Vekil hamil
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2011/3699 E. 2012/10226 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
vekil hamil↗ tahsil cirosu↗ vekalet ilişkisi↗ müddeabih↗ vade tarihi↗ kusur sorumluluğu↗ illiyet bağı↗ ciro↗ tazminat davası↗ hamil↗ keşideci↗ işlemiş faiz↗ bono↗ temlik↗ vade↗ kâr kaybı↗ haciz↗ ıslah↗ asıl alacak↗ yasal faiz↗ kusur↗ ibraz↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasında TTK'nın 600. maddesi kapsamında tahsil cirosu suretiyle vekalet ilişkisinin doğduğu, bu ilişki kapsamında bankanın ağırlaştırılmış kusur sorumluluğunun söz konusu olduğu, davada alacağın tahsil edilmediğinin ispat edildiği, keşideci ve diğer kambiyo borçlularının vadede dahi senedi ödeme kabiliyetlerinin bulunmadığının ispat olunamadığı, icra takip dosyalarından anlaşıldığı üzere vade tarihi itibariyle bono borçlusunun bir kısım malları elden çıkardığı ve kesinleşen takiple haciz tarihleri arasında bunun için yeterli sürenin doğduğu, sırf bononun kaybedilmesiyle dahi keşideci dışındaki kambiyo borçlularına başvuru imkanını yitiren davacının zararının doğacağı, bankanın eylemiyle sonuç ve zarar arasındaki illiyet bağının mevcut delillerle ispat edildiği gerekçesiyle, davanın kabulüne, 7.508 TL asıl alacak ve 2.771 TL işlemiş faiz alacağından asıl alacağa dava tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmak suretiyle davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1-Dava, tahsil için davalı bankaya ibraz edilen senedin banka tarafından kaybedildiği, alacağın tahsil edilemediği, bu nedenle zararın doğduğu iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir.
Davalının vekil hamil olarak zarardan sorumlu tutulabilmesi için, bononun kaybedilmesi ile davacının bono bedelini tahsil edememesi arasında doğrudan illiyet bağının ve bu şekilde vekalet akdinin ihlal edildiğinin kanıtlanması gerekmektedir. Bononun kaybı sonrasında dava dışı borçluların bu kayıptan yararlanarak davacı alacaklının alacağına kavuşmasını engelleyici davranış ve tasarruflarının varlığı ispat edilmelidir. Başka bir ifadeyle, bono kaybedilmemiş ve vadesi sonunda hemen takibe konulmuş olsa bile dava dışı borçluların borçlarını ödeyemeyeceği sabitse, davalı bankanın salt bonoyu kaybetmesi nedeniyle sorumlu tutulmasının gerektiğinin kabulü doğru değildir. Bu durum karşısında, açılan bu davanın bir tazminat davası olduğu dikkate alınarak, davacıya ispat imkanı tanınıp tüm kanıtlar değerlendirilerek sonucuna göre karar vermek gerekirken, borçlularca mal kaçırıldığı ispatlanmadan davanın kısmen kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir.
2-Ayrıca, davacı senedi ciro yoluyla devraldığı kendi akidine karşı herhangi bir takip yapmamış, temlik ilişkisine dayanarak bu kişiye karşı dava açmamıştır. Davacı henüz kendi akidini takip etmeden zararın gerçekleşmiş olduğunun kabulü mümkün değildir.
3-Kabule göre de; dava 5.515 USD karşılığı 8.864,81 TL'nin tahsili talebiyle açılmış olup, bilirkişi raporunda davacının zararının 7.508 TL asıl alacak, 2.771 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 10.279 TL olduğunun belirtilmesi üzerine dava değeri 10.279 TL'ye tamamlanacak şekilde ıslah edilmiştir. Bu durumda müddeabih, 8.864,81 TL asıl alacak ve 1.414,19 TL işlemiş faizden oluştuğuna göre, karar tarihinde yürürlükte bulunan HUMK'nın 74. maddesina aykırı olarak faiz yönünden talebin aşılması suretiyle karar verilmesi de doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/4024 E. 2013/4159 K.
Ortak:vekil hamil · illiyet bağı · hamil · keşideci · bono · kâr kaybı · vade
İncelediğiniz karardaMahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasında TTK'nın 600. maddesi kapsamında «tahsil cirosu» suretiyle «vekalet ilişkisinin» doğduğu, bu ilişki kapsamında bankanın ağırlaştırılmış «kusur sorumluluğunun» söz konusu olduğu, davada alacağın tahsil edilmediğinin ispat edildiği, «keşideci» ve diğer kambiyo borçlularının «vadede» dahi senedi ödeme kabiliyetlerinin bulunmadığının ispat olunamadığı, icra takip dosyalarından anlaşıldığı üzere «vade tarihi» itibariyle «bono» borçlusunun bir kısım malları elden çıkardığı ve kesinleşen takiple «haciz» tarihleri arasında bunun için yeterli sürenin doğduğu, sırf bononun kaybedilmesiyle dahi keşideci dışındaki kambiyo borçlularına başvuru imkanını yitiren davacının zararının doğacağı, bankanın eylemiyle sonuç ve zarar arasındaki «illiyet bağının» mevcut delillerle ispat edildiği gerekçesiyle, davanın kabulüne, 7.508 TL «asıl alacak» ve 2.771 TL «işlemiş faiz» alacağından asıl alacağa dava tarihinden itibaren «yasal faiz» uygulanmak suretiyle davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Davalının «vekil hamil» olarak zarardan sorumlu tutulabilmesi için, «bononun» kaybedilmesi ile davacının bono bedelini tahsil edememesi arasında doğrudan «illiyet bağının» ve bu şekilde vekalet akdinin ihlal edildiğinin kanıtlanması gerekmektedir.
Başka bir ifadeyle, «bono» kaybedilmemiş ve «vadesi» sonunda hemen takibe konulmuş olsa bile dava dışı borçluların borçlarını ödeyemeyeceği sabitse, davalı bankanın salt bonoyu kaybetmesi nedeniyle sorumlu tutulmasının gerektiğinin kabulü doğru değildir.
Benzer bu karardaMahkeme gerekçesinde her ne kadar «bononun» «kaybı» ile bedelinin tahsil edilememesi arasında «illiyet bağı» bulunduğu belirtilmiş ise de, buna ilişkin olarak ne gibi somut deliller bulunduğu, yani «keşidecinin» davacının alacağına kavuşmasını engelleyici ne gibi davranış ve tasarrufları olduğu, bononun «vadesi» sırasında borçlunun ödeme gücünün bulunup bulunmadığı, davalı tarafın savunmasında belirttiği üzere davacının icra takibini geç yapmasının alacağın tahsil edilemem …
Davalının, «vekil hamil» olarak zarardan sorumlu tutulabilmesi için, bonoların kaybedilmesi ile davacının «bono» bedelini tahsil edememesi arasında doğrudan «illiyet bağının» ve bu şekilde vekalet akdinin ihlal edildiğinin kanıtlanması gerekmektedir.
Somut olayda, bonoların «kaybı» sonrası banka tarafından «zayi» iptal kararı alındığı, «keşideci» hakkında yapılan icra takibinin semeresiz kaldığı anlaşılmakta olup, davacı taraf bankanın «bono» iptaline ilişkin olarak dava açtığını, ilamın kendilerine 1-2 yıl sonra verildiğini, keşidecinin süreç içerisinde mali durumunun zayıfladığını, bononun kaybı ile tahsil edilememesi arasında «illiyet bağı» bulunduğunu ileri sürmüş, davalı taraf ise 07.02.2006 tarihinde bonoya ilişkin zayi kararının alındığını, davacı tarafa ilamın verildiğini, buna rağmen takibin 21. …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:zayi · denetime elverişlilik
Benzer bu karardaSomut olayda, bonoların «kaybı» sonrası banka tarafından «zayi» iptal kararı alındığı, «keşideci» hakkında yapılan icra takibinin semeresiz kaldığı anlaşılmakta olup, davacı taraf bankanın «bono» iptaline ilişkin olarak dava açtığını, ilamın kendilerine 1-2 yıl sonra verildiğini, keşidecinin süreç içerisinde mali durumunun zayıfladığını, bononun kaybı ile tahsil edilememesi arasında «illiyet bağı» bulunduğunu ileri sürmüş, davalı taraf ise 07.02.2006 tarihinde bonoya ilişkin zayi kararının alındığını, davacı tarafa ilamın verildiğini, buna rağmen takibin 21. …
Bu itibarla, mahkemece yukarıda yapılan açıklamalar nazara alınarak, somut olayda «bononun» «kaybı» ile bedelinin tahsil edilememesi arasında «illiyet bağı» bulunup bulunmadığı «denetime elverişli» olacak şekilde tespit edilip, neticesine göre bir karar vermek gerekirken, yanılgılı değerlendirmelerle yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2011/3111 E. 2012/9619 K.
Ortak:vekil hamil · illiyet bağı · hamil · keşideci · bono · kâr kaybı
İncelediğiniz karardaDavalının «vekil hamil» olarak zarardan sorumlu tutulabilmesi için, «bononun» kaybedilmesi ile davacının bono bedelini tahsil edememesi arasında doğrudan «illiyet bağının» ve bu şekilde vekalet akdinin ihlal edildiğinin kanıtlanması gerekmektedir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasında TTK'nın 600. maddesi kapsamında «tahsil cirosu» suretiyle «vekalet ilişkisinin» doğduğu, bu ilişki kapsamında bankanın ağırlaştırılmış «kusur sorumluluğunun» söz konusu olduğu, davada alacağın tahsil edilmediğinin ispat edildiği, «keşideci» ve diğer kambiyo borçlularının «vadede» dahi senedi ödeme kabiliyetlerinin bulunmadığının ispat olunamadığı, icra takip dosyalarından anlaşıldığı üzere «vade tarihi» itibariyle «bono» borçlusunun bir kısım malları elden çıkardığı ve kesinleşen takiple «haciz» tarihleri arasında bunun için yeterli sürenin doğduğu, sırf bononun kaybedilmesiyle dahi keşideci dışındaki kambiyo borçlularına başvuru imkanını yitiren davacının zararının doğacağı, bankanın eylemiyle sonuç ve zarar arasındaki «illiyet bağının» mevcut delillerle ispat edildiği gerekçesiyle, davanın kabulüne, 7.508 TL «asıl alacak» ve 2.771 TL «işlemiş faiz» alacağından asıl alacağa dava tarihinden itibaren «yasal faiz» uygulanmak suretiyle davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Bononun «kaybı» sonrasında dava dışı borçluların bu kayıptan yararlanarak davacı alacaklının alacağına kavuşmasını engelleyici davranış ve tasarruflarının varlığı ispat edilmelidir.
Benzer bu karardaİşbu dava, bonoların «vekil hamili» konumundaki davalının senetleri tahsil aşamasında kaybettiği, bu nedenle bedellerinin tahsil edilemediği ve zararın doğduğu iddiasına dayanmaktadır Davalının vekil hamil olarak zarardan sorumlu tutulabilmesi için, bonoların kaybedilmesi ile davacının «bono» bedelini tahsil edememesi arasında doğrudan «illiyet bağının» ve bu şekilde vekalet akdinin ihlal edildiğinin kanıtlanması gerekmektedir.
Dava, tahsil için bankaya verilen «bononun» kaybedilmesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkin olup, mahkemece davacının bankaya tahsil için verdiği bonoların kaybedildiği, «keşideciden» alacağın tahsil edilemediği, «hukuki yolların tüketildiği» gerekçesiyle, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Somut olayda, bonoların «kaybı» sonrası «zayi» iptal kararı alındığı, «keşideci» hakkında yapılan icra takibinin semeresiz kaldığı anlaşılmakta ise de yukarıda yapılan açıklamalardan anlaşılacağı üzere bonoları düzenlemesi sırasında keşidecinin mal varlığı olup ta davalının bonoları zayii sırasında bunları elinden çıkardığı, bu nedenle davacının zarara uğradığı iddia ve ispat edilmiş değildir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:hukuki yolların tüketilmesi · zayi · teslim
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, davaya konu bonoların tahsil için davalı bankaya «teslim» edildiği, banka tarafından Ziraat Bankası Kazan Şubesi'ne gönderilen bonoların «zayi» olduğu, senet borçlusuna karşı yapılan takipte tahsil imkanının kalmadığı, bankanın senetlerin kaybedilmesinden dolayı sorumlu olduğu gerekçesiyle, davanın kabulün …
Dava, tahsil için bankaya verilen «bononun» kaybedilmesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkin olup, mahkemece davacının bankaya tahsil için verdiği bonoların kaybedildiği, «keşideciden» alacağın tahsil edilemediği, «hukuki yolların tüketildiği» gerekçesiyle, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Somut olayda, bonoların «kaybı» sonrası «zayi» iptal kararı alındığı, «keşideci» hakkında yapılan icra takibinin semeresiz kaldığı anlaşılmakta ise de yukarıda yapılan açıklamalardan anlaşılacağı üzere bonoları düzenlemesi sırasında keşidecinin mal varlığı olup ta davalının bonoları zayii sırasında bunları elinden çıkardığı, bu nedenle davacının zarara uğradığı iddia ve ispat edilmiş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2011/7913 E. 2011/8314 K.
Ortak:vekil hamil · illiyet bağı · tazminat davası · hamil · keşideci · bono · kâr kaybı · vade
İncelediğiniz karardaMahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasında TTK'nın 600. maddesi kapsamında «tahsil cirosu» suretiyle «vekalet ilişkisinin» doğduğu, bu ilişki kapsamında bankanın ağırlaştırılmış «kusur sorumluluğunun» söz konusu olduğu, davada alacağın tahsil edilmediğinin ispat edildiği, «keşideci» ve diğer kambiyo borçlularının «vadede» dahi senedi ödeme kabiliyetlerinin bulunmadığının ispat olunamadığı, icra takip dosyalarından anlaşıldığı üzere «vade tarihi» itibariyle «bono» borçlusunun bir kısım malları elden çıkardığı ve kesinleşen takiple «haciz» tarihleri arasında bunun için yeterli sürenin doğduğu, sırf bononun kaybedilmesiyle dahi keşideci dışındaki kambiyo borçlularına başvuru imkanını yitiren davacının zararının doğacağı, bankanın eylemiyle sonuç ve zarar arasındaki «illiyet bağının» mevcut delillerle ispat edildiği gerekçesiyle, davanın kabulüne, 7.508 TL «asıl alacak» ve 2.771 TL «işlemiş faiz» alacağından asıl alacağa dava tarihinden itibaren «yasal faiz» uygulanmak suretiyle davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Davalının «vekil hamil» olarak zarardan sorumlu tutulabilmesi için, «bononun» kaybedilmesi ile davacının bono bedelini tahsil edememesi arasında doğrudan «illiyet bağının» ve bu şekilde vekalet akdinin ihlal edildiğinin kanıtlanması gerekmektedir.
Başka bir ifadeyle, «bono» kaybedilmemiş ve «vadesi» sonunda hemen takibe konulmuş olsa bile dava dışı borçluların borçlarını ödeyemeyeceği sabitse, davalı bankanın salt bonoyu kaybetmesi nedeniyle sorumlu tutulmasının gerektiğinin kabulü doğru değildir.
Benzer bu karardaDavalının «vekil hamil» olarak zarardan sorumlu tutulabilmesi için, bonoların kaybedilmesi ile davacının «bono» bedelini tahsil etmemesi arasında doğrudan «illiyet bağının» ve bu şekilde vekalet akdinin ihlal edildiğinin kanıtlanması gerekmektedir.
Dava dışı borçlunun «keşideci», davacının «lehtar» olduğu iki ayrı «bononun» tahsil amaçlı olarak davalıya verildiği, birinin «protesto» edildikten, diğerinin ise henüz «vadesi» gelmeden davalı nezdinde kaybedildiği, davacının, doğrudan davalı aleyhine açtığı davanın, önce bonoların asıl borçlusuna başvurulması gerektiği, zamansız açıldığı gerekçesiyle reddine karar verildiği hususları çekişmesizdir.
İşbu dava, bonoların «vekil hamili» konumundaki davalının senetleri tahsil aşamasında kaybettiği, bu nedenle bedellerinin tahsil edilemediği ve zararın doğduğu iddiasına dayanmaktadır.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:protesto · aciz vesikası · lehtar · teslim
Benzer bu karardaDava dışı borçlunun «keşideci», davacının «lehtar» olduğu iki ayrı «bononun» tahsil amaçlı olarak davalıya verildiği, birinin «protesto» edildikten, diğerinin ise henüz «vadesi» gelmeden davalı nezdinde kaybedildiği, davacının, doğrudan davalı aleyhine açtığı davanın, önce bonoların asıl borçlusuna başvurulması gerektiği, zamansız açıldığı gerekçesiyle reddine karar verildiği hususları çekişmesizdir.
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve tüm dosya kapsamına göre, uyuşmazlığa konu bonoların tahsil amacıyla davalıya «teslim» edildiği, yedindeyken bu senetlerin kaybolduğu, davacının «bonolar» nedeniyle borçlusu hakkında icra takibi yaptığı, herhangi bir mal bulunmadığından borçlu hakkında aciz belgesi alındığı, bonoların kaybolmasında davacıya atfedilecek bir «kusur» bulunmadığı, zarara uğradığı gerekçesiyle davanın kabulüne, 20.000.00 YTL’nin 10.10.2005, 7.000.00 YTL’nin ise 30.10.2005 tarihinden itibaren ticari faiziyle tahsi …
Ayrıca, davacının erken açtığı bu dava sonrası asıl borçluya karşı başlattığı takibin semeresiz kaldığı, haczi kabil mallarının bulunmadığının tespit edildiği, borçluya dair borç ödemeden «aciz vesikası» sunulduğu yönleri de dosya kapsamıyla sabittir.
1 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/9988 E. 2016/3243 K.
Ortak:vekil hamil · tahsil cirosu · illiyet bağı · tazminat davası · hamil · keşideci · bono · vade
İncelediğiniz karardaMahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasında TTK'nın 600. maddesi kapsamında «tahsil cirosu» suretiyle «vekalet ilişkisinin» doğduğu, bu ilişki kapsamında bankanın ağırlaştırılmış «kusur sorumluluğunun» söz konusu olduğu, davada alacağın tahsil edilmediğinin ispat edildiği, «keşideci» ve diğer kambiyo borçlularının «vadede» dahi senedi ödeme kabiliyetlerinin bulunmadığının ispat olunamadığı, icra takip dosyalarından anlaşıldığı üzere «vade tarihi» itibariyle «bono» borçlusunun bir kısım malları elden çıkardığı ve kesinleşen takiple «haciz» tarihleri arasında bunun için yeterli sürenin doğduğu, sırf bononun kaybedilmesiyle dahi keşideci dışındaki kambiyo borçlularına başvuru imkanını yitiren davacının zararının doğacağı, bankanın eylemiyle sonuç ve zarar arasındaki «illiyet bağının» mevcut delillerle ispat edildiği gerekçesiyle, davanın kabulüne, 7.508 TL «asıl alacak» ve 2.771 TL «işlemiş faiz» alacağından asıl alacağa dava tarihinden itibaren «yasal faiz» uygulanmak suretiyle davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Davalının «vekil hamil» olarak zarardan sorumlu tutulabilmesi için, «bononun» kaybedilmesi ile davacının bono bedelini tahsil edememesi arasında doğrudan «illiyet bağının» ve bu şekilde vekalet akdinin ihlal edildiğinin kanıtlanması gerekmektedir.
Başka bir ifadeyle, «bono» kaybedilmemiş ve «vadesi» sonunda hemen takibe konulmuş olsa bile dava dışı borçluların borçlarını ödeyemeyeceği sabitse, davalı bankanın salt bonoyu kaybetmesi nedeniyle sorumlu tutulmasının gerektiğinin kabulü doğru değildir.
Benzer bu karardaDavalının «vekil hamil» olarak zarardan sorumlu tutulabilmesi için, «bononun» kaybedilmesi ile davacının bono bedelini tahsil etmemesi arasında doğrudan «illiyet bağının» ve bu şekilde vekalet akdinin ihlal edildiğinin kanıtlanması gerekmektedir.
Dava dışı borçlunun «keşideci», davacının «lehtar» olduğu «bononun» tahsil amaçlı olarak davalıya verildiği ve henüz «vadesi» gelmeden davalı nezdinde kaybedildiği hususları çekişmesizdir.
İşbu dava, «bononun» «vekil hamili» konumundaki davalının senedi tahsil aşamasında kaybettiği, bu nedenle bedelinin tahsil edilemediği ve zararın doğduğu iddiasına dayanmaktadır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kapak hesabı · aciz vesikası · ticari avans faizi · kıymetli evrak · lehtar · zayi · avans faizi · teslim
Benzer bu karardaİcra Müdürlüğü'nün 2011/10191 Esas sayılı dosyası ile takip yapıldığını ve yapılan takibin semeresiz kaldığından «aciz vesikası» alındığını ve davalı bankanın kendi kusuruyla senedi kaybedip müvekkili zarara uğratmış olması nedeniyle uğradığı zararın tespiti ve tahsili için açılan belirsiz alacak davasının kabulüyle şimdilik 3.347,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek «ticari avans faizi» ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir .
… in gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili; 16/12/2006 vadeli 1.400,00 TL bedelli,.... tarafından keşide edilen senedin müvekkili tarafından 15/11/2006 tarihinde «tahsil cirosu» ile davalı .....Şubesi'ne «teslim» edildiğini, senedin banka şubesi tarafından «zayi» edildiğini, senedin müvekkili tarafından defalarca istendiğini, ancak bankanın müvekkili şirkete doğru dürüst bilgi dahi vermediğini, davalının senedi zayi etmesi …
Davalı vekili; müvekkilinin senet borçlusu olmadığını, senedi tahsil için «teslim» aldığını, «zayi» olması üzerine de gerekli tedbir kararları ve daha sonra senedin iptaline karar verilmesini sağlayarak zarar doğumuna engel olacak tüm tedbirleri aldığını, davacının müvekkili bankanın sorumluluğuna gidebilmesi için herşeyden önce müvekkili bankanın senedin zayi olmasında kastının veya ağır ihmalinin sonuç oluşacak zararının meydana gelmesi gerektiğini, oysa ki davacının varsa bir zararı bile bunun müvekkili bankaya tahsil için verilen senedin zayi olmasından değil borçlu hakkında başvurulması gereken yollara kendi ihmal ve kusurundan dolayı geç başvurmasından kaynaklandığını, senedin tahsil edilememesi ile müvekkilinin fiili arasında «illiyet bağı» olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
İcra Müdürlüğü'nün 2012/321 Esas sayılı dosyasında «kapak hesabına» göre 14/12/2012 tarihi itibariyle 3.347,87 TL alacak için «aciz vesikası» düzenlenerek davacı alacaklıya verildiği anlaşılmakla, şartları oluşan davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2011/3699 E. , 2012/10226 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasında görülen davada Kadıköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 23.12.2010 tarih ve 2009/644-2010/1095 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, ciro yoluyla müvekkiline geçen 31.05.2005 vade tarihli, 5.515 USD bedelli senedin tahsil edilmesi için davalı bankaya verildiğini, senedin 08.03.2005 tarihinde dahili evrak sirkülasyonu esnasında kaybedildiğini, senedin zayi nedeniyle iptal edilmesinden sonra bankanın müvekkilinin zararını tazmin etmemesi üzerine senedin keşidecisi ve lehdarı aleyhine icra takibi başlatıldığını, ancak takiplerin sonuçsuz kaldığını, borçlular hakkında borç ödemeden aciz vesikası düzenlendiğini, bankanın senedi kaybederek müvekkilini zarara uğrattığını ileri sürerek, 5.515 USD karşılığı 8.864,81 TL'nin ihtarname tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, bilirkişi raporunda asıl alacağın 7.508 TL işlemiş faizinin 2.771 TL olarak belirlenmesi üzerine tazminat talebini 10.279 TL'ye tamamlayacak şekilde ıslah etmiştir.
Davalı vekili, senet hamilinin senet bedelini iptal kararına rağmen tahsil edememesine bankanın senedi kaybetmiş olmasının neden olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasında TTK'nın 600. maddesi kapsamında tahsil cirosu suretiyle vekalet ilişkisinin doğduğu, bu ilişki kapsamında bankanın ağırlaştırılmış kusur sorumluluğunun söz konusu olduğu, davada alacağın tahsil edilmediğinin ispat edildiği, keşideci ve diğer kambiyo borçlularının vadede dahi senedi ödeme kabiliyetlerinin bulunmadığının ispat olunamadığı, icra takip dosyalarından anlaşıldığı üzere vade tarihi itibariyle bono borçlusunun bir kısım malları elden çıkardığı ve kesinleşen takiple haciz tarihleri arasında bunun için yeterli sürenin doğduğu, sırf bononun kaybedilmesiyle dahi keşideci dışındaki kambiyo borçlularına başvuru imkanını yitiren davacının zararının doğacağı, bankanın eylemiyle sonuç ve zarar arasındaki illiyet bağının mevcut delillerle ispat edildiği gerekçesiyle, davanın kabulüne, 7.508 TL asıl alacak ve 2.771 TL işlemiş faiz alacağından asıl alacağa dava tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmak suretiyle davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1-Dava, tahsil için davalı bankaya ibraz edilen senedin banka tarafından kaybedildiği, alacağın tahsil edilemediği, bu nedenle zararın doğduğu iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir.
Davalının vekil hamil olarak zarardan sorumlu tutulabilmesi için, bononun kaybedilmesi ile davacının bono bedelini tahsil edememesi arasında doğrudan illiyet bağının ve bu şekilde vekalet akdinin ihlal edildiğinin kanıtlanması gerekmektedir. Bononun kaybı sonrasında dava dışı borçluların bu kayıptan yararlanarak davacı alacaklının alacağına kavuşmasını engelleyici davranış ve tasarruflarının varlığı ispat edilmelidir. Başka bir ifadeyle, bono kaybedilmemiş ve vadesi sonunda hemen takibe konulmuş olsa bile dava dışı borçluların borçlarını ödeyemeyeceği sabitse, davalı bankanın salt bonoyu kaybetmesi nedeniyle sorumlu tutulmasının gerektiğinin kabulü doğru değildir. Bu durum karşısında, açılan bu davanın bir tazminat davası olduğu dikkate alınarak, davacıya ispat imkanı tanınıp tüm kanıtlar değerlendirilerek sonucuna göre karar vermek gerekirken, borçlularca mal kaçırıldığı ispatlanmadan davanın kısmen kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir.
2-Ayrıca, davacı senedi ciro yoluyla devraldığı kendi akidine karşı herhangi bir takip yapmamış, temlik ilişkisine dayanarak bu kişiye karşı dava açmamıştır. Davacı henüz kendi akidini takip etmeden zararın gerçekleşmiş olduğunun kabulü mümkün değildir.
3-Kabule göre de; dava 5.515 USD karşılığı 8.864,81 TL'nin tahsili talebiyle açılmış olup, bilirkişi raporunda davacının zararının 7.508 TL asıl alacak, 2.771 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 10.279 TL olduğunun belirtilmesi üzerine dava değeri 10.279 TL'ye tamamlanacak şekilde ıslah edilmiştir. Bu durumda müddeabih, 8.864,81 TL asıl alacak ve 1.414,19 TL işlemiş faizden oluştuğuna göre, karar tarihinde yürürlükte bulunan HUMK'nın 74. maddesina aykırı olarak faiz yönünden talebin aşılması suretiyle karar verilmesi de doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ
Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 11.06.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1060873700 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz