Yabancı mahkeme kararının tenfizi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2012/1243 E. 2012/8911 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Yetkili mahkeme
- yetki/yetkisizlik
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
kanunlar ihtilafı↗ çekince (ihtirazi kayıt)↗ yabancı mahkeme ilamı↗ savunma hakkı↗ adli yardım↗ möhuk 47↗ münhasırlık↗ kamu düzeni↗ tenfiz↗ tebligat↗ yetkisizlik kararı↗ eksik inceleme↗ vekalet ücreti↗ ibraz↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre, 1965 tarihli Lahey Sözleşmesi'nin 10. maddesindeki posta yoluyla tebligat usulüne Türkiye’nin çekince koyduğu, tenfizi istenen kararın da davalıya posta yoluyla tebliğ edildiği için tenfizi mümkün olan kesinleşmiş bir karardan söz edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin vekalet ücretine yönelik temyiz itirazları dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesi yönünden ise; dava, yabancı mahkeme kararının tenfizi istemine ilişkin olup, mahkemece, tenfizi istenilen kararın Türkiye ile Almanya arasında 28.04.1972 tarihinde yürürlüğe giren 1965 tarihli Adli Yardımlaşmaya İlişkin Lahey Sözleşmesi hükümlerine göre yapılmadığı, adi posta yolu ile kararın davalıya tebliğ edildiği, dolayısı ile kararın usulünce kesinleşmediği, kesinleşmeyen yabancı mahkeme kararının tenfizinin mümkün bulunmadığı gerekçesiyle yazılı şekilde hüküm tesis edilmiştir.
Dava tarihinde yürürlükte bulunan 2675 sayılı MÖHUK’nun 34/1. maddesi hükmüne göre, yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilamların Türkiye’de icra olunabilmesi, yetkili Türk Mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır. Yabancı mahkeme ilamının tenfizine karar verilebilmesi için öncelikle ilamın kesinleşmiş olması gerekir. Aynı yasanın 38. maddesinde düzenlenen tenfiz şartları; Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği devlet arasında mütekabiliyet esasına dayanan bir anlaşma veya o devlette Türk Mahkemeleri’nden verilmiş ilamların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili uygulamanın bulunması, ilamın Türk Mahkemeleri’nin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması, hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması, kendisine karşı tenfiz istenen tarafın savunma hakkına ilişkin usuli işlemlere uyulmuş olması, Türkler’in kişi hallerine ilişkin davalarda Türk kanunlar ihtilafı kaidelerinin gösterdiği hukukun uygulanmış olmasıdır. 1965 tarihli Hukuki ve Ticari Konularda Adli ve Gayri Adli Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Lahey Sözleşmesi'nde sözleşmeye taraf olan ülkeler arasında yapılacak tebligatların hangi makam tarafından ve hangi usul çerçevesinde yerine getirileceği belirlenmiş olup, hem Türkiye Cumhuriyeti hem de Almanya anılan sözleşmeye taraftır.1965 tarihli Lahey Sözleşmesi ile kabul edilen istisnai tebligat yöntemlerinden biri de doğrudan posta yolu ile tebligattır. Bu yönteme,sadece sözleşmenin 10. maddesine çekince koymayan ülkeler açısından başvurmak mümkündür. Türkiye, 10. maddedeki tebligat yöntemini kabul etmeyeceğini bu maddeye koyduğu çekince ile belirtmiştir.
Somut olayda, tenfizi istenen kararın bir suretinin davalıya posta yolu ile tebliğ edildiği mahkemece kabul edilerek yazılı şekilde hüküm tesis edilmiş ise de, davacı vekili tarafından dosyaya ibraz edilen yabancı mahkeme kararının tercümesinden kararın davalıya hangi usulle tebliğ edildiği anlaşılamadığı gibi dosya içinde davalıya tebligatın nasıl yapıldığına ilişkin de herhangi bir belge mevcut değildir.
Bu itibarla mahkemece, tenfize konu kararın davalıya tebliğine ilişkin belgelerin dosyaya ibrazı sağlanmak suretiyle 1965 tarihli Hukuki ve Ticari Konularda Adli ve Gayri Adli Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Lahey Sözleşmesi ve MÖHUK uyarınca usulüne uygun kesinleşip kesinleşmediği belirlenmeden eksik incelemeye dayalı yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle davacılar yararına bozulması gerekmiştir.
3- Bozma neden ve şekline göre davalı vekilinin vekalet ücretine yönelik temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yabancı mahkeme kararının tenfizi 🔁 aynen tekrar
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/15159 E. 2012/8970 K.
Ortak:kanunlar ihtilafı · savunma hakkı · münhasırlık · kamu düzeni · tenfiz · tebligat · yetkisizlik kararı · eksik inceleme · yetki/yetkisizlik · Yabancı mahkeme kararının tenfizi
İncelediğiniz karardaAynı yasanın 38. maddesinde düzenlenen «tenfiz» şartları; Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği devlet arasında mütekabiliyet esasına dayanan bir anlaşma veya o devlette Türk Mahkemeleri’nden verilmiş ilamların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili uygulamanın bulunması, ilamın Türk Mahkemeleri’nin «münhasır» «yetkisine» girmeyen bir konuda verilmiş olması, hükmün «kamu düzenine» açıkça aykırı bulunmaması, kendisine karşı tenfiz istenen tarafın «savunma hakkına» ilişkin usuli işlemlere uyulmuş olması, Türkler’in kişi hallerine ilişkin davalarda Türk «kanunlar ihtilafı» kaidelerinin gösterdiği hukukun uygulanmış olmasıdır.
Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre, 1965 tarihli Lahey Sözleşmesi'nin 10. maddesindeki posta yoluyla «tebligat» usulüne Türkiye’nin çekince koyduğu, «tenfizi» istenen kararın da davalıya posta yoluyla tebliğ edildiği için tenfizi mümkün olan kesinleşmiş bir karardan söz edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Somut olayda, «tenfizi» istenen kararın bir suretinin davalıya posta yolu ile tebliğ edildiği mahkemece kabul edilerek yazılı şekilde hüküm tesis edilmiş ise de, davacı vekili tarafından dosyaya «ibraz» edilen yabancı mahkeme kararının tercümesinden kararın davalıya hangi usulle tebliğ edildiği anlaşılamadığı gibi dosya içinde davalıya «tebligatın» nasıl yapıldığına ilişkin de herhangi bir belge mevcut değildir.
Benzer bu karardaAynı yasanın 38. maddesinde düzenlenen «tenfiz» şartları; Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği devlet arasında mütekabiliyet esasına dayanan bir anlaşma veya o devlette Türk Mahkemeleri’nden verilmiş ilamların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili uygulamanın bulunması, ilamın Türk Mahkemeleri’nin «münhasır» «yetkisine» girmeyen bir konuda verilmiş olması, hükmün «kamu düzenine» açıkça aykırı bulunmaması, kendisine karşı tenfiz istenen tarafın «savunma hakkına» ilişkin usuli işlemlere uyulmuş olması, Türkler’in kişi hallerine ilişkin davalarda Türk «kanunlar ihtilafı» kaidelerinin gösterdiği hukukun uygulanmış olmasıdır.
Somut olayda, «tenfizi» istenen kararın bir suretinin davalıya diplomatik yolla tebliğ edilmediği mahkemece kabul edilerek yazılı şekilde hüküm tesis edilmiş ise de, davacı vekili tarafından dosyaya «ibraz» edilen yabancı mahkeme kararının tercümesinden kararın davalıya hangi usulle tebliğ edildiği anlaşılamadığı gibi dosya içinde davalıya «tebligatın» nasıl yapıldığına ilişkin de herhangi bir belge mevcut değildir ve davacı, tenfizi istenen karara karşı davalı tarafça Almanya’da temyiz yasa yoluna başvurularak bilahare bu istemden «feragat» edildiğini ifade etmiştir.
Bu itibarla mahkemece, «tenfize» konu kararın davalıya tebliğine ilişkin belgelerin dosyaya «ibrazı» sağlanmak suretiyle 1965 tarihli Hukuki ve Ticari Konularda Adli ve Gayri Adli Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Lahey Sözleşmesi ve MÖHUK uyarınca usulüne uygun kesinleşip kesinleşmediği belirlenmeden «eksik incelemeye» dayalı yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:vekile tebliğ · feragat
Benzer bu karardaSomut olayda, «tenfizi» istenen kararın bir suretinin davalıya diplomatik yolla tebliğ edilmediği mahkemece kabul edilerek yazılı şekilde hüküm tesis edilmiş ise de, davacı vekili tarafından dosyaya «ibraz» edilen yabancı mahkeme kararının tercümesinden kararın davalıya hangi usulle tebliğ edildiği anlaşılamadığı gibi dosya içinde davalıya «tebligatın» nasıl yapıldığına ilişkin de herhangi bir belge mevcut değildir ve davacı, tenfizi istenen karara karşı davalı tarafça Almanya’da temyiz yasa yoluna başvurularak bilahare bu istemden «feragat» edildiğini ifade etmiştir.
Ayrıca, kararın yurt dışında davalı «vekiline tebliğ» olunduğu yönünde davacı iddiası da mevcuttur.
-
Yabancı mahkeme kararının tenfizi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/4597 E. 2012/6055 K.
Ortak:kanunlar ihtilafı · savunma hakkı · münhasırlık · kamu düzeni · tenfiz · tebligat · yetkisizlik kararı · ibraz · yetki/yetkisizlik · Yabancı mahkeme kararının tenfizi
İncelediğiniz karardaAynı yasanın 38. maddesinde düzenlenen «tenfiz» şartları; Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği devlet arasında mütekabiliyet esasına dayanan bir anlaşma veya o devlette Türk Mahkemeleri’nden verilmiş ilamların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili uygulamanın bulunması, ilamın Türk Mahkemeleri’nin «münhasır» «yetkisine» girmeyen bir konuda verilmiş olması, hükmün «kamu düzenine» açıkça aykırı bulunmaması, kendisine karşı tenfiz istenen tarafın «savunma hakkına» ilişkin usuli işlemlere uyulmuş olması, Türkler’in kişi hallerine ilişkin davalarda Türk «kanunlar ihtilafı» kaidelerinin gösterdiği hukukun uygulanmış olmasıdır.
Somut olayda, «tenfizi» istenen kararın bir suretinin davalıya posta yolu ile tebliğ edildiği mahkemece kabul edilerek yazılı şekilde hüküm tesis edilmiş ise de, davacı vekili tarafından dosyaya «ibraz» edilen yabancı mahkeme kararının tercümesinden kararın davalıya hangi usulle tebliğ edildiği anlaşılamadığı gibi dosya içinde davalıya «tebligatın» nasıl yapıldığına ilişkin de herhangi bir belge mevcut değildir.
Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre, 1965 tarihli Lahey Sözleşmesi'nin 10. maddesindeki posta yoluyla «tebligat» usulüne Türkiye’nin çekince koyduğu, «tenfizi» istenen kararın da davalıya posta yoluyla tebliğ edildiği için tenfizi mümkün olan kesinleşmiş bir karardan söz edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaAynı yasanın 38. maddesinde düzenlenen «tenfiz» şartları; Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği devlet arasında mütekabiliyet esasına dayanan bir anlaşma veya o devlette Türk Mahkemeleri’nden verilmiş ilamların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili uygulamanın bulunması, ilamın Türk Mahkemeleri’nin «münhasır» «yetkisine» girmeyen bir konuda verilmiş olması, hükmün «kamu düzenine» açıkça aykırı bulunmaması, kendisine karşı tenfiz istenen tarafın «savunma hakkına» ilişkin usuli işlemlere uyulmuş olması, Türkler’in kişi hallerine ilişkin davalarda Türk «kanunlar ihtilafı» kaidelerinin gösterdiği hukukun uygulanmış olmasıdır.
Bu durumda yabancı mahkeme kararının «tenfiz» davasının devamı esnasında da kesinleşmesi mümkün bulunduğu gözetilmek suretiyle davacı vekilinin «ibraz» ettiği bu «tebligatların» sıhhati araştırılıp kararın 1965 tarihli Lahey Sözleşmesi uyarınca usulünce kesinleşip kesinleşmediği değerlendirilerek bir karar verilmesi için davacı vekilinin k …
Somut olayda, «tenfizi» istenen Dortmund Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kararında, kararın bir suretinin davalıya 14.12.2006 tarihinde tebliğ edildiği ve kararın kesinleştiği yazılı olup, mahkemece kararın davalıya posta yolu ile tebliğ edildiğinin kabulü ile yazılı şekilde hüküm tesis edilmiş ise de, davacı vekili tarafından dosyaya «ibraz» edilen yabancı mahkeme kararının tercümesinden kararın davalıya hangi usulle tebliğ edildiği anlaşılamamaktadır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
-
Yabancı mahkeme kararının tenfizi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2009/18 E. 2010/5798 K.
Ortak:kanunlar ihtilafı · savunma hakkı · münhasırlık · kamu düzeni · tenfiz · tebligat · yetkisizlik kararı · yetki/yetkisizlik · Yabancı mahkeme kararının tenfizi
İncelediğiniz karardaAynı yasanın 38. maddesinde düzenlenen «tenfiz» şartları; Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği devlet arasında mütekabiliyet esasına dayanan bir anlaşma veya o devlette Türk Mahkemeleri’nden verilmiş ilamların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili uygulamanın bulunması, ilamın Türk Mahkemeleri’nin «münhasır» «yetkisine» girmeyen bir konuda verilmiş olması, hükmün «kamu düzenine» açıkça aykırı bulunmaması, kendisine karşı tenfiz istenen tarafın «savunma hakkına» ilişkin usuli işlemlere uyulmuş olması, Türkler’in kişi hallerine ilişkin davalarda Türk «kanunlar ihtilafı» kaidelerinin gösterdiği hukukun uygulanmış olmasıdır.
Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre, 1965 tarihli Lahey Sözleşmesi'nin 10. maddesindeki posta yoluyla «tebligat» usulüne Türkiye’nin çekince koyduğu, «tenfizi» istenen kararın da davalıya posta yoluyla tebliğ edildiği için tenfizi mümkün olan kesinleşmiş bir karardan söz edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Somut olayda, «tenfizi» istenen kararın bir suretinin davalıya posta yolu ile tebliğ edildiği mahkemece kabul edilerek yazılı şekilde hüküm tesis edilmiş ise de, davacı vekili tarafından dosyaya «ibraz» edilen yabancı mahkeme kararının tercümesinden kararın davalıya hangi usulle tebliğ edildiği anlaşılamadığı gibi dosya içinde davalıya «tebligatın» nasıl yapıldığına ilişkin de herhangi bir belge mevcut değildir.
Benzer bu karardaAynı yasanın 38.maddesinde düzenlenen «tenfiz» şartları; Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği devlet arasında mütekabiliyet esasına dayanan bir anlaşma veya o devlette Türk Mahkemeleri’nden verilmiş ilamların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili uygulamanın bulunması, ilamın Türk Mahkemeleri’nin «münhasır» «yetkisine» girmeyen bir konuda verilmiş olması, hükmün «kamu düzenine» açıkça aykırı bulunmaması, kendisine karşı tenfiz istenen tarafın «savunma hakkına» ilişkin usuli işlemlere uyulmuş olması, Türkler’in kişi hallerine ilişkin davalarda Türk «kanunlar ihtilafı» kaidelerinin gösterdiği hukukun uygulanmış olmasıdır.
… nca davalıya kararın usulüne uygun olarak tebliğ edilmediği, ortada kesinleşmiş bir karardan söz edilemeyeceği, Alman makamlarınca kararın postaya verilme tarihinin «tebliğ tarihi» sayılacağı hükmünün anılan sözleşme ve MÖHUK gereğince kabulünün mümkün olmadığı, «tebligat» «kamu düzenine» ilişkin olup karar tebliğinin MÖHUK’un 38/c maddesi gereğince kamu düzenine aykırı bulunduğu, MÖHUK’nun 34. maddesi gereğince ortada kesinleşmiş bir kararın olmaması halinde ise «tenfiz» isteminde bulunulamayacağı açıktır.
Mahkemece, toplanan kanıtlara dayanılarak, Essen Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 8 0 «308»/06 sayılı karar aslının ve tercümesinin dosyada bulunduğu, kararın kesinleştiği, MÖHUK 54/1-ç bendine uygun karar verildiği gerekçesiyle MÖHUK 54 madde uyarınca ilamın «tenfizine» karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:i̇i̇k 308/b · tebliğ tarihi
Benzer bu karardaMahkemece, toplanan kanıtlara dayanılarak, Essen Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 8 0 «308»/06 sayılı karar aslının ve tercümesinin dosyada bulunduğu, kararın kesinleştiği, MÖHUK 54/1-ç bendine uygun karar verildiği gerekçesiyle MÖHUK 54 madde uyarınca ilamın «tenfizine» karar verilmiştir.
Somut olayda, «tenfizi» istenen Essen Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 8 O «308»/6 sayılı gıyabi kararında, kararın bir suretinin davalıya 21.03.2007 tarihinde tebliğ edildiği ve kararın kesinleşme tarihinin 24.09.2007 tarihi yazılı olduğu belirtilmiştir.
… nca davalıya kararın usulüne uygun olarak tebliğ edilmediği, ortada kesinleşmiş bir karardan söz edilemeyeceği, Alman makamlarınca kararın postaya verilme tarihinin «tebliğ tarihi» sayılacağı hükmünün anılan sözleşme ve MÖHUK gereğince kabulünün mümkün olmadığı, «tebligat» «kamu düzenine» ilişkin olup karar tebliğinin MÖHUK’un 38/c maddesi gereğince kamu düzenine aykırı bulunduğu, MÖHUK’nun 34. maddesi gereğince ortada kesinleşmiş bir kararın olmaması halinde ise «tenfiz» isteminde bulunulamayacağı açıktır.
2 benzer karar daha
-
Yabancı mahkeme kararının tenfizi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2017/4510 E. 2018/3241 K.
Ortak:adli yardım · tenfiz · tebligat · Yabancı mahkeme kararının tenfizi
İncelediğiniz karardaMahkemece, tüm dosya kapsamına göre, 1965 tarihli Lahey Sözleşmesi'nin 10. maddesindeki posta yoluyla «tebligat» usulüne Türkiye’nin çekince koyduğu, «tenfizi» istenen kararın da davalıya posta yoluyla tebliğ edildiği için tenfizi mümkün olan kesinleşmiş bir karardan söz edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Somut olayda, «tenfizi» istenen kararın bir suretinin davalıya posta yolu ile tebliğ edildiği mahkemece kabul edilerek yazılı şekilde hüküm tesis edilmiş ise de, davacı vekili tarafından dosyaya «ibraz» edilen yabancı mahkeme kararının tercümesinden kararın davalıya hangi usulle tebliğ edildiği anlaşılamadığı gibi dosya içinde davalıya «tebligatın» nasıl yapıldığına ilişkin de herhangi bir belge mevcut değildir.
2- Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesi yönünden ise; dava, yabancı mahkeme kararının «tenfizi» istemine ilişkin olup, mahkemece, tenfizi istenilen kararın Türkiye ile Almanya arasında 28.04.1972 tarihinde yürürlüğe giren 1965 tarihli Adli Yardımlaşmaya İlişk …
Benzer bu karardaAyrıca, mahkemece, yabancı mahkeme kararının tebliğ evraklarını sunması için davacı vekiline süre verildiği, davacı vekilinin ise 08.04.2013 tarihli dilekçe ile yabancı mahkeme kararının posta yoluyla tebliğ edildiğini, «adli yardımlaşma» aracılığıyla tebliğ edilmediğini belirterek kararın bu haliyle «tenfizini» talep ettiği anlaşılmaktadır.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılamaya göre; bozma kararına uyulmakla bozmada belirtilen ve bozma dışında tutulan hususlar lehine bozma yapılan taraf için usulü «müktesep hak» oluşturduğu, bu nedenle davaya konu ilamın «tenfiz» koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulü ile yabancı mahkeme kararının tenfizine karar verilmiştir.
1- Dava, yabancı mahkeme kararının «tenfizi» istemine ilişkin olup, mahkemece bozma ilamına uyularak yazılı şekilde davaya konu ilamın tenfiz koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kesinleşen ilam · müktesep hak · usulden reddi
Benzer bu karardaMahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılamaya göre; bozma kararına uyulmakla bozmada belirtilen ve bozma dışında tutulan hususlar lehine bozma yapılan taraf için usulü «müktesep hak» oluşturduğu, bu nedenle davaya konu ilamın «tenfiz» koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulü ile yabancı mahkeme kararının tenfizine karar verilmiştir.
O halde, yabancı bir mahkeme ilamının «kesinleşmesi, ilamın» yukarıda anılan Sözleşme hükümlerine uygun biçimde «adli yardımlaşma» yoluyla tebliğ edilmiş olmasına bağlıdır.
Bu durumda, mahkemece, işbu dava tarihi itibariyle usulüne uygun olarak kesinleşmiş yabancı mahkeme kararı bulunmadığı, kesinleşmenin «tenfiz» davası için dava şartı olduğu gözetilerek davanın «usulden reddine» karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirmeye dayalı olarak yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
-
Yabancı mahkeme kararının tenfizi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/12734 E. 2011/1117 K.
Ortak:kanunlar ihtilafı · savunma hakkı · münhasırlık · kamu düzeni · tenfiz · tebligat · yetkisizlik kararı · yetki/yetkisizlik · Yabancı mahkeme kararının tenfizi
İncelediğiniz karardaAynı yasanın 38. maddesinde düzenlenen «tenfiz» şartları; Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği devlet arasında mütekabiliyet esasına dayanan bir anlaşma veya o devlette Türk Mahkemeleri’nden verilmiş ilamların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili uygulamanın bulunması, ilamın Türk Mahkemeleri’nin «münhasır» «yetkisine» girmeyen bir konuda verilmiş olması, hükmün «kamu düzenine» açıkça aykırı bulunmaması, kendisine karşı tenfiz istenen tarafın «savunma hakkına» ilişkin usuli işlemlere uyulmuş olması, Türkler’in kişi hallerine ilişkin davalarda Türk «kanunlar ihtilafı» kaidelerinin gösterdiği hukukun uygulanmış olmasıdır.
Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre, 1965 tarihli Lahey Sözleşmesi'nin 10. maddesindeki posta yoluyla «tebligat» usulüne Türkiye’nin çekince koyduğu, «tenfizi» istenen kararın da davalıya posta yoluyla tebliğ edildiği için tenfizi mümkün olan kesinleşmiş bir karardan söz edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Somut olayda, «tenfizi» istenen kararın bir suretinin davalıya posta yolu ile tebliğ edildiği mahkemece kabul edilerek yazılı şekilde hüküm tesis edilmiş ise de, davacı vekili tarafından dosyaya «ibraz» edilen yabancı mahkeme kararının tercümesinden kararın davalıya hangi usulle tebliğ edildiği anlaşılamadığı gibi dosya içinde davalıya «tebligatın» nasıl yapıldığına ilişkin de herhangi bir belge mevcut değildir.
Benzer bu karardaAynı yasanın 38.maddesinde düzenlenen «tenfiz» şartları; Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği devlet arasında mütekabiliyet esasına dayanan bir anlaşma veya o devlette Türk Mahkemeleri’nden verilmiş ilamların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili uygulamanın bulunması, ilamın Türk Mahkemeleri’nin «münhasır» «yetkisine» girmeyen bir konuda verilmiş olması, hükmün «kamu düzenine» açıkça aykırı bulunmaması, kendisine karşı tenfiz istenen tarafın «savunma hakkına» ilişkin usuli işlemlere uyulmuş olması, Türkler’in kişi hallerine ilişkin davalarda Türk «kanunlar ihtilafı» kaidelerinin gösterdiği hukukun uygulanmış olmasıdır.
… ahkemece, Duisburg Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 6 O 239/06 sayılı kararının aslı ve tercümesine göre kararın 02.08.2007 tarihinde kesinleştiği, verilen kararın açıkça «kamu düzenine» aykırı bulunmadığı, Duisburg Mahkemesi davalının gıyabında karar vermiş ise de davalıya «usulüne uygun tebligat» yapıldığı, buna rağmen davalılar duruşmaya katılmadığı gibi kendilerini «temsil» de ettirmediği, bu durumda Türk mevzuatına uygun olarak davalının yokluğunda karar verildiği, MÖHUK’un 54/1/ç bendine uygun karar verildiği gerekçesiyle davanın kabulü ile Duisburg Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 6 O 239/06 sayılı kararının «tenfizine» dair verilen kararın davalılar vekilince temyizi zerine karar Dairemizce onanmıştır.
… arın usulüne uygun olarak tebliğ edilip, edilmediği, ortada kesinleşmiş bir karardan söz edilip, edilemeyeceği, Alman makamlarınca kararın postaya verilme tarihinin «tebliğ tarihi» sayılacağı hükmünün anılan sözleşme ve MÖHUK gereğince kabulünün mümkün olmadığı, «tebligat» «kamu düzenine» ilişkin olup karar tebliğinin MÖHUK’un 38/c maddesi gereğince kamu düzenine aykırı bulunup, bulunmadığı araştırılarak MÖHUK’nun 34. maddesi gereğince ortada kesinleşmiş bir kararın olmaması halinde ise «tenfiz» isteminde bulunulamayacağı açıktır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:usulüne uygun tebligat · tebliğ tarihi · temsil
Benzer bu kararda… ahkemece, Duisburg Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 6 O 239/06 sayılı kararının aslı ve tercümesine göre kararın 02.08.2007 tarihinde kesinleştiği, verilen kararın açıkça «kamu düzenine» aykırı bulunmadığı, Duisburg Mahkemesi davalının gıyabında karar vermiş ise de davalıya «usulüne uygun tebligat» yapıldığı, buna rağmen davalılar duruşmaya katılmadığı gibi kendilerini «temsil» de ettirmediği, bu durumda Türk mevzuatına uygun olarak davalının yokluğunda karar verildiği, MÖHUK’un 54/1/ç bendine uygun karar verildiği gerekçesiyle davanın kabulü ile Duisburg Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 6 O 239/06 sayılı kararının «tenfizine» dair verilen kararın davalılar vekilince temyizi zerine karar Dairemizce onanmıştır.
… arın usulüne uygun olarak tebliğ edilip, edilmediği, ortada kesinleşmiş bir karardan söz edilip, edilemeyeceği, Alman makamlarınca kararın postaya verilme tarihinin «tebliğ tarihi» sayılacağı hükmünün anılan sözleşme ve MÖHUK gereğince kabulünün mümkün olmadığı, «tebligat» «kamu düzenine» ilişkin olup karar tebliğinin MÖHUK’un 38/c maddesi gereğince kamu düzenine aykırı bulunup, bulunmadığı araştırılarak MÖHUK’nun 34. maddesi gereğince ortada kesinleşmiş bir kararın olmaması halinde ise «tenfiz» isteminde bulunulamayacağı açıktır.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2012/1243 E. , 2012/8911 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında görülen davada Konya 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 13/09/2011 tarih ve 2009/47-2011/383 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 25/05/2012 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davalı vekili Av. ..... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacılar vekili, davalı şirketin müvekkilinden tahsil ettiği halde geri ödemediği paranın tahsili için Almanya Cumhuriyeti Mahkemesi nezdinde açılan davanın kabul edildiğini ve bu kararın kesinleştiğini ileri sürerek, anılan yabancı mahkeme kararının tenfizine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre, 1965 tarihli Lahey Sözleşmesi'nin 10. maddesindeki posta yoluyla tebligat usulüne Türkiye’nin çekince koyduğu, tenfizi istenen kararın da davalıya posta yoluyla tebliğ edildiği için tenfizi mümkün olan kesinleşmiş bir karardan söz edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin vekalet ücretine yönelik temyiz itirazları dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesi yönünden ise; dava, yabancı mahkeme kararının tenfizi istemine ilişkin olup, mahkemece, tenfizi istenilen kararın Türkiye ile Almanya arasında 28.04.1972 tarihinde yürürlüğe giren 1965 tarihli Adli Yardımlaşmaya İlişkin Lahey Sözleşmesi hükümlerine göre yapılmadığı, adi posta yolu ile kararın davalıya tebliğ edildiği, dolayısı ile kararın usulünce kesinleşmediği, kesinleşmeyen yabancı mahkeme kararının tenfizinin mümkün bulunmadığı gerekçesiyle yazılı şekilde hüküm tesis edilmiştir.
Dava tarihinde yürürlükte bulunan 2675 sayılı MÖHUK’nun 34/1. maddesi hükmüne göre, yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilamların Türkiye’de icra olunabilmesi, yetkili Türk Mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır. Yabancı mahkeme ilamının tenfizine karar verilebilmesi için öncelikle ilamın kesinleşmiş olması gerekir. Aynı yasanın 38. maddesinde düzenlenen tenfiz şartları; Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği devlet arasında mütekabiliyet esasına dayanan bir anlaşma veya o devlette Türk Mahkemeleri’nden verilmiş ilamların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili uygulamanın bulunması, ilamın Türk Mahkemeleri’nin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması, hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması, kendisine karşı tenfiz istenen tarafın savunma hakkına ilişkin usuli işlemlere uyulmuş olması, Türkler’in kişi hallerine ilişkin davalarda Türk kanunlar ihtilafı kaidelerinin gösterdiği hukukun uygulanmış olmasıdır.
1965 tarihli Hukuki ve Ticari Konularda Adli ve Gayri Adli Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Lahey Sözleşmesi'nde sözleşmeye taraf olan ülkeler arasında yapılacak tebligatların hangi makam tarafından ve hangi usul çerçevesinde yerine getirileceği belirlenmiş olup, hem Türkiye Cumhuriyeti hem de Almanya anılan sözleşmeye taraftır.1965 tarihli Lahey Sözleşmesi ile kabul edilen istisnai tebligat yöntemlerinden biri de doğrudan posta yolu ile tebligattır. Bu yönteme,sadece sözleşmenin 10. maddesine çekince koymayan ülkeler açısından başvurmak mümkündür. Türkiye, 10. maddedeki tebligat yöntemini kabul etmeyeceğini bu maddeye koyduğu çekince ile belirtmiştir.
Somut olayda, tenfizi istenen kararın bir suretinin davalıya posta yolu ile tebliğ edildiği mahkemece kabul edilerek yazılı şekilde hüküm tesis edilmiş ise de, davacı vekili tarafından dosyaya ibraz edilen yabancı mahkeme kararının tercümesinden kararın davalıya hangi usulle tebliğ edildiği anlaşılamadığı gibi dosya içinde davalıya tebligatın nasıl yapıldığına ilişkin de herhangi bir belge mevcut değildir.
Bu itibarla mahkemece, tenfize konu kararın davalıya tebliğine ilişkin belgelerin dosyaya ibrazı sağlanmak suretiyle 1965 tarihli Hukuki ve Ticari Konularda Adli ve Gayri Adli Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Lahey Sözleşmesi ve MÖHUK uyarınca usulüne uygun kesinleşip kesinleşmediği belirlenmeden eksik incelemeye dayalı yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle davacılar yararına bozulması gerekmiştir.
3- Bozma neden ve şekline göre davalı vekilinin vekalet ücretine yönelik temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ
Yukarda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın, davacılar yararına BOZULMASINA, (3) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin vekalet ücretine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davacılara iadesine, 25/05/2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1059573500 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz