İtirazın iptali
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2022/6057 E. 2024/2431 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Dava şartı
- dava şartı
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
münhasır delil↗ ödeme savunması↗ hukuki dinlenilme hakkı↗ delil değerlendirmesi↗ borca itiraz↗ tahkikat↗ karine↗ irsaliye↗ ticari defter ve kayıtlar↗ tasdik kararı↗ ba formu↗ münhasırlık↗ ispat yükü↗ kamu düzeni↗ kaldırma ve yeniden hüküm↗ içtihadı birleştirme kararı↗ bilirkişi incelemesi↗ ticari defter↗ fatura↗ iflas↗ asıl alacak↗ çek↗ icra inkar tazminatı↗ inkar tazminatı↗ ilk derece kararının kaldırılması↗ dava sebebi↗ yükleten (shipper)↗ teslim↗ kesin hüküm↗ istinaf yoluna başvurulabilirlik↗ e-defter↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İLK DERECE MAHKEMESİ :Osmaniye 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI :2018/661 E., 2019/667 K.
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, Mahkeme hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirketin davalıya vermiş olduğu malzemeler karşılığında 4 adet toplam bedeli 214.205,00 TL tutarında fatura kestiğini, 10.12.2015 tarihinde 32.950,00 TL'sinin çek ile 30.670,64 TL'sinin 17.12.2016 tarihinde banka havalesi ile ödendiğini ancak davalı şirketin geriye kalan fatura bedellerini ödemediğini, bu nedenle davalı akeyhinde takip başlatıldığını, davalı şirketin borca itiraz ettiğini ve takibin durduğunu, davalının itirazında haksız ve kötü niyetli olduğunu ileri sürerek Osmaniye 2. İcra Müdürlüğünün 2016/1842 E. sayılı takip dosyasına yaptığı itirazının iptali ile takibin devamına, davalı aleyhine %20'den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı, davaya cevap vermemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı tarafça icra takibine konu edilen faturalardaki malların davalı şirkete teslim edildiği hususunun ispatlanması gerektiği, dava konusu faturalarda teslim alan olarak ismi geçen şahısların davalı şirket çalışanı olmadığı, davacı tarafça davalının ticari defter ve kayıtlarına münhasıran delil olarak dayanılmadığı, bu nedenle davalının defterlerini sunmaması nedeniyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 222 nci maddesinin beşincifıkrasının uygulanamayacağı, davacının icra takibine konu faturalardaki mallarının davalı şirket yetkili çalışanlarına teslim ettiği hususunun ispatlanamadığı, davacı tarafça kabul edilen 20.02.216 tarihli faturadaki malların bedelinin ödenmiş olduğu, davacının davalıdan icra takibine dayanak faturalar nedeniyle alacağının bulunmadığının anlaşıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dosyaya sunulan fatura ve teslim fişlerinden anlaşılacağı üzere faturaya konu malların borçlu davalı şirkete teslim edildiğini, borçlu şirketin yapmış olduğu itirazda takibe konu borcun ödenip ödenmediğine dair dosyaya herhangi bir belge sunmadığını, davalı şirket tarafından kesilen faturalarını işletmiş olup bunların vergi dairesi kayıtlarında da mevcut olduğunu, Mahkemece davalının yapmış olduğu bu itirazın haksızlığı değerlendirilmeden yasaya ve usule aykırı hüküm kurulduğunu belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalıya ait BA-BS analiz formlarının incelenmesinden davalının davacıdan mal satın aldığını vergi kayıtlarında bildirdiği, bu kayıtların söz konusu malların davacı tarafından davalıya teslim edildiğine ilişkin karine teşkil ettiği, davalı tarafça bu karinenin aksinin ispat edilemediği, davalı tarafından satın alınan mal bedelleri ödenmediği gibi ödeme savunmasında da bulunulmadığı, bu nedenlerle İlk Derece Mahkemesince davanın kabulü yerine red kararı verilmesinin doğru olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne, Osmaniye 2. İcra Müdürlüğünün 2016/1842 E. sayılı takibe itirazın kısmen iptali ile takibin toplam 150.584,36 TL asıl alacak bakımından kaldığı yerden devamına, hüküm altına alınan alacağın %20'si oranında 30.116,87 TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
V.TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; irsaliyelerde imzaları olan kişilerin müvekkilinin çalışanı olmadığını, bu şekilde açıkça usulsüz şekilde malın teslim edilmiş gibi gösterildiğini, ortada fiili anlamda teslim edilmiş bir malın olmadığını ve faturası ödenmemiş alacağın da bulunmadığını, ispat yükünün müvekkil üzerine yüklenerek vergi kayıtlarından bahisle malın teslim alındığının kabulünün yerinde olmadığını, davacının malı teslim ettiğine ilişkin bir delilin olmadığını, davacının müvekkil defterleri ve vergi kayıtlarına delil olarak dayanmadığını, dolayısı ile hukuk Mahkemesinin yargılama sırasında resen delil toplama yetkisi bulunmadığından vergi kayıtlarının getirtilemeyeceğini, resen toplanılan vergi kayıtları üzerinden bilirkişi incelemesi yapılmadan ve duruşma açılmadan tahkikat yapılması ve karar verilmesinin de doğru olmadığını, malı teslim aldığı belirlenen kişilerin davalı şirket çalışanı olmaması karşısında bu kişilerin malı kimin adına ve ne amaçla teslim aldığı, keza malın nereye ve ne şekilde teslim edildiği hususlarının sorulması için tanıklıklarına başvurulması gerektiğini, eksiklikler giderilmeden tahkikat yürütmeden, duruşma açılmadan malın teslim edilmediğinin ispat edilemediğinin kabulünün mümkün olmadığını, davacı defterlerinin sonradan usule aykırı şekilde kapanış tasdikleri yapıldığını ve usulsüz delil olarak değerlendirilemeyecek deliller olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, itirazın iptali istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1.2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 67 nci maddesi.
2.2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 141 inci maddesinin üçüncü fıkrasında, "Bütün Mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli yazılır." hükmü bulunmaktadır. Bu hüküm ile gerekçenin önemi Anayasa düzeyinde vurgulanmış olup gerekçe ve hüküm birbirine sıkı sıkıya bağlıdır.
3. 6100 sayılı Kanun'un 297 nci maddesinde bir Mahkeme hükmünün hangi hususları kapsaması gerektiği açıklanmıştır. Maddenin birinci fıkrasının (c) alt bendine göre hüküm; tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde içermelidir.
4. 07.06.1976 tarihli ve 1976/3-4 E., 1976/3 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde de; “Gerekçenin ilgili bilgi ve belgelerin isabetle takdir edildiğini gösterir biçimdegeçerli ve yasal olması aranmalıdır. Gerekçenin bu niteliği yasa koyucunun amacına uygun olduğu gibi, kararı aydınlatmak, keyfiliği önlemek ve tarafları tatmin etmek niteliği de tartışma götürmez bir gerçektir.” şeklindeki açıklamaya yer verilmiştir.
3. Değerlendirme
1.Yukarıda belirtilen ilgili hukuk uyarınca bir Mahkeme kararında; tarafların iddia ve savunmalarının özetlerinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla, bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. Bu kısım, hükmün gerekçe bölümüdür.
2.“Gerekçe, hâkimin tespit etmiş olduğu (sabit gördüğü) maddî vakıalar ile hüküm fıkrası (sonucu) arasında bir köprü görevi yapar. Gerekçe bölümünde, sabit görülen vakıalardan çıkarılan sonuç ve hukukî sebep (veya sebepler), başka bir deyimle, hükmün dayandığı hukukî esaslar açıklanır. … Hâkim, tarafların kendisine sundukları ve (tahkikat sonucunda) sabit gördüğü maddî vakıaların hukukî niteliğini (hukukî sebepleri) kendiliğinden (resen) araştırıp (m.33) bularak, hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar. Hâkim, gerekçe sayesinde verdiği hükmün doğru olup olmadığını, yani kendi kendini denetler. İstinaf Mahkemesi ve Yargıtay'da, bir hükmün hukuka uygun olup olmadığını ancak gerekçe sayesinde denetleyebilir. ...Bir hüküm, ne kadar haklı olursa olsun, gerekçesiz ise tarafları doyurmaz. ... Hukukî dinlenilme hakkı, Mahkemenin, tarafların açıklamalarını dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini de içerir.” (Baki Kuru, Medeni Usul Hukuku El Kitabı, C.I, Ankara, İkinci Baskı, 2021, s.890-892)
3. Kanunun aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de sonucu ile tam bir uyum içinde davaya konu maddi olguların Mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir.
4. Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtayın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıkta bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur.
5. Mahkeme kararlarının taraflar, bazen de ilgili olabilecekleri başka hukuki ihtilaflar yönünden etkili ve bağlayıcı kabul edilebilmeleri, başka bir dava yönünden kesin hüküm, kesin veya güçlü delil oluşturup oluşturamayacağı gibi hukuksal değerlendirmeler de bu kararların yukarıda açıklanan nitelikte bir gerekçeyi içermesiyle mümkündür.
6. Gerekçeye ilişkin hükümler, kamu düzeni ile ilgili olup gözetilmesi kanun ile hâkime yükletilmiş bir ödevdir. Aksine düşünce ve uygulama, gerek yargı erki ile hâkimin, gerek Mahkeme kararlarının her türlü kuşkudan uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile de bağdaşmaz.
7. Somut olayda; Bölge Adliye Mahkemesince, davacı vekili istinaf başvurusu üzerine yapılan incelemede İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden hüküm kurulmak sureti ile karar gerekçesinde davanın kısmen kabulüne karar verildiği belirtilmesine rağmen hükmün dördüncü fıkrasında davanın kabulüne ve yine hükmün dördüncü fıkrasının (a) bendinde ise takibe itirazın kısmen iptaline karar verildiği, bu şekilde hem gerekçe ile hüküm kısmının hem de hüküm kısmının kendi içerisinde çelişki içerdiği görülmüştür.
8. Bu durumda Bölge Adliye Mahkemesince, yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler ve ilkeler gözetilerek anlaşılabilir, denetlenebilir ve kendi içerisinde çelişki içermeyecek nitelikte uygun bir gerekçe ve hüküm kurulması gerektiğinden kararın usulen bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2021/5447 E. 2023/351 K.
Ortak:tahkikat · tasdik kararı · kamu düzeni · kesin hüküm · e-defter · dava şartı
İncelediğiniz karardaTemyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; «irsaliyelerde» imzaları olan kişilerin müvekkilinin çalışanı olmadığını, bu şekilde açıkça usulsüz şekilde malın «teslim» edilmiş gibi gösterildiğini, ortada fiili anlamda teslim edilmiş bir malın olmadığını ve faturası ödenmemiş alacağın da bulunmadığını, «ispat yükünün» müvekkil üzerine yüklenerek vergi kayıtlarından bahisle malın teslim alındığının kabulünün yerinde olmadığını, davacının malı teslim ettiğine ilişkin bir delilin olmadığını, davacının müvekkil «defterleri» ve vergi kayıtlarına delil olarak dayanmadığını, dolayısı ile hukuk Mahkemesinin yargılama sırasında resen delil toplama yetkisi bulunmadığından vergi kayıtlarının getirtilemeyeceğini, resen toplanılan vergi kayıtları üzerinden «bilirkişi incelemesi» yapılmadan ve duruşma açılmadan «tahkikat» yapılması ve karar verilmesinin de doğru olmadığını, malı teslim aldığı belirlenen kişilerin davalı şirket çalışanı olmaması karşısında bu kişilerin malı kimin adına ve ne amaçla teslim aldığı, keza malın nereye ve ne şekilde teslim edildiği hususlarının sorulması için tanıklıklarına başvurulması gerektiğini, eksiklikler giderilmeden tahkikat yürütmeden, duruşma açılmadan malın teslim edilmediğinin ispat edilemediğinin kabulünün mümkün olmadığını, davacı defterlerinin sonradan usule aykırı şekilde kapanış «tasdikleri» yapıldığını ve usulsüz delil olarak değerlendirilemeyecek deliller olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
… HKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı tarafça icra takibine konu edilen faturalardaki malların davalı şirkete «teslim» edildiği hususunun ispatlanması gerektiği, dava konusu faturalarda teslim alan olarak ismi geçen şahısların davalı şirket çalışanı olmadığı, davacı tarafça davalının «ticari defter» ve kayıtlarına «münhasıran delil» olarak dayanılmadığı, bu nedenle davalının defterlerini sunmaması nedeniyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 222 nci maddesinin beşinc …
Gerekçe bölümünde, sabit görülen vakıalardan çıkarılan sonuç ve hukukî sebep (veya sebepler), başka bir deyimle, hükmün dayandığı hukukî esaslar açıklanır. … Hâkim, tarafların kendisine sundukları ve («tahkikat» sonucunda) sabit gördüğü maddî vakıaların hukukî niteliğini (hukukî sebepleri) kendiliğinden (resen) araştırıp (m.33) bularak, hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar.
Benzer bu karardaİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla «pay devrine» ilişkin hususların taraf iradelerinden bağımsız, kanunla düzenlenen hukuki ilişkiler olduğundan somut uyuşmazlığa 6102 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerektiği, «limited şirket pay devrinin» 6102 sayılı Kanun 595 inci maddesinde düzenlendiği, anılan maddeye göre pay devrinin ve devir borcunu doğuran işlemlerin yazılı şekilde yapılması, tarafların imzalarının noterce onaylanması zorunlu olup mülga 6762 sayılı Kanun'un 520 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "Bir payın devrinin, şirket hakkında «pay defterine» kaydedilmek şartıyla hüküm ifade edeceğine" ilişkin düzenlemenin 6102 sayılı Kanun'un 595 inci maddesine alınmadığı, buna göre 6102 sayılı Kanun'un, devir keyfiyetinin pay defterine yazımını zorunlu görmediği, genel kurulun devre onay vermesi veya vermiş sayılmasının «pay sahipliği sıfatının» kazanılması için yeterli sayıldığı, buna göre davacının, davalı şirketteki paylarını davalı ...’e 6103 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesine göre uyuşmazlıkta uygulanması gereken 6102 sayılı Kanun'un 595 inci maddesine uygun şekilde devir etmiş olduğu, kanuna uygun şekilde ortaklar kurulunca devre onay verildiği, pay devrinin ortaklar kurulunun onama kararı ile tamamlandığı, 08.04.2008 tarihli «ortaklar kurulu» kararı ile ayrıca davalı ...’ün davalı «şirkete müdür» olarak atanmasına karar verildiği, bu kararın Bakırköy 5.
Noterliğinin 02.03.2010 tarihinde «tasdik» edildiği halde, buna ilişkin «ticaret sicili» nezdinde herhangi bir tescil ve «ilanın» yapılmadığı, aynı «ortaklar kurulu» kararı ile müdürlük «yetkisinin» «son» bulduğu oy birliği ile kararlaştırılan davacının, işbu hususun tescilini artık müdür olarak şirket adına yaptıramayacağı, bunu mahkemeden talep etmekte «hukuki yararının» bulunduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile davacının davalı şirketteki hissesini 28.03.2008 tarihinde davalı ...'e devrettiğinin ve 08.04.2008 tarihinde davalı ...'ün davalı «şirkete müdür» olarak atandığının Ticaret Sicil Müdürlüğünce tescil ve ilanına karar verilmiştir.
Asliye Ticaret Mahkemesinde 2010/126 E. sayılı dosyası ile 2010 yılında bir davanın daha görüldüğünü, «derdestlik» itirazının değerlendirilmediğini, işlem tarihi itibari ile 6762 sayılı Kanun'un uygulanması gerektiğini, «pay devrinin», ortaklar «pay defterine kayıt» edilmediğini, kanunun «emredici» hükmü varken, davada 6102 sayılı Kanun hükümleri uygulanarak davanın kabulüne karar verilmesinin, hukukun temel ilkeleriyle çeliştiğini, müvekkiline dava süresince usulüne uygun şekilde «tebligat» yapılmadığı için müvekkilinin hakkını yeterince savunamadığını ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini tal …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:pay sahipliği sıfatı · limited şirket pay devri · pay defterine kayıt · pay defteri kaydı · şirket müdürlüğü · pay devri · pay sahipliği · emredici hüküm
Benzer bu karardaİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla «pay devrine» ilişkin hususların taraf iradelerinden bağımsız, kanunla düzenlenen hukuki ilişkiler olduğundan somut uyuşmazlığa 6102 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerektiği, «limited şirket pay devrinin» 6102 sayılı Kanun 595 inci maddesinde düzenlendiği, anılan maddeye göre pay devrinin ve devir borcunu doğuran işlemlerin yazılı şekilde yapılması, tarafların imzalarının noterce onaylanması zorunlu olup mülga 6762 sayılı Kanun'un 520 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "Bir payın devrinin, şirket hakkında «pay defterine» kaydedilmek şartıyla hüküm ifade edeceğine" ilişkin düzenlemenin 6102 sayılı Kanun'un 595 inci maddesine alınmadığı, buna göre 6102 sayılı Kanun'un, devir keyfiyetinin pay defterine yazımını zorunlu görmediği, genel kurulun devre onay vermesi veya vermiş sayılmasının «pay sahipliği sıfatının» kazanılması için yeterli sayıldığı, buna göre davacının, davalı şirketteki paylarını davalı ...’e 6103 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesine göre uyuşmazlıkta uygulanması gereken 6102 sayılı Kanun'un 595 inci maddesine uygun şekilde devir etmiş olduğu, kanuna uygun şekilde ortaklar kurulunca devre onay verildiği, pay devrinin ortaklar kurulunun onama kararı ile tamamlandığı, 08.04.2008 tarihli «ortaklar kurulu» kararı ile ayrıca davalı ...’ün davalı «şirkete müdür» olarak atanmasına karar verildiği, bu kararın Bakırköy 5.
Asliye Ticaret Mahkemesinde 2010/126 E. sayılı dosyası ile 2010 yılında bir davanın daha görüldüğünü, «derdestlik» itirazının değerlendirilmediğini, işlem tarihi itibari ile 6762 sayılı Kanun'un uygulanması gerektiğini, «pay devrinin», ortaklar «pay defterine kayıt» edilmediğini, kanunun «emredici» hükmü varken, davada 6102 sayılı Kanun hükümleri uygulanarak davanın kabulüne karar verilmesinin, hukukun temel ilkeleriyle çeliştiğini, müvekkiline dava süresince usulüne uygun şekilde «tebligat» yapılmadığı için müvekkilinin hakkını yeterince savunamadığını ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini tal …
… yiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; olaya 6102 sayılı Kanun'un uygulanması gerektiğini, 6102 sayılı Kanun'a göre devir şartlarının sağlandığını, «pay defterine kaydın» yapılmasında yeni müdürün «görevli» olduğunu, davalı ortağın davada sıfatının bulunmadığını, davalı şirketin ise kararı istinaf etmediğini, artık müdür olmayan davacının işbu davayı açmakta «hukuki yararı» bulunduğunu, İlk Derece Mahkemesi kararının yerinde olduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davalı «limited şirketteki» davacı «payının» davalı gerçek kişiye devredildiğinin ve «şirket müdürlüğüne» aynı kişinin seçildiğinin tespiti ile devrin Ticaret Sicilinde tescil ve «ilanı» istemine ilişkindir.
-
Tasarım hükümsüzlüğü | Menfi tespit
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2023/1242 E. 2024/4625 K.
Ortak:tahkikat · kamu düzeni · kaldırma ve yeniden hüküm · dava sebebi · kesin hüküm · dava şartı
İncelediğiniz karardaKararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, Mahkeme hükmü «kaldırılarak yeniden» esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; «irsaliyelerde» imzaları olan kişilerin müvekkilinin çalışanı olmadığını, bu şekilde açıkça usulsüz şekilde malın «teslim» edilmiş gibi gösterildiğini, ortada fiili anlamda teslim edilmiş bir malın olmadığını ve faturası ödenmemiş alacağın da bulunmadığını, «ispat yükünün» müvekkil üzerine yüklenerek vergi kayıtlarından bahisle malın teslim alındığının kabulünün yerinde olmadığını, davacının malı teslim ettiğine ilişkin bir delilin olmadığını, davacının müvekkil «defterleri» ve vergi kayıtlarına delil olarak dayanmadığını, dolayısı ile hukuk Mahkemesinin yargılama sırasında resen delil toplama yetkisi bulunmadığından vergi kayıtlarının getirtilemeyeceğini, resen toplanılan vergi kayıtları üzerinden «bilirkişi incelemesi» yapılmadan ve duruşma açılmadan «tahkikat» yapılması ve karar verilmesinin de doğru olmadığını, malı teslim aldığı belirlenen kişilerin davalı şirket çalışanı olmaması karşısında bu kişilerin malı kimin adına ve ne amaçla teslim aldığı, keza malın nereye ve ne şekilde teslim edildiği hususlarının sorulması için tanıklıklarına başvurulması gerektiğini, eksiklikler giderilmeden tahkikat yürütmeden, duruşma açılmadan malın teslim edilmediğinin ispat edilemediğinin kabulünün mümkün olmadığını, davacı defterlerinin sonradan usule aykırı şekilde kapanış «tasdikleri» yapıldığını ve usulsüz delil olarak değerlendirilemeyecek deliller olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
Gerekçe bölümünde, sabit görülen vakıalardan çıkarılan sonuç ve hukukî sebep (veya sebepler), başka bir deyimle, hükmün dayandığı hukukî esaslar açıklanır. … Hâkim, tarafların kendisine sundukları ve («tahkikat» sonucunda) sabit gördüğü maddî vakıaların hukukî niteliğini (hukukî sebepleri) kendiliğinden (resen) araştırıp (m.33) bularak, hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar.
Benzer bu karardaKararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekili istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, mahkeme hükmü «kaldırılarak yeniden» esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
… nden karar verilmesi gerekirken 2 numaralı dolap isimli tasarıma ilişkin davacı taleplerinin tümünü karşılayacak şekilde bir karar verilmediği, bu yönüyle davalının «istinaf sebebinin» haklı ve yerinde olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, kararın kaldırılarak düzeltilmek sureti ile esas hakkında yeniden karar verilm …
Gerekçe bölümünde, sabit görülen vakıalardan çıkarılan sonuç ve hukukî sebep (veya sebepler), başka bir deyimle, hükmün dayandığı hukukî esaslar açıklanır. … Hâkim, tarafların kendisine sundukları ve («tahkikat» sonucunda) sabit gördüğü maddî vakıaların hukukî niteliğini (hukukî sebepleri) kendiliğinden (resen) araştırıp (m.33) bularak, hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:istinaf sebebi · delil tespiti · hakkaniyet · istinaf incelemesi · ayırt edicilik · menfi tespit · eksik inceleme
Benzer bu kararda… i raporunda ve bilirkişi ek raporunda müvekkile ait ürünlerin özelliklerinin yeterli şekilde yer almadığı da görülmekte ve böyle bir rapora dayanarak karar vermenin «hakkaniyete» aykırı olacağını, gerçeklere aykırı ve «eksik inceleme» ile oluşturulmuş bilirkişi raporunun sonucunda verilen yerel mahkeme kararının kabulünün mümkün olmadığını, zira müvekkil firmanın mobilya sektöründe yıllardır faaliyet göstermekte olup, Türkiye'de üretim, satış ve satış sonrası hizmetleriyle müşterilerinin övgüsünü alan güvenilir, çalışkan ve katma değer sağlayan bir firma olduğunu, müvekkilin ürettiği mobilyalar tamamen kendilerine özgü ve orijinal tasarımlar olup müvekkilin bu tasarımlarının, endüstriyel tasarım tescil belgeleri ile özgünlüğü kanıtlandığını, dava dilekçesinde belirtilen tüm ürünler, müvekkilin tasarımlarıyla farklı olup «istinaf incelemesi» neticesinde bu hususlar ortaya çıkacağını belirterek kararın kaldırılmasını, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
… , 12 numaralı karyola, 14 numaralı şifonyer, 16 numaralı komodin isimli tasarımların 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nda (6769 sayılı Kanun) düzenlenen yenilik ve «ayırt edicilik» vasıflarına sahip olmadığını, bu tasarımların tasarım tescil tarihinden önce üretilip satılarak kamuya sunulduğunu, kataloglarda, internet sayfalarında yer aldığını, yani öteden beri piyasada bulunan tüketici tarafından bilinen harciâlem tasarımlar olduğunu, davalının evvelce üretilmiş, satılmış ve kamuya sunulmuş tasarımları kendi adına tescil ettirerek bunu rakiplerinin üretimlerini durdurma aracı olarak kullandığını, öyle ki bu tasarımların kendi tescillerine dayanarak müvekkili aleyhine tasarıma tecavüz iddiası ile «delil tespiti» isteminde bulunduğu, müvekkilinin 1990'lı yıllardan beri “manço” markasıyla bebek, çocuk ve genç odası mobilya sektöründe 3 üncü kişilerin fikri mülkiyet haklarına …
Taraflar arasındaki «menfi tespit» davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
… nden karar verilmesi gerekirken 2 numaralı dolap isimli tasarıma ilişkin davacı taleplerinin tümünü karşılayacak şekilde bir karar verilmediği, bu yönüyle davalının «istinaf sebebinin» haklı ve yerinde olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, kararın kaldırılarak düzeltilmek sureti ile esas hakkında yeniden karar verilm …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/614 E. 2023/3186 K.
Ortak:tahkikat · kamu düzeni · kaldırma ve yeniden hüküm · kesin hüküm · dava şartı
İncelediğiniz karardaKararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, Mahkeme hükmü «kaldırılarak yeniden» esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; «irsaliyelerde» imzaları olan kişilerin müvekkilinin çalışanı olmadığını, bu şekilde açıkça usulsüz şekilde malın «teslim» edilmiş gibi gösterildiğini, ortada fiili anlamda teslim edilmiş bir malın olmadığını ve faturası ödenmemiş alacağın da bulunmadığını, «ispat yükünün» müvekkil üzerine yüklenerek vergi kayıtlarından bahisle malın teslim alındığının kabulünün yerinde olmadığını, davacının malı teslim ettiğine ilişkin bir delilin olmadığını, davacının müvekkil «defterleri» ve vergi kayıtlarına delil olarak dayanmadığını, dolayısı ile hukuk Mahkemesinin yargılama sırasında resen delil toplama yetkisi bulunmadığından vergi kayıtlarının getirtilemeyeceğini, resen toplanılan vergi kayıtları üzerinden «bilirkişi incelemesi» yapılmadan ve duruşma açılmadan «tahkikat» yapılması ve karar verilmesinin de doğru olmadığını, malı teslim aldığı belirlenen kişilerin davalı şirket çalışanı olmaması karşısında bu kişilerin malı kimin adına ve ne amaçla teslim aldığı, keza malın nereye ve ne şekilde teslim edildiği hususlarının sorulması için tanıklıklarına başvurulması gerektiğini, eksiklikler giderilmeden tahkikat yürütmeden, duruşma açılmadan malın teslim edilmediğinin ispat edilemediğinin kabulünün mümkün olmadığını, davacı defterlerinin sonradan usule aykırı şekilde kapanış «tasdikleri» yapıldığını ve usulsüz delil olarak değerlendirilemeyecek deliller olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
Gerekçe bölümünde, sabit görülen vakıalardan çıkarılan sonuç ve hukukî sebep (veya sebepler), başka bir deyimle, hükmün dayandığı hukukî esaslar açıklanır. … Hâkim, tarafların kendisine sundukları ve («tahkikat» sonucunda) sabit gördüğü maddî vakıaların hukukî niteliğini (hukukî sebepleri) kendiliğinden (resen) araştırıp (m.33) bularak, hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar.
Benzer bu kararda… ir bölge adliye mahkemesine gönderilir." şeklinde düzenlenmiş olup, Dairemizin yerleşik uygulamalarına göre Bölge Adliye Mahkemesinin, İlk Derece Mahkemesi kararını «kaldırıp yeniden» esas hakkında karar vermesi ve Bölge Adliye Mahkemesi kararının Yargıtay'ca bozulması halinde bozmaya karşı gerek «direnme», gerekse bozmaya uyarak yeniden karar verme hak ve yetkisi Bölge Adliye Mahkemesine aittir.
Gerekçe bölümünde, sabit görülen vakıalardan çıkarılan sonuç ve hukukî sebep (veya sebepler), başka bir deyimle, hükmün dayandığı hukukî esaslar açıklanır. … Hâkim, tarafların kendisine sundukları ve («tahkikat» sonucunda) sabit gördüğü maddî vakıaların hukukî niteliğini (hukukî sebepleri) kendiliğinden (resen) araştırıp (m.33) bularak, hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar.
Mahkeme kararlarının taraflar, bazen de ilgili olabilecekleri başka hukuki ihtilaflar yönünden etkili ve bağlayıcı kabul edilebilmeleri, başka bir dava yönünden «kesin» hüküm, kesin veya güçlü delil oluşturup oluşturamayacağı gibi hukuksal değerlendirmeler de bu kararların yukarıda açıklanan nitelikte bir gerekçeyi içermesiyle mümkündür.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:açık ayıp · ayıba karşı tekeffül · uygun illiyet bağı · gizli ayıp · ayıp ihbarı · ihbar yükümlülüğü · ayıp · kişilik hakları
Benzer bu kararda… etim ölçüsünde ve ambalajında gösterilen değerlerde olmadığı, davacı tarafça üretilen fidelerin bir kısmında gelişim bozukluğu ve arızası bulunduğu, torftaki ayıbın «gizli ayıp» niteliğinde olduğu, davacı tarafça muayene ve «ihbar yükümlülüklerine» uyulduğu, davalıların üretici, satıcı ve üretici benzeri sıfatı ile ayıp nedeniyle davacının imha edilen fideler nedeniyle uğradığı zararlardan sorumlu oldukları, davacı tarafça iade edilen fideler, «bedelsiz» verilen fideler ve üretim «kaybı» nedeniyle zarara uğradıkları da iddia edilmiş ise de, bu konuda fidelerin zarara uğradığı ve bu nedenle üretim kaybı doğduğu konusunda herhangi bir tespit bulunmadığı gibi zararın da ispat edilemediği, davacının «kişilik haklarına» yönelik bir saldırı olmadığı gibi itibar kaybına uğradığı konusunda herhangi bir delil bulunmadığı gerekçesiyle davanın «maddi tazminat» istemi yönünden kısmen kabulüne, 4.075.443,00 TL tazminatın davalı ...Ş.'den dava tarihinden itibaren, davalılar ... ve ... 'den 27.09.2010 tarihinden itibaren işl …
Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 05.07.2019 tarih, 2018/1515 E. ve 2019/1454 K. sayılı kararıyla; ayıbın «açık ayıp» niteliğinde olduğu TTK'nın 23 üncü maddesindeki 8 günlük muayene süresine uyulmadığından «ayıp ihbarının» süresinde olmadığı, «ayıba karşı tekeffül» hükümlerinden faydalanılmasının mümkün olmadığı, ayrıca davalı üretici ve kendi markası ile ürünü pazarlayan şirketlerin ürünle ilgili «garanti» vermedikleri, akdi ilişkinin Rito Tohumculuk A.Ş. ile olduğu bu davalılar ile akdi ilişki bulunmadığından bu iki davalıdan maddi ve manevi tazminat istenemeyeceği …
GMBH vekili temyiz dilekçesinde özetle; bölge adliye mahkemesi kararının gerekçesiz olduğunu, müvekkilinin fiili ile zarar arasında «uygun illiyet bağının» araştırılmadığını, «haksız fiil» koşullarının değerlendirilmediğini, «ayıba karşı tekeffül» hükümlerinin yanlış uygulandığını, tespit ve bilirkişi raporlarına karşı yapılan itirazların değerlendirilmediğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
… antoflar şirketi tarafından Türkiye'ye getirilen ve aynı marka ile diğer davalı ... tarafından davacıya satılan torfların ayıplı olup olmadığı, ayıplı ise ayıpların «açık ayıp» ya da gizli ayıplı olup olmadığı, davacının ayıp nedeniyle zararlarının olup olmadığı, zararları var ise zarar miktarının ne olduğu, davalıların oluşan zarar mikta …
4 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/2880 E. 2023/6267 K.
Ortak:tahkikat · tasdik kararı · kamu düzeni · bilirkişi incelemesi · ticari defter · çek · teslim · kesin hüküm · dava şartı
İncelediğiniz karardaTemyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; «irsaliyelerde» imzaları olan kişilerin müvekkilinin çalışanı olmadığını, bu şekilde açıkça usulsüz şekilde malın «teslim» edilmiş gibi gösterildiğini, ortada fiili anlamda teslim edilmiş bir malın olmadığını ve faturası ödenmemiş alacağın da bulunmadığını, «ispat yükünün» müvekkil üzerine yüklenerek vergi kayıtlarından bahisle malın teslim alındığının kabulünün yerinde olmadığını, davacının malı teslim ettiğine ilişkin bir delilin olmadığını, davacının müvekkil «defterleri» ve vergi kayıtlarına delil olarak dayanmadığını, dolayısı ile hukuk Mahkemesinin yargılama sırasında resen delil toplama yetkisi bulunmadığından vergi kayıtlarının getirtilemeyeceğini, resen toplanılan vergi kayıtları üzerinden «bilirkişi incelemesi» yapılmadan ve duruşma açılmadan «tahkikat» yapılması ve karar verilmesinin de doğru olmadığını, malı teslim aldığı belirlenen kişilerin davalı şirket çalışanı olmaması karşısında bu kişilerin malı kimin adına ve ne amaçla teslim aldığı, keza malın nereye ve ne şekilde teslim edildiği hususlarının sorulması için tanıklıklarına başvurulması gerektiğini, eksiklikler giderilmeden tahkikat yürütmeden, duruşma açılmadan malın teslim edilmediğinin ispat edilemediğinin kabulünün mümkün olmadığını, davacı defterlerinin sonradan usule aykırı şekilde kapanış «tasdikleri» yapıldığını ve usulsüz delil olarak değerlendirilemeyecek deliller olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
… HKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı tarafça icra takibine konu edilen faturalardaki malların davalı şirkete «teslim» edildiği hususunun ispatlanması gerektiği, dava konusu faturalarda teslim alan olarak ismi geçen şahısların davalı şirket çalışanı olmadığı, davacı tarafça davalının «ticari defter» ve kayıtlarına «münhasıran delil» olarak dayanılmadığı, bu nedenle davalının defterlerini sunmaması nedeniyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 222 nci maddesinin beşinc …
DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirketin davalıya vermiş olduğu malzemeler karşılığında 4 adet toplam bedeli 214.205,00 TL tutarında «fatura» kestiğini, 10.12.2015 tarihinde 32.950,00 TL'sinin «çek» ile 30.670,64 TL'sinin 17.12.2016 tarihinde banka havalesi ile ödendiğini ancak davalı şirketin geriye kalan fatura bedellerini ödemediğini, bu nedenle davalı akeyhinde takip başlatıldığını, davalı şirketin «borca itiraz» ettiğini ve takibin durduğunu, davalının itirazında haksız ve kötü niyetli olduğunu ileri sürerek Osmaniye 2.
Benzer bu karardaİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının alacaklı olduğu ...'dan alacağına karşılık «dava konusu» 30.06.2017 «vade» tarihli ve 200.000,00 TL bedelli emre muharrer senedi ve bu davanın konusu olmayan diğer iki adet emre muharrer senedi aldığı, alacağına karşılık aldığı bu emre muharrer senetleri ticari ilişkide bulunduğu, ... senet bedellerini senet borçlusu ...'dan tahsil edileceğini, buna karşılık müvekkiline de karkas et verileceğini, davalıların ortak oldukları ortaklıktan ayrılırken dava konusu senedin davalı ...'ta kaldığını beyan etmiş ise de alınan bilirkişi raporu incelendiğinde tarafların «defter» incelmesine karar verilen belirlenen gün ve saatte «ticari defterlerin ibraz» edilmemesi halinde ticari deftere dayanmaktan vazgeçileceğinin «ihtar» edilmesine rağmen davalılar herhangi bir belge defter sunmadığı, davacının faaliyetini yürüttüğü Güleç Et ve Süt Ürünleri Besicilil Gıda Hayvancılık İnşaat Turizm Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi'ne ait 2015-2016 yıllarına ait «ticari defterler incelendiğinde», davacı kişinin 2015-2016 yıllarına ait yasal defterler usulüne uygun olarak tutulduğu 2015 yılı yevmiye defterlerinin kapanış «tasdikinin» bulunmadığı, davacı tarafın defter ve belgelerinde davalılar arasında herhangi bir ticari ilişki ve kayıtlara rastlanılmadığı, davacı tarafın defter ve belgelerinde icra dosyasında yer alan 30.06.2017 vade tarihli 200.000,00 TL bedelli senet «kaydının» tespit edilmediği anlaşılmakta ise de davalı ...'ın 12.10.2021 tarihli celsedeki «yemin» beyanı dikkate alındığında Davacı ...
Şti."nin herhangi bir sıfatının bulunmamadığını, taraf sıfatı bulunmayan bir şirketin «defterleri» üzerinden Mahkemece «bilirkişi incelemesi» yaptırılmasına dair karar verildiğini, inceleme sonucu tanzim edilen raporun Mahkemece verilen hükme esas alındığını ve kararın gerekçesinde gösterilmiş olunmasının usul ve esasa aykırı olduğunu, müvekkili ...'ın 12.10.2021 tarihli duruşmadaki «yemin» beyanının oldukça yanlış yorumlandığını ve oldukça zorlama bir yöntem ile gerekçede hatalı bir şekilde kabul edildiğini, mahkemenin delillerin değerlendirilmesinde ve takdirinde hayata düştüğünün bir göstergesi olduğunu, müvekkilinin yemin edasına dair beyanının nazarı dikkate alındığında "Davacı ... ile canlı hayvan ticareti yaptığıma, ben 200.000,00 TL değerinde büyükbaş hayvan verdiğime karşılığında 200.000,00 TL'lik «çek» aldığıma ama paramın ödenmediğine, Mehmet Zahit Güleç'e herhangi bir nakit para vermediğime onunda bana herhangi bir nakit para vermediğine, hayvan ticareti dışında herhangi bir alışverişim ve borç ilişkimin olmadığına, namusum, şerefim ve kutsal saydığım bütün inanç ve değerlerim üzerine yemin ediyorum" şeklinde olduğunun görüldüğünü, söz konusu yemin beyanı ile davacı tarafın dava dilekçelerindeki iddialarıyla birlikte değerlendirildiğinde müvekkilinin beyanının maddi hakikate uygun ve tutarlı olduğunu, müvekkilinin yemin edasının mahkemece verilen kararda kabul edildiğini aksine hiçbir şekilde çelişkili veya «aleyhine delil» mahiyetinde olmadığını, emniyet aşamasındaki beyanları ile de «son» derece uyumlu olduğunu, davacı tarafın 13.10.2021 tarihli dilekçesinin dava dilekçesi ve davacının sözlü ve yazılı diğer beyanları ile çeliştiğini, tüm bu nedenlerle, yasal düzenlemeler ve Yargıtay yerleşik içtihatları ile dosya kapsamındaki mevcut delil durumu dikkate alındığında yasaya ve «hakkaniyete» aykırı kararın verildiğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı ...'ın davacıya «teslim» ettiği mal karşılığı verilen «çek» bedelinin ödenmediğini iddia etmesi, davacının ise mal alınmadığını savunmuş olmasına göre «ispat külfetinin» davalı tarafa geçtiği, davalının mal teslimini ispatlayamadığı dolayısıyla mahkemenin kanıtları takdirinde bir isabetsizlik bulunmadığının anlaşılmış olmasına göre ilk derece mahkemesince davalı ... yönünden davanın reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddi gerektiği, davacı vekilinin itirazları yönünden ise; somut olayda davalı ... hakkında başlatılan bir takip bulunmadığı gibi Bahri Kilcinin dava ve takip konusu senedin de tarafı olmadığı, hal böyle olunca davacının kötü niyetinden söz edilemeyeceği ve onun (davacı) aleyhine «kötü niyet tazminatına» hükmedilemeyeceği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddi ile, davacının davalı ... hakkındaki davasının reddine, davacının davalı ... hakkındaki davasının kabulü ile, Kayseri Genel İcra Dairesi'nin 2020/35015 Esas sayılı takip dosyasına konu edilen 30.06.2018 «vade» tarihli 200.000,00 TL bedelli bonodan dolayı davacının davalı ...'a borçlu olmadığının tespitine, davacı lehine dava değeri olan 200.000,00 TL nin %20 si oranında …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:beyaz ciro · ticari defter ibrazı · aleyhe delil · ticari defter incelemesi · borçlu olunmadığının tespiti · ciranta · ispat külfeti · davanın konusu
Benzer bu karardaİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının alacaklı olduğu ...'dan alacağına karşılık «dava konusu» 30.06.2017 «vade» tarihli ve 200.000,00 TL bedelli emre muharrer senedi ve bu davanın konusu olmayan diğer iki adet emre muharrer senedi aldığı, alacağına karşılık aldığı bu emre muharrer senetleri ticari ilişkide bulunduğu, ... senet bedellerini senet borçlusu ...'dan tahsil edileceğini, buna karşılık müvekkiline de karkas et verileceğini, davalıların ortak oldukları ortaklıktan ayrılırken dava konusu senedin davalı ...'ta kaldığını beyan etmiş ise de alınan bilirkişi raporu incelendiğinde tarafların «defter» incelmesine karar verilen belirlenen gün ve saatte «ticari defterlerin ibraz» edilmemesi halinde ticari deftere dayanmaktan vazgeçileceğinin «ihtar» edilmesine rağmen davalılar herhangi bir belge defter sunmadığı, davacının faaliyetini yürüttüğü Güleç Et ve Süt Ürünleri Besicilil Gıda Hayvancılık İnşaat Turizm Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi'ne ait 2015-2016 yıllarına ait «ticari defterler incelendiğinde», davacı kişinin 2015-2016 yıllarına ait yasal defterler usulüne uygun olarak tutulduğu 2015 yılı yevmiye defterlerinin kapanış «tasdikinin» bulunmadığı, davacı tarafın defter ve belgelerinde davalılar arasında herhangi bir ticari ilişki ve kayıtlara rastlanılmadığı, davacı tarafın defter ve belgelerinde icra dosyasında yer alan 30.06.2017 vade tarihli 200.000,00 TL bedelli senet «kaydının» tespit edilmediği anlaşılmakta ise de davalı ...'ın 12.10.2021 tarihli celsedeki «yemin» beyanı dikkate alındığında Davacı ...
İstinaf Sebepleri 1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkeme kararında "...davalı ... yönünden ise ... takip dayanağı «bonoda» «lehtar» veya «ciranta» olmaması senette adının geçmemesi ve ...'ye canlı hayvan için senet verildiği de ispatlanamadığından ... yönünden davanın reddine..." gerekçesi ile reddedildiğini, mahkemenin bu gerekçesinin yerinde olmadığını, müvekkili ile ... arasında yapılan anlaşmaya göre, Kayseri ili Hacılar ilçesinde hayvancılık ve mezbaha kesim işleri yapan davalı ..., senet bedelleri senet borçlusu ...'dan tahsil edeceğini, buna karşılık müvekkiline kargas et vereceğini, davalı ...'nin, kendisine «ciro» yoluyla verilen senetler karşılığı, müvekkiline kargas et vermediğini, «dava konusu» senet ile diğer dava konusu olmayan senetleri «beyaz ciro» ile ... ve Mehmet Erkantarcı'ya devrettiğini, dava dilekçesinde belirtikleri hususların tamamı, davalı tarafından hem mahkeme huzurundaki «yemin» edasında hem de davalılar ve dava dışı Mehmet Eralemdar tarafından Talas Şehit Resul Erdal Aydemir Polis Merkezi Amirliği’nde 04.09.2020 tarihinde vermiş oldukları ifadelerinde «ikrar» ettiklerini, Davalı ... ve dava dışı Mehmet Eralemdar'ın ifadelerin de açıkça belirtikleri üzere, dava konusu edilen ve dava konusu edilmeyen tüm senetlerin davalı ...'de olduğunu (...'ye devredilmiş olduğu), ... tarafından beyaz ciro ile diğer davalı ... ve dava dışı Mehmet Eralemdar'a verildiği hususunun ispatlandığını, mahkemece davalı ... yönünden davanın reddine ve davalı ... lehine «kötüniyet tazminatına» hükmetmesinin hatalı olduğunu, belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
… canlı hayvan ticareti yaptığı ve 200.000,00 TL 'lik canlı hayvan verdiği parası ise alamadığı karşılığında kendisine Mehmet Zahit Güleç tarafından 200.000,00 TL'lik «çek» verildiği ama çek bedelinin ödenmediğine dair «yemin» etmiş bu durumda canlı hayvanları verdiğine «ispat külfetini» kendi üzerine aldığı, davalı ... her ne kadar çek aldığını beyan etmiş ise takip dayanağının «bono» olduğu, davalının halk tabiri ile ikisini de senet olarak algılaması ile takip dayanağı bononun hayvan ticareti için verildiğinin anlaşıldığı, çünkü taraflar arasında başka bir ticaretin olmadığı, bu durumda davalının 200.000,00 TL karşılığında canlı hayvanı verdiğini ispat etmesi gerektiği, canlı hayvan verildiğinin ispatlanamadığı, bu hali ile takip dayanağı bononun karşılığı verilmediğinden ... yönünden davanın kabulü gerektiği, davalı ... yönünden ise ... takip dayanağı bonoda «lehtar» veya «ciranta» olmaması senette adının geçmemesi ve ...'ye canlı hayvan için senet verildiği de ispatlanamadığından ... yönünden davanın reddine karar vermek gerektiği gerekçesiyle davacının davalı ... hakkındaki davasının reddine, davacının davalı ... hakkındaki davasının kabulü ile Kayseri Genel İcra Dairesi'nin 2020/35015 esas sayılı takip dosyasına konu edilen 30.06.2018 «vade» tarihli 200.000,00 TL bedelli bonodan dolayı davacının davalı ...'a borçlu olmadığının tespitine, davalı ... lehine dava değeri olan 200.000,00 TL'nin %20'si oranı …
Şti."nin herhangi bir sıfatının bulunmamadığını, taraf sıfatı bulunmayan bir şirketin «defterleri» üzerinden Mahkemece «bilirkişi incelemesi» yaptırılmasına dair karar verildiğini, inceleme sonucu tanzim edilen raporun Mahkemece verilen hükme esas alındığını ve kararın gerekçesinde gösterilmiş olunmasının usul ve esasa aykırı olduğunu, müvekkili ...'ın 12.10.2021 tarihli duruşmadaki «yemin» beyanının oldukça yanlış yorumlandığını ve oldukça zorlama bir yöntem ile gerekçede hatalı bir şekilde kabul edildiğini, mahkemenin delillerin değerlendirilmesinde ve takdirinde hayata düştüğünün bir göstergesi olduğunu, müvekkilinin yemin edasına dair beyanının nazarı dikkate alındığında "Davacı ... ile canlı hayvan ticareti yaptığıma, ben 200.000,00 TL değerinde büyükbaş hayvan verdiğime karşılığında 200.000,00 TL'lik «çek» aldığıma ama paramın ödenmediğine, Mehmet Zahit Güleç'e herhangi bir nakit para vermediğime onunda bana herhangi bir nakit para vermediğine, hayvan ticareti dışında herhangi bir alışverişim ve borç ilişkimin olmadığına, namusum, şerefim ve kutsal saydığım bütün inanç ve değerlerim üzerine yemin ediyorum" şeklinde olduğunun görüldüğünü, söz konusu yemin beyanı ile davacı tarafın dava dilekçelerindeki iddialarıyla birlikte değerlendirildiğinde müvekkilinin beyanının maddi hakikate uygun ve tutarlı olduğunu, müvekkilinin yemin edasının mahkemece verilen kararda kabul edildiğini aksine hiçbir şekilde çelişkili veya «aleyhine delil» mahiyetinde olmadığını, emniyet aşamasındaki beyanları ile de «son» derece uyumlu olduğunu, davacı tarafın 13.10.2021 tarihli dilekçesinin dava dilekçesi ve davacının sözlü ve yazılı diğer beyanları ile çeliştiğini, tüm bu nedenlerle, yasal düzenlemeler ve Yargıtay yerleşik içtihatları ile dosya kapsamındaki mevcut delil durumu dikkate alındığında yasaya ve «hakkaniyete» aykırı kararın verildiğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2023/4667 E. 2024/2046 K.
Ortak:tahkikat · tasdik kararı · kamu düzeni · dava sebebi · kesin hüküm · e-defter · dava şartı
İncelediğiniz karardaTemyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; «irsaliyelerde» imzaları olan kişilerin müvekkilinin çalışanı olmadığını, bu şekilde açıkça usulsüz şekilde malın «teslim» edilmiş gibi gösterildiğini, ortada fiili anlamda teslim edilmiş bir malın olmadığını ve faturası ödenmemiş alacağın da bulunmadığını, «ispat yükünün» müvekkil üzerine yüklenerek vergi kayıtlarından bahisle malın teslim alındığının kabulünün yerinde olmadığını, davacının malı teslim ettiğine ilişkin bir delilin olmadığını, davacının müvekkil «defterleri» ve vergi kayıtlarına delil olarak dayanmadığını, dolayısı ile hukuk Mahkemesinin yargılama sırasında resen delil toplama yetkisi bulunmadığından vergi kayıtlarının getirtilemeyeceğini, resen toplanılan vergi kayıtları üzerinden «bilirkişi incelemesi» yapılmadan ve duruşma açılmadan «tahkikat» yapılması ve karar verilmesinin de doğru olmadığını, malı teslim aldığı belirlenen kişilerin davalı şirket çalışanı olmaması karşısında bu kişilerin malı kimin adına ve ne amaçla teslim aldığı, keza malın nereye ve ne şekilde teslim edildiği hususlarının sorulması için tanıklıklarına başvurulması gerektiğini, eksiklikler giderilmeden tahkikat yürütmeden, duruşma açılmadan malın teslim edilmediğinin ispat edilemediğinin kabulünün mümkün olmadığını, davacı defterlerinin sonradan usule aykırı şekilde kapanış «tasdikleri» yapıldığını ve usulsüz delil olarak değerlendirilemeyecek deliller olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
… HKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı tarafça icra takibine konu edilen faturalardaki malların davalı şirkete «teslim» edildiği hususunun ispatlanması gerektiği, dava konusu faturalarda teslim alan olarak ismi geçen şahısların davalı şirket çalışanı olmadığı, davacı tarafça davalının «ticari defter» ve kayıtlarına «münhasıran delil» olarak dayanılmadığı, bu nedenle davalının defterlerini sunmaması nedeniyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 222 nci maddesinin beşinc …
Gerekçe bölümünde, sabit görülen vakıalardan çıkarılan sonuç ve hukukî sebep (veya sebepler), başka bir deyimle, hükmün dayandığı hukukî esaslar açıklanır. … Hâkim, tarafların kendisine sundukları ve («tahkikat» sonucunda) sabit gördüğü maddî vakıaların hukukî niteliğini (hukukî sebepleri) kendiliğinden (resen) araştırıp (m.33) bularak, hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar.
Benzer bu karardaİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 23.12.2020 tarihli ve 2015/1153 E., 2020/939 K. sayılı kararıyla; «pay devrine» ilişkin hususların taraf iradelerinden bağımsız, kanunla düzenlenen hukuki ilişkiler olduğundan somut uyuşmazlığa 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (6100 sayılı Kanun) hükümlerinin uygulanması gerektiği, «limited şirket pay devrinin» 6102 sayılı Kanun 595 inci maddesinde düzenlendiği, anılan maddeye göre pay devrinin ve devir borcunu doğuran işlemlerin yazılı şekilde yapılması, tarafların imzalarının noterce onaylanması zorunlu olup mülga 6762 sayılı Kanun'un 520 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "Bir payın devrinin, şirket hakkında «pay defterine» kaydedilmek şartıyla hüküm ifade edeceğine" ilişkin düzenlemenin 6102 sayılı Kanun'un 595 inci maddesine alınmadığı, buna göre 6102 sayılı Kanun'un, devir keyfiyetinin pay defterine yazımını zorunlu görmediği, genel kurulun devre onay vermesi veya vermiş sayılmasının «pay sahipliği sıfatının» kazanılması için yeterli sayıldığı, buna göre davacının, davalı şirketteki paylarını davalı ...’e uyuşmazlıkta uygulanması gereken 6102 sayılı Kanun'un 595 inci maddesine uygun şekilde devir etmiş olduğu, kanuna uygun şekilde ortaklar kurulunca devre onay verildiği, pay devrinin ortaklar kurulunun onama kararı ile tamamlandığı, 08.04.2008 tarihli «ortaklar kurulu» kararı ile ayrıca davalı ...’ün davalı «şirkete müdür» olarak atanmasına karar verildiği, bu kararın Bakırköy 5 inci Noterliğinin 02.03.2010 tarihinde «tasdik» edildiği halde, buna ilişkin «ticaret sicili» nezdinde herhangi bir tescil ve «ilanın» yapılmadığı, aynı ortaklar kurulu kararı ile müdürlük «yetkisinin» «son» bulduğu oy birliği ile kararlaştırılan davacının, iş bu hususun tescilini artık müdür olarak şirket adına yaptıramayacağı, bunu mahkemeden talep etmekte «hukuki yararının» bulunduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile davacının davalı şirketteki hissesini 28.03.2008 tarihinde davalı ...'e devrettiğinin ve 08.04.2008 tarihinde davalı ...' …
Asliye Ticaret Mahkemesinin 2010/126 E. sayılı dosyasında «davanın açılmamış sayılmasına» karar verildiği, kararın kesinleşmediği, anılan dosyanın «derdestlik» oluşturmayacağı ve verilen kararın mahiyeti gereği «kesin» hüküm oluşturmayacağı, her ne kadar İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiş ise de devir 28.03.2008 günü yapılmış olduğundan 6102 sayılı Kanun'un 595 inci maddesinin uygulanması hatalı olup, devrin yapıldığı tarihte yürürlükte olan 6762 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerektiği ve 6762 sayılı Kanun'un 520 inci maddesine göre geçerli bir devir bulunmadığı, davacının «hisse devrinin» tescili ve «ilanına» ilişkin talebinin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesinin yerinde olmayıp davalı vekilinin bu yöndeki «istinaf sebebinin» yerinde görüldüğü, davalı şirketin 08.04.2008 tarihli ortaklar kurulunun 4 ve 5 nolu kararları uyarınca davacının 08.04.2008 tarihi itibariyle «şirket müdürlüğü» görevinin sona erdiği ve bu tarihten itibaren «şirket müdürü» olarak davalı ...'ün 10 yıl süre ile münferit yetkili müdür olarak atanmasına oy birliği ile karar verildiği, bu kararın dava dışı şirket ortağı ..., devir alan şi …
Noterliğinin 28.03.2008 tarihli «hisse devir sözleşmesi» ile birlikte davalı ...'e devrettiğini, «pay devrinin» şirket «pay defterine» işlendiğini, karar defterinin birinci sayfasına işlenerek, ortakların devre «muvafakatinin» sağlandığını, «pay devrinin tescil» ve «ilan» işleminin davalı şirket ve kötü niyetli diğer ortaklar tarafından yaptırılmadığını ileri sürerek davacının davalı şirketteki hissesini davalı ...'e devrettiğinin ve davalı ...'ün «şirkete müdür» olarak atandığının Ticaret Sicil Gazetesinde ilanına karar verilmesini talep etmiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:pay devrinin tescili · pay sahipliği sıfatı · re'sen araştırma · limited şirket pay devri · pay defterine kayıt · istinaf sebebi · şirket müdürlüğü · pay devri
Benzer bu karardaİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 23.12.2020 tarihli ve 2015/1153 E., 2020/939 K. sayılı kararıyla; «pay devrine» ilişkin hususların taraf iradelerinden bağımsız, kanunla düzenlenen hukuki ilişkiler olduğundan somut uyuşmazlığa 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (6100 sayılı Kanun) hükümlerinin uygulanması gerektiği, «limited şirket pay devrinin» 6102 sayılı Kanun 595 inci maddesinde düzenlendiği, anılan maddeye göre pay devrinin ve devir borcunu doğuran işlemlerin yazılı şekilde yapılması, tarafların imzalarının noterce onaylanması zorunlu olup mülga 6762 sayılı Kanun'un 520 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "Bir payın devrinin, şirket hakkında «pay defterine» kaydedilmek şartıyla hüküm ifade edeceğine" ilişkin düzenlemenin 6102 sayılı Kanun'un 595 inci maddesine alınmadığı, buna göre 6102 sayılı Kanun'un, devir keyfiyetinin pay defterine yazımını zorunlu görmediği, genel kurulun devre onay vermesi veya vermiş sayılmasının «pay sahipliği sıfatının» kazanılması için yeterli sayıldığı, buna göre davacının, davalı şirketteki paylarını davalı ...’e uyuşmazlıkta uygulanması gereken 6102 sayılı Kanun'un 595 inci maddesine uygun şekilde devir etmiş olduğu, kanuna uygun şekilde ortaklar kurulunca devre onay verildiği, pay devrinin ortaklar kurulunun onama kararı ile tamamlandığı, 08.04.2008 tarihli «ortaklar kurulu» kararı ile ayrıca davalı ...’ün davalı «şirkete müdür» olarak atanmasına karar verildiği, bu kararın Bakırköy 5 inci Noterliğinin 02.03.2010 tarihinde «tasdik» edildiği halde, buna ilişkin «ticaret sicili» nezdinde herhangi bir tescil ve «ilanın» yapılmadığı, aynı ortaklar kurulu kararı ile müdürlük «yetkisinin» «son» bulduğu oy birliği ile kararlaştırılan davacının, iş bu hususun tescilini artık müdür olarak şirket adına yaptıramayacağı, bunu mahkemeden talep etmekte «hukuki yararının» bulunduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile davacının davalı şirketteki hissesini 28.03.2008 tarihinde davalı ...'e devrettiğinin ve 08.04.2008 tarihinde davalı ...' …
Noterliğinin 28.03.2008 tarihli «hisse devir sözleşmesi» ile birlikte davalı ...'e devrettiğini, «pay devrinin» şirket «pay defterine» işlendiğini, karar defterinin birinci sayfasına işlenerek, ortakların devre «muvafakatinin» sağlandığını, «pay devrinin tescil» ve «ilan» işleminin davalı şirket ve kötü niyetli diğer ortaklar tarafından yaptırılmadığını ileri sürerek davacının davalı şirketteki hissesini davalı ...'e devrettiğinin ve davalı ...'ün «şirkete müdür» olarak atandığının Ticaret Sicil Gazetesinde ilanına karar verilmesini talep etmiştir.
Asliye Ticaret Mahkemesinin 2010/126 E. sayılı dosyasında «davanın açılmamış sayılmasına» karar verildiği, kararın kesinleşmediği, anılan dosyanın «derdestlik» oluşturmayacağı ve verilen kararın mahiyeti gereği «kesin» hüküm oluşturmayacağı, her ne kadar İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiş ise de devir 28.03.2008 günü yapılmış olduğundan 6102 sayılı Kanun'un 595 inci maddesinin uygulanması hatalı olup, devrin yapıldığı tarihte yürürlükte olan 6762 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerektiği ve 6762 sayılı Kanun'un 520 inci maddesine göre geçerli bir devir bulunmadığı, davacının «hisse devrinin» tescili ve «ilanına» ilişkin talebinin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesinin yerinde olmayıp davalı vekilinin bu yöndeki «istinaf sebebinin» yerinde görüldüğü, davalı şirketin 08.04.2008 tarihli ortaklar kurulunun 4 ve 5 nolu kararları uyarınca davacının 08.04.2008 tarihi itibariyle «şirket müdürlüğü» görevinin sona erdiği ve bu tarihten itibaren «şirket müdürü» olarak davalı ...'ün 10 yıl süre ile münferit yetkili müdür olarak atanmasına oy birliği ile karar verildiği, bu kararın dava dışı şirket ortağı ..., devir alan şi …
Noterliğinin 02.02.2010 tarih ve 5118 yevmiye ile onaylandığının tespit edildiği, «limited şirket» müdürünün atanmasına dair «ortaklar kurulu» kararının «ticaret sicili» nezdinde herhangi bir tescil ve «ilanın» yapılmadığı, müdür atanmasına ilişkin ortaklar kurulu kararının «ticaret sicil müdürlüğünce» tescil ve ilanı için ortaklık «pay defterine kayıt» edileceğine ilişkin bir düzenleme olmadığı, bu durumda Mahkemece 08.04.2008 tarihinde davalı ...'ün davalı «şirkete müdür» olarak atandığının Ticaret Sicil Müdürlüğüne tescil ve ilanına yönelik verilen kararın usul ve yasaya uygun olduğu, bozmaya uyularak yeniden karar verildiğinden dairemizin bozma ilamı dikkate alınarak, davalı tarafın istinaf sebepleri değerlendirilip istinaf taleplerine ilişkin olarak ayrıca karar verilmeksizin, uyma kararı verilen dairemiz bozma ilamı uyarınca davanın esası hakkında yeniden hüküm kurulması gerektiği gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, 08.04.2008 tarihli ortaklar kurulunun 4 ve 5 nolu kararları uyarınca davacının 08.04.2008 tarihi itibariyle «şirket müdürlüğü» görevinin sona erdiğinin ve bu tarihten itibaren şirket müdürü olarak davalı ...'ün 10 yıl süre ile münferit yetkili müdür olarak atandığının tespiti ile tescil ve ilanına, davacının «hisse devrinin» tescili ve ilanına ilişkin talebinin koşulları oluşmadığından reddine karar verilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/6593 E. 2023/6531 K.
Ortak:tahkikat · kamu düzeni · teslim · kesin hüküm · dava şartı
İncelediğiniz karardaTemyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; «irsaliyelerde» imzaları olan kişilerin müvekkilinin çalışanı olmadığını, bu şekilde açıkça usulsüz şekilde malın «teslim» edilmiş gibi gösterildiğini, ortada fiili anlamda teslim edilmiş bir malın olmadığını ve faturası ödenmemiş alacağın da bulunmadığını, «ispat yükünün» müvekkil üzerine yüklenerek vergi kayıtlarından bahisle malın teslim alındığının kabulünün yerinde olmadığını, davacının malı teslim ettiğine ilişkin bir delilin olmadığını, davacının müvekkil «defterleri» ve vergi kayıtlarına delil olarak dayanmadığını, dolayısı ile hukuk Mahkemesinin yargılama sırasında resen delil toplama yetkisi bulunmadığından vergi kayıtlarının getirtilemeyeceğini, resen toplanılan vergi kayıtları üzerinden «bilirkişi incelemesi» yapılmadan ve duruşma açılmadan «tahkikat» yapılması ve karar verilmesinin de doğru olmadığını, malı teslim aldığı belirlenen kişilerin davalı şirket çalışanı olmaması karşısında bu kişilerin malı kimin adına ve ne amaçla teslim aldığı, keza malın nereye ve ne şekilde teslim edildiği hususlarının sorulması için tanıklıklarına başvurulması gerektiğini, eksiklikler giderilmeden tahkikat yürütmeden, duruşma açılmadan malın teslim edilmediğinin ispat edilemediğinin kabulünün mümkün olmadığını, davacı defterlerinin sonradan usule aykırı şekilde kapanış «tasdikleri» yapıldığını ve usulsüz delil olarak değerlendirilemeyecek deliller olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
… HKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı tarafça icra takibine konu edilen faturalardaki malların davalı şirkete «teslim» edildiği hususunun ispatlanması gerektiği, dava konusu faturalarda teslim alan olarak ismi geçen şahısların davalı şirket çalışanı olmadığı, davacı tarafça davalının «ticari defter» ve kayıtlarına «münhasıran delil» olarak dayanılmadığı, bu nedenle davalının defterlerini sunmaması nedeniyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 222 nci maddesinin beşinc …
İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dosyaya sunulan «fatura» ve «teslim» fişlerinden anlaşılacağı üzere faturaya konu malların borçlu davalı şirkete teslim edildiğini, borçlu şirketin yapmış olduğu itirazda takibe konu borcun ödenip öde …
Benzer bu karardaTemyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; «zamanaşımı» hususu ile ilgili dava dosyasında alınan bilirkişi raporunda, dava konusu olayın Uluslararası Demiryolu Eşya Taşıma Sözleşmesine İlişkin Tektip Kurallar CIM-Sözleşmenin B Ana Eki (COTIF CIM) hükümlerine göre değerlendirilmesi gerektiği, COTIF CIM 48 inci maddesi kapsamında «taşıma sözleşmesinden doğan» davanın bir yılda zamanaşımına uğradığının belirtildiği, zarara konu malların dayandığı taşıma sözleşmesinin 29.05.2006 tarihli olduğu, davanın ise 14.12.2009 tarihinde açıldığı, «rücu hakkının» zaman aşımına uğradığının tespit edildiğini, oysa zaman aşımının başlangıç tarihinin Hukuk Müşavirliğinin «öğrenme tarihi» olan 16.03.2009 tarihinin esas alınması gerektiğini, emsal kararlar kapsamında da dava açmaya yetkili makamın öğrenme tarihinin zaman aşımı başlangıcında esas alınması gerektiğine işaret edildiğini, olayın gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan mevzuat hükümleri kapsamında treni göndermeden önce dizi üzerinde kontrol etmeyen hareket memuru ..., trenin Kapıkule Gara varışında diz üzerinde gerekli kontrolleri yapmadan «teslim» alan Kapıkule Hareket Memuru Hasan Çoskun, trendeki vagonların yükünü, eşyaların ve vagonların taşıma belgesiz olmamalarına dikkat etmeyen Tren Şefi ..., taşıma üc …
Gerekçe bölümünde, sabit görülen vakıalardan çıkarılan sonuç ve hukukî sebep (veya sebepler), başka bir deyimle, hükmün dayandığı hukukî esaslar açıklanır. … Hâkim, tarafların kendisine sundukları ve («tahkikat» sonucunda) sabit gördüğü maddî vakıaların hukukî niteliğini (hukukî sebepleri) kendiliğinden (resen) araştırıp (m.33) bularak, hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar.
Mahkeme kararlarının taraflar, bazen de ilgili olabilecekleri başka hukuki ihtilaflar yönünden etkili ve bağlayıcı kabul edilebilmeleri, başka bir dava yönünden «kesin» hüküm, kesin veya güçlüdelil oluşturup oluşturamayacağı gibi hukuksal değerlendirmeler de bu kararların yukarıda açıklanan nitelikte bir gerekçeyi içermesiyle mümkündür.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:öğrenme tarihi · müterafik kusur · rücu hakkı · zamanaşımı defi · sözleşmeden doğan dava · mirasçılık · taşıma sözleşmesi · olumsuz oy
Benzer bu karardaTemyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; «zamanaşımı» hususu ile ilgili dava dosyasında alınan bilirkişi raporunda, dava konusu olayın Uluslararası Demiryolu Eşya Taşıma Sözleşmesine İlişkin Tektip Kurallar CIM-Sözleşmenin B Ana Eki (COTIF CIM) hükümlerine göre değerlendirilmesi gerektiği, COTIF CIM 48 inci maddesi kapsamında «taşıma sözleşmesinden doğan» davanın bir yılda zamanaşımına uğradığının belirtildiği, zarara konu malların dayandığı taşıma sözleşmesinin 29.05.2006 tarihli olduğu, davanın ise 14.12.2009 tarihinde açıldığı, «rücu hakkının» zaman aşımına uğradığının tespit edildiğini, oysa zaman aşımının başlangıç tarihinin Hukuk Müşavirliğinin «öğrenme tarihi» olan 16.03.2009 tarihinin esas alınması gerektiğini, emsal kararlar kapsamında da dava açmaya yetkili makamın öğrenme tarihinin zaman aşımı başlangıcında esas alınması gerektiğine işaret edildiğini, olayın gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan mevzuat hükümleri kapsamında treni göndermeden önce dizi üzerinde kontrol etmeyen hareket memuru ..., trenin Kapıkule Gara varışında diz üzerinde gerekli kontrolleri yapmadan «teslim» alan Kapıkule Hareket Memuru Hasan Çoskun, trendeki vagonların yükünü, eşyaların ve vagonların taşıma belgesiz olmamalarına dikkat etmeyen Tren Şefi ..., taşıma üc …
Bozma Kararı Dairemizin 30.05.2014 tarih, 2013/4508 E., 2014/10143 K. sayılı kararıyla davalılar ... ve ..., davanın «zamanaşımına» uğradığını, olayda kusurları bulunmadığını, davacı ...’nin malın iadesi için COTİF-CİM hükümleri uyarınca gerekli girişimlerde bulunmaması nedeniyle kusurlu olduğunu, davalı ... ve ...’da kendilerine atfedilecek «kusur» bulunmadığını savundukları, mahkemece emekli demiryolu manevra sahası müdürlerinden alınan bilirkişi raporuna, davalılar vekilleri itiraz ederek yeni bir heyetten rapor alınmasını talep ettikleri, mahkemece, davalılar vekillerinin itirazlarını karşılamak amacıyla alanında uzman yeni bir heyetten davacı ...’nin «müterafik kusuru» bulunup bulunmadığı konusunda rapor alınması, oluşacak sonuç çerçevesinde karar verilmesi gerektiği ve yine davalılar ... ve ...’un «zamanaşımı defi» konusunda olumlu ya da «olumsuz» bir değerlendirme yapılmadan yazılı gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmediğine işaret edilerek bozulmuştur.
… apor alındığı ancak mahkeme gerekçesinde işbu raporlara değinilmediği gibi raporun hükme esas alınıp alınmadığı hususuna da değinilmediği, bu kapsamda mahkemece ... «mirasçıları» yönünden ispatlanamayan davanın reddine dair karar sonucuna hangi nedenle varıldığını ayrıntılarıyla gösteren açıklıkta olmadığı, yine diğer davalılar bakımından davanın «zamanaşımı» bakımından reddi kararının hangi gerekçeyle verildiği ve «zamanaşımı defi» konusundaki değerlendirmenin nasıl yapıldığını ayrıntılarıyla gösteren açıklıkta olmadığından Anayasa'nın ve 6100 sayılı Kanun’un aradığı anlamda herhangi bir gere …
Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin yukarıda tarih, esas ve karar sayısı belirtilen kararı ile bozma kapsamında bilirkişi raporu alınması gerektiği, davalı ... , ... ve ... açısından zaman aşımı nedeniyle açılan davanın reddine, ... «mirasçıları» yönünden ise ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiş, davacı vekilince temyiz edilmiştir.
-
Haksız Rekabetin Tespiti ve Meni
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2023/1085 E. 2024/4621 K.
Ortak:tahkikat · kamu düzeni · kaldırma ve yeniden hüküm · kesin hüküm · dava şartı
İncelediğiniz karardaKararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, Mahkeme hükmü «kaldırılarak yeniden» esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; «irsaliyelerde» imzaları olan kişilerin müvekkilinin çalışanı olmadığını, bu şekilde açıkça usulsüz şekilde malın «teslim» edilmiş gibi gösterildiğini, ortada fiili anlamda teslim edilmiş bir malın olmadığını ve faturası ödenmemiş alacağın da bulunmadığını, «ispat yükünün» müvekkil üzerine yüklenerek vergi kayıtlarından bahisle malın teslim alındığının kabulünün yerinde olmadığını, davacının malı teslim ettiğine ilişkin bir delilin olmadığını, davacının müvekkil «defterleri» ve vergi kayıtlarına delil olarak dayanmadığını, dolayısı ile hukuk Mahkemesinin yargılama sırasında resen delil toplama yetkisi bulunmadığından vergi kayıtlarının getirtilemeyeceğini, resen toplanılan vergi kayıtları üzerinden «bilirkişi incelemesi» yapılmadan ve duruşma açılmadan «tahkikat» yapılması ve karar verilmesinin de doğru olmadığını, malı teslim aldığı belirlenen kişilerin davalı şirket çalışanı olmaması karşısında bu kişilerin malı kimin adına ve ne amaçla teslim aldığı, keza malın nereye ve ne şekilde teslim edildiği hususlarının sorulması için tanıklıklarına başvurulması gerektiğini, eksiklikler giderilmeden tahkikat yürütmeden, duruşma açılmadan malın teslim edilmediğinin ispat edilemediğinin kabulünün mümkün olmadığını, davacı defterlerinin sonradan usule aykırı şekilde kapanış «tasdikleri» yapıldığını ve usulsüz delil olarak değerlendirilemeyecek deliller olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
Gerekçe bölümünde, sabit görülen vakıalardan çıkarılan sonuç ve hukukî sebep (veya sebepler), başka bir deyimle, hükmün dayandığı hukukî esaslar açıklanır. … Hâkim, tarafların kendisine sundukları ve («tahkikat» sonucunda) sabit gördüğü maddî vakıaların hukukî niteliğini (hukukî sebepleri) kendiliğinden (resen) araştırıp (m.33) bularak, hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar.
Benzer bu karardaA.Ş.) vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, mahkeme hükmü «kaldırılarak yeniden» esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davalılar ... ve ...
A.Ş. (Yeni Ticari Unvanı Tab 25 Market Ekipmanları) vekilinin istinaf başvurusunun kısmen reddi ile kısmen kabulüne, yerel mahkeme kararı «kaldırılarak yeniden» hüküm kurulmasına, davacının davalılar ... ve ...
Gerekçe bölümünde, sabit görülen vakıalardan çıkarılan sonuç ve hukukî sebep (veya sebepler), başka bir deyimle, hükmün dayandığı hukukî esaslar açıklanır. … Hâkim, tarafların kendisine sundukları ve («tahkikat» sonucunda) sabit gördüğü maddî vakıaların hukukî niteliğini (hukukî sebepleri) kendiliğinden (resen) araştırıp (m.33) bularak, hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:erişimin engellenmesi · basiretli tacir · sicilden terkin · ticaret unvanı · marka hakkına tecavüz · kâr dağıtımı · haksız fiil · sulh
Benzer bu karardaA.Ş. ve ... hakkında eylemlerinin «marka hakkına tecavüz» ve haksız rekebet teşkil ettiğinin tespitine, men'ine, sonuçlarının ortadan kaldırılmasına, "www.legoraf.com.tr" ve "legoraf.com" sitelerine «erişimin engellenmesine», karar kesinleştiğinde erişimin kalıcı olarak engellenmesine, "..." ibaresini öne çıkaracak tüm kullanımların her türlü tabela, tanıtım vs.. ambalaj malzemesi, paşet, çanta, gibi tanıtım vasıtası ve katalog, üretim, satış, pazarlama «dağıtım» ve ticari maksatla elde bulundurmasının önlenmesine, var olanların toplatılmasına, üzerlerinde yer alan "..." VE "LEGOSTAND" ibarelerinin silinmesine, silinmeyenlerin imhasına, karar kesinleştiğinde hüküm özetinin Türkiye’de tirajı yüksek bir gazetede bir kez «ilanına» «masrafın» davalılardan tahsiline karar verilmiştir.
… ını, davacının dava konusu tescil sahibi ... yönünden davasından vazgeçmesi halinde müvekkilinin herhangi bir taraf sıfatı olamayacağını, ...'la yapılan sulhle dava «son» edildiğine göre hak sahibi olan kişinin izniyle kullanılan müvekkili şirket yönünden de sonuç doğurması gerektiğini, müvekkili şirketin tasarruf hakkı olmayan bir konuda gerek kendisi gerekse diğer izinle kullandırmış olduğu davalılar yönünden yapılan anlaşma sebebiyle konusuz kalmasına karar verilmişken müvekkili şirketin aleyhine davanın kısmen kabulünün hatalı olduğunu, müvekkili tarafından dava devam ederken davacının tüm taleplerinin yerine getirildiğini ve «ticaret unvanı» ve ticari markasının değiştirildiğini, konusuz kalmasına rağmen mahkemenin müvekkili açısından karar vermesinin hukuka aykırı olduğunu, "..." markası ürünlerinin gerek hedeflediği müşteri profili gerek ürünleri ile "LEGORAF" ürün ve hedef kitlesi arasında bir benzeşme bulunmadığını ve farklı mal ve hizmetleri kapsadığını, söz konusu markanın ve ticari unvanın, müvekkili şirkete herhangi bir ticari avantaj ve sektörel olarak bir artı veya herhangi bir katma değer eklemediğini, bu sebeplerle müvekkilinin «haksız rekabete» girdiğinden de bahsedilemeyeceğini, marka tescillerinin hükümsüzlüğü ve «sicilden terkini» talebinin ...'a ilişkin mevzular olup ve «sulh» anlaşması kapsamında kaldığını, ilgili ticaret unvanının çıkarıldığını, alan tahsis adlarının sicilden terkin edildiğini, müvekkili şirket internet sitesi adresini …
… kişi olup biri hakkında yapılan işlemin, diğeri hakkında aynı şekilde hüküm doğurmasının mümkün olmadığı, davalı taraf her ne kadar davacının diğer davalı yönünden «sulh» olduğu iddiasında ise de markanın haksız kullanımı bir «haksız fiil» eylemi olmakla kendisinin de bu eylem sebebiyle sorumlu olmaya devam edeceği, davanın açıldığı tarih itibariyle marka hakkının kullanımına göre yapılan mahkeme değerlendirmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı, davacı markasının tanınmış marka olduğu, aynı mal ve hizmet sınıfında kullanım bulunmasa bile, tanınmış marka olması sebebiyle farklı mal ve hizmet sınıflarında da korumanın bulunduğu, ayrıca tecavüzün gerçekleştiğine yönelik tespitte ise zarar veya kâr koşulunun aranmadığı buna göre davalının bu yöndeki istinaf istemlerinin de yerinde olmadığı, dava dilekçesi ve eklerinden davalı tarafça markanın unvan ve alan adı üzerinde kullanımının tespitinin yapıldığı anlaşılmakla markaya tecavüz ve «haksız rekabetin» tespiti yerinde olmakla ürünlerde kullanıma dair başkaca tespitin yapılmadığı ve davacı delilleri arasında kullanıma dair başkaca delil bulunmadığı anlaşılmakla mahkemece davanın tam kabulü ile ... ibaresini öne çıkaracak tüm kullanımların her türlü tabela, tanıtım vs.. ambalaj malzemesi, poşet, çanta, gibi tanıtım vasıtası, ve katalog, üretim, satış, pazarlama «dağıtım» ve ticari maksatla elde bulundurmasının önlenmesine, var olanların toplatılmasına, üzerilerinde yer alan ...
A.Ş. ) ve ... hakkında davalıların eylemlerinin «marka hakkına tecavüz» ve haksız rekebet teşkil ettiğinin tespitine, men'ine, "..." ibaresini öne çıkaracak tüm kullanımların her türlü tabela, tanıtım vs. ambalaj malzemesi, poşet, çanta, gibi tanıtım vasıtası ve katalog, üretim, satış, pazarlama «dağıtım» ve ticari maksatla elde bulundurmasının önlenmesine, var olanların toplatılmasına, üzerlerinde yer alan "..." ve "LEGOSTAND" ibarelerinin silinmesine, silinmeyenlerin imhasına, "www.legoraf.com.tr" ve "legoraf.com" internet sitelerine «erişimin engellenmesine», karar kesinleştiğinde erişimin kalıcı olarak engellenmesine, karar kesinleştiğinde hüküm özetinin Türkiye’de tirajı yüksek bir gazetede bir kez «ilanına» karar verilmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2022/6057 E. , 2024/2431 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ Adana Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi
SAYISI 2020/148 Esas, 2022/678 Karar
HÜKÜM
Kabul
İLK DERECE MAHKEMESİ Osmaniye 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI 2018/661 E., 2019/667 K.
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, Mahkeme hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirketin davalıya vermiş olduğu malzemeler karşılığında 4 adet toplam bedeli 214.205,00 TL tutarında fatura kestiğini, 10.12.2015 tarihinde 32.950,00 TL'sinin çek ile 30.670,64 TL'sinin 17.12.2016 tarihinde banka havalesi ile ödendiğini ancak davalı şirketin geriye kalan fatura bedellerini ödemediğini, bu nedenle davalı akeyhinde takip başlatıldığını, davalı şirketin borca itiraz ettiğini ve takibin durduğunu, davalının itirazında haksız ve kötü niyetli olduğunu ileri sürerek Osmaniye 2. İcra Müdürlüğünün 2016/1842 E. sayılı takip dosyasına yaptığı itirazının iptali ile takibin devamına, davalı aleyhine %20'den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı, davaya cevap vermemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı tarafça icra takibine konu edilen faturalardaki malların davalı şirkete teslim edildiği hususunun ispatlanması gerektiği, dava konusu faturalarda teslim alan olarak ismi geçen şahısların davalı şirket çalışanı olmadığı, davacı tarafça davalının ticari defter ve kayıtlarına münhasıran delil olarak dayanılmadığı, bu nedenle davalının defterlerini sunmaması nedeniyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 222 nci maddesinin beşincifıkrasının uygulanamayacağı, davacının icra takibine konu faturalardaki mallarının davalı şirket yetkili çalışanlarına teslim ettiği hususunun ispatlanamadığı, davacı tarafça kabul edilen 20.02.216 tarihli faturadaki malların bedelinin ödenmiş olduğu, davacının davalıdan icra takibine dayanak faturalar nedeniyle alacağının bulunmadığının anlaşıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dosyaya sunulan fatura ve teslim fişlerinden anlaşılacağı üzere faturaya konu malların borçlu davalı şirkete teslim edildiğini, borçlu şirketin yapmış olduğu itirazda takibe konu borcun ödenip ödenmediğine dair dosyaya herhangi bir belge sunmadığını, davalı şirket tarafından kesilen faturalarını işletmiş olup bunların vergi dairesi kayıtlarında da mevcut olduğunu, Mahkemece davalının yapmış olduğu bu itirazın haksızlığı değerlendirilmeden yasaya ve usule aykırı hüküm kurulduğunu belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalıya ait BA-BS analiz formlarının incelenmesinden davalının davacıdan mal satın aldığını vergi kayıtlarında bildirdiği, bu kayıtların söz konusu malların davacı tarafından davalıya teslim edildiğine ilişkin karine teşkil ettiği, davalı tarafça bu karinenin aksinin ispat edilemediği, davalı tarafından satın alınan mal bedelleri ödenmediği gibi ödeme savunmasında da bulunulmadığı, bu nedenlerle İlk Derece Mahkemesince davanın kabulü yerine red kararı verilmesinin doğru olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne, Osmaniye 2. İcra Müdürlüğünün 2016/1842 E.
sayılı takibe itirazın kısmen iptali ile takibin toplam 150.584,36 TL asıl alacak bakımından kaldığı yerden devamına, hüküm altına alınan alacağın %20'si oranında 30.116,87 TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
V.TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; irsaliyelerde imzaları olan kişilerin müvekkilinin çalışanı olmadığını, bu şekilde açıkça usulsüz şekilde malın teslim edilmiş gibi gösterildiğini, ortada fiili anlamda teslim edilmiş bir malın olmadığını ve faturası ödenmemiş alacağın da bulunmadığını, ispat yükünün müvekkil üzerine yüklenerek vergi kayıtlarından bahisle malın teslim alındığının kabulünün yerinde olmadığını, davacının malı teslim ettiğine ilişkin bir delilin olmadığını, davacının müvekkil defterleri ve vergi kayıtlarına delil olarak dayanmadığını, dolayısı ile hukuk Mahkemesinin yargılama sırasında resen delil toplama yetkisi bulunmadığından vergi kayıtlarının getirtilemeyeceğini, resen toplanılan vergi kayıtları üzerinden bilirkişi incelemesi yapılmadan ve duruşma açılmadan tahkikat yapılması ve karar verilmesinin de doğru olmadığını, malı teslim aldığı belirlenen kişilerin davalı şirket çalışanı olmaması karşısında bu kişilerin malı kimin adına ve ne amaçla teslim aldığı, keza malın nereye ve ne şekilde teslim edildiği hususlarının sorulması için tanıklıklarına başvurulması gerektiğini, eksiklikler giderilmeden tahkikat yürütmeden, duruşma açılmadan malın teslim edilmediğinin ispat edilemediğinin kabulünün mümkün olmadığını, davacı defterlerinin sonradan usule aykırı şekilde kapanış tasdikleri yapıldığını ve usulsüz delil olarak değerlendirilemeyecek deliller olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, itirazın iptali istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1.2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 67 nci maddesi.
2.2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 141 inci maddesinin üçüncü fıkrasında, "Bütün Mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli yazılır." hükmü bulunmaktadır. Bu hüküm ile gerekçenin önemi Anayasa düzeyinde vurgulanmış olup gerekçe ve hüküm birbirine sıkı sıkıya bağlıdır.
3. 6100 sayılı Kanun'un 297 nci maddesinde bir Mahkeme hükmünün hangi hususları kapsaması gerektiği açıklanmıştır. Maddenin birinci fıkrasının (c) alt bendine göre hüküm; tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde içermelidir.
4.
07. 06.1976 tarihli ve 1976/3-4 E., 1976/3 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde de; “Gerekçenin ilgili bilgi ve belgelerin isabetle takdir edildiğini gösterir biçimdegeçerli ve yasal olması aranmalıdır. Gerekçenin bu niteliği yasa koyucunun amacına uygun olduğu gibi, kararı aydınlatmak, keyfiliği önlemek ve tarafları tatmin etmek niteliği de tartışma götürmez bir gerçektir.” şeklindeki açıklamaya yer verilmiştir.
3. Değerlendirme
1.Yukarıda belirtilen ilgili hukuk uyarınca bir Mahkeme kararında; tarafların iddia ve savunmalarının özetlerinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla, bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. Bu kısım, hükmün gerekçe bölümüdür.
2.“Gerekçe, hâkimin tespit etmiş olduğu (sabit gördüğü) maddî vakıalar ile hüküm fıkrası (sonucu) arasında bir köprü görevi yapar. Gerekçe bölümünde, sabit görülen vakıalardan çıkarılan sonuç ve hukukî sebep (veya sebepler), başka bir deyimle, hükmün dayandığı hukukî esaslar açıklanır. … Hâkim, tarafların kendisine sundukları ve (tahkikat sonucunda) sabit gördüğü maddî vakıaların hukukî niteliğini (hukukî sebepleri) kendiliğinden (resen) araştırıp (m.33) bularak, hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar. Hâkim, gerekçe sayesinde verdiği hükmün doğru olup olmadığını, yani kendi kendini denetler. İstinaf Mahkemesi ve Yargıtay'da, bir hükmün hukuka uygun olup olmadığını ancak gerekçe sayesinde denetleyebilir.
...Bir hüküm, ne kadar haklı olursa olsun, gerekçesiz ise tarafları doyurmaz. ... Hukukî dinlenilme hakkı, Mahkemenin, tarafların açıklamalarını dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini de içerir.” (Baki Kuru, Medeni Usul Hukuku El Kitabı, C.I, Ankara, İkinci Baskı, 2021, s.890-892)
3. Kanunun aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de sonucu ile tam bir uyum içinde davaya konu maddi olguların Mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir.
4. Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtayın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıkta bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur.
5. Mahkeme kararlarının taraflar, bazen de ilgili olabilecekleri başka hukuki ihtilaflar yönünden etkili ve bağlayıcı kabul edilebilmeleri, başka bir dava yönünden kesin hüküm, kesin veya güçlü delil oluşturup oluşturamayacağı gibi hukuksal değerlendirmeler de bu kararların yukarıda açıklanan nitelikte bir gerekçeyi içermesiyle mümkündür.
6. Gerekçeye ilişkin hükümler, kamu düzeni ile ilgili olup gözetilmesi kanun ile hâkime yükletilmiş bir ödevdir. Aksine düşünce ve uygulama, gerek yargı erki ile hâkimin, gerek Mahkeme kararlarının her türlü kuşkudan uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile de bağdaşmaz.
7. Somut olayda; Bölge Adliye Mahkemesince, davacı vekili istinaf başvurusu üzerine yapılan incelemede İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden hüküm kurulmak sureti ile karar gerekçesinde davanın kısmen kabulüne karar verildiği belirtilmesine rağmen hükmün dördüncü fıkrasında davanın kabulüne ve yine hükmün dördüncü fıkrasının (a) bendinde ise takibe itirazın kısmen iptaline karar verildiği, bu şekilde hem gerekçe ile hüküm kısmının hem de hüküm kısmının kendi içerisinde çelişki içerdiği görülmüştür.
8. Bu durumda Bölge Adliye Mahkemesince, yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler ve ilkeler gözetilerek anlaşılabilir, denetlenebilir ve kendi içerisinde çelişki içermeyecek nitelikte uygun bir gerekçe ve hüküm kurulması gerektiğinden kararın usulen bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Bozma sebebine göre davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
26.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1051490200 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz