Ortaklar kurulu kararının yokluğunun tespiti
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2010/4225 E. 2010/4745 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Görevli mahkeme
- görev/görevsizlik
- Dava şartı
- dava şartı
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
temsil kayyımı↗ icazet↗ aktif husumet ehliyeti↗ kayyım↗ aktif dava ehliyeti↗ aktif husumet↗ husumet ehliyeti↗ sulh hukuk mahkemesi↗ taraf ehliyeti↗ limited şirket↗ sulh↗ temsil↗ husumet↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, toplanan kanıtlara dayanılarak, Ankara 12.Sulh Hukuk Mahkemesi' nce davalı ...'a ortağı bulunduğu şirketlerdeki haklarını korumak ve davacıyı temsil etmek için ...' in temsil kayyımı olarak atandığı, kayyımın görevine giren konularda davacı adına ancak yasal şartları yerine getirerek davayı kayyımın açabileceği, somut uyuşmazlıkta ise dava ve karar tarihinde reşit olmayan davacı ... adına davanın annesi Mesture tarafından velayeten açıldığı, dolayısıyla davacının aktif dava ehliyetinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, TTK.’nun 538. maddesine dayalı olarak davalı limited şirket ortaklar kurulunun mahkemece olağanüstü toplantıya çağrılması istemine ilişkin olup, dava tarihinde reşit olmadığı anlaşılan şirket ortağı küçük ...’a velayeten, annesi Mesture’nin verdiği vekaletname ile açılmıştır.
Her ne kadar şirket işleri için küçük ...’a temsil kayyımı atanmış olması nedeniyle annenin işbu davayı açması veya takip etmesi düşünülemez ise de, mahkemece, küçüğün menfaatleri de gözetilerek temsil kayyımına, açılan işbu davaya mahkemeden izin almak suretiyle icazet vermesi için süre verilmesi ve sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken, bu imkan tanınmadan yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi doğru olmamıştır.
Ayrıca dosyaya sunulan bilgi ve belgelerin incelenmesinden, küçük ...’ın temyiz tarihi itibariyle reşit olduğu, dolayısıyla hem velayet ilişkisinin hem de temsil kayyımının görevinin sona erdiği anlaşılmaktadır. Veli, çocuk reşit olmadan önce ona bir vekil tayin etmiş ve dava bu vekil tarafından takip edilmekte iken çocuk reşit olmuşsa bununla vekalet sona ermez. Bu halde reşit olan çocuk vekilini azletmedikçe vekil davayı takip etmeye devam eder (Prof. Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. Baskı, 1. Cilt, 2001, s:1070). Somut uyuşmazlıkta da anne tarafından tayin edilen davacı vekilinin reşit olan ... tarafından vekaletten azledilmediği hususu nazara alınarak, mahkemece davada aktif husumet ehliyeti yönünden bir sorunun bulunmadığının kabul edilmesi ve uyuşmazlığın esasının incelenmesine girişilip sonucuna göre bir karar verilmek üzere kararın bozulması gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/6837 E. 2012/9880 K.
Ortak:temsil kayyımı · icazet · kayyım · taraf ehliyeti · temsil · husumet · dava şartı
İncelediğiniz karardaMahkemece, toplanan kanıtlara dayanılarak, Ankara 12.Sulh Hukuk Mahkemesi' nce davalı ...'a ortağı bulunduğu şirketlerdeki haklarını korumak ve davacıyı «temsil» etmek için ...' in «temsil kayyımı» olarak atandığı, kayyımın görevine giren konularda davacı adına ancak yasal şartları yerine getirerek davayı kayyımın açabileceği, somut uyuşmazlıkta ise dava ve karar tarihinde reşit olmayan davacı ... adına davanın annesi Mesture tarafından velayeten açıldığı, dolayısıyla davacının aktif dava «ehliyetinin» bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Her ne kadar şirket işleri için küçük ...’a «temsil kayyımı» atanmış olması nedeniyle annenin işbu davayı açması veya takip etmesi düşünülemez ise de, mahkemece, küçüğün menfaatleri de gözetilerek temsil kayyımına, açılan işbu davaya mahkemeden izin almak suretiyle «icazet» vermesi için süre verilmesi ve sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken, bu imkan tanınmadan yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi doğru olmamıştır.
Ayrıca dosyaya sunulan bilgi ve belgelerin incelenmesinden, küçük ...’ın temyiz tarihi itibariyle reşit olduğu, dolayısıyla hem velayet ilişkisinin hem de «temsil kayyımının» görevinin sona erdiği anlaşılmaktadır.
Benzer bu karardaSulh Hukuk Mahkemesi’nin 01.09.2008 tarihli kararı ile dayısı ...«temsil kayyımı» atandığına göre, mahkemece aktif dava «ehliyeti» yokluğundan reddedilen asıl dava, «yetkisiz temsilci» tarafından açılmış demektir.
Bu durumda mahkemece yapılacak iş, asıl davada yetkili «temsilci» olan «kayyımın» davadan haberdar edilmesinin ve mahkemeden «husumete» izin kararı almasının sağlanması için davacı tarafa süre vermek ve sonucuna göre hareket etmekten ibarettir.
Mahkemece davacı ...’e velayeten annesi ... tarafından açılan asıl davanın aktif dava «ehliyeti» yokluğundan reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:yetkisiz temsil · yetkisizlik kararı
Benzer bu karardaSulh Hukuk Mahkemesi’nin 01.09.2008 tarihli kararı ile dayısı ...«temsil kayyımı» atandığına göre, mahkemece aktif dava «ehliyeti» yokluğundan reddedilen asıl dava, «yetkisiz temsilci» tarafından açılmış demektir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/4987 E. 2021/2902 K.
Ortak:kayyım
İncelediğiniz karardaMahkemece, toplanan kanıtlara dayanılarak, Ankara 12.Sulh Hukuk Mahkemesi' nce davalı ...'a ortağı bulunduğu şirketlerdeki haklarını korumak ve davacıyı «temsil» etmek için ...' in «temsil kayyımı» olarak atandığı, kayyımın görevine giren konularda davacı adına ancak yasal şartları yerine getirerek davayı kayyımın açabileceği, somut uyuşmazlıkta ise dava ve karar tarihinde reşit olmayan davacı ... adına davanın annesi Mesture tarafından velayeten açıldığı, dolayısıyla davacının aktif dava «ehliyetinin» bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Her ne kadar şirket işleri için küçük ...’a «temsil kayyımı» atanmış olması nedeniyle annenin işbu davayı açması veya takip etmesi düşünülemez ise de, mahkemece, küçüğün menfaatleri de gözetilerek temsil kayyımına, açılan işbu davaya mahkemeden izin almak suretiyle «icazet» vermesi için süre verilmesi ve sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken, bu imkan tanınmadan yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi doğru olmamıştır.
Ayrıca dosyaya sunulan bilgi ve belgelerin incelenmesinden, küçük ...’ın temyiz tarihi itibariyle reşit olduğu, dolayısıyla hem velayet ilişkisinin hem de «temsil kayyımının» görevinin sona erdiği anlaşılmaktadır.
Benzer bu karardaDavacı, kambiyo senetlerinin tanzim tarihinde velayet altında olduğunu, annesinin velayeten kendi kendini vekil tayin ederek «kambiyo senedi» düzenlemesinin TMK’nın 345. maddesinde yer alan «kayyım» atama ve hakim onayı şartına bağlı olduğunu, bu şartın gerçekleşmemesi nedeniyle sözleşmenin «geçersiz» olduğunu beyan ederek «kambiyo taahhüdünden» sorumlu olmayacağını iddia etmekte ise de, annenin kendi kendini vekil tayin etmemesi halinde bile velayeten senet tanzim etmesi mümkündür.
TMK’nın 345. maddesi uyarınca «kayyım atanması» ve hakim onayı, sözleşmenin geçerli hale gelmesi için gerekli bulunduğundan ve fakat eksik olduğundan, TBK’nın 27. maddesine göre sözleşmenin içerdiği hükümlerden bir kısmının hükümsüz olması, diğerlerinin geçerliliğini etkilemeyeceğinden mahkemece kambiyo ilişkisinden kaynaklanan sözleşmeden davacının sadece kendi miras «payı» oranında sorumlu olacağı gözetilerek kalan sair tutardan borçlu olmadığının tespitine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olup bozmayı …
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:kambiyo taahhüdü · borçtan kurtulma · tereke · kayyım atanması · usuli kazanılmış hak · kambiyo senedi · mirasçılık · infaz
Benzer bu karardaMahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda, dava konusu senetlerin «tereke» borcu nedeni ile düzenlendiği, mirasın reddedilmemiş olduğu, senetlerin düzenlenmesinde somut olayda usulsüzlük bulunmadığı, bu nedenle davacının senetlerden dolayı borçlu olduğunun anlaşıldığı, İİK 72/4 maddesi hükmüne göre «menfi tespit» davasının alacaklı lehine sonuçlanması halinde davacı borçlunun tazminattan sorumlu tutulabilmesi için mahkemece İİK 72 maddesi kapsamında verilmiş ve davacı tarafından «teminatı» yatırılmak sureti ile «infaz» edilmiş bir tedbir kararının bulunması gerektiği, somut olayda tedbir kararı verilmediği gerekçesiyle davanın reddine, şartları oluşmadığından davalının «kötü niyet tazminat» talebinin reddine karar verilmiştir.
Davacı, kambiyo senetlerinin tanzim tarihinde velayet altında olduğunu, annesinin velayeten kendi kendini vekil tayin ederek «kambiyo senedi» düzenlemesinin TMK’nın 345. maddesinde yer alan «kayyım» atama ve hakim onayı şartına bağlı olduğunu, bu şartın gerçekleşmemesi nedeniyle sözleşmenin «geçersiz» olduğunu beyan ederek «kambiyo taahhüdünden» sorumlu olmayacağını iddia etmekte ise de, annenin kendi kendini vekil tayin etmemesi halinde bile velayeten senet tanzim etmesi mümkündür.
Hukuk Dairesi’nin 16.02.2017 gün, 2016/4357 Esas ve 2017/1126 Karar sayılı bozma ilamına uyularak karar verilmiş ise de, «kamu düzenine» aykırı bir yön bulunması halinde bozma ilamına uyulması taraflardan biri yararına diğeri aleyhine «usuli kazanılmış hak» oluşturmayacaktır.
Ne var ki, «mirasçıların» her biri ve dolayısıyla davacı da müşterek müteselsil borçlu sıfatıyla imza attığından alacaklının bu kişilerden herhangi birisine müracaat ederek alacağının tamamına kavuşma ihtimali bulunmaktadır.
-
Ticaret Sicil Memurunun kararına itiraz
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/144 E. 2023/3353 K.
Ortak:kayyım · taraf ehliyeti · temsil
İncelediğiniz karardaMahkemece, toplanan kanıtlara dayanılarak, Ankara 12.Sulh Hukuk Mahkemesi' nce davalı ...'a ortağı bulunduğu şirketlerdeki haklarını korumak ve davacıyı «temsil» etmek için ...' in «temsil kayyımı» olarak atandığı, kayyımın görevine giren konularda davacı adına ancak yasal şartları yerine getirerek davayı kayyımın açabileceği, somut uyuşmazlıkta ise dava ve karar tarihinde reşit olmayan davacı ... adına davanın annesi Mesture tarafından velayeten açıldığı, dolayısıyla davacının aktif dava «ehliyetinin» bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Her ne kadar şirket işleri için küçük ...’a «temsil kayyımı» atanmış olması nedeniyle annenin işbu davayı açması veya takip etmesi düşünülemez ise de, mahkemece, küçüğün menfaatleri de gözetilerek temsil kayyımına, açılan işbu davaya mahkemeden izin almak suretiyle «icazet» vermesi için süre verilmesi ve sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken, bu imkan tanınmadan yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi doğru olmamıştır.
Ayrıca dosyaya sunulan bilgi ve belgelerin incelenmesinden, küçük ...’ın temyiz tarihi itibariyle reşit olduğu, dolayısıyla hem velayet ilişkisinin hem de «temsil kayyımının» görevinin sona erdiği anlaşılmaktadır.
Benzer bu karardaTemyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; dava konusu 04.08.2017 tarih ve 1 numaralı kararın «yönetim kurulu» kararı olmadığı gibi, geçerli bir genel kurul kararı niteliğini de taşımadığını, Bölge Adliye Mahkemesi karar gerekçesinde dava konusu kararın «çağrısız genel kurul» kararı olarak nitelendirilmesinin hukuka aykırı olduğunu, söz konusu kararda ortaklardan ...’ın velayeten imza attığı ve kendisi adına imza atmadığı görülmekte olup ...'ın kendi adına toplantıya katılmadığını, eksik paydaş ile toplanıldığını, yönetim kurulu üyeleri tarafından usulüne uygun alınmış bir yönetim kurulu kararı da bulunmadığından tescil talebini reddeden müvekkil kararında hukuka aykırı bir yön bulunmadığını, karar tarihi itibariyle «pay devri» işlemi henüz gerçekleşmediğinden; veli anne ile çocuklar aynı şirkette pay sahibi durumunda olup aynı şirkette «kanuni temsilci» anne ile çocukların, «menfaatinin çatışmakta» olduğunu, 4721 sayılı Kanun'un 426 ncı maddesinin ikinci fıkrası gereğince çocukların paylarını temsil etmek üzere bir «kayyım tayin» edilmesi gerektiğini, müvekkilinin davanın açılmasında «kusuru» bulunmadığından dolayı «yargılama giderleri» ve «vekalet ücreti» yönünden sorumluluğu bulunmadığını belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
… aralı ...'a devir etmesine" karar verilmiş olup, hisse devir işlemine konu çocuklar..., ...ve ...'ın değil, anne olan ...'a ait hisse olduğu, anne ...'ın reşit olup «fiil ehliyetine» sahip olduğu, kendi hissesi ile ilgili her zaman tasarruf hakkı bulunduğu, yasa gereği velisi bulunduğu çocuklar..., ...ve ...'ın hissesi ile ilgili herhangi bir tasarrufta bulunmadığından veli ile çocukları arasında 4721 sayılı Kanun'un 426 ncı maddesinin ikinciıfıkras kapsamında bir «menfaat çatışması» da bulunmadığı, bu nedenle davalı ... tarafından, davacı şirkete ait genel kurul kararında alınan kararının tesciline karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle red edilmesinin ve aynı gerekçeyle ilk derece mahkemesince de davanın reddine karar verilmesinin doğru görülmediği, her ne kadar davacı tarafından, davalı ... tarafından verilen tescil talebinin reddine dair kararın kaldırılması yanında, genel kurul tarafından alınan kararın tescil ve «ilanı» da talep edilmiş ise de, «anonim şirket» genel kurul toplantısında alınan kararların tescil ve ilan işlemi Ticaret Sicil Müdürlüğünün idari «görevleri» kapsamında olduğundan, mahkemece Ticaret Sicil Müdürlüğü yerine geçilerek idari nitelikli tescil ve ilan kararı verilemeyecek, 6102 sayılı Kanun'un 34 üncü maddesi gereğince Ticaret Sicil Müdürlüğünce verilen kararın yasal mevzuata uygunluğunun denetlenebileceği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulünü, kararın «kaldırılmasına, yeniden» hüküm kurulmasına, davanın kabulüne, davacı şirketin 04.08.2017 tarih ve 1 numaralı genel kurul kararının 2 numaralı bendinde yer alan kararın tescil edilmesine yönelik talebinin, Adana Ticaret Sicil Müdürlüğünce reddine ilişkin kararının itirazının kabulüne, Adana Ticaret Sicil Müdürlüğünün 15.09.2017 tarih ve 24511 sayılı tescil talebinin reddi kararının «kayyum atanmasına» ilişkin 8 numaralı bendinin iptaline karar verilmiştir.
O halde, aynı şirkette pay sahibi olan «kanuni temsilci» anne ile çocuklarının «menfaatlerinin çatışmakta» olduğunun kabulü ile davanın reddine karar verilmesi gerekirken Bölge Adliye Mahkemesince yanılgılı değerlendirme ve hatalı gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kanuni temsilci · menfaat çatışması · çağrısız genel kurul · fiil ehliyeti · kayyum atanması · kayyım tayini · pay devri · pay sahipliği
Benzer bu karardaTemyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; dava konusu 04.08.2017 tarih ve 1 numaralı kararın «yönetim kurulu» kararı olmadığı gibi, geçerli bir genel kurul kararı niteliğini de taşımadığını, Bölge Adliye Mahkemesi karar gerekçesinde dava konusu kararın «çağrısız genel kurul» kararı olarak nitelendirilmesinin hukuka aykırı olduğunu, söz konusu kararda ortaklardan ...’ın velayeten imza attığı ve kendisi adına imza atmadığı görülmekte olup ...'ın kendi adına toplantıya katılmadığını, eksik paydaş ile toplanıldığını, yönetim kurulu üyeleri tarafından usulüne uygun alınmış bir yönetim kurulu kararı da bulunmadığından tescil talebini reddeden müvekkil kararında hukuka aykırı bir yön bulunmadığını, karar tarihi itibariyle «pay devri» işlemi henüz gerçekleşmediğinden; veli anne ile çocuklar aynı şirkette pay sahibi durumunda olup aynı şirkette «kanuni temsilci» anne ile çocukların, «menfaatinin çatışmakta» olduğunu, 4721 sayılı Kanun'un 426 ncı maddesinin ikinci fıkrası gereğince çocukların paylarını temsil etmek üzere bir «kayyım tayin» edilmesi gerektiğini, müvekkilinin davanın açılmasında «kusuru» bulunmadığından dolayı «yargılama giderleri» ve «vekalet ücreti» yönünden sorumluluğu bulunmadığını belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
… aralı ...'a devir etmesine" karar verilmiş olup, hisse devir işlemine konu çocuklar..., ...ve ...'ın değil, anne olan ...'a ait hisse olduğu, anne ...'ın reşit olup «fiil ehliyetine» sahip olduğu, kendi hissesi ile ilgili her zaman tasarruf hakkı bulunduğu, yasa gereği velisi bulunduğu çocuklar..., ...ve ...'ın hissesi ile ilgili herhangi bir tasarrufta bulunmadığından veli ile çocukları arasında 4721 sayılı Kanun'un 426 ncı maddesinin ikinciıfıkras kapsamında bir «menfaat çatışması» da bulunmadığı, bu nedenle davalı ... tarafından, davacı şirkete ait genel kurul kararında alınan kararının tesciline karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle red edilmesinin ve aynı gerekçeyle ilk derece mahkemesince de davanın reddine karar verilmesinin doğru görülmediği, her ne kadar davacı tarafından, davalı ... tarafından verilen tescil talebinin reddine dair kararın kaldırılması yanında, genel kurul tarafından alınan kararın tescil ve «ilanı» da talep edilmiş ise de, «anonim şirket» genel kurul toplantısında alınan kararların tescil ve ilan işlemi Ticaret Sicil Müdürlüğünün idari «görevleri» kapsamında olduğundan, mahkemece Ticaret Sicil Müdürlüğü yerine geçilerek idari nitelikli tescil ve ilan kararı verilemeyecek, 6102 sayılı Kanun'un 34 üncü maddesi gereğince Ticaret Sicil Müdürlüğünce verilen kararın yasal mevzuata uygunluğunun denetlenebileceği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulünü, kararın «kaldırılmasına, yeniden» hüküm kurulmasına, davanın kabulüne, davacı şirketin 04.08.2017 tarih ve 1 numaralı genel kurul kararının 2 numaralı bendinde yer alan kararın tescil edilmesine yönelik talebinin, Adana Ticaret Sicil Müdürlüğünce reddine ilişkin kararının itirazının kabulüne, Adana Ticaret Sicil Müdürlüğünün 15.09.2017 tarih ve 24511 sayılı tescil talebinin reddi kararının «kayyum atanmasına» ilişkin 8 numaralı bendinin iptaline karar verilmiştir.
Değerlendirme Davacı şirkete ait 04.08.2017 tarih ve 1 numaralı genel kurul kararının 2 numaralı bendinde belirtilen «pay devri» kararının tescil talebi, davalı tarafından «pay sahipleri» arasında «hisse devri» ile ilgili «menfaat çatışmasının» bulunduğu ve velayet altındaki hissedarlara kayyum tayini yapılması gerektiği gerekçesi ile reddedilmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile şirketin ölüm nedeni ile hissedarı olan «mirasçılar» anne ... ile velayet altındaki... ...ve ... arasında «hisse devri» ile ilgili «menfaat çatışmasının» bulunduğu ve velayet altındaki hissedarlara kayyum tayini ile işlem yapılması gerektiği, zira «pay devri» kararı tarihi itibarı ile mirasçılar anne ve velayet altındaki çocukların birlikte olarak şirkette hissedar oldukları anlaşılması karşısında «ticaret sicil müdürlüğünün» kararına yapılan itirazın reddine yönelik karar vermek gerekmiş ve her ne kadar davacı vekilince dava sırasında belirtilen eksikliklerin giderildiğine dair belge s …
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2010/4225 E. , 2010/4745 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasında görülen davada Ankara Asliye 9.Ticaret Mahkemesi’nce verilen 18.06.2009 tarih ve 2008/635-2009/332 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalı şirket ortağı olan murisleri ...' in 15.05.2007 tarihinde öldüğünü, mirasçı bulunan müvekkiline şirket işleri ile ilgili hiçbir bilginin verilmediğini, şirket araç ve telefonlarına el konulduğunu ileri sürerek, TTK.'nun 538.maddesi uyarınca davalı şirketin ortaklar kurulunun dava dilekçesinde belirtilen gündem ile toplantıya çağrılmasını talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, husumet ve esas yönünden davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, toplanan kanıtlara dayanılarak, Ankara 12.Sulh Hukuk Mahkemesi' nce davalı ...'a ortağı bulunduğu şirketlerdeki haklarını korumak ve davacıyı temsil etmek için ...' in temsil kayyımı olarak atandığı, kayyımın görevine giren konularda davacı adına ancak yasal şartları yerine getirerek davayı kayyımın açabileceği, somut uyuşmazlıkta ise dava ve karar tarihinde reşit olmayan davacı ... adına davanın annesi Mesture tarafından velayeten açıldığı, dolayısıyla davacının aktif dava ehliyetinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, TTK.’nun 538. maddesine dayalı olarak davalı limited şirket ortaklar kurulunun mahkemece olağanüstü toplantıya çağrılması istemine ilişkin olup, dava tarihinde reşit olmadığı anlaşılan şirket ortağı küçük ...’a velayeten, annesi Mesture’nin verdiği vekaletname ile açılmıştır.
Her ne kadar şirket işleri için küçük ...’a temsil kayyımı atanmış olması nedeniyle annenin işbu davayı açması veya takip etmesi düşünülemez ise de, mahkemece, küçüğün menfaatleri de gözetilerek temsil kayyımına, açılan işbu davaya mahkemeden izin almak suretiyle icazet vermesi için süre verilmesi ve sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken, bu imkan tanınmadan yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi doğru olmamıştır.
Ayrıca dosyaya sunulan bilgi ve belgelerin incelenmesinden, küçük ...’ın temyiz tarihi itibariyle reşit olduğu, dolayısıyla hem velayet ilişkisinin hem de temsil kayyımının görevinin sona erdiği anlaşılmaktadır. Veli, çocuk reşit olmadan önce ona bir vekil tayin etmiş ve dava bu vekil tarafından takip edilmekte iken çocuk reşit olmuşsa bununla vekalet sona ermez. Bu halde reşit olan çocuk vekilini azletmedikçe vekil davayı takip etmeye devam eder (Prof. Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. Baskı, 1. Cilt, 2001, s:1070). Somut uyuşmazlıkta da anne tarafından tayin edilen davacı vekilinin reşit olan ... tarafından vekaletten azledilmediği hususu nazara alınarak, mahkemece davada aktif husumet ehliyeti yönünden bir sorunun bulunmadığının kabul edilmesi ve uyuşmazlığın esasının incelenmesine girişilip sonucuna göre bir karar verilmek üzere kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 03.05.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1018383900 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz