Yönetici sorumluluğu davası
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2013/11754 E. 2014/16472 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
yönetici sorumluluğu davası↗ icra takibinin kesinleşmesi↗ limited şirket müdürlüğü↗ doğrudan zarar↗ şirket yöneticisinin sorumluluğu↗ dolaylı zarar↗ takibin kesinleşmesi↗ eft↗ yönetici sorumluluğu↗ şirket müdürlüğü↗ sorumluluk davası↗ davanın konusu↗ yazılı delil↗ üçüncü kişi↗ fesih↗ limited şirket↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, dekontta gönderilen paranın borç için verildiğine dair herhangi bir kayıt içermediği, dolayısıyla banka havalesiyle yapılan ödemelerin mevcut bir borcun ödenmesi anlamında olduğunu kabul etmek gerektiğinden, davacının ancak bunun aksini yazılı delille ispatlaması halinde iddiasını kanıtlamış olduğunun kabul edileceği, olayda ise; davacının havaleye konu parayı borç olarak gönderdiği konusunda herhangi bir yazılı delilin söz konusu olmadığı, davacının, davalıların ortak olduğu dava dışı O. H. Giyim Şirketi'nden alacaklı olduğunu yasal delillerle kanıtlanamadığı, her ne kadar davacının şirket aleyhinde başlattığı Adana 10. İcra Müdürlüğü'nün 2011/2099 sayılı takip dosyası itiraz edilmediğinden kesinleşmiş ise de, bu durumun sadece takip hukuku açısından şirketi ilgilendireceği, bunun yanında davacı EFT ile dava dışı şirkete gönderdiği 150.000,00 TL'yi şirket ortağı ve yöneticisi olan davalılardan talep edebileceği konusundaki iddiasını da kanıtlayamadığı, şirketin borçlarından dolayı ortaklarının sorumluluğunun söz konusu olmadığı, şirkete gönderilen paranın daha sonra bir ortağa geçmiş bulunmasının, gönderene karşı o ortağın sorumlu olmasını gerektirmeyeceği, 6762 sayılı TTK'nın 556. maddenin yollamasıyla 336.maddesindeki yöneticilerin sorumluluk hallerinin varlığının kanıtlanamadığı, ortaklardan birinin şirketin fesih ve tasfiyesi konusunda dava açmış olması yada diğer ortağı kötü yönetim konusunda itham etmiş olmasının şirketin borçlarından dolayı ortakların sorumluluğunu gerektirmeyeceği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, limited şirket müdürleri hakkında açılan, yöneticilerin sorumluluğu hukuki nedenine dayalı tazminat istemine ilişkindir.
Davacı vekili, müvekkili tarafından davalıların ortağı oldukları dava dışı limited şirkete borç verildiği, buna karşın söz konusu paranın davacıya ödenmediği, davalıların borçlu şirketin içini boşaltmak suretiyle, davacı tarafından verilen borcun ödenmesine engel oldukları iddiası ile mevcut davayı açmış, mahkemece yukarıda değinilen gerekçeyle davanın reddi yönünde hüküm kurulmuştur.
6762 sayılı Türk Ticaret Kanun'un 309. maddesi yollamasıyla aynı Kanun'un 336'ncı maddesi gereğince, şirket alacaklılarının şirket yöneticileri hakkında sorumluluk davası açmaları imkanı mevcuttur. Buna karşın söz konusu davanın açılıp görülebilmesi için oluştuğu iddia olunan zararın doğrudan ya da dolaylı zarar niteliğinde olup olmadığının tespiti önem arzetmektedir. Bu kapsamda, şirket alacaklısı konumunda olan üçüncü şahısların sorumluluk davası yolu ile kendileri adına istemde bulunabilmelerinin koşulu, oluştuğu ileri sürülen zararın, doğrudan zarar niteliğinde olmasıdır. Şirket yöneticilerinin, şirketin almış olduğu borcu ya da başkaca edim yükümlülüklerini yerine getirmemek amacıyla şirketi atıl kılarak acz içine düşürmeleri hali; üçüncü kişiler yönünden doğrudan zarar niteliğinde olup, bunun dışında kalan ve dolaylı zarar olarak nitelendirilebilecek hususlarda alacaklı konumundaki üçüncü şahısların, ancak yöneticilerin ödeyeceği tazminatın şirkete verilmesi yönünde istemde bulunmaları mümkündür. Somut olayda davacı taraf dava dışı şirkete borç para verdiğini, bu paranın dava dışı şirket tarafından ödenmediğini, davalıların eylemlerinin dava dışı şirketin içini boşaltmak suretiyle davacıyı zarara uğratmak şeklinde gerçekleştiğini ileri sürmüştür. Bu kapsamda söz konusu iddia doğrudan zarar kavramı içinde değerlendirilecek olup, açıklandığı üzere alacaklılar tarafından şirket yöneticileri hakkında doğrudan zarar iddiası ile açılan davalarda talep edilen tazminatın şirkete değil ancak alacaklının kendisine istenmesi mümkündür. Yapılan bu açıklamalardan sonra somut olaya tekrar dönüldüğünde, davacının doğrudan zararının tahsili amacıyla davalılar hakkında sorumluluk davası açtığı ve zarar iddiasının verilen borcun geri ödenmemesi iddiasından kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Her ne kadar mahkemece, dava dosyası içerisinde örneği bulunan ödeme dekontunda yazılı açıklamaların, davacının dava dışı şirkete borç verdiği yönünde değil, fakat bir borcun itfasına yönelik olduğu şeklinde isabetli değerlendirmelerde bulunulmuşsa da; esasen davacı tarafın eldeki davadan önce dava dışı şirket hakkında icra takibinde bulunduğu, söz konusu icra takibinin kesinleştiği, yapılan araştırmaya göre borçlu şirketin herhangi bir mal varlığına rastlanılmadığı anlaşılmaktadır. Bu haliyle eldeki davanın konusu, dava dışı şirket hakkında başlatılan icra takibinin semeresiz kalması sebebiyle davalıların borçlu şirketin içini boşaltmış oldukları olgusuna dayanmaktadır. Ancak mahkemece davacının değinilen yöndeki iddiaları üzerinde durularak bu yönde bir araştırma ve inceleme yapılmadığı gibi eldeki dava, açıklanan şekilde ele alınıp değerlendirilmiş de değildir. O halde mahkemece, eldeki davanın doğrudan zarar iddiasından kaynaklanan sorumluluk davasına ilişkin olduğu göz önünde bulundurulmak, davalıların eylemlerinin, ortağı ve müdürü oldukları şirketin, davacıya olan borcunun ödenmemesi için şirketin acz
haline düşürülmesi niteliğinde olup olmadığı belirlenmek suretiyle sonuca gidilmek gerekirken, yazılı şekilde davanın reddi yönünde hüküm kurulması doğru görülmemiş hükmün davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/6757 E. 2021/7092 K.
Ortak:sorumluluk davası
İncelediğiniz kararda6762 sayılı Türk Ticaret Kanun'un 309. maddesi yollamasıyla aynı Kanun'un 336'ncı maddesi gereğince, şirket alacaklılarının şirket yöneticileri hakkında «sorumluluk davası» açmaları imkanı mevcuttur.
Bu kapsamda, şirket alacaklısı konumunda olan üçüncü şahısların «sorumluluk davası» yolu ile kendileri adına istemde bulunabilmelerinin koşulu, oluştuğu ileri sürülen zararın, «doğrudan zarar» niteliğinde olmasıdır.
Yapılan bu açıklamalardan sonra somut olaya tekrar dönüldüğünde, davacının «doğrudan zararının» tahsili amacıyla davalılar hakkında «sorumluluk davası» açtığı ve zarar iddiasının verilen borcun geri ödenmemesi iddiasından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.
Benzer bu kararda… naf mahkemesince bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda, davacı şirket yetkilisince verilen dilekçeyle her ne kadar zararlarının giderildiğinden bahisle «davadan feragat» edildiği bildirilmişse de, söz konusu beyanın feragat değil alacağın ödenmesi sebebiyle davanın konusuz kaldığına ilişkin bir beyan olarak değerlendirilmesi gerektiği, dava konusu alacak ödendiğinden davanın konusuz kaldığı, alacak dava açıldıktan sonra ödendiğinden dava açılmasına davacının sebep olmadığı, bu nedenle ilk derece mahkemesince konusuz kalan davanın esası hakkında karar «verilmesine yer olmadığına» ve davacı lehine «nispi vekalet ücretine» hükmedilmesi gerektiği, davacının davalı şirketten alacaklı olduğu, davalı ...’ın ise davalı «şirketin müdürü» olduğu, TTK'nın 556. maddesine göre, alacaklıların şirket müdürüne karşı «sorumluluk davası» açabilmeleri için, şirketin «iflas» etmesinin zorunlu olduğu, anılan Yasa hükmünde iflas idaresinden de bahsedildiği için burada geçen iflas teriminin hukuki anlamda mahkeme kararıyla gerçekleşen bir iflas olarak anlaşılması gerektiği, bu nedenle, şirketin mal varlığını kaybetmiş olması, ödeme gücünün olmaması, acz halinde olması gibi hususların alacaklıların sorumluluk davası açmaları için yeterli olmadığı, şirketin mahkeme kararıyla iflasına karar verilmesi gerektiği, bu hususun dava şartı niteliğinde olduğu, borçlu şirketin iflas ettiğine yönelik bir bilgi bulunmadığı gözetildiğinde davalı şirket müdürü hakkındaki davanın dava «şartı yokluğundan» reddine karar verilmesi gerektiği, davalı ...’ın davalı şirketin «temsilcisi» olmadığı, davacı yanca, eşi olan diğer davalı ile birlikte şirketin içini boşalttığının iddia edildiği ancak bu iddiayı ispata yarar bir delil sunulmadığı bu nedenle adı geçen davalıya «husumet» yöneltilmesinin doğru olmadığı gerekçesiyle, taraf vekillerinin istinaf başvurusunun kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, esas hakkında yeniden hüküm tesis edilmek suretiyle, davalı şirket hakkında açılan dava konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına, davalı ... hakkındaki davanın dava şartı yokluğundan, diğer davalı hakkındaki davanın ise «pasif husumet yokluğundan» «usulden reddine» karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:nispi vekalet ücreti · şirket müdürü · davadan feragat · pasif husumet yokluğu · dava şartı yokluğu · pasif husumet · husumet yokluğu · usulden reddi
Benzer bu kararda… naf mahkemesince bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda, davacı şirket yetkilisince verilen dilekçeyle her ne kadar zararlarının giderildiğinden bahisle «davadan feragat» edildiği bildirilmişse de, söz konusu beyanın feragat değil alacağın ödenmesi sebebiyle davanın konusuz kaldığına ilişkin bir beyan olarak değerlendirilmesi gerektiği, dava konusu alacak ödendiğinden davanın konusuz kaldığı, alacak dava açıldıktan sonra ödendiğinden dava açılmasına davacının sebep olmadığı, bu nedenle ilk derece mahkemesince konusuz kalan davanın esası hakkında karar «verilmesine yer olmadığına» ve davacı lehine «nispi vekalet ücretine» hükmedilmesi gerektiği, davacının davalı şirketten alacaklı olduğu, davalı ...’ın ise davalı «şirketin müdürü» olduğu, TTK'nın 556. maddesine göre, alacaklıların şirket müdürüne karşı «sorumluluk davası» açabilmeleri için, şirketin «iflas» etmesinin zorunlu olduğu, anılan Yasa hükmünde iflas idaresinden de bahsedildiği için burada geçen iflas teriminin hukuki anlamda mahkeme kararıyla gerçekleşen bir iflas olarak anlaşılması gerektiği, bu nedenle, şirketin mal varlığını kaybetmiş olması, ödeme gücünün olmaması, acz halinde olması gibi hususların alacaklıların sorumluluk davası açmaları için yeterli olmadığı, şirketin mahkeme kararıyla iflasına karar verilmesi gerektiği, bu hususun dava şartı niteliğinde olduğu, borçlu şirketin iflas ettiğine yönelik bir bilgi bulunmadığı gözetildiğinde davalı şirket müdürü hakkındaki davanın dava «şartı yokluğundan» reddine karar verilmesi gerektiği, davalı ...’ın davalı şirketin «temsilcisi» olmadığı, davacı yanca, eşi olan diğer davalı ile birlikte şirketin içini boşalttığının iddia edildiği ancak bu iddiayı ispata yarar bir delil sunulmadığı bu nedenle adı geçen davalıya «husumet» yöneltilmesinin doğru olmadığı gerekçesiyle, taraf vekillerinin istinaf başvurusunun kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, esas hakkında yeniden hüküm tesis edilmek suretiyle, davalı şirket hakkında açılan dava konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına, davalı ... hakkındaki davanın dava şartı yokluğundan, diğer davalı hakkındaki davanın ise «pasif husumet yokluğundan» «usulden reddine» karar verilmiştir.
2-) Bölge Adliye Mahkemesince, hükmün gerekçe kısmında isabetli bir şekilde davalı şirket hakkındaki davanın alacağın dava açıldıktan sonra ödenmesi sebebiyle konusuz kaldığı, alacak davadan sonra ödendiğinden davacının dava açmakta haklı olduğu ve bu nedenle lehine «nispi vekalet ücretine» hükmedilmesi gerektiği belirtilmişken, hüküm fıkrasında davacı lehine vekalet ücretine hükmedilmemesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
-
İtirazın iptali | İcra inkâr tazminatı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/16944 E. 2014/5667 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:yasal karine · para borcu · karine · hisse devri · icra takibine itiraz · sebepsiz zenginleşme · havale · inkar tazminatı
Benzer bu karardaDava, davalı şirket hisselerinin devri için «havale» edildiği iddia edilen paranın hisselerin devredilmemesi nedeniyle tahsili için başlatılan «icra takibine itirazın» iptali istemine ilişkindir.
Davacı, «havale» edilen paranın şirket hisse devir bedeli olduğunu iddia etmiş, davalı ise, havale edilen «paranın borcun» itfasına ilişkin olduğunu savunmuştur.
Eş söyleyişle, havalenin mevcut bir borcun ödenmesi amacıyla yapıldığı yolunda «yasal karine» mevcut olup, bu yasal karinenin tersini (havalenin borcun ödenmesinden başka bir amaçla yapıldığını) ileri süren havaleci (muhil) kanıtlamakla yükümlüdür.
Bu itibarla, dava konusu olayda davacı tarafından davalının hesabına «havale» edilen paranın şirket «hisse devrine» ilişkin olduğu ispat edilememiş bulunmasına göre, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2013/11754 E. , 2014/16472 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ MERSİN 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ 12/04/2013
NUMARASI 2011/504-2013/102
Taraflar arasında görülen davada Mersin 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 12/04/2013 tarih ve 2011/504-2013/102 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 24/10/2014 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacı T.. P.. vekili Av. H.. K.. dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalıların, O.H. Giyim İth. İhr. San. ve Tic. Ltd. Şti'nin ortakları olduklarını, müvekkilinin, firma ortakları ile olan tanışıklığı nedeniyle kendilerine 16/03/2010 tarihinde içinde bulundukları nakdi sıkıntı nedeniyle 150.000 TL borç para verdiğini, davalıların, tüm mal varlıklarını elden çıkartarak şirketi fiilen tasfiye ettiklerini, ancak müvekkilinin borcunu ödemediklerini, bu nedenle Adana 10. İcra Müdürlüğü'nün 2011/2099 esas sayılı dosyası ile ilamsız takip başlatıldığını, davalı Armağan’ın şirket hakkında tasfiye davası açarak şirketi acz haline düşürdüğünü, müvekkilinin alacağının tahsilini engellediklerini ileri sürerek, 150.000,00 TL'nin davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
[…] Ö. vekili, havalenin ödeme vasıtası olduğunu, davacının havalenin borca ilişkin olduğuna dair yazılı bir belgesinin olmadığını, şirketin müvekkilinden hiçbir hak ve alacağının bulunmadığını, müvekkilinin şirket yönetiminde kusurlu davranmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Diğer davalı davaya cevap vermemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, dekontta gönderilen paranın borç için verildiğine dair herhangi bir kayıt içermediği, dolayısıyla banka havalesiyle yapılan ödemelerin mevcut bir borcun ödenmesi anlamında olduğunu kabul etmek gerektiğinden, davacının ancak bunun aksini yazılı delille ispatlaması halinde iddiasını kanıtlamış olduğunun kabul edileceği, olayda ise; davacının havaleye konu parayı borç olarak gönderdiği konusunda herhangi bir yazılı delilin söz konusu olmadığı, davacının, davalıların ortak olduğu dava dışı O. H. Giyim Şirketi'nden alacaklı olduğunu yasal delillerle kanıtlanamadığı, her ne kadar davacının şirket aleyhinde başlattığı Adana 10.
İcra Müdürlüğü'nün 2011/2099 sayılı takip dosyası itiraz edilmediğinden kesinleşmiş ise de, bu durumun sadece takip hukuku açısından şirketi ilgilendireceği, bunun yanında davacı EFT ile dava dışı şirkete gönderdiği 150.000,00 TL'yi şirket ortağı ve yöneticisi olan davalılardan talep edebileceği konusundaki iddiasını da kanıtlayamadığı, şirketin borçlarından dolayı ortaklarının sorumluluğunun söz konusu olmadığı, şirkete gönderilen paranın daha sonra bir ortağa geçmiş bulunmasının, gönderene karşı o ortağın sorumlu olmasını gerektirmeyeceği, 6762 sayılı TTK'nın 556. maddenin yollamasıyla 336.maddesindeki yöneticilerin sorumluluk hallerinin varlığının kanıtlanamadığı, ortaklardan birinin şirketin fesih ve tasfiyesi konusunda dava açmış olması yada diğer ortağı kötü yönetim konusunda itham etmiş olmasının şirketin borçlarından dolayı ortakların sorumluluğunu gerektirmeyeceği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, limited şirket müdürleri hakkında açılan, yöneticilerin sorumluluğu hukuki nedenine dayalı tazminat istemine ilişkindir.
Davacı vekili, müvekkili tarafından davalıların ortağı oldukları dava dışı limited şirkete borç verildiği, buna karşın söz konusu paranın davacıya ödenmediği, davalıların borçlu şirketin içini boşaltmak suretiyle, davacı tarafından verilen borcun ödenmesine engel oldukları iddiası ile mevcut davayı açmış, mahkemece yukarıda değinilen gerekçeyle davanın reddi yönünde hüküm kurulmuştur.
6762 sayılı Türk Ticaret Kanun'un 309. maddesi yollamasıyla aynı Kanun'un 336'ncı maddesi gereğince, şirket alacaklılarının şirket yöneticileri hakkında sorumluluk davası açmaları imkanı mevcuttur. Buna karşın söz konusu davanın açılıp görülebilmesi için oluştuğu iddia olunan zararın doğrudan ya da dolaylı zarar niteliğinde olup olmadığının tespiti önem arzetmektedir. Bu kapsamda, şirket alacaklısı konumunda olan üçüncü şahısların sorumluluk davası yolu ile kendileri adına istemde bulunabilmelerinin koşulu, oluştuğu ileri sürülen zararın, doğrudan zarar niteliğinde olmasıdır. Şirket yöneticilerinin, şirketin almış olduğu borcu ya da başkaca edim yükümlülüklerini yerine getirmemek amacıyla şirketi atıl kılarak acz içine düşürmeleri hali;
üçüncü kişiler yönünden doğrudan zarar niteliğinde olup, bunun dışında kalan ve dolaylı zarar olarak nitelendirilebilecek hususlarda alacaklı konumundaki üçüncü şahısların, ancak yöneticilerin ödeyeceği tazminatın şirkete verilmesi yönünde istemde bulunmaları mümkündür. Somut olayda davacı taraf dava dışı şirkete borç para verdiğini, bu paranın dava dışı şirket tarafından ödenmediğini, davalıların eylemlerinin dava dışı şirketin içini boşaltmak suretiyle davacıyı zarara uğratmak şeklinde gerçekleştiğini ileri sürmüştür. Bu kapsamda söz konusu iddia doğrudan zarar kavramı içinde değerlendirilecek olup, açıklandığı üzere alacaklılar tarafından şirket yöneticileri hakkında doğrudan zarar iddiası ile açılan davalarda talep edilen tazminatın şirkete değil ancak alacaklının kendisine istenmesi mümkündür.
Yapılan bu açıklamalardan sonra somut olaya tekrar dönüldüğünde, davacının doğrudan zararının tahsili amacıyla davalılar hakkında sorumluluk davası açtığı ve zarar iddiasının verilen borcun geri ödenmemesi iddiasından kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Her ne kadar mahkemece, dava dosyası içerisinde örneği bulunan ödeme dekontunda yazılı açıklamaların, davacının dava dışı şirkete borç verdiği yönünde değil, fakat bir borcun itfasına yönelik olduğu şeklinde isabetli değerlendirmelerde bulunulmuşsa da; esasen davacı tarafın eldeki davadan önce dava dışı şirket hakkında icra takibinde bulunduğu, söz konusu icra takibinin kesinleştiği, yapılan araştırmaya göre borçlu şirketin herhangi bir mal varlığına rastlanılmadığı anlaşılmaktadır.
Bu haliyle eldeki davanın konusu, dava dışı şirket hakkında başlatılan icra takibinin semeresiz kalması sebebiyle davalıların borçlu şirketin içini boşaltmış oldukları olgusuna dayanmaktadır. Ancak mahkemece davacının değinilen yöndeki iddiaları üzerinde durularak bu yönde bir araştırma ve inceleme yapılmadığı gibi eldeki dava, açıklanan şekilde ele alınıp değerlendirilmiş de değildir. O halde mahkemece, eldeki davanın doğrudan zarar iddiasından kaynaklanan sorumluluk davasına ilişkin olduğu göz önünde bulundurulmak, davalıların eylemlerinin, ortağı ve müdürü oldukları şirketin, davacıya olan borcunun ödenmemesi için şirketin acz
haline düşürülmesi niteliğinde olup olmadığı belirlenmek suretiyle sonuca gidilmek gerekirken, yazılı şekilde davanın reddi yönünde hüküm kurulması doğru görülmemiş hükmün davacı yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, takdir olunan 1.100 TL duruşma vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 24/10/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/102086100 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz