satış işinin verildiği, sözleşmenin 11 inci maddesinde şirketin bayiye tanıdığı bayilik bölgesi sınırları içerisinde bayinin yeterli dağıtım yapamadığının anlaşılması veya şirketin lüzum görmesi halinde bu sınırların değiştirilmesi veya aynı işle ilgili olarak başka bayilik veya bayilikler kurulmasının şirketin selahiyeti içinde olduğunun, bayinin buna hiçbir şekilde karşı çıkamayacağının ve bu nedenle şirketten hiçbir hak talep edemeyeceğinin düzenlendiği, taraflar arasındaki sözleşmenin 6102 sayılı Kanun'un 122 nci maddesindeki düzenlemeler çerçevesinde kaldığını diğer bir ifadeyle sözleşmenin «acentelik», «tek satıcılık» ile benzeri diğer «tekel hakkı» veren sürekli sözleşme niteliğinde olduğunu «ispat külfetinin» davacıda bulunduğu, «tek satıcılık sözleşmesinin» yapımcı ile tek satıcı arasında hukuki ilişkileri düzenleyen, yapımcının ürünlerinin tamamını veya bir kısmını belli bir coğrafi bölgede tekel hakkına sahip olarak tek satıcıya göndermeyi, tek satıcının da söz konusu malları kendi adına ve hesabına satarak bu malların sürümünü artırmak için faaliyette bulunma yükümlülüğü üstlendiği bir sözleşme olmasına göre, taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin tek satıcılık sözleşmesi olmadığı gibi davacıya tekel hakkı veren bir sözleşme de olmadığı, denkleştirme tazminatının ise («portföy tazminatı») 6102 sayılı Kanun'un 122 nci maddesinde «acentelik sözleşmelerinden» kaynaklan portföy oluşturma karşılığı olarak düzenlendiği, aynı maddenin beşinci fıkrasında hükmün «hakkaniyete» aykırı düşmedikçe, tek satıcılık ile benzeri diğer tekel hakkı veren sürekli sözleşme ilişkilerinin sona ermesi hâlinde de uygulanacağının düzenlendiği, ancak tara …
… tinaf dilekçesinde özetle; davacının süresinde delillerini sunmadığını, müvekkilinin cevap dilekçesi vermemekle davayı tümden inkar ettiğini, müvekkilinin inkarıyla «ispat yükünün» yer değiştirdiğini, davacının dava dilekçesinde dayandığı tüm vakıaları ispat etmesi gerektiğini, müvekkili şirketin hali hazırda çalıştığı bayisinin kestiği faturalar ve davacının bayilik döneminde kestiği faturalar ile davacının ve dava dışı mevcut bayinin «müşteri portföy» listesinin 6102 sayılı Kanun'un 122 nci maddesi kapsamında değerlendirmelerin yapılabilmesi için önem arz etmekte olduğunu, davacının talebini 6102 sayılı Kanun'un 122 nci maddesine dayandırdığını, bilirkişi raporunun eksik ve hükme elverişsiz olduğunu, davacı şirket ile müvekkili şirket arasındaki sözleşmede müvekkilinin «bayilik sözleşmesini» tek taraflı sonlandırma yetkisi bulunduğunu, müşteri portföyünü davacının iddia ettiği gibi bayilerin değil müvekkili şirketin bölge müdürlükleri bünyesinde çalışan satış «temsilciliklerinin» sağladığını, müvekkili şirketin çalışma sitemine göre ülke çapındaki zincir mağazalarla olan anlaşmaları merkeze bağlı satış müdürlüğünün yaptığını, bölgesel nitelikteki zincir mağaza ve şirketlerle bölge müdürlükleri bünyesindeki satış temsilcilerinin anlaştığını ve müşteri portföyünü belirlediğini, müvekkili şirketin anlaşmış olduğu bayiilerin ise satış temsilciliklerinin anlaşmış olduğu yerlere sadece «dağıtım» yaptığını, «sözleşmenin feshi» düzenleyen 16 ncı maddesinde müvekkilinin hiçbir «ihtara» hacet kalmaksızın işbu sözleşmeyi feshetmeye yetkili olduğu, her ne sebeple olursa olsun sözleşmenin feshi halinde bayinin şirketten hiçbir ad altında herhangi bir talepte bulunamayacağının düzenlendiğini, aynı sözleşmenin 11 inci maddesinde de bayinin bölge sınırları içinde yeterli dağıtımı yapamadığının anlaşılması halinde veya şirketin lüzum görmesi halinde, aynı işle ilgili olarak başka bayilikler kurulabileceğinin bayii buna hiçbir şekilde karşı çıkmadığının ve bu nedenle şirketten hak talep edemeyeceğinin belirtildiğini, İlk Derece Mahkemesi tarafından yaptırılan «bilirkişi incelemelerinde» de tazminat hesabından önce davacı tarafın denkleştirme ve diğer adlar altında herhangi bir tazminata hak kazanıp kazanmadığının sorgulanması gerektiğini ileri sür …
Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; müvekkilinin davalının Samsun bölgesinde «tek satıcısı» olduğunu, davalının süreçte başka şirketle bir ilişkisi olmadığını, sırf sözleşme hükmünden hareketle müvekkilinin tek satıcı olmadığı sonucunun çıkarılamayacağını, fiili duruma bakılması gerektiğini, arada sözleşme dahi yokken müvekkilinin bir başka dosyada fiili duruma göre tek satıcı olarak kabul edildiğini ve bu kararın kesinleştiğini, 6102 sayılı Kanun'un 122 nci maddesinin dördüncü fıkrasında denkleştirme tazminatından önceden vazgeçilemeyeceğinin belirtildiğini, sözleşmenin 11 inci maddesinde bayinin yeterli «dağıtım» yapmaması halinin düzenlendiğini, bu yönde bir tespit olmamasına rağmen «sözleşmenin feshi» halinde fiili olarak tek satıcı olan müvekkilinin «portföy tazminatına» hak kazanmayacağına karar verilmesinin «hakkaniyete» de aykırı olduğunu, davalının sunduğu sözleşmenin tek taraflı müzakere edilmeden hazırlandığını ve Mahkemece «genel işlem şartlarının» değerlendirilmediğini, kaldı ki davalının süresinde cevap dilekçesi sunmadığından savunmanın dayanağı olarak sonradan sunduğu delillerin de kabul edilmemesi gerektiğini, buna «muvafakatları» olmadığını, davalının bu şekilde sözleşme sunmasına muvafakat etmedikleri gibi sözleşmeye dayalı kararın da bozulması gerektiğini ileri sürerek kararın bozulmasını …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:önemli menfaat · belirsiz süreli sözleşme · tek satıcılık sözleşmesi · genel işlem şartı · belirsiz alacak davası · şekil şartı · acentelik sözleşmesi · ispat külfeti
Benzer bu karardaGerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile üzerinde düzenleme tarihi ve davalının imzası bulunmayan «bayilik sözleşmesinin» davalı tarafça dosyaya «ibraz» edildiği, tarafların dosyaya sunulan sözleşme maddelerine karşı çıkmadıkları, bayilik sözleşmesinin herhangi bir «şekil şartına» bağlı olmadığı, sözlü olarak da kurulabileceği, taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin dosyaya sunulan sözleşme şartları ile kurulduğunun kabul edildiği, davacının bu sözleşme hükümlerine göre davalının Samsun bölgesinde bayiliğini yaptığı, bu bölgede davalı şirketin ürettiği veya üretimini yaptırdığı mallarının «dağıtım» ve pazarlaması için davacıya dağıtım, depolama ve satış işinin verildiği, sözleşmenin 11 inci maddesinde şirketin bayiye tanıdığı bayilik bölgesi sınırları içerisinde bayinin yeterli dağıtım yapamadığının anlaşılması veya şirketin lüzum görmesi halinde bu sınırların değiştirilmesi veya aynı işle ilgili olarak başka bayilik veya bayilikler kurulmasının şirketin selahiyeti içinde olduğunun, bayinin buna hiçbir şekilde karşı çıkamayacağının ve bu nedenle şirketten hiçbir hak talep edemeyeceğinin düzenlendiği, taraflar arasındaki sözleşmenin 6102 sayılı Kanun'un 122 nci maddesindeki düzenlemeler çerçevesinde kaldığını diğer bir ifadeyle sözleşmenin «acentelik», «tek satıcılık» ile benzeri diğer «tekel hakkı» veren sürekli sözleşme niteliğinde olduğunu «ispat külfetinin» davacıda bulunduğu, «tek satıcılık sözleşmesinin» yapımcı ile tek satıcı arasında hukuki ilişkileri düzenleyen, yapımcının ürünlerinin tamamını veya bir kısmını belli bir coğrafi bölgede tekel hakkına sahip olarak tek satıcıya göndermeyi, tek satıcının da söz konusu malları kendi adına ve hesabına satarak bu malların sürümünü artırmak için faaliyette bulunma yükümlülüğü üstlendiği bir sözleşme olmasına göre, taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin tek satıcılık sözleşmesi olmadığı gibi davacıya tekel hakkı veren bir sözleşme de olmadığı, denkleştirme tazminatının ise («portföy tazminatı») 6102 sayılı Kanun'un 122 nci maddesinde «acentelik sözleşmelerinden» kaynaklan portföy oluşturma karşılığı olarak düzenlendiği, aynı maddenin beşinci fıkrasında hükmün «hakkaniyete» aykırı düşmedikçe, tek satıcılık ile benzeri diğer tekel hakkı veren sürekli sözleşme ilişkilerinin sona ermesi hâlinde de uygulanacağının düzenlendiği, ancak tara …
Noterliğinin 16.03.2015 tarih ve 7857 sayılı «ihtarnamesinde» davalının "Tarafınızla imzalanan «bayilik sözleşmesi» müvekkil şirket tarafından 27.03.2015 tarihinden itibaren hüküm ifade etmek üzere tek taraflı olarak feshedilmiştir" ifadesine yer verildiği, «fesih» için bir gerekçe gösterilmediği, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanun'un 121 inci maddesinin birinci fıkrasında belirsiz bir süre için yapılmış olan «acentelik sözleşmesini», taraflardan her birinin üç ay önceden «ihbarda» bulunmak şartıyla feshedebileceğinin, sözleşme belirli bir süre için yapılmış olsa bile haklı sebeplerden dolayı her zaman fesih olunabileceğinin düzenlendiği, taraflar arasında yapılan sözleşmenin yedi yıl sürdüğü ve artık «belirsiz süreli sözleşme» haline geldiği, dolayısıyla feshin üç ay önceden ihbarda bulunmak şartıyla yapılması gerekmesine rağmen bu koşula da uyulmadığı davalı şirket sözleşmeyi haklı nedenlerle feshetmiş olmadığından denkleştirme tazminatının ilk koşulunun gerçekleştiği, davalı şirketin davacı acentenin bulduğu 251 yeni müşteri sayesinde, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da «önemli menfaatler» elde etmeye devam ettiği, uygun görülen bilirkişi raporuna göre davacı şirketin almaya hak kazandığı denkleştirme tazminatı tutarının 253.084,60 TL olduğu, davacı tarafın gönderdiği ihtarnamede davalı tarafa denkleştirme tazminatı için yedi günlük süre verildiği ve bunun 11.08.2015 tarihinde dolduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, 253.084,60 TL denkleştirme tazminatının 11.08.2015 tarihinden itibaren işleyecek «ticari faizi» ile birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.
Noterliğinin 31.07.2015 tarih ve 15954 sayılı «ihtarnamesi» gönderilerek denkleştirme tazminatı talep ettiklerini ancak ödeme yapılmadığını, ileri sürerek ihtarnamenin davalı şirkete tebliğ edildiği 04.08.2015 tarihinden itibaren işleyecek «ticari faizi» ile birlikte 10.000,00 TL denkleştirme tazminatının taraflarına ödenmesine karar verilmesini talep etmiş, daha sonra «belirsiz alacak davası» olarak açtığı davasında talebini 253.084,60 TL'ye artırmıştır.
Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; müvekkilinin davalının Samsun bölgesinde «tek satıcısı» olduğunu, davalının süreçte başka şirketle bir ilişkisi olmadığını, sırf sözleşme hükmünden hareketle müvekkilinin tek satıcı olmadığı sonucunun çıkarılamayacağını, fiili duruma bakılması gerektiğini, arada sözleşme dahi yokken müvekkilinin bir başka dosyada fiili duruma göre tek satıcı olarak kabul edildiğini ve bu kararın kesinleştiğini, 6102 sayılı Kanun'un 122 nci maddesinin dördüncü fıkrasında denkleştirme tazminatından önceden vazgeçilemeyeceğinin belirtildiğini, sözleşmenin 11 inci maddesinde bayinin yeterli «dağıtım» yapmaması halinin düzenlendiğini, bu yönde bir tespit olmamasına rağmen «sözleşmenin feshi» halinde fiili olarak tek satıcı olan müvekkilinin «portföy tazminatına» hak kazanmayacağına karar verilmesinin «hakkaniyete» de aykırı olduğunu, davalının sunduğu sözleşmenin tek taraflı müzakere edilmeden hazırlandığını ve Mahkemece «genel işlem şartlarının» değerlendirilmediğini, kaldı ki davalının süresinde cevap dilekçesi sunmadığından savunmanın dayanağı olarak sonradan sunduğu delillerin de kabul edilmemesi gerektiğini, buna «muvafakatları» olmadığını, davalının bu şekilde sözleşme sunmasına muvafakat etmedikleri gibi sözleşmeye dayalı kararın da bozulması gerektiğini ileri sürerek kararın bozulmasını …
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2021/6168 E. , 2023/654 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ .... Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
HÜKÜM
istinaf başvurusunun esastan reddi
Taraflar arasındaki portföy tazminatı davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 1998 yılından itibaren davalı şirketin Türkiye distribütörlüğünü yaptığını, bu işi büyük bir başarı ile yürüterek ciddi bir müşteri portföyü ve ciro oluşturduğunu, davalı şirketin müvekkilini saf dışı bırakarak bu müşteri portföyünü ele geçirmek amacıyla önce müvekkilinin distribütörlük yetkisini tek taraflı olarak kaldırıp müvekkilini sıradan bir bayi haline getirdiğini ve çok sayıda bayi oluşturduğunu, sonrasında ise yeni bayilere müvekkilinden daha ucuza mal tedarik ettiğini, bununla da yetinmeyen davalı şirketin müvekkilinin kendisine kazandırdığı müşterileri tek tek dolaşarak müvekkilinden mal almamalarını, kendisinin daha uygun fiyata mal tedarik edeceğini bildirdiğini, tüm bu gelişmeler üzerine taraflar arasındaki distribütörlük sözleşmesinin 27.02.2016 tarihinde müvekkilince haklı nedenlerle feshedildiğini, müvekkilince oluşturulan müşteri portföyü ile çalışmaya devam eden davalı şirketin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 122 nci maddesine göre müvekkiline portföy tazminatı ödemekle yükümlü olduğunu ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 10.000,00 TL portföy tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; taraflar arasında tekel hakkı tanıyan bir distribütörlük sözleşmesi bulunmadığını, davacının 03.04.1999, 18.07.2001 ve 13.08.2014 tarihli sözleşmeler tahtında müvekkilinin bölge bayisi olarak faaliyet yürüttüğünü, sözleşmenin feshine dayanak yapılan iddiaların gerçeği yansıtmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasında ilk olarak 03.04.1999 tarihinde bayilik sözleşmesi imzalandığı, taraflar arasındaki en son bayilik sözleşmesinin 2014 yılında akdedildiği ve süreli olduğu, sözleşmede davacının faaliyet alanının Marmara ve Batı Karadeniz Bölgeleri ile sınırlandırıldığı, davacıya belirlenen bölgede bayi sıfatıyla münhasır olmayan satış yetkisi verildiği, davalı tarafından davacıya gönderilen 30.09.2015 tarihli bilgilendirme yazısı ile tüm bayileri için sözleşmelerde geçen bölge kavramının kaldırılacağı, 01.01.2016 tarihinden itibaren bölgenin tüm Türkiye'yi kapsayacağının bildirildiği, davalının birden fazla bayisi olduğu, taraflar arasındaki sözleşmelerde davalı şirketin satış yapmasını engelleyici bir hüküm bulunmadığı, taraflar arasındaki ilişki ister acentelik isterse bayilik olarak kabul edilsin, 6102 sayılı Kanun'un 122 nci maddesi uyarınca denkleştirme (portföy) tazminatı talep edebilmek için davacıya sözleşmede tekel hakkı verilmiş olmasının şart olduğu, oysa taraflar arasındaki sözleşmede davacıya tekel hakkı verilmediği, her ne kadar davacı oluşturmuş olduğu zengin müşteri portföyü sebebiyle tazminat talebinde bulunmakta ise de, davacı şirketin münhasır olmayan bayi olarak tayin edildiği, dava dilekçesi ekinde bulunan 26.09.2003 tarihli yetki belgesi başlıklı yazı ile davacının ürünlerin distrübütörü, ithalatçısı, stokçusu olduğunun yazdığı, ancak bu belgenin dava dışı Ferraz Shawmut adlı şirket tarafından düzenlendiği, davalının imza ve kaşesi bulunmayan bu belgeyle bağlı kabul edilemeyeceği, davacı şirketin müşteri potansiyelinin fazla olmasının onu tek satıcı hâline getirmeyeceği, taraflar arasında böyle bir irade uyuşmasının bulunmadığı, davacının davalı şirketin bayilerinden birisi olduğu, tek satıcı olmadığının sabit olduğu, denkleştirme tazminatının bayilik sözleşmelerinde uygulanma imkanının bulunmadığı, davacı şirketin davalı şirketle olan ticari ilişkisinin tek satıcılık veya acentelik olarak nitelendirilmesi mümkün olmadığından denkleştirme tazminatı adı altında talepte bulunamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemece davanın hukuki nitelendirmesinin yanlış yapıldığını, davanın distribütörlük sözleşmesinin haklı sebeple feshedildiği olgusu üzerine konumlandırılması gerektiğini, davalının kabul beyanı kapsamında artık distribütörlük ilişkisinin varlığının tartışma konusu yapılmayacağını, 6102 sayılı Kanun'un 122 nci maddesinin beşinci fıkrasının bayilik sözleşmesinin feshi hâlinde de uygulanması gerektiğini, bu noktada müvekkili ile davalı arasındaki ilişkinin distribütörlük veya bayilik olarak nitelendirilmesinin sonuca bir etkisi bulunmadığını, müvekkilinin portföy tazminatına hak kazandığını, Mahkemenin aksi yöndeki gerekçesinde isabet bulunmadığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde belirttiği sebepleri tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, taraflar arasında, davacı lehine portföy tazminatına hükmedilmesini gerektirecek şekilde tekel hakkı veren sürekli bir sözleşme ilişkisi bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2.6102 sayılı Kanun’un 122 nci maddesinin beşinci fıkrası.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeple;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderlerinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
07.02.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/893466700 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz