Alacak
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2010/5559 E. 2012/5966 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Zamanaşımı
- 20 yıl
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
fon alacağı↗ kasa açığı↗ hakim ortak↗ malvarlığına ilişkin dava↗ haksız eylem↗ muvazaa↗ maddi hata↗ şirket zararı↗ açılmamış sayılma↗ anonim şirket↗ yönetim kurulu kararı↗ taahhütname↗ cy/cy kaydı↗ vekalet ücreti↗ zamanaşımı↗ teminat↗ temsil↗ i̇i̇k 72/son↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre, davacı şirkette davalılar ... ile ...'nun 13.02.2002-13.02.2004 tarihleri arasında, ......'ın 13.02.2002-18.07.2003 tarihleri arasında ...'ın 13.02.2002-07.02.2003 tarihleri arasında yönetim kurulu üyesi, ...'m 13.02.2002-23.07.2003 tarihleri arasında denetim kurulu üyesi olarak davacı şirkette görev aldıklan, diğer davalılann kayıtlarda şirket ortağı olarak gözükmemelerine rağmen şirket yönetiminin belirli bir grup hakim ortak tarafından yürütüldüğü, resmi kayıtlarda yer alan şirket ortaklarının ise göstermelik ve muvazaalı bir şekilde ortak sıfatını taşıdıkları, şirketi temsil ve ilzama yetkili kişiler tarafından hakim ortaklar lehine düzenlenen vekaletnamelerin, yönetici konumunda olan kişilerin göstermelik ortaklar olmakla birlikte şirketin hakim ortakları ile birlikte hareket ettikleri ve şirket zaranndan sorumlu oldukları kanıtlanamadığı, 13.02.2004 tarihi itibariyle ya da önceki yıl sonu 31.12.2003 tarihi itibariyle şirket kasası ile ilgili fiziki sayım ve tespit sonuçlannı içeren, dolayısıyla davacı şirketin kasa hesabının gerçek durumunu objektif olarak ortaya koyacak özellikte, yetkililer tarafından imzalanmış bir envanter kaydının listesinin ya da sayım tutanağının dosyaya sunulmadığı, sadece kaydi verilere dayanılarak çıkarılan ve kasa açığı olduğu ileri sürülen dava konusu bedele ilişkin olarak davacı şirketin muhasebe içi ve dışı envanterinin TTK. ve Vergi Usul Kanunu hükümlerine uygun yapılıp yapılmadığı kanıtlanamadığı, dosyada kasa açığını ispatlayan yeterli evrak bulunmadığından TTK.'nun 336 ve 359. maddelere aykırılık ve davacı şirket zararı kanıtlanamadığı gerekçesiyle davalılar ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkındaki davanın HUMK.'nun 409/son maddesi uyarınca açılmamış sayılmasına, diğer tüm davalılar hakkında ki davanın ise reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili ile davalılardan ... vekili,... vekili, ... vekili temyiz etmiştir.
1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, karar başlığında vekil isimlerinde yapılan maddi hatanın mahalinde düzeltilmesinin mümkün görülmesine, davaya konu alacağın Fon alacağı niteliğinde bulunması nedeniyle zamanaşımı süresinin 20 yıl olmasına, davacı şirketin ortağı, yönetim ve denetim kurulu üyesi olmayanlar hakkında açılan davanın haksız eylem hükümleri uyarınca (Borçlar Kanunu 60. maddesi) 1 ve 10 yıllık zamanaşımı sürelerine tabi olmasına göre, davalılardan ... vekili,... vekili, ... vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Davacı vekilinin temyizine gelince;Dava, fiilen ödenmediği halde kayıtlarda ödenmiş gibi gösterilen sermaye borçlarının davalılardan tahsili istemine ilişkin olup, mahkemece,yukarıdaki özettenden de anlaşılacağı üzere benimsenen bilirkişi kurulu raporu doğrultusunda yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir.
Oysa, davacı taraf, davalıların ödenmeyen sermaye borcunu talep ve dava yönünden herhangi bir girişimde bulunmadıklarını, tam tersine fiilen ödenmeyen apel ödemelerini fiktif olarak ödenmiş gibi göstermiş olmaları nedeni ile oluşan şirket zararından davalıların sorumlu olduklarını iddia etmiştir. Davacı şirket bir anonim şirket olup, TTK’nun 269. maddesi uyarınca borçlarından dolayı yalnız mamelekiyle sorumlu bulunup, ortakların sorumluluğu ise taahhüt etmiş oldukları sermaye payları ile sınırlıdır.Yine anılan Kanun’un 140. maddesinde her ortağın usulüne uygun tanzim ve imza edilmiş şirket mukavelesiyle koymayı taahhüt ettiği sermayeden dolayı şirkete karşı borçlu olduğu düzenlenmiştir.Anılan maddeler ile ortakların sermaye borçlarını yerine getirme zorunluluğuna ve sermaye borçlarının ortaklardan tahsili usulüne ilişkin olarak çeşitli maddelerdeki (TTK’nun 405 ve devamı maddeleri gibi) düzenlemeler göz önüne alındığında ortaklar şirkete karşı sermaye borcunu ödemekle yükümlü olup, bu yükümlülüklerine uymamaları halinde şirkete tazminat isteme hakkı da tanınmıştır.Borçlarından dolayı üçüncü kişilere karşı olan sorumluluğu malvarlığı ile sınırlı bulunan anonim şirketlerin bu nedenle de sermayelerinin 3. kişiler için bir teminat ve şirketin mali gücünün ölçüsü yönünden de önemli bir gösterge niteliğinde olması nedeniyle şirket sermayesinin ödenmiş olması 3. kişilerin haklarını da etkileyen bir husustur.Öte yandan, bir şirketin devamını sürdürebilmesi ve ticari faaliyette bulunabilmesi için paraya ihtiyacı olduğundan ortakların şirkete karşı olan sermaye borçlarını yerine getirmemelerinin şirketi mutlak şekilde zarara uğrattığının kabulü gerekir.Bu itibarla, ortaklar yönünden şirkete karşı sermaye borcunu ödeme yükümlülüğü mevcut olduğu gibi bu tutarların tahsil edilmemesine rağmen tahsil edilmiş gibi gösterilmesinden dolayı kusursuz olduklarını kanıtlayamamaları halinde yönetim ve denetim kurulu üyeleri de bundan dolayı sorumlu bulunmaktadır.Başka bir deyişle, apel borçları tahsil edilmediği halde tahsil edilmiş gibi gösterilmiş olması veya geç tahsil edilmesi davacı şirket için bir zarardır.Davalılar arasında gösterilen şirket çalışanları ise şirket ortaklarının ödemekle, yönetim ve denetim kurulu üyelerinin de tahsilini sağlamakla yükümlü oldukları sermaye borçlarının yasaya aykırı şekilde kayıtlara geçirilmesinden dolayı haksız eylem hükümleri uyarınca sorumlu olduklarından meydana gelen olayda kusurlu olmaları halinde sorumlu tutulmaları mümkündür.Davalılar arasında gösterilen şirket ortağı olarak resmi kayıtlarda görünmemelerine rağmen şirketi fiilen yönettiği iddia edilen kişiler yönünden de davacının bu husustaki iddialarının incelenerek bu kişilerin ortak olmamalarına rağmen şirketi fiilen yönettiklerinin tespiti halinde bunların da somut olayla ilgili olarak haksız eylem hükümleri uyarınca sorumlu olup olmadıklarının tartışılması gerekmektedir.
O halde mahkemece, yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda, davacının ortak, yönetim ve denetim kurulu üyeleri, ortak olmamalarına rağmen şirketi fiilen yönetenler ve şirket çalışanları olan davalılara yönelik iddialarının yukarıda açıklanan yasal hükümler uyarınca incelenerek davalıların meydana gelen zarardaki sorumluluklarının tayin ve tespiti ile sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yasal olmayan yazılı şekildeki gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
3-Bozma neden ve şekline göre de davacı vekilinin vekalet ücretine yönelik temyiz itirazının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/831 E. 2012/5961 K.
Ortak:malvarlığına ilişkin dava · haksız eylem · anonim şirket · taahhütname · vekalet ücreti · zamanaşımı · teminat · zamanaşımı 20 yıl · Alacak
İncelediğiniz karardaDavacı şirket bir «anonim şirket» olup, TTK’nun 269. maddesi uyarınca borçlarından dolayı yalnız mamelekiyle sorumlu bulunup, ortakların sorumluluğu ise «taahhüt» etmiş oldukları sermaye payları ile sınırlıdır.Yine anılan Kanun’un 140. maddesinde her ortağın usulüne uygun tanzim ve imza edilmiş şirket mukavelesiyle koymayı taahhüt ettiği sermayeden dolayı şirkete karşı borçlu olduğu düzenlenmiştir.Anılan maddeler ile ortakların sermaye borçlarını yerine getirme zorunluluğuna ve sermaye borçlarının ortaklardan tahsili usulüne ilişkin olarak çeşitli maddelerdeki (TTK’nun 405 ve devamı maddeleri gibi) düzenlemeler göz önüne alındığında ortaklar şirkete karşı sermaye borcunu ödemekle yükümlü olup, bu yükümlülüklerine uymamaları halinde şirkete tazminat isteme hakkı da tanınmıştır.Borçlarından dolayı üçüncü kişilere karşı olan sorumluluğu «malvarlığı» ile sınırlı bulunan anonim şirketlerin bu nedenle de sermayelerinin 3. kişiler için bir «teminat» ve şirketin mali gücünün ölçüsü yönünden de önemli bir gösterge niteliğinde olması nedeniyle şirket sermayesinin ödenmiş olması 3. kişilerin haklarını da etkileyen bir husustur.Öte yandan, bir şirketin devamını sürdürebilmesi ve ticari faaliyette bulunabilmesi için paraya ihtiyacı olduğundan ortakların şirkete karşı olan sermaye borçlarını yerine getirmemelerinin şirketi mutlak şekilde zarara uğrattığının kabulü gerekir.Bu itibarla, ortaklar yönünden şirkete karşı sermaye borcunu ödeme yükümlülüğü mevcut olduğu gibi bu tutarların tahsil edilmemesine rağmen tahsil edilmiş gibi gösterilmesinden dolayı kusursuz olduklarını kanıtlayamamaları halinde yönetim ve denetim kurulu üyeleri de bundan dolayı sorumlu bulunmaktadır.Başka bir deyişle, apel borçları tahsil edilmediği halde tahsil edilmiş gibi gösterilmiş olması veya geç tahsil edilmesi davacı şirket için bir zarardır.Davalılar arasında gösterilen şirket çalışanları ise şirket ortaklarının ödemekle, yönetim ve denetim kurulu üyelerinin de tahsilini sağlamakla yükümlü oldukları sermaye borçlarının yasaya aykırı şekilde kayıtlara geçirilmesinden dolayı «haksız eylem» hükümleri uyarınca sorumlu olduklarından meydana gelen olayda kusurlu olmaları halinde sorumlu tutulmaları mümkündür.Davalılar arasında gösterilen şirket ortağı ol …
… kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, karar başlığında vekil isimlerinde yapılan «maddi hatanın» mahalinde düzeltilmesinin mümkün görülmesine, davaya konu alacağın Fon alacağı niteliğinde bulunması nedeniyle «zamanaşımı» süresinin 20 yıl olmasına, davacı şirketin ortağı, yönetim ve denetim kurulu üyesi olmayanlar hakkında açılan davanın «haksız eylem» hükümleri uyarınca (Borçlar Kanunu 60. maddesi) 1 ve 10 yıllık zamanaşımı sürelerine tabi olmasına göre, davalılardan ... vekili,... vekili, ... vekilinin tüm temy …
3-Bozma neden ve şekline göre de davacı vekilinin «vekalet ücretine» yönelik temyiz itirazının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
Benzer bu karardaDavacı şirket bir «anonim şirket» olup, TTK’nun 269. maddesi uyarınca borçlarından dolayı yalnız mamelekiyle sorumlu bulunup, ortakların sorumluluğu ise «taahhüt» etmiş oldukları sermaye payları ile sınırlıdır.Yine anılan Kanun’un 140. maddesinde her ortağın usulüne uygun tanzim ve imza edilmiş şirket mukavelesiyle koymayı taahhüt ettiği sermayeden dolayı şirkete karşı borçlu olduğu düzenlenmiştir.Anılan maddeler ile ortakların sermaye borçlarını yerine getirme zorunluluğuna ve sermaye borçlarının ortaklardan tahsili usulüne ilişkin olarak çeşitli maddelerdeki (TTK’nun 405 ve devamı maddeleri gibi) düzenlemeler göz önüne alındığında ortaklar şirkete karşı sermaye borcunu ödemekle yükümlü olup, bu yükümlülüklerine uymamaları halinde şirkete tazminat isteme hakkı da tanınmıştır.Borçlarından dolayı üçüncü kişilere karşı olan sorumluluğu «malvarlığı» ile sınırlı bulunan anonim şirketlerin bu nedenle de sermayelerinin 3. kişiler için bir «teminat» ve şirketin mali gücünün ölçüsü yönünden de önemli bir gösterge niteliğinde olması nedeniyle şirket sermayesinin ödenmiş olması 3. kişilerin haklarını da etkileyen …
… dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmaması ile davaya konu alacağın Fon alacağı niteliğinde bulunması nedeniyle «zamanaşımı» süresi 20 yıl olup, hükmü gerekçe yönünden temyiz eden davalı ...’nın davacı şirketin ortağı, yönetim ve denetim kurulu üyesi olmayıp, anılan hakkında «haksız eylem» hükümleri uyarınca sorumlu olduğu ileri sürülerek açılan davanın Borçlar Kanunu 60. maddesi hükmü uyarınca 1 ve 10 yıllık zamanaşımı sürelerine tabi olması nedeniy …
… ödemekle, yönetim ve denetim kurulu üyelerinin de tahsilini sağlamakla yükümlü oldukları sermaye borçlarının yasaya aykırı şekilde kayıtlara geçirilmesinden dolayı «haksız eylem» hükümleri uyarınca sorumlu olduklarından meydana gelen olayda kusurlu olmaları halinde sorumlu tutulmaları mümkündür.Davalılar arasında gösterilen şirket ortağı ol …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kâr payı
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre davacının salt tespit edilemeyen zarar kavramında dayanağı olmadan sadece apel borcunun ödenmemiş olmasını zarar olarak tazmin ettirmesinin yerinde görülmediği, apel «payının» ödenmemesi nedeniyle davacının ne şekilde zarara uğradığının belirlenemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
-
Yöneticinin Sorumluluğu Nedeniyle Tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/5051 E. 2013/5837 K.
Ortak:kasa açığı · şirket zararı · anonim şirket · taahhütname · vekalet ücreti · zamanaşımı · teminat · zamanaşımı 20 yıl
İncelediğiniz karardaDavacı şirket bir «anonim şirket» olup, TTK’nun 269. maddesi uyarınca borçlarından dolayı yalnız mamelekiyle sorumlu bulunup, ortakların sorumluluğu ise «taahhüt» etmiş oldukları sermaye payları ile sınırlıdır.Yine anılan Kanun’un 140. maddesinde her ortağın usulüne uygun tanzim ve imza edilmiş şirket mukavelesiyle koymayı taahhüt ettiği sermayeden dolayı şirkete karşı borçlu olduğu düzenlenmiştir.Anılan maddeler ile ortakların sermaye borçlarını yerine getirme zorunluluğuna ve sermaye borçlarının ortaklardan tahsili usulüne ilişkin olarak çeşitli maddelerdeki (TTK’nun 405 ve devamı maddeleri gibi) düzenlemeler göz önüne alındığında ortaklar şirkete karşı sermaye borcunu ödemekle yükümlü olup, bu yükümlülüklerine uymamaları halinde şirkete tazminat isteme hakkı da tanınmıştır.Borçlarından dolayı üçüncü kişilere karşı olan sorumluluğu «malvarlığı» ile sınırlı bulunan anonim şirketlerin bu nedenle de sermayelerinin 3. kişiler için bir «teminat» ve şirketin mali gücünün ölçüsü yönünden de önemli bir gösterge niteliğinde olması nedeniyle şirket sermayesinin ödenmiş olması 3. kişilerin haklarını da etkileyen bir husustur.Öte yandan, bir şirketin devamını sürdürebilmesi ve ticari faaliyette bulunabilmesi için paraya ihtiyacı olduğundan ortakların şirkete karşı olan sermaye borçlarını yerine getirmemelerinin şirketi mutlak şekilde zarara uğrattığının kabulü gerekir.Bu itibarla, ortaklar yönünden şirkete karşı sermaye borcunu ödeme yükümlülüğü mevcut olduğu gibi bu tutarların tahsil edilmemesine rağmen tahsil edilmiş gibi gösterilmesinden dolayı kusursuz olduklarını kanıtlayamamaları halinde yönetim ve denetim kurulu üyeleri de bundan dolayı sorumlu bulunmaktadır.Başka bir deyişle, apel borçları tahsil edilmediği halde tahsil edilmiş gibi gösterilmiş olması veya geç tahsil edilmesi davacı şirket için bir zarardır.Davalılar arasında gösterilen şirket çalışanları ise şirket ortaklarının ödemekle, yönetim ve denetim kurulu üyelerinin de tahsilini sağlamakla yükümlü oldukları sermaye borçlarının yasaya aykırı şekilde kayıtlara geçirilmesinden dolayı «haksız eylem» hükümleri uyarınca sorumlu olduklarından meydana gelen olayda kusurlu olmaları halinde sorumlu tutulmaları mümkündür.Davalılar arasında gösterilen şirket ortağı ol …
… valılar ... ile ...'nun 13.02.2002-13.02.2004 tarihleri arasında, ......'ın 13.02.2002-18.07.2003 tarihleri arasında ...'ın 13.02.2002-07.02.2003 tarihleri arasında «yönetim kurulu» üyesi, ...'m 13.02.2002-23.07.2003 tarihleri arasında denetim kurulu üyesi olarak davacı şirkette görev aldıklan, diğer davalılann kayıtlarda şirket ortağı olarak gözükmemelerine rağmen şirket yönetiminin belirli bir grup «hakim ortak» tarafından yürütüldüğü, resmi kayıtlarda yer alan şirket ortaklarının ise göstermelik ve «muvazaalı» bir şekilde ortak sıfatını taşıdıkları, şirketi «temsil» ve ilzama yetkili kişiler tarafından hakim ortaklar lehine düzenlenen vekaletnamelerin, yönetici konumunda olan kişilerin göstermelik ortaklar olmakla birlikte şirketin hakim ortakları ile birlikte hareket ettikleri ve şirket zaranndan sorumlu oldukları kanıtlanamadığı, 13.02.2004 tarihi itibariyle ya da önceki yıl sonu 31.12.2003 tarihi itibariyle şirket kasası ile ilgili fiziki sayım ve tespit sonuçlannı içeren, dolayısıyla davacı şirketin kasa hesabının gerçek durumunu objektif olarak ortaya koyacak özellikte, yetkililer tarafından imzalanmış bir envanter «kaydının» listesinin ya da sayım tutanağının dosyaya sunulmadığı, sadece kaydi verilere dayanılarak çıkarılan ve «kasa açığı» olduğu ileri sürülen dava konusu bedele ilişkin olarak davacı şirketin muhasebe içi ve dışı envanterinin TTK. ve Vergi Usul Kanunu hükümlerine uygun yapılıp yapılmadığı kanıtlanamadığı, dosyada kasa açığını ispatlayan yeterli evrak bulunmadığından TTK.'nun 336 ve 359. maddelere aykırılık ve davacı «şirket zararı» kanıtlanamadığı gerekçesiyle davalılar ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkındaki davanın HUMK.'nun 409/«son» maddesi uyarınca «açılmamış sayılmasına», diğer tüm davalılar hakkında ki davanın ise reddine karar verilmiştir.
… kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, karar başlığında vekil isimlerinde yapılan «maddi hatanın» mahalinde düzeltilmesinin mümkün görülmesine, davaya konu alacağın Fon alacağı niteliğinde bulunması nedeniyle «zamanaşımı» süresinin 20 yıl olmasına, davacı şirketin ortağı, yönetim ve denetim kurulu üyesi olmayanlar hakkında açılan davanın «haksız eylem» hükümleri uyarınca (Borçlar Kanunu 60. maddesi) 1 ve 10 yıllık zamanaşımı sürelerine tabi olmasına göre, davalılardan ... vekili,... vekili, ... vekilinin tüm temy …
Benzer bu karardaMahkemece iddia, savunma ve tüm kanıtlara göre, dava konusu tazminat talebine dayanak olarak gösterilen ....11.2006 tarihli denetim kurulu raporunda belirtilen «kasa açığı» ile ilgili dayanak olarak sunulan kasa sayım tutanağı dikkate alındığında ....02.2004 tarihi itibariyle saptanan 1.115,87 TL tutarındaki kasa açığınını «şirket zararı» olarak kabulü gerektiği, Standart Elektrik Sanayi A.Ş.'ye dayanaksız yapıldığı belirtilen ....100 TL'lik ödemenin «kesin» zarar oluştuğunun dosya kapsamına göre ileri sürülemeyeceği, sermaye borcunun ödenmeyen 1/4'ü olan 250.000,00 TL'nin talebine ilişkin olarak ise, böyle bir zararın oluşması için tahsilinin olanaksız hale gelmesi gerektiği, «pay sahipliği» devam ettiği sürece sermaye «koyma» «taahhüdünden» ... borcun «zamanaşımına» uğramayacağı, zamanaşımı süresi olsa bile 5 yıllık sürenin ... tarafından el konulduğu zamanda dolmadığı, davacı şirketin yönetimi ve kontrolünün ...'ye geçişinin …
Davacı «anonim şirket», ...’nun 269. maddesi uyarınca borçlarından dolayı yalnız mamelekiyle sorumlu bulunup, ortakların sorumluluğu ise «taahhüt» etmiş oldukları sermaye payları ile sınırlıdır.
Borçlarından dolayı üçüncü kişilere karşı olan sorumluluğu mal varlığı ile sınırlı bulunan «anonim şirketlerin» bu nedenle de sermayelerinin .... kişiler için bir «teminat» ve şirketin mali gücünün ölçüsü yönünden de önemli bir gösterge niteliğinde olması nedeniyle şirket sermayesinin ödenmiş olması .... kişilerin haklarını da etkileyen bir husustur.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:el koyma · pay sahipliği · dava sebebi · ibraz · kesin hüküm
Benzer bu karardaMahkemece iddia, savunma ve tüm kanıtlara göre, dava konusu tazminat talebine dayanak olarak gösterilen ....11.2006 tarihli denetim kurulu raporunda belirtilen «kasa açığı» ile ilgili dayanak olarak sunulan kasa sayım tutanağı dikkate alındığında ....02.2004 tarihi itibariyle saptanan 1.115,87 TL tutarındaki kasa açığınını «şirket zararı» olarak kabulü gerektiği, Standart Elektrik Sanayi A.Ş.'ye dayanaksız yapıldığı belirtilen ....100 TL'lik ödemenin «kesin» zarar oluştuğunun dosya kapsamına göre ileri sürülemeyeceği, sermaye borcunun ödenmeyen 1/4'ü olan 250.000,00 TL'nin talebine ilişkin olarak ise, böyle bir zararın oluşması için tahsilinin olanaksız hale gelmesi gerektiği, «pay sahipliği» devam ettiği sürece sermaye «koyma» «taahhüdünden» ... borcun «zamanaşımına» uğramayacağı, zamanaşımı süresi olsa bile 5 yıllık sürenin ... tarafından el konulduğu zamanda dolmadığı, davacı şirketin yönetimi ve kontrolünün ...'ye geçişinin …
Ayrıca, grup şirketi Standart Elektrik Sanayi A.Ş.'ye aktarılan ....100 TL paranın tahsiline yönelik olarak, mahkemece adı geçen şirketin acze düştüğü ve alacak tutarının borç ödemeden aciz belgesine bağlandığına ilişkin herhangi belge «ibraz» edilmediği dolayısıyla «kesin» zarar oluştuğunun dosya kapsamına göre ileri sürülemeyeceği gerekçesiyle talep reddedilmiştir.
Oysa alınan bilirkişi raporlarında ....100 TL'nin Standart Elektrik Sanayi A.Ş.'ye aktarılma «sebebi» açıklanmamış ve dayanağı belirtilmemiştir.
Bu sebeple mahkemece dava dışı şirkete aktarılan bu miktarın aktarılma «sebebi» ve dayanağı araştırılarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde reddi doğru görülmemiştir. ...- Bozma sebep ve şekline göre, kanuni halef sıfatıyla kararı temyiz eden ... vekilinin «vekalet ücretine» yönelik temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/393 E. 2017/3933 K.
Ortak:kasa açığı · açılmamış sayılma · cy/cy kaydı · vekalet ücreti · temsil · i̇i̇k 72/son
İncelediğiniz kararda… valılar ... ile ...'nun 13.02.2002-13.02.2004 tarihleri arasında, ......'ın 13.02.2002-18.07.2003 tarihleri arasında ...'ın 13.02.2002-07.02.2003 tarihleri arasında «yönetim kurulu» üyesi, ...'m 13.02.2002-23.07.2003 tarihleri arasında denetim kurulu üyesi olarak davacı şirkette görev aldıklan, diğer davalılann kayıtlarda şirket ortağı olarak gözükmemelerine rağmen şirket yönetiminin belirli bir grup «hakim ortak» tarafından yürütüldüğü, resmi kayıtlarda yer alan şirket ortaklarının ise göstermelik ve «muvazaalı» bir şekilde ortak sıfatını taşıdıkları, şirketi «temsil» ve ilzama yetkili kişiler tarafından hakim ortaklar lehine düzenlenen vekaletnamelerin, yönetici konumunda olan kişilerin göstermelik ortaklar olmakla birlikte şirketin hakim ortakları ile birlikte hareket ettikleri ve şirket zaranndan sorumlu oldukları kanıtlanamadığı, 13.02.2004 tarihi itibariyle ya da önceki yıl sonu 31.12.2003 tarihi itibariyle şirket kasası ile ilgili fiziki sayım ve tespit sonuçlannı içeren, dolayısıyla davacı şirketin kasa hesabının gerçek durumunu objektif olarak ortaya koyacak özellikte, yetkililer tarafından imzalanmış bir envanter «kaydının» listesinin ya da sayım tutanağının dosyaya sunulmadığı, sadece kaydi verilere dayanılarak çıkarılan ve «kasa açığı» olduğu ileri sürülen dava konusu bedele ilişkin olarak davacı şirketin muhasebe içi ve dışı envanterinin TTK. ve Vergi Usul Kanunu hükümlerine uygun yapılıp yapılmadığı kanıtlanamadığı, dosyada kasa açığını ispatlayan yeterli evrak bulunmadığından TTK.'nun 336 ve 359. maddelere aykırılık ve davacı «şirket zararı» kanıtlanamadığı gerekçesiyle davalılar ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkındaki davanın HUMK.'nun 409/«son» maddesi uyarınca «açılmamış sayılmasına», diğer tüm davalılar hakkında ki davanın ise reddine karar verilmiştir.
3-Bozma neden ve şekline göre de davacı vekilinin «vekalet ücretine» yönelik temyiz itirazının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
Benzer bu karardaMahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; şirketin «kasa açığının» bir zarara yol açıp açmadığının davacı tarafından kanıtlanamadığı gibi, şirkete elkoyma tarihi 13.02.2004 tarihi itibariyle kasa sayımı yapılmadığı, bunun tutanağa bağlanmadığı, bir önceki yıl sonu olan 31.12.2003 tarihi itibariyle de şirketin kasa hesabını gerçek durumunun objektif olarak ortaya koyacak özellikte ve yetkililer tarafından imzalanmış bir envanter «kaydı» listesi, sayım tutanağı ve bunun gibi belgeye rastlanmadığı, inceleme raporunun 22.12.2005 tarihli olup, incelemeye 25.08.2005 tarihinde başlandığı, kasa açığının el «koyma» tarihinden önce mi yoksa sonra mı gerçekleştiği hususunda bir tespit yapmanın imkan dahilinde bulunmadığı için davalıların sorumluluğuna gidilemeyeceği, kasa açığını oluşturan kayıtların zamanlama itibariyle bu kasa açığını temellendirmediği gerekçesiyle davalılar ..., ..., ..., ... yönünden HUMK 409 (HMK 150) madde uyarınca «davanın açılmamış sayılmasına», diğer tüm davalılar yönünden davanın esastan reddine karar verilmiştir.
Ancak, 5411 sayılı Kanun'un 133/«son» maddesinde yer alan “Bu madde kapsamında açılan veya açılacak davalar ile kanuni halef sıfatıyla takip edilen davalarda, lehine hükmedilen tarafa «vekalet ücreti» maktu olarak belirlenir.” hükmü uyarınca mahkemece, davada kendisini vekil ile «temsil» ettiren davalılar yararına «maktu vekalet ücretine» hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde «nispi vekalet ücretine» hükmedilmesi doğru olmayıp, kararın bu yönden bozulması gerekirse de yapılan yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden kararın anıla …
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:el koyma · nispi vekalet ücreti · maktu vekalet ücreti · davanın açılmamış sayılması
Benzer bu karardaMahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; şirketin «kasa açığının» bir zarara yol açıp açmadığının davacı tarafından kanıtlanamadığı gibi, şirkete elkoyma tarihi 13.02.2004 tarihi itibariyle kasa sayımı yapılmadığı, bunun tutanağa bağlanmadığı, bir önceki yıl sonu olan 31.12.2003 tarihi itibariyle de şirketin kasa hesabını gerçek durumunun objektif olarak ortaya koyacak özellikte ve yetkililer tarafından imzalanmış bir envanter «kaydı» listesi, sayım tutanağı ve bunun gibi belgeye rastlanmadığı, inceleme raporunun 22.12.2005 tarihli olup, incelemeye 25.08.2005 tarihinde başlandığı, kasa açığının el «koyma» tarihinden önce mi yoksa sonra mı gerçekleştiği hususunda bir tespit yapmanın imkan dahilinde bulunmadığı için davalıların sorumluluğuna gidilemeyeceği, kasa açığını oluşturan kayıtların zamanlama itibariyle bu kasa açığını temellendirmediği gerekçesiyle davalılar ..., ..., ..., ... yönünden HUMK 409 (HMK 150) madde uyarınca «davanın açılmamış sayılmasına», diğer tüm davalılar yönünden davanın esastan reddine karar verilmiştir.
Ancak, 5411 sayılı Kanun'un 133/«son» maddesinde yer alan “Bu madde kapsamında açılan veya açılacak davalar ile kanuni halef sıfatıyla takip edilen davalarda, lehine hükmedilen tarafa «vekalet ücreti» maktu olarak belirlenir.” hükmü uyarınca mahkemece, davada kendisini vekil ile «temsil» ettiren davalılar yararına «maktu vekalet ücretine» hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde «nispi vekalet ücretine» hükmedilmesi doğru olmayıp, kararın bu yönden bozulması gerekirse de yapılan yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden kararın anıla …
3 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2011/6622 E. 2012/14878 K.
Ortak:anonim şirket · taahhütname · teminat
İncelediğiniz karardaDavacı şirket bir «anonim şirket» olup, TTK’nun 269. maddesi uyarınca borçlarından dolayı yalnız mamelekiyle sorumlu bulunup, ortakların sorumluluğu ise «taahhüt» etmiş oldukları sermaye payları ile sınırlıdır.Yine anılan Kanun’un 140. maddesinde her ortağın usulüne uygun tanzim ve imza edilmiş şirket mukavelesiyle koymayı taahhüt ettiği sermayeden dolayı şirkete karşı borçlu olduğu düzenlenmiştir.Anılan maddeler ile ortakların sermaye borçlarını yerine getirme zorunluluğuna ve sermaye borçlarının ortaklardan tahsili usulüne ilişkin olarak çeşitli maddelerdeki (TTK’nun 405 ve devamı maddeleri gibi) düzenlemeler göz önüne alındığında ortaklar şirkete karşı sermaye borcunu ödemekle yükümlü olup, bu yükümlülüklerine uymamaları halinde şirkete tazminat isteme hakkı da tanınmıştır.Borçlarından dolayı üçüncü kişilere karşı olan sorumluluğu «malvarlığı» ile sınırlı bulunan anonim şirketlerin bu nedenle de sermayelerinin 3. kişiler için bir «teminat» ve şirketin mali gücünün ölçüsü yönünden de önemli bir gösterge niteliğinde olması nedeniyle şirket sermayesinin ödenmiş olması 3. kişilerin haklarını da etkileyen bir husustur.Öte yandan, bir şirketin devamını sürdürebilmesi ve ticari faaliyette bulunabilmesi için paraya ihtiyacı olduğundan ortakların şirkete karşı olan sermaye borçlarını yerine getirmemelerinin şirketi mutlak şekilde zarara uğrattığının kabulü gerekir.Bu itibarla, ortaklar yönünden şirkete karşı sermaye borcunu ödeme yükümlülüğü mevcut olduğu gibi bu tutarların tahsil edilmemesine rağmen tahsil edilmiş gibi gösterilmesinden dolayı kusursuz olduklarını kanıtlayamamaları halinde yönetim ve denetim kurulu üyeleri de bundan dolayı sorumlu bulunmaktadır.Başka bir deyişle, apel borçları tahsil edilmediği halde tahsil edilmiş gibi gösterilmiş olması veya geç tahsil edilmesi davacı şirket için bir zarardır.Davalılar arasında gösterilen şirket çalışanları ise şirket ortaklarının ödemekle, yönetim ve denetim kurulu üyelerinin de tahsilini sağlamakla yükümlü oldukları sermaye borçlarının yasaya aykırı şekilde kayıtlara geçirilmesinden dolayı «haksız eylem» hükümleri uyarınca sorumlu olduklarından meydana gelen olayda kusurlu olmaları halinde sorumlu tutulmaları mümkündür.Davalılar arasında gösterilen şirket ortağı ol …
Benzer bu karardaDavacı şirket bir «anonim şirket» olduğundan, TTK’nun 269. maddesi uyarınca borçlarından dolayı yalnız mamelekiyle sorumlu bulunup, ortakların sorumluluğu ise «taahhüt» etmiş oldukları sermaye payları ile sınırlıdır.
Borçlarından dolayı üçüncü kişilere karşı olan sorumluluğu mal varlığı ile sınırlı bulunan «anonim şirketlerin» bu nedenle de sermayelerinin 3. kişiler için bir «teminat» ve şirketin mali gücünün ölçüsü yönünden de önemli bir gösterge niteliğinde olması nedeniyle şirket sermayesinin ödenmiş olması 3. kişilerin haklarını da etkileyen bir husustur.
Yine anılan Kanun’un 140. maddesinde her ortağın usulüne uygun tanzim ve imza edilmiş şirket mukavelesiyle koymayı «taahhüt» ettiği sermayeden dolayı şirkete karşı borçlu olduğu düzenlenmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kusur
Benzer bu kararda… atılmadığı, bu durumda iddia olunan zararın dava tarihi itibariyle gerçekleşmediği, yönetim ve denetim kurulu üyesi olan davalıların sorumluluklarını gerektirir bir «kusur» ve işlem tespit edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
-
Yönetim kurulu kararının iptali | Denetim kurulu kararının iptali | Alacak
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2019/715 E. 2019/4705 K.
Ortak:kasa açığı · şirket zararı · açılmamış sayılma · anonim şirket · taahhütname · vekalet ücreti · i̇i̇k 72/son
İncelediğiniz kararda… valılar ... ile ...'nun 13.02.2002-13.02.2004 tarihleri arasında, ......'ın 13.02.2002-18.07.2003 tarihleri arasında ...'ın 13.02.2002-07.02.2003 tarihleri arasında «yönetim kurulu» üyesi, ...'m 13.02.2002-23.07.2003 tarihleri arasında denetim kurulu üyesi olarak davacı şirkette görev aldıklan, diğer davalılann kayıtlarda şirket ortağı olarak gözükmemelerine rağmen şirket yönetiminin belirli bir grup «hakim ortak» tarafından yürütüldüğü, resmi kayıtlarda yer alan şirket ortaklarının ise göstermelik ve «muvazaalı» bir şekilde ortak sıfatını taşıdıkları, şirketi «temsil» ve ilzama yetkili kişiler tarafından hakim ortaklar lehine düzenlenen vekaletnamelerin, yönetici konumunda olan kişilerin göstermelik ortaklar olmakla birlikte şirketin hakim ortakları ile birlikte hareket ettikleri ve şirket zaranndan sorumlu oldukları kanıtlanamadığı, 13.02.2004 tarihi itibariyle ya da önceki yıl sonu 31.12.2003 tarihi itibariyle şirket kasası ile ilgili fiziki sayım ve tespit sonuçlannı içeren, dolayısıyla davacı şirketin kasa hesabının gerçek durumunu objektif olarak ortaya koyacak özellikte, yetkililer tarafından imzalanmış bir envanter «kaydının» listesinin ya da sayım tutanağının dosyaya sunulmadığı, sadece kaydi verilere dayanılarak çıkarılan ve «kasa açığı» olduğu ileri sürülen dava konusu bedele ilişkin olarak davacı şirketin muhasebe içi ve dışı envanterinin TTK. ve Vergi Usul Kanunu hükümlerine uygun yapılıp yapılmadığı kanıtlanamadığı, dosyada kasa açığını ispatlayan yeterli evrak bulunmadığından TTK.'nun 336 ve 359. maddelere aykırılık ve davacı «şirket zararı» kanıtlanamadığı gerekçesiyle davalılar ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkındaki davanın HUMK.'nun 409/«son» maddesi uyarınca «açılmamış sayılmasına», diğer tüm davalılar hakkında ki davanın ise reddine karar verilmiştir.
Davacı şirket bir «anonim şirket» olup, TTK’nun 269. maddesi uyarınca borçlarından dolayı yalnız mamelekiyle sorumlu bulunup, ortakların sorumluluğu ise «taahhüt» etmiş oldukları sermaye payları ile sınırlıdır.Yine anılan Kanun’un 140. maddesinde her ortağın usulüne uygun tanzim ve imza edilmiş şirket mukavelesiyle koymayı taahhüt ettiği sermayeden dolayı şirkete karşı borçlu olduğu düzenlenmiştir.Anılan maddeler ile ortakların sermaye borçlarını yerine getirme zorunluluğuna ve sermaye borçlarının ortaklardan tahsili usulüne ilişkin olarak çeşitli maddelerdeki (TTK’nun 405 ve devamı maddeleri gibi) düzenlemeler göz önüne alındığında ortaklar şirkete karşı sermaye borcunu ödemekle yükümlü olup, bu yükümlülüklerine uymamaları halinde şirkete tazminat isteme hakkı da tanınmıştır.Borçlarından dolayı üçüncü kişilere karşı olan sorumluluğu «malvarlığı» ile sınırlı bulunan anonim şirketlerin bu nedenle de sermayelerinin 3. kişiler için bir «teminat» ve şirketin mali gücünün ölçüsü yönünden de önemli bir gösterge niteliğinde olması nedeniyle şirket sermayesinin ödenmiş olması 3. kişilerin haklarını da etkileyen bir husustur.Öte yandan, bir şirketin devamını sürdürebilmesi ve ticari faaliyette bulunabilmesi için paraya ihtiyacı olduğundan ortakların şirkete karşı olan sermaye borçlarını yerine getirmemelerinin şirketi mutlak şekilde zarara uğrattığının kabulü gerekir.Bu itibarla, ortaklar yönünden şirkete karşı sermaye borcunu ödeme yükümlülüğü mevcut olduğu gibi bu tutarların tahsil edilmemesine rağmen tahsil edilmiş gibi gösterilmesinden dolayı kusursuz olduklarını kanıtlayamamaları halinde yönetim ve denetim kurulu üyeleri de bundan dolayı sorumlu bulunmaktadır.Başka bir deyişle, apel borçları tahsil edilmediği halde tahsil edilmiş gibi gösterilmiş olması veya geç tahsil edilmesi davacı şirket için bir zarardır.Davalılar arasında gösterilen şirket çalışanları ise şirket ortaklarının ödemekle, yönetim ve denetim kurulu üyelerinin de tahsilini sağlamakla yükümlü oldukları sermaye borçlarının yasaya aykırı şekilde kayıtlara geçirilmesinden dolayı «haksız eylem» hükümleri uyarınca sorumlu olduklarından meydana gelen olayda kusurlu olmaları halinde sorumlu tutulmaları mümkündür.Davalılar arasında gösterilen şirket ortağı ol …
3-Bozma neden ve şekline göre de davacı vekilinin «vekalet ücretine» yönelik temyiz itirazının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
Benzer bu karardaMahkemece, apel ödemesinin yapılmadığı gerekçesiyle huzurdaki dava açılmışsa da, apel ödemesinin yapılmamasından doğan zararın el «koyma» hali itibariyle tespit edilemediği ve el koyma tarihi itibariyle «şirket zararının» doğduğunun net bir şekilde kanıtlanamadığı, kaldı ki incelemeye tabi tutulan «defter» kayıtlarına göre, ...nin şirket ortaklarının «sermaye taahhüt» borçlarının yasal süresi içerisinde ödendiği, apel ödemelerin şirketin işletme giderleri ile işletme borçlarına ödendiği, kaldı ki 13/02/2004 tarihi itibariyle yani ... tarafından yönetim ve denetime el konulduğu tarih itibariyle kasada daha az miktarda nakit ya da «çek» bulunduğu ya da hiçbir kasa mevcudunun olmadığı yolunda ilgili ve yetkililerce düzenlenmiş sayım tutanağının da bulunmadığı, davacı tarafın iddia ettiği gibi apel ödemelerinin fiktif yapılmasından kaynaklı bir zararın da tespit edilemediği gerekçesi ile davalılar ... ve... yönünden dosya «işlemden kaldırılmış» olmakla bu davalılar yönünden «davanın açılmamış sayılmasına», diğer davalılar yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
Mahkeme gerekçesi, davacının iddiası ve dosya kapsamı ile örtüşmemekte olup, yazılı gerekçeyle davanın reddi doğru değil ise de; davacı tarafça «kasa açığının» ne zaman, ne şekilde ve hangi tutarda olduğuna dair verilerin sunulamadığı, tek taraflı tanzim edilen teftiş kurulu ve denetim kurulu raporları ile kasa açığının varlığına kanaat edilemeyeceği, kasa açığının bizzat el «koyma» tarihinde mevcut olup olmadığının belli olmadığı gözetildiğinde, red kararı sonucu itibariyle doğru olup, davacı ... vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. (2) Davacı ... vekilinin «vekalet ücretine» yönelik temyiz itirazlarına gelince, 5411 sayılı Kanun'un 133/«son» maddesi, bu madde kapsamında açılan veya açılacak davalar ile kanuni halef sıfatıyla takip edilen davalarda, lehine hükmedilen taraf için vekalet ücretinin maktu olarak belirleneceği hükmünü haiz olup, mahkemece, davalılar yararına «maktu vekalet ücretine» hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde «nispi vekalet ücretine» hükmedilmesi doğru olmamış ve kararın bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiş ise de yapılan yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirme …
Kararı davacı vekili temyiz etmiştir. (1) Dava, «anonim şirket» yönetim ve denetim kurulu üyelerinin şirkete verdiği zararlardan sorumlu tutulması istemine ilişkindir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:sermaye taahhüdü · el koyma · nispi vekalet ücreti · işlemden kaldırma · maktu vekalet ücreti · davanın açılmamış sayılması · çek · e-defter
Benzer bu karardaMahkemece, apel ödemesinin yapılmadığı gerekçesiyle huzurdaki dava açılmışsa da, apel ödemesinin yapılmamasından doğan zararın el «koyma» hali itibariyle tespit edilemediği ve el koyma tarihi itibariyle «şirket zararının» doğduğunun net bir şekilde kanıtlanamadığı, kaldı ki incelemeye tabi tutulan «defter» kayıtlarına göre, ...nin şirket ortaklarının «sermaye taahhüt» borçlarının yasal süresi içerisinde ödendiği, apel ödemelerin şirketin işletme giderleri ile işletme borçlarına ödendiği, kaldı ki 13/02/2004 tarihi itibariyle yani ... tarafından yönetim ve denetime el konulduğu tarih itibariyle kasada daha az miktarda nakit ya da «çek» bulunduğu ya da hiçbir kasa mevcudunun olmadığı yolunda ilgili ve yetkililerce düzenlenmiş sayım tutanağının da bulunmadığı, davacı tarafın iddia ettiği gibi apel ödemelerinin fiktif yapılmasından kaynaklı bir zararın da tespit edilemediği gerekçesi ile davalılar ... ve... yönünden dosya «işlemden kaldırılmış» olmakla bu davalılar yönünden «davanın açılmamış sayılmasına», diğer davalılar yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
Mahkeme gerekçesi, davacının iddiası ve dosya kapsamı ile örtüşmemekte olup, yazılı gerekçeyle davanın reddi doğru değil ise de; davacı tarafça «kasa açığının» ne zaman, ne şekilde ve hangi tutarda olduğuna dair verilerin sunulamadığı, tek taraflı tanzim edilen teftiş kurulu ve denetim kurulu raporları ile kasa açığının varlığına kanaat edilemeyeceği, kasa açığının bizzat el «koyma» tarihinde mevcut olup olmadığının belli olmadığı gözetildiğinde, red kararı sonucu itibariyle doğru olup, davacı ... vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. (2) Davacı ... vekilinin «vekalet ücretine» yönelik temyiz itirazlarına gelince, 5411 sayılı Kanun'un 133/«son» maddesi, bu madde kapsamında açılan veya açılacak davalar ile kanuni halef sıfatıyla takip edilen davalarda, lehine hükmedilen taraf için vekalet ücretinin maktu olarak belirleneceği hükmünü haiz olup, mahkemece, davalılar yararına «maktu vekalet ücretine» hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde «nispi vekalet ücretine» hükmedilmesi doğru olmamış ve kararın bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiş ise de yapılan yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirme …
… rın davalılardan tahsilini talep etmiş; ancak mahkemece davaya konu zararın şirkete yapılması gereken apel ödemelerinin yapılmamasından kaynaklandığı, bu zararın el «koyma» hali itibariyle tespit edilemediği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2024/4513 E. 2024/8294 K.
Ortak:kasa açığı · açılmamış sayılma · yönetim kurulu kararı · taahhütname · i̇i̇k 72/son
İncelediğiniz kararda… valılar ... ile ...'nun 13.02.2002-13.02.2004 tarihleri arasında, ......'ın 13.02.2002-18.07.2003 tarihleri arasında ...'ın 13.02.2002-07.02.2003 tarihleri arasında «yönetim kurulu» üyesi, ...'m 13.02.2002-23.07.2003 tarihleri arasında denetim kurulu üyesi olarak davacı şirkette görev aldıklan, diğer davalılann kayıtlarda şirket ortağı olarak gözükmemelerine rağmen şirket yönetiminin belirli bir grup «hakim ortak» tarafından yürütüldüğü, resmi kayıtlarda yer alan şirket ortaklarının ise göstermelik ve «muvazaalı» bir şekilde ortak sıfatını taşıdıkları, şirketi «temsil» ve ilzama yetkili kişiler tarafından hakim ortaklar lehine düzenlenen vekaletnamelerin, yönetici konumunda olan kişilerin göstermelik ortaklar olmakla birlikte şirketin hakim ortakları ile birlikte hareket ettikleri ve şirket zaranndan sorumlu oldukları kanıtlanamadığı, 13.02.2004 tarihi itibariyle ya da önceki yıl sonu 31.12.2003 tarihi itibariyle şirket kasası ile ilgili fiziki sayım ve tespit sonuçlannı içeren, dolayısıyla davacı şirketin kasa hesabının gerçek durumunu objektif olarak ortaya koyacak özellikte, yetkililer tarafından imzalanmış bir envanter «kaydının» listesinin ya da sayım tutanağının dosyaya sunulmadığı, sadece kaydi verilere dayanılarak çıkarılan ve «kasa açığı» olduğu ileri sürülen dava konusu bedele ilişkin olarak davacı şirketin muhasebe içi ve dışı envanterinin TTK. ve Vergi Usul Kanunu hükümlerine uygun yapılıp yapılmadığı kanıtlanamadığı, dosyada kasa açığını ispatlayan yeterli evrak bulunmadığından TTK.'nun 336 ve 359. maddelere aykırılık ve davacı «şirket zararı» kanıtlanamadığı gerekçesiyle davalılar ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkındaki davanın HUMK.'nun 409/«son» maddesi uyarınca «açılmamış sayılmasına», diğer tüm davalılar hakkında ki davanın ise reddine karar verilmiştir.
Davacı şirket bir «anonim şirket» olup, TTK’nun 269. maddesi uyarınca borçlarından dolayı yalnız mamelekiyle sorumlu bulunup, ortakların sorumluluğu ise «taahhüt» etmiş oldukları sermaye payları ile sınırlıdır.Yine anılan Kanun’un 140. maddesinde her ortağın usulüne uygun tanzim ve imza edilmiş şirket mukavelesiyle koymayı taahhüt ettiği sermayeden dolayı şirkete karşı borçlu olduğu düzenlenmiştir.Anılan maddeler ile ortakların sermaye borçlarını yerine getirme zorunluluğuna ve sermaye borçlarının ortaklardan tahsili usulüne ilişkin olarak çeşitli maddelerdeki (TTK’nun 405 ve devamı maddeleri gibi) düzenlemeler göz önüne alındığında ortaklar şirkete karşı sermaye borcunu ödemekle yükümlü olup, bu yükümlülüklerine uymamaları halinde şirkete tazminat isteme hakkı da tanınmıştır.Borçlarından dolayı üçüncü kişilere karşı olan sorumluluğu «malvarlığı» ile sınırlı bulunan anonim şirketlerin bu nedenle de sermayelerinin 3. kişiler için bir «teminat» ve şirketin mali gücünün ölçüsü yönünden de önemli bir gösterge niteliğinde olması nedeniyle şirket sermayesinin ödenmiş olması 3. kişilerin haklarını da etkileyen bir husustur.Öte yandan, bir şirketin devamını sürdürebilmesi ve ticari faaliyette bulunabilmesi için paraya ihtiyacı olduğundan ortakların şirkete karşı olan sermaye borçlarını yerine getirmemelerinin şirketi mutlak şekilde zarara uğrattığının kabulü gerekir.Bu itibarla, ortaklar yönünden şirkete karşı sermaye borcunu ödeme yükümlülüğü mevcut olduğu gibi bu tutarların tahsil edilmemesine rağmen tahsil edilmiş gibi gösterilmesinden dolayı kusursuz olduklarını kanıtlayamamaları halinde yönetim ve denetim kurulu üyeleri de bundan dolayı sorumlu bulunmaktadır.Başka bir deyişle, apel borçları tahsil edilmediği halde tahsil edilmiş gibi gösterilmiş olması veya geç tahsil edilmesi davacı şirket için bir zarardır.Davalılar arasında gösterilen şirket çalışanları ise şirket ortaklarının ödemekle, yönetim ve denetim kurulu üyelerinin de tahsilini sağlamakla yükümlü oldukları sermaye borçlarının yasaya aykırı şekilde kayıtlara geçirilmesinden dolayı «haksız eylem» hükümleri uyarınca sorumlu olduklarından meydana gelen olayda kusurlu olmaları halinde sorumlu tutulmaları mümkündür.Davalılar arasında gösterilen şirket ortağı ol …
Benzer bu karardaMedya Grubu Şirketler Denetim Kurulu” “Kasa Açıkları İncelemeleri” başlıklı 23.12.2004 tarih ve 2004/DN-01 sayılı raporda da 250.000,00 TL olarak yer aldığı, «kasa açığı» olarak 2004 yılında “Sayım ve Tesellüm Noksanları” hesabına kaydedilen tutarlar ile “davalılar tarafından gerçekte ödenmediği halde, ödenmiş gibi gösterildiği” ileri sürülen apel ödemelerinin miktarı ve kasa hesabının 6 ayı aşkın bir süreyle kasa açığı miktarı düzeyinde seyreden bakiyesi arasında, sayısal yönden anlamlı bir ilişki bulunduğu, öte yandan 13.02.2004 tarihi itibarıyla kasada, kayıtlarda göründüğünden daha az miktarda nakit ya da «çek» bulunduğu, ya da hiçbir kasa mevcudunun olmadığı yolunda, ilgililerce imzalanmış “sayım tutanağına” rastlanmadığı, bununla birlikte ödenmediği iddia olunan apel ödemeleri miktarıyla kasa açığı arasındaki paralelliğin, «zararın ispatı» hususundaki «ispat külfetini» tersine çevirdiğini, kasa açığının varlığının ve sermaye alacağının tahsil edilmiş görülmesi sebebiyle şirket açısından zararın oluştuğu ve «yönetim kurulu» üyelerinin 6762 sayılı Kanun'un 336/b-1’deki özel hüküm sebebiyle sorumlu olabilecekleri, bu itibarla davalı ortakların ve/veya yönetim kurulu üyelerinin, kasa açığının apel ödemelerinden kaynaklanmadığını ispat külfeti altında oldukları, «taahhüt» ettiği pay bedelini/apel ödemesini «ifa» etmeyen bir kısım davalı pay sahibinin de (ilgili apel miktarını ödediğini ispat edememesi kaydıyla) taahhüt ettiği miktardan sorumlu olduğu, ancak sermaye borçlusu pay sahiplerinin borç kaynağının 6762 sayılı Kanun'un 336 vd. hükümleri olmadığı ve onların borç kaynaklarının «sermaye taahhüdünün» varlığı olduğu, davacı şirkette yönetim kurulu üyesi ve/veya pay sahibi ya da şirkette işbu dava konusu apel ödemelerini tahsil konusunda yetkilendirilmiş/«görevlendirilmiş» olmayan davalılar bakımından davanın dinlenemeyeceği, davalı ortakların ve/veya yönetim kurulu üyelerinin, kasa açığının apel ödemelerinden kaynaklanmadığını ispatla mükellef oldukları, şirket ortakları ..., A...., ..., ..., ..., ..., ... ile yönetim ve denetim kurulu üyeleri, ..., ..., A...., ..., ...'in sorumlu bulundukları, yönetim ve denetim kurulu üyelerinin sorumluluğunun 250.000,00 TL, şirket ortaklarının sorumluluğunun da bilirkişi raporunda işlenen tabloda belirtilen şekliyle olduğu, şirket ortaklarının ödenmediği halde apel ödemelerini ödenmiş gibi gösterdikleri, kasa açığının varlığının ve sermaye alacağının tahsil edilmiş gibi görünmesi sebebiyle şirket açısından zararın oluştuğu, zarara sebebiyet veren yönetim ve denetim kurulu üyelerinin de 6762 sayılı Kanun'un 336/b-1 maddesi gereğince zarardan müştereken ve «müteselsilen sorumlu» bulundukları, şirket ortakları yönetim ve denetim kurulu üyesi davalıların kasa açığının apel ödemelerinden kaynaklanmadığını ispat edemediklerinden davalılar ..., ..., A...., ..., ..., ..., ... ve ...'in aleyhine açılan davanın tam ve kısmen kabulü gerektiği, davalı ...'ın dava açılmadan önce vefat ettiğinden bu davalı aleyhine açılan davanın reddi gerektiği, davalılar ..., ..., ... ve ... yönünden ise en «son» davacı vekilinin 03.04.2013 tarihli dilekçesi ile adı geçenler yönünden davayı takip etmediklerini beyan ettiği tarihten itibaren yasal 3 aylık süresinin dolduğu ve bu davalılar yönünden «davanın yenilenmediğinden» 1086 sayılı Kanun'un 409 (6100 sayılı Kanun'un m.150) maddesi uyarınca bu davalılar yönünden «davanın açılmamış sayılmasına» karar verilmesi gerektiği, davacı şirkette yönetim kurulu üyesi ve/veya paysahibi ya da şirkette dava konusu apel ödemelerini tahsil konusunda yetkilendirilmiş/görevlendirilmiş olmayan diğer tüm davalıların sorumluluğunun bulunmadığı ve adı geçen davalılara «husumet» yöneltilemeyeceği anlaşılmakla bu davalar aleyhlerine açılan davanın «husumet yokluğu» nedeniyle reddi gerektiği gerekçesiyle davalılar ..., ..., ... ve ... aleyhine açılan davanın 1086 sayılı Kanun'un 409 (6100 sayılı Kanun'un m.150) maddesi uyarınca davanın açılmamış sayılmasına, davalı ...'ın dava açılmadan önce öldüğü anlaşılmakla bu davalı aleyhine açılan davanın reddine, davalılar ..., ..., A...., ..., ..., ..., ... ve ... aleyhine açılan davanın «ıslah» edilmiş haliyle kabulüne, 250.000,00 TL'nin adı geçen davalılardan (davalılar ... ve ... yönünden 35.000,00 TL, davalı ... yönünden ise 32.500,00 TL ile sınırlı olmak kaydıyla) 21.03.2003 tarihinden itibaren işleyecek değişik oranlarda yıllık ticari avans faiziyle birlikte müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine, isimleri belirtilen davalılar dışındaki diğer tüm davalılar aleyhine açılan davanın ise reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili, davalılar ... ile ... vekili, davalı ..., davalı ... vekili ile davalı ... vekili, davalı ... ile davalı ... tarafından ayrı ayrı temyiz edilmiş, ancak; davalılar ..., ... ile ...'nun «adli yardım» taleplerinin Dairemizce ret edilmesi üzerine redde ilişkin yapılan itirazlarının da ret edilmesi sonrasında temyiz «harç» ve «masraflarının» tamamlanması için çıkarılan «muhtıraya» rağmen yasal süresi içerisinde temyiz harç ve masrafları tamamlanmadığından Yerel Mahkemenin 30.05.2024 tarihli ek kararı ile davalılar ..., ... ile ... yönünden k …
2.Dava, TMSF tarafından el konulan şirkette tespit edilen kasa açığından «yönetim kurulu» üyeleri, denetçiler, üst düzey yöneticiler ve diğer ilgili kişilerin sorumluluğu nedeniyle tazminat istemine ilişkin olup, Mahkemece eski yönetim ve denetim kurulu üyeleri ile ortak ve yöneticiler bakımından davanın kabulüne karar verilmiştir.
Ancak, Dairemizin emsal kararlarında belirtildiği üzere, TMSF tarafından şirkete el konulduğu anda derhal bir kasa sayım tutanağı düzenlenmediği, mevcut «kasa açığının» «sebebinin» dayandırıldığı sermaye ödeme borçlarının yerine getirilmediği ve kasa sayımında da bunlara rastlanmadığı yolundaki davacı iddiasının ve iddia olunan açığın ne zama …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:davanın yenilenmesi · sermaye taahhüdü · zararın ispatı · el koyma · muhtıra · ispat külfeti · adli yardım · ticari defter ve kayıtlar
Benzer bu karardaMedya Grubu Şirketler Denetim Kurulu” “Kasa Açıkları İncelemeleri” başlıklı 23.12.2004 tarih ve 2004/DN-01 sayılı raporda da 250.000,00 TL olarak yer aldığı, «kasa açığı» olarak 2004 yılında “Sayım ve Tesellüm Noksanları” hesabına kaydedilen tutarlar ile “davalılar tarafından gerçekte ödenmediği halde, ödenmiş gibi gösterildiği” ileri sürülen apel ödemelerinin miktarı ve kasa hesabının 6 ayı aşkın bir süreyle kasa açığı miktarı düzeyinde seyreden bakiyesi arasında, sayısal yönden anlamlı bir ilişki bulunduğu, öte yandan 13.02.2004 tarihi itibarıyla kasada, kayıtlarda göründüğünden daha az miktarda nakit ya da «çek» bulunduğu, ya da hiçbir kasa mevcudunun olmadığı yolunda, ilgililerce imzalanmış “sayım tutanağına” rastlanmadığı, bununla birlikte ödenmediği iddia olunan apel ödemeleri miktarıyla kasa açığı arasındaki paralelliğin, «zararın ispatı» hususundaki «ispat külfetini» tersine çevirdiğini, kasa açığının varlığının ve sermaye alacağının tahsil edilmiş görülmesi sebebiyle şirket açısından zararın oluştuğu ve «yönetim kurulu» üyelerinin 6762 sayılı Kanun'un 336/b-1’deki özel hüküm sebebiyle sorumlu olabilecekleri, bu itibarla davalı ortakların ve/veya yönetim kurulu üyelerinin, kasa açığının apel ödemelerinden kaynaklanmadığını ispat külfeti altında oldukları, «taahhüt» ettiği pay bedelini/apel ödemesini «ifa» etmeyen bir kısım davalı pay sahibinin de (ilgili apel miktarını ödediğini ispat edememesi kaydıyla) taahhüt ettiği miktardan sorumlu olduğu, ancak sermaye borçlusu pay sahiplerinin borç kaynağının 6762 sayılı Kanun'un 336 vd. hükümleri olmadığı ve onların borç kaynaklarının «sermaye taahhüdünün» varlığı olduğu, davacı şirkette yönetim kurulu üyesi ve/veya pay sahibi ya da şirkette işbu dava konusu apel ödemelerini tahsil konusunda yetkilendirilmiş/«görevlendirilmiş» olmayan davalılar bakımından davanın dinlenemeyeceği, davalı ortakların ve/veya yönetim kurulu üyelerinin, kasa açığının apel ödemelerinden kaynaklanmadığını ispatla mükellef oldukları, şirket ortakları ..., A...., ..., ..., ..., ..., ... ile yönetim ve denetim kurulu üyeleri, ..., ..., A...., ..., ...'in sorumlu bulundukları, yönetim ve denetim kurulu üyelerinin sorumluluğunun 250.000,00 TL, şirket ortaklarının sorumluluğunun da bilirkişi raporunda işlenen tabloda belirtilen şekliyle olduğu, şirket ortaklarının ödenmediği halde apel ödemelerini ödenmiş gibi gösterdikleri, kasa açığının varlığının ve sermaye alacağının tahsil edilmiş gibi görünmesi sebebiyle şirket açısından zararın oluştuğu, zarara sebebiyet veren yönetim ve denetim kurulu üyelerinin de 6762 sayılı Kanun'un 336/b-1 maddesi gereğince zarardan müştereken ve «müteselsilen sorumlu» bulundukları, şirket ortakları yönetim ve denetim kurulu üyesi davalıların kasa açığının apel ödemelerinden kaynaklanmadığını ispat edemediklerinden davalılar ..., ..., A...., ..., ..., ..., ... ve ...'in aleyhine açılan davanın tam ve kısmen kabulü gerektiği, davalı ...'ın dava açılmadan önce vefat ettiğinden bu davalı aleyhine açılan davanın reddi gerektiği, davalılar ..., ..., ... ve ... yönünden ise en «son» davacı vekilinin 03.04.2013 tarihli dilekçesi ile adı geçenler yönünden davayı takip etmediklerini beyan ettiği tarihten itibaren yasal 3 aylık süresinin dolduğu ve bu davalılar yönünden «davanın yenilenmediğinden» 1086 sayılı Kanun'un 409 (6100 sayılı Kanun'un m.150) maddesi uyarınca bu davalılar yönünden «davanın açılmamış sayılmasına» karar verilmesi gerektiği, davacı şirkette yönetim kurulu üyesi ve/veya paysahibi ya da şirkette dava konusu apel ödemelerini tahsil konusunda yetkilendirilmiş/görevlendirilmiş olmayan diğer tüm davalıların sorumluluğunun bulunmadığı ve adı geçen davalılara «husumet» yöneltilemeyeceği anlaşılmakla bu davalar aleyhlerine açılan davanın «husumet yokluğu» nedeniyle reddi gerektiği gerekçesiyle davalılar ..., ..., ... ve ... aleyhine açılan davanın 1086 sayılı Kanun'un 409 (6100 sayılı Kanun'un m.150) maddesi uyarınca davanın açılmamış sayılmasına, davalı ...'ın dava açılmadan önce öldüğü anlaşılmakla bu davalı aleyhine açılan davanın reddine, davalılar ..., ..., A...., ..., ..., ..., ... ve ... aleyhine açılan davanın «ıslah» edilmiş haliyle kabulüne, 250.000,00 TL'nin adı geçen davalılardan (davalılar ... ve ... yönünden 35.000,00 TL, davalı ... yönünden ise 32.500,00 TL ile sınırlı olmak kaydıyla) 21.03.2003 tarihinden itibaren işleyecek değişik oranlarda yıllık ticari avans faiziyle birlikte müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine, isimleri belirtilen davalılar dışındaki diğer tüm davalılar aleyhine açılan davanın ise reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili, davalılar ... ile ... vekili, davalı ..., davalı ... vekili ile davalı ... vekili, davalı ... ile davalı ... tarafından ayrı ayrı temyiz edilmiş, ancak; davalılar ..., ... ile ...'nun «adli yardım» taleplerinin Dairemizce ret edilmesi üzerine redde ilişkin yapılan itirazlarının da ret edilmesi sonrasında temyiz «harç» ve «masraflarının» tamamlanması için çıkarılan «muhtıraya» rağmen yasal süresi içerisinde temyiz harç ve masrafları tamamlanmadığından Yerel Mahkemenin 30.05.2024 tarihli ek kararı ile davalılar ..., ... ile ... yönünden k …
Araştırma Hizmetleri A.Ş. «ticari defter kayıtlarına» göre, dava konusu iddiada dayanak olarak gösterilen rapor tarihi itibarıyla, şirketin toplam sermayesinin 1.000.000,00 TL, ödenmiş bölümünün 250.000,00 TL, ödenmemiş bölümünün ise 750.000,00 TL olduğu, ancak ödenmemiş olan tutarın dava konusu içerisinde yer almadığı, dayanak gösterilen “Denetim Raporu” ekinde yer alan “...
İddia olunan «kasa açığının» bizzat el «koyma» tarihinde mevcut olup olmadığı ve varsa miktarı belli olmadığından, ödenmeyen apel borcuna ilişkin zarar taleplerinin mevcut şirket kayıtlarına dayanılarak davalıl …
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2010/5559 E. , 2012/5966 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 07.05.2009 tarih ve 2005/520-2009/294 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili ve davalılardan .... ..., ... vekilleri tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 10.04.2012 günü duruşmaya gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp 11.04.2012 havale tarihli ... vekilinin durumadan vazgeçme dilekçesi de gözönüne alınarak dosyanın duruşma yapılmaksızın incelenmesine karar verildikten ve temyiz dilekçesinin de süresinde verildiği anlaşıldıktan sonra dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, ....'nun kararlan ile aralannda davacı şirketin de bulunduğu Uzan Grubuna ait şirketlerin ortaklannın temettü hariç ortaklık haklan ile yönetim ve denetimine ... tarafından el konulduğunu, fon kurulu tarafından yönetime getirilen yeni yönetimin muhasebe kayıtlannda yaptığı inceleme sonucu kasada olması gereken nakit ve çek tutarları ile mevcutlar arasında fahiş fark bulunduğunu tespit ettiğini, denetim kurulu raporu ile şirket kasasındaki açığın fiili olarak şirket kasasına ödenmediği halde fîktif olarak ödenmiş gibi gösterilen apel ödemelerinden kaynaklandığının, kayıtlarda şirket ortağı olarak gözükmemelerine rağmen şirket yönetiminin belirli bir grup hakim ortak tarafından yürütüldüğünün, resmi kayıtlarda yer alan şirket ortaklarının ise göstermelik ve muvazaalı bir şekilde ortak sıfatını taşıdıklarının belirlendiğini, şirketi temsil ve ilzama yetkili kişiler tarafından hakim ortaklar lehine düzenlenen vekaletnamelerin, yönetici konumunda olan kişilerin göstermelik ortaklar olmakla birlikte şirketin hakim ortaklan ile birlikte hareket ettiklerini ve şirket zararından sorumlu olduklarını gösterdiğini ileri sürerek, 20.09.2002 ve 31.12.2002 tarihinden beri ödenmeyen toplam 280.000,00-TL apel ödemesinden fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 5.560,00-TL kısmının 20.09.2002 ve 31.12.2002 tarihinden itibaren işleyecek kademeli ticari faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiş, 21.09.2006 tarihli ıslah dilekçesi ile dava değerini 280.000,00-TL na çıkarılmıştır.
Davalılar vekilleri, davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre, davacı şirkette davalılar ... ile ...'nun 13.02.2002-13.02.2004 tarihleri arasında, ......'ın 13.02.2002-18.07.2003 tarihleri arasında ...'ın 13.02.2002-07.02.2003 tarihleri arasında yönetim kurulu üyesi, ...'m 13.02.2002-23.07.2003 tarihleri arasında denetim kurulu üyesi olarak davacı şirkette görev aldıklan, diğer davalılann kayıtlarda şirket ortağı olarak gözükmemelerine rağmen şirket yönetiminin belirli bir grup hakim ortak tarafından yürütüldüğü, resmi kayıtlarda yer alan şirket ortaklarının ise göstermelik ve muvazaalı bir şekilde ortak sıfatını taşıdıkları, şirketi temsil ve ilzama yetkili kişiler tarafından hakim ortaklar lehine düzenlenen vekaletnamelerin, yönetici konumunda olan kişilerin göstermelik ortaklar olmakla birlikte şirketin hakim ortakları ile birlikte hareket ettikleri ve şirket zaranndan sorumlu oldukları kanıtlanamadığı, 13.02.2004 tarihi itibariyle ya da önceki yıl sonu 31.12.2003 tarihi itibariyle şirket kasası ile ilgili fiziki sayım ve tespit sonuçlannı içeren, dolayısıyla davacı şirketin kasa hesabının gerçek durumunu objektif olarak ortaya koyacak özellikte, yetkililer tarafından imzalanmış bir envanter kaydının listesinin ya da sayım tutanağının dosyaya sunulmadığı, sadece kaydi verilere dayanılarak çıkarılan ve kasa açığı olduğu ileri sürülen dava konusu bedele ilişkin olarak davacı şirketin muhasebe içi ve dışı envanterinin TTK.
ve Vergi Usul Kanunu hükümlerine uygun yapılıp yapılmadığı kanıtlanamadığı, dosyada kasa açığını ispatlayan yeterli evrak bulunmadığından TTK.'nun 336 ve 359. maddelere aykırılık ve davacı şirket zararı kanıtlanamadığı gerekçesiyle davalılar ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkındaki davanın HUMK.'nun 409/son maddesi uyarınca açılmamış sayılmasına, diğer tüm davalılar hakkında ki davanın ise reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili ile davalılardan ... vekili,... vekili, ... vekili temyiz etmiştir.
1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, karar başlığında vekil isimlerinde yapılan maddi hatanın mahalinde düzeltilmesinin mümkün görülmesine, davaya konu alacağın Fon alacağı niteliğinde bulunması nedeniyle zamanaşımı süresinin 20 yıl olmasına, davacı şirketin ortağı, yönetim ve denetim kurulu üyesi olmayanlar hakkında açılan davanın haksız eylem hükümleri uyarınca (Borçlar Kanunu 60. maddesi) 1 ve 10 yıllık zamanaşımı sürelerine tabi olmasına göre, davalılardan ... vekili,... vekili, ... vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Davacı vekilinin temyizine gelince;Dava, fiilen ödenmediği halde kayıtlarda ödenmiş gibi gösterilen sermaye borçlarının davalılardan tahsili istemine ilişkin olup, mahkemece,yukarıdaki özettenden de anlaşılacağı üzere benimsenen bilirkişi kurulu raporu doğrultusunda yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir.
Oysa, davacı taraf, davalıların ödenmeyen sermaye borcunu talep ve dava yönünden herhangi bir girişimde bulunmadıklarını, tam tersine fiilen ödenmeyen apel ödemelerini fiktif olarak ödenmiş gibi göstermiş olmaları nedeni ile oluşan şirket zararından davalıların sorumlu olduklarını iddia etmiştir. Davacı şirket bir anonim şirket olup, TTK’nun 269. maddesi uyarınca borçlarından dolayı yalnız mamelekiyle sorumlu bulunup, ortakların sorumluluğu ise taahhüt etmiş oldukları sermaye payları ile sınırlıdır.Yine anılan Kanun’un 140. maddesinde her ortağın usulüne uygun tanzim ve imza edilmiş şirket mukavelesiyle koymayı taahhüt ettiği sermayeden dolayı şirkete karşı borçlu olduğu düzenlenmiştir.Anılan maddeler ile ortakların sermaye borçlarını yerine getirme zorunluluğuna ve sermaye borçlarının ortaklardan tahsili usulüne ilişkin olarak çeşitli maddelerdeki (TTK’nun 405 ve devamı maddeleri gibi) düzenlemeler göz önüne alındığında ortaklar şirkete karşı sermaye borcunu ödemekle yükümlü olup, bu yükümlülüklerine uymamaları halinde şirkete tazminat isteme hakkı da tanınmıştır.Borçlarından dolayı üçüncü kişilere karşı olan sorumluluğu malvarlığı ile sınırlı bulunan anonim şirketlerin bu nedenle de sermayelerinin 3.
kişiler için bir teminat ve şirketin mali gücünün ölçüsü yönünden de önemli bir gösterge niteliğinde olması nedeniyle şirket sermayesinin ödenmiş olması 3. kişilerin haklarını da etkileyen bir husustur.Öte yandan, bir şirketin devamını sürdürebilmesi ve ticari faaliyette bulunabilmesi için paraya ihtiyacı olduğundan ortakların şirkete karşı olan sermaye borçlarını yerine getirmemelerinin şirketi mutlak şekilde zarara uğrattığının kabulü gerekir.Bu itibarla, ortaklar yönünden şirkete karşı sermaye borcunu ödeme yükümlülüğü mevcut olduğu gibi bu tutarların tahsil edilmemesine rağmen tahsil edilmiş gibi gösterilmesinden dolayı kusursuz olduklarını kanıtlayamamaları halinde yönetim ve denetim kurulu üyeleri de bundan dolayı sorumlu bulunmaktadır.Başka bir deyişle, apel borçları tahsil edilmediği halde tahsil edilmiş gibi gösterilmiş olması veya geç tahsil edilmesi davacı şirket için bir zarardır.Davalılar arasında gösterilen şirket çalışanları ise şirket ortaklarının ödemekle, yönetim ve denetim kurulu üyelerinin de tahsilini sağlamakla yükümlü oldukları sermaye borçlarının yasaya aykırı şekilde kayıtlara geçirilmesinden dolayı haksız eylem hükümleri uyarınca sorumlu olduklarından meydana gelen olayda kusurlu olmaları halinde sorumlu tutulmaları mümkündür.Davalılar arasında gösterilen şirket ortağı olarak resmi kayıtlarda görünmemelerine rağmen şirketi fiilen yönettiği iddia edilen kişiler yönünden de davacının bu husustaki iddialarının incelenerek bu kişilerin ortak olmamalarına rağmen şirketi fiilen yönettiklerinin tespiti halinde bunların da somut olayla ilgili olarak haksız eylem hükümleri uyarınca sorumlu olup olmadıklarının tartışılması gerekmektedir.
O halde mahkemece, yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda, davacının ortak, yönetim ve denetim kurulu üyeleri, ortak olmamalarına rağmen şirketi fiilen yönetenler ve şirket çalışanları olan davalılara yönelik iddialarının yukarıda açıklanan yasal hükümler uyarınca incelenerek davalıların meydana gelen zarardaki sorumluluklarının tayin ve tespiti ile sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yasal olmayan yazılı şekildeki gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
3-Bozma neden ve şekline göre de davacı vekilinin vekalet ücretine yönelik temyiz itirazının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle,davalılardan ... vekili,... vekili, ... vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine,(2) nolu bentlerde açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, (3) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin vekalet ücretine ilişen temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, aşağıda yazılı bakiye 4,00 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalılardan ayrı ayrı alınmasına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 12.04.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1056408200 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz