İade
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2013/970 E. 2014/2380 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Zamanaşımı
- ['818/125']
- Dava şartı
- dava şartı
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
avans iadesi↗ tenkis↗ ödeme planı↗ ek mehil↗ alacağın temliki↗ temerrüt tarihi↗ satış sözleşmesi↗ sözleşmenin feshi↗ basiretli tacir↗ cezai şart↗ zamanaşımı def'i↗ mahsup↗ fesih↗ def'i↗ temlik↗ ihtar↗ hukuki yarar↗ ıslah↗ ihtarname↗ tacir↗ kusur↗ cy/cy kaydı↗ eksik inceleme↗ temerrüt↗ zamanaşımı↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre, davacı her ne kadar alacağını Arslan Atlı'ya temlik ettiğini 23.07.2008 tarihli ihtar ile belirtmiş ise de, söz konusu temlikin iptal edildiği, davacının dava açmakta hukuki yararının bulunduğu,kaldı ki sonrasında ıslah edilerek davaya devam olunduğu, BK'nın 125. maddesi hükmünce zamanaşımı def'inin yerinde görülmediği, taraflar arasında sözleşmenin tadili hususunda görüşmelerin bulunduğu, edimlerin taraflarca tam olarak tamamlanması ve belirlenmesi safhasında olduklarının anlaşıldığı, bu koşullar altında sözleşmenin 13.3 maddesinde yer alanın satıcının kusuru hariç ibaresi içerisinde alıcının kusuru ile feshin oluştuğu yönünde yorumlanamayacağı, tarafların tüm edimlerini eksiksiz yerine getirdikleri hususununda saptanamadığı, bu durumda sözleşmenin 13.1 maddesi gereğince davacının var ise temerrüdü cihetine gidileceği bu temerrüt için davalı satıcı tarafından ihtar mehil şartlarının yerine getirilmediği, büyük miktarlı bir sözleşme içerisinde sözleşmenin imza tarihi, müşterilerle ilgili işlemler, ihtar fesih ve yeniden sözleşme kurma onay işlemleri çerçevesinde 13.3. maddesi kapsamında fesih cihetine gidilip öncelikle 13.1 maddesi uygulanmasının dikkate alınmamasının iyi niyet açısından makul işlem olarak değerlendirilmediği, tarafların basiretli bir tacir olarak dikkate almaları gereken sözleşme hükümleri doğrultusunda sözleşme hükümlerinin zaaflar kapsamında değerlendirilemeyeceği, amaçlanan ekonomik ve hukuki dengenin tarafların lehine veya aleyhine yorumlanmaması gerektiği, sözleşmenin 16.3 maddesi ile sözleşmenin yürürlülüğü çerçevesinde tarafların birlikte hareketlerini de getirmiş iken, soyut kavramlar ve iddialar ile kapanışın gerçekleştirilmediği iddiası ile davalı edimlerinin yerine geldiği belirli değil iken 13.3 maddesine dayalı fesih işlemi ve bu işleme bağlı irat kaydının makul ve yerinde görülmediği, sözleşmenin feshi durumunda her iki tarafın beklenen amacının gerçekleşmeyeceği; dava konusu fesih kapsamında bu miktarın cezai şart olarak alıkonulma şartlarının da oluşmadığı, temerrüt tarihinin ise davacının 23.07.2008 tarihinde alacağın temlikinin yapıldığı ve ödemenin bu şahsa yapılmasının istendiği tarihin esas alındığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Dava, taraflar arasındaki 05.11.2007 tarihli varlık satış sözleşmesinin davalı tarafından haksız feshine dayalı olarak davacı tarafından ödenen avansın iadesi istemine ilişkin olup,uyuşmazlık, davalının feshinin haklı olup olmadığı, bu bağlamda davacı tarafından avans olarak ödenen dava konusu bedelin sözleşmenin 13.3.maddesi uyarınca davalının cezai şart olarak mahsubunun yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Mahkemece, yukarıda yazılı gerekçelerle davalının sözleşmenin feshine bağlı olarak dava konusu miktarı cezai şart olarak irat kaydetmesinin koşullarının oluşmadığı sonucuna varılarak davanın kabulüne karar verilmiştir.
Oysa, davalının sözleşmenin feshine ilişkin 02.01.2008 tarihli ihtarnamesinden önce davacı tarafından davalıya çekilen ihtarnamede davalının sözleşmenin ön şartlardan hangi edimlerini yerine getirmediği veya eksik getirdiğine ilişkin açık bir beyanda bulunmadığı, aksine davaya dayanak sözleşmenin asıl edimi olan devir bedelinin bakiye kısmının kararlaştırılan tarihte ödenemeyeceğini açıkça ifade ettiği dosya kapsamı ile sabittir. Davacının sözleşmede bakiye miktarın ödeme günü belli olduğu halde yeni bir ödeme planı sunması karşısında kabulün aksine sözleşmenin 13.1 maddesi gereğince davacıya yeni bir mehil verilmesi gerekmemektedir. Esasen verilecek mehlin dahi sonuçsuz kalacağı ihtarname içeriğinden ve sunulan yeni ödeme planından anlaşılmaktadır.Bu bağlamda, davalının bir kısım edimlerini yerine getirmediğine ilişkin soyut ve denetleme olanağı bulunmayan yazılı gerekçelerle hüküm tesisi doğru değildir.
Bu durumda, mahkemece, yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda davalının ilkesel olarak davacı tarafından yapılan avans ödemesini cezai şart olarak mahsup etmesinde sözleşmeye aykırı bir yönünün bulunmadığı kabul edilerek, bu mahsubun davacının ekonomik mahvına neden olacak bir miktar olup olmadığı, tenkisine gerek bulunup bulunmadığı değerlendirilmek ve sonucuna göre bir karar vermek gerekirken eksik incelemeye ve yanılgılı değerlendirmeye dayalı yazılı şekilde hüküm kurulması doğru bulunmamış, kararın bu nedenle davalı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/6880 E. 2023/6886 K.
Ortak:avans iadesi · tenkis · ek mehil · satış sözleşmesi · cezai şart · mahsup · fesih · temlik · dava şartı · zamanaşımı ['818/125']
İncelediğiniz karardaMahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre, davacı her ne kadar alacağını Arslan Atlı'ya «temlik» ettiğini 23.07.2008 tarihli «ihtar» ile belirtmiş ise de, söz konusu temlikin iptal edildiği, davacının dava açmakta «hukuki yararının» bulunduğu,kaldı ki sonrasında «ıslah» edilerek davaya devam olunduğu, BK'nın 125. maddesi hükmünce «zamanaşımı def»'inin yerinde görülmediği, taraflar arasında sözleşmenin tadili hususunda görüşmelerin bulunduğu, edimlerin taraflarca tam olarak tamamlanması ve belirlenmesi safhasında olduklarının anlaşıldığı, bu koşullar altında sözleşmenin 13.3 maddesinde yer alanın satıcının «kusuru» hariç ibaresi içerisinde alıcının kusuru ile feshin oluştuğu yönünde yorumlanamayacağı, tarafların tüm edimlerini eksiksiz yerine getirdikleri hususununda saptanamadığı, bu durumda sözleşmenin 13.1 maddesi gereğince davacının var ise «temerrüdü» cihetine gidileceği bu temerrüt için davalı satıcı tarafından ihtar «mehil» şartlarının yerine getirilmediği, büyük miktarlı bir sözleşme içerisinde sözleşmenin imza tarihi, müşterilerle ilgili işlemler, ihtar «fesih» ve yeniden sözleşme kurma onay işlemleri çerçevesinde 13.3. maddesi kapsamında fesih cihetine gidilip öncelikle 13.1 maddesi uygulanmasının dikkate alınmamasının iyi niyet açısından makul işlem olarak değerlendirilmediği, tarafların basiretli bir «tacir» olarak dikkate almaları gereken sözleşme hükümleri doğrultusunda sözleşme hükümlerinin zaaflar kapsamında değerlendirilemeyeceği, amaçlanan ekonomik ve hukuki dengenin tarafların lehine veya aleyhine yorumlanmaması gerektiği, sözleşmenin 16.3 maddesi ile sözleşmenin yürürlülüğü çerçevesinde tarafların birlikte hareketlerini de getirmiş iken, soyut kavramlar ve iddialar ile kapanışın gerçekleştirilmediği iddiası ile davalı edimlerinin yerine geldiği belirli değil iken 13.3 maddesine dayalı fesih işlemi ve bu işleme bağlı irat «kaydının» makul ve yerinde görülmediği, «sözleşmenin feshi» durumunda her iki tarafın beklenen amacının gerçekleşmeyeceği; dava konusu fesih kapsamında bu miktarın «cezai şart» olarak alıkonulma şartlarının da oluşmadığı, «temerrüt tarihinin» ise davacının 23.07.2008 tarihinde «alacağın temlikinin» yapıldığı ve ödemenin bu şahsa yapılmasının istendiği tarihin esas alındığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
2- Dava, taraflar arasındaki 05.11.2007 tarihli varlık «satış sözleşmesinin» davalı tarafından haksız feshine dayalı olarak davacı tarafından ödenen «avansın iadesi» istemine ilişkin olup,uyuşmazlık, davalının feshinin haklı olup olmadığı, bu bağlamda davacı tarafından avans olarak ödenen dava konusu bedelin sözleşmenin 13.3.maddesi uyarınca davalının «cezai şart» olarak mahsubunun yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Bu durumda, mahkemece, yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda davalının ilkesel olarak davacı tarafından yapılan avans ödemesini «cezai şart» olarak «mahsup» etmesinde sözleşmeye aykırı bir yönünün bulunmadığı kabul edilerek, bu mahsubun davacının ekonomik mahvına neden olacak bir miktar olup olmadığı, «tenkisine» gerek bulunup bulunmadığı değerlendirilmek ve sonucuna göre bir karar vermek gerekirken «eksik incelemeye» ve yanılgılı değerlendirmeye dayalı yazılı şekilde hüküm kurulması doğru bulunmamış, kararın bu nedenle davalı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Benzer bu karardaUyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, taraflar arasındaki 05.11.2007 tarihli varlık «satış sözleşmesinin» davalı tarafından haksız feshine dayalı olarak davacı tarafından ödenen «avansın iadesi» istemine ilişkindir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/6257 E. 2017/6784 K.
Ortak:avans iadesi · tenkis · ödeme planı · ek mehil · satış sözleşmesi · basiretli tacir · cezai şart · mahsup · İade
İncelediğiniz kararda2- Dava, taraflar arasındaki 05.11.2007 tarihli varlık «satış sözleşmesinin» davalı tarafından haksız feshine dayalı olarak davacı tarafından ödenen «avansın iadesi» istemine ilişkin olup,uyuşmazlık, davalının feshinin haklı olup olmadığı, bu bağlamda davacı tarafından avans olarak ödenen dava konusu bedelin sözleşmenin 13.3.maddesi uyarınca davalının «cezai şart» olarak mahsubunun yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Bu durumda, mahkemece, yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda davalının ilkesel olarak davacı tarafından yapılan avans ödemesini «cezai şart» olarak «mahsup» etmesinde sözleşmeye aykırı bir yönünün bulunmadığı kabul edilerek, bu mahsubun davacının ekonomik mahvına neden olacak bir miktar olup olmadığı, «tenkisine» gerek bulunup bulunmadığı değerlendirilmek ve sonucuna göre bir karar vermek gerekirken «eksik incelemeye» ve yanılgılı değerlendirmeye dayalı yazılı şekilde hüküm kurulması doğru bulunmamış, kararın bu nedenle davalı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre, davacı her ne kadar alacağını Arslan Atlı'ya «temlik» ettiğini 23.07.2008 tarihli «ihtar» ile belirtmiş ise de, söz konusu temlikin iptal edildiği, davacının dava açmakta «hukuki yararının» bulunduğu,kaldı ki sonrasında «ıslah» edilerek davaya devam olunduğu, BK'nın 125. maddesi hükmünce «zamanaşımı def»'inin yerinde görülmediği, taraflar arasında sözleşmenin tadili hususunda görüşmelerin bulunduğu, edimlerin taraflarca tam olarak tamamlanması ve belirlenmesi safhasında olduklarının anlaşıldığı, bu koşullar altında sözleşmenin 13.3 maddesinde yer alanın satıcının «kusuru» hariç ibaresi içerisinde alıcının kusuru ile feshin oluştuğu yönünde yorumlanamayacağı, tarafların tüm edimlerini eksiksiz yerine getirdikleri hususununda saptanamadığı, bu durumda sözleşmenin 13.1 maddesi gereğince davacının var ise «temerrüdü» cihetine gidileceği bu temerrüt için davalı satıcı tarafından ihtar «mehil» şartlarının yerine getirilmediği, büyük miktarlı bir sözleşme içerisinde sözleşmenin imza tarihi, müşterilerle ilgili işlemler, ihtar «fesih» ve yeniden sözleşme kurma onay işlemleri çerçevesinde 13.3. maddesi kapsamında fesih cihetine gidilip öncelikle 13.1 maddesi uygulanmasının dikkate alınmamasının iyi niyet açısından makul işlem olarak değerlendirilmediği, tarafların basiretli bir «tacir» olarak dikkate almaları gereken sözleşme hükümleri doğrultusunda sözleşme hükümlerinin zaaflar kapsamında değerlendirilemeyeceği, amaçlanan ekonomik ve hukuki dengenin tarafların lehine veya aleyhine yorumlanmaması gerektiği, sözleşmenin 16.3 maddesi ile sözleşmenin yürürlülüğü çerçevesinde tarafların birlikte hareketlerini de getirmiş iken, soyut kavramlar ve iddialar ile kapanışın gerçekleştirilmediği iddiası ile davalı edimlerinin yerine geldiği belirli değil iken 13.3 maddesine dayalı fesih işlemi ve bu işleme bağlı irat «kaydının» makul ve yerinde görülmediği, «sözleşmenin feshi» durumunda her iki tarafın beklenen amacının gerçekleşmeyeceği; dava konusu fesih kapsamında bu miktarın «cezai şart» olarak alıkonulma şartlarının da oluşmadığı, «temerrüt tarihinin» ise davacının 23.07.2008 tarihinde «alacağın temlikinin» yapıldığı ve ödemenin bu şahsa yapılmasının istendiği tarihin esas alındığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Benzer bu karardaMahkemece uyulan bozma ilamı doğrultusunda, davacının sözleşme gereği ödeme borcunu yerine getireceği tarihin 31/12/2007 olarak belirlendiği, bu «kesin süreye» rağmen davacının sözleşme bedelini ödeyemeyeceğini bildirdiği ve sunduğu 15/08/2008 tarihine kadar «vadeler» içeren «ödeme planı» sunduğu, bu durumda ödemesinde şüphe ve tereddütle «kesin vade» konmasının sözleşme ve tereddütle kesin vade konmasının sözleşme hükümlerine ve karşılıklı edimlerin yerine getirilmesi ilkesine aykırı olacağı, davacının beyanları ile sözleşmenin asıl edimi olan devir bedelinin bakiyesini kararlaştırılan tarihte ödeyemeyeceğinin belirlendiği, yeni bir «mehilin» dahi sonuçsuz kalacağı, ayrıca söz konusu miktarın davacının ekonomik mahvına neden olmayacağı, zira dosyaya celbedilen kurumlar vergi «beyannamesi» ve bilanço kayıtlarında ilgili dönem itibariyle de öz kaynağının 15.133.388,75 TL olarak görüldüğü, davacının 2010 yılında da bu öz varlığının korunduğu, tarafların «tacir» sıfatları, sözleşmelerin imzalanırken ve ticari ilişkiye girildiğinde sonuçlarından «basiretli tacir» olarak emin olmaları gerektiği, düzenlenen sözleşme hükümlerini mali bünyelerinde inceleyerek kurmaları gerektiği, bu rakamlar karşısında «cezai-şart» olarak nitelenen rakamın ödenmesinde «tenkise» gidilme koşullarından oluşmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Dairemiz bozma ilamında, davalının ilkesel olarak davacı tarafından yapılan avans ödemesini «cezai şart» olarak «mahsup» etmesinde sözleşmeye aykırı bir yön bulunmadığı kabul edilerek, bu mahsubun davacının ekonomik mahvına neden olacak bir miktar olup olmadığı, «tenkisine» gerek bulunup bulunmadığı hususlarının değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği belirtilmiş olup, mahkemece bozma ilamına uyulmasına karar …
Dava, taraflar arasındaki 05.11.2007 tarihli varlık «satış sözleşmesinin» davalı tarafından haksız feshine dayalı olarak davacı tarafından ödenen «avansın iadesi» istemine ilişkindir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kesin vade · denetime elverişli rapor · ba beyannamesi · sermaye artırımı · acentelik · kesin süre · denetime elverişlilik · vade
Benzer bu karardaMahkemece uyulan bozma ilamı doğrultusunda, davacının sözleşme gereği ödeme borcunu yerine getireceği tarihin 31/12/2007 olarak belirlendiği, bu «kesin süreye» rağmen davacının sözleşme bedelini ödeyemeyeceğini bildirdiği ve sunduğu 15/08/2008 tarihine kadar «vadeler» içeren «ödeme planı» sunduğu, bu durumda ödemesinde şüphe ve tereddütle «kesin vade» konmasının sözleşme ve tereddütle kesin vade konmasının sözleşme hükümlerine ve karşılıklı edimlerin yerine getirilmesi ilkesine aykırı olacağı, davacının beyanları ile sözleşmenin asıl edimi olan devir bedelinin bakiyesini kararlaştırılan tarihte ödeyemeyeceğinin belirlendiği, yeni bir «mehilin» dahi sonuçsuz kalacağı, ayrıca söz konusu miktarın davacının ekonomik mahvına neden olmayacağı, zira dosyaya celbedilen kurumlar vergi «beyannamesi» ve bilanço kayıtlarında ilgili dönem itibariyle de öz kaynağının 15.133.388,75 TL olarak görüldüğü, davacının 2010 yılında da bu öz varlığının korunduğu, tarafların «tacir» sıfatları, sözleşmelerin imzalanırken ve ticari ilişkiye girildiğinde sonuçlarından «basiretli tacir» olarak emin olmaları gerektiği, düzenlenen sözleşme hükümlerini mali bünyelerinde inceleyerek kurmaları gerektiği, bu rakamlar karşısında «cezai-şart» olarak nitelenen rakamın ödenmesinde «tenkise» gidilme koşullarından oluşmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Mahkemece tarafların bu iddia ve savunmaları yönünden bir inceleme ve değerlendirme yapılmaksızın, sadece şirketin kurumlar vergisi «beyannamesi» ve bilanço kayıtları esas alınarak ilgili dönem itibariyle davacı «acentenin» öz kaynak miktarı ve bu miktarın 2010 yılında da korunduğu belirlemesi ile yetinilerek, «cezai şartın» ekonomik mahva sebebiyet vermediği ve «tenkis» koşullarının oluşmadığından bahisle davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, davacı şirketin ekonomik durumu yönünden konusunda uzman bilirkişilerden oluşan bir heyet marifetiyle davacının «ticari defter» ve kayıtları, bilançoları, verilen vergi beyannameleri, icra takip dosyaları, şirket sicil dosyası vs. gibi kayıtlar üzerinde inceleme yaptırılarak yukarıda belirtilen indirim koşullarının bulunup bulunmadığı konusunda ayrıntılı ve Yargıtay «denetimine elverişli rapor» alınıp varılacak uygun sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi amacıyla «eksik incelemeye» dayalı kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Davalı yan ise, davacının iddialarının aksine şirketin borca batık durumda olmadığını, bilakis «sermaye artırım» kararı alındığını, bunun mali müşavir raporu ile de sabit olduğunu, şirketin ekonomik mahva uğramadığını savunmuştur.
-
Haksız Rekabetin Tespiti ve Tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2018/3376 E. 2019/8182 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:vekalet ücreti
Benzer bu karardaYargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere ve Dairemizin «vekalet ücretine» ilişkin ilkesel nitelikteki bozma ilamına uyulması halinde davalı şirket aleyhine ne miktarda vekalet ücretine hükmedileceği hususunun ayrıca hüküm altına alınacak olmasına göre, davalı şirket vekilinin HUMK 440. maddesinde sayılan hallerden hiçbirini ihtiva etmeyen karar düzeltme isteğinin reddi gerekir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2013/970 E. , 2014/2380 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ İSTANBUL 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ 12/11/2012
NUMARASI 2010/345-2012/232
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 12/11/2012 tarih ve 2010/345-2012/232 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 11/02/2014 günü hazır bulunan davacı ve temlik alan vekili Av.M. B. G. ile davalı vekili Av. A. G. dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirket bünyesindeki varlıkları (Catering Hizmetlerinin) satmaya karar vermesi üzerine alımına talip olduğunu, tarafların 05.11.2007 tarihli Varlık Satış Sözleşmesi'ni imzaladıklarını, sözleşmeye göre devir bedelinin 20.000.000 USD olup avans olarak 2.000.000 USD ödemenin öngörülmesi üzerine bu miktarı ödediğini, kalan kısmın daha sonra ödenmek üzere anlaşıldığını, ancak ödemenin gerçekleşmemiş olması gerekçesi ile davalının 02.01.2008 tarihli yazısı ile sözleşmeyi feshedip yapılan avans ödemesini ceza-i şart olarak kabul ederek irat kaydettiğini, fesih sonrası başka bir şirkete satış işleminin gerçekleştiğini, davalının bu davranışının hatalı ve haksız olup avans olarak verilen bedelin iadesinin gerektiğini ileri sürerek, şimdilik 10.000 USD'nin 28.07.2008 tarihinden itibaren dövize uygulanan en yüksek faiz oranı ile 11.07.2012 tarihli ıslah dilekçesiyle de 2.000.000 USD'nin tahsilini istemiştir.
Davalı vekili, davacı tarafından sözleşme gereğince ifa edilmesi gereken yükümlülüklerin zamanında ifa edilmediğini, sözleşmede satım bedelinin bir bütün olarak belirlendiğini, ön koşullarda yer alan kıdem tazminatı teminat mektubunun temin edilmediğini, ödeme için kesin mehle riayet edilmediğini, sözleşmede kesin mehil belirtildiğini, kesin mehile uyulmaması halinde sözleşmenin kendiliğinden fesh olunacağının kararlaştırıldığını, davacıya yeni bir mehil verilmesi zorunluluğu bulunmadığını, feshin usulsüz olmadığını, sözleşmenin 13.3 maddesi gereğince avans ödemesinin cezai şart olarak irat kaydedildiğini, müvekkili tarafından üzerine düşen bütün edimlerin süresi içinde yerine getirildiğini, BK'nın 107.
maddesi gereğince ifa tarihinin kesin olarak belirlendiğini savunarak, davanın husumet, zamanaşımı ve esas yönünden reddini istemiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre, davacı her ne kadar alacağını Arslan Atlı'ya temlik ettiğini 23.07.2008 tarihli ihtar ile belirtmiş ise de, söz konusu temlikin iptal edildiği, davacının dava açmakta hukuki yararının bulunduğu,kaldı ki sonrasında ıslah edilerek davaya devam olunduğu, BK'nın 125. maddesi hükmünce zamanaşımı def'inin yerinde görülmediği, taraflar arasında sözleşmenin tadili hususunda görüşmelerin bulunduğu, edimlerin taraflarca tam olarak tamamlanması ve belirlenmesi safhasında olduklarının anlaşıldığı, bu koşullar altında sözleşmenin 13.3 maddesinde yer alanın satıcının kusuru hariç ibaresi içerisinde alıcının kusuru ile feshin oluştuğu yönünde yorumlanamayacağı, tarafların tüm edimlerini eksiksiz yerine getirdikleri hususununda saptanamadığı, bu durumda sözleşmenin 13.1 maddesi gereğince davacının var ise temerrüdü cihetine gidileceği bu temerrüt için davalı satıcı tarafından ihtar mehil şartlarının yerine getirilmediği, büyük miktarlı bir sözleşme içerisinde sözleşmenin imza tarihi, müşterilerle ilgili işlemler, ihtar fesih ve yeniden sözleşme kurma onay işlemleri çerçevesinde 13.3.
maddesi kapsamında fesih cihetine gidilip öncelikle 13.1 maddesi uygulanmasının dikkate alınmamasının iyi niyet açısından makul işlem olarak değerlendirilmediği, tarafların basiretli bir tacir olarak dikkate almaları gereken sözleşme hükümleri doğrultusunda sözleşme hükümlerinin zaaflar kapsamında değerlendirilemeyeceği, amaçlanan ekonomik ve hukuki dengenin tarafların lehine veya aleyhine yorumlanmaması gerektiği, sözleşmenin 16.3 maddesi ile sözleşmenin yürürlülüğü çerçevesinde tarafların birlikte hareketlerini de getirmiş iken, soyut kavramlar ve iddialar ile kapanışın gerçekleştirilmediği iddiası ile davalı edimlerinin yerine geldiği belirli değil iken 13.3 maddesine dayalı fesih işlemi ve bu işleme bağlı irat kaydının makul ve yerinde görülmediği, sözleşmenin feshi durumunda her iki tarafın beklenen amacının gerçekleşmeyeceği;
dava konusu fesih kapsamında bu miktarın cezai şart olarak alıkonulma şartlarının da oluşmadığı, temerrüt tarihinin ise davacının 23.07.2008 tarihinde alacağın temlikinin yapıldığı ve ödemenin bu şahsa yapılmasının istendiği tarihin esas alındığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Dava, taraflar arasındaki 05.11.2007 tarihli varlık satış sözleşmesinin davalı tarafından haksız feshine dayalı olarak davacı tarafından ödenen avansın iadesi istemine ilişkin olup,uyuşmazlık, davalının feshinin haklı olup olmadığı, bu bağlamda davacı tarafından avans olarak ödenen dava konusu bedelin sözleşmenin 13.3.maddesi uyarınca davalının cezai şart olarak mahsubunun yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Mahkemece, yukarıda yazılı gerekçelerle davalının sözleşmenin feshine bağlı olarak dava konusu miktarı cezai şart olarak irat kaydetmesinin koşullarının oluşmadığı sonucuna varılarak davanın kabulüne karar verilmiştir.
Oysa, davalının sözleşmenin feshine ilişkin 02.01.2008 tarihli ihtarnamesinden önce davacı tarafından davalıya çekilen ihtarnamede davalının sözleşmenin ön şartlardan hangi edimlerini yerine getirmediği veya eksik getirdiğine ilişkin açık bir beyanda bulunmadığı, aksine davaya dayanak sözleşmenin asıl edimi olan devir bedelinin bakiye kısmının kararlaştırılan tarihte ödenemeyeceğini açıkça ifade ettiği dosya kapsamı ile sabittir. Davacının sözleşmede bakiye miktarın ödeme günü belli olduğu halde yeni bir ödeme planı sunması karşısında kabulün aksine sözleşmenin 13.1 maddesi gereğince davacıya yeni bir mehil verilmesi gerekmemektedir. Esasen verilecek mehlin dahi sonuçsuz kalacağı ihtarname içeriğinden ve sunulan yeni ödeme planından anlaşılmaktadır.Bu bağlamda, davalının bir kısım edimlerini yerine getirmediğine ilişkin soyut ve denetleme olanağı bulunmayan yazılı gerekçelerle hüküm tesisi doğru değildir.
Bu durumda, mahkemece, yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda davalının ilkesel olarak davacı tarafından yapılan avans ödemesini cezai şart olarak mahsup etmesinde sözleşmeye aykırı bir yönünün bulunmadığı kabul edilerek, bu mahsubun davacının ekonomik mahvına neden olacak bir miktar olup olmadığı, tenkisine gerek bulunup bulunmadığı değerlendirilmek ve sonucuna göre bir karar vermek gerekirken eksik incelemeye ve yanılgılı değerlendirmeye dayalı yazılı şekilde hüküm kurulması doğru bulunmamış, kararın bu nedenle davalı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davalıya iadesine, takdir olunan 1.100,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 11/02/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/101722200 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz