Alacak
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2012/535 E. 2012/12198 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Yetkili mahkeme
- yetki/yetkisizlik
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
pay sahipliği sıfatı↗ istirdat davası↗ tefrik↗ zamanaşımı defi↗ pay sahipliği↗ ihtisas mahkemesi↗ hile↗ şikayet↗ pay defteri↗ olumsuz oy↗ dolandırıcılık↗ komisyon↗ vade↗ anonim şirket↗ kâr dağıtımı↗ istirdat↗ ortaklık ilişkisi↗ bilirkişi incelemesi↗ kâr payı↗ taahhütname↗ taşıyan↗ yetkisizlik kararı↗ cy/cy kaydı↗ zamanaşımı↗ ibraz↗ kesin hüküm↗ e-defter↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, bilirkişi raporu ve toplanan kanıtlara göre, ortaklık durum belgesi adını taşıyan altında belge fotokopisinin davalı şirketlere para verdiğini ispata yeterli olmadığı, davalı şirketlere ödünç para verildiğinin de ispat edilemediği, davacının devir yoluyla ortak olduğu, davalı defter kayıtlarının incelenmesine göre de davacının şirket ortağı olduğunun çekişmesiz olduğu, TTK.329 ve 405. maddeleri uyarınca da paranın iadesi talebinin dinlenmesinin mümkün bulunmadığı, davalılardan Kombassan Holding AŞ ile davacı arasında hukuki ilişkiyi kanıtlar belge sunulmadığı ve davalı yöneticinin kişisel sorumluluğuna yönelik delil sunulmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davalılardan ... dışındaki taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1-Dava, geçerli şekilde ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tesbiti ve bu amaçla verilen paranın tahsili istemine ilişkin olup mahkemece, bilirkişi raporu alındıktan sonra yukarıda yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bilirkişi kurulu, davalı Kombassan Holding A.Ş.'nin defterlerinde davacıya ilişkin hiç bir kayıt bulunmadığı, davalı Kombassan İnş.Tar. ve San. İşl. T.A.Ş.'nin ise 1997, 1998, 1999, 2000 yılları defterlerinin incelendiği, defterlerin kapanış tastikleri olmadığı için usulüne uygun olmadığı, şirketin sermaye hesapları ile ilgili yapılan incelemede davacının ismine rastlanamadığı, 1997, 1998, 1999 yıllarında 30 adet ortağın isminin bulunduğu ve şirket sermayesinin tamamının bu ortaklar tarafından taahhüt edilmiş olduğu, davacının doğrudan bu şirketten hisse satın aldığına ilişkin bir kayıt bulunmadığı, davacının hissesini şirketin diğer ortaklarından satın aldığı, şirket kayıtlarına göre şirketin kâr dağıtımı yapmadığı belirtilmiş, raporun 17 ve 18'inci sahifelerinde ise aslen ve devren pay sahipliği açıklandıktan sonra huzurdaki olay açısından şirket muhasebe kayıtlarında davacının pay sahibi olduğuna ilişkin bir kayda rastlanmadığı, buna mukabil davacının ortaklar pay defterinde ortak olarak göründüğünü ancak, HUMK md. 403 ve defterlerin durumu nazara alındığında pay sahipliği sıfatının şirket kayıtlarından tesbit edilemeyeceği sonucuna varıldığını, ortaklar pay defterinde davacının 400 hisse ile ortak olarak kayıtlı olduğunu ve pay defterinin ciltli olduğu ortaklar ile ilgili bilgilerin bilgisayar ile yazılı olarak deftere yapıştırıldığını, bu sayfaların değiştirildiği ve pay sahipliğinde oynama yapıldığı yönündeki iddianın bu konuda ihtisas sahibi bilirkişilerce incelenmesi gerektiği ve sonuç olarak uyuşmazlığın taraflar arasındaki ilişkinin ortaklık mı yoksa ödünç ilişkisi mi olduğu konusunda düğümlendiğini, fon talep eden bir anonim şirket ile birikimlerini değerlendirmek isteyen bir kimse arasındaki ilişkinin kural olarak ortaklık ilişkisi olduğunu, aksini ispatlamaya yeterli delilin dosyada bulunmadığını, hilenin BK'nun 31'inci maddesi gereğince (1) yıl içinde ileri sürülmesi gerektiğini ve bu sürenin de geçtiğini bildirmişlerdir.
Ancak, bilirkişi kurulu, ceza mahkemesi dosyası ile davalılar tarafından hukuka aykırı faaliyetlerin resmi kurum raporları ile belgelendirilmiş olması huzurdaki dava açısından bir takım tesbitler içerse de buna ilişkin hukuki sonuçların esasen SPK'da düzenlendiğini ve huzurdaki dava açısından değerlendirilmesinin tamamen hukuki mesele olup mahkemeye ait olduğunu bildirmiş, fakat mahkemece açılan kamu davalarından beraat kararı verildiği ve bu davalarda davacının şikayetçi konumunda bulunmadığı gerekçede belirtilmiş, başka bir değerlendirme yapılmamıştır.
Dairemize intikal eden emsal dosyalardan bilindiği üzere Konya 1. ACM ve Konya 3. ACM'de davalı Şirketlerin yöneticileri suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, dolandırıcılık suçlarından yarrgılanmışlardır. 3. ACM dosyasında dava nihai olarak zamanaşımı ile ortadan kalkmış, 1.ACM dosyasında ise mahkemece verilen zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırma kararı temyiz edilmiş olup kararın kesinleşip kesinleşmediği belli değildir. Ayrıca, davacının delili olan ve bilirkişilerce değerlendirilmesi gerektiğine işaret edilen SPK ve Meclis Araştırma Komisyon raporları, SPK duyuruları mahkemece değerlendirilmemiştir. Bilindiği üzere BK'nun 53'üncü maddesi gereğince kesinleşmiş mahkumiyet hükmünde ceza mahkemesi tarafından belirlenen maddi vakıalar hukuk hakimini bağlayacağından 1. ACM kararının kesinleşip kesinleşmediği de araştırılarak, her iki kararın kesinleşmiş olması halinde zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırma kararının kesinleşmiş bir ceza hükmü olmaması nedeniyle hukuk hakimini bağlamayacağı nazara alınarak ceza dosyalarında alınan bilirkişi raporlarında tesbit edilen maddi vakıaların neler olduğunun belirlenmesi, varsa bu maddi vakıaların dosyada mevcut davacı tarafından ibraz edilen deliller ve görülmekte olan davada alınan bilirkişi raporuyla birlikte değerlendirilerek davacının uğradığını iddia ettiği zarardan davalıların sorumlu olup olmayacağının saptanması gerekir.
Ayrıca, mahkemece davacının ortak olduğu gerekçesiyle dava reddedilmiş ise de bilirkişi kurulu 1997, 1998, 1999 yılları defterlerinde sermaye hesabında kayıtlı 30 ortağın bulunduğunu bildirmişler, mahkemece dava 2008 yılında açılmasına ve ortak olmadığının tesbiti talebini içermesine rağmen dava tarihi itibariyle davacının, davalı şirketin sermayasınde payı bulunup bulunmadığı, payı mevcut ise bu payı kimden devraldığı da açıklığa kavuşturulmamış, davalı tarafından davacının ortak sıfatıyla genel kurullara katıldığı veya usulünce dağıtılmasına karar verilen kâr payını aldığı veya başka bir şekilde ortaklığın benimsenmesi sonucunu doğuracak bir ilişkiye girdiği de iddia ve ispat edilmemiştir. Davacının ibraz ettiği 22.04.2000 tarihli Ortaklık Durum Belgesinde imzası blununan ''T. Adı Soyadı, İmzası, A. Özdemir '' isimli kişinin davalı şirkette hissesi bulunup bulunmadığı, bilirkişi raporunda belirtilen 30 kişiden biri olup olmadığı üzerinde durulmamıştır.
Bu durumda, davanın, iddianın ileri sürülüş biçimi nazara alındığında davalıların organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir istirdat davası niteliğinde olduğu da gözetilmek suretiyle BK'nun 53'üncü maddesi gereğince ancak kesinleşmiş bir mahkumiyet kararında ceza hakiminin kabul ettiği maddi vakıaların hukuk hakimini bağlayacağı gözetilmek, her iki ceza dosyasındaki deliller ve davacının dayandığı resmi kurum raporları somut davadaki delillerle birlikte değerlendirilmek ve dava tarihi itibariyle şirketin sermayesinde davacının pay defterine kaydedilen payının yer alıp almadığı belirlenmek suretiyle davacının ortak olup olmadığının kesin bir şekilde saptanması gerekir. Delillerin değerlendirilmesi neticesinde davacının ortak olmadığının anlaşılması halinde ise hukuki ilişkinin kurulduğu tarih itibariyle yürürlükte bulunan 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun 10. maddesindeki ''Bu Kanunun uygulanmasında yazılı ya da sözlü olarak veya herhangi bir şekilde halka duyurulmak suretiyle ivazsız veya bir ivaz karşılığında istendiğinde ya da belli bir vadede iade edilmek üzere para kabulü mevduat kabulü sayılır. Karşılığında mevduat cüzdanı yerine katılma belgesi, makbuz, senet ve benzeri belgelerin verilmesi, alınan paraların mevduat sayılmasına engel değildir.'' hükmüne göre eylemin, izinsiz mevduat toplamak olduğu kabul edilerek her bir davalının hukuki durumunun buna göre tayin ve takdir edilmesi gerekir.
Bunun yanısıra davacı, Kombassan Holding A.Ş., Kombassan İnş.Tar.San. A.Ş. ve ... aleyhine Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'ne dava açmış olup, mahkemece davalılar Kombassan İnş.Tar.San. A.Ş. ve ... hakkındaki dava, bu davadan tefrik edilerek mahkemenin 2009/549 E. kayıt edilip akabinde yetkisizlik kararı verilerek dosya Konya Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmiştir. Bu durumda, Kombassan Holding A.Ş. aleyhine açılan davada yetkisizlik kararı verilmediği ve bu nedenle de bu şirket karar başlığında yer almadığı halde kararın gerekçesinde bu davalıdan da bahsedilmek ve bu davalı yönünden de davanın reddedildiğinin açıklanması doğru olmamış ve yukarıda açıklanan gerekçelere ilaveten bu yönden de kararın mümeyyiz davacı yararına bozulması gerekmiştir.
2-Davalılar vekilinin temyiz itirazlarına gelince, davalılar vekili cevap layihasında zamanaşımı definde bulunmuş olup, davalının zamanaşımı defi hakkında olumlu veya olumsuz bir karar verilmemesi de doğru olmamış, kararın mümeyyiz davalılar yararına bozulması gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/329 E. 2012/8977 K.
Ortak:pay sahipliği sıfatı · istirdat davası · zamanaşımı defi · pay sahipliği · hile · şikayet · pay defteri · olumsuz oy · zamanaşımı var · Alacak
İncelediğiniz kararda403 ve «defterlerin» durumu nazara alındığında «pay sahipliği sıfatının» şirket kayıtlarından tesbit edilemeyeceği sonucuna varıldığını, ortaklar «pay defterinde» davacının 400 hisse ile ortak olarak kayıtlı olduğunu ve pay defterinin ciltli olduğu ortaklar ile ilgili bilgilerin bilgisayar ile yazılı olarak deftere yapıştırıldığını, bu sayfaların değiştirildiği ve pay sahipliğinde oynama yapıldığı yönündeki iddianın bu konuda «ihtisas» sahibi «bilirkişilerce incelenmesi» gerektiği ve sonuç olarak uyuşmazlığın taraflar arasındaki ilişkinin ortaklık mı yoksa ödünç ilişkisi mi olduğu konusunda düğümlendiğini, fon talep eden bir «anonim şirket» ile birikimlerini değerlendirmek isteyen bir kimse arasındaki ilişkinin kural olarak «ortaklık ilişkisi» olduğunu, aksini ispatlamaya yeterli delilin dosyada bulunmadığını, «hilenin» BK'nun 31'inci maddesi gereğince (1) yıl içinde ileri sürülmesi gerektiğini ve bu sürenin de geçtiğini bildirmişlerdir.
T.A.Ş.'nin ise 1997, 1998, 1999, 2000 yılları «defterlerinin» incelendiği, defterlerin kapanış tastikleri olmadığı için usulüne uygun olmadığı, şirketin sermaye hesapları ile ilgili yapılan incelemede davacının ismine rastlanamadığı, 1997, 1998, 1999 yıllarında 30 adet ortağın isminin bulunduğu ve şirket sermayesinin tamamının bu ortaklar tarafından «taahhüt» edilmiş olduğu, davacının doğrudan bu şirketten hisse satın aldığına ilişkin bir kayıt bulunmadığı, davacının hissesini şirketin diğer ortaklarından satın aldığı, şirket kayıtlarına göre şirketin kâr «dağıtımı» yapmadığı belirtilmiş, raporun 17 ve 18'inci sahifelerinde ise aslen ve devren «pay sahipliği» açıklandıktan sonra huzurdaki olay açısından şirket muhasebe kayıtlarında davacının pay sahibi olduğuna ilişkin bir «kayda» rastlanmadığı, buna mukabil davacının ortaklar «pay defterinde» ortak olarak göründüğünü ancak, HUMK md.
Bu durumda, davanın, iddianın ileri sürülüş biçimi nazara alındığında davalıların organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir «istirdat davası» niteliğinde olduğu da gözetilmek suretiyle BK'nun 53'üncü maddesi gereğince ancak kesinleşmiş bir mahkumiyet kararında ceza hakiminin kabul ettiği maddi vakıaların hukuk hakimini bağlayacağı gözetilmek, her iki ceza dosyasındaki deliller ve davacının dayandığı resmi kurum raporları somut davadaki delillerle birlikte değerlendirilmek ve dava tarihi itibariyle şirketin sermayesinde davacının «pay defterine» kaydedilen «payının» yer alıp almadığı belirlenmek suretiyle davacının ortak olup olmadığının «kesin» bir şekilde saptanması gerekir.
Benzer bu kararda403 ve «defterlerin» durumu nazara alındığında «pay sahipliği sıfatının» şirket kayıtlarından tesbit edilemeyeceği sonucuna varıldığını, ortaklar «pay defterinde» davacının 260 hisse ile ortak olarak kayıtlı olduğunu ve pay defterinin ciltli olduğu ortaklar ile ilgili bilgilerin bilgisayar ile yazılı olarak deftere yapıştırıldığını ve sonuç olarak uyuşmazlığın taraflar arasındaki ilişkinin ortaklık mı yoksa ödünç ilişkisi mi olduğu konusunda düğümlendiğini, fon talep eden bir «anonim şirket» ile birikimlerini değerlendirmek isteyen bir kimse arasındaki ilişkinin kural olarak «ortaklık ilişkisi» olduğunu, aksini ispatlamaya yeterli delilin dosyada bulunmadığını, «hilenin» BK'nun 31'inci maddesi gereğince (1) yıl içinde ileri sürülmesi gerektiğini ve bu sürenin de geçtiğini bildirmişlerdir.
T.A.Ş.'nin ise 1997, 1998, 1999, 2000 yılları «defterlerinin» incelendiği, defterlerin kapanış tastikleri olmadığı için usulüne uygun olmadığı, şirketin sermaye hesapları ile ilgili yapılan incelemede davacının ismine rastlanamadığı, 1997, 1998, 1999 yıllarında 30 adet ortağın isminin bulunduğu ve şirket sermayesinin tamamının bu ortaklar tarafından «taahhüt» edilmiş olduğu, davacının doğrudan bu şirketten hisse satın aldığına ilişkin bir kayıt bulunmadığı, davacının hissesini şirketin diğer ortaklarından satın aldığı, şirket kayıtlarına göre şirketin kâr «dağıtımı» yapmadığı belirtilmiş, raporun 17 ve 18'inci sahifelerinde ise aslen ve devren «pay sahipliği» açıklandıktan sonra huzurdaki olay açısından şirket muhasebe kayıtlarında davacının pay sahibi olduğuna ilişkin bir «kayda» rastlanmadığı, buna mukabil davacının ortaklar «pay defterinde» ortak olarak göründüğünü ancak, HUMK md.
Bu durumda, davanın, iddianın ileri sürülüş biçimi nazara alındığında davalıların organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir «istirdat davası» niteliğinde olduğu da gözetilmek suretiyle BK'nun 53'üncü maddesi gereğince ceza hakiminin kabul ettiği maddi vakıaların hukuk hakimini bağlayacağı gözetilmek, her iki ceza dosyasındaki deliller ve davacının dayandığı resmi kurum raporları değerlendirilmek ve dava tarihi itibariyle şirketin sermayesinde davacının «pay defterine» kaydedilen «payının» yer alıp almadığı belirlenmek suretiyle davacının ortak olup olmadığının «kesin» bir şekilde saptanması gerekir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
-
Alacak 🔁 aynen tekrar
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/324 E. 2012/12206 K.
Ortak:pay sahipliği sıfatı · istirdat davası · tefrik · zamanaşımı defi · pay sahipliği · ihtisas mahkemesi · hile · pay defteri · yetki/yetkisizlik · zamanaşımı var · Alacak
İncelediğiniz kararda403 ve «defterlerin» durumu nazara alındığında «pay sahipliği sıfatının» şirket kayıtlarından tesbit edilemeyeceği sonucuna varıldığını, ortaklar «pay defterinde» davacının 400 hisse ile ortak olarak kayıtlı olduğunu ve pay defterinin ciltli olduğu ortaklar ile ilgili bilgilerin bilgisayar ile yazılı olarak deftere yapıştırıldığını, bu sayfaların değiştirildiği ve pay sahipliğinde oynama yapıldığı yönündeki iddianın bu konuda «ihtisas» sahibi «bilirkişilerce incelenmesi» gerektiği ve sonuç olarak uyuşmazlığın taraflar arasındaki ilişkinin ortaklık mı yoksa ödünç ilişkisi mi olduğu konusunda düğümlendiğini, fon talep eden bir «anonim şirket» ile birikimlerini değerlendirmek isteyen bir kimse arasındaki ilişkinin kural olarak «ortaklık ilişkisi» olduğunu, aksini ispatlamaya yeterli delilin dosyada bulunmadığını, «hilenin» BK'nun 31'inci maddesi gereğince (1) yıl içinde ileri sürülmesi gerektiğini ve bu sürenin de geçtiğini bildirmişlerdir.
T.A.Ş.'nin ise 1997, 1998, 1999, 2000 yılları «defterlerinin» incelendiği, defterlerin kapanış tastikleri olmadığı için usulüne uygun olmadığı, şirketin sermaye hesapları ile ilgili yapılan incelemede davacının ismine rastlanamadığı, 1997, 1998, 1999 yıllarında 30 adet ortağın isminin bulunduğu ve şirket sermayesinin tamamının bu ortaklar tarafından «taahhüt» edilmiş olduğu, davacının doğrudan bu şirketten hisse satın aldığına ilişkin bir kayıt bulunmadığı, davacının hissesini şirketin diğer ortaklarından satın aldığı, şirket kayıtlarına göre şirketin kâr «dağıtımı» yapmadığı belirtilmiş, raporun 17 ve 18'inci sahifelerinde ise aslen ve devren «pay sahipliği» açıklandıktan sonra huzurdaki olay açısından şirket muhasebe kayıtlarında davacının pay sahibi olduğuna ilişkin bir «kayda» rastlanmadığı, buna mukabil davacının ortaklar «pay defterinde» ortak olarak göründüğünü ancak, HUMK md.
Bu durumda, davanın, iddianın ileri sürülüş biçimi nazara alındığında davalıların organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir «istirdat davası» niteliğinde olduğu da gözetilmek suretiyle BK'nun 53'üncü maddesi gereğince ancak kesinleşmiş bir mahkumiyet kararında ceza hakiminin kabul ettiği maddi vakıaların hukuk hakimini bağlayacağı gözetilmek, her iki ceza dosyasındaki deliller ve davacının dayandığı resmi kurum raporları somut davadaki delillerle birlikte değerlendirilmek ve dava tarihi itibariyle şirketin sermayesinde davacının «pay defterine» kaydedilen «payının» yer alıp almadığı belirlenmek suretiyle davacının ortak olup olmadığının «kesin» bir şekilde saptanması gerekir.
Benzer bu karardaTic.A.Ş. «defterlerinde» ise 880 adet 5.280.000.000 TL tutarında hissedar olduğu, hisselerin «pay defterinde kayıtlarının» olduğu, diğer muhasebe kayıtlarında ise davacıyla ilgili bir işleme rastlanılmadığı, defterlerin kapanış «tasdiklerinin» olmadığı, bu şekilde usulüne uygun olmadıkları, pay defterindeki kayıtların, hisse değeri, tutar ve düşünceler bilgilerinin bilgisayar ile yazılı olarak deftere yapıştırılmış durumda oldukları, pay defterine hangi tarihte kayıt yapıldığının belli olmadığı, HUMK'nun 403. maddesi ve defterlerin mevcut durumu nazara alındığında «pay sahipliği sıfatının» şirket kayıtlarından tespit edilemeyeceği, pay defteri sahifelerinin değiştirildiği ve pay sahipliğinde oynama yapıldığı yönündeki iddianın bu konuda «ihtisas» sahibi «bilirkişilerce incelenmesi» gerektiği ve sonuç olarak uyuşmazlığın taraflar arasındaki ilişkinin ortaklık mı, yoksa ödünç ilişkisi mi olduğu karşısında düğümlendiğini, fon talep eden bir «anonim şirket» ile birikimlerini değerlendirmek isteyen bir kimse arasındaki ilişkinin kural olarak «ortaklık ilişkisi» olduğunu, aksini ispatlamaya yeterli delilin dosyada bulunmadığını, «hilenin» BK'nun 31. maddesi gereğince (1) yıl içerisinde ileri sürülmesi gerektiğini ve bu sürenin de geçtiğini bildirmişlerdir.
… özetilmek her iki ceza dosyasındaki deliller ve davacının dayandığı resmi kurum raporları değerlendirilmek ve dava tarihi itibariyle şirketin sermayesinde davacının «pay defterine» kaydedilen «payının» yer alıp almadığı belirlenmek ve davanın, iddianın ileri sürülüş biçimi nazara alındığında davalıların organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir «istirdat davası» niteliğinde olduğu da gözetilmek, hukuki ilişkinin kurulduğu tarih itibariyle yürürlükte bulunan 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun 10. maddesi ''Bu Kanunun uygulanmasında yazılı ya da sözlü olarak veya herhangi bir şekilde halka duyurulmak suretiyle ivazsız veya bir ivaz karşılığında istendiğinde ya da belli bir «vadede» iade edilmek üzere para kabulü mevduat kabulü sayılır.
A.Ş. ve ... hakkındaki dava, bu davadan «tefrik» edilerek mahkemenin 2009/546 Esas kayıt edilip akabinde «yetkisizlik» kararı verilerek dosya Konya Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:pay defterine kayıt · kâr payı dağıtımı · tasdik kararı · yetki
Benzer bu karardaTic.A.Ş. «defterlerinde» ise 880 adet 5.280.000.000 TL tutarında hissedar olduğu, hisselerin «pay defterinde kayıtlarının» olduğu, diğer muhasebe kayıtlarında ise davacıyla ilgili bir işleme rastlanılmadığı, defterlerin kapanış «tasdiklerinin» olmadığı, bu şekilde usulüne uygun olmadıkları, pay defterindeki kayıtların, hisse değeri, tutar ve düşünceler bilgilerinin bilgisayar ile yazılı olarak deftere yapıştırılmış durumda oldukları, pay defterine hangi tarihte kayıt yapıldığının belli olmadığı, HUMK'nun 403. maddesi ve defterlerin mevcut durumu nazara alındığında «pay sahipliği sıfatının» şirket kayıtlarından tespit edilemeyeceği, pay defteri sahifelerinin değiştirildiği ve pay sahipliğinde oynama yapıldığı yönündeki iddianın bu konuda «ihtisas» sahibi «bilirkişilerce incelenmesi» gerektiği ve sonuç olarak uyuşmazlığın taraflar arasındaki ilişkinin ortaklık mı, yoksa ödünç ilişkisi mi olduğu karşısında düğümlendiğini, fon talep eden bir «anonim şirket» ile birikimlerini değerlendirmek isteyen bir kimse arasındaki ilişkinin kural olarak «ortaklık ilişkisi» olduğunu, aksini ispatlamaya yeterli delilin dosyada bulunmadığını, «hilenin» BK'nun 31. maddesi gereğince (1) yıl içerisinde ileri sürülmesi gerektiğini ve bu sürenin de geçtiğini bildirmişlerdir.
Bu dosyada düzenlenen iddianamede ve dayanak 07.09.1999 tarihli denetim raporunda şirketin yasal «defter» ve kayıtlarında görülmesine rağmen 1995, 1996, 1997 yıllarında ortak olmak amacıyla para toplanan tasarruf sahiplerine Alman Markı bazında sırayla yıllık % 18, %18 ve % 20 oranında kâr «payı dağıtımlarının» şirket faaliyet sonuçlarından bağımsız olarak gerçekleştirildiği, anılan yıllarda, şirketin önemli tutarda zarar ettiği halde bu oranda kâr payı dağıtmasının ancak sisteme yeni giren katılımcılardan toplanan paralarla karşılanmasının mümkün olduğu holdingce tasarruf sahiplerine verilen hisselerin daha sonra geri alındığı ve yeni ortak olmak isteyenlere satıldığı, holdingin aracı rol üstlendiği ancak böyle bir «yetki» belgesinin olmadığı, Kombassan Holding A.Ş. ve Kombassan İnşaat Tarım ve San.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/5592 E. 2012/12205 K.
Ortak:istirdat davası · pay defteri · dolandırıcılık · vade · kâr dağıtımı · istirdat · ortaklık ilişkisi · kâr payı · zamanaşımı var · Alacak
İncelediğiniz karardaBu durumda, davanın, iddianın ileri sürülüş biçimi nazara alındığında davalıların organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir «istirdat davası» niteliğinde olduğu da gözetilmek suretiyle BK'nun 53'üncü maddesi gereğince ancak kesinleşmiş bir mahkumiyet kararında ceza hakiminin kabul ettiği maddi vakıaların hukuk hakimini bağlayacağı gözetilmek, her iki ceza dosyasındaki deliller ve davacının dayandığı resmi kurum raporları somut davadaki delillerle birlikte değerlendirilmek ve dava tarihi itibariyle şirketin sermayesinde davacının «pay defterine» kaydedilen «payının» yer alıp almadığı belirlenmek suretiyle davacının ortak olup olmadığının «kesin» bir şekilde saptanması gerekir.
T.A.Ş.'nin ise 1997, 1998, 1999, 2000 yılları «defterlerinin» incelendiği, defterlerin kapanış tastikleri olmadığı için usulüne uygun olmadığı, şirketin sermaye hesapları ile ilgili yapılan incelemede davacının ismine rastlanamadığı, 1997, 1998, 1999 yıllarında 30 adet ortağın isminin bulunduğu ve şirket sermayesinin tamamının bu ortaklar tarafından «taahhüt» edilmiş olduğu, davacının doğrudan bu şirketten hisse satın aldığına ilişkin bir kayıt bulunmadığı, davacının hissesini şirketin diğer ortaklarından satın aldığı, şirket kayıtlarına göre şirketin kâr «dağıtımı» yapmadığı belirtilmiş, raporun 17 ve 18'inci sahifelerinde ise aslen ve devren «pay sahipliği» açıklandıktan sonra huzurdaki olay açısından şirket muhasebe kayıtlarında davacının pay sahibi olduğuna ilişkin bir «kayda» rastlanmadığı, buna mukabil davacının ortaklar «pay defterinde» ortak olarak göründüğünü ancak, HUMK md.
403 ve «defterlerin» durumu nazara alındığında «pay sahipliği sıfatının» şirket kayıtlarından tesbit edilemeyeceği sonucuna varıldığını, ortaklar «pay defterinde» davacının 400 hisse ile ortak olarak kayıtlı olduğunu ve pay defterinin ciltli olduğu ortaklar ile ilgili bilgilerin bilgisayar ile yazılı olarak deftere yapıştırıldığını, bu sayfaların değiştirildiği ve pay sahipliğinde oynama yapıldığı yönündeki iddianın bu konuda «ihtisas» sahibi «bilirkişilerce incelenmesi» gerektiği ve sonuç olarak uyuşmazlığın taraflar arasındaki ilişkinin ortaklık mı yoksa ödünç ilişkisi mi olduğu konusunda düğümlendiğini, fon talep eden bir «anonim şirket» ile birikimlerini değerlendirmek isteyen bir kimse arasındaki ilişkinin kural olarak «ortaklık ilişkisi» olduğunu, aksini ispatlamaya yeterli delilin dosyada bulunmadığını, «hilenin» BK'nun 31'inci maddesi gereğince (1) yıl içinde ileri sürülmesi gerektiğini ve bu sürenin de geçtiğini bildirmişlerdir.
Benzer bu kararda… gözetilmek her iki ceza dosyasındaki deliller ve davanın dayandığı resmi kurum raporları değerlendirilmek ve dava tarihi itibariyle şirketin sermayesinde davacının «pay defterine» kaydedilen «payının» yer alıp almadığı belirlenmek ve davanın, iddianın ileri sürülüş bicimi nazara alındığında davalıların organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir «istirdat davası» niteliğinde olduğu da gözetilmek, hukuki ilişkinin bulunduğu tarih itibariyle yürürlükte bulunan 4389 sayılı Bankalar Kanunu’nun 10. maddesi “Bu kanun uygulanmasında yazılı ya da sözlü olarak veya herhangi bir şekilde halka duyurulmak suretiyle ivazsız veya ivaz karşılığında istendiğinde yada belli bir «vadede» iade edilmek üzere para kabulü mevduat kabulü sayılır.
Ayrıca, davacı ortak olmadığının tesbitini de istemekle dava tarihi itibariyle davacının, davalı şirketin sermayesinde «payı» bulunup bulunmadığı, davacının ortak sıfatıyla genel kurullara katıldığı veya usulünce «dağıtılmasının» karar verilen kar payını aldığı veya başka bir şekilde ortalığın benimsenmesi sonucunu doğuracak bir ilişkiye girip girmediği üzerinde de durulmamıştır.
Dava, geçerli şekilde «ortaklık ilişkisinin» kurulmadığının tesbiti ve bu amaçla verilen paranın tahsili istemine ilişkin olup mahkemece, bilirkişi raporu alındıktan sonra yukarıda yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:pasif husumet ehliyeti · husumet ehliyeti · pasif husumet yokluğu · pasif husumet · husumet yokluğu · taraf ehliyeti · husumet
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre davacının Kombassan Holding A.Ş’nin ortağı olarak kayıtlı bulunması nedeniyle bu davalı haklarındaki davanın esastan, diğer davalılar hakkındaki davacının ise «pasif husumet ehliyetine» sahip olmaması nedeniyle «pasif husumet yokluğundan» reddine karar verilmiştir.
4 benzer karar daha
-
Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/16027 E. 2013/15519 K.
Ortak:istirdat davası · pay defteri · dolandırıcılık · vade · kâr dağıtımı · istirdat · ortaklık ilişkisi · kâr payı · zamanaşımı var
İncelediğiniz karardaBu durumda, davanın, iddianın ileri sürülüş biçimi nazara alındığında davalıların organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir «istirdat davası» niteliğinde olduğu da gözetilmek suretiyle BK'nun 53'üncü maddesi gereğince ancak kesinleşmiş bir mahkumiyet kararında ceza hakiminin kabul ettiği maddi vakıaların hukuk hakimini bağlayacağı gözetilmek, her iki ceza dosyasındaki deliller ve davacının dayandığı resmi kurum raporları somut davadaki delillerle birlikte değerlendirilmek ve dava tarihi itibariyle şirketin sermayesinde davacının «pay defterine» kaydedilen «payının» yer alıp almadığı belirlenmek suretiyle davacının ortak olup olmadığının «kesin» bir şekilde saptanması gerekir.
T.A.Ş.'nin ise 1997, 1998, 1999, 2000 yılları «defterlerinin» incelendiği, defterlerin kapanış tastikleri olmadığı için usulüne uygun olmadığı, şirketin sermaye hesapları ile ilgili yapılan incelemede davacının ismine rastlanamadığı, 1997, 1998, 1999 yıllarında 30 adet ortağın isminin bulunduğu ve şirket sermayesinin tamamının bu ortaklar tarafından «taahhüt» edilmiş olduğu, davacının doğrudan bu şirketten hisse satın aldığına ilişkin bir kayıt bulunmadığı, davacının hissesini şirketin diğer ortaklarından satın aldığı, şirket kayıtlarına göre şirketin kâr «dağıtımı» yapmadığı belirtilmiş, raporun 17 ve 18'inci sahifelerinde ise aslen ve devren «pay sahipliği» açıklandıktan sonra huzurdaki olay açısından şirket muhasebe kayıtlarında davacının pay sahibi olduğuna ilişkin bir «kayda» rastlanmadığı, buna mukabil davacının ortaklar «pay defterinde» ortak olarak göründüğünü ancak, HUMK md.
403 ve «defterlerin» durumu nazara alındığında «pay sahipliği sıfatının» şirket kayıtlarından tesbit edilemeyeceği sonucuna varıldığını, ortaklar «pay defterinde» davacının 400 hisse ile ortak olarak kayıtlı olduğunu ve pay defterinin ciltli olduğu ortaklar ile ilgili bilgilerin bilgisayar ile yazılı olarak deftere yapıştırıldığını, bu sayfaların değiştirildiği ve pay sahipliğinde oynama yapıldığı yönündeki iddianın bu konuda «ihtisas» sahibi «bilirkişilerce incelenmesi» gerektiği ve sonuç olarak uyuşmazlığın taraflar arasındaki ilişkinin ortaklık mı yoksa ödünç ilişkisi mi olduğu konusunda düğümlendiğini, fon talep eden bir «anonim şirket» ile birikimlerini değerlendirmek isteyen bir kimse arasındaki ilişkinin kural olarak «ortaklık ilişkisi» olduğunu, aksini ispatlamaya yeterli delilin dosyada bulunmadığını, «hilenin» BK'nun 31'inci maddesi gereğince (1) yıl içinde ileri sürülmesi gerektiğini ve bu sürenin de geçtiğini bildirmişlerdir.
Benzer bu karardaBu durumda, davanın, iddianın ileri sürülüş biçimi nazara alındığında davalıların organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir «istirdat davası» niteliğinde olduğu da gözetilmek suretiyle BK'nın 53'üncü maddesi gereğince ancak kesinleşmiş bir mahkumiyet kararında ceza hakiminin kabul ettiği maddi vakıaların hukuk hakimini bağlayacağı gözetilmek, her iki ceza dosyasındaki deliller ve davacının dayandığı resmi kurum raporları somut davadaki delillerle birlikte değerlendirilmek ve dava tarihi itibariyle şirketin sermayesinde davacının «pay defterine» kaydedilen «payının» yer alıp almadığı belirlenmek suretiyle davacının ortak olup olmadığının «kesin» bir şekilde saptanması gerekir.
Mahkemece, tüm dosya kapsamına, toplanan delillere ve düzenlenen bilirkişi raporuna göre, davacının şirketteki ortaklık «kaydı» gözetildiğinde, TTK 329 ve 405 maddelerine göre, şirketin kendi hisselerini temellük edemeyeceği, davacının «hisse senedi» bedelini alamayacağı, kâr «payı dağıtılmasına» ilişkin ise, herhangi bir genel kurul kararı bulunmadığı gerekçesi ile, davanın reddine karar verilmiştir.
Ayrıca mahkemece davacının ortak olduğu gerekçesiyle dava reddedilmiş ise de, dava tarihi itibariyle davacının davalı şirketin sermayesinde «payı» bulunup bulunmadığı, payı mevcut ise bu payı kimden devraldığı da açıklığı kavuşturulmamış, davalı tarafından davacının ortak sıfatıyla genel kurullara katıldığı veya usulünce «dağıtılmasına» karar verilen kâr payını aldığı veya başka bir şekilde ortaklığın benimsenmesi sonucunu doğuracak bir ilişkiye girdiği de iddia ve ispat edilmemiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kâr payı dağıtımı · hisse senedi · zamanaşımı def'i · def'i
Benzer bu karardaMahkemece, tüm dosya kapsamına, toplanan delillere ve düzenlenen bilirkişi raporuna göre, davacının şirketteki ortaklık «kaydı» gözetildiğinde, TTK 329 ve 405 maddelerine göre, şirketin kendi hisselerini temellük edemeyeceği, davacının «hisse senedi» bedelini alamayacağı, kâr «payı dağıtılmasına» ilişkin ise, herhangi bir genel kurul kararı bulunmadığı gerekçesi ile, davanın reddine karar verilmiştir.
… ılmasına engel değildir.'' hükmüne göre eylemin, izinsiz mevduat toplamak olduğu kabul edilmek ve her bir davalının hukuki durumunun ve mümeyyiz davalılar vekilinin «zamanaşımı def»'inin buna göre tayin ve takdir edilmesi suretiyle karar verilmek üzere mahkemece verilen kararın davacı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
-
Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/539 E. 2012/12204 K.
Ortak:istirdat davası · hile · pay defteri · dolandırıcılık · vade · kâr dağıtımı · istirdat · ortaklık ilişkisi · zamanaşımı var
İncelediğiniz kararda403 ve «defterlerin» durumu nazara alındığında «pay sahipliği sıfatının» şirket kayıtlarından tesbit edilemeyeceği sonucuna varıldığını, ortaklar «pay defterinde» davacının 400 hisse ile ortak olarak kayıtlı olduğunu ve pay defterinin ciltli olduğu ortaklar ile ilgili bilgilerin bilgisayar ile yazılı olarak deftere yapıştırıldığını, bu sayfaların değiştirildiği ve pay sahipliğinde oynama yapıldığı yönündeki iddianın bu konuda «ihtisas» sahibi «bilirkişilerce incelenmesi» gerektiği ve sonuç olarak uyuşmazlığın taraflar arasındaki ilişkinin ortaklık mı yoksa ödünç ilişkisi mi olduğu konusunda düğümlendiğini, fon talep eden bir «anonim şirket» ile birikimlerini değerlendirmek isteyen bir kimse arasındaki ilişkinin kural olarak «ortaklık ilişkisi» olduğunu, aksini ispatlamaya yeterli delilin dosyada bulunmadığını, «hilenin» BK'nun 31'inci maddesi gereğince (1) yıl içinde ileri sürülmesi gerektiğini ve bu sürenin de geçtiğini bildirmişlerdir.
Bu durumda, davanın, iddianın ileri sürülüş biçimi nazara alındığında davalıların organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir «istirdat davası» niteliğinde olduğu da gözetilmek suretiyle BK'nun 53'üncü maddesi gereğince ancak kesinleşmiş bir mahkumiyet kararında ceza hakiminin kabul ettiği maddi vakıaların hukuk hakimini bağlayacağı gözetilmek, her iki ceza dosyasındaki deliller ve davacının dayandığı resmi kurum raporları somut davadaki delillerle birlikte değerlendirilmek ve dava tarihi itibariyle şirketin sermayesinde davacının «pay defterine» kaydedilen «payının» yer alıp almadığı belirlenmek suretiyle davacının ortak olup olmadığının «kesin» bir şekilde saptanması gerekir.
T.A.Ş.'nin ise 1997, 1998, 1999, 2000 yılları «defterlerinin» incelendiği, defterlerin kapanış tastikleri olmadığı için usulüne uygun olmadığı, şirketin sermaye hesapları ile ilgili yapılan incelemede davacının ismine rastlanamadığı, 1997, 1998, 1999 yıllarında 30 adet ortağın isminin bulunduğu ve şirket sermayesinin tamamının bu ortaklar tarafından «taahhüt» edilmiş olduğu, davacının doğrudan bu şirketten hisse satın aldığına ilişkin bir kayıt bulunmadığı, davacının hissesini şirketin diğer ortaklarından satın aldığı, şirket kayıtlarına göre şirketin kâr «dağıtımı» yapmadığı belirtilmiş, raporun 17 ve 18'inci sahifelerinde ise aslen ve devren «pay sahipliği» açıklandıktan sonra huzurdaki olay açısından şirket muhasebe kayıtlarında davacının pay sahibi olduğuna ilişkin bir «kayda» rastlanmadığı, buna mukabil davacının ortaklar «pay defterinde» ortak olarak göründüğünü ancak, HUMK md.
Benzer bu karardaA.Ş.'nin açılış «tasdiki» bulunan ancak kapanış taşdiki bulunmayan ortaklar «pay defterinde» davacının toplam 1.440 TL nominal değerde 240 adet hisse sahibi olduğu, bu «kayda» rağmen davacının 04/03/2000 tarihli ortaklık durum belgesinde 240 adet hisseye karşılık 18.780 DM gerçek değer yazılı olduğu, davacıya ait hisselerin doğrudan doğruya davalı şirketten alınmadığı bu payların kurucu ortaklardan intikal ettiğinin anlaşıldığı, şirketin 2009 yılında zarar beyan ettiği ve kâr «dağıtımı» yapmadığı, şirket kayıtlarında ihraç «primine» rastlanmadığı, ortaklık pay defterindeki kayıtların bilgisayardan çıkarılmış föyler halinde deftere yapıştırıldığı, ortaklık durum belgesi ve ortaklar pay defterindeki kayıtların davacının ortak olduğunu gösterdiği, hukuki anlamda alacak hakkından bahsedilmesinin mümkün olmadığı, davacı iddiasının «irade fesadı» olan «hile» olarak değerlendirildiğinde BK'nun 31. nci maddesindeki bir yıllık «hak düşürücü sürenin» ortaklık durum belgesi tarihine göre dolduğu belirtilmiş, mahkemece bilirkişi raporuna itibar edilerek ve şirket yöneticileri bakımından da, hizmet sebebiyle «emniyeti suistimal»/cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak ve «dolandırıcılık» suçlarından kamu davalarının beraatle sonuçlandığı, davalı yöneticinin hangi eylem ve işleminin TTK'nun 336. maddeye aykırılık teşkil ettiğinin somut delillerle ortaya konulmadığı, kaldı ki iki ve beş yıllık «zamanaşımı» sürelerinin ve «uzamış ceza zamanaşımı» süresinin de geçtiği, ortak olduktan 10 yıl sonra bu iddialarla dava açmanın MK'nun 2. maddesine de aykırı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bu durumda, davanın, iddianın ileri sürülüş biçimi nazara alındığında davalıların organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir «istirdat davası» niteliğinde olduğu da gözetilmek suretiyle BK'nun 53'üncü maddesi gereğince ancak kesinleşmiş bir mahkumiyet kararında ceza hakiminin kabul ettiği maddi vakıaların hukuk hakimini bağlayacağı gözetilmek, her iki ceza dosyasındaki deliller ve davacının dayandığı resmi kurum raporları somut davadaki delillerle birlikte değerlendirilmek ve dava tarihi itibariyle şirketin sermayesinde davacının «pay defterine» kaydedilen «payının» yer alıp almadığı belirlenmek suretiyle davacının ortak olup olmadığının «kesin» bir şekilde saptanması gerekir.
… esi adı altında belge fotokopisinin davalı şirketlere para verdiğini ispata yeterli olmadığı, davalı şirketlere ödünç para verildiğinin de ispat edilemediği, davalı «defter» kayıtlarının incelenmesine göre de ortak olmak amacıyla vermiş olduğu paradan dolayı aradan on yıl geçtikten sonra ortak olmadığı iddiası ve «dolandırıldığı» iddiasının iyi niyet kurallarıyla bağdaşmayacağı,davacının «zamanaşımı» ve BK 31. maddesinde öngörülen süreleri kaçırdığını ve TTK.329 ve 405. maddeleri uyarınca da paranın iadesi talebinin dinlenmesinin mümkün bulunmadığı ile davalı y …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:irade fesadı · emniyeti suistimal · uzamış ceza zamanaşımı · ceza zamanaşımı · tasdik kararı · ek prim · zamanaşımı def'i · def'i
Benzer bu karardaA.Ş.'nin açılış «tasdiki» bulunan ancak kapanış taşdiki bulunmayan ortaklar «pay defterinde» davacının toplam 1.440 TL nominal değerde 240 adet hisse sahibi olduğu, bu «kayda» rağmen davacının 04/03/2000 tarihli ortaklık durum belgesinde 240 adet hisseye karşılık 18.780 DM gerçek değer yazılı olduğu, davacıya ait hisselerin doğrudan doğruya davalı şirketten alınmadığı bu payların kurucu ortaklardan intikal ettiğinin anlaşıldığı, şirketin 2009 yılında zarar beyan ettiği ve kâr «dağıtımı» yapmadığı, şirket kayıtlarında ihraç «primine» rastlanmadığı, ortaklık pay defterindeki kayıtların bilgisayardan çıkarılmış föyler halinde deftere yapıştırıldığı, ortaklık durum belgesi ve ortaklar pay defterindeki kayıtların davacının ortak olduğunu gösterdiği, hukuki anlamda alacak hakkından bahsedilmesinin mümkün olmadığı, davacı iddiasının «irade fesadı» olan «hile» olarak değerlendirildiğinde BK'nun 31. nci maddesindeki bir yıllık «hak düşürücü sürenin» ortaklık durum belgesi tarihine göre dolduğu belirtilmiş, mahkemece bilirkişi raporuna itibar edilerek ve şirket yöneticileri bakımından da, hizmet sebebiyle «emniyeti suistimal»/cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak ve «dolandırıcılık» suçlarından kamu davalarının beraatle sonuçlandığı, davalı yöneticinin hangi eylem ve işleminin TTK'nun 336. maddeye aykırılık teşkil ettiğinin somut delillerle ortaya konulmadığı, kaldı ki iki ve beş yıllık «zamanaşımı» sürelerinin ve «uzamış ceza zamanaşımı» süresinin de geçtiği, ortak olduktan 10 yıl sonra bu iddialarla dava açmanın MK'nun 2. maddesine de aykırı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karşılığında mevduat cüzdanı yerine katılma belgesi, makbuz, senet ve benzeri belgelerin verilmesi, alınan paraların mevduat sayılmasına engel değildir.'' hükmüne göre eylemin, izinsiz mevduat toplamak olduğu kabul edilmek ve her bir davalının hukuki durumunun ve mümeyyiz davalılar vekilinin «zamanaşımı def»'inin buna göre tayin ve takdir edilmesi suretiyle karar verilmek üzere mahkemece verilen kararın davacı ve mümeyyiz davalılar Kombassan İnş.
-
Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/540 E. 2012/12207 K.
Ortak:istirdat davası · hile · pay defteri · dolandırıcılık · vade · kâr dağıtımı · istirdat · ortaklık ilişkisi · zamanaşımı var
İncelediğiniz kararda403 ve «defterlerin» durumu nazara alındığında «pay sahipliği sıfatının» şirket kayıtlarından tesbit edilemeyeceği sonucuna varıldığını, ortaklar «pay defterinde» davacının 400 hisse ile ortak olarak kayıtlı olduğunu ve pay defterinin ciltli olduğu ortaklar ile ilgili bilgilerin bilgisayar ile yazılı olarak deftere yapıştırıldığını, bu sayfaların değiştirildiği ve pay sahipliğinde oynama yapıldığı yönündeki iddianın bu konuda «ihtisas» sahibi «bilirkişilerce incelenmesi» gerektiği ve sonuç olarak uyuşmazlığın taraflar arasındaki ilişkinin ortaklık mı yoksa ödünç ilişkisi mi olduğu konusunda düğümlendiğini, fon talep eden bir «anonim şirket» ile birikimlerini değerlendirmek isteyen bir kimse arasındaki ilişkinin kural olarak «ortaklık ilişkisi» olduğunu, aksini ispatlamaya yeterli delilin dosyada bulunmadığını, «hilenin» BK'nun 31'inci maddesi gereğince (1) yıl içinde ileri sürülmesi gerektiğini ve bu sürenin de geçtiğini bildirmişlerdir.
Bu durumda, davanın, iddianın ileri sürülüş biçimi nazara alındığında davalıların organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir «istirdat davası» niteliğinde olduğu da gözetilmek suretiyle BK'nun 53'üncü maddesi gereğince ancak kesinleşmiş bir mahkumiyet kararında ceza hakiminin kabul ettiği maddi vakıaların hukuk hakimini bağlayacağı gözetilmek, her iki ceza dosyasındaki deliller ve davacının dayandığı resmi kurum raporları somut davadaki delillerle birlikte değerlendirilmek ve dava tarihi itibariyle şirketin sermayesinde davacının «pay defterine» kaydedilen «payının» yer alıp almadığı belirlenmek suretiyle davacının ortak olup olmadığının «kesin» bir şekilde saptanması gerekir.
T.A.Ş.'nin ise 1997, 1998, 1999, 2000 yılları «defterlerinin» incelendiği, defterlerin kapanış tastikleri olmadığı için usulüne uygun olmadığı, şirketin sermaye hesapları ile ilgili yapılan incelemede davacının ismine rastlanamadığı, 1997, 1998, 1999 yıllarında 30 adet ortağın isminin bulunduğu ve şirket sermayesinin tamamının bu ortaklar tarafından «taahhüt» edilmiş olduğu, davacının doğrudan bu şirketten hisse satın aldığına ilişkin bir kayıt bulunmadığı, davacının hissesini şirketin diğer ortaklarından satın aldığı, şirket kayıtlarına göre şirketin kâr «dağıtımı» yapmadığı belirtilmiş, raporun 17 ve 18'inci sahifelerinde ise aslen ve devren «pay sahipliği» açıklandıktan sonra huzurdaki olay açısından şirket muhasebe kayıtlarında davacının pay sahibi olduğuna ilişkin bir «kayda» rastlanmadığı, buna mukabil davacının ortaklar «pay defterinde» ortak olarak göründüğünü ancak, HUMK md.
Benzer bu karardaA.Ş.'nin açılış «tasdiki» bulunan ancak kapanış tasdiki bulunmayan ortaklar «pay defterinde» davacının toplam 3.840 TL nominal değerde 640 adet hisse sahibi olduğu, bu «kayda» rağmen davacının 01.04.2000 tarihli ortaklık durum belgesinde 640 adet hisseye karşılık 50.080 DM gerçek değer yazılı olduğu, davacıya ait hisselerin doğrudan doğruya davalı şirketten alınmadığı bu payların kurucu ortaklardan intikal ettiğinin anlaşıldığı, şirketin 2009 yılında zarar beyan ettiği ve kâr «dağıtımı» yapmadığı, şirket kayıtlarında ihraç «primine» rastlanmadığı, ortaklık pay defterindeki kayıtların bilgisayardan çıkarılmış föyler halinde deftere yapıştırıldığı, ortaklık durum belgesi ve ortaklar pay defterindeki kayıtların davacının ortak olduğunu gösterdiği, hukuki anlamda alacak hakkından bahsedilmesinin mümkün olmadığı, davacı iddiasının «irade fesadı» olan «hile» olarak değerlendirildiğinde BK'nun 31. nci maddesindeki bir yıllık «hak düşürücü sürenin» ortaklık durum belgesi tarihine göre dolduğu belirtilmiş, mahkemece bilirkişi raporuna itibar edilerek ve şirket yöneticileri bakımından da, hizmet sebebiyle «emniyeti suistimal»/cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak ve «dolandırıcılık» suçlarından kamu davalarının beraatle sonuçlandığı, davalı yöneticinin hangi eylem ve işleminin TTK'nun 336. maddeye aykırılık teşkil ettiğinin somut delillerle ortaya konulmadığı, kaldı ki iki ve beş yıllık «zamanaşımı» sürelerinin ve «uzamış ceza zamanaşımı» süresinin de geçtiği ortak olduktan 10 yıl sonra bu iddialarla dava açmanın MK'nun 2. maddesine de aykırı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bu durumda, davanın, iddianın ileri sürülüş biçimi nazara alındığında davalıların organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir «istirdat davası» niteliğinde olduğu da gözetilmek suretiyle BK'nun 53'üncü maddesi gereğince ancak kesinleşmiş bir mahkumiyet kararında ceza hakiminin kabul ettiği maddi vakıaların hukuk hakimini bağlayacağı gözetilmek, her iki ceza dosyasındaki deliller ve davacının dayandığı resmi kurum raporları somut davadaki delillerle birlikte değerlendirilmek ve dava tarihi itibariyle şirketin sermayesinde davacının «pay defterine» kaydedilen «payının» yer alıp almadığı belirlenmek suretiyle davacının ortak olup olmadığının «kesin» bir şekilde saptanması gerekir.
… esi adı altında belge fotokopisinin davalı şirketlere para verdiğini ispata yeterli olmadığı, davalı şirketlere ödünç para verildiğinin de ispat edilemediği, davalı «defter» kayıtlarının incelenmesine göre de ortak olmak amacıyla vermiş olduğu paradan dolayı aradan on yıl geçtikten sonra ortak olmadığı iddiası ve «dolandırıldığı» iddiasının iyi niyet kurallarıyla bağdaşmayacağı,davacının «zamanaşımı» ve BK 31. maddesinde öngörülen süreleri kaçırdığını ve TTK.329 ve 405. maddeleri uyarınca da paranın iadesi talebinin dinlenmesinin mümkün bulunmadığı ile davalı y …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:irade fesadı · emniyeti suistimal · uzamış ceza zamanaşımı · ceza zamanaşımı · tasdik kararı · ek prim · zamanaşımı def'i · def'i
Benzer bu karardaA.Ş.'nin açılış «tasdiki» bulunan ancak kapanış tasdiki bulunmayan ortaklar «pay defterinde» davacının toplam 3.840 TL nominal değerde 640 adet hisse sahibi olduğu, bu «kayda» rağmen davacının 01.04.2000 tarihli ortaklık durum belgesinde 640 adet hisseye karşılık 50.080 DM gerçek değer yazılı olduğu, davacıya ait hisselerin doğrudan doğruya davalı şirketten alınmadığı bu payların kurucu ortaklardan intikal ettiğinin anlaşıldığı, şirketin 2009 yılında zarar beyan ettiği ve kâr «dağıtımı» yapmadığı, şirket kayıtlarında ihraç «primine» rastlanmadığı, ortaklık pay defterindeki kayıtların bilgisayardan çıkarılmış föyler halinde deftere yapıştırıldığı, ortaklık durum belgesi ve ortaklar pay defterindeki kayıtların davacının ortak olduğunu gösterdiği, hukuki anlamda alacak hakkından bahsedilmesinin mümkün olmadığı, davacı iddiasının «irade fesadı» olan «hile» olarak değerlendirildiğinde BK'nun 31. nci maddesindeki bir yıllık «hak düşürücü sürenin» ortaklık durum belgesi tarihine göre dolduğu belirtilmiş, mahkemece bilirkişi raporuna itibar edilerek ve şirket yöneticileri bakımından da, hizmet sebebiyle «emniyeti suistimal»/cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak ve «dolandırıcılık» suçlarından kamu davalarının beraatle sonuçlandığı, davalı yöneticinin hangi eylem ve işleminin TTK'nun 336. maddeye aykırılık teşkil ettiğinin somut delillerle ortaya konulmadığı, kaldı ki iki ve beş yıllık «zamanaşımı» sürelerinin ve «uzamış ceza zamanaşımı» süresinin de geçtiği ortak olduktan 10 yıl sonra bu iddialarla dava açmanın MK'nun 2. maddesine de aykırı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karşılığında mevduat cüzdanı yerine katılma belgesi, makbuz, senet ve benzeri belgelerin verilmesi, alınan paraların mevduat sayılmasına engel değildir.'' hükmüne göre eylemin, izinsiz mevduat toplamak olduğu kabul edilmek ve her bir davalının hukuki durumunun ve mümeyyiz davalılar vekilinin «zamanaşımı def»'inin buna göre tayin ve takdir edilmesi suretiyle karar verilmek üzere mahkemece verilen kararın davacı ve mümeyyiz davalılar Kombassan İnş.
-
Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/536 E. 2012/12203 K.
Ortak:istirdat davası · hile · pay defteri · dolandırıcılık · vade · kâr dağıtımı · istirdat · ortaklık ilişkisi · zamanaşımı var
İncelediğiniz kararda403 ve «defterlerin» durumu nazara alındığında «pay sahipliği sıfatının» şirket kayıtlarından tesbit edilemeyeceği sonucuna varıldığını, ortaklar «pay defterinde» davacının 400 hisse ile ortak olarak kayıtlı olduğunu ve pay defterinin ciltli olduğu ortaklar ile ilgili bilgilerin bilgisayar ile yazılı olarak deftere yapıştırıldığını, bu sayfaların değiştirildiği ve pay sahipliğinde oynama yapıldığı yönündeki iddianın bu konuda «ihtisas» sahibi «bilirkişilerce incelenmesi» gerektiği ve sonuç olarak uyuşmazlığın taraflar arasındaki ilişkinin ortaklık mı yoksa ödünç ilişkisi mi olduğu konusunda düğümlendiğini, fon talep eden bir «anonim şirket» ile birikimlerini değerlendirmek isteyen bir kimse arasındaki ilişkinin kural olarak «ortaklık ilişkisi» olduğunu, aksini ispatlamaya yeterli delilin dosyada bulunmadığını, «hilenin» BK'nun 31'inci maddesi gereğince (1) yıl içinde ileri sürülmesi gerektiğini ve bu sürenin de geçtiğini bildirmişlerdir.
Bu durumda, davanın, iddianın ileri sürülüş biçimi nazara alındığında davalıların organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir «istirdat davası» niteliğinde olduğu da gözetilmek suretiyle BK'nun 53'üncü maddesi gereğince ancak kesinleşmiş bir mahkumiyet kararında ceza hakiminin kabul ettiği maddi vakıaların hukuk hakimini bağlayacağı gözetilmek, her iki ceza dosyasındaki deliller ve davacının dayandığı resmi kurum raporları somut davadaki delillerle birlikte değerlendirilmek ve dava tarihi itibariyle şirketin sermayesinde davacının «pay defterine» kaydedilen «payının» yer alıp almadığı belirlenmek suretiyle davacının ortak olup olmadığının «kesin» bir şekilde saptanması gerekir.
T.A.Ş.'nin ise 1997, 1998, 1999, 2000 yılları «defterlerinin» incelendiği, defterlerin kapanış tastikleri olmadığı için usulüne uygun olmadığı, şirketin sermaye hesapları ile ilgili yapılan incelemede davacının ismine rastlanamadığı, 1997, 1998, 1999 yıllarında 30 adet ortağın isminin bulunduğu ve şirket sermayesinin tamamının bu ortaklar tarafından «taahhüt» edilmiş olduğu, davacının doğrudan bu şirketten hisse satın aldığına ilişkin bir kayıt bulunmadığı, davacının hissesini şirketin diğer ortaklarından satın aldığı, şirket kayıtlarına göre şirketin kâr «dağıtımı» yapmadığı belirtilmiş, raporun 17 ve 18'inci sahifelerinde ise aslen ve devren «pay sahipliği» açıklandıktan sonra huzurdaki olay açısından şirket muhasebe kayıtlarında davacının pay sahibi olduğuna ilişkin bir «kayda» rastlanmadığı, buna mukabil davacının ortaklar «pay defterinde» ortak olarak göründüğünü ancak, HUMK md.
Benzer bu karardaA.Ş.'nin açılış «tasdiki» bulunan ancak kapanış taşdiki bulunmayan ortaklar «pay defterinde» davacının toplam 9.090 TL nominal değerde 1515 adet hisse sahibi olduğu, bu «kayda» rağmen davacının 01/04/2000 tarihli ortaklık durum belgesinde 1600 adet hisseye karşılık 125.200 DM gerçek değer yazılı olduğu, davacıya ait hisselerin doğrudan doğruya davalı şirketten alınmadığı bu payların kurucu ortaklardan intikal ettiğinin anlaşıldığı, şirketin 2009 yılında zarar beyan ettiği ve kâr «dağıtımı» yapmadığı, şirket kayıtlarında ihraç «primine» rastlanmadığı, ortaklık pay defterindeki kayıtların bilgisayardan çıkarılmış föyler halinde deftere yapıştırıldığı, ortaklık durum belgesi ve ortaklar pay defterindeki kayıtların davacının ortak olduğunu gösterdiği, hukuki anlamda alacak hakkından bahsedilmesinin mümkün olmadığı, davacı iddiasının «irade fesadı» olan «hile» olarak değerlendirildiğinde BK'nun 31. nci maddesindeki bir yıllık «hak düşürücü sürenin» ortaklık durum belgesi tarihine göre dolduğu belirtilmiş, mahkemece bilirkişi raporuna itibar edilerek ve şirket yöneticileri bakımından da, hizmet sebebiyle «emniyeti suistimal»/cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak ve «dolandırıcılık» suçlarından kamu davalarının beraatle sonuçlandığı, davalı yöneticinin hangi eylem ve işleminin TTK'nun 336. maddeye aykırılık teşkil ettiğinin somut delillerle ortaya konulmadığı, kaldı ki iki ve beş yıllık «zamanaşımı» sürelerinin ve «uzamış ceza zamanaşımı» süresinin geçtiği ortak olduktan 10 yıl sonra bu iddialarla dava açmanın MK'nun 2. maddesine de aykırı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bu durumda, davanın, iddianın ileri sürülüş biçimi nazara alındığında davalıların organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir «istirdat davası» niteliğinde olduğu da gözetilmek suretiyle BK'nun 53'üncü maddesi gereğince ancak kesinleşmiş bir mahkumiyet kararında ceza hakiminin kabul ettiği maddi vakıaların hukuk hakimini bağlayacağı gözetilmek, her iki ceza dosyasındaki deliller ve davacının dayandığı resmi kurum raporları somut davadaki delillerle birlikte değerlendirilmek ve dava tarihi itibariyle şirketin sermayesinde davacının «pay defterine» kaydedilen «payının» yer alıp almadığı belirlenmek suretiyle davacının ortak olup olmadığının «kesin» bir şekilde saptanması gerekir.
… esi adı altında belge fotokopisinin davalı şirketlere para verdiğini ispata yeterli olmadığı, davalı şirketlere ödünç para verildiğinin de ispat edilemediği, davalı «defter» kayıtlarının incelenmesine göre de ortak olmak amacıyla vermiş olduğu paradan dolayı aradan on yıl geçtikten sonra ortak olmadığı iddiası ve «dolandırıldığı» iddiasının iyi niyet kurallarıyla bağdaşmayacağı,davacının «zamanaşımı» ve BK 31. maddesinde öngörülen süreleri kaçırdığını ve TTK.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:irade fesadı · emniyeti suistimal · uzamış ceza zamanaşımı · ceza zamanaşımı · tasdik kararı · ek prim · zamanaşımı def'i · def'i
Benzer bu karardaA.Ş.'nin açılış «tasdiki» bulunan ancak kapanış taşdiki bulunmayan ortaklar «pay defterinde» davacının toplam 9.090 TL nominal değerde 1515 adet hisse sahibi olduğu, bu «kayda» rağmen davacının 01/04/2000 tarihli ortaklık durum belgesinde 1600 adet hisseye karşılık 125.200 DM gerçek değer yazılı olduğu, davacıya ait hisselerin doğrudan doğruya davalı şirketten alınmadığı bu payların kurucu ortaklardan intikal ettiğinin anlaşıldığı, şirketin 2009 yılında zarar beyan ettiği ve kâr «dağıtımı» yapmadığı, şirket kayıtlarında ihraç «primine» rastlanmadığı, ortaklık pay defterindeki kayıtların bilgisayardan çıkarılmış föyler halinde deftere yapıştırıldığı, ortaklık durum belgesi ve ortaklar pay defterindeki kayıtların davacının ortak olduğunu gösterdiği, hukuki anlamda alacak hakkından bahsedilmesinin mümkün olmadığı, davacı iddiasının «irade fesadı» olan «hile» olarak değerlendirildiğinde BK'nun 31. nci maddesindeki bir yıllık «hak düşürücü sürenin» ortaklık durum belgesi tarihine göre dolduğu belirtilmiş, mahkemece bilirkişi raporuna itibar edilerek ve şirket yöneticileri bakımından da, hizmet sebebiyle «emniyeti suistimal»/cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak ve «dolandırıcılık» suçlarından kamu davalarının beraatle sonuçlandığı, davalı yöneticinin hangi eylem ve işleminin TTK'nun 336. maddeye aykırılık teşkil ettiğinin somut delillerle ortaya konulmadığı, kaldı ki iki ve beş yıllık «zamanaşımı» sürelerinin ve «uzamış ceza zamanaşımı» süresinin geçtiği ortak olduktan 10 yıl sonra bu iddialarla dava açmanın MK'nun 2. maddesine de aykırı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karşılığında mevduat cüzdanı yerine katılma belgesi, makbuz, senet ve benzeri belgelerin verilmesi, alınan paraların mevduat sayılmasına engel değildir.'' hükmüne göre eylemin, izinsiz mevduat toplamak olduğu kabul edilmek ve her bir davalının hukuki durumunun ve mümeyyiz davalılar vekilinin «zamanaşımı def»'inin buna göre tayin ve takdir edilmesi suretiyle karar verilmek üzere mahkemece verilen kararın davacı ve mümeyyiz davalılar Kombassan İnş.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2012/535 E. , 2012/12198 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasında görülen davada Konya 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 08/12/2010 tarih ve 2010/40-2010/623 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davalılardan ... dışındaki taraf vekilleri tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 25.05.2012 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davalı .... vekili Av. .... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalı şirket temsilcilerinin yüksek faiz verileceği ve parasını istediği zaman geri alabileceği taahhüdünde bulunmaları üzerine müvekkilinin belge karşılığında davalılara 31.300 DM verdiğini, davalıların aynı yöntemle binlerce gurbetçiden nakit para topladıklarını, kısa bir süre sonra müvekkilinin parasını istediğini, ancak bu güne kadar kendisine ödeme yapılmadığını, hisse senetlerinin izinsiz olarak halka arz edildiğini, Kombassan Grubu tarafından yapılan usulsüzlüklerin SPK ve diğer resmi kurum raporlarında açıklandığını, davalılar hakkında çeşitli suçlardan suç duyurusu yapıldığını, müvekkilinin şirket ortağı yapılmasının hukuken mümkün olmadığını, kanuna uygun bir ortaklık ilişkisinin kurulmadığını ve davalı ...’ın zarardan sorumlu olduğunuı ileri sürerek, şimdilik 32.813,43 TL’nin faizi ile birlikte müvekkiline ödenmesine ve geçerli bir ortaklık ilişkisinin bulunmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılardan şirketler vekili, zamanaşımı defi ile birlikte davacının davalı şirketin ortağı olduğunu, ortağın sermaye olarak koyduğu parayı istemesinin mümkün bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Davalı ... vekili, müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğini savunarak davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, bilirkişi raporu ve toplanan kanıtlara göre, ortaklık durum belgesi adını taşıyan altında belge fotokopisinin davalı şirketlere para verdiğini ispata yeterli olmadığı, davalı şirketlere ödünç para verildiğinin de ispat edilemediği, davacının devir yoluyla ortak olduğu, davalı defter kayıtlarının incelenmesine göre de davacının şirket ortağı olduğunun çekişmesiz olduğu, TTK.329 ve 405. maddeleri uyarınca da paranın iadesi talebinin dinlenmesinin mümkün bulunmadığı, davalılardan Kombassan Holding AŞ ile davacı arasında hukuki ilişkiyi kanıtlar belge sunulmadığı ve davalı yöneticinin kişisel sorumluluğuna yönelik delil sunulmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davalılardan ... dışındaki taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1-Dava, geçerli şekilde ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tesbiti ve bu amaçla verilen paranın tahsili istemine ilişkin olup mahkemece, bilirkişi raporu alındıktan sonra yukarıda yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bilirkişi kurulu, davalı Kombassan Holding A.Ş.'nin defterlerinde davacıya ilişkin hiç bir kayıt bulunmadığı, davalı Kombassan İnş.Tar. ve San. İşl. T.A.Ş.'nin ise 1997, 1998, 1999, 2000 yılları defterlerinin incelendiği, defterlerin kapanış tastikleri olmadığı için usulüne uygun olmadığı, şirketin sermaye hesapları ile ilgili yapılan incelemede davacının ismine rastlanamadığı, 1997, 1998, 1999 yıllarında 30 adet ortağın isminin bulunduğu ve şirket sermayesinin tamamının bu ortaklar tarafından taahhüt edilmiş olduğu, davacının doğrudan bu şirketten hisse satın aldığına ilişkin bir kayıt bulunmadığı, davacının hissesini şirketin diğer ortaklarından satın aldığı, şirket kayıtlarına göre şirketin kâr dağıtımı yapmadığı belirtilmiş, raporun 17 ve 18'inci sahifelerinde ise aslen ve devren pay sahipliği açıklandıktan sonra huzurdaki olay açısından şirket muhasebe kayıtlarında davacının pay sahibi olduğuna ilişkin bir kayda rastlanmadığı, buna mukabil davacının ortaklar pay defterinde ortak olarak göründüğünü ancak, HUMK md.
403 ve defterlerin durumu nazara alındığında pay sahipliği sıfatının şirket kayıtlarından tesbit edilemeyeceği sonucuna varıldığını, ortaklar pay defterinde davacının 400 hisse ile ortak olarak kayıtlı olduğunu ve pay defterinin ciltli olduğu ortaklar ile ilgili bilgilerin bilgisayar ile yazılı olarak deftere yapıştırıldığını, bu sayfaların değiştirildiği ve pay sahipliğinde oynama yapıldığı yönündeki iddianın bu konuda ihtisas sahibi bilirkişilerce incelenmesi gerektiği ve sonuç olarak uyuşmazlığın taraflar arasındaki ilişkinin ortaklık mı yoksa ödünç ilişkisi mi olduğu konusunda düğümlendiğini, fon talep eden bir anonim şirket ile birikimlerini değerlendirmek isteyen bir kimse arasındaki ilişkinin kural olarak ortaklık ilişkisi olduğunu, aksini ispatlamaya yeterli delilin dosyada bulunmadığını, hilenin BK'nun 31'inci maddesi gereğince (1) yıl içinde ileri sürülmesi gerektiğini ve bu sürenin de geçtiğini bildirmişlerdir.
Ancak, bilirkişi kurulu, ceza mahkemesi dosyası ile davalılar tarafından hukuka aykırı faaliyetlerin resmi kurum raporları ile belgelendirilmiş olması huzurdaki dava açısından bir takım tesbitler içerse de buna ilişkin hukuki sonuçların esasen SPK'da düzenlendiğini ve huzurdaki dava açısından değerlendirilmesinin tamamen hukuki mesele olup mahkemeye ait olduğunu bildirmiş, fakat mahkemece açılan kamu davalarından beraat kararı verildiği ve bu davalarda davacının şikayetçi konumunda bulunmadığı gerekçede belirtilmiş, başka bir değerlendirme yapılmamıştır.
Dairemize intikal eden emsal dosyalardan bilindiği üzere Konya 1. ACM ve Konya 3. ACM'de davalı Şirketlerin yöneticileri suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, dolandırıcılık suçlarından yarrgılanmışlardır.
3. ACM dosyasında dava nihai olarak zamanaşımı ile ortadan kalkmış, 1.ACM dosyasında ise mahkemece verilen zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırma kararı temyiz edilmiş olup kararın kesinleşip kesinleşmediği belli değildir. Ayrıca, davacının delili olan ve bilirkişilerce değerlendirilmesi gerektiğine işaret edilen SPK ve Meclis Araştırma Komisyon raporları, SPK duyuruları mahkemece değerlendirilmemiştir. Bilindiği üzere BK'nun 53'üncü maddesi gereğince kesinleşmiş mahkumiyet hükmünde ceza mahkemesi tarafından belirlenen maddi vakıalar hukuk hakimini bağlayacağından 1. ACM kararının kesinleşip kesinleşmediği de araştırılarak, her iki kararın kesinleşmiş olması halinde zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırma kararının kesinleşmiş bir ceza hükmü olmaması nedeniyle hukuk hakimini bağlamayacağı nazara alınarak ceza dosyalarında alınan bilirkişi raporlarında tesbit edilen maddi vakıaların neler olduğunun belirlenmesi, varsa bu maddi vakıaların dosyada mevcut davacı tarafından ibraz edilen deliller ve görülmekte olan davada alınan bilirkişi raporuyla birlikte değerlendirilerek davacının uğradığını iddia ettiği zarardan davalıların sorumlu olup olmayacağının saptanması gerekir.
Ayrıca, mahkemece davacının ortak olduğu gerekçesiyle dava reddedilmiş ise de bilirkişi kurulu 1997, 1998, 1999 yılları defterlerinde sermaye hesabında kayıtlı 30 ortağın bulunduğunu bildirmişler, mahkemece dava 2008 yılında açılmasına ve ortak olmadığının tesbiti talebini içermesine rağmen dava tarihi itibariyle davacının, davalı şirketin sermayasınde payı bulunup bulunmadığı, payı mevcut ise bu payı kimden devraldığı da açıklığa kavuşturulmamış, davalı tarafından davacının ortak sıfatıyla genel kurullara katıldığı veya usulünce dağıtılmasına karar verilen kâr payını aldığı veya başka bir şekilde ortaklığın benimsenmesi sonucunu doğuracak bir ilişkiye girdiği de iddia ve ispat edilmemiştir.
Davacının ibraz ettiği 22.04.2000 tarihli Ortaklık Durum Belgesinde imzası blununan ''T. Adı Soyadı, İmzası, A. Özdemir '' isimli kişinin davalı şirkette hissesi bulunup bulunmadığı, bilirkişi raporunda belirtilen 30 kişiden biri olup olmadığı üzerinde durulmamıştır.
Bu durumda, davanın, iddianın ileri sürülüş biçimi nazara alındığında davalıların organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir istirdat davası niteliğinde olduğu da gözetilmek suretiyle BK'nun 53'üncü maddesi gereğince ancak kesinleşmiş bir mahkumiyet kararında ceza hakiminin kabul ettiği maddi vakıaların hukuk hakimini bağlayacağı gözetilmek, her iki ceza dosyasındaki deliller ve davacının dayandığı resmi kurum raporları somut davadaki delillerle birlikte değerlendirilmek ve dava tarihi itibariyle şirketin sermayesinde davacının pay defterine kaydedilen payının yer alıp almadığı belirlenmek suretiyle davacının ortak olup olmadığının kesin bir şekilde saptanması gerekir. Delillerin değerlendirilmesi neticesinde davacının ortak olmadığının anlaşılması halinde ise hukuki ilişkinin kurulduğu tarih itibariyle yürürlükte bulunan 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun 10.
maddesindeki ''Bu Kanunun uygulanmasında yazılı ya da sözlü olarak veya herhangi bir şekilde halka duyurulmak suretiyle ivazsız veya bir ivaz karşılığında istendiğinde ya da belli bir vadede iade edilmek üzere para kabulü mevduat kabulü sayılır. Karşılığında mevduat cüzdanı yerine katılma belgesi, makbuz, senet ve benzeri belgelerin verilmesi, alınan paraların mevduat sayılmasına engel değildir.'' hükmüne göre eylemin, izinsiz mevduat toplamak olduğu kabul edilerek her bir davalının hukuki durumunun buna göre tayin ve takdir edilmesi gerekir.
Bunun yanısıra davacı, Kombassan Holding A.Ş., Kombassan İnş.Tar.San. A.Ş. ve ... aleyhine Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'ne dava açmış olup, mahkemece davalılar Kombassan İnş.Tar.San. A.Ş. ve ... hakkındaki dava, bu davadan tefrik edilerek mahkemenin 2009/549 E. kayıt edilip akabinde yetkisizlik kararı verilerek dosya Konya Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmiştir. Bu durumda, Kombassan Holding A.Ş. aleyhine açılan davada yetkisizlik kararı verilmediği ve bu nedenle de bu şirket karar başlığında yer almadığı halde kararın gerekçesinde bu davalıdan da bahsedilmek ve bu davalı yönünden de davanın reddedildiğinin açıklanması doğru olmamış ve yukarıda açıklanan gerekçelere ilaveten bu yönden de kararın mümeyyiz davacı yararına bozulması gerekmiştir.
2-Davalılar vekilinin temyiz itirazlarına gelince, davalılar vekili cevap layihasında zamanaşımı definde bulunmuş olup, davalının zamanaşımı defi hakkında olumlu veya olumsuz bir karar verilmemesi de doğru olmamış, kararın mümeyyiz davalılar yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) nolu bentte gösterilen nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle, kararın davacı yararına, (2) nolu bentte gösterilen nedenlerle davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle, kararın davalılar yararına BOZULMASINA, takdir edilen 900,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılardan Kombassan İnş.Tarım ve Sanayi İşl. Tic. A.Ş.'ye verilmesine, ödedikleri temyiz peşin harcın istekleri halinde temyiz eden ... dışındaki davalılara iadesine, 10.07.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1062211700 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz