İtirazın iptali | İtirazın iptali | İcra inkar tazminatı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2023/3426 E. 2024/3611 K. ·
Kısmen onandı, kısmen bozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
zımni rıza↗ ifaya ekli cezai şart↗ ürün alım taahhütnamesi↗ haklı güven↗ tcmb efektif satış kuru↗ asgari alım taahhüdü↗ ifaya ekli ceza↗ alım taahhüdü↗ akaryakıt bayilik sözleşmesi↗ çelişkili davranış yasağı↗ ödeme emrine itiraz↗ katılma yoluyla istinaf↗ mecburi dava arkadaşlığı↗ ödeme emri tebliği↗ istinaf sebebi↗ çekince (ihtirazi kayıt)↗ ihtirazi kayıt↗ ödeme emri↗ ipoteğin paraya çevrilmesi↗ itirazın iptali davası↗ hakkın kötüye kullanılması↗ sözleşmeden doğan dava↗ bayilik sözleşmesi↗ müteselsil kefil↗ basiretli tacir↗ eş rızası↗ cezai şart↗ muacceliyet↗ ipotek↗ oy yasağı↗ kötü niyet tazminatı↗ ifa↗ sebepsiz zenginleşme↗ iptal davası↗ kefil↗ kötü niyet↗ ihtar↗ esastan ret↗ iflas↗ taahhütname↗ ihtarname↗ icra inkar tazminatı↗ tacir↗ inkar tazminatı↗ ilk derece kararının kaldırılması↗ dava sebebi↗ yükleten (shipper)↗ istinaf yoluna başvurulabilirlik↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 8. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2016/890 E., 2017/639 K.
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile davalı şirket arasında 28.07.2010 tarihinde akdedilen bayilik sözleşmesine istinaden imzalanan aynı tarihli taahhütname ile davalı şirketin 5 yıllık bayilik süresi içerisinde 12.500 ton beyaz ürün alımı taahhüdünde bulunduğunu, eksik alınan beyaz ürün için ton başına 75,00 USD'nin TCMB efektif satış kuru üzerinden hesaplanacak TL karşılığını ödemeyi cezaî şart olarak taahhüt ettiğini, imzalanan bayilik sözleşmesine istinaden müteselsil kefil olarak diğer davalılar ..., ..., ... ve ... ile dava dışı ...'nun maliki oldukları taşınmaz üzerinde müvekkili adına ipotek tesis edildiğini, eksik alımların otomasyon sistemi kayıtları ile tespit edildiğini, Kadıköy 2. Noterliği'nin 11.09.2014 tarihli ve 5743 sayılı ihtarnamesi ile davalı bayinin ürün alım taahhüdüne aykırı dayanarak eksik ürün alımında bulunması sebebiyle cezaî şart alacağının ödenmesi için ihtarname gönderildiğini, davalı şirketin, bayilik lisansını aldığı Eylül 2010'dan icra takibinin yapıldığı 05.08.2015 tarihine kadar 58 aylık süre içersinde 12.060 ton ürün alması gerekir iken 6822 ton ürün alımı yaptığını, 392.850,00 USD'nin takip tarihi TL karşılığı 1.096.050,00 TL cezaî şart borcu olduğunu, borcunu ödemeyen davalı bayii ve ipotek borçluları hakkında İstanbul Anadolu 10. İcra Müdürlüğü'nün 2015/915 sayılı dosyası ile cezaî şart borcunun 929.488,50 TL’lik kısmının tahsili için ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile icra takibine başlandığını, ... dışında diğer borçluların itiraz ettiğini, 58 aylık süreç göz önünde bulundurulduğunda 2 ay içersinde 5 yıllık alım tutarının tamamlanması imkansız olduğundan itirazların haksız olduğunu ileri sürerek itirazın iptaline ve icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalılar vekili cevap dilekçesinde; davanın 1 yıllık süre içerisinde açılmadığını, icra takibine vekil aracılığıyla itiraz edilmiş olmasına rağmen dava dilekçesinin müvekkillerine gönderildiğini, takip borçluları arasında mecburi dava arkadaşlığı olduğunu, ... davada taraf olarak gösterilmediğinden, aleyhine dava açılarak birleştirilmesi gerektiğini, akaryakıt sözleşmesinin taraflarca hiçbir çekince konmaksızın sona erdirildiğini, davacının 5 yıllık süre boyunca hiçbir ihtirazi kayıt öne sürmeksizin ürün teminine devam etmesinin iyi niyet kurallarına aykırı olduğunu, taahhüt sınırının fiilen değişmesine zımni rıza gösterdiğini, şirketin bütün ticari beceri ve tecrübesine rağmen beklenen satış rakamlarına ulaşılamadığını, sözleşmedeki taahhüt rakamı öngörüsünün müvekkilinin basit bir öngörüsü olmayıp, davacı tarafın saha elemanlarınca yapılan piyasa araştırmaları sonucu ortaya konulmuş rakamlar olduğunu, cezaî şart tutarının fahiş olduğunu savunarak davanın reddine ve kötü niyet tazminatına karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalıların ödeme emrinin tebliğiyle takibe süresinde itiraz ettikleri, itiraz dilekçesinin davacı tarafa tebliğ edilmediği, davanın süresinde olduğu, itirazın iptali davası ödeme emrine itiraz edenler aleyhine açılabileceğinden davalı vekilinin dava dışı Hayal Karpuzcu yönünden savunmasının yerinde görülmediği, itiraz ile duran icra takibine devam için alacaklının açtığı itirazın iptali davasında takibe itiraz eden borçlu vekilinin yetkili olup olmadığı belli olamayacağından dava dilekçesinin davalı asillere tebliğinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı, taraflar arasında düzenlenen 28.07.2010 tarihli sözleşme ve eki niteliğindeki aynı tarihli taahhütnamenin 1.maddesindeki "...bayilik ve işleticilik sözleşmesinin EPDK'dan lisans alarak uygulanmaya başlayacağı Ekim 2010'dan itibaren ayda 208 ton akaryakıttan az olmamak kaydıyla toplam 12.500 ton beyaz ürün ve 15 ton madeni yağ satın almayı taahhüt ederiz. Bu taahhüdün yerine getirilmemesi halinde ve beher sözleşme yılının sonunda eksik alınan beyaz ürünün her tonu için 75 USD ve madeni yağın her tonu için 400 USD'yi aynen veya fiilen ödeneceği günkü TCMB efektif satış kuru üzerinden hesaplanacak TL karşılığını Aytemiz'e cezaî şart olarak ödeyeceğiz" hükmünün taraflarca kabul edildiği, taahhütname hükmüne göre taraflar arasındaki ilişkinin başlangıcının 2010 yılı Ekim ayı olduğu, 2015 yılı Ekim ayı itibariyle sonlanacağı, davacı tarafın 5 yıllık süre dolmadan 11.09.2014 tarihinde davalı tarafa ihtarname göndererek cezaî şart alacağının ödenmesi talebinde bulunduğu, akabinde 05.08.2015 tarihinde icra takibi başlattığı, dayanak taahhüt hükümleri değerlendirildiğinde, taahhüdün yerine getirilmemesi halinde de beher sözleşme yılının sonunda eksik alınan ürün için cezaî şart ödenmesinin taahhüt edilmesi karşısında taahhüdün yıllık anlaşılması gerektiği, akaryakıt bayilik sözleşmelerinde (veya sözleşme eki taahhütnamelerde) yer alan yıllık asgari alım taahhüdüne uymama halinde öngörülen cezaî şart hükümlerinin ifaya ekli cezaî şart olduğu, şart gerçekleştiği takdirde alacaklının hem ifayı hem de cezayı talep edebileceği, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 179 uncu maddesinin onbirinci fıkrasına göre iki halde alacaklının ceza koşulunu isteyemeyeceği, eğer alacaklı ceza koşulunu isteme hakkından açıkça vazgeçmişse ve çekince koymadan ifayı kabul etmiş veya sözleşmeden doğan edimlerini ifa etmeye devam etmişse ceza koşulunu isteyemeyeceği, somut olayda davalı tarafça ürün alım taahhüdüne uyulmaması durumunda cezaî şart talep edilmesi mümkün olmakla birlikte taraflar arasındaki taahhütname hükümlerinin yıllık asgari ürün alımı olarak düzenlenmesi karşısında davacının taahhütnamede kararlaştırılan cezaî şartı talep edebilmesi için cezaî şartın oluştuğu yıldan sonraki yıllarda ürün verirken ihtirazi kayıt koyarak bu hakkını saklı tutması gerekmesine rağmen bunu yapmadığı, 1 ve 2. dönemler için ihtirazi kayıt konulmaksızın mal verilmeye devam edildiği, sözleşmenin 4. dönemi için davalıya mal verdikten sonra 11.09.2014 tarihinde gönderdiği ihtarın 3.döneme etkisinin olmayacağı, 4. dönem için de gönderdiği ihtarname ile bu dönem için cezaî şart isteyemeyeceği, zira ihtarnamede sözleşmenin feshedildiği yönünde bir ifade bulunmadığı gibi ihtarname tarihinden sonra da ticari ilişkinin devam ettiği, ihtarnameden sonra devam eden 5. dönem için de dönem sona ermeden ve ticari ilişki devam ederken takip başlatmak suretiyle cezaî şart isteminde bulunamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve katılma yoluyla davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; 28.07.2010 tarihli ürün alım taahhütnamesinde davalının yıl bazında değil, 5 yılda toplamda 12.500 ton ürün alım taahhüdünde bulunduğunu, beş yıllık satın alma taahhüdünün yerine getirilmemesi nedeniyle cezaî şart talebinde bulunmak için, beş yıllık sürenin tamamlanması gerektiğini, beş yıllık süre tamamlanmadan talepte bulunmanın mümkün olmadığını, davalının taahhüdüne duyulan güven nedeniyle 1.750.000,00 TL + KDV gayri maddi hak bedeli ödendiğini, basiretli davranma yükümlülüğü gereği taahhüdünü gerçekleştirmek zorunda olan davalının, pazarlama faaliyetinde bulunarak toptan müşterileri temin ederek satış yapmak zorunluluğu olduğunu, aksi takdirde taahhüde rağmen eksik alımdan dolayı 1.000.000,00 TL sebepsiz zenginleşmiş olacağını, bilirkişi raporunda, davalı şirketin gerekli pazarlama faaliyetini göstermesi halinde, taahhütlerini gerçekleştirebileceği tespitine yer verildiğini, sözleşme süresinin tamamlanmasına kadar cezaî şart talebinde bulunmanın mümkün olmadığını, davalının gerekli gayreti göstermemesi nedeniyle kusurlu olduğunu, bayilik sözleşmesinin süresinin sona erdiği tarih itibariyle dahi davalının aldığı ürün miktarları göz önünde bulundurulduğunda, müvekkilinden yüksek meblağlarda gayri maddi hak bedeli alabilmek için, gerçekleştiremeyeceğini bildiği miktarlarda ürün alım taahhüdünde bulunulduğunu, bunun davalının kötü niyetli olduğunun ve basiretli davranma yükümlülüğüne aykırı hareket ettiğini gösterdiğini, cezaî şart ödemesi için davalıya gönderilen ihtarname dikkate alındığında, bu tarihten geriye doğru bir yıllık sürede tahakkuk eden cezaî şart tutarının ve bayilik sözleşmesi süresinin tamamlandığı tarihten geriye doğru bir yıllık cezaî şart tutarlarının tahsiline karar verilmesi gerektiğini ilerü sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
2.Davalı vekili katılma yolu ile sunduğu istinaf dilekçesinde lehlerine kötü niyet tazminatına hükmedilmesi gerektiğini belirterek bu yönü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasındaki taahhütnamenin 1. maddesi uyarınca cezaî şart için beher sözleşme yılı esas alındığından, yıllık bazda taahhüt bulunmadığından, 5 yıllık süre dolmadan cezaî şart istenemeyeceğine ilişkin davacı istinaf sebebinin yerinde olmadığı, tacir olan davacının basiretli tacir gibi davranıp gerekli araştırmaları yaparak ödeyeceği gayri maddi hak bedeli ödeme miktarını belirlemesi gerekip, yeterli inceleme yapmaksızın bedel belirlemiş ise sonuçlarına katlanması gerektiği, sözleşme ve sözleşmedeki cezaî şart 6098 sayılı Kanun'un 27 nci maddesi ile hükümsüz sayılan unsurları taşımadığından geçerli ve tarafları bağlayıcı olduğundan, davacı vekilinin gayri maddi hak bedeli ve sebepsiz zenginleşmeye ilişkin istinaf sebeplerinin yerinde görülmediği, davalının kötü niyetli olduğu ve basiretli davranma yükümlülüğüne aykırı hareket ettiğine dair davacı tarafça iddiasını kanıtlayacak delil sunulmadığı, taraflar arasındaki sözleşmenin 1. maddesi uyarınca cezaî şart alacağı her yılın sonu itibariyle muaccel hale geleceğinden, muaccel olmuş cezaî şart alacakları için davacı tarafça talepte bulunulmadığı, ürün verilmeye devam edilirken cezaî şart alacağının saklı tutulduğuna dair çekince konulmadığı, ihtar gönderilmediği, emsal kararlara göre önceki yıllarda muaccel olan cezaî şart alacağı istenebilir hale gelmesine rağmen istememek suretiyle, cezaî şartın artık ondan istenmeyeceği intibaı (haklı güven) uyandırıldığından, sonradan cezaî şart talep edilmesi çelişkili davranış yasağına aykırılık oluşturup, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 2 nci maddesindeki hakkın kötüye kullanılması olacağı, alacağın varlığı ve miktarı yargılamayı gerektirdiği, davalı tarafça takibin kötü niyetle başlatıldığı ve davanın kötü niyetli olarak açıldığını gösterir delil sunulmadığından davalı vekilinin kötü niyet tazminat talebi verilmediğine ilişkin istinaf talebinin yerinde olmadığı gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf taleplerinin esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf aşamasındaki itirazlarını yineleyerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava; taraflar arasında imzalanan bayilik sözleşmesi ve eki taahhütname uyarınca eksik ürün alımdan kaynaklı cezaî şart alacağı iddiasından dolayı başlatılan ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takibe vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 67 nci maddesi.
3. 6098 sayılı Kanun'un 179 uncu maddesi.
4. 4721 sayılı Kanun'un 2 nci maddesi.
3. Değerlendirme
1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/2799 E. 2023/6263 K.
Ortak:ürün alım taahhütnamesi · haklı güven · asgari alım taahhüdü · ifaya ekli ceza · alım taahhüdü · akaryakıt bayilik sözleşmesi · ihtirazi kayıt · sözleşmeden doğan dava
İncelediğiniz karardaBu «taahhüdün» yerine getirilmemesi halinde ve beher sözleşme yılının sonunda eksik alınan beyaz ürünün her tonu için 75 USD ve madeni yağın her tonu için 400 USD'yi aynen veya fiilen ödeneceği günkü TCMB efektif satış kuru üzerinden hesaplanacak TL karşılığını Aytemiz'e cezaî şart olarak ödeyeceğiz" hükmünün taraflarca kabul edildiği, taahhütname hükmüne göre taraflar arasındaki ilişkinin başlangıcının 2010 yılı Ekim ayı olduğu, 2015 yılı Ekim ayı itibariyle sonlanacağı, davacı tarafın 5 yıllık süre dolmadan 11.09.2014 tarihinde davalı tarafa «ihtarname» göndererek cezaî şart alacağının ödenmesi talebinde bulunduğu, akabinde 05.08.2015 tarihinde icra takibi başlattığı, dayanak taahhüt hükümleri değerlendirildiğinde, taahhüdün yerine getirilmemesi halinde de beher sözleşme yılının sonunda eksik alınan ürün için cezaî şart ödenmesinin taahhüt edilmesi karşısında taahhüdün yıllık anlaşılması gerektiği, «akaryakıt bayilik sözleşmelerinde» (veya sözleşme eki taahhütnamelerde) yer alan yıllık «asgari alım taahhüdüne» uymama halinde öngörülen cezaî şart hükümlerinin ifaya ekli cezaî şart olduğu, şart gerçekleştiği takdirde alacaklının hem ifayı hem de cezayı talep edebileceği, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 179 uncu maddesinin onbirinci fıkrasına göre iki halde alacaklının ceza koşulunu isteyemeyeceği, eğer alacaklı ceza koşulunu isteme hakkından açıkça vazgeçmişse ve çekince koymadan ifayı kabul etmiş veya «sözleşmeden doğan» edimlerini «ifa» etmeye devam etmişse ceza koşulunu isteyemeyeceği, somut olayda davalı tarafça «ürün alım taahhüdüne» uyulmaması durumunda cezaî şart talep edilmesi mümkün olmakla birlikte taraflar arasındaki taahhütname hükümlerinin yıllık asgari ürün alımı olarak düzenlenmesi karşısında davacının taahhütnamede kararlaştırılan cezaî şartı talep edebilmesi için cezaî şartın oluştuğu yıldan sonraki yıllarda ürün verirken «ihtirazi kayıt» koyarak bu hakkını saklı tutması gerekmesine rağmen bunu yapmadığı, 1 ve 2. dönemler için ihtirazi kayıt konulmaksızın mal verilmeye devam edildiği, sözleşmenin 4. dönemi için davalıya mal verdikten sonra 11.09.2014 tarihinde gönderdiği «ihtarın» 3.döneme etkisinin olmayacağı, 4. dönem için de gönderdiği ihtarname ile bu dönem için cezaî şart isteyemeyeceği, zira ihtarnamede sözleşmenin feshedildiği yönünde …
DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile davalı şirket arasında 28.07.2010 tarihinde akdedilen «bayilik sözleşmesine» istinaden imzalanan aynı tarihli «taahhütname» ile davalı şirketin 5 yıllık bayilik süresi içerisinde 12.500 ton beyaz «ürün alımı taahhüdünde» bulunduğunu, eksik alınan beyaz ürün için ton başına 75,00 USD'nin TCMB efektif satış kuru üzerinden hesaplanacak TL karşılığını ödemeyi cezaî şart olarak taahhüt ettiğini, imzalanan bayilik sözleşmesine istinaden «müteselsil kefil» olarak diğer davalılar ..., ..., ... ve ... ile dava dışı ...'nun maliki oldukları taşınmaz üzerinde müvekkili adına «ipotek» tesis edildiğini, eksik alımların otomasyon sistemi kayıtları ile tespit edildiğini, Kadıköy 2.
Noterliği'nin 11.09.2014 tarihli ve 5743 sayılı «ihtarnamesi» ile davalı bayinin «ürün alım taahhüdüne» aykırı dayanarak eksik ürün alımında bulunması sebebiyle cezaî şart alacağının ödenmesi için ihtarname gönderildiğini, davalı şirketin, bayilik lisansını aldığı Eylül 2010'dan icra takibinin yapıldığı 05.08.2015 tarihine kadar 58 aylık süre içersinde 12.060 ton ürün alması gerekir iken 6822 ton ürün alımı yaptığını, 392.850,00 USD'nin takip tarihi TL karşılığı 1.096.050,00 TL cezaî şart borcu olduğunu, borcunu ödemeyen davalı bayii ve «ipotek» borçluları hakkında İstanbul Anadolu 10.
Benzer bu karardaGerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile «akaryakıt bayilik sözleşmelerinde» (veya sözleşme eki «taahhütnamelerde») yer alan "yıllık «asgari alım taahhüdüne» uymama halinde öngörülen «ceza koşulu» («cezai şart») hükümlerinin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 179 uncu maddesinin ikinci fıkrasındaki (mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (818 sayılı Kanun) 158 inci maddesinin ikinci fıkrası) «ifaya ekli ceza» koşulu (cezai şart) niteliğinde olduğu, ifaya eklenen ceza koşulunda, şart gerçekleştiği takdirde alacaklı, hem ifayı hem de cezayı talep edebileceği, 6098 sayılı Kanun'un borcun belirlenen zamanda veya yerde «ifa» edilmemesi hali için kararlaştırılmış ceza koşulunun, «ifaya eklenen ceza koşulu» niteliğinde olacağına dair bir «karine» koyduğu, bu iki olasılık dışında kalacak eksik ifa hallerinde 6098 sayılı Kanun'un 179 uncu maddesinin birinci fıkrasının uygulanacağı, 6098 sayılı Kanun'un 179 uncu maddesinin ikinci fıkrası hükmü «emredici» yapıda olmayıp düzenleyici nitelikte olduğundan tarafların, yukarıda belirtilen iki hal dışında kalan eksik ifalarla, bütün ifa etmeme hallerinde de ifa ile birlikte cezai şartın istenebileceğini kararlaştırabileceği, eğer alacaklı ceza koşulunu isteme hakkından açıkça vazgeçmişse veya alacaklı, çekince koymadan ifayı kabul etmiş veya «sözleşmeden doğan» edimlerini ifa etmeye devam etmişse bu takdirde de ceza koşulunu istemeyeceği, taahhütnamenin 2 nci maddesinde kâr «mahrumiyetinden» söz edilmiş ise de içerdiği yaptırımlar itibari ile asgari alım taahhüdünün ihlaline ilişkin özel cezai şart düzenlemesi olduğu, somut olayda davalı şirketin başka bir şirketten petrol ürünü aldığı ileri sürülmemiş olması ve ayrıca sair bir ihlal vakıası gerçekleştirdiği ispat edilmemiş olmasına göre 2 nci maddede belirtilen ve hesap yöntemi de açıkça gösterilen cezai şartın istenebileceği gözetilerek davacının sözleşmenin ilk iki yılı içinde herhangi bir «ihtirazi kayıt» koymaksızın mal «teslim» etmek suretiyle davalıda haklı bir güven oluşturarak sözleşmeyi fiili durumda devam etme iradesini ortaya koyduğu, yine «son» dönemde de (2015) ayrıca bir «ihtar» çekmeksizin mal teslimine devam ettiği görülerek mevcut delil durumuna göre davanın tamamen reddine karar verilmesi yerinde görülmüş ise de davayı nitelendirmede hataya düşülerek yazılı şekilde karar verilmesini doğru olmadığı, davalılardan gerçek kişi «kefil» yönünden 15.07.2013 tarihli «kefaletnamenin» 6093 sayılı Kanun'un 583 üncü maddesi hükmünde belirtilen «müteselsil kefalet» ibaresinin el yazısıyla yazılmadığı, 6098 sayılı Kanun'un 584 üncü maddesi hükmü gereğince de eş «muvafakati» alınmadığı, geçerli bir «kefalet sözleşmesinden» bahsedilemeyeceğinden bahisle reddine karar verilmesi doğru ise de dava konusu olayda davacının talebi cezai şart alacağının tahsiline ilişkin olup koşullarının oluşmadığının kabulü ile davalı şirket yönünden davanın reddine karar vermek gerekirken, mahkemece gerekçe kısmında davacının talebinin kâr mahrumiyeti olduğu şeklinde nitelemede yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulmasının doğru görülmediği, davalılar vekilinin vekâlet ücreti yönünden istinaf istemlerine gelince; davalı şirket aleyhine açılan davanın cezai şart talep edilemeyeceği sözleşmede belirlenen koşulların gerçekleşmediği gerekçesiyle, diğer davalı aleyhine açılan davanın ise kefalet akdinin geçerli olmaması gerekçesiyle reddedilmişken karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAÜT) 3/2 maddesi gereği hakkındaki dava ret edilen davalı şirket yararına ayrı, diğer davalı gerçek kişi yararına ayrı «vekalet ücreti takdiri» gerekirken tek bir vekâlet ücretine hükmedilmesi doğru olmadığı gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kald …
Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, «akaryakıt bayilik sözleşmesinde» (sözleşme eki «asgari alım taahhüdünde») öngörülen yıllık asgari «ürün alımı taahhüdüne» aykırı davranıldığı iddiasına dayalı «cezai şart» alacağı istemine ilişkindir.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; taraflar arasında düzenlenen ek «taahhütname» gereği, «asgari alım taahhüdünü» yerine getirmediğini, kâr «mahrumiyetinden» kaynaklanan alacağa karar verilmesi gerekirken davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu, diğer davalının da «kefaletinin» geçerli bulunduğunu, «kefalet limitinin» belli olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:ihtirazi kayıt/çekince · ifaya eklenen ceza koşulu · ceza koşulu · müteselsil kefalet · kefalet limiti · kefalet sözleşmesi · karine · vekalet ücreti takdiri
Benzer bu karardaGerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile «akaryakıt bayilik sözleşmelerinde» (veya sözleşme eki «taahhütnamelerde») yer alan "yıllık «asgari alım taahhüdüne» uymama halinde öngörülen «ceza koşulu» («cezai şart») hükümlerinin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 179 uncu maddesinin ikinci fıkrasındaki (mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (818 sayılı Kanun) 158 inci maddesinin ikinci fıkrası) «ifaya ekli ceza» koşulu (cezai şart) niteliğinde olduğu, ifaya eklenen ceza koşulunda, şart gerçekleştiği takdirde alacaklı, hem ifayı hem de cezayı talep edebileceği, 6098 sayılı Kanun'un borcun belirlenen zamanda veya yerde «ifa» edilmemesi hali için kararlaştırılmış ceza koşulunun, «ifaya eklenen ceza koşulu» niteliğinde olacağına dair bir «karine» koyduğu, bu iki olasılık dışında kalacak eksik ifa hallerinde 6098 sayılı Kanun'un 179 uncu maddesinin birinci fıkrasının uygulanacağı, 6098 sayılı Kanun'un 179 uncu maddesinin ikinci fıkrası hükmü «emredici» yapıda olmayıp düzenleyici nitelikte olduğundan tarafların, yukarıda belirtilen iki hal dışında kalan eksik ifalarla, bütün ifa etmeme hallerinde de ifa ile birlikte cezai şartın istenebileceğini kararlaştırabileceği, eğer alacaklı ceza koşulunu isteme hakkından açıkça vazgeçmişse veya alacaklı, çekince koymadan ifayı kabul etmiş veya «sözleşmeden doğan» edimlerini ifa etmeye devam etmişse bu takdirde de ceza koşulunu istemeyeceği, taahhütnamenin 2 nci maddesinde kâr «mahrumiyetinden» söz edilmiş ise de içerdiği yaptırımlar itibari ile asgari alım taahhüdünün ihlaline ilişkin özel cezai şart düzenlemesi olduğu, somut olayda davalı şirketin başka bir şirketten petrol ürünü aldığı ileri sürülmemiş olması ve ayrıca sair bir ihlal vakıası gerçekleştirdiği ispat edilmemiş olmasına göre 2 nci maddede belirtilen ve hesap yöntemi de açıkça gösterilen cezai şartın istenebileceği gözetilerek davacının sözleşmenin ilk iki yılı içinde herhangi bir «ihtirazi kayıt» koymaksızın mal «teslim» etmek suretiyle davalıda haklı bir güven oluşturarak sözleşmeyi fiili durumda devam etme iradesini ortaya koyduğu, yine «son» dönemde de (2015) ayrıca bir «ihtar» çekmeksizin mal teslimine devam ettiği görülerek mevcut delil durumuna göre davanın tamamen reddine karar verilmesi yerinde görülmüş ise de davayı nitelendirmede hataya düşülerek yazılı şekilde karar verilmesini doğru olmadığı, davalılardan gerçek kişi «kefil» yönünden 15.07.2013 tarihli «kefaletnamenin» 6093 sayılı Kanun'un 583 üncü maddesi hükmünde belirtilen «müteselsil kefalet» ibaresinin el yazısıyla yazılmadığı, 6098 sayılı Kanun'un 584 üncü maddesi hükmü gereğince de eş «muvafakati» alınmadığı, geçerli bir «kefalet sözleşmesinden» bahsedilemeyeceğinden bahisle reddine karar verilmesi doğru ise de dava konusu olayda davacının talebi cezai şart alacağının tahsiline ilişkin olup koşullarının oluşmadığının kabulü ile davalı şirket yönünden davanın reddine karar vermek gerekirken, mahkemece gerekçe kısmında davacının talebinin kâr mahrumiyeti olduğu şeklinde nitelemede yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulmasının doğru görülmediği, davalılar vekilinin vekâlet ücreti yönünden istinaf istemlerine gelince; davalı şirket aleyhine açılan davanın cezai şart talep edilemeyeceği sözleşmede belirlenen koşulların gerçekleşmediği gerekçesiyle, diğer davalı aleyhine açılan davanın ise kefalet akdinin geçerli olmaması gerekçesiyle reddedilmişken karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAÜT) 3/2 maddesi gereği hakkındaki dava ret edilen davalı şirket yararına ayrı, diğer davalı gerçek kişi yararına ayrı «vekalet ücreti takdiri» gerekirken tek bir vekâlet ücretine hükmedilmesi doğru olmadığı gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kald …
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; taraflar arasında düzenlenen ek «taahhütname» gereği, «asgari alım taahhüdünü» yerine getirmediğini, kâr «mahrumiyetinden» kaynaklanan alacağa karar verilmesi gerekirken davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu, diğer davalının da «kefaletinin» geçerli bulunduğunu, «kefalet limitinin» belli olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davalı şirket imzalamış olduğu «taahhütnamenin» ikinci maddesi uyarınca yıllık 525 ton beyaz ürün satın almayı taahhüt etmiş olmasına rağmen, sözleşmenin imzalanmasından sonra dosyada mevcut bilirkişi raporlarında saptandığı üzere yıllık alması gereken miktarda ürün almadığını, kâr «mahrumiyetine» ilişkin taleplerinde borcun gereği gibi «ifa» edilmemesinden doğan zararın söz konusu olduğunu, davadaki taleplerinin kâr mahrumiyeti olmasına rağmen Bölge Adliye Mahkemesi kararında «cezai şart» olarak değerlendirilmesinin yerinde olmadığını, müvekkili şirketin sözleşme süresi içerisinde davalı tarafa eksik ürün alımı sebebiyle «ihtarname» göndererek, eş değer ifade ile «ihtirazı kayıt (çekince») öne sürerek ürün vermeye devam ettiğini, ihtirazı kayıt (çekince) yükümlülüğünü de yerine getiren davacı müvekkilinin eksik alımlardan kaynaklı kâr mahrumiyetinin, fazlaya ilişkin her türlü hakları saklı kalmak kaydıyla, sözleşme tarihinden dava tarihine kadar ödenmesi gerekirken, İlk Derece Mahkemesi tarafından dava tarihi itibarı ile 3 yıllık sürenin dolmadığı bu nedenle taahhütte belirtilen şekilde kâr «kaybının» talep edilemeyeceğinden bahisle davanın reddine karar verilmesininde usul ve kanuna aykırı olduğunu, diğer davalının «kefaletinin» de geçerli olduğunu, davanın reddini kabul anlamına gelmemekle birlikte davanın reddine karar verilmesi halinde davalılar vekili lehine ayrı ayrı vekâlet ücretine …
-
Bayilikte kâr mahrumiyeti: çekince koşulu ve lisans şartı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2023/2395 E. 2024/5437 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kâr mahrumiyeti · sözleşme serbestisi · davaların birleştirilmesi
Benzer bu kararda… aklı, ceza koşulunu isteme hakkından açıkça vazgeçmişse artık bu yönde bir talepte bulunamayacağı, diğer yandan alacaklının, çekince koymadan ifayı kabul etmiş veya «sözleşmeden doğan» edimlerini «ifa» etmeye devam etmişse bu takdirde de ceza koşulunu isteyemeyeceği, yıllık asgari «ürün alımı taahhüdü» bulunmasına rağmen yıllar itibariyle bu taahhüde uyulmamış ise tedarikçi (sağlayıcı) firmanın, hem ifayı hem de ceza koşulunu talep edebilmesi için takip eden yılda henüz bayiye mal vermeden önce «ceza koşulu» ile ilgili “«çekince” (ihtirazi kayıt») bildirmesi ya da bu konuda bayiye noterden bir «ihtarname» göndermesi gerektiği, çekince için bir «şekil şartının» getirilmediği, tedarikçinin, taahhüde aykırı davranılmış olan yılı takip eden yeni yıldaki ilk «fatura» ve «irsaliyeye» koyacağı bir açıklama («şerh») ile bu koşulu yerine getirebileceği, bu şekilde bir çekince (ihtirazi kayıt) konulduktan veya «ihtar» çekildikten sonra tedarikçi (sağlayıcı) firmanın, mal vermeye (ifaya) devam etse bile önceki yıla ilişkin ceza koşulu alacağını sözleşme «zamanaşımı» süresi içinde her zaman talep edebileceği, sonraki yıllarda da aynı kuralın geçerli olduğu, bunlar yapılmadan müteakip yılın ifası gerçekleşmişse artık bir önceki yıla ait ceza koşulu istenemeyeceği, çekince konmuş veya ihtar çekilmiş olan yıllarla ilgili ceza koşulunun istenebileceği, 6098 sayılı Kanun'un 179 uncu maddesinin ikinci fıkrası hükmü «emredici» nitelikte olmadığından, tarafların «sözleşme serbestisi» ilkesi gereğince aralarında farklı bir düzenleme yapabilecekleri, örneğin «sözleşmenin feshi» halinde hem «cezai şart» hem de kâr «mahrumiyeti» ödeneceğinin kararlaştırabileceği, ancak sözleşmenin feshi halinde cezai şart ödeneceğinin kararlaştırılmış olduğu hallerde, sözleşme süresi içinde çekince konmadan uzun süre ifaya devam edilmesi üzerine borçluda, ceza koşulu istenmeyeceğine dair haklı bir ... oluşmuş ise, oluşan bu haklı ... ve «dürüstlük ilkesi» nedeniyle önceki yıla veya yıllara ait ceza koşullarının talep edilemeyeceği, taraflar arasında asıl dava konusu Esenyurt ilçesinde bulunan istasyona ilişkin 24.02.2014 tarihli ve 01.09.2015 tarihine kadar geçerli; Zeytinburnu ilçesinde bulunana istasyona ilişkin olarak da 24.04.2014 tarihli ve 01.09.2015 tarihine kadar geçerli «bayilik sözleşmesi» ve «protokol» akdedildiği, davalı tarafın Esenyurt ilçesindeki istasyona ilişkin olarak imzalanan alım taahhüdünde, davalının yıllık asgari 4.401 ton, sözleşme süresince ise 17.604 ton beyaz ürün almayı, aksi halde ton başına 14,00 USD «kar mahrumiyeti» ödemeyi; Zeytinburnu ilçesindeki istasyona ilişkin olarak imzalanan alım taahhüdünde, davalının yıllık asgari 5.650 ton, sözleşme süresince ise 22.600 ton beyaz ürün almayı, aksi halde ton başına 14,00 USD kar mahrumiyeti ödemeyi kabul ve taahhüt ettiği, mahkemece yaptırılan «bilirkişi incelemesinde», davalı bayi tarafından asıl davada 14.718 ton, birleşen davada 19.216 ton eksik alım yapıldığının tespit edildiği,EPDK lisans kayıtlarının sorgulanmasında; davalı bayi tarafından Esenyurt ilçesinde bulunan istasyona ilişkin olarak dava dışı «dağıtıcı» Kadooğlu Petrolcülük ..
… nde; müvekkili ile davalı arasında İstanbul ili Esenyurt ilçesinde bulunan taşınmaz üzerinde bulunan akaryakıt istasyonunun işletilmesi hususunda 24.02.2014 tarihli «bayilik sözleşmesi» ve «protokol» akdedildiğini, davalının düzenlediği «ürün alım taahhütnamesi» ile anlaşma süresince 17.604 ton beyaz ürün almayı, eksik kalan ton üzerinden 14 USD «kar mahrumiyeti» ödemeyi taahhüt ettiğini, davalının 2.886 ton ürün aldığını, davalının eksik aldığı 14.718 ton ürün için 206.051 USD «kar kaybı» borcu doğduğunu ileri sürerek fazlaya dair hakları saklı kalmak «kaydı» ile şimdilik 1.000,00 USD'nin «temerrüt» tarihinden itibaren faiz işletilerek davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
… ; müvekkili ile davalı arasında İstanbul ili Zeytinburnu ilçesinde bulunan taşınmaz üzerinde bulunan akaryakıt istasyonunun işletilmesi hususunda 24.04.2014 tarihli «bayilik sözleşmesi» ve «protokol» akdedildiğini, davalının düzenlediği «ürün alım taahhütnamesi» ile anlaşma süresince 22.600 ton beyaz ürün almayı, eksik kalan ton üzerinden 14,00 USD «kar mahrumiyeti» ödemeyi kabul ve taahhüt ettiğini, davalının 3.384 ton ürün aldığını, davalının eksik aldığı 19.216 ton ürün için 269.030,00 USD «kar kaybı» borcu doğduğunu ileri sürerek fazlaya dair hakları saklı kalmak «kaydı» ile şimdilik 1.000,00 USD'nin «temerrüt» tarihinden itibaren faiz işletilerek davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
… sayısı belirtilen kararı ile asıl davada taraflar arasında 24.02.2014 tarihinde Esenyurt bayisi olarak, birleşen davada 24.04.2014 tarihinde Davutpaşa bayisi olarak «bayilik sözleşmesi», «protokol» ve «ürün alım taahhütnamesi» imzalandığı, ürün alım taahhütnamesine göre, anlaşma süresinin sonunda veya bir yıllık anlaşma süresinin sonunda eksik alınan ürünlerin hesaplanacağı, buna göre «kar mahrumiyeti» bedelinin belirleneceği hükme bağlanmış olup, dava tarihine kadar davacı tarafça bu madde hükmüne göre herhangi bir «cezai şart» talep edilmediği, taahhüde aykırılık olsa bile davacının aykırı davranılmış olan yılı takip eden yeni yılda herhangi bir «ihtirazi kayıt» göstermeksizin ticari faaliyete devam edildiği, davalıda haklı olarak cezai şartın uygulanmayacağı yönünde ... oluştuğu, «dürüstlük ilkesi», «hakkaniyet» ilkesi ve kanunun «emredici» hükümlerine göre davacı tarafça davalıda böyle bir ... oluşturup daha sonrasında kar mahrumiyeti bedeli talep edilmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle, asıl ve bir …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/5509 E. 2024/2290 K.
Ortak:ifaya ekli cezai şart · ürün alım taahhütnamesi · asgari alım taahhüdü · ifaya ekli ceza · alım taahhüdü · ihtirazi kayıt · bayilik sözleşmesi · cezai şart
İncelediğiniz karardaBu «taahhüdün» yerine getirilmemesi halinde ve beher sözleşme yılının sonunda eksik alınan beyaz ürünün her tonu için 75 USD ve madeni yağın her tonu için 400 USD'yi aynen veya fiilen ödeneceği günkü TCMB efektif satış kuru üzerinden hesaplanacak TL karşılığını Aytemiz'e cezaî şart olarak ödeyeceğiz" hükmünün taraflarca kabul edildiği, taahhütname hükmüne göre taraflar arasındaki ilişkinin başlangıcının 2010 yılı Ekim ayı olduğu, 2015 yılı Ekim ayı itibariyle sonlanacağı, davacı tarafın 5 yıllık süre dolmadan 11.09.2014 tarihinde davalı tarafa «ihtarname» göndererek cezaî şart alacağının ödenmesi talebinde bulunduğu, akabinde 05.08.2015 tarihinde icra takibi başlattığı, dayanak taahhüt hükümleri değerlendirildiğinde, taahhüdün yerine getirilmemesi halinde de beher sözleşme yılının sonunda eksik alınan ürün için cezaî şart ödenmesinin taahhüt edilmesi karşısında taahhüdün yıllık anlaşılması gerektiği, «akaryakıt bayilik sözleşmelerinde» (veya sözleşme eki taahhütnamelerde) yer alan yıllık «asgari alım taahhüdüne» uymama halinde öngörülen cezaî şart hükümlerinin ifaya ekli cezaî şart olduğu, şart gerçekleştiği takdirde alacaklının hem ifayı hem de cezayı talep edebileceği, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 179 uncu maddesinin onbirinci fıkrasına göre iki halde alacaklının ceza koşulunu isteyemeyeceği, eğer alacaklı ceza koşulunu isteme hakkından açıkça vazgeçmişse ve çekince koymadan ifayı kabul etmiş veya «sözleşmeden doğan» edimlerini «ifa» etmeye devam etmişse ceza koşulunu isteyemeyeceği, somut olayda davalı tarafça «ürün alım taahhüdüne» uyulmaması durumunda cezaî şart talep edilmesi mümkün olmakla birlikte taraflar arasındaki taahhütname hükümlerinin yıllık asgari ürün alımı olarak düzenlenmesi karşısında davacının taahhütnamede kararlaştırılan cezaî şartı talep edebilmesi için cezaî şartın oluştuğu yıldan sonraki yıllarda ürün verirken «ihtirazi kayıt» koyarak bu hakkını saklı tutması gerekmesine rağmen bunu yapmadığı, 1 ve 2. dönemler için ihtirazi kayıt konulmaksızın mal verilmeye devam edildiği, sözleşmenin 4. dönemi için davalıya mal verdikten sonra 11.09.2014 tarihinde gönderdiği «ihtarın» 3.döneme etkisinin olmayacağı, 4. dönem için de gönderdiği ihtarname ile bu dönem için cezaî şart isteyemeyeceği, zira ihtarnamede sözleşmenin feshedildiği yönünde …
DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile davalı şirket arasında 28.07.2010 tarihinde akdedilen «bayilik sözleşmesine» istinaden imzalanan aynı tarihli «taahhütname» ile davalı şirketin 5 yıllık bayilik süresi içerisinde 12.500 ton beyaz «ürün alımı taahhüdünde» bulunduğunu, eksik alınan beyaz ürün için ton başına 75,00 USD'nin TCMB efektif satış kuru üzerinden hesaplanacak TL karşılığını ödemeyi cezaî şart olarak taahhüt ettiğini, imzalanan bayilik sözleşmesine istinaden «müteselsil kefil» olarak diğer davalılar ..., ..., ... ve ... ile dava dışı ...'nun maliki oldukları taşınmaz üzerinde müvekkili adına «ipotek» tesis edildiğini, eksik alımların otomasyon sistemi kayıtları ile tespit edildiğini, Kadıköy 2.
İstinaf Sebepleri 1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; 28.07.2010 tarihli «ürün alım taahhütnamesinde» davalının yıl bazında değil, 5 yılda toplamda 12.500 ton ürün alım taahhüdünde bulunduğunu, beş yıllık satın alma taahhüdünün yerine getirilmemesi nedeniyle cezaî şart talebinde bulunmak için, beş yıllık sürenin tamamlanması gerektiğini, beş yıllık süre tamamlanmadan talepte bulunmanın mümkün olmadığını, davalının taahhüdüne duyulan güven nedeniyle 1.750.000,00 TL + KDV gayri maddi hak bedeli ödendiğini, basiretli davranma yükümlülüğü gereği taahhüdünü gerçekleştirmek zorunda olan davalının, pazarlama faaliyetinde bulunarak toptan müşterileri temin ederek satış yapmak zorunluluğu olduğunu, aksi takdirde taahhüde rağmen eksik alımdan dolayı 1.000.000,00 TL «sebepsiz zenginleşmiş» olacağını, bilirkişi raporunda, davalı şirketin gerekli pazarlama faaliyetini göstermesi halinde, taahhütlerini gerçekleştirebileceği tespitine yer verildiğini, sözleşme süresinin tamamlanmasına kadar cezaî şart talebinde bulunmanın mümkün olmadığını, davalının gerekli gayreti göstermemesi nedeniyle kusurlu olduğunu, «bayilik sözleşmesinin» süresinin sona erdiği tarih itibariyle dahi davalının aldığı ürün miktarları göz önünde bulundurulduğunda, müvekkilinden yüksek meblağlarda gayri maddi hak bedeli alabilmek için, gerçekleştiremeyeceğini bildiği miktarlarda ürün alım taahhüdünde bulunulduğunu, bunun davalının kötü niyetli olduğunun ve basiretli davranma yükümlülüğüne aykırı hareket ettiğini gösterdiğini, cezaî şart ödemesi için davalıya gönderilen «ihtarname» dikkate alındığında, bu tarihten geriye doğru bir yıllık sürede tahakkuk eden cezaî şart tutarının ve bayilik sözleşmesi süresinin tamamlandığı tarihten geriye doğ …
Benzer bu karardaİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; taraflar arasında 26.08.2010 tarihli «bayilik sözleşmesi» imzalandığı, sözleşmenin 5 yıl süreli olduğu, ürün alımı konusunda 26.08.2010 tarihli «taahhütname» ve gayri maddi haklar bedeli konusunda 19.09.2010 tarihli taahhütname düzenlendiği, taraflar arasında 18.07.2011 tarihinde 18.07.2011 başlangıç 30.09.2015 bitiş tarihli sözleşmenin akdedildiği, davaya konu MVV000603 no.lu 200.000,00TL bedelli «teminat mektubunun», a)satılan malın bedellerinden kaynaklanan alacak, b)verilen «ariyet» malzemelerinin bedelleri, c) gayri maddi hak bedelleri d)sözleşme ve taahhütlerden doğan doğacak «cezai şart» veya tazminat alacakları e) sair ticari bir sebeple doğacak alacaklarının teminatı olarak davalı şirkete verildiği, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamına göre davacı şirketin, mal alımından ve ariyet malzemelerinden dolayı davalı şirkete borcu olmadığı, gayri maddi hak bedelinin iadesine ilişkin olarak davacı şirketin taahhütnameyi ihlal etmediği, gayri maddi hak «bedeli iade» şartlarının oluşmadığı, Yine alınan bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamına göre davacı şirket tarafından 01.10.2010 tarihinden sözleşmenin bitiş tarihi olan 30.09.2015 tarihleri arasında toplam 3.207,62 ton beyaz ürün (benzin, motorin) aldığı, davalı şirketin 3.263 ton ürün «teslim» ettiğini beyan etmiş olması ve kesafet oranlarının iklim şartlarına göre değişiklik göstermesi nedeniyle; bayilik süreci içerisinde davacı şirketin aldığı beyaz ürün miktarının 3.263 ton olduğu, taahhüt edilen 8.500 ton akaryakıt alımının gerçekleşmediği, davacı şirketin (8.500-3.263=) 5.237 ton eksik beyaz ürün alımı yaptığı, davalı şirketin, süresi sonunda «yenilenmeyen» ve sona eren sözleşme uyarınca ilk dört yıl «ihtirazi kayıt» koymadan davacı şirkete akaryakıt satışı yapıldığı, sözleşme süresi içerisinde «ihtarname» keşide edilmediği, davalı şirketin, süresi sonunda yenilenmeyen ve sona eren sözleşme uyarınca ilk dört yıl ihtirazi kayıt koymadan davacı şirkete akaryakıt satışı yapıldığı, sözleşme süresi içerisinde ihtarname keşide edilmediği, bu süre içerisinde davalı tarafından beher sözleşme yılının sonunda eksik alınan ürün miktarları için «ifaya ekli cezai şart» koşunun talep edilmediğinden bu yıllara ilişkin cezai şart isteminde bulunamayacağı ancak «son» yıla ilişkin olarak cezai şartın koşullarının oluştuğunun kabulü gerektiği, davalı şirketin son sözleşme yılı (30.09.2014-30.09.2015 tarihleri arasında) dava tarih …
CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; beş yıllık süresi içerisinde 8.500 ton ürün satın alacağını beyan ve «taahhüt» ettiği için duyulan güven nedeniyle davacıya 750.000,00 TL+KDV gayri maddi hak bedeli ödendiğini, davacıya satılan ürünlerden elde ettiği kar ile bu gayri maddi hak bedeli ödemesi (beş yılda) müvekkiline döneceğini ve bundan müvekkilinin kar sağlayacağını, gayri maddi hak bedeli ödemesinin maliyetinin 1.000.000,00 TL'yi aştığının kolayca hesaplanabileceğini, davacının satılma miktarına ilişkin taahhüdünü gerçekleştirmemesi halinde, kendisine ödenen gayri maddi hak «bedelini iade» edeceğini taahhüt ettiğini, bu nedenle davacının borçlu olduğunu, davacının, «bayilik sözleşmesinin» süresinin başladığı 30.09.2010 tarihinden 5 yıllık sürenin sona erdiği 30.09.2015 tarihine kadar geçen 60 aylık sürede imzaladığı «ürün alım taahhütnamesine» göre alması gereken ürün miktarının 8.500 ton, ancak davacı bayinin anılan sürede toplamda 3.263 ton ürün alımı gerçekleştirdiğini, eksik alınan 5.237 ton ürün karşılığında davacının ödemesi gereken «cezai şart» tutarı 392.775$ (USD) olduğunu, davacının borçlu olmadığına ilişkin iddiasının doğru olmadığını, davacının müvekkiline cezai şart borcu bulunduğunu, davacı ile müvekkili arasında, gayri maddi hak bedeli (geri) ödemesi ve cezai şart borcu olmadığına dair yapılmış bir «hesap mutabakatı» bulunmadığını savunarak davacının ödenen 750.000,00 TL+KDV gayrimaddi hak bedelini iade borcu ile cezai şart tutarı olan 392.775$ (USD) borçlu olduğundan davanın r …
… hkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dosyadaki belgelere, kararın dayandığı delillerle, usul ve yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle «asgari alım taahhüdü» ihlal edilen dönem sonrası mal verilmeye devam olunmuş ise önceki dönem yönünden asgari alım taahhüdünün ihlaline ilişkin «cezai şart» istenemez ise de süresi sonunda «yenilenmeyen» ve davacı tarafından feshedilen sözleşme nedeniyle «son» yıla ilişkin asgari alım taahhüdünün yerine getirilmemiş olması nedeniyle cezai şart istenebilecek olmasına, «teminat mektubunun» sözleşme ve taahhütlerden doğan doğacak cezai şart veya tazminat alacaklarını kapsaması ve davalının cezai şart alacağı bulunması nedeniyle teminat mektubunun iade …
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:ariyet · hesap mutabakatı · banka teminat mektubu · intifa hakkı · vade tarihi · bedel iadesi · mutabakat · haksız eylem
Benzer bu karardaCEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; beş yıllık süresi içerisinde 8.500 ton ürün satın alacağını beyan ve «taahhüt» ettiği için duyulan güven nedeniyle davacıya 750.000,00 TL+KDV gayri maddi hak bedeli ödendiğini, davacıya satılan ürünlerden elde ettiği kar ile bu gayri maddi hak bedeli ödemesi (beş yılda) müvekkiline döneceğini ve bundan müvekkilinin kar sağlayacağını, gayri maddi hak bedeli ödemesinin maliyetinin 1.000.000,00 TL'yi aştığının kolayca hesaplanabileceğini, davacının satılma miktarına ilişkin taahhüdünü gerçekleştirmemesi halinde, kendisine ödenen gayri maddi hak «bedelini iade» edeceğini taahhüt ettiğini, bu nedenle davacının borçlu olduğunu, davacının, «bayilik sözleşmesinin» süresinin başladığı 30.09.2010 tarihinden 5 yıllık sürenin sona erdiği 30.09.2015 tarihine kadar geçen 60 aylık sürede imzaladığı «ürün alım taahhütnamesine» göre alması gereken ürün miktarının 8.500 ton, ancak davacı bayinin anılan sürede toplamda 3.263 ton ürün alımı gerçekleştirdiğini, eksik alınan 5.237 ton ürün karşılığında davacının ödemesi gereken «cezai şart» tutarı 392.775$ (USD) olduğunu, davacının borçlu olmadığına ilişkin iddiasının doğru olmadığını, davacının müvekkiline cezai şart borcu bulunduğunu, davacı ile müvekkili arasında, gayri maddi hak bedeli (geri) ödemesi ve cezai şart borcu olmadığına dair yapılmış bir «hesap mutabakatı» bulunmadığını savunarak davacının ödenen 750.000,00 TL+KDV gayrimaddi hak bedelini iade borcu ile cezai şart tutarı olan 392.775$ (USD) borçlu olduğundan davanın r …
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; taraflar arasında 26.08.2010 tarihli «bayilik sözleşmesi» imzalandığı, sözleşmenin 5 yıl süreli olduğu, ürün alımı konusunda 26.08.2010 tarihli «taahhütname» ve gayri maddi haklar bedeli konusunda 19.09.2010 tarihli taahhütname düzenlendiği, taraflar arasında 18.07.2011 tarihinde 18.07.2011 başlangıç 30.09.2015 bitiş tarihli sözleşmenin akdedildiği, davaya konu MVV000603 no.lu 200.000,00TL bedelli «teminat mektubunun», a)satılan malın bedellerinden kaynaklanan alacak, b)verilen «ariyet» malzemelerinin bedelleri, c) gayri maddi hak bedelleri d)sözleşme ve taahhütlerden doğan doğacak «cezai şart» veya tazminat alacakları e) sair ticari bir sebeple doğacak alacaklarının teminatı olarak davalı şirkete verildiği, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamına göre davacı şirketin, mal alımından ve ariyet malzemelerinden dolayı davalı şirkete borcu olmadığı, gayri maddi hak bedelinin iadesine ilişkin olarak davacı şirketin taahhütnameyi ihlal etmediği, gayri maddi hak «bedeli iade» şartlarının oluşmadığı, Yine alınan bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamına göre davacı şirket tarafından 01.10.2010 tarihinden sözleşmenin bitiş tarihi olan 30.09.2015 tarihleri arasında toplam 3.207,62 ton beyaz ürün (benzin, motorin) aldığı, davalı şirketin 3.263 ton ürün «teslim» ettiğini beyan etmiş olması ve kesafet oranlarının iklim şartlarına göre değişiklik göstermesi nedeniyle; bayilik süreci içerisinde davacı şirketin aldığı beyaz ürün miktarının 3.263 ton olduğu, taahhüt edilen 8.500 ton akaryakıt alımının gerçekleşmediği, davacı şirketin (8.500-3.263=) 5.237 ton eksik beyaz ürün alımı yaptığı, davalı şirketin, süresi sonunda «yenilenmeyen» ve sona eren sözleşme uyarınca ilk dört yıl «ihtirazi kayıt» koymadan davacı şirkete akaryakıt satışı yapıldığı, sözleşme süresi içerisinde «ihtarname» keşide edilmediği, davalı şirketin, süresi sonunda yenilenmeyen ve sona eren sözleşme uyarınca ilk dört yıl ihtirazi kayıt koymadan davacı şirkete akaryakıt satışı yapıldığı, sözleşme süresi içerisinde ihtarname keşide edilmediği, bu süre içerisinde davalı tarafından beher sözleşme yılının sonunda eksik alınan ürün miktarları için «ifaya ekli cezai şart» koşunun talep edilmediğinden bu yıllara ilişkin cezai şart isteminde bulunamayacağı ancak «son» yıla ilişkin olarak cezai şartın koşullarının oluştuğunun kabulü gerektiği, davalı şirketin son sözleşme yılı (30.09.2014-30.09.2015 tarihleri arasında) dava tarih …
İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemece «cezai şart» koşularının oluştuğu gerekçesinin yerinde olmadığını, taraflar arasındaki sözleşmenin 5 yıllık imzalandığını, «intifa hakkının» da «bayilik sözleşmesinden» 6 ay sonra tesis edilmesinin de davalının «haksız eylemi» olduğunu, sözleşmenin davacı tarafından haklı nedenle feshedildiğini, davacının sözleşmeye aykırı bir davranışı bulunmadığını, bilirkişi raporlarının hatalı düzenlendiğini, davalı tarafından ilk yıldan itibaren henüz ifaya başlanmadan önce noterden «ihtar» çekilmeden ve çekince konulmadan mal alınmaya devam edildiğini, müvekkili şirketin hiç bir sorumluluğu bulunmadığını, Mahkemece «eksik inceleme» sonucu karar verildiğini ileri sürerek ve re'sen tespit edilecek sebeplerle kararın kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir.
Osmancık Şubesi MVV000603 numaralı 30.10.2015 vadeli 200.000,00 TL değerinde «banka teminat mektubunun» davacı borcu bulunmamasına rağmen iade edilmediğini ileri sürerek davaya konu teminat mektubunun müvekkiline iadesine karar verilmesini talep etmiştir.
2 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/3482 E. 2023/2662 K.
Ortak:ürün alım taahhütnamesi · asgari alım taahhüdü · alım taahhüdü · ihtirazi kayıt · bayilik sözleşmesi · cezai şart · muacceliyet · ihtar
İncelediğiniz karardaBu «taahhüdün» yerine getirilmemesi halinde ve beher sözleşme yılının sonunda eksik alınan beyaz ürünün her tonu için 75 USD ve madeni yağın her tonu için 400 USD'yi aynen veya fiilen ödeneceği günkü TCMB efektif satış kuru üzerinden hesaplanacak TL karşılığını Aytemiz'e cezaî şart olarak ödeyeceğiz" hükmünün taraflarca kabul edildiği, taahhütname hükmüne göre taraflar arasındaki ilişkinin başlangıcının 2010 yılı Ekim ayı olduğu, 2015 yılı Ekim ayı itibariyle sonlanacağı, davacı tarafın 5 yıllık süre dolmadan 11.09.2014 tarihinde davalı tarafa «ihtarname» göndererek cezaî şart alacağının ödenmesi talebinde bulunduğu, akabinde 05.08.2015 tarihinde icra takibi başlattığı, dayanak taahhüt hükümleri değerlendirildiğinde, taahhüdün yerine getirilmemesi halinde de beher sözleşme yılının sonunda eksik alınan ürün için cezaî şart ödenmesinin taahhüt edilmesi karşısında taahhüdün yıllık anlaşılması gerektiği, «akaryakıt bayilik sözleşmelerinde» (veya sözleşme eki taahhütnamelerde) yer alan yıllık «asgari alım taahhüdüne» uymama halinde öngörülen cezaî şart hükümlerinin ifaya ekli cezaî şart olduğu, şart gerçekleştiği takdirde alacaklının hem ifayı hem de cezayı talep edebileceği, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 179 uncu maddesinin onbirinci fıkrasına göre iki halde alacaklının ceza koşulunu isteyemeyeceği, eğer alacaklı ceza koşulunu isteme hakkından açıkça vazgeçmişse ve çekince koymadan ifayı kabul etmiş veya «sözleşmeden doğan» edimlerini «ifa» etmeye devam etmişse ceza koşulunu isteyemeyeceği, somut olayda davalı tarafça «ürün alım taahhüdüne» uyulmaması durumunda cezaî şart talep edilmesi mümkün olmakla birlikte taraflar arasındaki taahhütname hükümlerinin yıllık asgari ürün alımı olarak düzenlenmesi karşısında davacının taahhütnamede kararlaştırılan cezaî şartı talep edebilmesi için cezaî şartın oluştuğu yıldan sonraki yıllarda ürün verirken «ihtirazi kayıt» koyarak bu hakkını saklı tutması gerekmesine rağmen bunu yapmadığı, 1 ve 2. dönemler için ihtirazi kayıt konulmaksızın mal verilmeye devam edildiği, sözleşmenin 4. dönemi için davalıya mal verdikten sonra 11.09.2014 tarihinde gönderdiği «ihtarın» 3.döneme etkisinin olmayacağı, 4. dönem için de gönderdiği ihtarname ile bu dönem için cezaî şart isteyemeyeceği, zira ihtarnamede sözleşmenin feshedildiği yönünde …
DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile davalı şirket arasında 28.07.2010 tarihinde akdedilen «bayilik sözleşmesine» istinaden imzalanan aynı tarihli «taahhütname» ile davalı şirketin 5 yıllık bayilik süresi içerisinde 12.500 ton beyaz «ürün alımı taahhüdünde» bulunduğunu, eksik alınan beyaz ürün için ton başına 75,00 USD'nin TCMB efektif satış kuru üzerinden hesaplanacak TL karşılığını ödemeyi cezaî şart olarak taahhüt ettiğini, imzalanan bayilik sözleşmesine istinaden «müteselsil kefil» olarak diğer davalılar ..., ..., ... ve ... ile dava dışı ...'nun maliki oldukları taşınmaz üzerinde müvekkili adına «ipotek» tesis edildiğini, eksik alımların otomasyon sistemi kayıtları ile tespit edildiğini, Kadıköy 2.
İstinaf Sebepleri 1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; 28.07.2010 tarihli «ürün alım taahhütnamesinde» davalının yıl bazında değil, 5 yılda toplamda 12.500 ton ürün alım taahhüdünde bulunduğunu, beş yıllık satın alma taahhüdünün yerine getirilmemesi nedeniyle cezaî şart talebinde bulunmak için, beş yıllık sürenin tamamlanması gerektiğini, beş yıllık süre tamamlanmadan talepte bulunmanın mümkün olmadığını, davalının taahhüdüne duyulan güven nedeniyle 1.750.000,00 TL + KDV gayri maddi hak bedeli ödendiğini, basiretli davranma yükümlülüğü gereği taahhüdünü gerçekleştirmek zorunda olan davalının, pazarlama faaliyetinde bulunarak toptan müşterileri temin ederek satış yapmak zorunluluğu olduğunu, aksi takdirde taahhüde rağmen eksik alımdan dolayı 1.000.000,00 TL «sebepsiz zenginleşmiş» olacağını, bilirkişi raporunda, davalı şirketin gerekli pazarlama faaliyetini göstermesi halinde, taahhütlerini gerçekleştirebileceği tespitine yer verildiğini, sözleşme süresinin tamamlanmasına kadar cezaî şart talebinde bulunmanın mümkün olmadığını, davalının gerekli gayreti göstermemesi nedeniyle kusurlu olduğunu, «bayilik sözleşmesinin» süresinin sona erdiği tarih itibariyle dahi davalının aldığı ürün miktarları göz önünde bulundurulduğunda, müvekkilinden yüksek meblağlarda gayri maddi hak bedeli alabilmek için, gerçekleştiremeyeceğini bildiği miktarlarda ürün alım taahhüdünde bulunulduğunu, bunun davalının kötü niyetli olduğunun ve basiretli davranma yükümlülüğüne aykırı hareket ettiğini gösterdiğini, cezaî şart ödemesi için davalıya gönderilen «ihtarname» dikkate alındığında, bu tarihten geriye doğru bir yıllık sürede tahakkuk eden cezaî şart tutarının ve bayilik sözleşmesi süresinin tamamlandığı tarihten geriye doğ …
Benzer bu kararda… li, 2020/4521 E. ve 2021/7202 K. sayılı kararıyla, davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddine, davacı vekilinin temyiz itirazları ise taraflar arasında akdedilen «bayilik sözleşmesine» ek olarak akdedilen «ürün alım taahhütnamesinin» (g) bendinde, davacının eksik alıma dayalı «cezai şart» alacağını yıl sonunda veya toplam olarak sözleşme süresinin sonunda isteyebileceği belirlendiği, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 179 uncu maddesinin ikinci fıkrasına göre bu cezai şart alacağının istenmesi bakımından artık ihtirazi «kayda» gerek bulunmadığı, davalının ilk akaryakıtı alım tarihi olarak kabul edilen 28.05.2014 tarihinden dava tarihine kadar tamamlanmış birer yıllık süreler göz önünde b …
DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirket ile davalı bayii arasında 24.04.2014 tarihli otogaz «bayilik sözleşmesi» imzalandığını, sözleşmeye ek olarak düzenlenen «ürün alım taahhütnamesi» ile anlaşmanın yürürlüğü süresince geçerli olmak üzere davalı bayinin 4.176 ton otogaz almayı, eksik kalan miktar için ton başına 20,00 USD tutarında kâr «mahrumiyeti» ödemeyi kabul ve taahhüt ettiğini, davalının toplam 728 ton ürün alımında bulunduğunu, eksik alınan 3.448 ton ürün için 68.955,00 USD kâr «kaybının» doğduğunu ileri sürerek kâr mahrumiyeti alacağından şimdilik 1.000,00 USD'lik kısmının, «temerrüt» tarihinden itibaren yabancı paraya işleyecek en yüksek mevduat faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 05.02.2020 tarihli ve 2018/1516 E. ve 2020/95 K. sayılı kararıyla; alınan bilirkişi raporu sonucunda, taraflar arasındaki «bayilik sözleşmesinin» 24.04.2014 tarihli olduğu, ancak ilk faturanın 28.05.2014 tarihli olduğu, dava konusu sözleşmenin ilk alımdan itibaren 5 yıl süreli olarak imzalandığı, bu tarihten dava tarihine kadar üç dönem geçtiği, ilk dönem için davacının «ihtirazi kayıt» koymadan davalıya ifada bulunmaya devam ettiği, davanın ise üçüncü dönem sona ermeden açıldığı, bu nedenle davacıya yalnızca ikinci döneme ilişkin kâr «mahrumiyetinin» hesaplanarak verilmesi gerekeceği, buna göre, «taahhüt» edilen yıllık 1.044 kg ile alınan toplam 117.637 kg arasındaki farkın 926.363 kg olduğu, bu farkın 20,00 USD ile çarpımı sonucunda 18.527,26 USD «cezai şart» alacağının hesaplandığı, ancak davacının talebi ile bağlı kalınarak 1.000,00 USD alacağa hükmedilmesinin gerektiği belirtilerek, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılarak davanın esası hakkında yeniden hüküm verilmesine, bu doğrultuda, taleple bağlı kalınarak davanın kabulü ile 1.000,00 USD alacağın, dava tarihinden itibaren işleyecek ve 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesi uyarınca hesaplanacak «temerrüt faizi» ile birlikte davacıya verilmesine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:ceza koşulu · kar mahrumiyeti · emredici hüküm · kâr mahrumiyeti · sözleşmenin feshi · istinaf incelemesi · kazanılmış hak · fesih
Benzer bu kararda… , sözleşmenin 12 nci maddesinde, sözleşmenin süresinin istasyonun fiilen satışa başlamasından itibaren 5 yıl olduğunun belirtildiği, sözleşmenin 15 inci maddesinde, «sözleşmenin feshinin» sonuçlarının düzenlendiği, aynı maddenin (c) bendinde kâr «kaybının» sözleşmenin feshedilmesi halinde talep edileceği hususunun açıkça belirtildiği, dava tarihi itibari ile sözleşmenin süresinin henüz dolmadığı ve «fesih» edilmediği, tarafların bu yönde de bir iddiasının bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
… Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile bozma ilamında işaret edildiği gibi taraflara arasında devam eden bayilik ilişkisi içinde yıllık «asgari alım taahhütlerinin» bayi tarafından yerine getirilmemesine rağmen, bayilik veren herhangi bir çekince koymadan ticari ilişkiye devam etmişse, yani «ceza koşulu» alacağını saklı tutmadan yeni dönemde ifaya devam etmişse, artık önceki döneme ilişkin ceza koşulunu isteyemeyeceği, tarafların bunun aksini kararlaştırmalarına engel «emredici» bir düzenleme olmadığı, sözleşmede birinci ve ikinci bir yılık dönemin tamamlanmış olduğundan, bu dönem için davacının ceza koşulu alacağının bulunduğu, üçüncü bir yıllık dönem için davacının «cezai şart» alacağının henüz doğmadığı, buna göre davacının ilk bir yıllık dönem için 8.677,70 USD, ikinci bir yıllık dönem için 18.527,26 USD olmak üzere, toplam 27.204,96 US …
… ; Dairemizin 21.09.2021 tarihli, 2020/3229 E. ve 2021/5630 K. sayılı ve ilamında ifaya başlanmadan bir çekince ileri sürüldüğü belirlenmediğinden eksik alıma dayalı «cezai şart» talep edilemeyeceğine işaret ediliğini, sözleşme kapsamındaki birinci ve ikinci dönemin tamamlanmadığını, bu dönemlere ilişkin hesabın hatalı olduğunu, dava tarihinde çekince konulmuş bir «kar mahrumiyeti» «ihtarı» olmadığından «muaccel» olmuş bir alacağı da bulunmadığını, davanın reddi kararının doğru olduğundan kararın bozulmasını istemiştir.
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve «istinaf incelemesinden» geçen alacak davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne karar verilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/4521 E. 2021/7202 K.
Ortak:ürün alım taahhütnamesi · alım taahhüdü · ihtirazi kayıt · bayilik sözleşmesi · cezai şart · taahhütname
İncelediğiniz karardaBu «taahhüdün» yerine getirilmemesi halinde ve beher sözleşme yılının sonunda eksik alınan beyaz ürünün her tonu için 75 USD ve madeni yağın her tonu için 400 USD'yi aynen veya fiilen ödeneceği günkü TCMB efektif satış kuru üzerinden hesaplanacak TL karşılığını Aytemiz'e cezaî şart olarak ödeyeceğiz" hükmünün taraflarca kabul edildiği, taahhütname hükmüne göre taraflar arasındaki ilişkinin başlangıcının 2010 yılı Ekim ayı olduğu, 2015 yılı Ekim ayı itibariyle sonlanacağı, davacı tarafın 5 yıllık süre dolmadan 11.09.2014 tarihinde davalı tarafa «ihtarname» göndererek cezaî şart alacağının ödenmesi talebinde bulunduğu, akabinde 05.08.2015 tarihinde icra takibi başlattığı, dayanak taahhüt hükümleri değerlendirildiğinde, taahhüdün yerine getirilmemesi halinde de beher sözleşme yılının sonunda eksik alınan ürün için cezaî şart ödenmesinin taahhüt edilmesi karşısında taahhüdün yıllık anlaşılması gerektiği, «akaryakıt bayilik sözleşmelerinde» (veya sözleşme eki taahhütnamelerde) yer alan yıllık «asgari alım taahhüdüne» uymama halinde öngörülen cezaî şart hükümlerinin ifaya ekli cezaî şart olduğu, şart gerçekleştiği takdirde alacaklının hem ifayı hem de cezayı talep edebileceği, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 179 uncu maddesinin onbirinci fıkrasına göre iki halde alacaklının ceza koşulunu isteyemeyeceği, eğer alacaklı ceza koşulunu isteme hakkından açıkça vazgeçmişse ve çekince koymadan ifayı kabul etmiş veya «sözleşmeden doğan» edimlerini «ifa» etmeye devam etmişse ceza koşulunu isteyemeyeceği, somut olayda davalı tarafça «ürün alım taahhüdüne» uyulmaması durumunda cezaî şart talep edilmesi mümkün olmakla birlikte taraflar arasındaki taahhütname hükümlerinin yıllık asgari ürün alımı olarak düzenlenmesi karşısında davacının taahhütnamede kararlaştırılan cezaî şartı talep edebilmesi için cezaî şartın oluştuğu yıldan sonraki yıllarda ürün verirken «ihtirazi kayıt» koyarak bu hakkını saklı tutması gerekmesine rağmen bunu yapmadığı, 1 ve 2. dönemler için ihtirazi kayıt konulmaksızın mal verilmeye devam edildiği, sözleşmenin 4. dönemi için davalıya mal verdikten sonra 11.09.2014 tarihinde gönderdiği «ihtarın» 3.döneme etkisinin olmayacağı, 4. dönem için de gönderdiği ihtarname ile bu dönem için cezaî şart isteyemeyeceği, zira ihtarnamede sözleşmenin feshedildiği yönünde …
DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile davalı şirket arasında 28.07.2010 tarihinde akdedilen «bayilik sözleşmesine» istinaden imzalanan aynı tarihli «taahhütname» ile davalı şirketin 5 yıllık bayilik süresi içerisinde 12.500 ton beyaz «ürün alımı taahhüdünde» bulunduğunu, eksik alınan beyaz ürün için ton başına 75,00 USD'nin TCMB efektif satış kuru üzerinden hesaplanacak TL karşılığını ödemeyi cezaî şart olarak taahhüt ettiğini, imzalanan bayilik sözleşmesine istinaden «müteselsil kefil» olarak diğer davalılar ..., ..., ... ve ... ile dava dışı ...'nun maliki oldukları taşınmaz üzerinde müvekkili adına «ipotek» tesis edildiğini, eksik alımların otomasyon sistemi kayıtları ile tespit edildiğini, Kadıköy 2.
İstinaf Sebepleri 1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; 28.07.2010 tarihli «ürün alım taahhütnamesinde» davalının yıl bazında değil, 5 yılda toplamda 12.500 ton ürün alım taahhüdünde bulunduğunu, beş yıllık satın alma taahhüdünün yerine getirilmemesi nedeniyle cezaî şart talebinde bulunmak için, beş yıllık sürenin tamamlanması gerektiğini, beş yıllık süre tamamlanmadan talepte bulunmanın mümkün olmadığını, davalının taahhüdüne duyulan güven nedeniyle 1.750.000,00 TL + KDV gayri maddi hak bedeli ödendiğini, basiretli davranma yükümlülüğü gereği taahhüdünü gerçekleştirmek zorunda olan davalının, pazarlama faaliyetinde bulunarak toptan müşterileri temin ederek satış yapmak zorunluluğu olduğunu, aksi takdirde taahhüde rağmen eksik alımdan dolayı 1.000.000,00 TL «sebepsiz zenginleşmiş» olacağını, bilirkişi raporunda, davalı şirketin gerekli pazarlama faaliyetini göstermesi halinde, taahhütlerini gerçekleştirebileceği tespitine yer verildiğini, sözleşme süresinin tamamlanmasına kadar cezaî şart talebinde bulunmanın mümkün olmadığını, davalının gerekli gayreti göstermemesi nedeniyle kusurlu olduğunu, «bayilik sözleşmesinin» süresinin sona erdiği tarih itibariyle dahi davalının aldığı ürün miktarları göz önünde bulundurulduğunda, müvekkilinden yüksek meblağlarda gayri maddi hak bedeli alabilmek için, gerçekleştiremeyeceğini bildiği miktarlarda ürün alım taahhüdünde bulunulduğunu, bunun davalının kötü niyetli olduğunun ve basiretli davranma yükümlülüğüne aykırı hareket ettiğini gösterdiğini, cezaî şart ödemesi için davalıya gönderilen «ihtarname» dikkate alındığında, bu tarihten geriye doğru bir yıllık sürede tahakkuk eden cezaî şart tutarının ve bayilik sözleşmesi süresinin tamamlandığı tarihten geriye doğ …
Benzer bu karardaTaraflar arasında akdedilen «bayilik sözleşmesine» ek olarak akdedilen «ürün alım taahhütnamesinin» g bendinde, davacının eksik alıma dayalı «cezai şart» alacağını yıl sonunda veya toplam olarak sözleşme süresinin sonunda isteyebileceği belirlenmiştir.
Bölge adliye mahkemesince yapılan yargılama ve alınan bilirkişi raporu sonucunda, taraflar arasındaki «bayilik sözleşmesinin» 24.04.2014 tarihli olduğu, ancak ilk faturanın 28.05.2014 tarihli olduğu, dava konusu sözleşmenin ilk alımdan itibaren 5 yıl süreli olarak imzalandığı, bu tarihten dava tarihine kadar üç dönem geçtiği, ilk dönem için davacının «ihtirazi kayıt» koymadan davalıya ifada bulunmaya devam ettiği, davanın ise üçüncü dönem sona ermeden açıldığı, bu nedenle davacıya yalnızca ikinci döneme ilişkin kâr «mahrumiyetinin» hesaplanarak verilmesi gerekeceği, buna göre, «taahhüt» edilen yıllık 1.044 kg ile alınan toplam 117.637 kg arasındaki farkın 926.363 kg olduğu, bu farkın 20 USD ile çarpımı sonucunda 18.527,26 USD «cezai şart» alacağının hesaplandığı, ancak davacının talebi ile bağlı kalınarak 1.000 USD alacağa hükmedilmesinin gerektiği belirtilerek, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılarak davanın esası hakkında yeniden hüküm verilmesine, bu doğrultuda, taleple bağlı kalınarak davanın kabulü ile 1.000,00 USD alacağın, dava tarihinden itibaren işleyecek ve 3095 sayılı Yasa'nın 4/a maddesi uyarınca hesaplanacak «temerrüt faizi» ile birlikte, tahsil tarihindeki TCMB efektif satış kuru TL karşılığının davalıdan alınıp davacıya verilmesine karar verilmiştir.
2-Davacı vekilinin temyiz itirazlarına gelince, dava, «bayilik sözleşmesinden» kaynaklanan «cezai şartın» tahsili istemine ilişkindir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:kâr mahrumiyeti · sözleşmenin feshi · fesih · kâr kaybı · temerrüt faizi · cy/cy kaydı · temerrüt
Benzer bu karardaİlk derece mahkemesince yapılan yargılamanın sonucunda, uyuşmazlığın 24.04.2014 tarihli Otogaz Bayilik Sözleşmesinden kaynaklanan kâr «mahrumiyeti» alacağına ilişkin olduğu, sözleşmenin 12. maddesinde, sözleşmenin süresinin istasyonun fiilen satışa başlamasından itibaren 5 yıl olduğunun belirtildiği, sözleşmenin 15. maddesinde ise «sözleşmenin feshinin» sonuçlarının düzenlendiği, buna göre kâr «kaybının» sözleşmenin «fesih» edilmesi halinde talep edileceği hususunun açıkça belirtildiği, dava tarihi itibari ile sözleşmenin süresinin henüz dolmadığı ve fesih edilmediği, tarafların bu yö …
Bölge adliye mahkemesince yapılan yargılama ve alınan bilirkişi raporu sonucunda, taraflar arasındaki «bayilik sözleşmesinin» 24.04.2014 tarihli olduğu, ancak ilk faturanın 28.05.2014 tarihli olduğu, dava konusu sözleşmenin ilk alımdan itibaren 5 yıl süreli olarak imzalandığı, bu tarihten dava tarihine kadar üç dönem geçtiği, ilk dönem için davacının «ihtirazi kayıt» koymadan davalıya ifada bulunmaya devam ettiği, davanın ise üçüncü dönem sona ermeden açıldığı, bu nedenle davacıya yalnızca ikinci döneme ilişkin kâr «mahrumiyetinin» hesaplanarak verilmesi gerekeceği, buna göre, «taahhüt» edilen yıllık 1.044 kg ile alınan toplam 117.637 kg arasındaki farkın 926.363 kg olduğu, bu farkın 20 USD ile çarpımı sonucunda 18.527,26 USD «cezai şart» alacağının hesaplandığı, ancak davacının talebi ile bağlı kalınarak 1.000 USD alacağa hükmedilmesinin gerektiği belirtilerek, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılarak davanın esası hakkında yeniden hüküm verilmesine, bu doğrultuda, taleple bağlı kalınarak davanın kabulü ile 1.000,00 USD alacağın, dava tarihinden itibaren işleyecek ve 3095 sayılı Yasa'nın 4/a maddesi uyarınca hesaplanacak «temerrüt faizi» ile birlikte, tahsil tarihindeki TCMB efektif satış kuru TL karşılığının davalıdan alınıp davacıya verilmesine karar verilmiştir.
Bu durumda TBK'nın 179/2 maddesine göre, bu «cezai şart» alacağının istenmesi bakımından artık ihtirazi «kayda» gerek bulunmamaktadır.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2023/3426 E. , 2024/3611 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi
SAYISI 2020/222 Esas, 2021/379 Karar
HÜKÜM
Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ İstanbul Anadolu 8. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI 2016/890 E., 2017/639 K.
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile davalı şirket arasında 28.07.2010 tarihinde akdedilen bayilik sözleşmesine istinaden imzalanan aynı tarihli taahhütname ile davalı şirketin 5 yıllık bayilik süresi içerisinde 12.500 ton beyaz ürün alımı taahhüdünde bulunduğunu, eksik alınan beyaz ürün için ton başına 75,00 USD'nin TCMB efektif satış kuru üzerinden hesaplanacak TL karşılığını ödemeyi cezaî şart olarak taahhüt ettiğini, imzalanan bayilik sözleşmesine istinaden müteselsil kefil olarak diğer davalılar ..., ..., ... ve ... ile dava dışı ...'nun maliki oldukları taşınmaz üzerinde müvekkili adına ipotek tesis edildiğini, eksik alımların otomasyon sistemi kayıtları ile tespit edildiğini, Kadıköy 2.
Noterliği'nin 11.09.2014 tarihli ve 5743 sayılı ihtarnamesi ile davalı bayinin ürün alım taahhüdüne aykırı dayanarak eksik ürün alımında bulunması sebebiyle cezaî şart alacağının ödenmesi için ihtarname gönderildiğini, davalı şirketin, bayilik lisansını aldığı Eylül 2010'dan icra takibinin yapıldığı 05.08.2015 tarihine kadar 58 aylık süre içersinde 12.060 ton ürün alması gerekir iken 6822 ton ürün alımı yaptığını, 392.850,00 USD'nin takip tarihi TL karşılığı 1.096.050,00 TL cezaî şart borcu olduğunu, borcunu ödemeyen davalı bayii ve ipotek borçluları hakkında İstanbul Anadolu 10. İcra Müdürlüğü'nün 2015/915 sayılı dosyası ile cezaî şart borcunun 929.488,50 TL’lik kısmının tahsili için ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile icra takibine başlandığını, ...
dışında diğer borçluların itiraz ettiğini, 58 aylık süreç göz önünde bulundurulduğunda 2 ay içersinde 5 yıllık alım tutarının tamamlanması imkansız olduğundan itirazların haksız olduğunu ileri sürerek itirazın iptaline ve icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalılar vekili cevap dilekçesinde; davanın 1 yıllık süre içerisinde açılmadığını, icra takibine vekil aracılığıyla itiraz edilmiş olmasına rağmen dava dilekçesinin müvekkillerine gönderildiğini, takip borçluları arasında mecburi dava arkadaşlığı olduğunu, ... davada taraf olarak gösterilmediğinden, aleyhine dava açılarak birleştirilmesi gerektiğini, akaryakıt sözleşmesinin taraflarca hiçbir çekince konmaksızın sona erdirildiğini, davacının 5 yıllık süre boyunca hiçbir ihtirazi kayıt öne sürmeksizin ürün teminine devam etmesinin iyi niyet kurallarına aykırı olduğunu, taahhüt sınırının fiilen değişmesine zımni rıza gösterdiğini, şirketin bütün ticari beceri ve tecrübesine rağmen beklenen satış rakamlarına ulaşılamadığını, sözleşmedeki taahhüt rakamı öngörüsünün müvekkilinin basit bir öngörüsü olmayıp, davacı tarafın saha elemanlarınca yapılan piyasa araştırmaları sonucu ortaya konulmuş rakamlar olduğunu, cezaî şart tutarının fahiş olduğunu savunarak davanın reddine ve kötü niyet tazminatına karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalıların ödeme emrinin tebliğiyle takibe süresinde itiraz ettikleri, itiraz dilekçesinin davacı tarafa tebliğ edilmediği, davanın süresinde olduğu, itirazın iptali davası ödeme emrine itiraz edenler aleyhine açılabileceğinden davalı vekilinin dava dışı Hayal Karpuzcu yönünden savunmasının yerinde görülmediği, itiraz ile duran icra takibine devam için alacaklının açtığı itirazın iptali davasında takibe itiraz eden borçlu vekilinin yetkili olup olmadığı belli olamayacağından dava dilekçesinin davalı asillere tebliğinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı, taraflar arasında düzenlenen 28.07.2010 tarihli sözleşme ve eki niteliğindeki aynı tarihli taahhütnamenin 1.maddesindeki "...bayilik ve işleticilik sözleşmesinin EPDK'dan lisans alarak uygulanmaya başlayacağı Ekim 2010'dan itibaren ayda 208 ton akaryakıttan az olmamak kaydıyla toplam 12.500 ton beyaz ürün ve 15 ton madeni yağ satın almayı taahhüt ederiz.
Bu taahhüdün yerine getirilmemesi halinde ve beher sözleşme yılının sonunda eksik alınan beyaz ürünün her tonu için 75 USD ve madeni yağın her tonu için 400 USD'yi aynen veya fiilen ödeneceği günkü TCMB efektif satış kuru üzerinden hesaplanacak TL karşılığını Aytemiz'e cezaî şart olarak ödeyeceğiz" hükmünün taraflarca kabul edildiği, taahhütname hükmüne göre taraflar arasındaki ilişkinin başlangıcının 2010 yılı Ekim ayı olduğu, 2015 yılı Ekim ayı itibariyle sonlanacağı, davacı tarafın 5 yıllık süre dolmadan 11.09.2014 tarihinde davalı tarafa ihtarname göndererek cezaî şart alacağının ödenmesi talebinde bulunduğu, akabinde 05.08.2015 tarihinde icra takibi başlattığı, dayanak taahhüt hükümleri değerlendirildiğinde, taahhüdün yerine getirilmemesi halinde de beher sözleşme yılının sonunda eksik alınan ürün için cezaî şart ödenmesinin taahhüt edilmesi karşısında taahhüdün yıllık anlaşılması gerektiği, akaryakıt bayilik sözleşmelerinde (veya sözleşme eki taahhütnamelerde) yer alan yıllık asgari alım taahhüdüne uymama halinde öngörülen cezaî şart hükümlerinin ifaya ekli cezaî şart olduğu, şart gerçekleştiği takdirde alacaklının hem ifayı hem de cezayı talep edebileceği, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 179 uncu maddesinin onbirinci fıkrasına göre iki halde alacaklının ceza koşulunu isteyemeyeceği, eğer alacaklı ceza koşulunu isteme hakkından açıkça vazgeçmişse ve çekince koymadan ifayı kabul etmiş veya sözleşmeden doğan edimlerini ifa etmeye devam etmişse ceza koşulunu isteyemeyeceği, somut olayda davalı tarafça ürün alım taahhüdüne uyulmaması durumunda cezaî şart talep edilmesi mümkün olmakla birlikte taraflar arasındaki taahhütname hükümlerinin yıllık asgari ürün alımı olarak düzenlenmesi karşısında davacının taahhütnamede kararlaştırılan cezaî şartı talep edebilmesi için cezaî şartın oluştuğu yıldan sonraki yıllarda ürün verirken ihtirazi kayıt koyarak bu hakkını saklı tutması gerekmesine rağmen bunu yapmadığı, 1 ve 2.
dönemler için ihtirazi kayıt konulmaksızın mal verilmeye devam edildiği, sözleşmenin 4. dönemi için davalıya mal verdikten sonra 11.09.2014 tarihinde gönderdiği ihtarın 3.döneme etkisinin olmayacağı, 4. dönem için de gönderdiği ihtarname ile bu dönem için cezaî şart isteyemeyeceği, zira ihtarnamede sözleşmenin feshedildiği yönünde bir ifade bulunmadığı gibi ihtarname tarihinden sonra da ticari ilişkinin devam ettiği, ihtarnameden sonra devam eden 5. dönem için de dönem sona ermeden ve ticari ilişki devam ederken takip başlatmak suretiyle cezaî şart isteminde bulunamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve katılma yoluyla davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle;
28. 07.2010 tarihli ürün alım taahhütnamesinde davalının yıl bazında değil, 5 yılda toplamda 12.500 ton ürün alım taahhüdünde bulunduğunu, beş yıllık satın alma taahhüdünün yerine getirilmemesi nedeniyle cezaî şart talebinde bulunmak için, beş yıllık sürenin tamamlanması gerektiğini, beş yıllık süre tamamlanmadan talepte bulunmanın mümkün olmadığını, davalının taahhüdüne duyulan güven nedeniyle 1.750.000,00 TL + KDV gayri maddi hak bedeli ödendiğini, basiretli davranma yükümlülüğü gereği taahhüdünü gerçekleştirmek zorunda olan davalının, pazarlama faaliyetinde bulunarak toptan müşterileri temin ederek satış yapmak zorunluluğu olduğunu, aksi takdirde taahhüde rağmen eksik alımdan dolayı 1.000.000,00 TL sebepsiz zenginleşmiş olacağını, bilirkişi raporunda, davalı şirketin gerekli pazarlama faaliyetini göstermesi halinde, taahhütlerini gerçekleştirebileceği tespitine yer verildiğini, sözleşme süresinin tamamlanmasına kadar cezaî şart talebinde bulunmanın mümkün olmadığını, davalının gerekli gayreti göstermemesi nedeniyle kusurlu olduğunu, bayilik sözleşmesinin süresinin sona erdiği tarih itibariyle dahi davalının aldığı ürün miktarları göz önünde bulundurulduğunda, müvekkilinden yüksek meblağlarda gayri maddi hak bedeli alabilmek için, gerçekleştiremeyeceğini bildiği miktarlarda ürün alım taahhüdünde bulunulduğunu, bunun davalının kötü niyetli olduğunun ve basiretli davranma yükümlülüğüne aykırı hareket ettiğini gösterdiğini, cezaî şart ödemesi için davalıya gönderilen ihtarname dikkate alındığında, bu tarihten geriye doğru bir yıllık sürede tahakkuk eden cezaî şart tutarının ve bayilik sözleşmesi süresinin tamamlandığı tarihten geriye doğru bir yıllık cezaî şart tutarlarının tahsiline karar verilmesi gerektiğini ilerü sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
2.Davalı vekili katılma yolu ile sunduğu istinaf dilekçesinde lehlerine kötü niyet tazminatına hükmedilmesi gerektiğini belirterek bu yönü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasındaki taahhütnamenin 1. maddesi uyarınca cezaî şart için beher sözleşme yılı esas alındığından, yıllık bazda taahhüt bulunmadığından, 5 yıllık süre dolmadan cezaî şart istenemeyeceğine ilişkin davacı istinaf sebebinin yerinde olmadığı, tacir olan davacının basiretli tacir gibi davranıp gerekli araştırmaları yaparak ödeyeceği gayri maddi hak bedeli ödeme miktarını belirlemesi gerekip, yeterli inceleme yapmaksızın bedel belirlemiş ise sonuçlarına katlanması gerektiği, sözleşme ve sözleşmedeki cezaî şart 6098 sayılı Kanun'un 27 nci maddesi ile hükümsüz sayılan unsurları taşımadığından geçerli ve tarafları bağlayıcı olduğundan, davacı vekilinin gayri maddi hak bedeli ve sebepsiz zenginleşmeye ilişkin istinaf sebeplerinin yerinde görülmediği, davalının kötü niyetli olduğu ve basiretli davranma yükümlülüğüne aykırı hareket ettiğine dair davacı tarafça iddiasını kanıtlayacak delil sunulmadığı, taraflar arasındaki sözleşmenin 1.
maddesi uyarınca cezaî şart alacağı her yılın sonu itibariyle muaccel hale geleceğinden, muaccel olmuş cezaî şart alacakları için davacı tarafça talepte bulunulmadığı, ürün verilmeye devam edilirken cezaî şart alacağının saklı tutulduğuna dair çekince konulmadığı, ihtar gönderilmediği, emsal kararlara göre önceki yıllarda muaccel olan cezaî şart alacağı istenebilir hale gelmesine rağmen istememek suretiyle, cezaî şartın artık ondan istenmeyeceği intibaı (haklı güven) uyandırıldığından, sonradan cezaî şart talep edilmesi çelişkili davranış yasağına aykırılık oluşturup, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 2 nci maddesindeki hakkın kötüye kullanılması olacağı, alacağın varlığı ve miktarı yargılamayı gerektirdiği, davalı tarafça takibin kötü niyetle başlatıldığı ve davanın kötü niyetli olarak açıldığını gösterir delil sunulmadığından davalı vekilinin kötü niyet tazminat talebi verilmediğine ilişkin istinaf talebinin yerinde olmadığı gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf taleplerinin esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf aşamasındaki itirazlarını yineleyerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava; taraflar arasında imzalanan bayilik sözleşmesi ve eki taahhütname uyarınca eksik ürün alımdan kaynaklı cezaî şart alacağı iddiasından dolayı başlatılan ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takibe vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 67 nci maddesi.
3. 6098 sayılı Kanun'un 179 uncu maddesi.
4. 4721 sayılı Kanun'un 2 nci maddesi.
3. Değerlendirme
1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
06.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1043499700 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz