Tanıma Ve Tenfiz
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2008/7313 E. 2010/3030 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Yetkili mahkeme
- yetki/yetkisizlik
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
kanunlar ihtilafı↗ gıyapta karar↗ çekince (ihtirazi kayıt)↗ savunma hakkının kısıtlanması↗ dava dilekçesinin tebliği↗ tebligat kanunu m.35↗ savunma hakkı↗ kısıtlılık↗ möhuk 47↗ münhasırlık↗ kamu düzeni↗ tenfiz↗ tebligat↗ yetkisizlik kararı↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, 1965 tarihli Hukukî ve Ticarî Konularda Adlî ve Gayrı Adlî Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Lahey Sözleşmesi’ne göre tebligatın hangi makam tarafından hangi usulle yerine getirileceğinin belirlenmiş olduğu, Dortmund Eyalet Mahkemesinin gıyapta verdiği dava konusu kararının Alman Usul Hukuku hükümlerine göre Almanya ve Türkiye'nin taraf olduğu 1965 tarihli Lahey Sözleşmesi hükümlerine ve Türkiye'nin koyduğu çekinceye rağmen posta yolu ile doğrudan tebliğ edilmesinin davalının savunma hakkını kısıtladığı, bunun da kamu düzenine aykırı olduğu, MÖHUK'nun 38./c, d maddesi uyarınca davanın reddi gerektiği sonucuna varılarak, davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
1- Dava, davalı hakkında Alman Mahkemesi’nce verilen hükmün tenfizine karar verilmesi istemine ilişkindir.
Dava tarihinde yürürlükte bulunan 2675 sayılı MÖHUK’nun 34/1. maddesi hükmüne göre, yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilamların Türkiye’de icra olunabilmesi, yetkili Türk Mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır. Tenfizin şartları ise aynı Yasa’nın 38. maddesinde düzenlenmiştir. Bunlar, Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği devlet arasında mütekabiliyet esasına dayanan bir anlaşma veya o devlette Türk Mahkemeleri’nden verilmiş ilamların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili uygulamanın bulunması, ilamın Türk Mahkemeleri’nin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması, hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması, kendisine karşı tenfiz istenen tarafın savunma hakkına ilişkin usuli işlemlere uyulmuş olması, Türkler’in kişi hallerine ilişkin davalarda Türk kanunlar ihtilafı kaidelerinin gösterdiği hukukun uygulanmış olmasıdır.
Mahkemece, tenfizi istenen ve gıyapta verilen kararın Almanya ve Türkiye’nin taraf olduğu 1965 tarihli Lahey Sözleşmesi hükümlerine ve Türkiye’nin koyduğu çekinceye rağmen posta yolu ile doğrudan tebliğ edilmesinin davalının savunma hakkını kısıtladığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Oysa tenfizi istenen Dortmund Eyalet Mahkemesi’nde görülmekte olan davada dava dilekçesinin Adalet Bakanlığı Huku ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü aracılığı ile Konya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından davalı ... İnşaat Tarım ve San İşletme Tic.A.Ş. tarafından vekil tayin edilen Av....’e 01.11.2005 tarihinde tebliğ edildiği, davalı tarafından süresinde cevap dilekçesi verilmediği anlaşılmakta olup, davalı tarafın ne şekilde savunma hakkının kısıtlandığı mahkemece tartışılmamıştır.
Bu durum karşısında, tenfize konu yabancı mahkemede açılan davada dava dilekçesinin tebliğiyle ilgili olarak Adalet Bakanlığı’ndan alınan belgeler ile kararın tebliğinde Tebligat Kanunu hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının irdelenip, davalının açıklamaları dikkate alınıp, tenfiz koşullarının bulunulup bulunmadığı değerlendirilmeden yazılı gerekçe ile hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
2- Bozma neden ve şekline göre, davalı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yabancı mahkeme kararının tenfizi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/1243 E. 2012/8911 K.
Ortak:kanunlar ihtilafı · savunma hakkı · münhasırlık · kamu düzeni · tenfiz · tebligat · yetkisizlik kararı · yetki/yetkisizlik
İncelediğiniz karardaBunlar, Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği devlet arasında mütekabiliyet esasına dayanan bir anlaşma veya o devlette Türk Mahkemeleri’nden verilmiş ilamların «tenfizini» mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili uygulamanın bulunması, ilamın Türk Mahkemeleri’nin «münhasır» «yetkisine» girmeyen bir konuda verilmiş olması, hükmün «kamu düzenine» açıkça aykırı bulunmaması, kendisine karşı tenfiz istenen tarafın «savunma hakkına» ilişkin usuli işlemlere uyulmuş olması, Türkler’in kişi hallerine ilişkin davalarda Türk «kanunlar ihtilafı» kaidelerinin gösterdiği hukukun uygulanmış olmasıdır.
… nma ve tüm dosya kapsamına göre, 1965 tarihli Hukukî ve Ticarî Konularda Adlî ve Gayrı Adlî Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Lahey Sözleşmesi’ne göre «tebligatın» hangi makam tarafından hangi usulle yerine getirileceğinin belirlenmiş olduğu, Dortmund Eyalet Mahkemesinin «gıyapta» verdiği dava konusu kararının Alman Usul Hukuku hükümlerine göre Almanya ve Türkiye'nin taraf olduğu 1965 tarihli Lahey Sözleşmesi hükümlerine ve Türkiye'nin koyduğu çekinceye rağmen posta yolu ile doğrudan tebliğ edilmesinin davalının «savunma hakkını kısıtladığı», bunun da «kamu düzenine» aykırı olduğu, MÖHUK'nun 38./c, d maddesi uyarınca davanın reddi gerektiği sonucuna varılarak, davanın reddine karar verilmiştir.
Mahkemece, «tenfizi» istenen ve «gıyapta» verilen kararın Almanya ve Türkiye’nin taraf olduğu 1965 tarihli Lahey Sözleşmesi hükümlerine ve Türkiye’nin koyduğu çekinceye rağmen posta yolu ile doğrudan tebliğ edilmesinin davalının «savunma hakkını kısıtladığı» gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaAynı yasanın 38. maddesinde düzenlenen «tenfiz» şartları; Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği devlet arasında mütekabiliyet esasına dayanan bir anlaşma veya o devlette Türk Mahkemeleri’nden verilmiş ilamların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili uygulamanın bulunması, ilamın Türk Mahkemeleri’nin «münhasır» «yetkisine» girmeyen bir konuda verilmiş olması, hükmün «kamu düzenine» açıkça aykırı bulunmaması, kendisine karşı tenfiz istenen tarafın «savunma hakkına» ilişkin usuli işlemlere uyulmuş olması, Türkler’in kişi hallerine ilişkin davalarda Türk «kanunlar ihtilafı» kaidelerinin gösterdiği hukukun uygulanmış olmasıdır.
Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre, 1965 tarihli Lahey Sözleşmesi'nin 10. maddesindeki posta yoluyla «tebligat» usulüne Türkiye’nin çekince koyduğu, «tenfizi» istenen kararın da davalıya posta yoluyla tebliğ edildiği için tenfizi mümkün olan kesinleşmiş bir karardan söz edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Somut olayda, «tenfizi» istenen kararın bir suretinin davalıya posta yolu ile tebliğ edildiği mahkemece kabul edilerek yazılı şekilde hüküm tesis edilmiş ise de, davacı vekili tarafından dosyaya «ibraz» edilen yabancı mahkeme kararının tercümesinden kararın davalıya hangi usulle tebliğ edildiği anlaşılamadığı gibi dosya içinde davalıya «tebligatın» nasıl yapıldığına ilişkin de herhangi bir belge mevcut değildir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:eksik inceleme · vekalet ücreti · ibraz
Benzer bu karardaBu itibarla mahkemece, «tenfize» konu kararın davalıya tebliğine ilişkin belgelerin dosyaya «ibrazı» sağlanmak suretiyle 1965 tarihli Hukuki ve Ticari Konularda Adli ve Gayri Adli Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Lahey Sözleşmesi ve MÖHUK uyarınca usulüne uygun kesinleşip kesinleşmediği belirlenmeden «eksik incelemeye» dayalı yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle davacılar yararına bozulması gerekmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin «vekalet ücretine» yönelik temyiz itirazları dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
Somut olayda, «tenfizi» istenen kararın bir suretinin davalıya posta yolu ile tebliğ edildiği mahkemece kabul edilerek yazılı şekilde hüküm tesis edilmiş ise de, davacı vekili tarafından dosyaya «ibraz» edilen yabancı mahkeme kararının tercümesinden kararın davalıya hangi usulle tebliğ edildiği anlaşılamadığı gibi dosya içinde davalıya «tebligatın» nasıl yapıldığına ilişkin de herhangi bir belge mevcut değildir.
3- Bozma neden ve şekline göre davalı vekilinin «vekalet ücretine» yönelik temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
-
Yabancı mahkeme kararının tenfizi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/4597 E. 2012/6055 K.
Ortak:kanunlar ihtilafı · savunma hakkı · münhasırlık · kamu düzeni · tenfiz · tebligat · yetkisizlik kararı · yetki/yetkisizlik
İncelediğiniz karardaBunlar, Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği devlet arasında mütekabiliyet esasına dayanan bir anlaşma veya o devlette Türk Mahkemeleri’nden verilmiş ilamların «tenfizini» mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili uygulamanın bulunması, ilamın Türk Mahkemeleri’nin «münhasır» «yetkisine» girmeyen bir konuda verilmiş olması, hükmün «kamu düzenine» açıkça aykırı bulunmaması, kendisine karşı tenfiz istenen tarafın «savunma hakkına» ilişkin usuli işlemlere uyulmuş olması, Türkler’in kişi hallerine ilişkin davalarda Türk «kanunlar ihtilafı» kaidelerinin gösterdiği hukukun uygulanmış olmasıdır.
… nma ve tüm dosya kapsamına göre, 1965 tarihli Hukukî ve Ticarî Konularda Adlî ve Gayrı Adlî Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Lahey Sözleşmesi’ne göre «tebligatın» hangi makam tarafından hangi usulle yerine getirileceğinin belirlenmiş olduğu, Dortmund Eyalet Mahkemesinin «gıyapta» verdiği dava konusu kararının Alman Usul Hukuku hükümlerine göre Almanya ve Türkiye'nin taraf olduğu 1965 tarihli Lahey Sözleşmesi hükümlerine ve Türkiye'nin koyduğu çekinceye rağmen posta yolu ile doğrudan tebliğ edilmesinin davalının «savunma hakkını kısıtladığı», bunun da «kamu düzenine» aykırı olduğu, MÖHUK'nun 38./c, d maddesi uyarınca davanın reddi gerektiği sonucuna varılarak, davanın reddine karar verilmiştir.
Mahkemece, «tenfizi» istenen ve «gıyapta» verilen kararın Almanya ve Türkiye’nin taraf olduğu 1965 tarihli Lahey Sözleşmesi hükümlerine ve Türkiye’nin koyduğu çekinceye rağmen posta yolu ile doğrudan tebliğ edilmesinin davalının «savunma hakkını kısıtladığı» gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaAynı yasanın 38. maddesinde düzenlenen «tenfiz» şartları; Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği devlet arasında mütekabiliyet esasına dayanan bir anlaşma veya o devlette Türk Mahkemeleri’nden verilmiş ilamların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili uygulamanın bulunması, ilamın Türk Mahkemeleri’nin «münhasır» «yetkisine» girmeyen bir konuda verilmiş olması, hükmün «kamu düzenine» açıkça aykırı bulunmaması, kendisine karşı tenfiz istenen tarafın «savunma hakkına» ilişkin usuli işlemlere uyulmuş olması, Türkler’in kişi hallerine ilişkin davalarda Türk «kanunlar ihtilafı» kaidelerinin gösterdiği hukukun uygulanmış olmasıdır.
Bu durumda yabancı mahkeme kararının «tenfiz» davasının devamı esnasında da kesinleşmesi mümkün bulunduğu gözetilmek suretiyle davacı vekilinin «ibraz» ettiği bu «tebligatların» sıhhati araştırılıp kararın 1965 tarihli Lahey Sözleşmesi uyarınca usulünce kesinleşip kesinleşmediği değerlendirilerek bir karar verilmesi için davacı vekilinin k …
2-Dava, yabancı mahkeme kararının «tenfizi» istemine ilişkin olup, mahkemece, tenfizi istenilen kararın Türkiye ile Almanya arasında 28.04.1972 tarihinde yürürlüğe giren 1965 tarihli Adli Yardımlaşmaya İlişk …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:ibraz
Benzer bu karardaSomut olayda, «tenfizi» istenen Dortmund Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kararında, kararın bir suretinin davalıya 14.12.2006 tarihinde tebliğ edildiği ve kararın kesinleştiği yazılı olup, mahkemece kararın davalıya posta yolu ile tebliğ edildiğinin kabulü ile yazılı şekilde hüküm tesis edilmiş ise de, davacı vekili tarafından dosyaya «ibraz» edilen yabancı mahkeme kararının tercümesinden kararın davalıya hangi usulle tebliğ edildiği anlaşılamamaktadır.
Davacı vekili, gerek temyiz dilekçesinde gerekse karar düzeltme dilekçesinde davalıya tüm «tebligatların» Adalet Bakanlığı aracılığıyla yapıldığını savunmuş ve ayrıca dilekçesi ekinde Adalet Bakanlığı uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü'nün 30.05.2006 ve 10.03.2009 tarihli her ikisinde de dosya numarası 7 048/06 olarak gösterilen iki adet tebliğin yapıldığına dair evrak «ibraz» etmiştir.
Bu durumda yabancı mahkeme kararının «tenfiz» davasının devamı esnasında da kesinleşmesi mümkün bulunduğu gözetilmek suretiyle davacı vekilinin «ibraz» ettiği bu «tebligatların» sıhhati araştırılıp kararın 1965 tarihli Lahey Sözleşmesi uyarınca usulünce kesinleşip kesinleşmediği değerlendirilerek bir karar verilmesi için davacı vekilinin k …
-
Yabancı mahkeme kararının tenfizi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/15159 E. 2012/8970 K.
Ortak:kanunlar ihtilafı · savunma hakkı · münhasırlık · kamu düzeni · tenfiz · tebligat · yetkisizlik kararı · yetki/yetkisizlik
İncelediğiniz karardaBunlar, Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği devlet arasında mütekabiliyet esasına dayanan bir anlaşma veya o devlette Türk Mahkemeleri’nden verilmiş ilamların «tenfizini» mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili uygulamanın bulunması, ilamın Türk Mahkemeleri’nin «münhasır» «yetkisine» girmeyen bir konuda verilmiş olması, hükmün «kamu düzenine» açıkça aykırı bulunmaması, kendisine karşı tenfiz istenen tarafın «savunma hakkına» ilişkin usuli işlemlere uyulmuş olması, Türkler’in kişi hallerine ilişkin davalarda Türk «kanunlar ihtilafı» kaidelerinin gösterdiği hukukun uygulanmış olmasıdır.
… nma ve tüm dosya kapsamına göre, 1965 tarihli Hukukî ve Ticarî Konularda Adlî ve Gayrı Adlî Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Lahey Sözleşmesi’ne göre «tebligatın» hangi makam tarafından hangi usulle yerine getirileceğinin belirlenmiş olduğu, Dortmund Eyalet Mahkemesinin «gıyapta» verdiği dava konusu kararının Alman Usul Hukuku hükümlerine göre Almanya ve Türkiye'nin taraf olduğu 1965 tarihli Lahey Sözleşmesi hükümlerine ve Türkiye'nin koyduğu çekinceye rağmen posta yolu ile doğrudan tebliğ edilmesinin davalının «savunma hakkını kısıtladığı», bunun da «kamu düzenine» aykırı olduğu, MÖHUK'nun 38./c, d maddesi uyarınca davanın reddi gerektiği sonucuna varılarak, davanın reddine karar verilmiştir.
Mahkemece, «tenfizi» istenen ve «gıyapta» verilen kararın Almanya ve Türkiye’nin taraf olduğu 1965 tarihli Lahey Sözleşmesi hükümlerine ve Türkiye’nin koyduğu çekinceye rağmen posta yolu ile doğrudan tebliğ edilmesinin davalının «savunma hakkını kısıtladığı» gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaAynı yasanın 38. maddesinde düzenlenen «tenfiz» şartları; Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği devlet arasında mütekabiliyet esasına dayanan bir anlaşma veya o devlette Türk Mahkemeleri’nden verilmiş ilamların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili uygulamanın bulunması, ilamın Türk Mahkemeleri’nin «münhasır» «yetkisine» girmeyen bir konuda verilmiş olması, hükmün «kamu düzenine» açıkça aykırı bulunmaması, kendisine karşı tenfiz istenen tarafın «savunma hakkına» ilişkin usuli işlemlere uyulmuş olması, Türkler’in kişi hallerine ilişkin davalarda Türk «kanunlar ihtilafı» kaidelerinin gösterdiği hukukun uygulanmış olmasıdır.
Somut olayda, «tenfizi» istenen kararın bir suretinin davalıya diplomatik yolla tebliğ edilmediği mahkemece kabul edilerek yazılı şekilde hüküm tesis edilmiş ise de, davacı vekili tarafından dosyaya «ibraz» edilen yabancı mahkeme kararının tercümesinden kararın davalıya hangi usulle tebliğ edildiği anlaşılamadığı gibi dosya içinde davalıya «tebligatın» nasıl yapıldığına ilişkin de herhangi bir belge mevcut değildir ve davacı, tenfizi istenen karara karşı davalı tarafça Almanya’da temyiz yasa yoluna başvurularak bilahare bu istemden «feragat» edildiğini ifade etmiştir.
Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre, «tenfizi» istenen karar davalıya diplomatik yollardan tebliğ edilmediği için kesinleşmiş bir karardan söz edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:vekile tebliğ · feragat · eksik inceleme · ibraz
Benzer bu karardaSomut olayda, «tenfizi» istenen kararın bir suretinin davalıya diplomatik yolla tebliğ edilmediği mahkemece kabul edilerek yazılı şekilde hüküm tesis edilmiş ise de, davacı vekili tarafından dosyaya «ibraz» edilen yabancı mahkeme kararının tercümesinden kararın davalıya hangi usulle tebliğ edildiği anlaşılamadığı gibi dosya içinde davalıya «tebligatın» nasıl yapıldığına ilişkin de herhangi bir belge mevcut değildir ve davacı, tenfizi istenen karara karşı davalı tarafça Almanya’da temyiz yasa yoluna başvurularak bilahare bu istemden «feragat» edildiğini ifade etmiştir.
Bu itibarla mahkemece, «tenfize» konu kararın davalıya tebliğine ilişkin belgelerin dosyaya «ibrazı» sağlanmak suretiyle 1965 tarihli Hukuki ve Ticari Konularda Adli ve Gayri Adli Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Lahey Sözleşmesi ve MÖHUK uyarınca usulüne uygun kesinleşip kesinleşmediği belirlenmeden «eksik incelemeye» dayalı yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Ayrıca, kararın yurt dışında davalı «vekiline tebliğ» olunduğu yönünde davacı iddiası da mevcuttur.
1 benzer karar daha
-
Yabancı mahkeme kararının tenfizi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2008/12548 E. 2010/7403 K.
Ortak:kanunlar ihtilafı · gıyapta karar · savunma hakkının kısıtlanması · savunma hakkı · kısıtlılık · münhasırlık · kamu düzeni · tenfiz · yetki/yetkisizlik
İncelediğiniz kararda… nma ve tüm dosya kapsamına göre, 1965 tarihli Hukukî ve Ticarî Konularda Adlî ve Gayrı Adlî Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Lahey Sözleşmesi’ne göre «tebligatın» hangi makam tarafından hangi usulle yerine getirileceğinin belirlenmiş olduğu, Dortmund Eyalet Mahkemesinin «gıyapta» verdiği dava konusu kararının Alman Usul Hukuku hükümlerine göre Almanya ve Türkiye'nin taraf olduğu 1965 tarihli Lahey Sözleşmesi hükümlerine ve Türkiye'nin koyduğu çekinceye rağmen posta yolu ile doğrudan tebliğ edilmesinin davalının «savunma hakkını kısıtladığı», bunun da «kamu düzenine» aykırı olduğu, MÖHUK'nun 38./c, d maddesi uyarınca davanın reddi gerektiği sonucuna varılarak, davanın reddine karar verilmiştir.
Bunlar, Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği devlet arasında mütekabiliyet esasına dayanan bir anlaşma veya o devlette Türk Mahkemeleri’nden verilmiş ilamların «tenfizini» mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili uygulamanın bulunması, ilamın Türk Mahkemeleri’nin «münhasır» «yetkisine» girmeyen bir konuda verilmiş olması, hükmün «kamu düzenine» açıkça aykırı bulunmaması, kendisine karşı tenfiz istenen tarafın «savunma hakkına» ilişkin usuli işlemlere uyulmuş olması, Türkler’in kişi hallerine ilişkin davalarda Türk «kanunlar ihtilafı» kaidelerinin gösterdiği hukukun uygulanmış olmasıdır.
Mahkemece, «tenfizi» istenen ve «gıyapta» verilen kararın Almanya ve Türkiye’nin taraf olduğu 1965 tarihli Lahey Sözleşmesi hükümlerine ve Türkiye’nin koyduğu çekinceye rağmen posta yolu ile doğrudan tebliğ edilmesinin davalının «savunma hakkını kısıtladığı» gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaMahkemece, dosya kapsamına göre, yabancı mahkemece «gıyapta» görülen davada doğrudan posta yolu ile tebliğ yoluna gidilmesi davalının «savunma hakkını kısıtladığı» gibi esasen MÖHUK.nun 38/c maddesi gereğince «kamu düzenine» aykırı da olduğu, kaldı ki aynı Kanunun 34 ncü maddesi gereğince ortada kesinleşmiş bir karar olduğundan da söz edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bunlar, Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği devlet arasında mütekabiliyet esasına dayanan bir anlaşma veya o devlette Türk Mahkemeleri’nden verilmiş ilamların «tenfizini» mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili uygulamanın bulunması, ilamın Türk Mahkemeleri’nin «münhasır» «yetkisine» girmeyen bir konuda verilmiş olması, hükmün «kamu düzenine» açıkça aykırı bulunmaması, kendisine karşı tenfiz istenen tarafın «savunma hakkına» ilişkin usuli işlemlere uyulmuş olması, Türkler’in kişi hallerine ilişkin davalarda Türk «kanunlar ihtilafı» kaidelerinin gösterdiği hukukun uygulanmış olmasıdır.
Mahkemece, «tenfizi» istenen kararın 1965 tarihli Hukuki ve Ticari Konularda Adli ve Gayri Adli Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Lahey Sözleşmesi aksine Alman Hukuku’na göre postaya verilmek suretiyle davalıya tebliğe çıkarıldığı, Lahey Sözleşmesi, MÖHUK ve HUMK uyarınca davalıya usulüne uygun olarak tebliğ edilmediği, ortada kesinleşmiş bir karardan söz edilemeyeceği, Alman makamlarınca kararın postaya verilme tarihinin «tebliğ tarihi» sayılacağı hükmünün anılan sözleşme ve MÖHUK gereğince kabulünün mümkün olmadığı, «tebligat» «kamu düzenine» ilişkin olup karar tebliğinin MÖHUK’un 38/c maddesi gereğince kamu düzenine aykırı bulunduğu, MÖHUK’nun 34. maddesi gereğince ortada kesinleşmiş bir karar bulunmad …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:tebliğ tarihi · usulüne uygun tebliğ · havale · cy/cy kaydı · e-defter
Benzer bu karardaDavalı vekilinin dilekçesi 24.10.2008 tarihinde hakim tarafından «havale» edilmekle birlikte, dilekçenin harcı yatırılmadığı gibi temyiz «defterine» de «kaydı» yapılmamıştır.
Mahkemece, «tenfizi» istenen kararın 1965 tarihli Hukuki ve Ticari Konularda Adli ve Gayri Adli Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Lahey Sözleşmesi aksine Alman Hukuku’na göre postaya verilmek suretiyle davalıya tebliğe çıkarıldığı, Lahey Sözleşmesi, MÖHUK ve HUMK uyarınca davalıya usulüne uygun olarak tebliğ edilmediği, ortada kesinleşmiş bir karardan söz edilemeyeceği, Alman makamlarınca kararın postaya verilme tarihinin «tebliğ tarihi» sayılacağı hükmünün anılan sözleşme ve MÖHUK gereğince kabulünün mümkün olmadığı, «tebligat» «kamu düzenine» ilişkin olup karar tebliğinin MÖHUK’un 38/c maddesi gereğince kamu düzenine aykırı bulunduğu, MÖHUK’nun 34. maddesi gereğince ortada kesinleşmiş bir karar bulunmad …
… 5 sayılı gıyabi kararında, kararın bir suretinin davalıya 17.08.2006 tarihinde tebliğ edildiği ve kararın kesinleşme tarihinin 16.10.2006 tarihi yazılı olduğu halde «tenfize» konu kararın doğrudan posta yolu ile davalıya tebliğ edildiği bu nedenle de «usulüne uygun tebliğ» edilip kesinleşmiş bir mahkeme ilamı bulunmadığı sonucuna nasıl ulaşıldığı karar yerinde tartışılmamıştır.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2008/7313 E. , 2010/3030 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ Konya Asliye 1.Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında görülen davada Konya Asliye 1.Hukuk Mahkemesi’nce verilen 09.10.2007 tarih ve 2007/48-2007/319 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak davacı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 16.03.2010 gününde davacı avukatı ... ile davalı avukatları Av.... ... ve Av.... geldiler, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalı şirketin müvekkilinden tahsil ettiği paranın ödenmemesi üzerine davacı tarafından Dortmund Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açtığını, mahkemece 20.11.2005 tarihinden 16.003,44 Euro asıl alacak ile 3.466,48 Euro yargılama giderinin faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verildiğini, anılan mahkeme kararının temyiz edilmeyerek 23.03.2006 tarihinde kesinleştiğini ileri sürerek, Dortmund Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından verilen 7 O 344/04 sayılı kararın ve masraflara ilişkin karar ile usulüne uygun onaylanmış tercümesinin tenfizine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, yabancı mahkemede açılan davada dava dilekçesinin ve tenfizi istenen kararın müvekkiline usulünce tebliğ edilmediğini, kesinleşmeyen yabancı mahkeme kararının MÖHUK'nun 34.maddesi gereğince tenfizinin istenemeyeceğini, tenfizi istenen mahkeme kararının Türk mahkemelerinden verilmiş karar ile çeliştiğini, bu durumun kamu düzenine aykırı olduğunu, uyuşmazlığın çözümünde Türk mahkemelerinin münhasır yetkili olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, 1965 tarihli Hukukî ve Ticarî Konularda Adlî ve Gayrı Adlî Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Lahey Sözleşmesi’ne göre tebligatın hangi makam tarafından hangi usulle yerine getirileceğinin belirlenmiş olduğu, Dortmund Eyalet Mahkemesinin gıyapta verdiği dava konusu kararının Alman Usul Hukuku hükümlerine göre Almanya ve Türkiye'nin taraf olduğu 1965 tarihli Lahey Sözleşmesi hükümlerine ve Türkiye'nin koyduğu çekinceye rağmen posta yolu ile doğrudan tebliğ edilmesinin davalının savunma hakkını kısıtladığı, bunun da kamu düzenine aykırı olduğu, MÖHUK'nun 38./c, d maddesi uyarınca davanın reddi gerektiği sonucuna varılarak, davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
1- Dava, davalı hakkında Alman Mahkemesi’nce verilen hükmün tenfizine karar verilmesi istemine ilişkindir.
Dava tarihinde yürürlükte bulunan 2675 sayılı MÖHUK’nun 34/1. maddesi hükmüne göre, yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilamların Türkiye’de icra olunabilmesi, yetkili Türk Mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır. Tenfizin şartları ise aynı Yasa’nın 38. maddesinde düzenlenmiştir. Bunlar, Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği devlet arasında mütekabiliyet esasına dayanan bir anlaşma veya o devlette Türk Mahkemeleri’nden verilmiş ilamların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili uygulamanın bulunması, ilamın Türk Mahkemeleri’nin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması, hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması, kendisine karşı tenfiz istenen tarafın savunma hakkına ilişkin usuli işlemlere uyulmuş olması, Türkler’in kişi hallerine ilişkin davalarda Türk kanunlar ihtilafı kaidelerinin gösterdiği hukukun uygulanmış olmasıdır.
Mahkemece, tenfizi istenen ve gıyapta verilen kararın Almanya ve Türkiye’nin taraf olduğu 1965 tarihli Lahey Sözleşmesi hükümlerine ve Türkiye’nin koyduğu çekinceye rağmen posta yolu ile doğrudan tebliğ edilmesinin davalının savunma hakkını kısıtladığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Oysa tenfizi istenen Dortmund Eyalet Mahkemesi’nde görülmekte olan davada dava dilekçesinin Adalet Bakanlığı Huku ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü aracılığı ile Konya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından davalı ... İnşaat Tarım ve San İşletme Tic.A.Ş. tarafından vekil tayin edilen Av....’e 01.11.2005 tarihinde tebliğ edildiği, davalı tarafından süresinde cevap dilekçesi verilmediği anlaşılmakta olup, davalı tarafın ne şekilde savunma hakkının kısıtlandığı mahkemece tartışılmamıştır.
Bu durum karşısında, tenfize konu yabancı mahkemede açılan davada dava dilekçesinin tebliğiyle ilgili olarak Adalet Bakanlığı’ndan alınan belgeler ile kararın tebliğinde Tebligat Kanunu hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının irdelenip, davalının açıklamaları dikkate alınıp, tenfiz koşullarının bulunulup bulunmadığı değerlendirilmeden yazılı gerekçe ile hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
2- Bozma neden ve şekline göre, davalı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarını kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenle davalı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, takdir edilen 750.00 TL duruşma vekillik ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 18.03.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1009837900 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz