Maddi ve Manevi Tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2022/5482 E. 2024/1811 K. ·
Kısmen onandı, kısmen bozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Görevli mahkeme
- görev/görevsizlik
- Dava şartı
- dava şartı
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
olağanüstü hal↗ sorumluluktan kurtulma↗ kayyım atanması↗ kayyım↗ ihbar olunan↗ şirket zararı↗ dava şartı yokluğu↗ tazminat davası↗ tmsf↗ usulden reddi↗ ihbar↗ kâr payı↗ görevsizlik kararı↗ yetki↗ sulh↗ ilk derece kararının kaldırılması↗ yükleten (shipper)↗ istinaf yoluna başvurulabilirlik↗ görevli mahkeme↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İLK DERECE MAHKEMESİ : İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2020/105 E., 2020/682 K.
Taraflar arasındaki sorumluluk nedeniyle tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın usulden reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince, başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin ortağı ve yöneticisi olduğu Alfemo Dış Tic. A.Ş.'ye İzmir 4. Sulh Ceza Mahkemesinin 2016/3664 D.İş sayılı kararıyla kayyım atanmasına karar verildiğini, bu tarihten itibaren şirket yönetiminin TMSF tarafından görevlendirilen davalılar tarafından yerine getirildiğini, şirketin yönetim kurulunu oluşturun davalı kayyımların şirketi zarara uğrattıklarını, kötü yönetimin Crediform kredi derecelendirme kuruluşu raporlarına yansıdığını ileri sürerek, fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak şimdilik 50.000,00 TL'nin Alfemo Dış Tic. A.Ş.'ye ödenmesine ve müvekkilinin ortaklıktan dolayı uğradığı zararın payı oranında hesaplanarak şimdilik 50.000,00 TL'nin müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalılar vekili cevap dilekçesinde; 691 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin (691 sayılı KHK) 11 ... maddesi ve bu maddenin göndermesi ile 6755 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler İle Bazı Kurum Ve Kuruluşlara Dair Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un (6755 sayılı Kanun) 37 ve 38 ... maddeleri gereğince atanan kayyımların hukuki ve cezai sorumlulukları açısından yargı bağışıklığına sahip olduklarını, 6723 sayılı Danıştay Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un (6723 sayılı Kanun) 32 nci maddesi ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 133 üncü maddesine eklenen beşinci fıkra ile bu madde uyarınca kayyımların görevleriyle ilgili iş ve işlemlerden dolayı tazminat davalarının devlet aleyhine açılabileceğini, dava dilekçesinde belirtilen kredi kurumuyla bir anlaşma bulunmadığı için bu kuruma mali veriler verilmediğini, bu kuruluş hakkında hukuki ve cezai başvuru yapılacağını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile tüm dosya kapsamına göre, 6758 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun
'un (6758 sayılı Kanun) 20 nci maddesinin birinci fıkrası düzenlemesi ve söz konusu maddenin atıf yaptığı 6755 sayılı Kanun'un 37 nci maddesinin birinci fıkrasında yer ... düzenlemeler göz önüne alındığında davalı kayyımlar hakkında dava açılamayacağı ve dava açılması için gereken dava şartının mevcut olmadığı gerekçesiyle, davanın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 114 üncü maddesinin ikinci fıkrası ve 115 ... maddesinin ikinci fıkrası gereğince davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; kayyım heyetinin kötü yönetiminin açık olduğunu, müvekkilinin ortağı olduğu diğer şirket olan Yatpa Dayanıklı Tüketim A.Ş. hakkında yapılan yargılamada Mahkemenin Ağır Ceza Mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verdiğini, eldeki davada doğrudan red kararı verilmesinin doğru olmadığını, davalıların hukuki, idari, cezai ve mali sorumluluğu bulunduğunu, Anayasa Mahkemesinin 16.07.2020 tarih 2018/31 E., 2020/38 K. numaralı kararı ile açıkca 6755 sayılı Kanunun 37 nci maddesinin suçtan ve sorumluluktan kurtulmaya yönelik perdeleme olarak kullanılacağının belirtildiğini, kanun metninin bu geniş yoruma imkan sağlamadığını, kamu gücüne dayanan yetkinin kullanımının şeffaflığının sağlanması gerektiğini, kayyımların kötü niyetli olarak şirketi zarara uğrattıklarını, müvekkilinin ortağı olduğu şirketlerin kötü yönetim nedeniyle satış noktasına geldiğini, zararın artmaması için kayımların görevden el çektirilmesine dair tedbir kararı verilmesi gerektiğini ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı, 5271 sayılı Kanun'un 133 üncü maddesinin beşinci fıkrasında; bu madde uyarınca atanan kayyımların görevleri ile ilgili iş ve işlemlerinden dolayı tazminat davalarının 142 ila 144 üncü maddeler uyarınca Devlet aleyhine açılacağının düzenlendiği, aynı Kanun'un 142 nci maddesinin ikinci fıkrasında ise, istemin zarara uğrayanın oturduğu yer ağır ceza mahkemesinde ve eğer o yer ağır ceza mahkemesi tazminat konusu işlemle ilişkili ise ve aynı yerde başka bir ağır ceza dairesi yoksa en yakın ağır ceza mahkemesinde karara bağlanacağının belirtildiği, bu yasal düzenlemelere göre bu tür davalara bakmakla ağır ceza mahkemesi görevli ise de davanın devlete karşı dava açılması gerektiği, her şekilde kayyım olarak atanan kişilere karşı doğrudan dava açılamayacağı, hukuk mahkemeleri ile ceza mahkemeleri arasında görevsizlik kararı verilemeyeceği ve 6100 sayılı Kanun'un 20 nci maddesinin uygulanamayacağının açık olduğu, davacının emsal olarak gösterdiği kararın pratikte görevsizlik kararı değil davanın usulden reddi kararı olduğu gerekçesiyle başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde belirttiği hususları tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davacıya ait şirkete İzmir 4. Sulh Ceza Mahkemesi kararıyla kayyım olarak atanan TSMF'nin görevlendirdiği davalıların kusurlu davranışları sebebiyle şirketi ve davacıyı zarara uğrattıkları iddiasıyla, TMSF tarafından görevlendirilen davalılar aleyhine sorumluluklarına istinaden tazminat davası açılıp açılamayacağı ve bunun hukuk mahkemelerinden istenip istenemeyeceği noktasındadır.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 ... maddeleri,
2. 6758 sayılı Kanun'un 20 nci maddesi,
3. 6755 sayılı Kanun'un 37 nci maddesi,
4. 5271 sayılı Kanun'un 133 üncü maddesinin beşinci fıkrası.
3. Değerlendirme
1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 ... maddesinde yer ... sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/5279 E. 2024/1987 K.
Ortak:kayyım atanması · kayyım · dava şartı yokluğu · usulden reddi · görevli mahkeme · dava şartı · görev/görevsizlik
İncelediğiniz karardaSulh Ceza Mahkemesinin 2016/3664 D.İş sayılı kararıyla «kayyım atanmasına» karar verildiğini, bu tarihten itibaren şirket yönetiminin TMSF tarafından «görevlendirilen» davalılar tarafından yerine getirildiğini, şirketin yönetim kurulunu oluşturun davalı kayyımların «şirketi zarara» uğrattıklarını, kötü yönetimin Crediform kredi derecelendirme kuruluşu raporlarına yansıdığını ileri sürerek, fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak şimdilik 50.0 …
… fıkrası düzenlemesi ve söz konusu maddenin atıf yaptığı 6755 sayılı Kanun'un 37 nci maddesinin birinci fıkrasında yer ... düzenlemeler göz önüne alındığında davalı «kayyımlar» hakkında dava açılamayacağı ve dava açılması için gereken dava şartının mevcut olmadığı gerekçesiyle, davanın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 114 üncü maddesinin ikinci fıkrası ve 115 ... maddesinin ikinci fıkrası gereğince davanın dava «şartı yokluğundan» «usulden reddine» karar verilmiştir.
… sinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı, 5271 sayılı Kanun'un 133 üncü maddesinin beşinci fıkrasında; bu madde uyarınca atanan «kayyımların» «görevleri» ile ilgili iş ve işlemlerinden dolayı «tazminat davalarının» 142 ila 144 üncü maddeler uyarınca Devlet aleyhine açılacağının düzenlendiği, aynı Kanun'un 142 nci maddesinin ikinci fıkrasında ise, istemin zarara uğrayanın oturduğu yer ağır ceza mahkemesinde ve eğer o yer ağır ceza mahkemesi tazminat konusu işlemle ilişkili ise ve aynı yerde başka bir ağır ceza dairesi yoksa en yakın ağır ceza mahkemesinde karara bağlanacağının belirtildiği, bu yasal düzenlemelere göre bu tür davalara bakmakla ağır ceza mahkemesi görevli ise de davanın devlete karşı dava açılması gerektiği, her şekilde kayyım olarak atanan kişilere karşı doğrudan dava açılamayacağı, hukuk mahkemeleri ile ceza mahkemeleri arasında «görevsizlik» kararı verilemeyeceği ve 6100 sayılı Kanun'un 20 nci maddesinin uygulanamayacağının açık olduğu, davacının emsal olarak gösterdiği kararın pratikte görevsizlik kararı değil davanın «usulden reddi» kararı olduğu gerekçesiyle başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Benzer bu kararda… davanın tarafları, konusu, dayanılan maddi vakıalar ve talepler yönünden aynılık söz konusu olduğu, daha önce açılan bu dosyada verilen kararın henüz kesinleşmeyip «istinaf incelemesinde» bulunduğu ve «derdest» dava niteliğinde olduğu, bu nedenle davanın davalı ......Şirketi yönünden dava «şartı yokluğuna» bağlı olarak «usulden reddi» gerektiği, davalı TMSF'nin idari bir kurum olup somut olayda davalı şirkete «kayyım» olarak atanması yanında ilgili Bakan'ın kanunla verilen genel kurul «yetkisini» davalı TMSF'ye devretmesi nedeniyle davalı TMSF'nin aynı zamanda davalı şirketin «genel kurul yetkilerini» de elinde bulundurmasına rağmen davaya konu satış kararını genel kurul yetkisine dayanarak değil, 6758 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un (6758 sayılı Kanun) 19 ve 20 nci maddeleri ile 5411 sayılı Kanun'un 134 üncü maddesi çerçevesinde verilen yetkiler kapsamında hareket ettiği, satış kararının davalı şirketin faaliyetinin devamı için Fon Kurulu tarafından gerekli görülen şirkete ait mal, hak ve varlıkların «iktisadi bütünlük» kararı çerçevesinde ihale yolu ile üçüncü kişilere devrini içeren bir satış kararı niteliğinde olduğu, buna göre davalı TMSF tarafından alınan satış kararı ve yapılan işlemlerin davalı TMSF'nin idari bir kurum olması nedeniyle «idari işlem» ve karar niteliğinde bulunduğu, 2577 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde idari işlem ve karar niteliğindeki dava konusu karar ve işlemlerin iptaline yönelik davanın görüm ve çözüm yerinin idari yargı mahkemeleri olup adli yargı mahkemelerinin «görevli» olmadığı, davalı TMSF yönünden derdestlik dava şartı ile «yargı yolu» dava şartı yokluğunun birlikte var olduğu, buna göre her ne kadar davalı TMSF yönünden de davanın derdestlik yönünden usulden reddine karar vermek gerekse de adı geçen davalı için aynı zamanda yargı yolu yönünden dava şartı yokluğunun bulunduğu gözetilerek öncelikle davalı TMSF yönünden yargı yolu nedenine bağlı olarak dava şartı yokluğundan usulden reddi icap ettiği gerekçesiyle davalı TMSF hakkındaki davanın yargı yolu «sebebine» bağlı olarak 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 114 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi maddesinin yollaması ile aynı Kanun'un …
DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin ortağı ve yöneticisi olduğu davalı şirkete «kayyım atanmasına» karar verildiğini, bu tarihten itibaren şirket yönetiminin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) tarafından «görevlendirilen» heyet tarafından yerine getirildiğini, şirketin yönetim kurulunu oluşturan kayyımların kamuyu, şirketi ve müvekkilini zarara uğrattıklarını, şirketin 48 adet taşınmazının satışa çıkarıldığının «ilan» edildiğini, müvekkilinin TMSF yönetimi ve ilgiler hakkında suç duyurusunda bulunduğunu, soruşturmanın devam ettiğini, gayrimenkul değerleme bilirkişi raporuna göre …
İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davaya bakmakla «görevli» mahkemenin asliye ticaret mahkemesi olduğunu, «kayyım» tarafından satış kararı alındığını, 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 133 üncü maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca atanan kayyımın işlemlerine karşı açılan davanın adli yargı mercilerinde görülmesi gerektiğini belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:iktisadi bütünlük kararı · genel kurul yetkisi · genel kurulu toplantıya çağırma · idari işlem · yargı yolu · derdestlik · istinaf incelemesi · kamu düzeni
Benzer bu kararda… davanın tarafları, konusu, dayanılan maddi vakıalar ve talepler yönünden aynılık söz konusu olduğu, daha önce açılan bu dosyada verilen kararın henüz kesinleşmeyip «istinaf incelemesinde» bulunduğu ve «derdest» dava niteliğinde olduğu, bu nedenle davanın davalı ......Şirketi yönünden dava «şartı yokluğuna» bağlı olarak «usulden reddi» gerektiği, davalı TMSF'nin idari bir kurum olup somut olayda davalı şirkete «kayyım» olarak atanması yanında ilgili Bakan'ın kanunla verilen genel kurul «yetkisini» davalı TMSF'ye devretmesi nedeniyle davalı TMSF'nin aynı zamanda davalı şirketin «genel kurul yetkilerini» de elinde bulundurmasına rağmen davaya konu satış kararını genel kurul yetkisine dayanarak değil, 6758 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un (6758 sayılı Kanun) 19 ve 20 nci maddeleri ile 5411 sayılı Kanun'un 134 üncü maddesi çerçevesinde verilen yetkiler kapsamında hareket ettiği, satış kararının davalı şirketin faaliyetinin devamı için Fon Kurulu tarafından gerekli görülen şirkete ait mal, hak ve varlıkların «iktisadi bütünlük» kararı çerçevesinde ihale yolu ile üçüncü kişilere devrini içeren bir satış kararı niteliğinde olduğu, buna göre davalı TMSF tarafından alınan satış kararı ve yapılan işlemlerin davalı TMSF'nin idari bir kurum olması nedeniyle «idari işlem» ve karar niteliğinde bulunduğu, 2577 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde idari işlem ve karar niteliğindeki dava konusu karar ve işlemlerin iptaline yönelik davanın görüm ve çözüm yerinin idari yargı mahkemeleri olup adli yargı mahkemelerinin «görevli» olmadığı, davalı TMSF yönünden derdestlik dava şartı ile «yargı yolu» dava şartı yokluğunun birlikte var olduğu, buna göre her ne kadar davalı TMSF yönünden de davanın derdestlik yönünden usulden reddine karar vermek gerekse de adı geçen davalı için aynı zamanda yargı yolu yönünden dava şartı yokluğunun bulunduğu gözetilerek öncelikle davalı TMSF yönünden yargı yolu nedenine bağlı olarak dava şartı yokluğundan usulden reddi icap ettiği gerekçesiyle davalı TMSF hakkındaki davanın yargı yolu «sebebine» bağlı olarak 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 114 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi maddesinin yollaması ile aynı Kanun'un …
Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/628 E. sayılı dosyasında aynı davanın açıldığını ve müvekkili yönünden «yargı yolunun» caiz olmaması nedenine dayalı olarak dava «şartı yokluğu» nedeniyle davanın reddine karar verildiğini, «derdestlik» bulunduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, şirkete «kayyım» olarak atanan TMSF' nin aldığı satış kararının iptali, genel kurul kararlarının yok hükmünde olduğunun tespiti ve genel kurulun toplantıya çağrılmasına izin verilmesi istemine ilişkin açılan davanın «derdest» dava niteliğinde olup olmadığı, dava konusu karar ve işlemlerin iptaline yönelik açılan davada «yargı yolunun» tespiti noktasında toplanmıştır.
… 678 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin (678 sayılı KHK) 33 üncü maddesinin beşinci fıkrasında satış «yetkisinin» Fon Kurulu'na verildiğini, davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nda (2577 sayılı Kanun) belirtilen süre içinde açılmadığının tespiti halinde süre yönünden reddi gerektiğini, müvekkilinin idari bir kurum olup tesis edilen işlemlerin de «idari işlem» niteliğinde olması nedeniyle davanın idare mahkemesinde açılabileceğini, ayrıca İstanbul ve İzmir Bölge İdare Mahkemeleri tarafından verilen kararlarda uyuşmazlığın görüm ve çözümünde idare mahkemesinin «görevli» olduğu sonucuna varıldığını, müvekkili kurumun adresi nedeniyle yetkili mahkemenin de İstanbul İdare Mahkemeleri olduğunu, davacı tarafça İstanbul 20.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2023/2589 E. 2023/2902 K.
Ortak:kayyım atanması · kayyım · görevli mahkeme · dava şartı · görev/görevsizlik
İncelediğiniz karardaSulh Ceza Mahkemesinin 2016/3664 D.İş sayılı kararıyla «kayyım atanmasına» karar verildiğini, bu tarihten itibaren şirket yönetiminin TMSF tarafından «görevlendirilen» davalılar tarafından yerine getirildiğini, şirketin yönetim kurulunu oluşturun davalı kayyımların «şirketi zarara» uğrattıklarını, kötü yönetimin Crediform kredi derecelendirme kuruluşu raporlarına yansıdığını ileri sürerek, fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak şimdilik 50.0 …
… r Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un (6755 sayılı Kanun) 37 ve 38 ... maddeleri gereğince atanan «kayyımların» hukuki ve cezai sorumlulukları açısından yargı bağışıklığına sahip olduklarını, 6723 sayılı Danıştay Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un (6723 sayılı Kanun) 32 nci maddesi ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 133 üncü maddesine eklenen beşinci fıkra ile bu madde uyarınca kayyımların «görevleriyle» ilgili iş ve işlemlerden dolayı «tazminat davalarının» devlet aleyhine açılabileceğini, dava dilekçesinde belirtilen kredi kurumuyla bir anlaşma bulunmadığı için bu kuruma mali veriler verilmediğini, bu kuruluş hakkınd …
İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; «kayyım» heyetinin kötü yönetiminin açık olduğunu, müvekkilinin ortağı olduğu diğer şirket olan Yatpa Dayanıklı Tüketim A.Ş. hakkında yapılan yargılamada Mahkemenin Ağır Ceza Mahkemesinin «görevli» olduğu gerekçesiyle «görevsizlik» kararı verdiğini, eldeki davada doğrudan red kararı verilmesinin doğru olmadığını, davalıların hukuki, idari, cezai ve mali sorumluluğu bulunduğunu, Anayasa Mahkemesinin 16.07.2020 tarih 2018/31 E., 2020/38 K. numaralı kararı ile açıkca 6755 sayılı Kanunun 37 nci maddesinin suçtan ve «sorumluluktan kurtulmaya» yönelik perdeleme olarak kullanılacağının belirtildiğini, kanun metninin bu geniş yoruma imkan sağlamadığını, kamu gücüne dayanan «yetkinin» kullanımının şeffaflığının sağlanması gerektiğini, kayyımların kötü niyetli olarak «şirketi zarara» uğrattıklarını, müvekkilinin ortağı olduğu şirketlerin kötü yönetim nedeniyle satış noktasına geldiğini, zararın artmaması için kayımların görevden el çektirilmesi …
Benzer bu kararda… unu'nun 133 üncü ve 674 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin (674 sayılı KHK) 19 uncu maddesi uyarınca «kayyım atanmasına» karar verildiğini, kayyım olarak atanan Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) tarafından şirketin satılmasına karar verildiğini, söz konusu uyuşmazlıkta adli yargının «görevli» olduğunu, söz konusu şirketin TMSF tarafından devralınmadığını, TMSF’nin idare kayyımı olduğunu, satış kararı alamayacağını, şirketin satışına ilişkin ihalenin usu …
… ğını, ihale sonucunda davalı şirketin yapacağı devir işlemlerinin iptali olduğunu, devir işlemlerini yapmaya davalının yetkili olduğunu, bu nedenle davalının davada «husumet ehliyetinin» bulunduğunu, TMSF'nin 5271 sayılı Kanunu'nun 133 üncü maddesi ve 674 sayılı KHK’nın 19 uncu maddesi kapsamında, «kayyım atanmasına» karar verildiğini, TMSF tarafından alınan satış kararı alındığını, 5271 sayılı Kanun'un 133 üncü maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca kayyımın işlemlerine karşı «görevli» mahkemeye 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu ve 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre başvurulması gerektiğinden, bu maddeler uyarınca davanın adli yargının …
İş sayılı kararı ile davacıların ortağı oldukları davalı şirkete dava dışı TMSF'nin «yönetim kayyımı» atandığı, davalı şirkete yönetim kayyımı olarak atanan dava dışı TMSF kararı ile davalı şirketin ticari ve «iktisadi bütünlüğünün» oluşturulmasına ve satışına karar verildiği, söz konusu bütünlüğün 6758 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 19 ve 20 nci maddeleri ile 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 134 üncü maddesi ve Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından Ticari ve İktisadi Bütünlük Oluşturan Mahcuzların Satışına İlişkin Yönetmelik kapsamında kapalı zarf ve açık arttırma usullerinin birlikte uygulanması suretiyle satışa çıkartıldığı, TMSF "Yeşildağ Hayvancılık Ticari ve İktisadi Bütünlüğü" Satış Komisyonu Başkanlığı tarafından «ilan» edildiği, iptali istenen ihaleyi TMSF'nin düzenlediği, ihale kararının da yine TMSF tarafından alındığı, dolayısıyla iptali istenen kararın davalı şirket tarafından alınmış bir karar olmadığı, anılan karar TMSF tarafından alındığından davanın TMSF'ye karşı yöneltilmesi gerekeceği, diğer yandan kamu hizmetinin yürütülmesi amacıyla kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade beyanıyla kurulan «idari işlemler», idari eylemler ve idari «sözleşmelerden doğan» uyuşmazlıklar sebebiyle açılan davalar idari yargının «görev alanına» girdiği, davalının davada «pasif husumet ehliyetinin» bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:iktisadi bütünlük kararı · genel kurul yetkisi · yönetim kayyımı · idari işlem · dava dilekçesinin tebliği · pasif husumet ehliyeti · sözleşmeden doğan dava · husumet ehliyeti
Benzer bu karardaİş sayılı kararı ile davacıların ortağı oldukları davalı şirkete dava dışı TMSF'nin «yönetim kayyımı» atandığı, davalı şirkete yönetim kayyımı olarak atanan dava dışı TMSF kararı ile davalı şirketin ticari ve «iktisadi bütünlüğünün» oluşturulmasına ve satışına karar verildiği, söz konusu bütünlüğün 6758 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 19 ve 20 nci maddeleri ile 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 134 üncü maddesi ve Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından Ticari ve İktisadi Bütünlük Oluşturan Mahcuzların Satışına İlişkin Yönetmelik kapsamında kapalı zarf ve açık arttırma usullerinin birlikte uygulanması suretiyle satışa çıkartıldığı, TMSF "Yeşildağ Hayvancılık Ticari ve İktisadi Bütünlüğü" Satış Komisyonu Başkanlığı tarafından «ilan» edildiği, iptali istenen ihaleyi TMSF'nin düzenlediği, ihale kararının da yine TMSF tarafından alındığı, dolayısıyla iptali istenen kararın davalı şirket tarafından alınmış bir karar olmadığı, anılan karar TMSF tarafından alındığından davanın TMSF'ye karşı yöneltilmesi gerekeceği, diğer yandan kamu hizmetinin yürütülmesi amacıyla kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade beyanıyla kurulan «idari işlemler», idari eylemler ve idari «sözleşmelerden doğan» uyuşmazlıklar sebebiyle açılan davalar idari yargının «görev alanına» girdiği, davalının davada «pasif husumet ehliyetinin» bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, taraflar arasındaki uyuşmazlıkta davalının «pasif husumet ehliyeti» olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
CEVAP Davalı vekiline dava «dilekçesi tebliğ» edilmemiştir.
… ğını, ihale sonucunda davalı şirketin yapacağı devir işlemlerinin iptali olduğunu, devir işlemlerini yapmaya davalının yetkili olduğunu, bu nedenle davalının davada «husumet ehliyetinin» bulunduğunu, TMSF'nin 5271 sayılı Kanunu'nun 133 üncü maddesi ve 674 sayılı KHK’nın 19 uncu maddesi kapsamında, «kayyım atanmasına» karar verildiğini, TMSF tarafından alınan satış kararı alındığını, 5271 sayılı Kanun'un 133 üncü maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca kayyımın işlemlerine karşı «görevli» mahkemeye 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu ve 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre başvurulması gerektiğinden, bu maddeler uyarınca davanın adli yargının …
-
TMSF kayyımlığındaki şirkette ortağın kâr payı isteyememesi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/44 E. 2023/3752 K.
Ortak:kâr payı · dava şartı · görev/görevsizlik
İncelediğiniz karardaA.Ş.'ye ödenmesine ve müvekkilinin ortaklıktan dolayı uğradığı zararın «payı» oranında hesaplanarak şimdilik 50.000,00 TL'nin müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Benzer bu kararda… si, 6758 sayılı Kanun'un 19 uncu maddesinin uygulanmasına ilişkin esaslara ilişkin Yönetmeliğin 7. (1) maddesi düzenlemeleri değerlendirildiğinde davalı şirketin ve «malvarlığının» idaresinin yürütülen ceza soruşturma süresince «kayyım» olarak TMSF'ye devredildiği, 6102 sayılı Kanun'un hükümleri ile bağlı olmaksızın «genel kurulun yetkilerinin» Fon Kurulu tarafından kullanılabileceği, kaynağı suç soruşturması olan ve ceza yargılamasının konusunu teşkil eden nedenler ile davalı şirkete kayyım atandığı, dava konusu talebin davacının hisselerine tekabül eden kâr paylarının davalı şirket tarafından ödenmesi olduğu, terör örgütü ile iltisakı nedeniyle yönetimin TMSF kayyımlığına bırakıldığı gözetildiğinde, davalı şirketten ortağının kâr «payı» istemine ilişkin davada diğer hususlarda özel hukuk tüzel kişisi bulunan davalı şirketin kamu gücü kullanan bir idari kurum olduğunun kabulü ile «yargı yolu» bakımından «görevsizlik» nedeniyle davanın reddine karar verilmesinin doğru görülmediği, ancak davacı şirket ortağının da yukarıda yazılı düzenlemeler nedeniyle 6102 sayılı Kanun'daki ortaklık haklarına dayanarak kâr payını mahkemeden isteyemeyeceği, genel kurul yetkilerinin fona devir edildiği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün «kaldırılmasına, yeniden» esas hakkında hüküm kurulmasına, davanın reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:yargı yolu
Benzer bu kararda… CE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 6758 sayılı Kanun'un 19 uncu maddesinin 9 uncu fıkrası gereğince TMSF'nin «kayyımlık» görevini yürüttüğü şirketlerin «genel kurullarının yetkilerinin» 6102 sayılı Kanun hükümlerine tabi olunmaksızın TMSF'nin ilişkili olduğu Bakan tarafından kullanılabileceğinin düzenlendiği, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun (2577 sayılı Kanun) 2 nci maddesinde idari dava türlerinin sayıldığı, bu itibarla TMSF'nin aldığı kararlara karşı idari yargıda dava açılabileceği, dava konusu ihtilafın adli yargının görevi dahilinde bulunmayıp idari yargıda çözümlenmesi gerektiği, «yargı yolunun» caiz olmadığı gerekçesiyle davanın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 115 inci maddesi gereğince dava «şartı yokluğundan» reddine karar verilmiştir.
… si, 6758 sayılı Kanun'un 19 uncu maddesinin uygulanmasına ilişkin esaslara ilişkin Yönetmeliğin 7. (1) maddesi düzenlemeleri değerlendirildiğinde davalı şirketin ve «malvarlığının» idaresinin yürütülen ceza soruşturma süresince «kayyım» olarak TMSF'ye devredildiği, 6102 sayılı Kanun'un hükümleri ile bağlı olmaksızın «genel kurulun yetkilerinin» Fon Kurulu tarafından kullanılabileceği, kaynağı suç soruşturması olan ve ceza yargılamasının konusunu teşkil eden nedenler ile davalı şirkete kayyım atandığı, dava konusu talebin davacının hisselerine tekabül eden kâr paylarının davalı şirket tarafından ödenmesi olduğu, terör örgütü ile iltisakı nedeniyle yönetimin TMSF kayyımlığına bırakıldığı gözetildiğinde, davalı şirketten ortağının kâr «payı» istemine ilişkin davada diğer hususlarda özel hukuk tüzel kişisi bulunan davalı şirketin kamu gücü kullanan bir idari kurum olduğunun kabulü ile «yargı yolu» bakımından «görevsizlik» nedeniyle davanın reddine karar verilmesinin doğru görülmediği, ancak davacı şirket ortağının da yukarıda yazılı düzenlemeler nedeniyle 6102 sayılı Kanun'daki ortaklık haklarına dayanarak kâr payını mahkemeden isteyemeyeceği, genel kurul yetkilerinin fona devir edildiği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün «kaldırılmasına, yeniden» esas hakkında hüküm kurulmasına, davanın reddine karar verilmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2022/5482 E. , 2024/1811 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
SAYISI 2021/386 Esas, 2022/1007 Karar
DAVALILAR 1. ...
2. ...
3. ...
4. ...
5. ...
6. ... vekilleri Avukat ...
İHBAR OLUNAN ...(TMSF) vekili Avukat ...
DAVA TARİHİ
HÜKÜM
Başvurunun esastan reddi
İLK DERECE MAHKEMESİ İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI 2020/105 E., 2020/682 K.
Taraflar arasındaki sorumluluk nedeniyle tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın usulden reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince, başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin ortağı ve yöneticisi olduğu Alfemo Dış Tic. A.Ş.'ye İzmir 4. Sulh Ceza Mahkemesinin 2016/3664 D.İş sayılı kararıyla kayyım atanmasına karar verildiğini, bu tarihten itibaren şirket yönetiminin TMSF tarafından görevlendirilen davalılar tarafından yerine getirildiğini, şirketin yönetim kurulunu oluşturun davalı kayyımların şirketi zarara uğrattıklarını, kötü yönetimin Crediform kredi derecelendirme kuruluşu raporlarına yansıdığını ileri sürerek, fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak şimdilik 50.000,00 TL'nin Alfemo Dış Tic. A.Ş.'ye ödenmesine ve müvekkilinin ortaklıktan dolayı uğradığı zararın payı oranında hesaplanarak şimdilik 50.000,00 TL'nin müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalılar vekili cevap dilekçesinde; 691 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin (691 sayılı KHK) 11 ... maddesi ve bu maddenin göndermesi ile 6755 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler İle Bazı Kurum Ve Kuruluşlara Dair Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un (6755 sayılı Kanun) 37 ve 38 ... maddeleri gereğince atanan kayyımların hukuki ve cezai sorumlulukları açısından yargı bağışıklığına sahip olduklarını, 6723 sayılı Danıştay Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un (6723 sayılı Kanun) 32 nci maddesi ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 133 üncü maddesine eklenen beşinci fıkra ile bu madde uyarınca kayyımların görevleriyle ilgili iş ve işlemlerden dolayı tazminat davalarının devlet aleyhine açılabileceğini, dava dilekçesinde belirtilen kredi kurumuyla bir anlaşma bulunmadığı için bu kuruma mali veriler verilmediğini, bu kuruluş hakkında hukuki ve cezai başvuru yapılacağını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile tüm dosya kapsamına göre, 6758 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun
'un (6758 sayılı Kanun) 20 nci maddesinin birinci fıkrası düzenlemesi ve söz konusu maddenin atıf yaptığı 6755 sayılı Kanun'un 37 nci maddesinin birinci fıkrasında yer ... düzenlemeler göz önüne alındığında davalı kayyımlar hakkında dava açılamayacağı ve dava açılması için gereken dava şartının mevcut olmadığı gerekçesiyle, davanın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 114 üncü maddesinin ikinci fıkrası ve 115 ... maddesinin ikinci fıkrası gereğince davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; kayyım heyetinin kötü yönetiminin açık olduğunu, müvekkilinin ortağı olduğu diğer şirket olan Yatpa Dayanıklı Tüketim A.Ş. hakkında yapılan yargılamada Mahkemenin Ağır Ceza Mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verdiğini, eldeki davada doğrudan red kararı verilmesinin doğru olmadığını, davalıların hukuki, idari, cezai ve mali sorumluluğu bulunduğunu, Anayasa Mahkemesinin 16.07.2020 tarih 2018/31 E., 2020/38 K. numaralı kararı ile açıkca 6755 sayılı Kanunun 37 nci maddesinin suçtan ve sorumluluktan kurtulmaya yönelik perdeleme olarak kullanılacağının belirtildiğini, kanun metninin bu geniş yoruma imkan sağlamadığını, kamu gücüne dayanan yetkinin kullanımının şeffaflığının sağlanması gerektiğini, kayyımların kötü niyetli olarak şirketi zarara uğrattıklarını, müvekkilinin ortağı olduğu şirketlerin kötü yönetim nedeniyle satış noktasına geldiğini, zararın artmaması için kayımların görevden el çektirilmesine dair tedbir kararı verilmesi gerektiğini ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı, 5271 sayılı Kanun'un 133 üncü maddesinin beşinci fıkrasında; bu madde uyarınca atanan kayyımların görevleri ile ilgili iş ve işlemlerinden dolayı tazminat davalarının 142 ila 144 üncü maddeler uyarınca Devlet aleyhine açılacağının düzenlendiği, aynı Kanun'un 142 nci maddesinin ikinci fıkrasında ise, istemin zarara uğrayanın oturduğu yer ağır ceza mahkemesinde ve eğer o yer ağır ceza mahkemesi tazminat konusu işlemle ilişkili ise ve aynı yerde başka bir ağır ceza dairesi yoksa en yakın ağır ceza mahkemesinde karara bağlanacağının belirtildiği, bu yasal düzenlemelere göre bu tür davalara bakmakla ağır ceza mahkemesi görevli ise de davanın devlete karşı dava açılması gerektiği, her şekilde kayyım olarak atanan kişilere karşı doğrudan dava açılamayacağı, hukuk mahkemeleri ile ceza mahkemeleri arasında görevsizlik kararı verilemeyeceği ve 6100 sayılı Kanun'un 20 nci maddesinin uygulanamayacağının açık olduğu, davacının emsal olarak gösterdiği kararın pratikte görevsizlik kararı değil davanın usulden reddi kararı olduğu gerekçesiyle başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde belirttiği hususları tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davacıya ait şirkete İzmir 4. Sulh Ceza Mahkemesi kararıyla kayyım olarak atanan TSMF'nin görevlendirdiği davalıların kusurlu davranışları sebebiyle şirketi ve davacıyı zarara uğrattıkları iddiasıyla, TMSF tarafından görevlendirilen davalılar aleyhine sorumluluklarına istinaden tazminat davası açılıp açılamayacağı ve bunun hukuk mahkemelerinden istenip istenemeyeceği noktasındadır.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 ... maddeleri,
2. 6758 sayılı Kanun'un 20 nci maddesi,
3. 6755 sayılı Kanun'un 37 nci maddesi,
4. 5271 sayılı Kanun'un 133 üncü maddesinin beşinci fıkrası.
3. Değerlendirme
1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 ... maddesinde yer ... sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 ... maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
06.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1021663700 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz