Muarazanın men'i
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2011/7104 E. 2012/14860 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Dava şartı
- dava şartı
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
muarazanın men'i↗ eda davası↗ hukuki menfaat↗ menfi tespit davası↗ basiretli tacir↗ tespit davası↗ marka hakkına tecavüz↗ hukuki yarar↗ ihtarname↗ tacir↗ menfi tespit↗ iltibas↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre, davalı tarafça 22.07.2008 tarihli ihtarnamenin davacıya gönderilmesi ile markanın kullanımı konusunda taraflar arasında muaraza çıkmış olma koşulunun gerçekleştiği, davacının ''Kral'' ibaresini marka olarak kullanımının 1996 yılına kadar uzandığı, bu tarihin davalı marka tescil başvurusundan önce olduğu, davalı markalarının tanınmışlığına ilişkin dosyada yeterli delil bulunmadığı, davalı şirketin uzun yıllar pestil ve köme üreten ve ''Kral'' markasıyla en az 10 yıldır bu ürünleri pazarlayan davacı şirketten haberdar olmamasının TTK m.20/2 uyarınca basiretli bir tacir gibi hareket etme yükümlülüğüne uygun olmadığı, uzun yıllar kullanıma sessiz kalındığı, 10 yıllık bir hoşgörü sürecinden sonra bu ürünler yönünden marka hakkının ileri sürülmesinin MK m.2'ye aykırı olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Mahkemece, yukarıda açıklanan gerekçeler ile, davacı tarafından tanıtıcı işaret (tescilsiz marka) olarak kullanılan "KRAL" ibaresi ile davalı adına tescilli "KRAL" ibareli markaların iltibas yaratacak derecede benzer olmasına rağmen, davacının bu işaretin tescilsiz olarak kullanımına uzun süre sessiz kalmak suretiyle 556 sayılı KHK 74. maddesi uyarınca davalının marka hakkına dayalı olarak dava açma hakkını yitirdiği kabul edilmiş ise de, Dairemizin 09.07.2002 tarih ve 4013/7210 sayılı kararında da belirtildiği gibi, dava tarihinde yürürlükte olan 1086 Sayılı HUMK'nda dava hakkı eda davası üzerine kurulmuş olup menfi tespit davası düzenlenmiş değildir. Ne varki, doktrinde ve uygulamada menfi tespit davasının belli koşulların gerçekleşmesi halinde dinlenebilmesi gerektiği kabul edildiği gibi, yine bir kısım mevzuatta da bu tür davalar özel bir düzenlemeye tabi tutulmuştur (Örneğin 551 sayılı KHK'nin 149., 554 sayılı KHK'nin 64., 556 sayılı KHK'nin 74. maddeleri). Ancak, bu tür davalarla davalı taraf bir şey yapmaya ve şeyden kaçınmaya zorlanamayacağından ve sadece taraflar arasındaki hukuki ilişkinin varlığı veya yokluğu belirlenmekle yetinileceğinden, dava açılabilme koşul ve menfaatinin bulunup bulunmadığı hususu, üzerinde titizlikle durulması gereken bir zorunluluktur. Aksi halde, sınırsız dava hakkının varlığının kabulü, uyuşmazlıkların gereksiz bir şekilde alabildiğince yaygınlaşmasına yol açabilecektir.
Bu açıklamadan da anlaşılacağı üzere, 556 sayılı KHK'nin 74. maddesine dayalı menfi tespit davası koşullarının ve böyle bir davanın açılmasında hukuki yarar bulunup bulunmadığı hususlarının anılan madde amacıyla sınırlı olarak değerlendirilmesi gereklidir.
556 sayılı KHK'nin 74. Maddesi 1. ve 2. fıkralarında "..menfaati olan herkes, marka sahibine karşı dava açarak, fiillerinin marka hakkına tecavüz teşkil etmediğine karar verilmesini talep edebilir. Birinci fıkrada belirtilen davanın açılmasından önce, kendisinin Türkiye'de giriştiği veya girişeceği sınai faaliyeti sonucu üretilen ürünlerde kullanacağı markanın, başkasına ait bir marka hakkına tecavüz teşkil edip etmediği hakkında, marka sahibinden görüşlerini bildirmesini noter aracılığıyla talep edebilir." şeklinde yer alan hüküm, esas itibariyle hukuki menfaat ve menfi tespit davası açılabilmesi koşullarını birlikte düzenlemektedir.
Söz konusu madde metninden de anlaşılacağı üzere, böyle bir menfi tespit davasının amacı Türkiye'de sınai faaliyette bulunan veya bulunacak kişinin fiillerinin başkası adına tescilli bir markaya tecavüz oluşturup oluşturmadığı hususundaki belirsizliğin giderilmesine yöneliktir. Bu durumda menfi tespit davasını açan davacının fiillerinin marka hakkına tecavüz niteliğinde bulunup bulunmadığının tespitini istemekte hukuki menfaati olacağı tabiidir. Ne var ki somut uyuşmazlıkta, marka hakkı sahibi davalının sessiz kalmak suretiyle davacının "KRAL" ibaresini tanıtıcı işaret (tescilsiz marka) olarak kullanımı aleyhine dava açma hakkını yitirip yitirmediği hususu, ancak marka sahibi davalı tarafından açılabilecek bir tecavüzün önlenmesi davasının yargılanması sırasında ve M.K.'nun 2.maddesi uyarınca mahkemece de re'sen dikkate alınması gereken bir itiraz mahiyetinde olup, davacının 556 Sayılı KHK'nin 74.maddesi kapsamında bu hususun menfi tespit davası yoluyla belirlenmesini istemekte hukuki yararı olduğu kabul edilemez. Bu nedenle, davalı aleyhine açılan muarazanın men'i davasının reddi gerekirken, yazılı gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Marka hükümsüzlüğü | Sicilden terkin
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/6588 E. 2011/17257 K.
Ortak:muarazanın men'i · hukuki menfaat · eda davası · menfi tespit davası · tespit davası · marka hakkına tecavüz · hukuki yarar · ihtarname · dava şartı
İncelediğiniz karardaBirinci fıkrada belirtilen davanın açılmasından önce, kendisinin Türkiye'de giriştiği veya girişeceği sınai faaliyeti sonucu üretilen ürünlerde kullanacağı markanın, başkasına ait bir «marka hakkına tecavüz» teşkil edip etmediği hakkında, marka sahibinden görüşlerini bildirmesini noter aracılığıyla talep edebilir." şeklinde yer alan hüküm, esas itibariyle «hukuki menfaat» ve «menfi tespit davası» açılabilmesi koşullarını birlikte düzenlemektedir.
… a açıklanan gerekçeler ile, davacı tarafından tanıtıcı işaret (tescilsiz marka) olarak kullanılan "KRAL" ibaresi ile davalı adına tescilli "KRAL" ibareli markaların «iltibas» yaratacak derecede benzer olmasına rağmen, davacının bu işaretin tescilsiz olarak kullanımına uzun süre sessiz kalmak suretiyle 556 sayılı KHK 74. maddesi uyarınca davalının marka hakkına dayalı olarak dava açma hakkını yitirdiği kabul edilmiş ise de, Dairemizin 09.07.2002 tarih ve 4013/7210 sayılı kararında da belirtildiği gibi, dava tarihinde yürürlükte olan 1086 Sayılı HUMK'nda dava hakkı «eda davası» üzerine kurulmuş olup «menfi tespit davası» düzenlenmiş değildir.
Bu açıklamadan da anlaşılacağı üzere, 556 sayılı KHK'nin 74. maddesine dayalı «menfi tespit davası» koşullarının ve böyle bir davanın açılmasında «hukuki yarar» bulunup bulunmadığı hususlarının anılan madde amacıyla sınırlı olarak değerlendirilmesi gereklidir.
Benzer bu karardaBirinci fıkrada belirtilen davanın açılmasından önce, kendisinin Türkiye'de giriştiği veya girişeceği sınai faaliyeti sonucu üretilen ürünlerde kullanacağı markanın, başkasına ait bir «marka hakkına tecavüz» teşkil edip etmediği hakkında, marka sahibinden görüşlerini bildirmesini noter aracılığıyla talep edebilir." şeklinde yer alan hüküm, esas itibariyle «hukuki menfaat» ve «menfi tespit davası» açılabilmesi koşullarını birlikte düzenlemektedir.
Maddesi uyarınca davalının marka hakkına dayalı olarak dava açma hakkının yitirildiğine ilişkin kabulüne gelince; Dairemizin 09.07.2002 tarih ve 4013/7210 sayılı kararında da belirtildiği gibi, dava tarihinde yürürlükte olan 1086 Sayılı HUMK'nda dava hakkı «eda davası» üzerine kurulmuş olup «menfi tespit davası» düzenlenmiş değildir.
Maddesine dayalı «menfi tespit davası» koşullarının ve böyle bir davanın açılmasında «hukuki yarar» bulunup bulunmadığı hususlarının anılan madde amacıyla sınırlı olarak değerlendirilmesi gereklidir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:muarazanın giderilmesi · iyiniyet kuralı · yetki itirazı · iyiniyet · ticaret unvanı · kâr kaybı · ihtar · yetki
Benzer bu kararda… ının tanıtım işaretine yoğun emek ve maddi harcama yaparak ayırtedicilik kazandırdığını, davalıların yıllarca suskun kaldıktan sonra müvekkili şirkete keşide ettiği «ihtarname» ile «marka hakkına tecavüz» edildiği iddiasında bulunduğunu, oysa yıllardır sessiz kalarak hak «kaybına» uğranıldığını, davalıların «iyiniyet kurallarına» aykırı davranışının «haksız rekabet» oluşturduğunu ileri sürerek, davacının ticari işlerine yönelik olarak yanlış, yanıltıcı ve lüzumsuz yere incitici beyanlarla ihtarname keşide etmek suretiyle ortaya konulan «muarazanın giderilmesine», bu yolla vaki haksız rekabetin men'ine, karar özetinin trajı yüksek bir gazetede «ilanına» karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili, «yetki itirazında» bulunmuş, müvekkillerinin uzun yıllardır faaliyet gösteren, sektörlerinde önde gelen firmalar olduklarını, ERİNOKS ticaret ünvanını kullananan davacı firmanın sadece Ankara'da faaliyet göstermesi nedeniyle müvekkil firmaca farkedilmediğini, durumun öğrenilmesi üzerine düzenlenen «ihtarnamenin» davacıya gönderildiğini, davalıların markası ile davacının ibaresinin fonetik ve okunuş bakımından aynı, görsellik bakımından da yakın olması nedeniyle «ihtarlarının» haklı olduğunu savunarak davanın reddini savunmuştur.
… dosya kapsamına göre, davalıların, davacının "ERİNOKS" ticaret ünvanı ve tanıtım işareti ile uzun yıllardan beri ticaret yaptığını bildiği halde sessiz kalarak hak «kaybına» uğradığı, bu durumda davacının davalıların «ihtarnamesinden» sonra oluşan hukuki tedirginliği gidermek amacıyla «muarazanın giderilmesini» talep etmede haklı olduğu, ancak davalıların markalarını korumak amacıyla ihtarname göndermelerinin davacının herhangi bir sınai hakkına tecavüz ve «haksız rekabet» oluşturmadığı gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne, davacının "ERİNOKS" ticaret ünvanı ve tanıtım işareti adı altında ticaret yapması eylemi hukuka aykırı bulunma …
2-Muarazanın giderilmesi davası olarak açılan ve mahkemece de kabul edildiği üzere, esasen «menfi tespit davası» niteliğinde olan ve davalıların uzun süre sessiz kalmaları nedeniyle davacının ticaret unvanındaki "ERİNOKS" ibaresinin kullanımına karşı dava açma haklarını yitirdiklerinden bahisle, davacının «ticaret unvanının» davalılar adına tescilli unvanlara «iltibas» ve tecavüz oluşturmadığının tespitine yönelik bir davanın gerek TTK ve gerekse de 556 sayılı KHK hükümlerine göre dinlenilebilme imkanı bulunmamaktadır.
-
Marka hükümsüzlüğü | Markaya tecavüzün tespiti
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2009/6405 E. 2010/12556 K.
Ortak:iltibas
İncelediğiniz kararda… a açıklanan gerekçeler ile, davacı tarafından tanıtıcı işaret (tescilsiz marka) olarak kullanılan "KRAL" ibaresi ile davalı adına tescilli "KRAL" ibareli markaların «iltibas» yaratacak derecede benzer olmasına rağmen, davacının bu işaretin tescilsiz olarak kullanımına uzun süre sessiz kalmak suretiyle 556 sayılı KHK 74. maddesi uyarınca davalının marka hakkına dayalı olarak dava açma hakkını yitirdiği kabul edilmiş ise de, Dairemizin 09.07.2002 tarih ve 4013/7210 sayılı kararında da belirtildiği gibi, dava tarihinde yürürlükte olan 1086 Sayılı HUMK'nda dava hakkı «eda davası» üzerine kurulmuş olup «menfi tespit davası» düzenlenmiş değildir.
Benzer bu kararda2) Dava, davacı markası ile davalı markasının benzerliğinin «iltibasa» yol açtığı iddiasına dayalı 556. sayılı KHK’nin 42. maddesi uyarınca davalı markasının hükümsüzlüğü istemine ilişkindir.
Mahkemenin kabulünün aksine her iki markanın esaslı unsurunu “Kral” ibaresi oluşturmakta olup, markalarda yer alan diğer unsurlar da «iltibası» oltadan kaldırıcı mahiyette değildir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
-
Haksız Rekabetin Tespiti ve Men'i
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/6363 E. 2013/21372 K.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:taşıyan · vekalet ücreti
Benzer bu kararda… maraksına tecavüz teşkil ettiği gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile, markaya tecavüzün önlenmesine, davalının "A&Y Kral veya Antakyalılar A&Y Kral" kelimelerini «taşıyan» tabelalarının sökülmesine, reklam, basılı evrak ve emtiaların toplanmasına, 3.000,00 TL maddi, 5.000,00 TL manevi tazminatın faiziyle tahsiline karar verilmiştir.
… , maddi ve manevi tazminat taleplerinin kısmen kabulü yanında markaya tecavüzün men'ine de karar verilmiş olması nedeniyle, maddi ve manevi tazminat için belirlenen «vekalet ücreti» dışında markaya tecavüzün men'i yönünden de davacı lehine ayrıca vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, bu hususun gözden kaçırılması hatalı olmuş ve kararın aç …
1 benzer karar daha
-
YİDK kararının iptali | Marka hükümsüzlüğü
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/4172 E. 2024/99 K.
Ortak:iltibas
İncelediğiniz kararda… a açıklanan gerekçeler ile, davacı tarafından tanıtıcı işaret (tescilsiz marka) olarak kullanılan "KRAL" ibaresi ile davalı adına tescilli "KRAL" ibareli markaların «iltibas» yaratacak derecede benzer olmasına rağmen, davacının bu işaretin tescilsiz olarak kullanımına uzun süre sessiz kalmak suretiyle 556 sayılı KHK 74. maddesi uyarınca davalının marka hakkına dayalı olarak dava açma hakkını yitirdiği kabul edilmiş ise de, Dairemizin 09.07.2002 tarih ve 4013/7210 sayılı kararında da belirtildiği gibi, dava tarihinde yürürlükte olan 1086 Sayılı HUMK'nda dava hakkı «eda davası» üzerine kurulmuş olup «menfi tespit davası» düzenlenmiş değildir.
Benzer bu kararda… 21, 28, 31, 35 ve 38. sınıf ürün ve hizmetleri içeren marka tescil başvurusunda bulunduğunu, 2012/108101 kod numarası verilen başvuruya müvekkilinin tanınmışlık ve «iltibas» vakıasına dayanarak başvurunun reddi istemi ile yaptıkları itirazlarının, YİDK tarafından kısmen kabul olunduğunu ve başvurunun 38. sınıf hizmetler için reddedildi …
Davalı şirket «temsilcisi», "köpek konaklama, satış, eğitim" hizmeleri için marka başvurusunda bulunduğunu, markalar arasında «iltibas» ihtimali olmadığını, emtiaların da benzemediğini, aile yeri olduğunu ifade etmek amaçlı "kral ailesi" ibaresinin seçildiğini, hizmetlerine uygun şekil seçtiğini belirterek davanın reddini istemiştir.
… yo televizyon yayıncılığı için tanınmışlık vasfına sahip olduğu, ancak farklı mallar için itiraza olanak sağlamayacağı, başvurunun tescilinin davacının markalarıyla «iltibasa» sebebiyet vermeyeceği gibi onun tanınmışlığından haksız yarar sağlamayacağı, itibar ve ayırt edici karakterine de zarar vermeyeceği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, YİDK kararının, başvuru kapsamındaki 16 ve 35. sınıf ürün ve hizmetler bakımından, davacı itirazının reddi yönünden iptaline, sair yönden iptal isteminin reddine, davalı başvurusu marka olarak tescil edilmediğinden hükümsüzlük istemi hakkında karar «verilmesine yer olmadığına» karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:istinaf incelemesi · ayırt edicilik · karar verilmesine yer olmadığına · temsil
Benzer bu karardaDavalı TÜRKPATENT vekili istinaf dilekçesinde özetle; tescil kapsamında bırakılan mal ve hizmetler açısından, «ayırt ediciliğe» sahip şekil unsuruyla birlikte davalı başvuru markası ile davacı markaları arasında, 556 sayılı Markaların Korunması Hakkındaki Kanun Hükmünde Kararnamenin (556 sayılı KHK) 8 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) hükmü anlamında benzerlik bulunmadığını ileri sürerek, yerel mahkemenin kararının «istinaf incelemesi» yapılarak kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı şirket «temsilcisi», "köpek konaklama, satış, eğitim" hizmeleri için marka başvurusunda bulunduğunu, markalar arasında «iltibas» ihtimali olmadığını, emtiaların da benzemediğini, aile yeri olduğunu ifade etmek amaçlı "kral ailesi" ibaresinin seçildiğini, hizmetlerine uygun şekil seçtiğini belirterek davanın reddini istemiştir.
… kurtbaşından ibaret olduğu, bu haliyle başvuru konusu işarette de asıl ve ayırt edici unsurun "KRAL" ibaresi olarak belirlendiği, zira "ailesi" ibaresinin ve şeklin «ayırt ediciliğe» yeterince katkısının bulunmadığı, başvuru kapsamında yer ...
… yo televizyon yayıncılığı için tanınmışlık vasfına sahip olduğu, ancak farklı mallar için itiraza olanak sağlamayacağı, başvurunun tescilinin davacının markalarıyla «iltibasa» sebebiyet vermeyeceği gibi onun tanınmışlığından haksız yarar sağlamayacağı, itibar ve ayırt edici karakterine de zarar vermeyeceği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, YİDK kararının, başvuru kapsamındaki 16 ve 35. sınıf ürün ve hizmetler bakımından, davacı itirazının reddi yönünden iptaline, sair yönden iptal isteminin reddine, davalı başvurusu marka olarak tescil edilmediğinden hükümsüzlük istemi hakkında karar «verilmesine yer olmadığına» karar verilmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2011/7104 E. , 2012/14860 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında görülen davada Ankara 4. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 17/01/2011 tarih ve 2008/256-2011/6 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalılar vekilleri tarafından ayrı ayrı istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacılar vekili, müvekkillerinin 1974 yılından bu yana ''KRAL'' markası ile her çeşit pestil, köme vb. ürünleri üretip pazarladığını, üretilen ürünlerin ''Kral'' markası ile tanıtımına büyük emek, zaman ve yatırım yapıldığını, bu şekilde markanın tanınır hale geldiğini, davalının müvekkilinin bu şekilde üretimine ve markayı tanıtımına uzun süre sessiz kaldıktan sonra noter aracılığı ile müvekkiline 22.07.2008 tarihli ihtarnameyi göndererek markanın kullanımı konusunda muaraza çıkardığını, davalının uzun süre sessiz kalarak, müvekkili tarafından üretilen ürünlerin ekonomik bir değer kazanmasından sonra markanın kullanımına engel olmak istemesinin MK m.2'ye aykırı olduğunu belirterek muarazanın men'ine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkili şirketin faaliyetlerinin 1967 yılına kadar uzandığını, üretilen ürünler içerisinde tatlıların da yer aldığını, davalının üretimini yaptığı pestil, köme vb. ürünlerin bir çeşit tatlı olduğunu ve bu ürünler üzerinde kral ibaresini kullanmasının iltibasa ve haksız rekabete sebebiyet verdiğini, davalının internet üzerinden reklam ve pazarlama yapmaya başlaması ile müvekkilinin kullanımdan haberdar olduğunu, uzun süre sessiz kalma yoluyla hak kaybından bahsedilemeyeceğini belirterek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre, davalı tarafça 22.07.2008 tarihli ihtarnamenin davacıya gönderilmesi ile markanın kullanımı konusunda taraflar arasında muaraza çıkmış olma koşulunun gerçekleştiği, davacının ''Kral'' ibaresini marka olarak kullanımının 1996 yılına kadar uzandığı, bu tarihin davalı marka tescil başvurusundan önce olduğu, davalı markalarının tanınmışlığına ilişkin dosyada yeterli delil bulunmadığı, davalı şirketin uzun yıllar pestil ve köme üreten ve ''Kral'' markasıyla en az 10 yıldır bu ürünleri pazarlayan davacı şirketten haberdar olmamasının TTK m.20/2 uyarınca basiretli bir tacir gibi hareket etme yükümlülüğüne uygun olmadığı, uzun yıllar kullanıma sessiz kalındığı, 10 yıllık bir hoşgörü sürecinden sonra bu ürünler yönünden marka hakkının ileri sürülmesinin MK m.2'ye aykırı olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Mahkemece, yukarıda açıklanan gerekçeler ile, davacı tarafından tanıtıcı işaret (tescilsiz marka) olarak kullanılan "KRAL" ibaresi ile davalı adına tescilli "KRAL" ibareli markaların iltibas yaratacak derecede benzer olmasına rağmen, davacının bu işaretin tescilsiz olarak kullanımına uzun süre sessiz kalmak suretiyle 556 sayılı KHK 74. maddesi uyarınca davalının marka hakkına dayalı olarak dava açma hakkını yitirdiği kabul edilmiş ise de, Dairemizin 09.07.2002 tarih ve 4013/7210 sayılı kararında da belirtildiği gibi, dava tarihinde yürürlükte olan 1086 Sayılı HUMK'nda dava hakkı eda davası üzerine kurulmuş olup menfi tespit davası düzenlenmiş değildir. Ne varki, doktrinde ve uygulamada menfi tespit davasının belli koşulların gerçekleşmesi halinde dinlenebilmesi gerektiği kabul edildiği gibi, yine bir kısım mevzuatta da bu tür davalar özel bir düzenlemeye tabi tutulmuştur (Örneğin 551 sayılı KHK'nin 149., 554 sayılı KHK'nin 64., 556 sayılı KHK'nin 74.
maddeleri). Ancak, bu tür davalarla davalı taraf bir şey yapmaya ve şeyden kaçınmaya zorlanamayacağından ve sadece taraflar arasındaki hukuki ilişkinin varlığı veya yokluğu belirlenmekle yetinileceğinden, dava açılabilme koşul ve menfaatinin bulunup bulunmadığı hususu, üzerinde titizlikle durulması gereken bir zorunluluktur. Aksi halde, sınırsız dava hakkının varlığının kabulü, uyuşmazlıkların gereksiz bir şekilde alabildiğince yaygınlaşmasına yol açabilecektir.
Bu açıklamadan da anlaşılacağı üzere, 556 sayılı KHK'nin 74. maddesine dayalı menfi tespit davası koşullarının ve böyle bir davanın açılmasında hukuki yarar bulunup bulunmadığı hususlarının anılan madde amacıyla sınırlı olarak değerlendirilmesi gereklidir.
556 sayılı KHK'nin 74. Maddesi 1. ve 2. fıkralarında "..menfaati olan herkes, marka sahibine karşı dava açarak, fiillerinin marka hakkına tecavüz teşkil etmediğine karar verilmesini talep edebilir. Birinci fıkrada belirtilen davanın açılmasından önce, kendisinin Türkiye'de giriştiği veya girişeceği sınai faaliyeti sonucu üretilen ürünlerde kullanacağı markanın, başkasına ait bir marka hakkına tecavüz teşkil edip etmediği hakkında, marka sahibinden görüşlerini bildirmesini noter aracılığıyla talep edebilir." şeklinde yer alan hüküm, esas itibariyle hukuki menfaat ve menfi tespit davası açılabilmesi koşullarını birlikte düzenlemektedir.
Söz konusu madde metninden de anlaşılacağı üzere, böyle bir menfi tespit davasının amacı Türkiye'de sınai faaliyette bulunan veya bulunacak kişinin fiillerinin başkası adına tescilli bir markaya tecavüz oluşturup oluşturmadığı hususundaki belirsizliğin giderilmesine yöneliktir. Bu durumda menfi tespit davasını açan davacının fiillerinin marka hakkına tecavüz niteliğinde bulunup bulunmadığının tespitini istemekte hukuki menfaati olacağı tabiidir. Ne var ki somut uyuşmazlıkta, marka hakkı sahibi davalının sessiz kalmak suretiyle davacının "KRAL" ibaresini tanıtıcı işaret (tescilsiz marka) olarak kullanımı aleyhine dava açma hakkını yitirip yitirmediği hususu, ancak marka sahibi davalı tarafından açılabilecek bir tecavüzün önlenmesi davasının yargılanması sırasında ve M.K.'nun 2.maddesi uyarınca mahkemece de re'sen dikkate alınması gereken bir itiraz mahiyetinde olup, davacının 556 Sayılı KHK'nin 74.maddesi kapsamında bu hususun menfi tespit davası yoluyla belirlenmesini istemekte hukuki yararı olduğu kabul edilemez.
Bu nedenle, davalı aleyhine açılan muarazanın men'i davasının reddi gerekirken, yazılı gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir.
SONUÇ
Yukarıdaki bentte açıklanan nedenlerle yerel mahkemece verilen kararın davalı şirket yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davalıya iadesine, 02/10/2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1063302000 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz