Engelli doğan çocuğun tazminat isteminde hukuki yarar yoktur
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2023/1669 E. 2024/4009 K. · · İlk derece: İstanbul Anadolu 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Gerekçe özeti
Tıbbi kötü uygulamaya ilişkin zorunlu mali sorumluluk sigortasında zarar gören, doğrudan sigortacıya başvurabilir; poliçe genel şartlar gereği poliçe tarihinden önceki on yıllık dönemde gerçekleşen rizikoları da kapsar ve rizikonun otuz günden fazla sigortasız kalınan dönemde gerçekleştiğini sigortacı ispat etmelidir. Gebelik takibinde hekim, uygulanan ve diğer tanı ve tedavi seçenekleri ile bunların fayda ve risklerini hastanın sosyal ve kültürel düzeyine uygun biçimde açıkladığını geçerli delillerle ispat etmekle yükümlüdür; bu ispat sağlanamazsa hekim, çocuğun engelli doğmasından değil, aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmeyerek vekâlet sözleşmesinden doğan özen borcuna aykırı davranmasından sorumlu olur ve dava yalnız aydınlatma yükümlülüğüne dayandırılmışsa ayrıca kusur incelemesi yaptırılması gerekmez. Buna karşılık, engelli doğan çocuğun kendisi bakımından, aydınlatma yapılsaydı gebeliğin sonlandırılabileceği anlamına gelen bir sebebe dayalı maddi ve manevi tazminat isteminde hukuki yarar yoktur; Anayasa'nın 12 ve 17 nci maddeleri ile Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme karşısında böyle bir istem özünde çocuğun kişilik haklarını ihlal eder ve parasal bir değere tekabül eden menfaat, kişilik haklarını ihlal edecek şekilde dava konusu edilemez.
Ele alınan sorunlar
İhbar olunanın kanun yoluna başvuru hakkının bulunmaması → ret
İddia: İhbar olunan hekim, davacının kendisine gebeliğin ileri haftasında başvurduğunu, önceki tetkiklerin temiz çıktığının davacı tarafından beyan edildiğini ve şikâyetin kendisinden önceki kurum veya kişilere yöneltilmesi gerektiğini belirterek karara itiraz etmiştir.
Gerekçe: İhbar olunan sıfatıyla kanun yoluna başvuru hakkı bulunmadığından istinaf başvurusunun usulden reddine karar verilmiştir. (Yargıtay'ca bozma kapsamı dışında bırakılan Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesi)
Zarar görenin sigortacıya doğrudan başvuru hakkı ve poliçenin geriye dönük teminat kapsamı → ret
İddia: Davalı sigorta şirketi, Kanunda sigorta şirketine doğrudan dava hakkının düzenlenmemiş olması nedeniyle kendisine husumet yöneltilemeyeceğini, ayrıca davacıların tazminat talep tarihinde ve olay tarihinde hekimin hangi sigorta şirketince sigortalandığının tespiti gerektiğini ileri sürmüştür.
Gerekçe: Davalı tarafından düzenlenen poliçe bir yıllık dönemi kapsamakta olup, genel şartlar gereği poliçe tarihinden önceki on yıllık dönemde meydana gelen rizikoları da teminat altına almaktadır; davalı tarafça rizikonun otuz günden fazla sigortasız kalınan dönemde meydana geldiğine dair bir delil ibraz edilmemiştir. Zarar görenin doğrudan sigortacıya başvuru hakkı bulunduğundan, davalı vekilinin husumete yönelik ileri sürdüğü istinaf sebepleri yerinde değildir. (Yargıtay'ca bozma kapsamı dışında bırakılan Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesi)
Aydınlatma yükümlülüğünün ispatı ve ayrıca kusur incelemesi yaptırılmasının gerekip gerekmediği → ret
İddia: Davalı sigorta şirketi, olayın uzmanlık gerektiren tıbbi uygulamaya ilişkin olması nedeniyle perinatoloji ve tıbbi genetik alanlarında uzman bilirkişilerden kusur raporu alınması gerektiğini, tıp uzmanlığı bulunmayan bilirkişilerce hazırlanan raporun hükme esas alındığını, tarama testleri düşük risk gelen hastaya ileri tetkik önerilemeyeceğini, sorumluluk sigortacısı olarak sorumluluğunun sigortalı hekimin kusuruna bağlı olduğunu ve hekimin eylemleriyle maluliyet arasında illiyet bağının incelenmediğini ileri sürmüştür.
Gerekçe: Davacı annenin gebelik döneminde belirli bir haftadan itibaren takibi davalının sigortalısı hekim tarafından gerçekleştirilmiş, takip sürecinde yalnız bir tarama testi yapılmış, üçlü veya dörtlü test yapılmamış, doğumdan sonra çocuğa down sendromu teşhisi konulmuştur. Sigortalı hekim tarafından davacıdan, hastalığın teşhisine yönelik ileri düzeyde tetkikler istenilmediği gibi, davacı annenin bu konuda bilgilendirildiğine dair yazılı bir belge (aydınlatma formu) da düzenlenmemiştir. Bu durumda; uygulanan ve diğer tanı ile tedavi seçenekleri, bu seçeneklerin getireceği fayda ve riskler, hasta sağlığı üzerindeki muhtemel etkiler, komplikasyonlar ve reddetme hâlinde ortaya çıkabilecek muhtemel fayda ve riskler konusunda bilgilendirmenin, hastanın sosyal ve kültürel düzeyine uygun olarak anlayabileceği şekilde yapıldığı, yani aydınlatma yükümlülüğünün mevzuata ve usule uygun biçimde yerine getirildiği geçerli delillerle ispatlanamamıştır. Teşhis ve tedavi hizmetini üstlenen sigortalı hekim, çocuğun down sendromlu olarak doğmasından dolayı değil, aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmeyerek vekâlet sözleşmesinden kaynaklanan özen borcuna aykırı davranmasından dolayı sorumludur. Davacı tarafça hekimin kusuruna değil, yalnızca aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmemesine dayanıldığından, mahkemece kusur incelemesi yaptırılmamış olması bir eksiklik değildir. (Yargıtay'ca bozma kapsamı dışında bırakılan Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesi)
Sigorta sözleşmesinden kaynaklanan alacağa avans faizi uygulanması → ret
İddia: Davalı, avans faizine hükmedilmesinin mümkün olmadığını ileri sürmüştür.
Gerekçe: Uyuşmazlık sigorta sözleşmesinden kaynaklandığından avans faizine hükmedilmesi yerindedir. (Yargıtay'ca bozma kapsamı dışında bırakılan Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesi)
Geçici ödeme (avans ödemesi) istemi → ret
İddia: Davacılar vekili istinafa cevap dilekçesinde geçici ödeme talebinde bulunmuştur.
Gerekçe: Somut olayda durum ve koşulların avans ödemesi yapılmasını gerektirdiği hususunda bir kanaate ulaşılamadığından avans ödemesi istemi reddedilmiştir. (Yargıtay'ca bozma kapsamı dışında bırakılan Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesi)
Engelli doğan çocuğun kendi adına açtığı maddi ve manevi tazminat isteminde hukuki yarar → kabul
İddia: Davalı, talebin davacı küçüğün yaşam hakkını ihlal eder nitelikte olduğunu ileri sürmüştür.
Gerekçe: Anayasa'nın temel hak ve hürriyetlerin niteliği başlıklı 12 nci maddesinde herkesin kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahip olduğu; kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı başlıklı 17 nci maddesinde herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu düzenlenmiştir. Onaylanması uygun bulunan Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme'nin giriş bölümünde, bir kişinin engelli olduğu için ayrımcılığa maruz kalmasının her bireyin doğuştan sahip olduğu insanlık onuru ve değerinin de ihlali anlamına geldiği kabul edilmiş; Yaşama Hakkı başlıklı 10 uncu maddesinde taraf devletlerin engellilerin yaşama hakkından diğer bireylerle eşit koşullarda yararlanmalarını sağlayacak tüm tedbirleri alacağı, Kişisel Bütünlüğün Korunması başlıklı 17 nci maddesinde engelli her kişinin beden ve ruh bütünlüğüne diğer bireylerle eşit şekilde saygı duyulması hakkına sahip olduğu düzenlenmiştir. Bu hükümler birlikte değerlendirildiğinde, down sendromlu doğan çocuk bakımından açılan davada, "doktor aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirseydi belki benim yaşam hakkım elimden alınacaktı, oysa şimdi alınmadı" şeklinde yorumlanabilecek bir sebebe dayalı maddi ve manevi tazminat isteminde hukuki yarar bulunmamakta, istem özünde davacı çocuğun kişilik haklarını ihlal etmektedir. Maddi ya da manevi, neticede parasal bir değere tekabül eden bir menfaat, kişilik haklarını ihlal eder şekilde talep ve dava konusu edilemez. Sosyal devlet ilkesi çerçevesinde engelli bireylere tanınan tüm haklardan davacı çocuğun da yararlanacağı şüphesizdir. Bu nedenle davacı çocuk hakkında kurulan hükmün bozulması gerekmiştir.
Gerekçe kaynağı: özgün
Emsal değeri
Engelli doğan çocuğun, hekimin aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmemesine dayalı olarak kendi adına açtığı tazminat isteminde hukuki yarar bulunmadığı ve parasal menfaatin kişilik haklarını ihlal edecek şekilde dava konusu edilemeyeceği yönündeki bozma gerekçesi bakımından bağlayıcı emsal değer taşır; ayrıca aydınlatma yükümlülüğünün ispatı ve kusur incelemesinin gerekmemesi yönlerinden yol göstericidir.
Usul tespitleri
- Dava şartı
- Tıbbi kötü uygulama zorunlu mali sorumluluk sigortasında zarar gören doğrudan sigortacıya dava açabilir; sigortacıya husumet yöneltilebilir., Engelli doğan çocuğun, aydınlatma yükümlülüğünün ihlaline dayalı olarak kendi adına açtığı maddi ve manevi tazminat isteminde hukuki yarar bulunmaz.
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
tıbbi kötü uygulamaya ilişkin zorunlu mali sorumluluk sigortası↗ aydınlatma yükümlülüğü↗ aydınlatılmış onam↗ özen borcu↗ vekâlet sözleşmesi↗ ispat yükü↗ zarar görenin sigortacıya doğrudan başvuru hakkı↗ hukuki yarar↗ kişilik hakkı↗ yaşama hakkı↗ geçici ödeme↗ avans faizi↗ ihbar olunanın kanun yoluna başvurusu↗
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Engelli doğan çocuğun kendi adına tazminat isteminde hukuki yarar yokluğu
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2023/4099 E. 2024/6245 K.
Ortak:aydınlatma yükümlülüğü · aydınlatılmış onam · ispat yükü · hukuki yarar · dava şartı · zamanaşımı 10 yıllık
İncelediğiniz kararda… belik takibinin yapıldığı, gebelikte tam sonuç vermeyen ve veren testlerle ilgili hastanın tam ve doğru olarak bilgilendiğine dair davalı tarafça herhangi bir delil «ibraz» edilemediği, bu haliyle davacı anne ve babanın gebeliği sona erdirme haklarının ellerinden alınmış sayılacağı ve doğumdan sonra tespit edilen «down sendromu» ile ilgili olabilecek maddi ve manevi kayıplardan doktorun sigortacısı olan davalı şirketin sorumluluğunun doğacağı, burada gerçek anlamda meslek ve sanatta acemilik ve kurallara uymamak sebebiyle oluşan «kusur» durumundan çok «aydınlatma yükümlülüğünün» yerine getirilmemesi sebebiyle sorumluluk hususunun değerlendirilmesi gerektiği, zira davacılar tarafından sigortalı doktorun aydınlatma yükümlülüğü dışında herhangi bir hekim hatasına dayanılmayarak aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmemesi sebebiyle sorumlu olduğunun iddia edildiği, bu durumda «ispat yükü» davalı tarafta olup davalı tarafın bu konuda aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirdiğine dair somut ve inandırıcı delil sunmadığı, oluşan maddi ve manevi zararlardan davalının sorumlu olacağı, bilirkişilerden alınan raporların denetime ve hükme elverişli oldukları, davacıların «poliçe limitinin» üzerinde hesaplanan tazminat talepleriyle ilgili poliçe «teminat kapsamıyla» sınırlı olarak tazminine karar verilmesi yönünden verdikleri talep artırım dilekçesi de yerinde görülerek davacı küçük için 760.000,00 TL iş göremezlik ve bakıcı ücretine ilişkin «maddi tazminat» taleplerinin kabulüne, davacı ...'ın down sendromlu olarak doğduğu ve maluliyetinin %100 olduğu, davacının yaşı ve «maluliyet oranı» göz önüne alındığında bakıcı ihtiyacı bulunduğu ve bu duruma bağlı olarak diğer davacılar anne ve babanın, özürlü çocukları ile bir ömür boyu birlikte zorluklara katlanmak zorunda kalacakları, manevi yönden sürekliliği bulunan ağır bir travmaya maruz kaldıkları, davalının ise dava dışı sigortalının mesleğiyle ilgili oluşan maddi ve manevi zararların «sorumluluğunu sigorta poliçesindeki» şartlar dahilinde teminatla sınırlı olarak yüklendiği, davacılar için hak ve nesafet kuralları çerçevesinde paranın alım gücü de nazara alınarak manevi tazminat yö …
Anılan hükümler hep birlikte değerlendirildiğinde, somut uyuşmazlıkta «down sendromlu» doğan davacı çocuk bakımından açılan davada, “doktor, «aydınlatma yükümlülüğünü» yerine getirseydi, belki benim yaşam hakkım elimden alınacaktı, oysa şimdi alınmadı" şeklinde yorumlanabilecek bir «sebebe» dayalı maddi ve manevi tazminat isteminde «hukuki yarar» bulunmamakta, istem özünde davacı çocuğun «kişilik haklarını ihlal» etmektedir.
… ğunu, anne Şengül'ün gebelik takibinin en az 11 farklı tarihte kadın doğum uzmanı Dr. ... tarafından yapıldığını, sigortalı doktorun gebelik takibinde davacı anneyi «down sendromunu» tespit eden testler ve doğruluk oranları konusunda aydınlatmayarak küçük ...'ın down sendromlu olarak doğmasına sebebiyet verdiğini, oysa down sendromunun gebelikte tespiti mümkün olan, tespiti halinde de gebeliğin sonlandırılmasına izin verilen bir özür olduğunu, Yargıtayın, bilgilendirme yapmayarak gebeliğin sonlandırılması imkanının elden alınması halinde doktorun kusurlu ve sorumlu olduğunu kabul ettiğini, müvekkillerinin bu hususta hiçbir şekilde bilgilendirilmediğini, «aydınlatılmış onamlarının» alınmadığını, bu nedenle gebelik takibinin hukuka aykırı olduğunu, down sendromunun, hayat boyu devam eden, kişiyi sürekli başkasının yardımına muhtaç bırakan bir işgöremezlik hali olup öncelikle müvekkili küçük ...'un bu işgöremezlik hali nedeniyle maddi zarara uğradığını ve dahi bizzat bu acıyı yaşam boyu çekecek olması nedeniyle de manevi zarara uğradığını, diğer davacıların da hayat boyu çocuğunu down sendromlu olarak görerek acı çekmeye devam edeceğini, davalı ... şirketinin, Dr. ...'nın 2018 başlangıç, 17.08.2019 bitiş tarihli «tıbbi kötü uygulamaya» ilişkin «zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesini» tanzim ederek tarifede belirlenen «teminat» limiti dahilinde maddi, manevi zarardan doğan sorumluluğu üstlendiğini, davalı ... şirketinin sorumluluğunun geriye dönük 10 yıllık süreyi de kapsadığını, «zamanaşımı» süresinin ise 10 yıl olduğunu iddia ederek müvekkili ... için 15.000,00 TL işgöremezlik (bakıcı ücreti «dahil» «maddi) tazminat», 20.000,00 TL manevi tazminat, müvekkili anne ... için 10.000,00 TL manevi tazminat, müvekkili baba ... için 10.000,00 TL manevi tazminat olmak üzere toplam 55.000,00 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek «avans faizi» ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Benzer bu kararda… terek çocukları olduğunu, müvekkilinin gebelik takibinin en az üç farklı tarihte kadın doğum uzmanı Dr. ... tarafından yapıldığını, davalı ... şirketinin Dr. ...'ın «tıbbi kötü uygulamaya» ilişkin «zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesini» tanzim ederek tarifede belirlenen «teminat» limiti dahilinde maddi, manevi zarardan ... sorumluluğu üstlendiğini, davalı ... şirketinin sorumluluğunun geriye dönük 10 yıllık süreyi de kapsadığını, «zamanaşımı» süresinin ise 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 1482 nci maddesi gereği 10 yıl olduğunu, müvekkili ...'nin hamileliği boyunca davalının sigortalısı doktor tarafından takip edildiğini, doktorun genel olarak tıbbi kötü uygulaması sonucunda «down sendromunun» hamilelikte teşhis edilemediğini ve küçük ...'nın down sendromlu olarak doğduğunu, doktor ile hasta arasında bir vekâlet akdi kurulmuş olup, doktorun bilgilendirme «dahil» tüm yükümlülüklerini yerine getirdiğini «ispat yükünün» davalıya ait olduğunu, sigortalı doktorun müvekkilini gebelikte olabilecek hastalıklar, yaptığı/yapacağı tarama testleri, down sendromunun teşhis ve tedavisiyle ilgili seçenekler konusunda bilgilendirmediğini, «aydınlatılmış onamını» almadığını, ileri testler önermediğini, amniyosentez yapmadığı gibi bilgilendirme de yapmayarak down sendromunu gebelikte saptayamayarak çocuğun sakat doğumuna neden olduğunu, down sendromu hayat boyu devam eden, kişiyi sürekli başkasının yardımına muhtaç bırakan bir işgöremezlik hali olup, öncelikle müvekkillerinin bu işgöremezlik hali nedeniyle maddi zarara uğradığını ve bizzat bu acıyı yaşam boyu çekecek olmaları nedeniyle de manevi zarara uğradığını belirterek, müvekkili küçük ... için 15.000,00 TL işgöremezlik (bakıcı ücreti dahil) «maddi tazminat» ve 20.000,00 TL manevi tazminat; müvekkili anne ... için 10.000,00 TL manevi tazminat; müvekkili baba ... için de 10.000,00 TL manevi tazminat olmak üzere toplam 55.000,00 TL tazminatın dava tarihinden itibaren «avans faizi» ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, daha sonra müvekkili ... yönünden maddi tazminat talebini 760.000,00 TL'ye «ıslah» etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile tüm dosya kapsamına göre, davalının dava dışı Dr. ...'ı «tıbbi kötü uygulamaya» ilişkin «zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesi» ile 04.09.2016-04.09.2017 tarihleri arasında sigortaladığı, azami «teminat» limitinin maddi ve manevi tazminat kapsamında 800.000,00 TL olduğu, 02.08.2016 tarihinde ... davacı ...'nin Adli Tıp Kurumu İkinci İhtisas Dairesi'nin 31.05.2021 tarihli raporuna göre %90 oranında meslekte kazanma gücünde azalma olduğu ve sürekli birinin bakımına muhtaç olduğunun belirlendiği, davacı ...'nin %90 nispetindeki sürekli iş göremezlik ve ömür boyu birinin bakımına muhtaç olması sebebiyle, dava dışı sigortalının %100 «kusuru» nedeniyle talep edebileceği tazminatın 7.539.019,85 TL olduğu, ancak davalı tarafından düzenlenen «sigorta sözleşmesinin» «poliçe limitinin» 800.000,00 TL olduğu, hekimin, üçlü tarama testi sonucunda elde edilen sonucu, «kesin» tanı için başvurulabilecek yöntemleri, bu yöntemlerin risklerini, yukarıda açıklanan mevzuat hükümleri gereğince ve usulünce anneye açıklaması ve onu aydınlatması gerektiği, «aydınlatma yükümlülüğünün» yerine getirildiğini «ispat yükünün» ise hekimde olduğu, somut olayda davalının dava dışı sigortalısının sağlık hizmetinin verilmesinde davacı annenin sosyal ve kültürel düzeyine uygun olarak aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirdiğini kanıtlayamadığı, sigortalının başkaca kusurunun aranmadığı, sadece bilgilendirme yükümülülüğünü yerine getirmemesinin, davacıların tazminat talebinde bulunmaları için yeterli olduğu, her ne kadar bilirkişi raporunda davacı ...'ye «down sendromu» tarama testi yapıldığı, tarama testi sonuçlarının risksiz bölgede çıktığı, bu nedenle doktorun aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmemiş olmasının eksiklik olmadığı belirtilmiş ise de, Dairemizin 2018/1849 E., 2019/7606 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere, üçlü tarama testi sonucunda oranın çok düşük çıkmış olması (risksiz bölgede) halinde dahi bebeğin down sendromlu olma ihtimali bulunmakta olup, bebeğin down sendromlu olmadığının tespiti için kesin tanı yöntemlerine başvurulmasının gerektiği, ancak bu yöntemlerin de düşük gibi riskleri beraberinde getirdiği, bu durumda hekimin üçlü tarama testi sonucunda elde edilen düşük risk oranına rağmen, bebeğin down sendromlu olabileceğini kesin tanı için başvurulabilecek yöntemleri, bu yöntemlerin risklerini anne ve babaya açıklayarak onları aydınlatması gerektiği, aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirildiğinin ispat yükü kendisinde olan davalı sigortacının, bu yükümlülüğü yerine getiremediği, bu nedenle davacıların «maddi tazminat» isteminin poliçe limiti kapsamında kabulünün gerektiği, davacı ...'nin down sendromlu olarak dünyaya geldiği ve %90 malul olduğunun belirlendiği, yaşı ve maluliyet durumuna göre hayat boyu bakıcıya ihtiyaç duyacağı, dolayısıyla davacılar anne ve babanın da çocukla birlikte ömür boyu bu sendromun getirdiği zorlukları birlikte yaşayacakları, bu nedenle davacıların manevi tazminat istemlerinin de kabulünün gerektiği gerekçesiyle, davanın kabulü ile 759.000,00 TL işgöremezlik tazminatı ile 1.000,00 TL bakıcı gideri olmak üzere toplam 760.000,00 TL maddi tazminat ile davacı ... için 10.000,00 TL, davacı ... için 10.000,00 TL ve davacı ... için 20.000,00 TL olmak üzere toplam 40.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek «yasal faizi» ile birlikte davalıdan tahsili ile davacılara ödenmesine karar verilmiştir.
… addelerden anlaşılacağı üzere, düzenlemenin açıkça idare aleyhine açılmış bir dava sonucunda idare tarafından tazminat ödenmesi sonucunda, ilgili sağlık personeline «rücu» edilebilmesi için, öncelikle kanunla ihdas edilen mesleki sorumluluk kuruluna başvuru yapılması zorunluluğunu getirdiği, somut olayda ise idare aleyhine açılmış bir dava, hükmedilen ve idarece ödenip hekime rücu edilebilecek bir tazminat söz konusu olmayıp, davacı tarafça «sorumluluk sigortası» kapsamında doğrudan davalı ... aleyhine dava açıldığı, bu nedenle de söz konusu hükümlerin somut olayda uygulama yeri bulunmadığı; 20.07.2010 yürürlük tarihli Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortası Genel Şartlarında; «sigorta poliçesinin» 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanunun (1219 sayılı Kanun) Ek 12 nci maddesi çerçevesinde, serbest ya da kamu veya özel sağlık kurum ve kuruluşlarında çalışan tabipler, diş tabipleri ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olanların poliçe kapsamındaki mesleki faaliyetlerini «ifa» ederken, sözleşme tarihinden önceki on yıllık dönemdeki veya sözleşme süresi içinde mesleki faaliyeti nedeniyle verdiği zararlara bağlı olarak, sözleşme süresi içinde kendisine yapılan tazminat taleplerine, bu taleple bağlantılı «yargı gideri» ile faize ve sigortalı aleyhine ileri sürülen tazminat talebine ilişkin makul giderlere karşı «poliçe limiti» dahilinde «teminat» sağlayacağının, ancak on yıllık dönemin başlangıcının 30.07.2009’u geçemeyeceğinin ve bir aydan fazla sigortasız kalınan dönemlerde meydana gelen olaylara bağlı olarak sigortalı dönemlerde yapılan «ihbarlar» için sigorta korumasının bulunmadığının düzenlendiği, davalı tarafından düzenlenmiş olan poliçenin 04.09.2016-2017 dönemini, dolayısıyla riskin gerçekleştiği tarihi kapsadığı, genel şartlar gereği poliçe tarihinden önceki 10 yıllık dönemde meydana gelen «rizikoları» da teminat altına aldığı, davalı tarafça rizikonun 30 günden fazla sigortasız kalınan dönemde meydana geldiğine dair bir delil de «ibraz» edilmediği; davacı küçük adına dava açılması yaşam hakkından baştan vazgeçtiği gibi bir sonucu doğurmaktaysa da anne baba olan davacıların, «down sendromunun» gebelikte teşhisi halinde küçüğü dünyaya getirmeme yönünde bir haklarının bulunduğu kabul edildiğine ve küçük ile birlikte ömür boyu durumun maddi ve manevi zorluklarını yaşayacak olmalarına, ayrıca küçük ile birlikte kendi adlarına da dava açmış olmalarına göre, davalı vekilinin aktif dava «ehliyeti» ve «husumete» yönelik olarak ileri sürdüğü istinaf nedenlerinin yerinde olmadığı; hekim ile hasta arasındaki ilişkinin vekâlet sözleşmesine dayalı olduğu, vekilin vekâlet görevini yerine getirirken yöneldiği sonucun elde edilememesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı işlemlerin, eylemlerin ve davranışlarının özenli olmayışından ... zararlardan sorumlu olduğu, o nedenle vekil konumunda olan ve tedavi işlemlerini yapanların bilim ve teknolojinin getirdiği bütün imkanları kullanmak suretiyle söz konusu özen borcunu yerine getirmeleri gerektiği, vekilin özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumlu olacağı, Hekim Etiği Yönetmeliği ile Hasta Hakları Yönetmeliği hükümlerinde de belirtildiği üzere, hastanın tıbbi müdahaleyi gerçekleştirecek hekim tarafından tıbbi müdahale konusunda bilgilendirilmesi gerektiği, hastanın uygulanan ve diğer tanı, tedavi seçenekleri ve bu seçeneklerin getireceği fayda ve riskler ile hasta sağlığı üzerindeki muhtemel etkileri, komplikasyonları ve reddetme durumda ortaya çıkabilecek muhtemel fayda ve riskleri konusunda bilgi edinme hakkı bulunduğu, bu bilgilendirmenin hekim tarafından hastanın sosyal ve kültürel düzeyine uygun olarak anlayabileceği şekilde yapılması gerektiği, hastayı bu şekilde «aydınlatma yükümlülüğü» bulunan hekimin, bu yükümlülüğünü mevzuata ve usule uygun şekilde yerine getirdiğini kanıtlamakla yükümlü olduğu, somut olayda; davacı annenin gebelik döneminde 19 uncu haftadan itibaren takibinin davalının sigortalısı hekim tarafından gerçekleştirildiği, bu kapsamda sigortalı hekim tarafından davacının 26.04.2016, 15.07.2016 ve 17.05.2016 tarihlerinde muayene edildiği, 02.08.2016 tarihinde ise sezeryan ile doğumun gerçekleştirildiği, takip sürecinde davacıya yapılan tarama testinde risksiz bölgede bulunduğunun belirtildiği, davacıya amniyosentez veya kordosentez yapılmadığı gibi bu hususta bir bilgilendirme de yapılmadığı, ancak doğum sonrasında davacı çocuğa down sendromu teşhisi konulduğu ve %90 oranında sürekli işgöremez halde olduğunun tespit edildiği, Dairemizin 2018/1849 E., 2019/7606 K. sayılı ilamında; üçlü tarama testi sonucunda elde edilen düşük risk oranına rağmen bebeğin down sendromlu olma ihtimali bulunmakta olup, bebeğin down sendromlu olup olmadığının tespiti için «kesin» tanı yöntemlerine başvurulmasının gerektiği, ancak bu yöntemlerin de düşük gibi riskleri beraberinde getirdiği, bu durumda hekimin, üçlü tarama testi sonucunda elde edilen düşük risk oranına rağmen bebeğin down sendromlu olabileceğini, kesin tanı için başvurulabilecek yöntemleri, bu yöntemlerin risklerini usulünce anne-babaya açıklaması, onları aydınlatması gerektiği, aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirildiğini «ispat yükünün» ise hekimde olduğunun belirtildiği, ancak somut olayda davalının sigortalısı hekim tarafından davacıdan, down sendromunun teşhisine yönelik ileri düzeyde tetkikler istenilmediği gibi, davacı annenin down sendromu konusunda bilgilendirildiğine dair yazılı bir belge de düzenlenmediği; Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2020/11-592 E., 2022/356 K. sayılı ilamında; Türk hukukunda girişimsel bazı müdahalelerde hastanın yazılı rızasının alınması gerektiği öngörülmüş ise de aydınlatma yükümlülüğünün yazılı olarak yapılması gerektiğine ilişkin bir düzenleme yer almadığı, dolayısıyla hastanın aydınlatılmasının sözlü ya da yazılı şekilde gerçekleştirilebileceği, başka bir deyişle hekimin hastasını aydınlatma yükümlülüğü kapsamında yazılı aydınlatma belirli ölçüde ispat kolaylığı sağlasa da, şekil serbestisinin söz konusu olduğu, o hâlde aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirildiği hususunun hekim tarafından her türlü delille ispatlanabileceğinin belirtildiği, somut olayda bu kapsamda davacının aydınlatıldığına dair herhangi bir delil veya bir hastane «kaydı» da bulunmadığı, davalının sigortalısı hekimin aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmediği; davacılar lehine hüküm tarihindeki tarifenin 10 uncu maddesinin dördüncü …
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:tıbbi kötü uygulama · zorunlu mali sorumluluk sigortası · illiyet bağı
Benzer bu kararda… terek çocukları olduğunu, müvekkilinin gebelik takibinin en az üç farklı tarihte kadın doğum uzmanı Dr. ... tarafından yapıldığını, davalı ... şirketinin Dr. ...'ın «tıbbi kötü uygulamaya» ilişkin «zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesini» tanzim ederek tarifede belirlenen «teminat» limiti dahilinde maddi, manevi zarardan ... sorumluluğu üstlendiğini, davalı ... şirketinin sorumluluğunun geriye dönük 10 yıllık süreyi de kapsadığını, «zamanaşımı» süresinin ise 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 1482 nci maddesi gereği 10 yıl olduğunu, müvekkili ...'nin hamileliği boyunca davalının sigortalısı doktor tarafından takip edildiğini, doktorun genel olarak tıbbi kötü uygulaması sonucunda «down sendromunun» hamilelikte teşhis edilemediğini ve küçük ...'nın down sendromlu olarak doğduğunu, doktor ile hasta arasında bir vekâlet akdi kurulmuş olup, doktorun bilgilendirme «dahil» tüm yükümlülüklerini yerine getirdiğini «ispat yükünün» davalıya ait olduğunu, sigortalı doktorun müvekkilini gebelikte olabilecek hastalıklar, yaptığı/yapacağı tarama testleri, down sendromunun teşhis ve tedavisiyle ilgili seçenekler konusunda bilgilendirmediğini, «aydınlatılmış onamını» almadığını, ileri testler önermediğini, amniyosentez yapmadığı gibi bilgilendirme de yapmayarak down sendromunu gebelikte saptayamayarak çocuğun sakat doğumuna neden olduğunu, down sendromu hayat boyu devam eden, kişiyi sürekli başkasının yardımına muhtaç bırakan bir işgöremezlik hali olup, öncelikle müvekkillerinin bu işgöremezlik hali nedeniyle maddi zarara uğradığını ve bizzat bu acıyı yaşam boyu çekecek olmaları nedeniyle de manevi zarara uğradığını belirterek, müvekkili küçük ... için 15.000,00 TL işgöremezlik (bakıcı ücreti dahil) «maddi tazminat» ve 20.000,00 TL manevi tazminat; müvekkili anne ... için 10.000,00 TL manevi tazminat; müvekkili baba ... için de 10.000,00 TL manevi tazminat olmak üzere toplam 55.000,00 TL tazminatın dava tarihinden itibaren «avans faizi» ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, daha sonra müvekkili ... yönünden maddi tazminat talebini 760.000,00 TL'ye «ıslah» etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile tüm dosya kapsamına göre, davalının dava dışı Dr. ...'ı «tıbbi kötü uygulamaya» ilişkin «zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesi» ile 04.09.2016-04.09.2017 tarihleri arasında sigortaladığı, azami «teminat» limitinin maddi ve manevi tazminat kapsamında 800.000,00 TL olduğu, 02.08.2016 tarihinde ... davacı ...'nin Adli Tıp Kurumu İkinci İhtisas Dairesi'nin 31.05.2021 tarihli raporuna göre %90 oranında meslekte kazanma gücünde azalma olduğu ve sürekli birinin bakımına muhtaç olduğunun belirlendiği, davacı ...'nin %90 nispetindeki sürekli iş göremezlik ve ömür boyu birinin bakımına muhtaç olması sebebiyle, dava dışı sigortalının %100 «kusuru» nedeniyle talep edebileceği tazminatın 7.539.019,85 TL olduğu, ancak davalı tarafından düzenlenen «sigorta sözleşmesinin» «poliçe limitinin» 800.000,00 TL olduğu, hekimin, üçlü tarama testi sonucunda elde edilen sonucu, «kesin» tanı için başvurulabilecek yöntemleri, bu yöntemlerin risklerini, yukarıda açıklanan mevzuat hükümleri gereğince ve usulünce anneye açıklaması ve onu aydınlatması gerektiği, «aydınlatma yükümlülüğünün» yerine getirildiğini «ispat yükünün» ise hekimde olduğu, somut olayda davalının dava dışı sigortalısının sağlık hizmetinin verilmesinde davacı annenin sosyal ve kültürel düzeyine uygun olarak aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirdiğini kanıtlayamadığı, sigortalının başkaca kusurunun aranmadığı, sadece bilgilendirme yükümülülüğünü yerine getirmemesinin, davacıların tazminat talebinde bulunmaları için yeterli olduğu, her ne kadar bilirkişi raporunda davacı ...'ye «down sendromu» tarama testi yapıldığı, tarama testi sonuçlarının risksiz bölgede çıktığı, bu nedenle doktorun aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmemiş olmasının eksiklik olmadığı belirtilmiş ise de, Dairemizin 2018/1849 E., 2019/7606 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere, üçlü tarama testi sonucunda oranın çok düşük çıkmış olması (risksiz bölgede) halinde dahi bebeğin down sendromlu olma ihtimali bulunmakta olup, bebeğin down sendromlu olmadığının tespiti için kesin tanı yöntemlerine başvurulmasının gerektiği, ancak bu yöntemlerin de düşük gibi riskleri beraberinde getirdiği, bu durumda hekimin üçlü tarama testi sonucunda elde edilen düşük risk oranına rağmen, bebeğin down sendromlu olabileceğini kesin tanı için başvurulabilecek yöntemleri, bu yöntemlerin risklerini anne ve babaya açıklayarak onları aydınlatması gerektiği, aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirildiğinin ispat yükü kendisinde olan davalı sigortacının, bu yükümlülüğü yerine getiremediği, bu nedenle davacıların «maddi tazminat» isteminin poliçe limiti kapsamında kabulünün gerektiği, davacı ...'nin down sendromlu olarak dünyaya geldiği ve %90 malul olduğunun belirlendiği, yaşı ve maluliyet durumuna göre hayat boyu bakıcıya ihtiyaç duyacağı, dolayısıyla davacılar anne ve babanın da çocukla birlikte ömür boyu bu sendromun getirdiği zorlukları birlikte yaşayacakları, bu nedenle davacıların manevi tazminat istemlerinin de kabulünün gerektiği gerekçesiyle, davanın kabulü ile 759.000,00 TL işgöremezlik tazminatı ile 1.000,00 TL bakıcı gideri olmak üzere toplam 760.000,00 TL maddi tazminat ile davacı ... için 10.000,00 TL, davacı ... için 10.000,00 TL ve davacı ... için 20.000,00 TL olmak üzere toplam 40.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek «yasal faizi» ile birlikte davalıdan tahsili ile davacılara ödenmesine karar verilmiştir.
… avacının gebelik takibinde sigortalı hekim tarafından takip edildiği döneme ilişkin tüm test ve tetkikler eksiksiz yaptırıldığını, kaldı ki mevcut tıbbi yöntemlerle «down sendromu» gibi anomalilerin %100 tespiti mümkün olmadığı gibi, eğer test ve tetkiklerde düşük risk çıktı ise bu durumda da hekime «kusur» atfedilmesinin mümkün olmadığını, zira testlerin tespit oranları değişkenlik gösterdiği gibi her doğum öncesi anomalinin doğumu sonlandırma endikasyonu da bulunduğunu, hastanın ikili tarama testi yahut üçlü tarama testi gibi yöntemlerle yüksek risk grubunda bulunmadığı durumlarda, amniyosentez, kordosentez ve CVS gibi invazif işlemlerin yapılmasının tıbbi açıdan mümkün olmadığını, bahsi geçen invazif tanı yöntemleri yüksek oranda risk içerdiğinden, bu tür invazif girişimlerin yapılabilmesi için hastanın endikasyonlarının bu testlerin yapılmasına uygun olmasının, diğer bir deyişle yüksek risk grubunda yer almasının gerektiğini, sigortalı hekimden şifahen alınan bilgilere göre; davacının gebelik takipleri için muayeneye toplamda yalnız 3 kez geldiğini, kontrol ve düzenli takiplerine gelmemekle kusurlu olduğunu, davacının yapılan tarama testlerinin risksiz bölgede çıktığını, davacının, farklı tarihlerde radyoloji hekimi tarafından yapılan USG kontrollerinde fetal anomali düşündüren herhangi bir bulgu izlenmediğini, davacının gebelik sırasında 23 yaşında olup, yaş riskinin de söz konusu olmadığını, dolayısıyla gerek yaş, gerekse de tarama testleri itibariyle down sendromu riski belirli bir düzeyin altında olan davacıya, amniyosentez veya kordosentez yapılmasının tıbben uygun olmadığını, sigortalı hekimin, hastanın mevcut durumuna en uygun test ve tetkikleri istediğini ve bunların sonuçlarına göre hareket ettiğini, dava konusu olayda müvekkilinin sigortalısı hekimin kusurlu olduğu iddialarının kabulünün mümkün olmadığını, her ne kadar davacı yan tarafından davacı küçüğün down sendromlu doğduğundan söz edilmişse de, kimi kromozomal bozukluklar doğrudan rahim tahliyesi «sebebi» teşkil etmediği gibi bazı durumlarda ise iddia edilen fiziksel ve bilişsel arazlara doğum sırasında bebeğin oksijensiz kalması, fetal stres gibi hususların da neden olabileceğini, davacının tazminat taleplerinin dayanağı bulunmadığı gibi fahiş olduğunu, olayda hekimin kusuru bulunmadığı gibi zarar ve tedavi arasında «illiyet bağı» da bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde; sigortalı hekimin «kusuru» bulunmadığını, tarama testleri risksiz olduğundan amniyosentez gibi riskli bir teste yönlendirmesinin beklenilemeyeceğini, alınan raporlarda hekimin kusuru bulunmadığı tespit edilmesine rağmen tam kusur üzerinden tazminat hesabının hatalı olduğunu, sigortalı hekimin kusuru olmadıkça müvekkilinin tazminat sorumluluğu olmayacağını, «bilgilendirme yükümlülüğünün» hastaya yapılacak müdahale ile sınırlı olduğunu, hastaya yapılacak yapılmayacak her müdahale hakkında bilgilendirme yapılamayacağını, hastanın somut durumuna dair bilgilendirmenin zaten yapıldığını, hekimin yapabileceği işlemlerin sınırının o işlemin endikasyonu olması olduğunu, gereklilik olmadıkça hekimin müdahaleyi yapmamasından sorumlu tutulamayacağını, düşük «down sendromu» riski bulunan hastalarda amniyosentez endikasyonu bulunmadığını, zira düşük görülen down sendromu testlerinde bebeğin down sendromlu olma ihtimali 1/3000 iken; amniyosentezde düşük riskinin 30 kat daha fazla 1/100 olduğunu, somut olayda hekimin ilk tazminat talep tarihinde başka sigorta şirketi nezdinde poliçesi olup olmadığının araştırılması gerektiğini, amniyosentez onam formunun ancak perinatoloji uzmanı hekim tarafından alınabileceğini, yüksek riskli gebelik görülmediğinden perinatoloji muayenesine dahi sevk edilmeyen hastadan sigortalı hekim tarafından amniyosentez onam «formu» alınmasının beklenilemeyeceğini, düşük risk gurubundaki hastalara ancak testlerin «kesin» sonuç olmadığı bilgisi verilebileceğini ki somut olayda da bunun yapıldığını, maluliyet raporunun taraflarına tebliğ edilmediğini, varsa maluliyete hekimin müdahalesinin neden olamayacağını zira down sendromunun genetik bir hastalık olduğunu, dolayısıyla maluliyetle hekim müdahalesi arasında «illiyet bağı» olmadığını, tam ve sağ doğmuş olan çocuğun vazgeçilemez ve devredilemez yaşam hakkı aleyhinde talepte bulunamayacağını, hükmedilen faizin «yasal faiz» olması gerektiğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2024/2932 E. 2025/1562 K.
Ortak:aydınlatma yükümlülüğü · hukuki yarar · avans faizi · dava şartı
İncelediğiniz karardaGerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile «ihbar olunan» sıfatıyla «kanun yoluna başvuru hakkı» bulunmadığından ihbar olunan ...'nın «istinaf başvurusunun usulden reddine» karar verildiği, davalı tarafından düzenlenmiş olan poliçe 17.08.2018/2019 dönemini kapsamakta olup genel şartlar gereği poliçe tarihinden önceki 10 yıllık dönemde meydana gelen «rizikoları» «teminat» altına aldığı, davalı tarafça rizikonun 30 günden fazla sigortasız kalınan dönemde meydana geldiğine dair bir delil de «ibraz» edilmediği, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 1478 inci maddesi uyarınca zarar görenin doğrudan sigortacıya başvuru hakkı bulunduğu, davalı vekilinin «husumete» yönelik ileri sürdüğü istinaf nedenlerinin yerinde olmadığı, davacı annenin gebelik döneminde 16. haftadan itibaren takibinin davalının sigortalısı olan hekim tarafından gerçekleştirildiği, hastane kayıtlarına göre davacı annenin 06.07.2017, 14.07.2017, 04.08.2017, 13.09.2017, 28.09.2017, 06.10.2017, 27.10.2017 tarihlerinde muayene edildiği, 31.10.2017 tarihinde ise sezeryan ile doğumun gerçekleştirildiği, takip sürecinde 14.07.2017 tarihinde AFP Mom testi yapıldığı, üçlü veya dörtlü test yapılmadığı, davacı çocuğa 09.02.2018 tarihli rapor ile «down sendromu» teşhisinin konulduğu, davalının sigortalısı tarafından davacıdan, AFP Mom testi dışında hastalığın teşhisine yönelik ileri düzeyde tetkikler istenilmediği gibi davacı annenin down sendromu konusunda bilgilendirildiğine dair yazılı bir belge (aydınlatma «formu») de düzenlenmediği, bu durumda uygulanan ve diğer tanı, tedavi seçenekleri ve bu seçeneklerin getireceği fayda ve riskler ile hasta sağlığı üzerindeki muhtemel etkiler, komplikasyonlar ve reddetme durumda ortaya çıkabilecek muhtemel fayda ve riskler konusunda bilgilendirmenin, davalının sigortalısı olan ihbar olunan hekim tarafından davacı annenin sosyal ve kültürel düzeyine uygun olarak anlayabileceği şekilde yapıldığının, davacı anneyi bu şekilde «aydınlatma yükümlülüğü» bulunan hekimin, bu yükümlülüğünü mevzuata ve usule uygun şekilde yerine getirdiğinin geçerli delillerle ispatlanamadığı, davalının sigortalısı hekimin aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmediği, teşhis ve tedavi hizmetini üstlenen sigortalı hekim, davacı çocuğun down sendromlu olarak doğmasından dolayı değil, bu kapsamda aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmeyerek «vekalet sözleşmesinden» kaynaklanan özen borcuna aykırı davranışından dolayı sorumlu olduğu, davacı tarafça somut olayda davalının sigortalısı hekimin kusuruna dayanılmamış olup aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmemesi nedenine dayanıldığı, bu nedenle Mahkemece «kusur» incelemesi yaptırılmaması bir eksiklik olarak görülmemiş olup hekimin sigortacısı olan davalı ... şirketinin poliçe kapsamında meydana geldiği anlaşılan zarardan sorumlu tutulmasında uyuşmazlık «sigorta sözleşmesinden» kaynaklandığından «avans faizine» hükmedilmesinin de yerinde olduğu, davacılar vekili tarafından sunulan «istinafa cevap dilekçesinde» geçici ödeme talebinde bulunulmuş ise de, somut olayda durum ve koşulların «avans ödemesi» yapılmasını gerektirdiği hususunda bir kanaate ulaşılamadığından davacılar vekilinin avans ödemesi isteminin reddine karar verildiği gerekçesiyle davalı vekilinin …
Anılan hükümler hep birlikte değerlendirildiğinde, somut uyuşmazlıkta «down sendromlu» doğan davacı çocuk bakımından açılan davada, “doktor, «aydınlatma yükümlülüğünü» yerine getirseydi, belki benim yaşam hakkım elimden alınacaktı, oysa şimdi alınmadı" şeklinde yorumlanabilecek bir «sebebe» dayalı maddi ve manevi tazminat isteminde «hukuki yarar» bulunmamakta, istem özünde davacı çocuğun «kişilik haklarını ihlal» etmektedir.
… ğunu, anne Şengül'ün gebelik takibinin en az 11 farklı tarihte kadın doğum uzmanı Dr. ... tarafından yapıldığını, sigortalı doktorun gebelik takibinde davacı anneyi «down sendromunu» tespit eden testler ve doğruluk oranları konusunda aydınlatmayarak küçük ...'ın down sendromlu olarak doğmasına sebebiyet verdiğini, oysa down sendromunun gebelikte tespiti mümkün olan, tespiti halinde de gebeliğin sonlandırılmasına izin verilen bir özür olduğunu, Yargıtayın, bilgilendirme yapmayarak gebeliğin sonlandırılması imkanının elden alınması halinde doktorun kusurlu ve sorumlu olduğunu kabul ettiğini, müvekkillerinin bu hususta hiçbir şekilde bilgilendirilmediğini, «aydınlatılmış onamlarının» alınmadığını, bu nedenle gebelik takibinin hukuka aykırı olduğunu, down sendromunun, hayat boyu devam eden, kişiyi sürekli başkasının yardımına muhtaç bırakan bir işgöremezlik hali olup öncelikle müvekkili küçük ...'un bu işgöremezlik hali nedeniyle maddi zarara uğradığını ve dahi bizzat bu acıyı yaşam boyu çekecek olması nedeniyle de manevi zarara uğradığını, diğer davacıların da hayat boyu çocuğunu down sendromlu olarak görerek acı çekmeye devam edeceğini, davalı ... şirketinin, Dr. ...'nın 2018 başlangıç, 17.08.2019 bitiş tarihli «tıbbi kötü uygulamaya» ilişkin «zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesini» tanzim ederek tarifede belirlenen «teminat» limiti dahilinde maddi, manevi zarardan doğan sorumluluğu üstlendiğini, davalı ... şirketinin sorumluluğunun geriye dönük 10 yıllık süreyi de kapsadığını, «zamanaşımı» süresinin ise 10 yıl olduğunu iddia ederek müvekkili ... için 15.000,00 TL işgöremezlik (bakıcı ücreti «dahil» «maddi) tazminat», 20.000,00 TL manevi tazminat, müvekkili anne ... için 10.000,00 TL manevi tazminat, müvekkili baba ... için 10.000,00 TL manevi tazminat olmak üzere toplam 55.000,00 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek «avans faizi» ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Benzer bu karardaAnılan hükümler hep birlikte değerlendirildiğinde, somut uyuşmazlıkta «down sendromlu» doğan davacı çocuk bakımından açılan davada, “Hekim, zamanında «aydınlatma yükümlülüğünü» yerine getirmiş olsaydı ölümcül şekilde rahimden tahliye edilecektim, sağ olarak dünyaya gelmemle, hekimin ihmali arasında «illiyet bağı» bulunuyor" şeklinde tevil edilebilecek bir dava ile geriye dönük ötenazi isteminden kaynaklanan tazminat talebinde «hukuki yarar» bulunmamakta, istem özünde davacı çocuğun «kişilik haklarını ihlal» etmektedir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalının sigortalısı hekim tarafından, davacı hastanın «down sendromu» konusunda bilgilendirildiğine dair yazılı bir belge düzenlenmediği, «aydınlatma yükümlülüğü» bulunan hekimin, bu yükümlülüğünü mevzuata ve usule uygun şekilde yerine getirdiğinin geçerli delillerle ispatlanamadığı, davacı küçük ...'ın %100 oranında meslekte kazanma gücü «kaybına» sebep olduğu, Özel ....
… 0,00 TL ile sınırlı olmak üzere poliçe kapsamına alındığı gerekçesiyle davanın kabulüne, davacı küçük ... için açılan davanın kabulü ile 720.000,00 TL iş göremezlik «maddi tazminatının» dava tarihi olan 27.04.2021 tarihinden itibaren işleyecek «avans faizi» ile birlikte davalı ... şirketinden alınarak davacıya ödenmesine, manevi tazminat talebi yönünden davacı küçük ... için 40.000,00 TL, anne ... için 20.000,00 TL, b …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:down sendromu · tıbbi kötü uygulama · kişilik haklarının ihlali · zorunlu mali sorumluluk sigortası · mali sorumluluk sigortası · kişilik hakları · sorumluluk sigortası · illiyet bağı
Benzer bu karardaDava ve Hukuki Nitelendirme Dava, «tıbbi kötü uygulamaya» ilişkin «zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesine» dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
Anılan hükümler hep birlikte değerlendirildiğinde, somut uyuşmazlıkta «down sendromlu» doğan davacı çocuk bakımından açılan davada, “Hekim, zamanında «aydınlatma yükümlülüğünü» yerine getirmiş olsaydı ölümcül şekilde rahimden tahliye edilecektim, sağ olarak dünyaya gelmemle, hekimin ihmali arasında «illiyet bağı» bulunuyor" şeklinde tevil edilebilecek bir dava ile geriye dönük ötenazi isteminden kaynaklanan tazminat talebinde «hukuki yarar» bulunmamakta, istem özünde davacı çocuğun «kişilik haklarını ihlal» etmektedir.
Maddi ya da manevi, neticede parasal bir değere tekabül eden bir menfaat, «kişilik haklarını ihlal» eder şekilde talep ve dava konusu edilemez.
… Sigorta poliçesinin 01.09.2020-01.09.2021 tarihlerinde geçerli olmak üzere davalı ... tarafından düzenlendiğini, sigortalı doktorun gebelik takibinde davacı anneyi «down sendromunu» tespit eden testler, doğruluk oranları, alternatif tespit seçenekleri ve bunların reddedilmesi halinde ortaya çıkacak riskler konusunda usulünce aydınlatmayarak küçük ...'ın down sendromlu olarak doğmasına sebebiyet verdiğini belirterek fazlaya dair talep ve dava hakkı mahfuz kalmak kaydıyla: müvekkili küçük ... için: 430.000,00 TL işgöremezlik (bakıcı ücreti «dahil» «maddi) tazminatı», 40.000,00 TL manevi tazminat, müvekkili ... (anne) için 20.000,00 TL manevi tazminat, müvekkili ... (baba) için 20.000,00 TL manevi tazminat olmak üzere toplam 51 …
-
Tazminat | Maddi manevi tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/5439 E. 2024/1756 K.
Ortak:aydınlatma yükümlülüğü · ispat yükü · avans faizi · zamanaşımı 10 yıllık
İncelediğiniz kararda… belik takibinin yapıldığı, gebelikte tam sonuç vermeyen ve veren testlerle ilgili hastanın tam ve doğru olarak bilgilendiğine dair davalı tarafça herhangi bir delil «ibraz» edilemediği, bu haliyle davacı anne ve babanın gebeliği sona erdirme haklarının ellerinden alınmış sayılacağı ve doğumdan sonra tespit edilen «down sendromu» ile ilgili olabilecek maddi ve manevi kayıplardan doktorun sigortacısı olan davalı şirketin sorumluluğunun doğacağı, burada gerçek anlamda meslek ve sanatta acemilik ve kurallara uymamak sebebiyle oluşan «kusur» durumundan çok «aydınlatma yükümlülüğünün» yerine getirilmemesi sebebiyle sorumluluk hususunun değerlendirilmesi gerektiği, zira davacılar tarafından sigortalı doktorun aydınlatma yükümlülüğü dışında herhangi bir hekim hatasına dayanılmayarak aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmemesi sebebiyle sorumlu olduğunun iddia edildiği, bu durumda «ispat yükü» davalı tarafta olup davalı tarafın bu konuda aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirdiğine dair somut ve inandırıcı delil sunmadığı, oluşan maddi ve manevi zararlardan davalının sorumlu olacağı, bilirkişilerden alınan raporların denetime ve hükme elverişli oldukları, davacıların «poliçe limitinin» üzerinde hesaplanan tazminat talepleriyle ilgili poliçe «teminat kapsamıyla» sınırlı olarak tazminine karar verilmesi yönünden verdikleri talep artırım dilekçesi de yerinde görülerek davacı küçük için 760.000,00 TL iş göremezlik ve bakıcı ücretine ilişkin «maddi tazminat» taleplerinin kabulüne, davacı ...'ın down sendromlu olarak doğduğu ve maluliyetinin %100 olduğu, davacının yaşı ve «maluliyet oranı» göz önüne alındığında bakıcı ihtiyacı bulunduğu ve bu duruma bağlı olarak diğer davacılar anne ve babanın, özürlü çocukları ile bir ömür boyu birlikte zorluklara katlanmak zorunda kalacakları, manevi yönden sürekliliği bulunan ağır bir travmaya maruz kaldıkları, davalının ise dava dışı sigortalının mesleğiyle ilgili oluşan maddi ve manevi zararların «sorumluluğunu sigorta poliçesindeki» şartlar dahilinde teminatla sınırlı olarak yüklendiği, davacılar için hak ve nesafet kuralları çerçevesinde paranın alım gücü de nazara alınarak manevi tazminat yö …
Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile «ihbar olunan» sıfatıyla «kanun yoluna başvuru hakkı» bulunmadığından ihbar olunan ...'nın «istinaf başvurusunun usulden reddine» karar verildiği, davalı tarafından düzenlenmiş olan poliçe 17.08.2018/2019 dönemini kapsamakta olup genel şartlar gereği poliçe tarihinden önceki 10 yıllık dönemde meydana gelen «rizikoları» «teminat» altına aldığı, davalı tarafça rizikonun 30 günden fazla sigortasız kalınan dönemde meydana geldiğine dair bir delil de «ibraz» edilmediği, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 1478 inci maddesi uyarınca zarar görenin doğrudan sigortacıya başvuru hakkı bulunduğu, davalı vekilinin «husumete» yönelik ileri sürdüğü istinaf nedenlerinin yerinde olmadığı, davacı annenin gebelik döneminde 16. haftadan itibaren takibinin davalının sigortalısı olan hekim tarafından gerçekleştirildiği, hastane kayıtlarına göre davacı annenin 06.07.2017, 14.07.2017, 04.08.2017, 13.09.2017, 28.09.2017, 06.10.2017, 27.10.2017 tarihlerinde muayene edildiği, 31.10.2017 tarihinde ise sezeryan ile doğumun gerçekleştirildiği, takip sürecinde 14.07.2017 tarihinde AFP Mom testi yapıldığı, üçlü veya dörtlü test yapılmadığı, davacı çocuğa 09.02.2018 tarihli rapor ile «down sendromu» teşhisinin konulduğu, davalının sigortalısı tarafından davacıdan, AFP Mom testi dışında hastalığın teşhisine yönelik ileri düzeyde tetkikler istenilmediği gibi davacı annenin down sendromu konusunda bilgilendirildiğine dair yazılı bir belge (aydınlatma «formu») de düzenlenmediği, bu durumda uygulanan ve diğer tanı, tedavi seçenekleri ve bu seçeneklerin getireceği fayda ve riskler ile hasta sağlığı üzerindeki muhtemel etkiler, komplikasyonlar ve reddetme durumda ortaya çıkabilecek muhtemel fayda ve riskler konusunda bilgilendirmenin, davalının sigortalısı olan ihbar olunan hekim tarafından davacı annenin sosyal ve kültürel düzeyine uygun olarak anlayabileceği şekilde yapıldığının, davacı anneyi bu şekilde «aydınlatma yükümlülüğü» bulunan hekimin, bu yükümlülüğünü mevzuata ve usule uygun şekilde yerine getirdiğinin geçerli delillerle ispatlanamadığı, davalının sigortalısı hekimin aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmediği, teşhis ve tedavi hizmetini üstlenen sigortalı hekim, davacı çocuğun down sendromlu olarak doğmasından dolayı değil, bu kapsamda aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmeyerek «vekalet sözleşmesinden» kaynaklanan özen borcuna aykırı davranışından dolayı sorumlu olduğu, davacı tarafça somut olayda davalının sigortalısı hekimin kusuruna dayanılmamış olup aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmemesi nedenine dayanıldığı, bu nedenle Mahkemece «kusur» incelemesi yaptırılmaması bir eksiklik olarak görülmemiş olup hekimin sigortacısı olan davalı ... şirketinin poliçe kapsamında meydana geldiği anlaşılan zarardan sorumlu tutulmasında uyuşmazlık «sigorta sözleşmesinden» kaynaklandığından «avans faizine» hükmedilmesinin de yerinde olduğu, davacılar vekili tarafından sunulan «istinafa cevap dilekçesinde» geçici ödeme talebinde bulunulmuş ise de, somut olayda durum ve koşulların «avans ödemesi» yapılmasını gerektirdiği hususunda bir kanaate ulaşılamadığından davacılar vekilinin avans ödemesi isteminin reddine karar verildiği gerekçesiyle davalı vekilinin …
… ğunu, anne Şengül'ün gebelik takibinin en az 11 farklı tarihte kadın doğum uzmanı Dr. ... tarafından yapıldığını, sigortalı doktorun gebelik takibinde davacı anneyi «down sendromunu» tespit eden testler ve doğruluk oranları konusunda aydınlatmayarak küçük ...'ın down sendromlu olarak doğmasına sebebiyet verdiğini, oysa down sendromunun gebelikte tespiti mümkün olan, tespiti halinde de gebeliğin sonlandırılmasına izin verilen bir özür olduğunu, Yargıtayın, bilgilendirme yapmayarak gebeliğin sonlandırılması imkanının elden alınması halinde doktorun kusurlu ve sorumlu olduğunu kabul ettiğini, müvekkillerinin bu hususta hiçbir şekilde bilgilendirilmediğini, «aydınlatılmış onamlarının» alınmadığını, bu nedenle gebelik takibinin hukuka aykırı olduğunu, down sendromunun, hayat boyu devam eden, kişiyi sürekli başkasının yardımına muhtaç bırakan bir işgöremezlik hali olup öncelikle müvekkili küçük ...'un bu işgöremezlik hali nedeniyle maddi zarara uğradığını ve dahi bizzat bu acıyı yaşam boyu çekecek olması nedeniyle de manevi zarara uğradığını, diğer davacıların da hayat boyu çocuğunu down sendromlu olarak görerek acı çekmeye devam edeceğini, davalı ... şirketinin, Dr. ...'nın 2018 başlangıç, 17.08.2019 bitiş tarihli «tıbbi kötü uygulamaya» ilişkin «zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesini» tanzim ederek tarifede belirlenen «teminat» limiti dahilinde maddi, manevi zarardan doğan sorumluluğu üstlendiğini, davalı ... şirketinin sorumluluğunun geriye dönük 10 yıllık süreyi de kapsadığını, «zamanaşımı» süresinin ise 10 yıl olduğunu iddia ederek müvekkili ... için 15.000,00 TL işgöremezlik (bakıcı ücreti «dahil» «maddi) tazminat», 20.000,00 TL manevi tazminat, müvekkili anne ... için 10.000,00 TL manevi tazminat, müvekkili baba ... için 10.000,00 TL manevi tazminat olmak üzere toplam 55.000,00 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek «avans faizi» ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Benzer bu kararda… sinde; müvekkili ...'nün 40 yaşında müşterek çocuk ...'ya gebe kalarak gebelik takibini Konya Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde düzenli olarak yaptırdığını, ...'nın «down sendromlu» olarak dünyaya geldiğini, kontrolleri yapan Dr. ...'ın davalı ... şirketince sigortalandığını, müvekkili ...' in davalının sigortalısı doktor tarafından gebeliği boyunca defalarca muayene edilmiş olmasına rağmen ...'nın down sendromlu olup olmadığının tespit edilmesi ve tespiti halinde istenmeyen gebeliği sonlandırabilmesi mümkünken bu imkandan yararlanamadığını, doktor tarafından «aydınlatma yükümlülüğünü» yerine getirmediğini, doktorun kusurlu olduğunu, davacı ...'nın down sendromlu olması nedeniyle maddi ve manevi olarak zorlukla mücadele etmek zorunda kalacağını ileri sürerek şimdilik ... için 10.000,00 TL «maddi tazminat», 50.000,00 TL manevi tazminat, anne ... için 50.000,00 TL manevi tazminat, baba ... için 50.000,00 TL manevi tazminat olmak üzere toplam 160.000,00 TL «tazminatın dava» tarihinden itibaren işleyecek «avans faizi» ile birlikte davalıdan alınarak müvekkillerine verilmesini talep etmiştir.
… amanın yazılı onam olmadığını ve ispat kabiliyetinde olmadığını, belgenin müvekkillerine verilmediğini, her zaman düzenlenebilecek nitelikte olduğunu, müvekkili ... «down sendromu» riskinin belirlenmesinde «kesin» tanının "amniyosentez" ile konulabileceğinin söylenmediği ve hiçbir şekilde önerilmediğini, müvekkilinin ilkokul mezunu olduğunu 19.11.2012 tarihli belgenin altındaki açıklamayı anlayabilecek eğitim seviyesinde olmadığını, davalının sorumluluğu için sundukları uzman görüşünde de belirtildiği gibi hekimin kusurunun şart olmadığını, taraflar arasında vekillik ilişkisi kurulduğunun sabit olduğunu, bu kapsamda geçerli bilgilendirme yapıldığının «ispat yükünün» davalıda olduğunu, Yargıtay'ın bu konuda çok sayıda emsal ilamı olduğunu, müvekkiline Dr. ... tarafından amniyosentez önerildiğinin ispat edilemediğini belirterek …
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:down sendromu · re'sen gözetilme · tazminat davası · denetime elverişlilik · kamu düzeni · maddi ve manevi tazminat · kötüniyet · maddi tazminat
Benzer bu kararda… sinde; müvekkili ...'nün 40 yaşında müşterek çocuk ...'ya gebe kalarak gebelik takibini Konya Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde düzenli olarak yaptırdığını, ...'nın «down sendromlu» olarak dünyaya geldiğini, kontrolleri yapan Dr. ...'ın davalı ... şirketince sigortalandığını, müvekkili ...' in davalının sigortalısı doktor tarafından gebeliği boyunca defalarca muayene edilmiş olmasına rağmen ...'nın down sendromlu olup olmadığının tespit edilmesi ve tespiti halinde istenmeyen gebeliği sonlandırabilmesi mümkünken bu imkandan yararlanamadığını, doktor tarafından «aydınlatma yükümlülüğünü» yerine getirmediğini, doktorun kusurlu olduğunu, davacı ...'nın down sendromlu olması nedeniyle maddi ve manevi olarak zorlukla mücadele etmek zorunda kalacağını ileri sürerek şimdilik ... için 10.000,00 TL «maddi tazminat», 50.000,00 TL manevi tazminat, anne ... için 50.000,00 TL manevi tazminat, baba ... için 50.000,00 TL manevi tazminat olmak üzere toplam 160.000,00 TL «tazminatın dava» tarihinden itibaren işleyecek «avans faizi» ile birlikte davalıdan alınarak müvekkillerine verilmesini talep etmiştir.
… RI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dosya kapsamında aldırılan bilirkişi raporuna göre, hastaya üçlü tarama testi sonucunun ve «down sendromu» için yüksek riskli olduğunun anlatıldığı, hekimin hastayı bilgilendirdiği ve amniyosentez, kordosentez gibi tanı testlerinin yapılmasının gerektiği bilgisinin hastaya iletildiği, bu konuda gerekli konsültasyonları istediği poliklinik epikriz notlarında yer aldığını, prenatal tanının yapılması için hastaya gerekli tüm bilgilendirme ve yönlendirmelerin uygun olarak yapıldığı, hastanın tanı testini yaptırmadığı, müdahalede bulunan doktorların uygulamasının doğru olup yapılması gerekenlerin doktorlar tarafından yapıldığı, söz konusu doktorların ihmal, «kötüniyet» ve eksik tıbbi uygulamasının bulunmadığının rapor edildiği, söz konusu raporun usul ve yasaya uygun olarak hazırlandığı ve «denetime elverişli» olduğu, tüm hususlar birlikte değerlendirildiğinde sigortalı doktorların kusurunun olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; sigortalı hekimin kamu «görevlisi» olduğunu, kamu görevlisinin görevini ifası sırasındaki eylemlerine ilişkin «tazminat davalarının» ancak bağlı olduğu kamu kurumuna karşı açabileceğini, müvekkiline davanın yöneltilemeyeceğini, davanın «zamanaşımı» süreleri tüketildikten sonra açıldığını, davacının gebelik takibinde sigortalı hekim tarafından takip edildiği döneme ilişkin tüm testlerin eksiksiz yapıldığını, söz konusu testler ile «down sendromu» vb. anomalilerin %100 tespitinin mümkün olmadığını, yapılan üçlü tarama testinde down sendromlu olma riskinin yüksek olduğunun tespit edildiğini, konu ile ilgili h …
… ahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön olmadığı, re'«sen gözetilmesi» gereken «kamu düzenine» herhangi bir aykırılığın da bulunmadığı, kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşıldığı gerekçesiyle davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esa …
1 benzer karar daha
-
Engelli doğan çocuğun kendi adına tazminat isteminde hukuki yarar
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2023/4434 E. 2024/7416 K.
Ortak:aydınlatma yükümlülüğü · ispat yükü · hukuki yarar · dava şartı · zamanaşımı 10 yıllık
İncelediğiniz kararda… belik takibinin yapıldığı, gebelikte tam sonuç vermeyen ve veren testlerle ilgili hastanın tam ve doğru olarak bilgilendiğine dair davalı tarafça herhangi bir delil «ibraz» edilemediği, bu haliyle davacı anne ve babanın gebeliği sona erdirme haklarının ellerinden alınmış sayılacağı ve doğumdan sonra tespit edilen «down sendromu» ile ilgili olabilecek maddi ve manevi kayıplardan doktorun sigortacısı olan davalı şirketin sorumluluğunun doğacağı, burada gerçek anlamda meslek ve sanatta acemilik ve kurallara uymamak sebebiyle oluşan «kusur» durumundan çok «aydınlatma yükümlülüğünün» yerine getirilmemesi sebebiyle sorumluluk hususunun değerlendirilmesi gerektiği, zira davacılar tarafından sigortalı doktorun aydınlatma yükümlülüğü dışında herhangi bir hekim hatasına dayanılmayarak aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmemesi sebebiyle sorumlu olduğunun iddia edildiği, bu durumda «ispat yükü» davalı tarafta olup davalı tarafın bu konuda aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirdiğine dair somut ve inandırıcı delil sunmadığı, oluşan maddi ve manevi zararlardan davalının sorumlu olacağı, bilirkişilerden alınan raporların denetime ve hükme elverişli oldukları, davacıların «poliçe limitinin» üzerinde hesaplanan tazminat talepleriyle ilgili poliçe «teminat kapsamıyla» sınırlı olarak tazminine karar verilmesi yönünden verdikleri talep artırım dilekçesi de yerinde görülerek davacı küçük için 760.000,00 TL iş göremezlik ve bakıcı ücretine ilişkin «maddi tazminat» taleplerinin kabulüne, davacı ...'ın down sendromlu olarak doğduğu ve maluliyetinin %100 olduğu, davacının yaşı ve «maluliyet oranı» göz önüne alındığında bakıcı ihtiyacı bulunduğu ve bu duruma bağlı olarak diğer davacılar anne ve babanın, özürlü çocukları ile bir ömür boyu birlikte zorluklara katlanmak zorunda kalacakları, manevi yönden sürekliliği bulunan ağır bir travmaya maruz kaldıkları, davalının ise dava dışı sigortalının mesleğiyle ilgili oluşan maddi ve manevi zararların «sorumluluğunu sigorta poliçesindeki» şartlar dahilinde teminatla sınırlı olarak yüklendiği, davacılar için hak ve nesafet kuralları çerçevesinde paranın alım gücü de nazara alınarak manevi tazminat yö …
Anılan hükümler hep birlikte değerlendirildiğinde, somut uyuşmazlıkta «down sendromlu» doğan davacı çocuk bakımından açılan davada, “doktor, «aydınlatma yükümlülüğünü» yerine getirseydi, belki benim yaşam hakkım elimden alınacaktı, oysa şimdi alınmadı" şeklinde yorumlanabilecek bir «sebebe» dayalı maddi ve manevi tazminat isteminde «hukuki yarar» bulunmamakta, istem özünde davacı çocuğun «kişilik haklarını ihlal» etmektedir.
Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile «ihbar olunan» sıfatıyla «kanun yoluna başvuru hakkı» bulunmadığından ihbar olunan ...'nın «istinaf başvurusunun usulden reddine» karar verildiği, davalı tarafından düzenlenmiş olan poliçe 17.08.2018/2019 dönemini kapsamakta olup genel şartlar gereği poliçe tarihinden önceki 10 yıllık dönemde meydana gelen «rizikoları» «teminat» altına aldığı, davalı tarafça rizikonun 30 günden fazla sigortasız kalınan dönemde meydana geldiğine dair bir delil de «ibraz» edilmediği, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 1478 inci maddesi uyarınca zarar görenin doğrudan sigortacıya başvuru hakkı bulunduğu, davalı vekilinin «husumete» yönelik ileri sürdüğü istinaf nedenlerinin yerinde olmadığı, davacı annenin gebelik döneminde 16. haftadan itibaren takibinin davalının sigortalısı olan hekim tarafından gerçekleştirildiği, hastane kayıtlarına göre davacı annenin 06.07.2017, 14.07.2017, 04.08.2017, 13.09.2017, 28.09.2017, 06.10.2017, 27.10.2017 tarihlerinde muayene edildiği, 31.10.2017 tarihinde ise sezeryan ile doğumun gerçekleştirildiği, takip sürecinde 14.07.2017 tarihinde AFP Mom testi yapıldığı, üçlü veya dörtlü test yapılmadığı, davacı çocuğa 09.02.2018 tarihli rapor ile «down sendromu» teşhisinin konulduğu, davalının sigortalısı tarafından davacıdan, AFP Mom testi dışında hastalığın teşhisine yönelik ileri düzeyde tetkikler istenilmediği gibi davacı annenin down sendromu konusunda bilgilendirildiğine dair yazılı bir belge (aydınlatma «formu») de düzenlenmediği, bu durumda uygulanan ve diğer tanı, tedavi seçenekleri ve bu seçeneklerin getireceği fayda ve riskler ile hasta sağlığı üzerindeki muhtemel etkiler, komplikasyonlar ve reddetme durumda ortaya çıkabilecek muhtemel fayda ve riskler konusunda bilgilendirmenin, davalının sigortalısı olan ihbar olunan hekim tarafından davacı annenin sosyal ve kültürel düzeyine uygun olarak anlayabileceği şekilde yapıldığının, davacı anneyi bu şekilde «aydınlatma yükümlülüğü» bulunan hekimin, bu yükümlülüğünü mevzuata ve usule uygun şekilde yerine getirdiğinin geçerli delillerle ispatlanamadığı, davalının sigortalısı hekimin aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmediği, teşhis ve tedavi hizmetini üstlenen sigortalı hekim, davacı çocuğun down sendromlu olarak doğmasından dolayı değil, bu kapsamda aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmeyerek «vekalet sözleşmesinden» kaynaklanan özen borcuna aykırı davranışından dolayı sorumlu olduğu, davacı tarafça somut olayda davalının sigortalısı hekimin kusuruna dayanılmamış olup aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmemesi nedenine dayanıldığı, bu nedenle Mahkemece «kusur» incelemesi yaptırılmaması bir eksiklik olarak görülmemiş olup hekimin sigortacısı olan davalı ... şirketinin poliçe kapsamında meydana geldiği anlaşılan zarardan sorumlu tutulmasında uyuşmazlık «sigorta sözleşmesinden» kaynaklandığından «avans faizine» hükmedilmesinin de yerinde olduğu, davacılar vekili tarafından sunulan «istinafa cevap dilekçesinde» geçici ödeme talebinde bulunulmuş ise de, somut olayda durum ve koşulların «avans ödemesi» yapılmasını gerektirdiği hususunda bir kanaate ulaşılamadığından davacılar vekilinin avans ödemesi isteminin reddine karar verildiği gerekçesiyle davalı vekilinin …
Benzer bu kararda… enmiş ise de hastayı takip eden doktorun kişiye sözel ya da yazılı olarak invaziv yöntem önerdiğine ilişkin dosyaya somut delil sunulamadığının anlaşıldığı, bebeğin «down sendromlu» olup olmadığının tespiti için «kesin» tanı yöntemlerine başvurulması gerekmekte, ancak bu yöntemlerin de düşük gibi riskleri beraberinde getirmekte olduğunu, bu durumda hekimin, test sonucunda elde edilen verileri, kesin tanı için başvurulabilecek yöntemleri, bu yöntemlerin risklerini mevzuat hükümleri gereğince ve usulünce anneye açıklaması ve onu aydınlatması gerektiği, «aydınlatma yükümlülüğünün» yerine getirildiğinin «ispat yükünün» ise hekimde olduğu, sunulan deliller kapsamında sigortalı dava dışı hekimin aydınlatma yükümlülüğünü gereği gibi yerine getirdiğinin ispatlanamadığı, bilirkişi raporunda yapılan hesaplama sonucunda davacı küçüğün sürekli iş göremezlik yönünden 3.698.961,31 TL ve bakıcı gideri yönünden 4.426.941,90 TL tazminat bakıcı gideri talep edebileceği, «sigortanın teminat» limitinin 800.000,00 TL olduğu, buna göre «maddi tazminat» talebi yönünden davanın «ıslah» edilmiş haliyle tam kabulünün gerektiği, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, olayın niteliği, iş göremezlik oranı, davacılarda oluşturduğu elem ve üzüntüye göre davacıların talep ettikleri manevi tazminat tutarlarının makul olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile davacı ... için 760.000,00 TL maddi ve 20.000,00 TL manevi tazminat ile davacı anne ... için 10.000,00 TL ve baba ... için 10.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek «avans faizi» ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş, hüküm davalı vekilince istinaf edilmiştir.
Anılan hükümler hep birlikte değerlendirildiğinde, somut uyuşmazlıkta «down sendromlu» doğan davacı çocuk bakımından açılan davada, “Hekim, zamanında «aydınlatma yükümlülüğünü» yerine getirmiş olsaydı ölümcül şekilde rahimden tahliye edilecektim, sağ olarak dünyaya gelmemle, hekimin ihmali arasında «illiyet bağı» bulunuyor" şeklinde tevil edilebilecek bir dava ile geriye dönük ötenazi isteminden kaynaklanan maddi ve manevi tazminat talebinde «hukuki yarar» bulunmamakta, istem özünde davacı çocuğun «kişilik haklarını ihlal» etmektedir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:illiyet bağı · zorunlu mali sorumluluk sigortası
Benzer bu kararda… ekkili ...'in gebelik takibinin en az 6 farklı tarihte Bafra Devlet Hastanesi'nde kadın doğum uzmanı olan Dr. ... tarafından yapıldığını, davalı ...'nın, Dr. ...'in «tıbbi kötü uygulamaya» ilişkin «zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesini» tanzim ederek tarifede belirlenen toplam 800.000,00 TL'lik «teminat» limiti dahilinde maddi, manevi zarardan doğan sorumluluğu üstlendiğini, davalı sorumluluğunun, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 1485 inci maddesinin birinci hükmü nedeniyle geriye dönük 10 yıllık süreyi de kapsadığını, «zamanaşımı» süresinin ise 10 yıl olduğunu, müvekkili ...'in hamileliği boyunca davalının sigortalısı doktor tarafından takip edildiğini ne var ki anılan doktorun genel olarak tıbbi kötü uygulaması sonucu, «down sendromunun» hamilelikte teşhis edilemediğini ve küçük ...'in down sendromlu olarak doğduğunu, sigortalı doktorun müvekkili ...'i gebelikte olabilecek hastalıklar, yaptığı (yapacağı) tarama testleri, down sendromunun ne olduğu, down sendromu ve benzeri hastalıkların teşhis ve tespitiyle ilgili seçenekler konusunda bilgilendirmediğini, aydınlatılmış rızasını almadığını, ileri testleri önermediğini, CVS/amniyosentez yapmadığı gibi bilgilendirme de yapmayarak, down sendromunu gebelikte saptayamayarak sakat bir çocuğun doğumuna neden olduğunu, «vekalet sözleşmesi» kapsamında doktorun, hastanın «müterafik kusuru» bulunmadıkça en hafif kusurundan dolayı bile «gerçekleşen zararın» tamamından sorumlu olacağını, down sendromunun hayat boyu devam eden bir iş göremezlik hali olup müvekkili ...'in bu işgöremezlik hali nedeniyle maddi zarara uğradığını ve dahi bizzat bu acıyı yaşam boyu çekecek olması nedeniyle de manevi zarara uğradığını ileri sürerek müvekkili ... için 15.000,00 TL işgöremezlik (bakıcı ücreti «dahil») «maddi tazminat» ile 20.000,00 TL manevi tazminat, anne ... için 10.000,00 TL manevi tazminat, baba ... için 10.000,00 TL manevi tazminat olmak üzere toplam 55.000,00 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek «avans faizi» ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi talep etmiştir.
Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, «tıbbi kötü uygulamaya» ilişkin «zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesine» dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
Anılan hükümler hep birlikte değerlendirildiğinde, somut uyuşmazlıkta «down sendromlu» doğan davacı çocuk bakımından açılan davada, “Hekim, zamanında «aydınlatma yükümlülüğünü» yerine getirmiş olsaydı ölümcül şekilde rahimden tahliye edilecektim, sağ olarak dünyaya gelmemle, hekimin ihmali arasında «illiyet bağı» bulunuyor" şeklinde tevil edilebilecek bir dava ile geriye dönük ötenazi isteminden kaynaklanan maddi ve manevi tazminat talebinde «hukuki yarar» bulunmamakta, istem özünde davacı çocuğun «kişilik haklarını ihlal» etmektedir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2023/1669 E. , 2024/4009 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi
SAYISI 2022/850 Esas, 2022/1786 Karar
HÜKÜM
Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ İstanbul Anadolu 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI 2019/177 E., 2021/1013 K.
Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, duruşma istemli olarak davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, davalı vekilinin temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 14.05.2024 günü hazır bulunan davacılar vekili Avukat ... ile davalı vekili Avukat.... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü.
I. DAVA
1.Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkillerinden küçük ...'un diğer müvekkillerinin müşterek çocuğu olduğunu, anne Şengül'ün gebelik takibinin en az 11 farklı tarihte kadın doğum uzmanı Dr. ... tarafından yapıldığını, sigortalı doktorun gebelik takibinde davacı anneyi down sendromunu tespit eden testler ve doğruluk oranları konusunda aydınlatmayarak küçük ...'ın down sendromlu olarak doğmasına sebebiyet verdiğini, oysa down sendromunun gebelikte tespiti mümkün olan, tespiti halinde de gebeliğin sonlandırılmasına izin verilen bir özür olduğunu, Yargıtayın, bilgilendirme yapmayarak gebeliğin sonlandırılması imkanının elden alınması halinde doktorun kusurlu ve sorumlu olduğunu kabul ettiğini, müvekkillerinin bu hususta hiçbir şekilde bilgilendirilmediğini, aydınlatılmış onamlarının alınmadığını, bu nedenle gebelik takibinin hukuka aykırı olduğunu, down sendromunun, hayat boyu devam eden, kişiyi sürekli başkasının yardımına muhtaç bırakan bir işgöremezlik hali olup öncelikle müvekkili küçük ...'un bu işgöremezlik hali nedeniyle maddi zarara uğradığını ve dahi bizzat bu acıyı yaşam boyu çekecek olması nedeniyle de manevi zarara uğradığını, diğer davacıların da hayat boyu çocuğunu down sendromlu olarak görerek acı çekmeye devam edeceğini, davalı ...
şirketinin, Dr. ...'nın 2018 başlangıç, 17.08.2019 bitiş tarihli tıbbi kötü uygulamaya ilişkin zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesini tanzim ederek tarifede belirlenen teminat limiti dahilinde maddi, manevi zarardan doğan sorumluluğu üstlendiğini, davalı ... şirketinin sorumluluğunun geriye dönük 10 yıllık süreyi de kapsadığını, zamanaşımı süresinin ise 10 yıl olduğunu iddia ederek müvekkili ... için 15.000,00 TL işgöremezlik (bakıcı ücreti dahil maddi) tazminat, 20.000,00 TL manevi tazminat, müvekkili anne ... için 10.000,00 TL manevi tazminat, müvekkili baba ... için 10.000,00 TL manevi tazminat olmak üzere toplam 55.000,00 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
2.Davacılar vekili 06.09.2021 tarihli dilekçesiyle maddi tazminat istemini artırarak 760.000,00 TL'ye çıkarmıştır.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; hekim ...'nın müvekkili tarafından 17.08.2018-2019 vadeli poliçe ile sigortalandığını, davacının gebelik takibinde sigortalı tarafından takip edildiği dönemdeki tüm test ve tetkiklerin eksiksiz yapıldığını, mevcut tıbbi yöntemlerle down sendromunun %100 tespitinin mümkün olmadığını, eğer test ve tetkiklerde düşük risk çıktı ise bu durumda da hekime kusur atfedilmesinin mümkün olmadığını, testlerin tespit oranları değişkenlik gösterdiği gibi her doğum öncesi anomalinin doğumu sonlandırma endikasyonu da bulunmadığını, hastanın ikili tarama testi gibi yöntemlerle yüksek risk grubunda bulunmadığı durumlarda, amniyosentez, kordosentez ve CVS gibi invazif işlemlerin yapılmasının tıbbi açıdan mümkün olmadığını, ayrıca davacı küçüğün doğum tarihi dikkate alındığında, davacının sigortalı hekime gebeliğin çok ileri döneminde geldiğini, bahsi geçen haftaların, down sendromunun teşhisi için kritik önem arzeden 2'li ve 3'lü tarama testlerinin yapılabildiği dönem içinde olmadığını, üstelik ileri gebelik haftasında gebeliğin tahliyesi imkanının da ortadan kalktığını, hastada amniyosentez veya kordosentez endikasyonu yok ise hekimin down sendromunu teşhis etmesinin tıbben mümkün olmadığını, hastanenin ve hekimin sorumluluğunun doğabilmesi için gerçekleştirilen teşhis ve tedavi yöntemlerinde tıbbi standartın uygulanmamış olması gerektiğini, tıbbi standardın uygulandığı yerde, hekimin müdahalesi tıp biliminin gereklerine de uygun ise hekimin kusur veya sorumluluğundan söz edilemeyeceğini, davacıların tazminat taleplerinin dayanaksız ve fahiş olduğunu, dava konusu olayda davalı hekimin herhangi bir kusuru bulunmadığı gibi iddia edilen zarar ve gerçekleştirilen tedavi arasında illiyet bağı da bulunmadığını, ilgili mevzuat ve tıbbi standarda uygun olarak gerçekleştirilen teşhis ve tedavi işlemlerinin, hukuka aykırı eylem niteliği de taşımadığını savunarak davanın öncelikle zaman aşımı nedeniyle olmadığı takdirde esastan reddine karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacılardan ...'a hamileliği döneminde davacı annenin hekim ... tarafından gebelik takibinin yapıldığı, gebelikte tam sonuç vermeyen ve veren testlerle ilgili hastanın tam ve doğru olarak bilgilendiğine dair davalı tarafça herhangi bir delil ibraz edilemediği, bu haliyle davacı anne ve babanın gebeliği sona erdirme haklarının ellerinden alınmış sayılacağı ve doğumdan sonra tespit edilen down sendromu ile ilgili olabilecek maddi ve manevi kayıplardan doktorun sigortacısı olan davalı şirketin sorumluluğunun doğacağı, burada gerçek anlamda meslek ve sanatta acemilik ve kurallara uymamak sebebiyle oluşan kusur durumundan çok aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmemesi sebebiyle sorumluluk hususunun değerlendirilmesi gerektiği, zira davacılar tarafından sigortalı doktorun aydınlatma yükümlülüğü dışında herhangi bir hekim hatasına dayanılmayarak aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmemesi sebebiyle sorumlu olduğunun iddia edildiği, bu durumda ispat yükü davalı tarafta olup davalı tarafın bu konuda aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirdiğine dair somut ve inandırıcı delil sunmadığı, oluşan maddi ve manevi zararlardan davalının sorumlu olacağı, bilirkişilerden alınan raporların denetime ve hükme elverişli oldukları, davacıların poliçe limitinin üzerinde hesaplanan tazminat talepleriyle ilgili poliçe teminat kapsamıyla sınırlı olarak tazminine karar verilmesi yönünden verdikleri talep artırım dilekçesi de yerinde görülerek davacı küçük için 760.000,00 TL iş göremezlik ve bakıcı ücretine ilişkin maddi tazminat taleplerinin kabulüne, davacı ...'ın down sendromlu olarak doğduğu ve maluliyetinin %100 olduğu, davacının yaşı ve maluliyet oranı göz önüne alındığında bakıcı ihtiyacı bulunduğu ve bu duruma bağlı olarak diğer davacılar anne ve babanın, özürlü çocukları ile bir ömür boyu birlikte zorluklara katlanmak zorunda kalacakları, manevi yönden sürekliliği bulunan ağır bir travmaya maruz kaldıkları, davalının ise dava dışı sigortalının mesleğiyle ilgili oluşan maddi ve manevi zararların sorumluluğunu sigorta poliçesindeki şartlar dahilinde teminatla sınırlı olarak yüklendiği, davacılar için hak ve nesafet kuralları çerçevesinde paranın alım gücü de nazara alınarak manevi tazminat yönünden de davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili ve ihbar olunan ... istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemece kusur konusunda bilirkişi incelemesi yaptırılmadığını, yalnızca maluliyet raporu alınarak kusura ilişkin olarak ise avukat bilirkişiden rapor alındığını, oysa olayın uzmanlık gerektiren tıbbi uygulamaya ilişkin olması nedeniyle özellikle perinatoloji ve tıbbi genetik gibi alanlarında uzman bilirkişilerden rapor alınması gerektiğini, tıp uzmanlığı olmayan bilirkişilerce hazırlanan raporun hükme esas alındığını, davacıların yeterli bilgilendirme yapılmadığını ileri sürdüklerini, taraflarınca ise bilgilendirme içeriğinin somut durum ve endikasyonlara göre belirleneceğinin ifade edildiğini, bilirkişi raporunun bu yöndeki tespitlerinin hatalı olduğunu, somut olayda hastaya tıbbi bir müdahale yapılmadığını, tartışma konusunun hastanın amniyosenteze yönlendirilmesi gerekip gerekmediği olduğunu, ancak bu hususların Mahkemece hiç değerlendirilmediğini, hastada amniyosentez bilgilendirmesinden söz edilebilmesi için öncelikle hastanın risk durumunun bu işlemi gerekli kılmasının gerektiğini, özellikle hastanın hangi haftalarda hekim tarafından görüldüğü, yapılan işlemlerin tıbbi standartlara uygunluğu ve down sendromunun gebelik takibinde ortaya çıkmamış olması halinde hekimin kusurunun bulunup bulunmadığının tespitinin teknik bilgi gerektirdiğini, bu nedenle perinatoloji alanında uzman bilirkişilerce kusur incelemesi yapılmasını talep ettiklerini, müvekkilinin sorumluluk sigortacısı olması nedeniyle sorumluluğunun sigortalı hekimin kusuruna bağlı olduğunu, bu nedenle kusursuz sorumluluğunun söz konusu olmadığını, somut olayda sigortalı hekime izafe edilebilecek bir kusur bulunmadığını, tarama testleri düşük risk gelen bir hastaya amniyosentez veya kordosentez önerilemeyeceğini, Mahkemece hekimin eylemleriyle maluliyet arasında illiyet bağı olup olmadığının incelenmediğini, hekimin hiçbir eyleminin down sendromuna yol açmasının mümkün olmadığını, davacıların tazminat talep tarihinde ve olay tarihinde hekimin hangi sigorta şirketince sigortalandığının tespiti gerektiğini, davacıların bilgilendirme yönünden iddialarının özellikle işlem sıralaması ve koşulu yönünden hatalı olduğunu, her hastaya yapılacak bilgilendirmenin somut tetkik sonuçlarına göre belirlenmesi gerektiğini, davacıda ileri tetkikler için endikasyon olmadığından davacının perinatoloji muayenesi olmadığını, avans faizine hükmedilmesinin mümkün olmadığını, ayrıca Kanunda sigorta şirketine doğrudan dava hakkının düzenlenmemiş olması nedeniyle müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğini belirterek kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
2.İhbar Olunan ... istinaf dilekçesinde özetle; davacının 16 haftalık gebe iken kendisine başvurduğunu, kendisine gelmeden önceki kromozom anomalisi olup olmadığını anlamaya yarayan tetkikleri görmek istediğini, ancak davacının bu tetkiklerin temiz çıktığını, tetkik yaptırmak istemediğini beyan ettiğini, hastanın isteği üzerine takibini yaparak doğumu gerçekleştirdiğini, hastanın bu testlerle ilgili şikayeti için kendisinden önceki kurum veya kişileri sorumlu tutması gerektiğini, bu nedenle karara itiraz ettiğini beyan etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile ihbar olunan sıfatıyla kanun yoluna başvuru hakkı bulunmadığından ihbar olunan ...'nın istinaf başvurusunun usulden reddine karar verildiği, davalı tarafından düzenlenmiş olan poliçe 17.08.2018/2019 dönemini kapsamakta olup genel şartlar gereği poliçe tarihinden önceki 10 yıllık dönemde meydana gelen rizikoları teminat altına aldığı, davalı tarafça rizikonun 30 günden fazla sigortasız kalınan dönemde meydana geldiğine dair bir delil de ibraz edilmediği, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 1478 inci maddesi uyarınca zarar görenin doğrudan sigortacıya başvuru hakkı bulunduğu, davalı vekilinin husumete yönelik ileri sürdüğü istinaf nedenlerinin yerinde olmadığı, davacı annenin gebelik döneminde 16.
haftadan itibaren takibinin davalının sigortalısı olan hekim tarafından gerçekleştirildiği, hastane kayıtlarına göre davacı annenin 06.07.2017, 14.07.2017, 04.08.2017, 13.09.2017, 28.09.2017, 06.10.2017, 27.10.2017 tarihlerinde muayene edildiği, 31.10.2017 tarihinde ise sezeryan ile doğumun gerçekleştirildiği, takip sürecinde 14.07.2017 tarihinde AFP Mom testi yapıldığı, üçlü veya dörtlü test yapılmadığı, davacı çocuğa 09.02.2018 tarihli rapor ile down sendromu teşhisinin konulduğu, davalının sigortalısı tarafından davacıdan, AFP Mom testi dışında hastalığın teşhisine yönelik ileri düzeyde tetkikler istenilmediği gibi davacı annenin down sendromu konusunda bilgilendirildiğine dair yazılı bir belge (aydınlatma formu) de düzenlenmediği, bu durumda uygulanan ve diğer tanı, tedavi seçenekleri ve bu seçeneklerin getireceği fayda ve riskler ile hasta sağlığı üzerindeki muhtemel etkiler, komplikasyonlar ve reddetme durumda ortaya çıkabilecek muhtemel fayda ve riskler konusunda bilgilendirmenin, davalının sigortalısı olan ihbar olunan hekim tarafından davacı annenin sosyal ve kültürel düzeyine uygun olarak anlayabileceği şekilde yapıldığının, davacı anneyi bu şekilde aydınlatma yükümlülüğü bulunan hekimin, bu yükümlülüğünü mevzuata ve usule uygun şekilde yerine getirdiğinin geçerli delillerle ispatlanamadığı, davalının sigortalısı hekimin aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmediği, teşhis ve tedavi hizmetini üstlenen sigortalı hekim, davacı çocuğun down sendromlu olarak doğmasından dolayı değil, bu kapsamda aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmeyerek vekalet sözleşmesinden kaynaklanan özen borcuna aykırı davranışından dolayı sorumlu olduğu, davacı tarafça somut olayda davalının sigortalısı hekimin kusuruna dayanılmamış olup aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmemesi nedenine dayanıldığı, bu nedenle Mahkemece kusur incelemesi yaptırılmaması bir eksiklik olarak görülmemiş olup hekimin sigortacısı olan davalı ...
şirketinin poliçe kapsamında meydana geldiği anlaşılan zarardan sorumlu tutulmasında uyuşmazlık sigorta sözleşmesinden kaynaklandığından avans faizine hükmedilmesinin de yerinde olduğu, davacılar vekili tarafından sunulan istinafa cevap dilekçesinde geçici ödeme talebinde bulunulmuş ise de, somut olayda durum ve koşulların avans ödemesi yapılmasını gerektirdiği hususunda bir kanaate ulaşılamadığından davacılar vekilinin avans ödemesi isteminin reddine karar verildiği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, ihbar olunan ...'nın istinaf başvurusunun usulden reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; talebin davacı küçüğün yaşam hakkını ihlal eder nitelikte olduğu belirterek ve istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itiraz sebeplerini tekrar ederek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, tıbbi kötü uygulamaya ilişkin zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesine dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın (Anayasa) 12 ve 17 nci maddeleri.
3. Değerlendirme
1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2.Davacı çocuk ... yönünden; Anayasa'nın Temel hak ve hürriyetlerin niteliği başlıklı 12 nci maddesi, "Herkes, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir...", Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı başlıklı 17 nci maddesi, "Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir..." düzenlemelerini içermektedir. Öte yandan 31.12.2008 tarihli, 5825 sayılı Kanun ile onaylanması uygun bulunan Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme'nin Giriş bölümünde (h) bendinde, İşbu Sözleşmeye Taraf Olan Devletlerin, "...Bir kişinin engelli olduğu için ayrımcılığa maruz kalmasının her bireyin doğuştan sahip olduğu insanlık onuru ve değerinin de ihlal edilmesi anlamına geldiğini de kabul ederek,..." aşağıdaki hükümler üzerinde anlaşmaya vardıkları belirtilmiş olup Yaşama Hakkı başlıklı 10 uncu maddesinde, Taraf Devletlerin her insanın yaşama hakkına sahip olduğunu yeniden onaylayarak engellilerin bu haktan etkin ve diğer bireylerle eşit koşullar altında yararlanmalarını sağlayacak gerekli tüm tedbirleri alacağı, Kişisel Bütünlüğün Korunması başlıklı 17 nci maddesinde, engelli her kişinin, beden ve ruh bütünlüğüne diğer bireylerle eşit bir şekilde saygı duyulması hakkına sahip olduğu düzenlenmiştir.
Anılan hükümler hep birlikte değerlendirildiğinde, somut uyuşmazlıkta down sendromlu doğan davacı çocuk bakımından açılan davada, “doktor, aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirseydi, belki benim yaşam hakkım elimden alınacaktı, oysa şimdi alınmadı" şeklinde yorumlanabilecek bir sebebe dayalı maddi ve manevi tazminat isteminde hukuki yarar bulunmamakta, istem özünde davacı çocuğun kişilik haklarını ihlal etmektedir. Maddi ya da manevi, neticede parasal bir değere tekabül eden bir menfaat, kişilik haklarını ihlal eder şekilde talep ve dava konusu edilemez. Sosyal devlet ilkesi çerçevesinde engelli bireylere tanınan tüm haklardan davacı çocuk ...'nun da yararlanacağı şüphesizdir. Açıklanan bu hususlar doğrultusunda davacı çocuk hakkında kurulan hükmün bozulması gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Davalı vekilinin bozma kapsamı dışındaki temyiz itirazlarının REDDİNE,
2. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
3. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Takdir olunan 17.100,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davacılardan alınarak, davalı ... şirketine verilmesine,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde davalıya iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
16.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1054527300 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz