6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Muarazanın men'i

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2011/7104 E. 2012/14860 K. ·

BozulduKesinlik belirsiz

★ Emsal

Usul tespitleri

Dava şartı
dava şartı

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
muarazanın men'i eda davası hukuki menfaat menfi tespit davası basiretli tacir tespit davası marka hakkına tecavüz hukuki yarar ihtarname tacir menfi tespit iltibas

Atıf yapılan mevzuat: HUMK · TMK · TTK — TTK 20

Gerekçe

Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).

Mahkemece, iddia, savunma, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre, davalı tarafça 22.07.2008 tarihli ihtarnamenin davacıya gönderilmesi ile markanın kullanımı konusunda taraflar arasında muaraza çıkmış olma koşulunun gerçekleştiği, davacının ''Kral'' ibaresini marka olarak kullanımının 1996 yılına kadar uzandığı, bu tarihin davalı marka tescil başvurusundan önce olduğu, davalı markalarının tanınmışlığına ilişkin dosyada yeterli delil bulunmadığı, davalı şirketin uzun yıllar pestil ve köme üreten ve ''Kral'' markasıyla en az 10 yıldır bu ürünleri pazarlayan davacı şirketten haberdar olmamasının TTK m.20/2 uyarınca basiretli bir tacir gibi hareket etme yükümlülüğüne uygun olmadığı, uzun yıllar kullanıma sessiz kalındığı, 10 yıllık bir hoşgörü sürecinden sonra bu ürünler yönünden marka hakkının ileri sürülmesinin MK m.2'ye aykırı olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.

Mahkemece, yukarıda açıklanan gerekçeler ile, davacı tarafından tanıtıcı işaret (tescilsiz marka) olarak kullanılan "KRAL" ibaresi ile davalı adına tescilli "KRAL" ibareli markaların iltibas yaratacak derecede benzer olmasına rağmen, davacının bu işaretin tescilsiz olarak kullanımına uzun süre sessiz kalmak suretiyle 556 sayılı KHK 74. maddesi uyarınca davalının marka hakkına dayalı olarak dava açma hakkını yitirdiği kabul edilmiş ise de, Dairemizin 09.07.2002 tarih ve 4013/7210 sayılı kararında da belirtildiği gibi, dava tarihinde yürürlükte olan 1086 Sayılı HUMK'nda dava hakkı eda davası üzerine kurulmuş olup menfi tespit davası düzenlenmiş değildir. Ne varki, doktrinde ve uygulamada menfi tespit davasının belli koşulların gerçekleşmesi halinde dinlenebilmesi gerektiği kabul edildiği gibi, yine bir kısım mevzuatta da bu tür davalar özel bir düzenlemeye tabi tutulmuştur (Örneğin 551 sayılı KHK'nin 149., 554 sayılı KHK'nin 64., 556 sayılı KHK'nin 74. maddeleri). Ancak, bu tür davalarla davalı taraf bir şey yapmaya ve şeyden kaçınmaya zorlanamayacağından ve sadece taraflar arasındaki hukuki ilişkinin varlığı veya yokluğu belirlenmekle yetinileceğinden, dava açılabilme koşul ve menfaatinin bulunup bulunmadığı hususu, üzerinde titizlikle durulması gereken bir zorunluluktur. Aksi halde, sınırsız dava hakkının varlığının kabulü, uyuşmazlıkların gereksiz bir şekilde alabildiğince yaygınlaşmasına yol açabilecektir.

Bu açıklamadan da anlaşılacağı üzere, 556 sayılı KHK'nin 74. maddesine dayalı menfi tespit davası koşullarının ve böyle bir davanın açılmasında hukuki yarar bulunup bulunmadığı hususlarının anılan madde amacıyla sınırlı olarak değerlendirilmesi gereklidir.

556 sayılı KHK'nin 74. Maddesi 1. ve 2. fıkralarında "..menfaati olan herkes, marka sahibine karşı dava açarak, fiillerinin marka hakkına tecavüz teşkil etmediğine karar verilmesini talep edebilir. Birinci fıkrada belirtilen davanın açılmasından önce, kendisinin Türkiye'de giriştiği veya girişeceği sınai faaliyeti sonucu üretilen ürünlerde kullanacağı markanın, başkasına ait bir marka hakkına tecavüz teşkil edip etmediği hakkında, marka sahibinden görüşlerini bildirmesini noter aracılığıyla talep edebilir." şeklinde yer alan hüküm, esas itibariyle hukuki menfaat ve menfi tespit davası açılabilmesi koşullarını birlikte düzenlemektedir.

Söz konusu madde metninden de anlaşılacağı üzere, böyle bir menfi tespit davasının amacı Türkiye'de sınai faaliyette bulunan veya bulunacak kişinin fiillerinin başkası adına tescilli bir markaya tecavüz oluşturup oluşturmadığı hususundaki belirsizliğin giderilmesine yöneliktir. Bu durumda menfi tespit davasını açan davacının fiillerinin marka hakkına tecavüz niteliğinde bulunup bulunmadığının tespitini istemekte hukuki menfaati olacağı tabiidir. Ne var ki somut uyuşmazlıkta, marka hakkı sahibi davalının sessiz kalmak suretiyle davacının "KRAL" ibaresini tanıtıcı işaret (tescilsiz marka) olarak kullanımı aleyhine dava açma hakkını yitirip yitirmediği hususu, ancak marka sahibi davalı tarafından açılabilecek bir tecavüzün önlenmesi davasının yargılanması sırasında ve M.K.'nun 2.maddesi uyarınca mahkemece de re'sen dikkate alınması gereken bir itiraz mahiyetinde olup, davacının 556 Sayılı KHK'nin 74.maddesi kapsamında bu hususun menfi tespit davası yoluyla belirlenmesini istemekte hukuki yararı olduğu kabul edilemez. Bu nedenle, davalı aleyhine açılan muarazanın men'i davasının reddi gerekirken, yazılı gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir.

Benzer Kararlar

Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.

  • Marka hükümsüzlüğü | Sicilden terkin

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/6588 E. 2011/17257 K.

    Ortak: · dava şartı

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

  • Marka hükümsüzlüğü | Markaya tecavüzün tespiti

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2009/6405 E. 2010/12556 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

  • Haksız Rekabetin Tespiti ve Men'i

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/6363 E. 2013/21372 K.

    Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal

    Farklı:

1 benzer karar daha
  • YİDK kararının iptali | Marka hükümsüzlüğü

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/4172 E. 2024/99 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

11. Hukuk Dairesi         2011/7104 E.  ,  2012/14860 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasında görülen davada Ankara 4. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 17/01/2011 tarih ve 2008/256-2011/6 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalılar vekilleri tarafından ayrı ayrı istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacılar vekili, müvekkillerinin 1974 yılından bu yana ''KRAL'' markası ile her çeşit pestil, köme vb. ürünleri üretip pazarladığını, üretilen ürünlerin ''Kral'' markası ile tanıtımına büyük emek, zaman ve yatırım yapıldığını, bu şekilde markanın tanınır hale geldiğini, davalının müvekkilinin bu şekilde üretimine ve markayı tanıtımına uzun süre sessiz kaldıktan sonra noter aracılığı ile müvekkiline 22.07.2008 tarihli ihtarnameyi göndererek markanın kullanımı konusunda muaraza çıkardığını, davalının uzun süre sessiz kalarak, müvekkili tarafından üretilen ürünlerin ekonomik bir değer kazanmasından sonra markanın kullanımına engel olmak istemesinin MK m.2'ye aykırı olduğunu belirterek muarazanın men'ine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, müvekkili şirketin faaliyetlerinin 1967 yılına kadar uzandığını, üretilen ürünler içerisinde tatlıların da yer aldığını, davalının üretimini yaptığı pestil, köme vb. ürünlerin bir çeşit tatlı olduğunu ve bu ürünler üzerinde kral ibaresini kullanmasının iltibasa ve haksız rekabete sebebiyet verdiğini, davalının internet üzerinden reklam ve pazarlama yapmaya başlaması ile müvekkilinin kullanımdan haberdar olduğunu, uzun süre sessiz kalma yoluyla hak kaybından bahsedilemeyeceğini belirterek davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre, davalı tarafça 22.07.2008 tarihli ihtarnamenin davacıya gönderilmesi ile markanın kullanımı konusunda taraflar arasında muaraza çıkmış olma koşulunun gerçekleştiği, davacının ''Kral'' ibaresini marka olarak kullanımının 1996 yılına kadar uzandığı, bu tarihin davalı marka tescil başvurusundan önce olduğu, davalı markalarının tanınmışlığına ilişkin dosyada yeterli delil bulunmadığı, davalı şirketin uzun yıllar pestil ve köme üreten ve ''Kral'' markasıyla en az 10 yıldır bu ürünleri pazarlayan davacı şirketten haberdar olmamasının TTK m.20/2 uyarınca basiretli bir tacir gibi hareket etme yükümlülüğüne uygun olmadığı, uzun yıllar kullanıma sessiz kalındığı, 10 yıllık bir hoşgörü sürecinden sonra bu ürünler yönünden marka hakkının ileri sürülmesinin MK m.2'ye aykırı olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.

Mahkemece, yukarıda açıklanan gerekçeler ile, davacı tarafından tanıtıcı işaret (tescilsiz marka) olarak kullanılan "KRAL" ibaresi ile davalı adına tescilli "KRAL" ibareli markaların iltibas yaratacak derecede benzer olmasına rağmen, davacının bu işaretin tescilsiz olarak kullanımına uzun süre sessiz kalmak suretiyle 556 sayılı KHK 74. maddesi uyarınca davalının marka hakkına dayalı olarak dava açma hakkını yitirdiği kabul edilmiş ise de, Dairemizin 09.07.2002 tarih ve 4013/7210 sayılı kararında da belirtildiği gibi, dava tarihinde yürürlükte olan 1086 Sayılı HUMK'nda dava hakkı eda davası üzerine kurulmuş olup menfi tespit davası düzenlenmiş değildir. Ne varki, doktrinde ve uygulamada menfi tespit davasının belli koşulların gerçekleşmesi halinde dinlenebilmesi gerektiği kabul edildiği gibi, yine bir kısım mevzuatta da bu tür davalar özel bir düzenlemeye tabi tutulmuştur (Örneğin 551 sayılı KHK'nin 149., 554 sayılı KHK'nin 64., 556 sayılı KHK'nin 74.

maddeleri). Ancak, bu tür davalarla davalı taraf bir şey yapmaya ve şeyden kaçınmaya zorlanamayacağından ve sadece taraflar arasındaki hukuki ilişkinin varlığı veya yokluğu belirlenmekle yetinileceğinden, dava açılabilme koşul ve menfaatinin bulunup bulunmadığı hususu, üzerinde titizlikle durulması gereken bir zorunluluktur. Aksi halde, sınırsız dava hakkının varlığının kabulü, uyuşmazlıkların gereksiz bir şekilde alabildiğince yaygınlaşmasına yol açabilecektir.

Bu açıklamadan da anlaşılacağı üzere, 556 sayılı KHK'nin 74. maddesine dayalı menfi tespit davası koşullarının ve böyle bir davanın açılmasında hukuki yarar bulunup bulunmadığı hususlarının anılan madde amacıyla sınırlı olarak değerlendirilmesi gereklidir.

556 sayılı KHK'nin 74. Maddesi 1. ve 2. fıkralarında "..menfaati olan herkes, marka sahibine karşı dava açarak, fiillerinin marka hakkına tecavüz teşkil etmediğine karar verilmesini talep edebilir. Birinci fıkrada belirtilen davanın açılmasından önce, kendisinin Türkiye'de giriştiği veya girişeceği sınai faaliyeti sonucu üretilen ürünlerde kullanacağı markanın, başkasına ait bir marka hakkına tecavüz teşkil edip etmediği hakkında, marka sahibinden görüşlerini bildirmesini noter aracılığıyla talep edebilir." şeklinde yer alan hüküm, esas itibariyle hukuki menfaat ve menfi tespit davası açılabilmesi koşullarını birlikte düzenlemektedir.

Söz konusu madde metninden de anlaşılacağı üzere, böyle bir menfi tespit davasının amacı Türkiye'de sınai faaliyette bulunan veya bulunacak kişinin fiillerinin başkası adına tescilli bir markaya tecavüz oluşturup oluşturmadığı hususundaki belirsizliğin giderilmesine yöneliktir. Bu durumda menfi tespit davasını açan davacının fiillerinin marka hakkına tecavüz niteliğinde bulunup bulunmadığının tespitini istemekte hukuki menfaati olacağı tabiidir. Ne var ki somut uyuşmazlıkta, marka hakkı sahibi davalının sessiz kalmak suretiyle davacının "KRAL" ibaresini tanıtıcı işaret (tescilsiz marka) olarak kullanımı aleyhine dava açma hakkını yitirip yitirmediği hususu, ancak marka sahibi davalı tarafından açılabilecek bir tecavüzün önlenmesi davasının yargılanması sırasında ve M.K.'nun 2.maddesi uyarınca mahkemece de re'sen dikkate alınması gereken bir itiraz mahiyetinde olup, davacının 556 Sayılı KHK'nin 74.maddesi kapsamında bu hususun menfi tespit davası yoluyla belirlenmesini istemekte hukuki yararı olduğu kabul edilemez.

Bu nedenle, davalı aleyhine açılan muarazanın men'i davasının reddi gerekirken, yazılı gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir.

SONUÇ

Yukarıdaki bentte açıklanan nedenlerle yerel mahkemece verilen kararın davalı şirket yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davalıya iadesine, 02/10/2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1063302000 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.