Borçlu Olmadığının Tespiti
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2009/14607 E. 2010/7494 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
yediemin↗ hisse devri sözleşmesi↗ gecikme faizi↗ menfi tespit davası↗ kötüniyet tazminatı↗ hisse devri↗ tespit davası↗ ihtiyati tedbir↗ denetime elverişlilik↗ işlemiş faiz↗ bono↗ ortaklık ilişkisi↗ yargılama gideri↗ kötüniyet↗ harç↗ menfi tespit↗ teminat↗ teslim↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, takibe konu bononun ortaklık ilişkisinin sona ermesi nedeniyle sözleşmede kararlaştırılan yükümlülüklerin yerine getirilmemesi halinde uğranılan zararın giderilmesi amacıyla verildiği, davacının, sözleşme gereği davalıca ödenen vergi borcunun yarısından sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile davalının icra dosyasında takibe konu bono nedeniyle 38.449,96 TL borçlu olduğunun tespitine, takibin bu miktar üzerinden devamına, fazlaya ilişkin istem ile icra tazminat taleplerinin reddine karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
Dava, şirket hisse devri sözleşmesi nedeniyle verilen bonodan dolayı takip miktarı kadar borçlu olmadığının tespiti istemidir.
1- Taraflarca düzenlenen şirket hisse devir ve paylaşım sözleşmesi gereğince bono düzenlenerek yediemine verildiği konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Uyuşmazlık, sözleşmenin 11. maddesi gereğince davacının, şirketin vergi borcundan sorumlu olup olmadığı, sorumlu ise ne miktarda sorumlu olduğu ve sözleşmenin 15. maddesi gereğince verilen bononun hangi hukuki nedenle verildiği noktasında toplanmaktadır.
Taraflar arasındaki sözleşmenin vergi borçlarını düzenleyen 11. maddesinde” 25.07.2005 tarihinden itibaren bütün borçlar ... inşaatındır. Hisselerini devredenlerin hiçbir borcu yoktur. Ancak, Tunahan inşaatından vergi çıkarsa yarısını ..., yarısını ... ödeyecektir. Daha sonra herhangi bir vergi teftişinden 25.07.2005 tarihine kadar olan işlemlerden dolayı vergi çıkarsa yarısını ..., yarısını ...’ın” ödeyeceği, 15. maddede ise, “ İş bu anlaşma için ... (... İnşaat) ve ... ayrı ayrı 150.000,00 TL senet imzalayarak ...’a teslim edecek. Anlaşma maddelerini yerine getirmeyen tarafın veya herhangi bir nedenle anlaşma maddelerinden mağdur olan taraf iş bu senedi ...’dan alarak işleme koyacaktır” denilmiştir. Mahkemece, takip konusu bononun sözleşme ile kararlaştırılan yükümlülüklerin yerine getirilmemesi halinde uğranılan zararların teminatı için verildiği kabul edilmiştir. Mahkemenin vardığı sonuç, taraflar arasındaki sözleşme ve dosya içeriğine uygundur. Ancak, davalı tarafça ödenen vergi borcunun ne kadarından davacının sorumlu olduğu konusunda yapılan araştırma ve alınan bilirkişi raporu hüküm vermeye yeterli değildir. Şöyle ki; taraflar arasındaki sözleşme gereğince davacı, ... AŞ.’nin 25.07.2005 tarihine kadar olan vergi borçları ile Tunahan inşaatından çıkacak verginin yarısından sorumludur. Bu durumda, içinde vergi uzmanı bilirkişinin de bulunduğu bilirkişi kuruludan, davacının itirazlarını karşılayacak şekilde ... AŞ.'nin belirtilen tarihe kadar tahakkuk eden vergi borcunun aslı ile bu tarihe kadar işlemiş faizinin kuşkuya yer vermeyecek ve denetime elverişli şekilde tespit edilerek davacının sorumluluğunun belirlenmesi gerekmektedir. Bu tarihten sonra oluşan vergi borçları ile gecikme zam ve faizlerinden ise davacı sorumlu tutulamaz. Davacının sorumlu olduğu döneme ilişkin vergi borcunun aslı ve yine bu dönem içinde işlemiş gecikme faiz ve cezaları tespit edilmeden, davacının 2005 yılının tüm vergi borçlarının yarısından sorumlu tutulması doğru olmamış, kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.
2- Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verildiği halde menfi tespit davasında tazminatı düzenleyen İİK.'nun 72/4-5. maddelerinin koşullarını değerlendirmek yerine olayda uygulanma yeri bulunmayan ve itirazın iptali davasındaki icra inkar ve kötüniyet tazminatını düzenleyen İİK.'nun 67. maddesinin şartlarının değerlendirilerek tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi doğru değildir. İİK.'nun 72/4. maddesi uyarınca menfi tespit davası reddedilen borçlunun tazminata mahkum edilebilmesi için, bu dava sırasında bir ihtiyati tedbir kararı verilmesi ve bu kararın icrası nedeniyle alacaklı davalının alacağını geç almış olması gerekir. Öte yandan, İİK.'nun 72/5. maddesi hükmüne göre, menfi tespit davasının davacı-borçlu lehine sonuçlanması üzerine, böyle bir alacağa dayalı takibin, haksız ve kötüniyetli olması halinde, istem varsa, davacı-borçlu lehine kötüniyet tazminatına hükmedilir. Takibin haksız olması tek başına yetmemekte, ayrıca kötüniyetli olması da gerekmektedir. Alacaklının kötüniyetli sayılabilmesi için de, haksız olduğunu bildiği ya da bilmesi gerektiği halde icra takibine girişmiş olması gerekir. Belirtilen yasal düzenleme ve açıklamalar ışığında somut olayın ele alınarak tarafların tazminat taleplerinin değerlendirilmemiş olması doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
3- Kabule göre de, dava menfi tespit davası şeklinde açıldığına göre, davacının borçlu olmadığı miktarın tespitine karar verilmesi ve harç ve yargılama giderlerinin belirlenmesinde bu miktarın esas alınması gerekirken, borçlu olduğu miktarın tespitine harç ve yargılama giderlerinin tayininde de bu miktara göre karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/3893 E. 2015/10826 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:limited şirket ortağı · tüzel kişilik · alacak davası · limited şirket · ek tasfiye · yasal faiz
Benzer bu karardaMahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; tarafların ortak oldukları «limited şirketin» 01/08/2006 tarihinde «tasfiye» edildiği, limited şirketin kira borcu nedeniyle kiralayan tarafından şirket ortakları olan davacı ve davalı aleyhine takip yapıldığı, davacının 13.030,00TL kira borcunu ödediği ve yarısını davalıdan talep etmekte haklı olduğu, davalının kira borcunu davacı tarafından ödeyeceği yönündeki savunmasını ispatlayamadığı, bu durumda ödenen kira borcunun yarısından davalının sorumlu olduğu, şirketin KDV borcu olarak 2.556,00 TL'yi ödediği iddiasını ise davacının ispatlayamadığı için davacının bu talebinin yerinde olmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 6.515,00 TL alacağın 17/10/2011 tarihinden itibaren işleyecek «yasal faizi» ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.
Dava, «limited şirket ortağı» olan davacının şirketin kira borcunu ödediğinden bahisle diğer ortağa karşı açtığı «alacak davası» olup, mahkemece davanın kabulüne verilmiştir.
Davacı, şirketin kira borcunun tahsili için kendisi ve davalı ortak aleyhine icra takibi yapıldığını, bu nedenle kira borcunu ödemek zorunda kaldığını, ödediği miktarın yarısından da diğer ortağın sorumlu olması gerektiğini iddia etmiş ise de davacı yanca şirkete ait bir borç ödenmiş olduğundan yaptığı ödemeyi ancak şirket «tüzel kişiliğinden» istemesi mümkündür.
Şirketin tüm alacak ve borçları tespit ve «tasfiye» edilmeden yapılan tasfiye eksik yapılmış sayılır.
-
Fazlaya ilişkin hakların saklı tutulması
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/11790 E. 2014/3133 K.
Ortak:harç
İncelediğiniz kararda3- Kabule göre de, dava «menfi tespit davası» şeklinde açıldığına göre, davacının borçlu olmadığı miktarın tespitine karar verilmesi ve «harç» ve «yargılama giderlerinin» belirlenmesinde bu miktarın esas alınması gerekirken, borçlu olduğu miktarın tespitine harç ve yargılama giderlerinin tayininde de bu miktara göre karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
Benzer bu kararda… lacak davacının ödediği zarar miktarından davalıya düşen miktarın faizinin tahsili istemine ilişkin olup, mahkemece benimsenen bilirkişi raporu doğrultusunda ödenen «yasal faiz» tutarı ile ödenmesi gereken «avans faizi» tutarı arasındaki farka hükmedilmiş, ancak Mülga 818 sayılı BK.’nın 104. maddesinin «son» fıkrasına aykırı olarak bu faiz alacağına tekrar «temerrüt faizi» yürütülmesine hükmedilmesi doğru görülmemiş ayrıca, davalı ..., 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 140. maddesi uyarınca harçtan muaf olduğu dikkate alınmadan yazılı şekilde «harç» ile sorumlu tutulması da doğru olmayıp, kararın bu yönlerden bozulması gerekirse de yapılan yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinde …
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:temerrüt faizi · yasal faiz · avans faizi · temerrüt · i̇i̇k 72/son
Benzer bu kararda… lacak davacının ödediği zarar miktarından davalıya düşen miktarın faizinin tahsili istemine ilişkin olup, mahkemece benimsenen bilirkişi raporu doğrultusunda ödenen «yasal faiz» tutarı ile ödenmesi gereken «avans faizi» tutarı arasındaki farka hükmedilmiş, ancak Mülga 818 sayılı BK.’nın 104. maddesinin «son» fıkrasına aykırı olarak bu faiz alacağına tekrar «temerrüt faizi» yürütülmesine hükmedilmesi doğru görülmemiş ayrıca, davalı ..., 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 140. maddesi uyarınca harçtan muaf olduğu dikkate alınmadan yazılı şekilde «harç» ile sorumlu tutulması da doğru olmayıp, kararın bu yönlerden bozulması gerekirse de yapılan yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinde …
… ce, tüm dosya kapsamına, toplanan delillere ve düzenlenen bilirkişi raporuna göre, .... şahıs alacaklıya yapılan ödemelerin yarısından davalı ...’nin sorumlu olduğu «avans faizinin» uygulanması gerektiği gerekçesiyle, davanın taleple bağlı kalmak üzere kabulü ile ....200 TL’nin 16.04.2010 tarihinden işleyecek değişen ve değişecek oranlarda ava …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2011/6211 E. 2012/11927 K.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:feragat nedeniyle davanın reddi · delillerin toplanmaması · davadan feragat · feragat · kredi sözleşmesi · temsil
Benzer bu karardaMahkemece iddia, savunma ve tüm kanıtlara göre, davacı vekilinin açmış olduğu «davadan feragat» ettiği gerekçesiyle davanın reddine, davalı taraf kendisini vekil ile «temsil» ettirdiğinden 500,00 TL vekâlet ücretinin davacıdan tahsiline karar verilmiştir.
Mahkemece «delillerin toplanmasından» önce «feragat nedeniyle davanın reddine» karar verildiğine göre AAÜT'nin 6. maddesi uyarınca nispi vekâlet ücretinin yarısına hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş ve kararı …
Dava «kredi sözleşmesinden» kaynaklanan alacak istemine ilişkindir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2009/14607 E. , 2010/7494 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında görülen davada Beyşehir Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 30.10.2008 tarih ve 2008/24-2008/370 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi taraf vekileri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin daha önce davalı şirketin ortağı olduğunu yapılan sözleşme çerçevesinde ortaklık payını ...'a devrettiğini, devir sözleşmesinin 15. maddesi gereğince tarafların sözleşmede kararlaştırılan borçların teminatı olarak 150.000,00 TL'lik bono düzenleyerek yediemine verdiklerini, davalının yediemindeki bonoyu ödediği vergi borcundan müvekkiline isabet eden kısmı yönünden takibe koymak üzere almasna rağmen tamamı üzerinden takibe koyduğunu, vergi borcunun usulüne uygun ihtar edilmediğinden müvekkilinin borçtan haberdar olmadığını bu nedenle vergi borcundan sorumlu olmadığını, sorumluluğu kabul edilse bile sözleşme gereğince ödenen verginin yarısında sorumlu olmasına rağmen senedin tamamı üzerinden kötüniyetli olarak takibe konulduğunu ileri sürerek, senet ve takipte yazılı miktarda borçlu olmadığının tespiti ile % 40 kötüniyet tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, takibe konu bononun teminat senedi olmayıp cezai şart için verildiğini, ortaklığın sona ermesinden sonra sözleşmede belirlenen yükümlülülerin davacı tarafından yerine getirilmemesi nedeniyle cezai şart için düzenlenen bononun takibe konulduğunu savunarak, davanın reddi ile % 40 icra inkâr tazminatının davacıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, takibe konu bononun ortaklık ilişkisinin sona ermesi nedeniyle sözleşmede kararlaştırılan yükümlülüklerin yerine getirilmemesi halinde uğranılan zararın giderilmesi amacıyla verildiği, davacının, sözleşme gereği davalıca ödenen vergi borcunun yarısından sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile davalının icra dosyasında takibe konu bono nedeniyle 38.449,96 TL borçlu olduğunun tespitine, takibin bu miktar üzerinden devamına, fazlaya ilişkin istem ile icra tazminat taleplerinin reddine karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
Dava, şirket hisse devri sözleşmesi nedeniyle verilen bonodan dolayı takip miktarı kadar borçlu olmadığının tespiti istemidir.
1- Taraflarca düzenlenen şirket hisse devir ve paylaşım sözleşmesi gereğince bono düzenlenerek yediemine verildiği konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Uyuşmazlık, sözleşmenin 11. maddesi gereğince davacının, şirketin vergi borcundan sorumlu olup olmadığı, sorumlu ise ne miktarda sorumlu olduğu ve sözleşmenin 15. maddesi gereğince verilen bononun hangi hukuki nedenle verildiği noktasında toplanmaktadır.
Taraflar arasındaki sözleşmenin vergi borçlarını düzenleyen 11. maddesinde” 25.07.2005 tarihinden itibaren bütün borçlar ... inşaatındır. Hisselerini devredenlerin hiçbir borcu yoktur. Ancak, Tunahan inşaatından vergi çıkarsa yarısını ..., yarısını ... ödeyecektir. Daha sonra herhangi bir vergi teftişinden 25.07.2005 tarihine kadar olan işlemlerden dolayı vergi çıkarsa yarısını ..., yarısını ...’ın” ödeyeceği, 15. maddede ise, “ İş bu anlaşma için ... (... İnşaat) ve ... ayrı ayrı 150.000,00 TL senet imzalayarak ...’a teslim edecek. Anlaşma maddelerini yerine getirmeyen tarafın veya herhangi bir nedenle anlaşma maddelerinden mağdur olan taraf iş bu senedi ...’dan alarak işleme koyacaktır” denilmiştir.
Mahkemece, takip konusu bononun sözleşme ile kararlaştırılan yükümlülüklerin yerine getirilmemesi halinde uğranılan zararların teminatı için verildiği kabul edilmiştir. Mahkemenin vardığı sonuç, taraflar arasındaki sözleşme ve dosya içeriğine uygundur. Ancak, davalı tarafça ödenen vergi borcunun ne kadarından davacının sorumlu olduğu konusunda yapılan araştırma ve alınan bilirkişi raporu hüküm vermeye yeterli değildir. Şöyle ki; taraflar arasındaki sözleşme gereğince davacı, ... AŞ.’nin 25.07.2005 tarihine kadar olan vergi borçları ile Tunahan inşaatından çıkacak verginin yarısından sorumludur. Bu durumda, içinde vergi uzmanı bilirkişinin de bulunduğu bilirkişi kuruludan, davacının itirazlarını karşılayacak şekilde ...
AŞ.'nin belirtilen tarihe kadar tahakkuk eden vergi borcunun aslı ile bu tarihe kadar işlemiş faizinin kuşkuya yer vermeyecek ve denetime elverişli şekilde tespit edilerek davacının sorumluluğunun belirlenmesi gerekmektedir. Bu tarihten sonra oluşan vergi borçları ile gecikme zam ve faizlerinden ise davacı sorumlu tutulamaz. Davacının sorumlu olduğu döneme ilişkin vergi borcunun aslı ve yine bu dönem içinde işlemiş gecikme faiz ve cezaları tespit edilmeden, davacının 2005 yılının tüm vergi borçlarının yarısından sorumlu tutulması doğru olmamış, kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.
2- Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verildiği halde menfi tespit davasında tazminatı düzenleyen İİK.'nun 72/4-5. maddelerinin koşullarını değerlendirmek yerine olayda uygulanma yeri bulunmayan ve itirazın iptali davasındaki icra inkar ve kötüniyet tazminatını düzenleyen İİK.'nun 67. maddesinin şartlarının değerlendirilerek tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi doğru değildir. İİK.'nun 72/4. maddesi uyarınca menfi tespit davası reddedilen borçlunun tazminata mahkum edilebilmesi için, bu dava sırasında bir ihtiyati tedbir kararı verilmesi ve bu kararın icrası nedeniyle alacaklı davalının alacağını geç almış olması gerekir. Öte yandan, İİK.'nun 72/5. maddesi hükmüne göre, menfi tespit davasının davacı-borçlu lehine sonuçlanması üzerine, böyle bir alacağa dayalı takibin, haksız ve kötüniyetli olması halinde, istem varsa, davacı-borçlu lehine kötüniyet tazminatına hükmedilir.
Takibin haksız olması tek başına yetmemekte, ayrıca kötüniyetli olması da gerekmektedir. Alacaklının kötüniyetli sayılabilmesi için de, haksız olduğunu bildiği ya da bilmesi gerektiği halde icra takibine girişmiş olması gerekir. Belirtilen yasal düzenleme ve açıklamalar ışığında somut olayın ele alınarak tarafların tazminat taleplerinin değerlendirilmemiş olması doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
3- Kabule göre de, dava menfi tespit davası şeklinde açıldığına göre, davacının borçlu olmadığı miktarın tespitine karar verilmesi ve harç ve yargılama giderlerinin belirlenmesinde bu miktarın esas alınması gerekirken, borçlu olduğu miktarın tespitine harç ve yargılama giderlerinin tayininde de bu miktara göre karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ
Yukarda açıklanan (1) bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin, (2) ve (3) bentlerde açıklanan nedenlerle taraf vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün taraflar yararına bozulmasına BOZULMASINA, ödedikleri temyiz peşin harcın istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 28.06.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1024535600 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz