Dava konusunun devri ile alacağın temliki ayrımı ve temlik alanın sıfatı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2022/5984 E. 2024/443 K. · · İlk derece: İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Gerekçe özeti
Uyuşmazlık doğduktan ve alacak dava konusu hâline geldikten sonra, devre konu alacak icra dosya numarası zikredilerek üçüncü kişiye devredilmişse, bu işlem maddi hukuka ilişkin bir alacak temliki değil, HMK 125 kapsamında dava konusunun (müddeabihin) devri niteliğinde bir usul sözleşmesidir; devralan sigortalı sıfatını değil davacı sıfatını kazanır ve poliçede yer alan "tazminat alacağı ancak sigortacının yazılı onayı ile devredilebilir" biçimindeki temlik yasağı bu devre uygulanmaz — bu hâlde temlik alanlar yönünden aktif husumet ehliyeti yokluğundan ret kararı verilemez. Öte yandan ticari defterler, eksiksiz ve usulüne uygun tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve kayıtları birbirini doğrulamış olmadıkça ticari davada sahibi lehine dahi delil olamaz; defterleri usulüne uygun bulunmayan sigortalı zararın gerçekleştiğini ispatlayamamış sayılır ve davası reddedilir.
Ele alınan sorunlar
Uyuşmazlık doğduktan sonra icra dosya numarası belirtilerek yapılan devrin niteliği ve temlik alanlar bakımından aktif husumet → kabul
İddia: Davacı, somut olayda alacağın temlikinin değil dava konusunun devrinin söz konusu olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
Gerekçe: Alacağın devri sözleşmesinde devre konu alacak, belirli bir icra müdürlüğü dosyasının esas numarası zikredilmek suretiyle gösterilmiştir. Uyuşmazlık doğduktan sonra doğrudan icra dosya numarası belirtilerek yapılan devrin, doğrudan dava konusunu devretmeye yönelik bir usul sözleşmesi olduğunda tereddüt bulunmamaktadır. Poliçede sigortalının, sigortacıya karşı sahip olduğu tazminat alacağını ancak sigortacının yazılı onayı ile bir başkasına devredebileceği kararlaştırılmış ise de, somut olayda poliçede belirtilen anlamda bir sigorta tazminat alacağının tahsili talebi söz konusu olmayıp, takibe konu meblağın bir kısmı tazminat alacağı dava konusu hâline geldikten sonra bizzat icra dosya numarası belirtilmek suretiyle devredilmiştir. Bu durumda maddi hukuka ilişkin bir devirden söz edilemez; işlem 6100 sayılı Kanun'un 125 inci maddesi kapsamında değerlendirilmesi gereken tipik bir dava konusunun (müddeabihin) devrinden ibarettir. Bu temlikle temlik alan kişiler sigortalı değil davacı sıfatını kazanmıştır. Bu nedenle temlik alan alacaklılar yönünden davanın aktif husumet ehliyeti yokluğu sebebiyle reddine karar verilmesi doğru değildir.
Gerekçe kaynağı: özgün
Usulüne uygun tutulmayan ticari defterlerin delil değeri ve sigortalının zararı ispatlayamamış olmasının sonucu → kabul
İddia: Davalı, davacının ticari defterlerinin usule uygun olmadığını ve buradaki kayıtlara itibar edilemeyeceğini, faturaların dayanaksız olduğunu, mal tesliminin söz konusu olmadığını ve rizikonun teminat kapsamı dışında kaldığını ileri sürmüştür.
Gerekçe: 6100 sayılı Kanun'un 222 nci maddesinin ikinci fıkrası gereğince ticari defterlerin ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır. Belirtilen özellikleri taşımayan ticari defterler sahibi lehine de delil olarak kabul edilemez. Bozma ilamına uyulması üzerine yapılan bilirkişi incelemesinde davacının ticari defterleri incelenmiş ve defterlerin usulüne uygun olmadığı tespit edilmiştir. Bu durumda sigortalı davacının, zararın gerçekleştiğini usulüne uygun delillerle ispatlayamadığı gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken kısmen kabul kararı verilmesi doğru değildir.
Gerekçe kaynağı: özgün
Emsal değeri
Dava konusunun devri ile maddi hukuka ilişkin alacak temliki arasındaki ayrımın icra dosya numarasına yapılan atıf üzerinden kurulması, poliçedeki temlik yasağının müddeabih devrine uygulanmaması ve usulüne uygun tutulmayan ticari defterlerin sahibi lehine dahi delil sayılmaması bakımından bağlayıcı emsal değer taşır.
Usul tespitleri
- Dava şartı
- Aktif husumet ehliyeti (taraf sıfatı): dava konusunun HMK 125 kapsamında devri hâlinde devralan davacı sıfatını kazandığından, temlik alanlar yönünden aktif husumet ehliyeti yokluğundan ret kararı verilemez.
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
dava konusunun (müddeabihin) devri↗ alacağın temliki↗ usul sözleşmesi↗ aktif husumet ehliyeti↗ temlik yasağı↗ kredi sigortası↗ ticari defterlerin delil niteliği↗ açılış ve kapanış onayı↗ itirazın iptali↗ icra inkâr tazminatı↗
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/265 E. 2021/5392 K.
Ortak:kredi sigortası
İncelediğiniz karardaGerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 03.10.2019 tarih, 2018/1593 E. ve 2019/1206 K. sayılı kararıyla; davacı tarafça 5 ayrı «fatura» ile 3 ayrı alıcıya mal sevkedildiği, bir kısım faturalarda %20 ödemenin mal «teslim» tarihinde davacı satıcıya gönderileceği yazılı olduğu, «temerrüt» durumunun davalıya gecikmeli olarak yapıldığı, davalı şirket tarafından «hasar» tazmin taleplerinin «hasar ihbarının» geç yapılması nedeniyle reddedildiği, 2009 tarihli «kredi sigortası» genel şartları B-B.1 maddesinde yer alan "borç ile ilgili bir temerrüt hali, sigortalı tarafından «vade tarihi» veya uzatılmış vade tarihinden itibaren 60 gün içinde sigortacıya bildirilir.
Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, «kredi sigorta sözleşmesinden» kaynaklanan «sigorta tazminatının» tahsili amacı ile başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
Benzer bu karardaBölge Adliye Mahkemesince; davacı tarafça 5 ayrı «fatura» ile 3 ayrı alıcıya mal sevkedildiği, bir kısım faturalarda %20 ödemenin mal «teslim» tarihinde davacı satıcıya gönderileceği yazılı olduğu, «temerrüt» durumunun davalıya gecikmeli olarak yapıldığı, davalı şirket tarafından «hasar» tazmin taleplerinin «hasar ihbarının» geç yapılması nedeniyle reddedildiği, 2009 tarihli «kredi sigortası» genel şartları B-B.1 maddesinde yer alan "borç ile ilgili bir temerrüt hali, sigortalı tarafından «vade tarihi» veya uzatılmış vade tarihinden itibaren 60 gün içinde sigortacıya bildirilir.
2- Dava, «kredi sigorta poliçesine» dayalı tazminat istemine vaki icra takibine yönelik itirazın iptali istemine ilişkin olup, İlk Derece Mahkemesince yazılı gerekçelerle davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, taraf vekillerinin istinaf başvurusu üzere Bölge Adliye Mahkemesince, davacının tazminat talebi davalı şirket tarafından «müdahale talebinin» geç yapılması nedeniyle reddedilmiş ise de, süresinden sonra «ihbar» yapılması halinde TTK 1442. maddesinin uygulama alanı bulacağı, zararın «teminat» dışı kalmayacağı ancak tazminattan indirim yapılabileceği gerekçesiyle kararın «kaldırılarak yeniden» hüküm kurulmasına, davanın kısmen kabulü ile davacı yararına «icra inkar tazminatına» hükmedilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:icra inkar tazminatı
Benzer bu karardaİcra Müdürlüğü'nün 2012/25448 sayılı takibine davalının yaptığı itirazın kısmen iptali ile takibin 160.999,68 Euro üzerinden devamına, fazla talebin reddine, alacağa takip tarihinden itibaren aynı cins alacağa 1 yıl vadeli mevduata devlet bankalarının uyguladığı en yüksek faiz oranının uygulanmasına, «icra inkar tazminatı» talebinin reddine karar verilmiştir.
Bu bildirim yapılmadığı takdirde «sigortalı teminattan» yararlanma hakkını kaybeder." yönündeki düzenlemenin 1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren TTK’nın 1446/2 maddesi ile hükümsüz kaldığı, «sigorta ettirenin» «temerrüdü» gecikmeli olarak davalıya bildirilmesinin gerçekleşen «rizikoya», zararın miktarına bir etkisi olmayacağı, yine davalının «alıcının temerrüdü» tarihinden itibaren 5 ay sonra tazminat ödeme yükümlülüğü bulunduğunu ileri sürmesinin de yerinde olmadığı, ancak davacının başvurusuna gelince, alacak ödenmeyen faturalara ilişkin olup likit bulunduğu halde «icra inkar tazminatı» isteminin reddine karar verilmesi doğru olmadığından davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile …
… ağa 1 yıl vadeli mevduata devlet bankalarının uyguladığı en yüksek faiz oranının uygulanmasına, takip tarihindeki kur üzerinden %20 oranında hesaplanan 74.848,75 TL «icra inkar tazminatının» davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmiştir.
2- Dava, «kredi sigorta poliçesine» dayalı tazminat istemine vaki icra takibine yönelik itirazın iptali istemine ilişkin olup, İlk Derece Mahkemesince yazılı gerekçelerle davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, taraf vekillerinin istinaf başvurusu üzere Bölge Adliye Mahkemesince, davacının tazminat talebi davalı şirket tarafından «müdahale talebinin» geç yapılması nedeniyle reddedilmiş ise de, süresinden sonra «ihbar» yapılması halinde TTK 1442. maddesinin uygulama alanı bulacağı, zararın «teminat» dışı kalmayacağı ancak tazminattan indirim yapılabileceği gerekçesiyle kararın «kaldırılarak yeniden» hüküm kurulmasına, davanın kısmen kabulü ile davacı yararına «icra inkar tazminatına» hükmedilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2009/6795 E. 2010/12877 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:gümrük beyannamesi · tacirler arası hizmet sözleşmesi · ba beyannamesi · tacirler arası dava · rücuen tazminat · hizmet sözleşmesi · kâr kaybı · fatura
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalının, «gümrük beyannamesi» verebilmesi için kendisine davacı tarafından orijinal «fatura» ile birlikte proforma faturanın da verildiği, orijinal faturada yer alan bedelin proforma faturasında yazılı miktardan düşük olmasının vergi «kaybına» neden olduğu, Gümrük Tarife İstatistik Pozisyonu beyanının verilmesinde ise davalının «kusuru» bulunmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 35.127 TL'nın davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiştir.
Dava, «tacirler arası hizmet sözleşmesinden» kaynaklanan «rücuen tazminat» istemine ilişkin olup dosya içeriğinden, davacı şirkete kesilen vergi cezalarının , ithalatı yapılan malların satış faturası ile proforma faturalarında yer alan bedelleri arasındaki farktan kaynaklandığı anlaşılmaktadır.
Davalı şirketin, gümrük idaresince yapılan bu uygulamanın, kanuna aykırılığını iddia edip proforma faturaların, «gümrük beyannamesine» esas alınamayacağına dair sunduğu Danıştay kararı da göz önüne alındığında, davacının öncelikle, idari yargı yoluna başvurarak, ilgili vergi cezasına ilişkin karar …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2011/2919 E. 2012/9098 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:bozma sonrası karar · fatura · eksik inceleme · ibraz
Benzer bu kararda… ın gönderildiği, proforma faturanın ön bilgi veya teklif amaçlı bir belge niteliği taşıdığı, davacı şirket tarafından bu proforma faturaya istinaden swift mesajında «fatura» numarası ve tutarının da yazıldığı ve gönderilen tutarın ihracat bedeli olduğu, dava dışı ihracatçı şirket tarafından bunun ihracat bedeli olmadığı ve sehven o şekilde yazıldığı ileri sürülmüş ise de bu beyanın hem swift mesajı ile uyumlu olmadığı, hem de bankanın yapacağı değerlendirme ile bu bedelin niteliğini tespit etmesine mani olmadığı, esasen böyle bir bedelin ancak ihracatçı tarafından döviz beyan tutanağının «ibrazı» ile ödenmesi gerektiği, döviz beyan tutanağı olmaksızın 50.000,00 USD'yi aşan bir ihracat bedelinin bir başka hesaba aktarılmasının kanuni düzenlemelere aykırılık …
Davalı taraf «bozma sonrası» alınan rapora karşı özel bilgiye ilişkin olarak ciddi itirazlar ileri sürmüştür.
Bu durumda, mahkemece davalının itirazlarının karşılanması için bilirkişilerden ek rapor alınarak neticesine göre bir karar vermek gerekirken, «eksik inceleme» ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
1 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/5135 E. 2015/12326 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2022/5984 E. , 2024/443 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi
SAYISI 2021/1355 E., 2022/762 K.
TEMLİK ALANLAR 1....
2.... vekilleri Avukat ...
HÜKÜM
Kısmen kabul
İLK DERECE MAHKEMESİ İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI 2014/426 E., 2018/518 K.
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı Yargıtayca duruşma istemli olarak taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 16.01.2024 günü hazır bulunan davacı vekili Av. ... ile davalı vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı ... ile müvekkili arasında 08.06.2012 tarihinde sigorta sözleşmesi akdedildiğini, bu çerçevede düzenlenen sigorta poliçesine göre müvekkilinin davalı ... şirketine 36.855,00 euro prim ödediğini, ancak davalının sözleşmeye rağmen, temerrüt durumunun kendisine geç bildirildiği gerekçesi ile ödeme yapılmayacağını bildirildiğini, 3 üncü kişilere yapılan satışlarda sigorta şirketine bildirim yapılarak satışın sigorta kapsamına dahil olmayacağının bildirilmediği takdirde yapılan satışın sigorta sözleşmesi kapsamında sayıldığını, poliçe hükümlerine göre sigortalı mal satış bedelinin (alıcı) tarafından ödenmemesi halinde, sigortalının sigortacıdan belirli bir süreyi aşmadan müdahale talep etmesi gerektiğini, poliçeye göre hasar ihbar süresinin orijinal fatura vade tarihinden itibaren başlamak üzere 90 gün olduğunu, Lezzet Kebaps Ltd., BBL Financal Services GMBH, FA Rodak Im.
Exp. isimli şirketlere fatura kesildiğinin davalıya bildirildiğini, yapılmayan ödemelere ilişkin hasar bildirimi yapıldığını, ancak sigortacının ödemede bulunmadığını ileri sürerek icra takibine itirazın iptali ve takibin devamına, ayrıca icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; sigortalı davacı şirketin, borçlu 3 üncü kişinin temerrüdü halinde sözleşmede kararlaştırılan 30 günlük süre içinde vadesi geçmiş borç bildirimini ve bu bildirimi yapmış olmak kaydıyla orijinal fatura vadesinden itibaren azami 90 günlük süre içinde bulunması gereken müdahale talebini (Hasar İhbarı) süresinde yerine getirmeyerek teminattan yararlanma hakkını kaybettiğini, vadesi geçmiş borç bildiriminde bulunmadan müdahale talebinde bulunarak zararın ödenmesini isteme hakkı olmadığını, tarafı olmadığı satış sözleşmelerine istinaden talepte bulunduğunu, %20 peşin tahsilat yapmadan ihracat satışı yaptığını, basiretli tacir gibi davranmadığını, temerrüde düşen kişilere mal sattığını, yurtdışında ve farklı ülkelerde yerleşik alıcılara Tükçe olarak teslim notu şeklinde belge imzalamalarının inandırıcı olmadığını, alıcılarla danışıklı şekilde müvekkilini aldatma çabası içinde olduğunu, davacının süresinde vadesi geçmiş borç bildirimi ve müdahale talebinde bulunduğu kanaatine varılsa dahi müvekkilinin tazminat yükümlülüğünün ancak müdahale tarihinden itibaren 5 aylık bekleme süresi dolduktan sonra doğacağını savunarak davanın reddini istemiştir.
davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 10.05.2018 tarih, 2014/426 E. ve 2018/518 K. sayılı kararıyla; poliçe şartlarındaki yasal düzenlemeye aykırı şartın hukuki sonuç doğurmayacağı, davacının beş müşterisi yönünden temerrüdün oluştuğu, salt temerrüdün geç bildirimi olgusu dikkate alınarak rizikonun teminat dışı olduğunun kabul edilemeyeceği, TTK 1442 nci maddesi de dikkate alınarak davanın kısmen kabulüyle, İstanbul 29. İcra Müdürlüğünün 2012/25448 sayılı takibine davalının yaptığı itirazın kısmen iptali ile takibin 160.999,68 euro üzerinden devamına, fazla talebin reddine, alacağa takip tarihinden itibaren aynı cins alacağa 1 yıl vadeli mevduata devlet bankalarının uyguladığı en yüksek faiz oranının uygulanmasına, icra inkâr tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 03.10.2019 tarih, 2018/1593 E. ve 2019/1206 K. sayılı kararıyla; davacı tarafça 5 ayrı fatura ile 3 ayrı alıcıya mal sevkedildiği, bir kısım faturalarda %20 ödemenin mal teslim tarihinde davacı satıcıya gönderileceği yazılı olduğu, temerrüt durumunun davalıya gecikmeli olarak yapıldığı, davalı şirket tarafından hasar tazmin taleplerinin hasar ihbarının geç yapılması nedeniyle reddedildiği, 2009 tarihli kredi sigortası genel şartları B-B.1 maddesinde yer alan "borç ile ilgili bir temerrüt hali, sigortalı tarafından vade tarihi veya uzatılmış vade tarihinden itibaren 60 gün içinde sigortacıya bildirilir. Bu bildirim yapılmadığı takdirde sigortalı teminattan yararlanma hakkını kaybeder." yönündeki düzenlemenin 1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren TTK’nın 1446/2 maddesi ile hükümsüz kaldığı, sigorta ettirenin temerrüdü gecikmeli olarak davalıya bildirilmesinin gerçekleşen rizikoya, zararın miktarına bir etkisi olmayacağı, yine davalının alıcının temerrüdü tarihinden itibaren 5 ay sonra tazminat ödeme yükümlülüğü bulunduğunu ileri sürmesinin de yerinde olmadığı, ancak davacının başvurusuna gelince, alacak ödenmeyen faturalara ilişkin olup likit bulunduğu halde icra inkar tazminatı isteminin reddine karar verilmesi doğru olmadığından davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulü ile İstanbul 29.
İcra Müdürlüğünün 2012/25448 sayılı takibine davalının yaptığı itirazın kısmen iptali ile takibin 160.999,68 euro üzerinden devamına, fazla talebin reddine, alacağa takip tarihinden itibaren aynı cins alacağa 1 yıl vadeli mevduata devlet bankalarının uyguladığı en yüksek faiz oranının uygulanmasına, takip tarihindeki kur üzerinden %20 oranında hesaplanan 74.848,75 TL icra inkâr tazminatının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1.Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2.Dairemizin 28.06.2021 tarih, 2020/265 E. ve 2021/5392 K. sayılı kararıyla dava dışı firmanın düzenlediği proforma fatura, teslim notu ve davacının düzenlediği faturalar ile davacının ticari defterleri incelenerek, malların dava dışı firma tarafından davacıya satılarak devredilip devredilmediğinin, davacının sırf satış ilişkisini sigorta güvencesine kavuşturmak amacıyla fatura düzenleyip düzenlemediğinin açıklığa kavuşturulması ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken alıcı lezzet, BBC ve Fa Rodak'a düzenlemeler ile fatura bakımından eksik inceleme ile karar verilmesinin doğru olmadığı, yine davalı vekilinin, FA Rodak İmport-Export firmasına düzenlenen 12.07.2012 tarihli 67.734,00 euro ve 21.07.2012 tarihli 25.608,00 euro bedelli faturaların teminat kapsamında olmadığına yönelik temyiz itirazlarına gelince;
bu faturalara dayalı alacak talebinin Kredi Sigortası Genel Şartları uyarınca teminat kapsamında kalıp kalmadığı değerlendirilmeden karar verilmesinin yerinde olmadığı, ayrıca alacak likit olmadığından davacı yararına %20 icra inkâr tazminatı verilmesinin de yerinde bulunmadığı gerekçesi ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
B. Bölge Adliye Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı şirket tarafından fatura edilen ve kayıtlanan 5 adet faturanın, proforma faturaları incelendiğinde Lezzet Kebabs, BBL Financial ve Rodak'a düzenlenen ilk tarihli proforma faturalarının Turkuvaz Danışmanlık şirketi tarafından düzenlendiği, ancak sözkonusu faturaların ihracat işlemleri ve asıl faturaların davacı tarafından düzenlendiği, davacı şirket kayıtlarında Turkuvaz Danışmanlık adına 20.06.2012 tarihli alış kaydının mevcut olduğu, proforma faturalar davadışı şirket tarafından düzenlense de davacı şirket kayıtlarında alış faturası ile kayıt bulunması, ihracatın davacı tarafından yapıldığının sabit olması karşısında davacı vekilinin davadışı şirketin kayıtlarının incelenmediğine yönelik itirazının yerinde olmadığı, davacının sigorta himayesi sağlamak üzere hareket ettiğinin belirlenemediği, temlik yasağı nedeniyle geçerli bir temlik yapılmadığı kabul edilerek temlik alanların davasının aktif husumet yokluğundan reddi gerektiği, davacının alıcı Fa.
Rodak firmasına yaptığı 21.06.2012 tarihli ilk satışta %20 ön ödemenin mal tesliminde yapılacağının proforma fatura ve asıl faturada belirtildiği, ancak ön ödeme tutarının bu firma tarafından ödenmediği ve davalının durumdan haberdar edilmediği, bu bakımdan, davacının söz konusu iki faturaya dayalı alacak talebinin Kredi Sigortası Genel Şartları uyarınca teminat kapsamında kalmadığı, sigorta teminatı kapsamında kalan faturalar bakımından davanın kabulünün gerektiği gerekçesi ile davacı vekilinin istinaf başvusunun esastan reddine, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile kararın kaldırılmasına; temlik alan davacılar bakımından aktif husumet ehliyeti yokluğundan davanın reddine; davanın kısmen kabulü ile itirazın kısmen iptali ile takibin 82.991,88 euro üzerinden devamına, alacağa takip tarihinden itibaren euro cinsi alacağa 1 yıl vadeli mevduata devlet bankalarının uyguladığı en yüksek faiz oranının uygulanmasına, fazla talebin reddine, koşulları oluşmadığından icra inkar tazminatı ve kötü niyet tazminat taleplerinin reddine karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; somut olayda alacağın temlikinin değil dava konusunun devrinin söz konusu olduğunu, tazminat hesabına dahil edilmeyen iki adet fatura yönünden kararın, 6100 sayılı Kanun'un emredici nitelikteki 1446 ncı maddesinin ikinci fıkrasına aykırı olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
2.Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davacının ticari defterlerinin usule uygun olmadığını, dolayısıyla buradaki kayıtlara itibar edilemeyeceğini, faturaların dayanaksız ve gerçeği yansıtmaktan uzak olduğunu, tarihlerinde uyumsuzluk bulunduğunu, davacının satış sözleşmesinin tarafı olmadığını, bilirkişi raporunun yetersiz olduğunu, mal tesliminin söz konusu olmadığını, sigortacı zararına hareket edildiğini, hamule senedine ilişkin itirazların dikkate alınmadığını, ihracat belgelerindeki aykırılıklar gereği rizikonun teminat kapsamı dışında kaldığını, mükerrer harca hükmedildiğini, vekâlet ücretinin ve harcın hatalı hesaplandığını ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, kredi sigorta sözleşmesinden kaynaklanan sigorta tazminatının tahsili amacı ile başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 125 nci ve 222 nci maddeleri.
3. Değerlendirme
1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. Bölge Adliye Mahkemesince alacağı temlik alan davacılar bakımından davanın aktif husumet ehliyeti yokluğundan reddine karar verilmiştir.
25. 07.2019 tarihli alacağın devri sözleşmesinde “İstanbul 29. İcra Müdürlüğünün 2012/25448 E. sayılı dosyasına konu alacak''ın belirtildiği görülmektedir. Uyuşmazlık doğduktan sonra, doğrudan icra dosya numarası zikredilmek suretiyle yapılan devrin doğrudan “dava konusunu” devretmeye yönelik bir usul sözleşmesi olduğuna dair hiçbir tereddüt bulunmamaktadır.
3. Ne var ki davaya konu sigorta poliçesinde sigortalının, sigortacıya karşı sahip olduğu tazminat alacağını ancak sigortacının yazılı onayı ile bir başkasına devredebileceği kararlaştırılmıştır.
4. Ancak, somut olayda poliçede belirtildiği şekilde sigorta tazminat alacağının tahsili talebine ilişkin bir hal söz konusu olmayıp taraflar arasında sigorta tazminatının tahsili için davacı tarafından başlatılan icra takibine konu meblağın bir kısmı, tazminat alacağı dava konusu hâline geldikten sonra bizzat icra dosya numarası belirtilmek sureti ile temlik alan kişilere devredilmiştir. Bu durumda maddi hukuka ilişkin bir devirden söz edilemez. Bu işlem 6100 sayılı Kanun'un 125 inci maddesi kapsamında değerlendirilmesi gereken tipik bir “dava konusunun/müddeabihin” devrinden ibarettir. Bu temlikle temlik alan kişiler sigortalı değil, davacı sıfatını kazanmıştır.
5. Bu nedenle temlik alan alacaklılar yönünden davanın aktif husumet ehliyetinin yokluğu sebebiyle reddine karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
6. 6100 sayılı Kanun'un 222 nci maddesinin ikinci fıkrası gereğince ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır. Belirtilen bu özellikleri taşımayan ticari defterler sahibi lehine de delil olarak kabul edilemez.
7. Dairemiz bozma ilamında dava dışı firmanın düzenlediği proforma fatura, teslim notu ve davacının düzenlediği faturalar ile davacının ticari defterleri incelenerek, malların dava dışı firma tarafından davacıya satılarak devredilip devredilmediğinin, davacının sırf satış ilişkisini sigorta güvencesine kavuşturmak amacıyla fatura düzenleyip düzenlemediğinin açıklığa kavuşturulması ve sonucuna göre karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir. Mahkemece bozma ilamına uyulması üzerine yapılan bilirkişi incelemesinde davacının ticari defterleri incelenmiş ve defterlerin usulüne uygun olmadığı tespit edilmiştir.
8. Bu durumda sigortalı davacının, zararın gerçekleştiğini usulüne uygun delillerle ispatlayamadığı gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile kısmen kabul kararı verilmesi doğru olmamış, hükmün temyiz eden davalı yararına bozulması gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1.Davacılar vekilinin bozma kapsamı dışındaki temyiz itirazlarının REDDİNE,
2.Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
3.Bozma sebebine göre davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
Takdir olunan 17.100,00 TL duruşma vekâlet ücretinin taraflardan alınarak yek diğerine verilmesine,
Peşin alınan temyiz karar harçlarının istek hâlinde ilgililere iadesine,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
18.01.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1059749100 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz