Yabancı mahkeme kararının tenfizi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2012/4597 E. 2012/6055 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Yetkili mahkeme
- yetki/yetkisizlik
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
kanunlar ihtilafı↗ çekince (ihtirazi kayıt)↗ yabancı mahkeme ilamı↗ savunma hakkı↗ adli yardım↗ möhuk 47↗ münhasırlık↗ kamu düzeni↗ tenfiz↗ tebligat↗ yetkisizlik kararı↗ ibraz↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, davanın reddine dair verilen karar, taraf vekillerinin temyizi üzerine Dairemizce onanmıştır.
Bu kez, davacı vekili karar düzeltme talep etmiştir.
1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bendin dışında kalan sair karar düzeltme itirazlarının reddi gerekmiştir.
2-Dava, yabancı mahkeme kararının tenfizi istemine ilişkin olup, mahkemece, tenfizi istenilen kararın Türkiye ile Almanya arasında 28.04.1972 tarihinde yürürlüğe giren 1965 tarihli Adli Yardımlaşmaya İlişkin Lahey Sözleşmesi hükümlerine göre yapılmadığı, adi posta yolu ile kararın davalıya tebliğ edildiği, dolayısı ile kararın usulünce kesinleşmediği, kesinleşmeyen yabancı mahkeme kararının tenfizinin mümkün bulunmadığı gerekçesiyle yazılı şekilde hüküm tesis edilmiştir.
Dava tarihinde yürürlükte bulunan 2675 sayılı MÖHUK’nun 34/1. maddesi hükmüne göre, yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilamların Türkiye’de icra olunabilmesi, yetkili Türk Mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır. Yabancı mahkeme ilamının tenfizine karar verilebilmesi için öncelikle ilamın kesinleşmiş olması gerekir. Aynı yasanın 38. maddesinde düzenlenen tenfiz şartları; Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği devlet arasında mütekabiliyet esasına dayanan bir anlaşma veya o devlette Türk Mahkemeleri’nden verilmiş ilamların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili uygulamanın bulunması, ilamın Türk Mahkemeleri’nin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş
olması, hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması, kendisine karşı tenfiz istenen tarafın savunma hakkına ilişkin usuli işlemlere uyulmuş olması, Türkler’in kişi hallerine ilişkin davalarda Türk kanunlar ihtilafı kaidelerinin gösterdiği hukukun uygulanmış olmasıdır. 1965 tarihli Hukuki ve Ticari Konularda Adli ve Gayri Adli Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Lahey Sözleşmesi'nde sözleşmeye taraf olan ülkeler arasında yapılacak tebligatların hangi makam tarafından ve hangi usul çerçevesinde yerine getirileceği belirlenmiş olup, hem Türkiye Cumhuriyeti hem de Almanya anılan sözleşmeye taraftır.1965 tarihli Lahey Sözleşmesi ile kabul edilen istisnai tebligat yöntemlerinden biri de doğrudan posta yolu ile tebligattır. Bu yönteme,sadece sözleşmenin 10. maddesine çekince koymayan ülkeler açısından başvurmak mümkündür. Türkiye, 10. maddedeki tebligat yöntemini kabul etmeyeceğini bu maddeye koyduğu çekince ile belirtmiştir.
Somut olayda, tenfizi istenen Dortmund Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kararında, kararın bir suretinin davalıya 14.12.2006 tarihinde tebliğ edildiği ve kararın kesinleştiği yazılı olup, mahkemece kararın davalıya posta yolu ile tebliğ edildiğinin kabulü ile yazılı şekilde hüküm tesis edilmiş ise de, davacı vekili tarafından dosyaya ibraz edilen yabancı mahkeme kararının tercümesinden kararın davalıya hangi usulle tebliğ edildiği anlaşılamamaktadır. Davacı vekili, gerek temyiz dilekçesinde gerekse karar düzeltme dilekçesinde davalıya tüm tebligatların Adalet Bakanlığı aracılığıyla yapıldığını savunmuş ve ayrıca dilekçesi ekinde Adalet Bakanlığı uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü'nün 30.05.2006 ve 10.03.2009 tarihli her ikisinde de dosya numarası 7 048/06 olarak gösterilen iki adet tebliğin yapıldığına dair evrak ibraz etmiştir. Bu durumda yabancı mahkeme kararının tenfiz davasının devamı esnasında da kesinleşmesi mümkün bulunduğu gözetilmek suretiyle davacı vekilinin ibraz ettiği bu tebligatların sıhhati araştırılıp kararın 1965 tarihli Lahey Sözleşmesi uyarınca usulünce kesinleşip kesinleşmediği değerlendirilerek bir karar verilmesi için davacı vekilinin karar düzeltme itirazlarının kabulüyle, Dairemizin 2009/14432 Esas, 2011/16704 Karar sayılı 09.12.2011 tarihli onama ilamının kaldırılarak yerel mahkeme kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yabancı mahkeme kararının tenfizi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/1243 E. 2012/8911 K.
Ortak:kanunlar ihtilafı · savunma hakkı · münhasırlık · kamu düzeni · tenfiz · tebligat · yetkisizlik kararı · ibraz · yetki/yetkisizlik · Yabancı mahkeme kararının tenfizi
İncelediğiniz karardaAynı yasanın 38. maddesinde düzenlenen «tenfiz» şartları; Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği devlet arasında mütekabiliyet esasına dayanan bir anlaşma veya o devlette Türk Mahkemeleri’nden verilmiş ilamların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili uygulamanın bulunması, ilamın Türk Mahkemeleri’nin «münhasır» «yetkisine» girmeyen bir konuda verilmiş olması, hükmün «kamu düzenine» açıkça aykırı bulunmaması, kendisine karşı tenfiz istenen tarafın «savunma hakkına» ilişkin usuli işlemlere uyulmuş olması, Türkler’in kişi hallerine ilişkin davalarda Türk «kanunlar ihtilafı» kaidelerinin gösterdiği hukukun uygulanmış olmasıdır.
Bu durumda yabancı mahkeme kararının «tenfiz» davasının devamı esnasında da kesinleşmesi mümkün bulunduğu gözetilmek suretiyle davacı vekilinin «ibraz» ettiği bu «tebligatların» sıhhati araştırılıp kararın 1965 tarihli Lahey Sözleşmesi uyarınca usulünce kesinleşip kesinleşmediği değerlendirilerek bir karar verilmesi için davacı vekilinin k …
Somut olayda, «tenfizi» istenen Dortmund Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kararında, kararın bir suretinin davalıya 14.12.2006 tarihinde tebliğ edildiği ve kararın kesinleştiği yazılı olup, mahkemece kararın davalıya posta yolu ile tebliğ edildiğinin kabulü ile yazılı şekilde hüküm tesis edilmiş ise de, davacı vekili tarafından dosyaya «ibraz» edilen yabancı mahkeme kararının tercümesinden kararın davalıya hangi usulle tebliğ edildiği anlaşılamamaktadır.
Benzer bu karardaAynı yasanın 38. maddesinde düzenlenen «tenfiz» şartları; Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği devlet arasında mütekabiliyet esasına dayanan bir anlaşma veya o devlette Türk Mahkemeleri’nden verilmiş ilamların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili uygulamanın bulunması, ilamın Türk Mahkemeleri’nin «münhasır» «yetkisine» girmeyen bir konuda verilmiş olması, hükmün «kamu düzenine» açıkça aykırı bulunmaması, kendisine karşı tenfiz istenen tarafın «savunma hakkına» ilişkin usuli işlemlere uyulmuş olması, Türkler’in kişi hallerine ilişkin davalarda Türk «kanunlar ihtilafı» kaidelerinin gösterdiği hukukun uygulanmış olmasıdır.
Somut olayda, «tenfizi» istenen kararın bir suretinin davalıya posta yolu ile tebliğ edildiği mahkemece kabul edilerek yazılı şekilde hüküm tesis edilmiş ise de, davacı vekili tarafından dosyaya «ibraz» edilen yabancı mahkeme kararının tercümesinden kararın davalıya hangi usulle tebliğ edildiği anlaşılamadığı gibi dosya içinde davalıya «tebligatın» nasıl yapıldığına ilişkin de herhangi bir belge mevcut değildir.
Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre, 1965 tarihli Lahey Sözleşmesi'nin 10. maddesindeki posta yoluyla «tebligat» usulüne Türkiye’nin çekince koyduğu, «tenfizi» istenen kararın da davalıya posta yoluyla tebliğ edildiği için tenfizi mümkün olan kesinleşmiş bir karardan söz edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:eksik inceleme · vekalet ücreti
Benzer bu kararda1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin «vekalet ücretine» yönelik temyiz itirazları dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
Bu itibarla mahkemece, «tenfize» konu kararın davalıya tebliğine ilişkin belgelerin dosyaya «ibrazı» sağlanmak suretiyle 1965 tarihli Hukuki ve Ticari Konularda Adli ve Gayri Adli Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Lahey Sözleşmesi ve MÖHUK uyarınca usulüne uygun kesinleşip kesinleşmediği belirlenmeden «eksik incelemeye» dayalı yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle davacılar yararına bozulması gerekmiştir.
3- Bozma neden ve şekline göre davalı vekilinin «vekalet ücretine» yönelik temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
-
Yabancı mahkeme kararının tenfizi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/15159 E. 2012/8970 K.
Ortak:kanunlar ihtilafı · savunma hakkı · münhasırlık · kamu düzeni · tenfiz · tebligat · yetkisizlik kararı · ibraz · yetki/yetkisizlik · Yabancı mahkeme kararının tenfizi
İncelediğiniz karardaAynı yasanın 38. maddesinde düzenlenen «tenfiz» şartları; Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği devlet arasında mütekabiliyet esasına dayanan bir anlaşma veya o devlette Türk Mahkemeleri’nden verilmiş ilamların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili uygulamanın bulunması, ilamın Türk Mahkemeleri’nin «münhasır» «yetkisine» girmeyen bir konuda verilmiş olması, hükmün «kamu düzenine» açıkça aykırı bulunmaması, kendisine karşı tenfiz istenen tarafın «savunma hakkına» ilişkin usuli işlemlere uyulmuş olması, Türkler’in kişi hallerine ilişkin davalarda Türk «kanunlar ihtilafı» kaidelerinin gösterdiği hukukun uygulanmış olmasıdır.
Bu durumda yabancı mahkeme kararının «tenfiz» davasının devamı esnasında da kesinleşmesi mümkün bulunduğu gözetilmek suretiyle davacı vekilinin «ibraz» ettiği bu «tebligatların» sıhhati araştırılıp kararın 1965 tarihli Lahey Sözleşmesi uyarınca usulünce kesinleşip kesinleşmediği değerlendirilerek bir karar verilmesi için davacı vekilinin k …
Somut olayda, «tenfizi» istenen Dortmund Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kararında, kararın bir suretinin davalıya 14.12.2006 tarihinde tebliğ edildiği ve kararın kesinleştiği yazılı olup, mahkemece kararın davalıya posta yolu ile tebliğ edildiğinin kabulü ile yazılı şekilde hüküm tesis edilmiş ise de, davacı vekili tarafından dosyaya «ibraz» edilen yabancı mahkeme kararının tercümesinden kararın davalıya hangi usulle tebliğ edildiği anlaşılamamaktadır.
Benzer bu karardaAynı yasanın 38. maddesinde düzenlenen «tenfiz» şartları; Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği devlet arasında mütekabiliyet esasına dayanan bir anlaşma veya o devlette Türk Mahkemeleri’nden verilmiş ilamların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili uygulamanın bulunması, ilamın Türk Mahkemeleri’nin «münhasır» «yetkisine» girmeyen bir konuda verilmiş olması, hükmün «kamu düzenine» açıkça aykırı bulunmaması, kendisine karşı tenfiz istenen tarafın «savunma hakkına» ilişkin usuli işlemlere uyulmuş olması, Türkler’in kişi hallerine ilişkin davalarda Türk «kanunlar ihtilafı» kaidelerinin gösterdiği hukukun uygulanmış olmasıdır.
Somut olayda, «tenfizi» istenen kararın bir suretinin davalıya diplomatik yolla tebliğ edilmediği mahkemece kabul edilerek yazılı şekilde hüküm tesis edilmiş ise de, davacı vekili tarafından dosyaya «ibraz» edilen yabancı mahkeme kararının tercümesinden kararın davalıya hangi usulle tebliğ edildiği anlaşılamadığı gibi dosya içinde davalıya «tebligatın» nasıl yapıldığına ilişkin de herhangi bir belge mevcut değildir ve davacı, tenfizi istenen karara karşı davalı tarafça Almanya’da temyiz yasa yoluna başvurularak bilahare bu istemden «feragat» edildiğini ifade etmiştir.
Bu itibarla mahkemece, «tenfize» konu kararın davalıya tebliğine ilişkin belgelerin dosyaya «ibrazı» sağlanmak suretiyle 1965 tarihli Hukuki ve Ticari Konularda Adli ve Gayri Adli Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Lahey Sözleşmesi ve MÖHUK uyarınca usulüne uygun kesinleşip kesinleşmediği belirlenmeden «eksik incelemeye» dayalı yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:vekile tebliğ · feragat · eksik inceleme
Benzer bu karardaSomut olayda, «tenfizi» istenen kararın bir suretinin davalıya diplomatik yolla tebliğ edilmediği mahkemece kabul edilerek yazılı şekilde hüküm tesis edilmiş ise de, davacı vekili tarafından dosyaya «ibraz» edilen yabancı mahkeme kararının tercümesinden kararın davalıya hangi usulle tebliğ edildiği anlaşılamadığı gibi dosya içinde davalıya «tebligatın» nasıl yapıldığına ilişkin de herhangi bir belge mevcut değildir ve davacı, tenfizi istenen karara karşı davalı tarafça Almanya’da temyiz yasa yoluna başvurularak bilahare bu istemden «feragat» edildiğini ifade etmiştir.
Ayrıca, kararın yurt dışında davalı «vekiline tebliğ» olunduğu yönünde davacı iddiası da mevcuttur.
Bu itibarla mahkemece, «tenfize» konu kararın davalıya tebliğine ilişkin belgelerin dosyaya «ibrazı» sağlanmak suretiyle 1965 tarihli Hukuki ve Ticari Konularda Adli ve Gayri Adli Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Lahey Sözleşmesi ve MÖHUK uyarınca usulüne uygun kesinleşip kesinleşmediği belirlenmeden «eksik incelemeye» dayalı yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
-
Yabancı mahkeme kararının tenfizi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2009/18 E. 2010/5798 K.
Ortak:kanunlar ihtilafı · savunma hakkı · münhasırlık · kamu düzeni · tenfiz · tebligat · yetkisizlik kararı · yetki/yetkisizlik · Yabancı mahkeme kararının tenfizi
İncelediğiniz karardaAynı yasanın 38. maddesinde düzenlenen «tenfiz» şartları; Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği devlet arasında mütekabiliyet esasına dayanan bir anlaşma veya o devlette Türk Mahkemeleri’nden verilmiş ilamların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili uygulamanın bulunması, ilamın Türk Mahkemeleri’nin «münhasır» «yetkisine» girmeyen bir konuda verilmiş olması, hükmün «kamu düzenine» açıkça aykırı bulunmaması, kendisine karşı tenfiz istenen tarafın «savunma hakkına» ilişkin usuli işlemlere uyulmuş olması, Türkler’in kişi hallerine ilişkin davalarda Türk «kanunlar ihtilafı» kaidelerinin gösterdiği hukukun uygulanmış olmasıdır.
Bu durumda yabancı mahkeme kararının «tenfiz» davasının devamı esnasında da kesinleşmesi mümkün bulunduğu gözetilmek suretiyle davacı vekilinin «ibraz» ettiği bu «tebligatların» sıhhati araştırılıp kararın 1965 tarihli Lahey Sözleşmesi uyarınca usulünce kesinleşip kesinleşmediği değerlendirilerek bir karar verilmesi için davacı vekilinin k …
2-Dava, yabancı mahkeme kararının «tenfizi» istemine ilişkin olup, mahkemece, tenfizi istenilen kararın Türkiye ile Almanya arasında 28.04.1972 tarihinde yürürlüğe giren 1965 tarihli Adli Yardımlaşmaya İlişk …
Benzer bu karardaAynı yasanın 38.maddesinde düzenlenen «tenfiz» şartları; Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği devlet arasında mütekabiliyet esasına dayanan bir anlaşma veya o devlette Türk Mahkemeleri’nden verilmiş ilamların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili uygulamanın bulunması, ilamın Türk Mahkemeleri’nin «münhasır» «yetkisine» girmeyen bir konuda verilmiş olması, hükmün «kamu düzenine» açıkça aykırı bulunmaması, kendisine karşı tenfiz istenen tarafın «savunma hakkına» ilişkin usuli işlemlere uyulmuş olması, Türkler’in kişi hallerine ilişkin davalarda Türk «kanunlar ihtilafı» kaidelerinin gösterdiği hukukun uygulanmış olmasıdır.
… nca davalıya kararın usulüne uygun olarak tebliğ edilmediği, ortada kesinleşmiş bir karardan söz edilemeyeceği, Alman makamlarınca kararın postaya verilme tarihinin «tebliğ tarihi» sayılacağı hükmünün anılan sözleşme ve MÖHUK gereğince kabulünün mümkün olmadığı, «tebligat» «kamu düzenine» ilişkin olup karar tebliğinin MÖHUK’un 38/c maddesi gereğince kamu düzenine aykırı bulunduğu, MÖHUK’nun 34. maddesi gereğince ortada kesinleşmiş bir kararın olmaması halinde ise «tenfiz» isteminde bulunulamayacağı açıktır.
Mahkemece, toplanan kanıtlara dayanılarak, Essen Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 8 0 «308»/06 sayılı karar aslının ve tercümesinin dosyada bulunduğu, kararın kesinleştiği, MÖHUK 54/1-ç bendine uygun karar verildiği gerekçesiyle MÖHUK 54 madde uyarınca ilamın «tenfizine» karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:i̇i̇k 308/b · tebliğ tarihi
Benzer bu karardaMahkemece, toplanan kanıtlara dayanılarak, Essen Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 8 0 «308»/06 sayılı karar aslının ve tercümesinin dosyada bulunduğu, kararın kesinleştiği, MÖHUK 54/1-ç bendine uygun karar verildiği gerekçesiyle MÖHUK 54 madde uyarınca ilamın «tenfizine» karar verilmiştir.
Somut olayda, «tenfizi» istenen Essen Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 8 O «308»/6 sayılı gıyabi kararında, kararın bir suretinin davalıya 21.03.2007 tarihinde tebliğ edildiği ve kararın kesinleşme tarihinin 24.09.2007 tarihi yazılı olduğu belirtilmiştir.
… nca davalıya kararın usulüne uygun olarak tebliğ edilmediği, ortada kesinleşmiş bir karardan söz edilemeyeceği, Alman makamlarınca kararın postaya verilme tarihinin «tebliğ tarihi» sayılacağı hükmünün anılan sözleşme ve MÖHUK gereğince kabulünün mümkün olmadığı, «tebligat» «kamu düzenine» ilişkin olup karar tebliğinin MÖHUK’un 38/c maddesi gereğince kamu düzenine aykırı bulunduğu, MÖHUK’nun 34. maddesi gereğince ortada kesinleşmiş bir kararın olmaması halinde ise «tenfiz» isteminde bulunulamayacağı açıktır.
5 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2008/7313 E. 2010/3030 K.
Ortak:kanunlar ihtilafı · savunma hakkı · münhasırlık · kamu düzeni · tenfiz · tebligat · yetkisizlik kararı · yetki/yetkisizlik
İncelediğiniz karardaAynı yasanın 38. maddesinde düzenlenen «tenfiz» şartları; Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği devlet arasında mütekabiliyet esasına dayanan bir anlaşma veya o devlette Türk Mahkemeleri’nden verilmiş ilamların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili uygulamanın bulunması, ilamın Türk Mahkemeleri’nin «münhasır» «yetkisine» girmeyen bir konuda verilmiş olması, hükmün «kamu düzenine» açıkça aykırı bulunmaması, kendisine karşı tenfiz istenen tarafın «savunma hakkına» ilişkin usuli işlemlere uyulmuş olması, Türkler’in kişi hallerine ilişkin davalarda Türk «kanunlar ihtilafı» kaidelerinin gösterdiği hukukun uygulanmış olmasıdır.
Bu durumda yabancı mahkeme kararının «tenfiz» davasının devamı esnasında da kesinleşmesi mümkün bulunduğu gözetilmek suretiyle davacı vekilinin «ibraz» ettiği bu «tebligatların» sıhhati araştırılıp kararın 1965 tarihli Lahey Sözleşmesi uyarınca usulünce kesinleşip kesinleşmediği değerlendirilerek bir karar verilmesi için davacı vekilinin k …
2-Dava, yabancı mahkeme kararının «tenfizi» istemine ilişkin olup, mahkemece, tenfizi istenilen kararın Türkiye ile Almanya arasında 28.04.1972 tarihinde yürürlüğe giren 1965 tarihli Adli Yardımlaşmaya İlişk …
Benzer bu karardaBunlar, Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği devlet arasında mütekabiliyet esasına dayanan bir anlaşma veya o devlette Türk Mahkemeleri’nden verilmiş ilamların «tenfizini» mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili uygulamanın bulunması, ilamın Türk Mahkemeleri’nin «münhasır» «yetkisine» girmeyen bir konuda verilmiş olması, hükmün «kamu düzenine» açıkça aykırı bulunmaması, kendisine karşı tenfiz istenen tarafın «savunma hakkına» ilişkin usuli işlemlere uyulmuş olması, Türkler’in kişi hallerine ilişkin davalarda Türk «kanunlar ihtilafı» kaidelerinin gösterdiği hukukun uygulanmış olmasıdır.
… nma ve tüm dosya kapsamına göre, 1965 tarihli Hukukî ve Ticarî Konularda Adlî ve Gayrı Adlî Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Lahey Sözleşmesi’ne göre «tebligatın» hangi makam tarafından hangi usulle yerine getirileceğinin belirlenmiş olduğu, Dortmund Eyalet Mahkemesinin «gıyapta» verdiği dava konusu kararının Alman Usul Hukuku hükümlerine göre Almanya ve Türkiye'nin taraf olduğu 1965 tarihli Lahey Sözleşmesi hükümlerine ve Türkiye'nin koyduğu çekinceye rağmen posta yolu ile doğrudan tebliğ edilmesinin davalının «savunma hakkını kısıtladığı», bunun da «kamu düzenine» aykırı olduğu, MÖHUK'nun 38./c, d maddesi uyarınca davanın reddi gerektiği sonucuna varılarak, davanın reddine karar verilmiştir.
Mahkemece, «tenfizi» istenen ve «gıyapta» verilen kararın Almanya ve Türkiye’nin taraf olduğu 1965 tarihli Lahey Sözleşmesi hükümlerine ve Türkiye’nin koyduğu çekinceye rağmen posta yolu ile doğrudan tebliğ edilmesinin davalının «savunma hakkını kısıtladığı» gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:gıyapta karar · savunma hakkının kısıtlanması · dava dilekçesinin tebliği · kısıtlılık
Benzer bu kararda… nma ve tüm dosya kapsamına göre, 1965 tarihli Hukukî ve Ticarî Konularda Adlî ve Gayrı Adlî Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Lahey Sözleşmesi’ne göre «tebligatın» hangi makam tarafından hangi usulle yerine getirileceğinin belirlenmiş olduğu, Dortmund Eyalet Mahkemesinin «gıyapta» verdiği dava konusu kararının Alman Usul Hukuku hükümlerine göre Almanya ve Türkiye'nin taraf olduğu 1965 tarihli Lahey Sözleşmesi hükümlerine ve Türkiye'nin koyduğu çekinceye rağmen posta yolu ile doğrudan tebliğ edilmesinin davalının «savunma hakkını kısıtladığı», bunun da «kamu düzenine» aykırı olduğu, MÖHUK'nun 38./c, d maddesi uyarınca davanın reddi gerektiği sonucuna varılarak, davanın reddine karar verilmiştir.
Mahkemece, «tenfizi» istenen ve «gıyapta» verilen kararın Almanya ve Türkiye’nin taraf olduğu 1965 tarihli Lahey Sözleşmesi hükümlerine ve Türkiye’nin koyduğu çekinceye rağmen posta yolu ile doğrudan tebliğ edilmesinin davalının «savunma hakkını kısıtladığı» gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İnşaat Tarım ve San İşletme Tic.A.Ş. tarafından vekil tayin edilen Av....’e 01.11.2005 tarihinde tebliğ edildiği, davalı tarafından süresinde cevap dilekçesi verilmediği anlaşılmakta olup, davalı tarafın ne şekilde «savunma hakkının kısıtlandığı» mahkemece tartışılmamıştır.
Bu durum karşısında, «tenfize» konu yabancı mahkemede açılan davada dava «dilekçesinin tebliğiyle» ilgili olarak Adalet Bakanlığı’ndan alınan belgeler ile kararın tebliğinde Tebligat Kanunu hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının irdelenip, davalının açıklamaları dikkate alınıp, tenfiz koşullarının bulunulup bulunmadığı değerlendirilmeden yazılı gerekçe ile hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
-
Yabancı mahkeme kararının tenfizi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2017/4510 E. 2018/3241 K.
Ortak:adli yardım · tenfiz · tebligat · Yabancı mahkeme kararının tenfizi
İncelediğiniz karardaBu durumda yabancı mahkeme kararının «tenfiz» davasının devamı esnasında da kesinleşmesi mümkün bulunduğu gözetilmek suretiyle davacı vekilinin «ibraz» ettiği bu «tebligatların» sıhhati araştırılıp kararın 1965 tarihli Lahey Sözleşmesi uyarınca usulünce kesinleşip kesinleşmediği değerlendirilerek bir karar verilmesi için davacı vekilinin k …
2-Dava, yabancı mahkeme kararının «tenfizi» istemine ilişkin olup, mahkemece, tenfizi istenilen kararın Türkiye ile Almanya arasında 28.04.1972 tarihinde yürürlüğe giren 1965 tarihli Adli Yardımlaşmaya İlişk …
Dava tarihinde yürürlükte bulunan 2675 sayılı MÖHUK’nun 34/1. maddesi hükmüne göre, yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilamların Türkiye’de icra olunabilmesi, yetkili Türk Mahkemesi tarafından «tenfiz» kararı verilmesine bağlıdır.
Benzer bu karardaAyrıca, mahkemece, yabancı mahkeme kararının tebliğ evraklarını sunması için davacı vekiline süre verildiği, davacı vekilinin ise 08.04.2013 tarihli dilekçe ile yabancı mahkeme kararının posta yoluyla tebliğ edildiğini, «adli yardımlaşma» aracılığıyla tebliğ edilmediğini belirterek kararın bu haliyle «tenfizini» talep ettiği anlaşılmaktadır.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılamaya göre; bozma kararına uyulmakla bozmada belirtilen ve bozma dışında tutulan hususlar lehine bozma yapılan taraf için usulü «müktesep hak» oluşturduğu, bu nedenle davaya konu ilamın «tenfiz» koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulü ile yabancı mahkeme kararının tenfizine karar verilmiştir.
1- Dava, yabancı mahkeme kararının «tenfizi» istemine ilişkin olup, mahkemece bozma ilamına uyularak yazılı şekilde davaya konu ilamın tenfiz koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kesinleşen ilam · müktesep hak · usulden reddi
Benzer bu karardaMahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılamaya göre; bozma kararına uyulmakla bozmada belirtilen ve bozma dışında tutulan hususlar lehine bozma yapılan taraf için usulü «müktesep hak» oluşturduğu, bu nedenle davaya konu ilamın «tenfiz» koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulü ile yabancı mahkeme kararının tenfizine karar verilmiştir.
O halde, yabancı bir mahkeme ilamının «kesinleşmesi, ilamın» yukarıda anılan Sözleşme hükümlerine uygun biçimde «adli yardımlaşma» yoluyla tebliğ edilmiş olmasına bağlıdır.
Bu durumda, mahkemece, işbu dava tarihi itibariyle usulüne uygun olarak kesinleşmiş yabancı mahkeme kararı bulunmadığı, kesinleşmenin «tenfiz» davası için dava şartı olduğu gözetilerek davanın «usulden reddine» karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirmeye dayalı olarak yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
-
Yabancı mahkeme kararının tenfizi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/12734 E. 2011/1117 K.
Ortak:kanunlar ihtilafı · savunma hakkı · münhasırlık · kamu düzeni · tenfiz · tebligat · yetkisizlik kararı · yetki/yetkisizlik · Yabancı mahkeme kararının tenfizi
İncelediğiniz karardaAynı yasanın 38. maddesinde düzenlenen «tenfiz» şartları; Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği devlet arasında mütekabiliyet esasına dayanan bir anlaşma veya o devlette Türk Mahkemeleri’nden verilmiş ilamların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili uygulamanın bulunması, ilamın Türk Mahkemeleri’nin «münhasır» «yetkisine» girmeyen bir konuda verilmiş olması, hükmün «kamu düzenine» açıkça aykırı bulunmaması, kendisine karşı tenfiz istenen tarafın «savunma hakkına» ilişkin usuli işlemlere uyulmuş olması, Türkler’in kişi hallerine ilişkin davalarda Türk «kanunlar ihtilafı» kaidelerinin gösterdiği hukukun uygulanmış olmasıdır.
Bu durumda yabancı mahkeme kararının «tenfiz» davasının devamı esnasında da kesinleşmesi mümkün bulunduğu gözetilmek suretiyle davacı vekilinin «ibraz» ettiği bu «tebligatların» sıhhati araştırılıp kararın 1965 tarihli Lahey Sözleşmesi uyarınca usulünce kesinleşip kesinleşmediği değerlendirilerek bir karar verilmesi için davacı vekilinin k …
2-Dava, yabancı mahkeme kararının «tenfizi» istemine ilişkin olup, mahkemece, tenfizi istenilen kararın Türkiye ile Almanya arasında 28.04.1972 tarihinde yürürlüğe giren 1965 tarihli Adli Yardımlaşmaya İlişk …
Benzer bu karardaAynı yasanın 38.maddesinde düzenlenen «tenfiz» şartları; Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği devlet arasında mütekabiliyet esasına dayanan bir anlaşma veya o devlette Türk Mahkemeleri’nden verilmiş ilamların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili uygulamanın bulunması, ilamın Türk Mahkemeleri’nin «münhasır» «yetkisine» girmeyen bir konuda verilmiş olması, hükmün «kamu düzenine» açıkça aykırı bulunmaması, kendisine karşı tenfiz istenen tarafın «savunma hakkına» ilişkin usuli işlemlere uyulmuş olması, Türkler’in kişi hallerine ilişkin davalarda Türk «kanunlar ihtilafı» kaidelerinin gösterdiği hukukun uygulanmış olmasıdır.
… ahkemece, Duisburg Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 6 O 239/06 sayılı kararının aslı ve tercümesine göre kararın 02.08.2007 tarihinde kesinleştiği, verilen kararın açıkça «kamu düzenine» aykırı bulunmadığı, Duisburg Mahkemesi davalının gıyabında karar vermiş ise de davalıya «usulüne uygun tebligat» yapıldığı, buna rağmen davalılar duruşmaya katılmadığı gibi kendilerini «temsil» de ettirmediği, bu durumda Türk mevzuatına uygun olarak davalının yokluğunda karar verildiği, MÖHUK’un 54/1/ç bendine uygun karar verildiği gerekçesiyle davanın kabulü ile Duisburg Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 6 O 239/06 sayılı kararının «tenfizine» dair verilen kararın davalılar vekilince temyizi zerine karar Dairemizce onanmıştır.
… arın usulüne uygun olarak tebliğ edilip, edilmediği, ortada kesinleşmiş bir karardan söz edilip, edilemeyeceği, Alman makamlarınca kararın postaya verilme tarihinin «tebliğ tarihi» sayılacağı hükmünün anılan sözleşme ve MÖHUK gereğince kabulünün mümkün olmadığı, «tebligat» «kamu düzenine» ilişkin olup karar tebliğinin MÖHUK’un 38/c maddesi gereğince kamu düzenine aykırı bulunup, bulunmadığı araştırılarak MÖHUK’nun 34. maddesi gereğince ortada kesinleşmiş bir kararın olmaması halinde ise «tenfiz» isteminde bulunulamayacağı açıktır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:usulüne uygun tebligat · tebliğ tarihi · temsil
Benzer bu kararda… ahkemece, Duisburg Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 6 O 239/06 sayılı kararının aslı ve tercümesine göre kararın 02.08.2007 tarihinde kesinleştiği, verilen kararın açıkça «kamu düzenine» aykırı bulunmadığı, Duisburg Mahkemesi davalının gıyabında karar vermiş ise de davalıya «usulüne uygun tebligat» yapıldığı, buna rağmen davalılar duruşmaya katılmadığı gibi kendilerini «temsil» de ettirmediği, bu durumda Türk mevzuatına uygun olarak davalının yokluğunda karar verildiği, MÖHUK’un 54/1/ç bendine uygun karar verildiği gerekçesiyle davanın kabulü ile Duisburg Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 6 O 239/06 sayılı kararının «tenfizine» dair verilen kararın davalılar vekilince temyizi zerine karar Dairemizce onanmıştır.
… arın usulüne uygun olarak tebliğ edilip, edilmediği, ortada kesinleşmiş bir karardan söz edilip, edilemeyeceği, Alman makamlarınca kararın postaya verilme tarihinin «tebliğ tarihi» sayılacağı hükmünün anılan sözleşme ve MÖHUK gereğince kabulünün mümkün olmadığı, «tebligat» «kamu düzenine» ilişkin olup karar tebliğinin MÖHUK’un 38/c maddesi gereğince kamu düzenine aykırı bulunup, bulunmadığı araştırılarak MÖHUK’nun 34. maddesi gereğince ortada kesinleşmiş bir kararın olmaması halinde ise «tenfiz» isteminde bulunulamayacağı açıktır.
-
Yabancı mahkeme kararının tenfizi | Tenfiz
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/9360 E. 2012/8177 K.
Ortak:tenfiz · tebligat · ibraz
İncelediğiniz karardaBu durumda yabancı mahkeme kararının «tenfiz» davasının devamı esnasında da kesinleşmesi mümkün bulunduğu gözetilmek suretiyle davacı vekilinin «ibraz» ettiği bu «tebligatların» sıhhati araştırılıp kararın 1965 tarihli Lahey Sözleşmesi uyarınca usulünce kesinleşip kesinleşmediği değerlendirilerek bir karar verilmesi için davacı vekilinin k …
Somut olayda, «tenfizi» istenen Dortmund Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kararında, kararın bir suretinin davalıya 14.12.2006 tarihinde tebliğ edildiği ve kararın kesinleştiği yazılı olup, mahkemece kararın davalıya posta yolu ile tebliğ edildiğinin kabulü ile yazılı şekilde hüküm tesis edilmiş ise de, davacı vekili tarafından dosyaya «ibraz» edilen yabancı mahkeme kararının tercümesinden kararın davalıya hangi usulle tebliğ edildiği anlaşılamamaktadır.
Davacı vekili, gerek temyiz dilekçesinde gerekse karar düzeltme dilekçesinde davalıya tüm «tebligatların» Adalet Bakanlığı aracılığıyla yapıldığını savunmuş ve ayrıca dilekçesi ekinde Adalet Bakanlığı uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü'nün 30.05.2006 ve 10.03.2009 tarihli her ikisinde de dosya numarası 7 048/06 olarak gösterilen iki adet tebliğin yapıldığına dair evrak «ibraz» etmiştir.
Benzer bu karardaSomut olayda, «tenfizi» istenen Dortmund Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kararında, kararın bir suretinin davalıya 12.10.2005 tarihinde tebliğ edildiği ve kararın kesinleşme tarihinin 24.11.2005 olduğu yazılı olup, mahkemece kararın davalıya posta yolu ile tebliğ edildiğinin kabulü ile yazılı şekilde hüküm tesis edilmiş ise de, davacı vekili tarafından dosyaya «ibraz» edilen yabancı mahkeme kararının tercümesinden kararın davalıya hangi usulle tebliğ edildiği anlaşılamadığı gibi dosya içinde davalıya «tebligatın» nasıl yapıldığına ilişkin de herhangi bir belge mevcut değildir.
Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre «tenfizi» istenen kararın 1965 tarihli Adli Yardımlaşmaya İlişkin Lahey Sözleşmesi'nde belirtilen usulde tebliğ edilmediği, doğrudan posta yolu ile «tebligatın» yapıldığı, bu itibarla kesinleşmiş bir kararın mevcut olmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
2- Dava, yabancı mahkeme kararının «tenfizi» istemine ilişkin olup, mahkemece, tenfizi istenilen kararın Türkiye ile Almanya arasında 28.04.1972 tarihinde yürürlüğe giren 1965 tarihli Adli Yardımlaşmaya İlişk …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:eksik inceleme
Benzer bu karardaBu itibarla, mahkemece davaya konu kararın tebliğine ilişkin belgeler dosyaya getirtilerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, «eksik incelemeye» dayalı yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
-
Yabancı mahkeme kararının tenfizi | Tenfiz
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/15298 E. 2012/8212 K.
Ortak:tenfiz · tebligat · ibraz
İncelediğiniz karardaBu durumda yabancı mahkeme kararının «tenfiz» davasının devamı esnasında da kesinleşmesi mümkün bulunduğu gözetilmek suretiyle davacı vekilinin «ibraz» ettiği bu «tebligatların» sıhhati araştırılıp kararın 1965 tarihli Lahey Sözleşmesi uyarınca usulünce kesinleşip kesinleşmediği değerlendirilerek bir karar verilmesi için davacı vekilinin k …
Somut olayda, «tenfizi» istenen Dortmund Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kararında, kararın bir suretinin davalıya 14.12.2006 tarihinde tebliğ edildiği ve kararın kesinleştiği yazılı olup, mahkemece kararın davalıya posta yolu ile tebliğ edildiğinin kabulü ile yazılı şekilde hüküm tesis edilmiş ise de, davacı vekili tarafından dosyaya «ibraz» edilen yabancı mahkeme kararının tercümesinden kararın davalıya hangi usulle tebliğ edildiği anlaşılamamaktadır.
Davacı vekili, gerek temyiz dilekçesinde gerekse karar düzeltme dilekçesinde davalıya tüm «tebligatların» Adalet Bakanlığı aracılığıyla yapıldığını savunmuş ve ayrıca dilekçesi ekinde Adalet Bakanlığı uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü'nün 30.05.2006 ve 10.03.2009 tarihli her ikisinde de dosya numarası 7 048/06 olarak gösterilen iki adet tebliğin yapıldığına dair evrak «ibraz» etmiştir.
Benzer bu karardaSomut olayda, «tenfizi» istenen Dortmund Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kararında, kararın bir suretinin davalıya 12.10.2005 tarihinde tebliğ edildiği ve kararın kesinleşme tarihinin 24.11.2005 olduğu yazılı olup, mahkemece kararın davalıya posta yolu ile tebliğ edildiğinin kabulü ile yazılı şekilde hüküm tesis edilmiş ise de, davacı vekili tarafından dosyaya «ibraz» edilen yabancı mahkeme kararının tercümesinden kararın davalıya hangi usulle tebliğ edildiği anlaşılamadığı gibi dosya içinde davalıya «tebligatın» nasıl yapıldığına ilişkin de herhangi bir belge mevcut değildir.
Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre «tenfizi» istenen kararın 1965 tarihli Adli Yardımlaşmaya İlişkin Lahey Sözleşmesi'nde belirtilen usulde tebliğ edilmediği, doğrudan posta yolu ile «tebligatın» yapıldığı, bu itibarla kesinleşmiş bir kararın mevcut olmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
2- Dava, yabancı mahkeme kararının «tenfizi» istemine ilişkin olup, mahkemece, tenfizi istenilen kararın Türkiye ile Almanya arasında 28.04.1972 tarihinde yürürlüğe giren 1965 tarihli Adli Yardımlaşmaya İlişk …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:eksik inceleme
Benzer bu karardaBu itibarla, mahkemece davaya konu kararın tebliğine ilişkin belgeler dosyaya getirtilerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, «eksik incelemeye» dayalı yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2012/4597 E. , 2012/6055 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında görülen davada Konya 3.Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 18.12.2008 gün ve 2008/345 - 2008/367 sayılı kararı onayan Daire’nin 09.12.2011 gün ve 2009/14432 - 2011/16704 sayılı kararı aleyhinde davacı vekili tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya için düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Davacı vekili, davalının aldığı parayı geri ödememesi nedeniyle yurtdışında açtıkları davada verilen kararın kesinleştiğini belirterek, Almanya-Dortmund Asliye Hukuk Mahkemesi kararının tenfizini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın reddine dair verilen karar, taraf vekillerinin temyizi üzerine Dairemizce onanmıştır.
Bu kez, davacı vekili karar düzeltme talep etmiştir.
1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bendin dışında kalan sair karar düzeltme itirazlarının reddi gerekmiştir.
2-Dava, yabancı mahkeme kararının tenfizi istemine ilişkin olup, mahkemece, tenfizi istenilen kararın Türkiye ile Almanya arasında 28.04.1972 tarihinde yürürlüğe giren 1965 tarihli Adli Yardımlaşmaya İlişkin Lahey Sözleşmesi hükümlerine göre yapılmadığı, adi posta yolu ile kararın davalıya tebliğ edildiği, dolayısı ile kararın usulünce kesinleşmediği, kesinleşmeyen yabancı mahkeme kararının tenfizinin mümkün bulunmadığı gerekçesiyle yazılı şekilde hüküm tesis edilmiştir.
Dava tarihinde yürürlükte bulunan 2675 sayılı MÖHUK’nun 34/1. maddesi hükmüne göre, yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilamların Türkiye’de icra olunabilmesi, yetkili Türk Mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır. Yabancı mahkeme ilamının tenfizine karar verilebilmesi için öncelikle ilamın kesinleşmiş olması gerekir. Aynı yasanın 38. maddesinde düzenlenen tenfiz şartları; Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği devlet arasında mütekabiliyet esasına dayanan bir anlaşma veya o devlette Türk Mahkemeleri’nden verilmiş ilamların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili uygulamanın bulunması, ilamın Türk Mahkemeleri’nin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş
olması, hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması, kendisine karşı tenfiz istenen tarafın savunma hakkına ilişkin usuli işlemlere uyulmuş olması, Türkler’in kişi hallerine ilişkin davalarda Türk kanunlar ihtilafı kaidelerinin gösterdiği hukukun uygulanmış olmasıdır. 1965 tarihli Hukuki ve Ticari Konularda Adli ve Gayri Adli Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Lahey Sözleşmesi'nde sözleşmeye taraf olan ülkeler arasında yapılacak tebligatların hangi makam tarafından ve hangi usul çerçevesinde yerine getirileceği belirlenmiş olup, hem Türkiye Cumhuriyeti hem de Almanya anılan sözleşmeye taraftır.1965 tarihli Lahey Sözleşmesi ile kabul edilen istisnai tebligat yöntemlerinden biri de doğrudan posta yolu ile tebligattır.
Bu yönteme,sadece sözleşmenin 10. maddesine çekince koymayan ülkeler açısından başvurmak mümkündür. Türkiye, 10. maddedeki tebligat yöntemini kabul etmeyeceğini bu maddeye koyduğu çekince ile belirtmiştir.
Somut olayda, tenfizi istenen Dortmund Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kararında, kararın bir suretinin davalıya 14.12.2006 tarihinde tebliğ edildiği ve kararın kesinleştiği yazılı olup, mahkemece kararın davalıya posta yolu ile tebliğ edildiğinin kabulü ile yazılı şekilde hüküm tesis edilmiş ise de, davacı vekili tarafından dosyaya ibraz edilen yabancı mahkeme kararının tercümesinden kararın davalıya hangi usulle tebliğ edildiği anlaşılamamaktadır. Davacı vekili, gerek temyiz dilekçesinde gerekse karar düzeltme dilekçesinde davalıya tüm tebligatların Adalet Bakanlığı aracılığıyla yapıldığını savunmuş ve ayrıca dilekçesi ekinde Adalet Bakanlığı uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü'nün 30.05.2006 ve 10.03.2009 tarihli her ikisinde de dosya numarası 7 048/06 olarak gösterilen iki adet tebliğin yapıldığına dair evrak ibraz etmiştir.
Bu durumda yabancı mahkeme kararının tenfiz davasının devamı esnasında da kesinleşmesi mümkün bulunduğu gözetilmek suretiyle davacı vekilinin ibraz ettiği bu tebligatların sıhhati araştırılıp kararın 1965 tarihli Lahey Sözleşmesi uyarınca usulünce kesinleşip kesinleşmediği değerlendirilerek bir karar verilmesi için davacı vekilinin karar düzeltme itirazlarının kabulüyle, Dairemizin 2009/14432 Esas, 2011/16704 Karar sayılı 09.12.2011 tarihli onama ilamının kaldırılarak yerel mahkeme kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) nolu bentte gösterilen nedenle davacı vekilinin sair karar düzeltme itirazının REDDİNE, (2) nolu bentte gösterilen nedenle karar düzeltme itirazının kabulüyle, Dairemizin 2009/14432 Esas - 2011/16704 Karar sayılı onama ilamının kaldırılarak mahkeme kararının BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin, temyiz ilam ve karar düzeltme harcının isteği halinde karar düzeltme isteyen davacıya iadesine, 13.04.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1057990200 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz