Menfi tespit
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2022/4272 E. 2024/600 K. ·
Kısmen onandı, kısmen bozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
kişisel defi↗ teminat senedi iddiası↗ kambiyo senetlerine özgü takip↗ teminat bonosu↗ ciro ve teslim↗ peşin harç↗ takibin kesinleşmesi↗ tacir sıfatı↗ bilirkişi ücreti↗ borca itiraz↗ ödeme emri↗ kefalet sözleşmesi↗ teminat senedi↗ başvurma harcı↗ ticari kredi↗ itirazın iptali davası↗ vekalet ücreti takdiri↗ müteselsil kefil↗ kambiyo senedi↗ eş rızası↗ ciro↗ üçüncü kişi↗ kefalet↗ dürüstlük kuralı↗ muvafakat↗ genel kredi sözleşmesi↗ def'i↗ kamu düzeni↗ iptal davası↗ bono↗ temlik↗ vade↗ kefil↗ yargılama gideri↗ tebligat↗ esastan ret↗ geçersizlik↗ haciz↗ iflas↗ karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi↗ kredi sözleşmesi↗ ihtarname↗ harç↗ taşıyan↗ tacir↗ menfi tespit↗ vekalet ücreti↗ karar verilmesine yer olmadığına↗ teminat↗ teslim↗ istinaf yoluna başvurulabilirlik↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İLK DERECE MAHKEMESİ : Elazığ 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2020/411 E., 2021/601 K.
Taraflar arasındaki menfi tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı banka ile dava dışı ... ... arasında kredi kullanılması konusunda anlaşıldığını ve bu krediye istinaden dava dışı ... ...'a kredi kullandırıldığını, kullandırılan kredi haricinde davacının eşi ... ve diğer dava dışı kefil Munzur Hayv. Gıda İnş. Köm. Konf. Turzm Su Ürünleri İthl. İhracat Ltd. Şti. arasında boş senet imzalandığını ve bu senedin bankada tutulduğunu, kredinin ödenmemesi sonucunda davalı bankanın kredilerin kat edildiğini taraflara bildirdiğini, bu bildirim ile müvekkilinin eşinin krediye kefil olduğunu öğrendiğini, ihtarname ile davalı bankaya söz konusu kefillik için eş olarak kendisinden ... alınmadığını, bu kefilliğe rızasının bulunmadığını bildirdiğini, ancak davalı bankanın kredinin ödenmemesinden Munzur Hayv. Gıda İnş. Köm. Konf. Turzm Su Ürünleri İthl. İhracat Ltd. Şti. ve müvekkilin eşi ... ... aleyhine daha önce kendilerinden alınan boş senet üzerine limit miktarı yazılmak suretiyle icra takibine başlanıldığını, davalı banka tarafından yapılan işlemin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 584 üncü maddesinin ihlal edilerek yapıldığını ileri sürerek, müvekkilinin eş rızası alınmadan verilen kefilliğin kaldırılmasına veya kefilliğin geçersizliğine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1.Davalı banka vekili cevap dilekçesinde; dava dilekçesindeki iddiaları kabul etmediklerini, Elazığ 4. İcra Dairesinin 2016/96 E. sayılı takip dosyası ile borçlular Munzur Hayv. Gıda İnş. Köm. Konf. Turzm Su Ürünleri İthl. İhracat Ltd. Şti., ... ... ve ... aleyhine kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takip başlatıldığını, ...'a gönderilen ödeme emrinin 11.01.2016 tarihinde davacı ... imzasına tebliğ edildiğini ve yasal süreler içerisinde herhangi bir itiraz yoluna gidilmediğini, bu nedenle takibin kesinleşmiş olduğunu, davacının eşi ... ve kredi borçlusu ... ...'ın tacir sıfatına haiz olduğunu, yine kullanılmış olun kredinin ticari bir kredi olduğundan söz konusu uyuşmazlıkta 6102 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerektiğini, 6098 sayılı Kanun'un 584 üncü maddesinin bu uyuşmazlığa uygulanmasının mümkün olmadığını, bu nedenle açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
2.Temlik ... Hayat (Dünya) Varlık Yönetim vekili, dava konusunun dava tarihinden sonra müvekkil şirket tarafından temlik alındığını, bu nedenle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 125 ... maddesi gereğince davalı olarak davada taraf olmalarına karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı banka ile dava dışı asıl borçlu ... ... arasında 2.000.000,00 TL bedelli Genel Kredi Sözleşmesi imzalandığı, davacının eşi ...’ın 05.03.2014 tarihinde 2.000.000,00 TL miktarla müteselsil kefil olduğu, davalı bankadan kredi sözleşmesi ... ve eşin rızasına ilişkin evrakların talep edildiği, evrak asıllarının gönderilmediği, banka tarafından gönderilen 15.06.2021 tarihli cevabi yazı ekinde bulunan genel kredi sözleşmesinde davacının muvafakatinin bulunmadığı, davacı eşin muvafakatinin bulunmaması nedeniyle davalı banka ile ...'ın yaptığı kefalet sözleşmesinin geçersiz olduğu, davacının itirazın iptali talebi yönünden ve munzam zararların iptali talebi yönünden usulüne uygun dava açılmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava konusu takibin dayanağının genel kredi sözleşmesi olmadığı, kambiyo vasfındaki senet olduğunu, yerel mahkemece verilen kararın, davaya konu icra takibine sanki genel kredi sözleşmesi konu edilmişçesine verilmiş olmakla, mahkeme kararında davacının eşi ...'ın genel kredi sözleşmesinde kefalet sorumluluğu olmadığına hükmedildiğini ve genel kredi sözleşmesi tutarı olan 2.000.000 TL üzerinden yargılama gideri ve vekalet ücreti takdir edildiğini, Elazığ 1. İcra Müdürlüğü'nün 2017/9432 E. (Eski Elazığ 4. İcra Müdürlüğünün 2016/96 E.) sayılı dosyasından da anlaşılacağı üzere davacının eşinden talep edilen alacağın, takibe konu edilen 05.03.2014 tanzim tarihli, 03.12.2015 vade tarihli ve 560.000,00 TL bedelli senetten ... alacak olduğunu, zira dava dilekçesinde de takibe konu edilen senedin teminat senedi olduğuna değinilerek kredinin ödenmemesinden dolayı senedin takibe koyulduğunun (ki aşağıda açıkladığımız üzere bu senet teminat senedi değildir) vurgulandığını, bu sebeple de takibe konu edilen borçtan sorumlu olunmadığına dair menfi tespit talep edildiğini ve takibin iptal edilmesi gerektiğinin ileri sürüldüğünü, dolayısıyla esasen dava konusunun, genel kredi sözleşmesindeki borç tutarı değil, takibe konu edilen borç tutarı olduğunu, takibe konu senedin, davacının iddiasının aksine teminat senedi olmadığını, kaldı ki teminat senedi olduğu iddiası, borca itiraz niteliğinde olduğundan borçlunun eşi tarafından ileri sürülemeyeceğini, sonuç olarak takip dayanağının kayıtsız şartsız para borcunu ihtiva eden bir senet olduğundan, genel kredi sözleşmesindeki kefalet sözleşmesinin geçersiz olduğundan bahisle borçlu ...'ın takibe konu borçtan sorumlu olmayacağı sonucunun hukuka aykırı olduğunu, davacı tarafın iddialarının aksine ilgili senedin teminat senedi olmadığını, takibe konu bononun teminat bonosu olduğu şeklindeki beyanın, borca itiraz niteliğinde olduğundan sadece borçlular tarafından ileri sürülebileceğini, lakin senedin teminat senedi olduğu iddiası kişisel defi olup, senedin üçüncü kişiye ciro veya teslim yolu ile devredilmesi hâlinde bu def'inin iyi niyetli üçüncü kişilere karşı ileri sürülmesinin mümkün olmadığını, takibe konu senetin teminat senedi olmayıp, kayıtsız şartsız para borcunu ihtiva eden, muayyen, bütün kambiyo senedi vasıflarını taşıyan bono olduğunu, dosyada alınan bilirkişi raporunda da ilgili senedin teminat senedi olmadığının tespit edildiğini, bu nedenlerle ve takibe konu alacağın da iş bu senetten doğduğu düşünüldüğünde yerel mahkeme kararının hatalı olduğunu, 6102 sayılı Kanun'un 7 nci maddesi uyarınca davacının eşi ...'ın kefaletinin geçerli olduğunu, bono nedeniyle kambiyo senetlerine özgü takip yoluyla icra takibi başlatıldığından dava dışı eşin kambiyo senediyle borçlanması yönünden de eş rızasına ihtiyaç olmadığını, ikame edilen iş bu davanın dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, bu nedenle kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesi istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile mevcut kredi sözleşmelerinin ... incelendiğinde; ...'ın kefilliğinin olduğu ancak eş rızasının mevcut olmadığı, davanın davacısının 05.03.2014 tarihli kredi sözleşmesinde kendi muvafakatinin bulunmadığından eşinin kefilliğinin geçersizliğinin tespiti istemine ilişkin olduğu, tüm dosya kapsamından, karar gerekçe ve içeriği bir bütün olarak değerlendirildiğinde, mahkemece delillerin takdirinde ve yasa kurallarının olaya uygulanmasında bir isabetsizlik görülmediği, kararda kamu düzenine aykırı herhangi bir husus bulunmadığı, kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürülen nedenlerle, resen gözetilecek nedenlerle ve harçtan muaf olduğundan kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, menfi tespit istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 ... maddeleri.
2. 2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 72 nci maddesi
3. Değerlendirme
1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 ... maddesinde yer ... sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Mahkemece davaya konu genel kredi sözleşmesinde dava dışı eşin kefaletinin, eş rızası bulunmaması nedeniyle geçersizliğine ilişkin kararı usul ve yasaya uygun olduğu ancak, davacı tarafça genel kredi sözleşmesi kapsamında alınan senetler ile bu senetlerin dayanağı olan icra takibinin de kefaletnamenin geçersizliği nedeniyle borçlu olunmadığından iptali istenmiş olduğu halde mahkemece bu talebin itirazın iptali davası olarak değerlendirilerek usulüne uygun dava açılmadığından karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi doğru olmadığından işin esasının incelenmesi gerekirse de temyiz edenin sıfatına göre bu husus bozma nedeni yapılmamıştır.
Öte yandan davalı alacağının bankacılık işleminden kaynaklanması karşısında 5411 sayılı Bankalar Kanunu’nun 140 ve 143 üncü maddesi uyarınca mahkemece, davalı ... yönetiminin harçtan muaf olduğu nazara alınmadan yazılı şekilde davalının başvuru harcı, peşin harç, karar ve ilam harcından sorumlu tutulması davacının yatırdığı harçların iadesine karar verilmemesi doğru görülmemiş, ancak hükmün bu yönden bozulması gerekmişse de anılan yanlışlığın düzeltilmesinin yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediği gerekçesi ile hükmün düzelterek onanmasına karar verilmiştir.
Bu nedenle, hüküm fıkrasının iki kez yazılan 3. bentlerinin kaldırılarak ve ... 3. bent olarak “Davacı tarafından peşin yatırılan 34.155,00 TL harcının istem halinde davacıya iadesine ve 784,18 TL bilirkişi ücreti, tebligat, posta giderinin olan yargılama giderinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesi” ibaresi yazılarak kararın düzelterek onanmasına karar verilmesi gerekmiştir.
3.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2023/6295 E. 2023/7033 K.
Ortak:kefalet sözleşmesi · eş rızası · kefalet · kefil · geçersizlik · taşıyan · menfi tespit · Menfi tespit
İncelediğiniz kararda… Müdürlüğünün 2016/96 E.) sayılı dosyasından da anlaşılacağı üzere davacının eşinden talep edilen alacağın, takibe konu edilen 05.03.2014 tanzim tarihli, 03.12.2015 «vade» tarihli ve 560.000,00 TL bedelli senetten ... alacak olduğunu, zira dava dilekçesinde de takibe konu edilen senedin «teminat senedi» olduğuna değinilerek kredinin ödenmemesinden dolayı senedin takibe koyulduğunun (ki aşağıda açıkladığımız üzere bu senet teminat senedi değildir) vurgulandığını, bu sebeple de takibe konu edilen borçtan sorumlu olunmadığına dair «menfi tespit» talep edildiğini ve takibin iptal edilmesi gerektiğinin ileri sürüldüğünü, dolayısıyla esasen dava konusunun, «genel kredi sözleşmesindeki» borç tutarı değil, takibe konu edilen borç tutarı olduğunu, takibe konu senedin, davacının iddiasının aksine teminat senedi olmadığını, kaldı ki teminat senedi olduğu iddiası, «borca itiraz» niteliğinde olduğundan borçlunun eşi tarafından ileri sürülemeyeceğini, sonuç olarak takip dayanağının kayıtsız şartsız para borcunu ihtiva eden bir senet olduğundan, genel kredi sözleşmesindeki «kefalet sözleşmesinin» «geçersiz» olduğundan bahisle borçlu ...'ın takibe konu borçtan sorumlu olmayacağı sonucunun hukuka aykırı olduğunu, davacı tarafın iddialarının aksine ilgili senedin teminat senedi olmadığını, takibe konu «bononun» «teminat bonosu» olduğu şeklindeki beyanın, borca itiraz niteliğinde olduğundan sadece borçlular tarafından ileri sürülebileceğini, lakin senedin teminat senedi olduğu iddiası «kişisel defi» olup, senedin «üçüncü kişiye» «ciro» veya «teslim» yolu ile devredilmesi hâlinde bu «def»'inin iyi niyetli üçüncü kişilere karşı ileri sürülmesinin mümkün olmadığını, takibe konu senetin teminat senedi olmayıp, kayıtsız şartsız para borcunu ihtiva eden, muayyen, bütün «kambiyo senedi» vasıflarını «taşıyan» bono olduğunu, dosyada alınan bilirkişi raporunda da ilgili senedin teminat senedi olmadığının tespit edildiğini, bu nedenlerle ve takibe konu alacağın da iş bu senetten doğduğu düşünüldüğünde yerel mahkeme kararının hatalı olduğunu, 6102 sayılı Kanun'un 7 nci maddesi uyarınca davacının eşi ...'ın kefaletinin geçerli olduğunu, bono nedeniyle «kambiyo senetlerine özgü takip» yoluyla icra takibi başlatıldığından dava dışı eşin kambiyo senediyle borçlanması yönünden de eş rızasına ihtiyaç olmadığını, ikame edilen iş bu davanın «dürüstlük kuralına» aykırı olduğunu, bu nedenle kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesi istemiştir.
… ava dışı asıl borçlu ... ... arasında 2.000.000,00 TL bedelli Genel Kredi Sözleşmesi imzalandığı, davacının eşi ...’ın 05.03.2014 tarihinde 2.000.000,00 TL miktarla «müteselsil kefil» olduğu, davalı bankadan «kredi sözleşmesi» ... ve eşin rızasına ilişkin evrakların talep edildiği, evrak asıllarının gönderilmediği, banka tarafından gönderilen 15.06.2021 tarihli cevabi yazı ekinde bulunan «genel kredi sözleşmesinde» davacının «muvafakatinin» bulunmadığı, davacı eşin muvafakatinin bulunmaması nedeniyle davalı banka ile ...'ın yaptığı «kefalet sözleşmesinin» «geçersiz» olduğu, davacının itirazın iptali talebi yönünden ve munzam zararların iptali talebi yönünden usulüne uygun dava açılmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne ka …
2.Mahkemece davaya konu «genel kredi sözleşmesinde» dava dışı eşin «kefaletinin», eş «rızası» bulunmaması nedeniyle «geçersizliğine» ilişkin kararı usul ve yasaya uygun olduğu ancak, davacı tarafça genel kredi sözleşmesi kapsamında alınan senetler ile bu senetlerin dayanağı olan icra takibinin de kefaletnamenin geçersizliği nedeniyle borçlu olunmadığından iptali istenmiş olduğu halde mahkemece bu talebin «itirazın iptali davası» olarak değerlendirilerek usulüne uygun dava açılmadığından karar «verilmesine yer olmadığına» karar verilmesi doğru olmadığından işin esasının incelenmesi gerekirse de temyiz edenin sıfatına göre bu husus bozma nedeni yapılmamıştır.
Benzer bu karardaMahkemece her ne kadar daha önceki tarihte «kefalet» verildiğinden bahisle eş rızasına yönelik «şekil şartının» uygulanamayacağı gerekçesiyle dava reddedilmiş ise de davacı ...'nin «kefalet tarihinin» Yasanın yürürlük tarihinden sonra 04.02.2013 olduğu ve asıl borçlunun eşi olduğundan davacı ...'nin kefaletinde eş «rızası» aranmasına gerek yoktur.
Oysa yukarıda açıklandığı gibi «kefalet tarihinin» 01.02.2013 olduğu ve 6098 sayılı Kanun'un yürürlüğü ise 01.07.2012 tarih olduğu açık olmakla Yasanın yürürlük tarihinden sonra verilen kefalet nedeniyle ...'un «eşinin rızası» bulunması gerekmektedir.
O halde davanın bu gerekçe ile reddi gerekirken, Mahkemece daha önceki tarihte «kefalet» verildiğinden bahisle davanın reddine karar verilmiş olması doğru görülmemiş ise de sonucu itibarıyla doğru olan mahkeme kararının açıklanan bu nedenle gerekçesi değiştirilmek suretiyle düzeltilerek onanması gerekmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:eşin rızası · kefalet tarihi · şekil şartı · borçlu olunmadığının tespiti
Benzer bu karardaMahkemece her ne kadar daha önceki tarihte «kefalet» verildiğinden bahisle eş rızasına yönelik «şekil şartının» uygulanamayacağı gerekçesiyle dava reddedilmiş ise de davacı ...'nin «kefalet tarihinin» Yasanın yürürlük tarihinden sonra 04.02.2013 olduğu ve asıl borçlunun eşi olduğundan davacı ...'nin kefaletinde eş «rızası» aranmasına gerek yoktur.
Oysa yukarıda açıklandığı gibi «kefalet tarihinin» 01.02.2013 olduğu ve 6098 sayılı Kanun'un yürürlüğü ise 01.07.2012 tarih olduğu açık olmakla Yasanın yürürlük tarihinden sonra verilen kefalet nedeniyle ...'un «eşinin rızası» bulunması gerekmektedir.
Dava, icra kefilliği nedeniyle «borçlu olunmadığının tespiti» istemine ilişkindir.
Değerlendirme 1.Dava, icra kefilliği nedeniyle «borçlu olunmadığının tespiti» istemine ilişkindir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2021/3663 E. 2022/7076 K.
Ortak:kefalet sözleşmesi · eş rızası · kefalet · muvafakat · genel kredi sözleşmesi · kefil · geçersizlik · kredi sözleşmesi
İncelediğiniz kararda… ava dışı asıl borçlu ... ... arasında 2.000.000,00 TL bedelli Genel Kredi Sözleşmesi imzalandığı, davacının eşi ...’ın 05.03.2014 tarihinde 2.000.000,00 TL miktarla «müteselsil kefil» olduğu, davalı bankadan «kredi sözleşmesi» ... ve eşin rızasına ilişkin evrakların talep edildiği, evrak asıllarının gönderilmediği, banka tarafından gönderilen 15.06.2021 tarihli cevabi yazı ekinde bulunan «genel kredi sözleşmesinde» davacının «muvafakatinin» bulunmadığı, davacı eşin muvafakatinin bulunmaması nedeniyle davalı banka ile ...'ın yaptığı «kefalet sözleşmesinin» «geçersiz» olduğu, davacının itirazın iptali talebi yönünden ve munzam zararların iptali talebi yönünden usulüne uygun dava açılmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne ka …
… Müdürlüğünün 2016/96 E.) sayılı dosyasından da anlaşılacağı üzere davacının eşinden talep edilen alacağın, takibe konu edilen 05.03.2014 tanzim tarihli, 03.12.2015 «vade» tarihli ve 560.000,00 TL bedelli senetten ... alacak olduğunu, zira dava dilekçesinde de takibe konu edilen senedin «teminat senedi» olduğuna değinilerek kredinin ödenmemesinden dolayı senedin takibe koyulduğunun (ki aşağıda açıkladığımız üzere bu senet teminat senedi değildir) vurgulandığını, bu sebeple de takibe konu edilen borçtan sorumlu olunmadığına dair «menfi tespit» talep edildiğini ve takibin iptal edilmesi gerektiğinin ileri sürüldüğünü, dolayısıyla esasen dava konusunun, «genel kredi sözleşmesindeki» borç tutarı değil, takibe konu edilen borç tutarı olduğunu, takibe konu senedin, davacının iddiasının aksine teminat senedi olmadığını, kaldı ki teminat senedi olduğu iddiası, «borca itiraz» niteliğinde olduğundan borçlunun eşi tarafından ileri sürülemeyeceğini, sonuç olarak takip dayanağının kayıtsız şartsız para borcunu ihtiva eden bir senet olduğundan, genel kredi sözleşmesindeki «kefalet sözleşmesinin» «geçersiz» olduğundan bahisle borçlu ...'ın takibe konu borçtan sorumlu olmayacağı sonucunun hukuka aykırı olduğunu, davacı tarafın iddialarının aksine ilgili senedin teminat senedi olmadığını, takibe konu «bononun» «teminat bonosu» olduğu şeklindeki beyanın, borca itiraz niteliğinde olduğundan sadece borçlular tarafından ileri sürülebileceğini, lakin senedin teminat senedi olduğu iddiası «kişisel defi» olup, senedin «üçüncü kişiye» «ciro» veya «teslim» yolu ile devredilmesi hâlinde bu «def»'inin iyi niyetli üçüncü kişilere karşı ileri sürülmesinin mümkün olmadığını, takibe konu senetin teminat senedi olmayıp, kayıtsız şartsız para borcunu ihtiva eden, muayyen, bütün «kambiyo senedi» vasıflarını «taşıyan» bono olduğunu, dosyada alınan bilirkişi raporunda da ilgili senedin teminat senedi olmadığının tespit edildiğini, bu nedenlerle ve takibe konu alacağın da iş bu senetten doğduğu düşünüldüğünde yerel mahkeme kararının hatalı olduğunu, 6102 sayılı Kanun'un 7 nci maddesi uyarınca davacının eşi ...'ın kefaletinin geçerli olduğunu, bono nedeniyle «kambiyo senetlerine özgü takip» yoluyla icra takibi başlatıldığından dava dışı eşin kambiyo senediyle borçlanması yönünden de eş rızasına ihtiyaç olmadığını, ikame edilen iş bu davanın «dürüstlük kuralına» aykırı olduğunu, bu nedenle kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesi istemiştir.
2.Mahkemece davaya konu «genel kredi sözleşmesinde» dava dışı eşin «kefaletinin», eş «rızası» bulunmaması nedeniyle «geçersizliğine» ilişkin kararı usul ve yasaya uygun olduğu ancak, davacı tarafça genel kredi sözleşmesi kapsamında alınan senetler ile bu senetlerin dayanağı olan icra takibinin de kefaletnamenin geçersizliği nedeniyle borçlu olunmadığından iptali istenmiş olduğu halde mahkemece bu talebin «itirazın iptali davası» olarak değerlendirilerek usulüne uygun dava açılmadığından karar «verilmesine yer olmadığına» karar verilmesi doğru olmadığından işin esasının incelenmesi gerekirse de temyiz edenin sıfatına göre bu husus bozma nedeni yapılmamıştır.
Benzer bu karardaDava, «genel kredi sözleşmesinde» «kefil» olan davalının, «kefalet sözleşmesinde» «eşinin rızası» bulunmaması nedeniyle kefaletin geçerli olmadığı iddaisına dayanan «menfi tespit» istemine ilişkindir.
İlk derece mahkemesince, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; davacının kullanılan krediden sorumluluğuna esas «kredi sözleşmesinin» eki niteliğindeki 15.04.2014 tarihli eş «rıza» belgesindeki imzanın davacının eşinin eli ürünü olmadığı, «kefalete» ilişkin eş rızası bulunmadığından kefaletin «geçersiz» olduğu, daha sonra borcun yapılandırılması «sebebi» ile 05.05.2016 tarihinde alınan ve inkar edilmeyen eş rıza belgesindeki imzanın başlangıçtaki geçersizliği telafi etmesi, geçerli hale getirmesi de mümkün olmadığı, TBK’nın 584/1. maddesine göre eş rızanın sözleşmenin kurulmasından önce ya da en geç kurulması anında verilmiş olması şart olduğu gerekçesiyle, davanın kabulüne, davacının «genel kredi sözleşmesindeki» kefaletten dolayı borçlu olmadığının tespitine, davacının «kötüniyet tazminatı» isteminin reddine karar verilmiştir.
… arar vermesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, diğer taraftan, kredi borcunun yapılandırması üzerine davacının eşi ...'dan 05.05.2016 tarihinde yeni bir «muvafakatname» alındığı, bu belgedeki «imzaya itiraz» edilmediği, 05.05.2016 tarihli kredi yeniden «yapılandırma protokolü» yeni bir «kredi sözleşmesi» niteliğinde olmadığından TBK’nın 584/1. maddesi gereği 15.04.2014 tarihli kredi sözleşmesi ve davacının aynı tarihli «kefaletine» ilişkin bu eş rızasının sözleşmenin kurulmasından önce ya da en geç kurulması anında verilmesi gerektiği, 15.04.2014 tarihli eş rızasındaki imzanın davacının eşi ...'a ait olmadığı böylece davacının kefaletinin geçerli olmadığı, bu nedenle davalının, 05.05.2016 tarihli belgenin kefaleti geçerli kıldığı iddiasının baştaki «geçersizliği» ortadan kaldırmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:eşin rızası · yapılandırma protokolü · imzaya itiraz · hakkın kötüye kullanılması · kötüniyet tazminatı · protokol · kötüniyet · dava sebebi
Benzer bu karardaİlk derece mahkemesince, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; davacının kullanılan krediden sorumluluğuna esas «kredi sözleşmesinin» eki niteliğindeki 15.04.2014 tarihli eş «rıza» belgesindeki imzanın davacının eşinin eli ürünü olmadığı, «kefalete» ilişkin eş rızası bulunmadığından kefaletin «geçersiz» olduğu, daha sonra borcun yapılandırılması «sebebi» ile 05.05.2016 tarihinde alınan ve inkar edilmeyen eş rıza belgesindeki imzanın başlangıçtaki geçersizliği telafi etmesi, geçerli hale getirmesi de mümkün olmadığı, TBK’nın 584/1. maddesine göre eş rızanın sözleşmenin kurulmasından önce ya da en geç kurulması anında verilmiş olması şart olduğu gerekçesiyle, davanın kabulüne, davacının «genel kredi sözleşmesindeki» kefaletten dolayı borçlu olmadığının tespitine, davacının «kötüniyet tazminatı» isteminin reddine karar verilmiştir.
… arar vermesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, diğer taraftan, kredi borcunun yapılandırması üzerine davacının eşi ...'dan 05.05.2016 tarihinde yeni bir «muvafakatname» alındığı, bu belgedeki «imzaya itiraz» edilmediği, 05.05.2016 tarihli kredi yeniden «yapılandırma protokolü» yeni bir «kredi sözleşmesi» niteliğinde olmadığından TBK’nın 584/1. maddesi gereği 15.04.2014 tarihli kredi sözleşmesi ve davacının aynı tarihli «kefaletine» ilişkin bu eş rızasının sözleşmenin kurulmasından önce ya da en geç kurulması anında verilmesi gerektiği, 15.04.2014 tarihli eş rızasındaki imzanın davacının eşi ...'a ait olmadığı böylece davacının kefaletinin geçerli olmadığı, bu nedenle davalının, 05.05.2016 tarihli belgenin kefaleti geçerli kıldığı iddiasının baştaki «geçersizliği» ortadan kaldırmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Davacının «kefalet sözleşmesini» imzaladığı sırada eşi ...'un, kefalet sözleşmesine «rıza» gösterdiğine dair geçerli bir imzası yoksa da daha sonra davalı banka ile yapılan 05.05.2016 tarihli yeniden «yapılandırma protokolü» sırasında alınan 05.05.2016 tarihli belgede davacının eşinin davalı banka ile yaptığı sözleşmeye muvavafakat ettiğini beyan etmesi karşısında sözleşmenin başlagıcındaki eş rızasına dair imza eksikliğini ileri sürmesi TMK'nın 2. maddesi anlamında «hakkın kötüye kullanılması» olup, mahkemece bu gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı gerekçeyle yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış kararın bu nedenle bozu …
Dava, «genel kredi sözleşmesinde» «kefil» olan davalının, «kefalet sözleşmesinde» «eşinin rızası» bulunmaması nedeniyle kefaletin geçerli olmadığı iddaisına dayanan «menfi tespit» istemine ilişkindir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/8155 E. 2013/11444 K.
Ortak:kefalet sözleşmesi · eş rızası · kefalet · muvafakat · kefil · geçersizlik · haciz · kredi sözleşmesi
İncelediğiniz kararda… ava dışı asıl borçlu ... ... arasında 2.000.000,00 TL bedelli Genel Kredi Sözleşmesi imzalandığı, davacının eşi ...’ın 05.03.2014 tarihinde 2.000.000,00 TL miktarla «müteselsil kefil» olduğu, davalı bankadan «kredi sözleşmesi» ... ve eşin rızasına ilişkin evrakların talep edildiği, evrak asıllarının gönderilmediği, banka tarafından gönderilen 15.06.2021 tarihli cevabi yazı ekinde bulunan «genel kredi sözleşmesinde» davacının «muvafakatinin» bulunmadığı, davacı eşin muvafakatinin bulunmaması nedeniyle davalı banka ile ...'ın yaptığı «kefalet sözleşmesinin» «geçersiz» olduğu, davacının itirazın iptali talebi yönünden ve munzam zararların iptali talebi yönünden usulüne uygun dava açılmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne ka …
… Müdürlüğünün 2016/96 E.) sayılı dosyasından da anlaşılacağı üzere davacının eşinden talep edilen alacağın, takibe konu edilen 05.03.2014 tanzim tarihli, 03.12.2015 «vade» tarihli ve 560.000,00 TL bedelli senetten ... alacak olduğunu, zira dava dilekçesinde de takibe konu edilen senedin «teminat senedi» olduğuna değinilerek kredinin ödenmemesinden dolayı senedin takibe koyulduğunun (ki aşağıda açıkladığımız üzere bu senet teminat senedi değildir) vurgulandığını, bu sebeple de takibe konu edilen borçtan sorumlu olunmadığına dair «menfi tespit» talep edildiğini ve takibin iptal edilmesi gerektiğinin ileri sürüldüğünü, dolayısıyla esasen dava konusunun, «genel kredi sözleşmesindeki» borç tutarı değil, takibe konu edilen borç tutarı olduğunu, takibe konu senedin, davacının iddiasının aksine teminat senedi olmadığını, kaldı ki teminat senedi olduğu iddiası, «borca itiraz» niteliğinde olduğundan borçlunun eşi tarafından ileri sürülemeyeceğini, sonuç olarak takip dayanağının kayıtsız şartsız para borcunu ihtiva eden bir senet olduğundan, genel kredi sözleşmesindeki «kefalet sözleşmesinin» «geçersiz» olduğundan bahisle borçlu ...'ın takibe konu borçtan sorumlu olmayacağı sonucunun hukuka aykırı olduğunu, davacı tarafın iddialarının aksine ilgili senedin teminat senedi olmadığını, takibe konu «bononun» «teminat bonosu» olduğu şeklindeki beyanın, borca itiraz niteliğinde olduğundan sadece borçlular tarafından ileri sürülebileceğini, lakin senedin teminat senedi olduğu iddiası «kişisel defi» olup, senedin «üçüncü kişiye» «ciro» veya «teslim» yolu ile devredilmesi hâlinde bu «def»'inin iyi niyetli üçüncü kişilere karşı ileri sürülmesinin mümkün olmadığını, takibe konu senetin teminat senedi olmayıp, kayıtsız şartsız para borcunu ihtiva eden, muayyen, bütün «kambiyo senedi» vasıflarını «taşıyan» bono olduğunu, dosyada alınan bilirkişi raporunda da ilgili senedin teminat senedi olmadığının tespit edildiğini, bu nedenlerle ve takibe konu alacağın da iş bu senetten doğduğu düşünüldüğünde yerel mahkeme kararının hatalı olduğunu, 6102 sayılı Kanun'un 7 nci maddesi uyarınca davacının eşi ...'ın kefaletinin geçerli olduğunu, bono nedeniyle «kambiyo senetlerine özgü takip» yoluyla icra takibi başlatıldığından dava dışı eşin kambiyo senediyle borçlanması yönünden de eş rızasına ihtiyaç olmadığını, ikame edilen iş bu davanın «dürüstlük kuralına» aykırı olduğunu, bu nedenle kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesi istemiştir.
2.Mahkemece davaya konu «genel kredi sözleşmesinde» dava dışı eşin «kefaletinin», eş «rızası» bulunmaması nedeniyle «geçersizliğine» ilişkin kararı usul ve yasaya uygun olduğu ancak, davacı tarafça genel kredi sözleşmesi kapsamında alınan senetler ile bu senetlerin dayanağı olan icra takibinin de kefaletnamenin geçersizliği nedeniyle borçlu olunmadığından iptali istenmiş olduğu halde mahkemece bu talebin «itirazın iptali davası» olarak değerlendirilerek usulüne uygun dava açılmadığından karar «verilmesine yer olmadığına» karar verilmesi doğru olmadığından işin esasının incelenmesi gerekirse de temyiz edenin sıfatına göre bu husus bozma nedeni yapılmamıştır.
Benzer bu karardaMahkemece, iddia ve tüm dosya kapsamı uyarınca 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun «kefalet sözleşmelerini» düzenleyen TBK'nın 584/1 maddesi uyarınca evli olanların kefaletinin geçerli olabilmesi için mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı olmadığı veya yasal olarak eşlerin ayrı yaşama hakkı doğmadığı taktirde diğer eşin yazılı rızasıyla «kefil» olunabileceği, bu «rızanın» ise sözleşmenin kurulmasından önce yada en geç kurulması anında verilmiş olmasını «geçerlilik şartı» olarak düzenlendiği, borçlulardan ...'ın evli olduğu, ancak kefaletin geçerli olabilmesi için eşin rızasının gerekli olduğu, bu rızanın verildiğine dair yasanın dü …
Mahkemece, borçlulardan ...'ın «kefil» sıfatıyla imzaladığı sözleşmede 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun 584/1 maddesi uyarınca eşinin rızasının bulunmasının «geçerlilik şartı» olduğu ancak anılan kefilin eşinin «kefalet» akdine «muvafakatinin» bulunmadığı gerekçesiyle talebin reddine karar verilmiştir.
Mahkemece, yasaya uygun olarak düzenlenen «kefalet» akdinin hatalı olarak «geçersiz» sayılması ile talebin reddine karar verilmesi doğru olmamış «ihtiyati haciz» talep eden alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:geçerlilik şartı · ihtiyati haciz · i̇i̇k 72/son
Benzer bu karardaOysa, «ihtiyati haciz» talep eden alacaklı tarafından dosyaya sunulan ve borçlu ...'ın «kefil» sıfatıyla imzaladığı 27.02.2013 tarihli Genel Ticari Kredi Sözleşmesi'nin «son» sayfasında kefilin eşi olan ...'ın yine 27.02.2013 tarihi ile imzası bulunmaktadır.
Mahkemece, iddia ve tüm dosya kapsamı uyarınca 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun «kefalet sözleşmelerini» düzenleyen TBK'nın 584/1 maddesi uyarınca evli olanların kefaletinin geçerli olabilmesi için mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı olmadığı veya yasal olarak eşlerin ayrı yaşama hakkı doğmadığı taktirde diğer eşin yazılı rızasıyla «kefil» olunabileceği, bu «rızanın» ise sözleşmenin kurulmasından önce yada en geç kurulması anında verilmiş olmasını «geçerlilik şartı» olarak düzenlendiği, borçlulardan ...'ın evli olduğu, ancak kefaletin geçerli olabilmesi için eşin rızasının gerekli olduğu, bu rızanın verildiğine dair yasanın dü …
Mahkemece, borçlulardan ...'ın «kefil» sıfatıyla imzaladığı sözleşmede 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun 584/1 maddesi uyarınca eşinin rızasının bulunmasının «geçerlilik şartı» olduğu ancak anılan kefilin eşinin «kefalet» akdine «muvafakatinin» bulunmadığı gerekçesiyle talebin reddine karar verilmiştir.
Mahkemece, yasaya uygun olarak düzenlenen «kefalet» akdinin hatalı olarak «geçersiz» sayılması ile talebin reddine karar verilmesi doğru olmamış «ihtiyati haciz» talep eden alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2022/4272 E. , 2024/600 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
SAYISI 2022/198 Esas,2022/663Karar
DAVA TARİHİ
HÜKÜM
Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ Elazığ 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI 2020/411 E., 2021/601 K.
Taraflar arasındaki menfi tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı banka ile dava dışı ... ... arasında kredi kullanılması konusunda anlaşıldığını ve bu krediye istinaden dava dışı ... ...'a kredi kullandırıldığını, kullandırılan kredi haricinde davacının eşi ... ve diğer dava dışı kefil Munzur Hayv. Gıda İnş. Köm. Konf. Turzm Su Ürünleri İthl. İhracat Ltd. Şti. arasında boş senet imzalandığını ve bu senedin bankada tutulduğunu, kredinin ödenmemesi sonucunda davalı bankanın kredilerin kat edildiğini taraflara bildirdiğini, bu bildirim ile müvekkilinin eşinin krediye kefil olduğunu öğrendiğini, ihtarname ile davalı bankaya söz konusu kefillik için eş olarak kendisinden ... alınmadığını, bu kefilliğe rızasının bulunmadığını bildirdiğini, ancak davalı bankanın kredinin ödenmemesinden Munzur Hayv.
Gıda İnş. Köm. Konf. Turzm Su Ürünleri İthl. İhracat Ltd. Şti. ve müvekkilin eşi ... ... aleyhine daha önce kendilerinden alınan boş senet üzerine limit miktarı yazılmak suretiyle icra takibine başlanıldığını, davalı banka tarafından yapılan işlemin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 584 üncü maddesinin ihlal edilerek yapıldığını ileri sürerek, müvekkilinin eş rızası alınmadan verilen kefilliğin kaldırılmasına veya kefilliğin geçersizliğine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1.Davalı banka vekili cevap dilekçesinde; dava dilekçesindeki iddiaları kabul etmediklerini, Elazığ 4. İcra Dairesinin 2016/96 E. sayılı takip dosyası ile borçlular Munzur Hayv. Gıda İnş. Köm. Konf. Turzm Su Ürünleri İthl. İhracat Ltd. Şti., ... ... ve ... aleyhine kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takip başlatıldığını, ...'a gönderilen ödeme emrinin 11.01.2016 tarihinde davacı ... imzasına tebliğ edildiğini ve yasal süreler içerisinde herhangi bir itiraz yoluna gidilmediğini, bu nedenle takibin kesinleşmiş olduğunu, davacının eşi ... ve kredi borçlusu ... ...'ın tacir sıfatına haiz olduğunu, yine kullanılmış olun kredinin ticari bir kredi olduğundan söz konusu uyuşmazlıkta 6102 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerektiğini, 6098 sayılı Kanun'un 584 üncü maddesinin bu uyuşmazlığa uygulanmasının mümkün olmadığını, bu nedenle açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
2.Temlik ... Hayat (Dünya) Varlık Yönetim vekili, dava konusunun dava tarihinden sonra müvekkil şirket tarafından temlik alındığını, bu nedenle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 125 ... maddesi gereğince davalı olarak davada taraf olmalarına karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı banka ile dava dışı asıl borçlu ... ... arasında 2.000.000,00 TL bedelli Genel Kredi Sözleşmesi imzalandığı, davacının eşi ...’ın 05.03.2014 tarihinde 2.000.000,00 TL miktarla müteselsil kefil olduğu, davalı bankadan kredi sözleşmesi ... ve eşin rızasına ilişkin evrakların talep edildiği, evrak asıllarının gönderilmediği, banka tarafından gönderilen 15.06.2021 tarihli cevabi yazı ekinde bulunan genel kredi sözleşmesinde davacının muvafakatinin bulunmadığı, davacı eşin muvafakatinin bulunmaması nedeniyle davalı banka ile ...'ın yaptığı kefalet sözleşmesinin geçersiz olduğu, davacının itirazın iptali talebi yönünden ve munzam zararların iptali talebi yönünden usulüne uygun dava açılmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava konusu takibin dayanağının genel kredi sözleşmesi olmadığı, kambiyo vasfındaki senet olduğunu, yerel mahkemece verilen kararın, davaya konu icra takibine sanki genel kredi sözleşmesi konu edilmişçesine verilmiş olmakla, mahkeme kararında davacının eşi ...'ın genel kredi sözleşmesinde kefalet sorumluluğu olmadığına hükmedildiğini ve genel kredi sözleşmesi tutarı olan 2.000.000 TL üzerinden yargılama gideri ve vekalet ücreti takdir edildiğini, Elazığ 1. İcra Müdürlüğü'nün 2017/9432 E. (Eski Elazığ 4. İcra Müdürlüğünün 2016/96 E.) sayılı dosyasından da anlaşılacağı üzere davacının eşinden talep edilen alacağın, takibe konu edilen 05.03.2014 tanzim tarihli, 03.12.2015 vade tarihli ve 560.000,00 TL bedelli senetten ...
alacak olduğunu, zira dava dilekçesinde de takibe konu edilen senedin teminat senedi olduğuna değinilerek kredinin ödenmemesinden dolayı senedin takibe koyulduğunun (ki aşağıda açıkladığımız üzere bu senet teminat senedi değildir) vurgulandığını, bu sebeple de takibe konu edilen borçtan sorumlu olunmadığına dair menfi tespit talep edildiğini ve takibin iptal edilmesi gerektiğinin ileri sürüldüğünü, dolayısıyla esasen dava konusunun, genel kredi sözleşmesindeki borç tutarı değil, takibe konu edilen borç tutarı olduğunu, takibe konu senedin, davacının iddiasının aksine teminat senedi olmadığını, kaldı ki teminat senedi olduğu iddiası, borca itiraz niteliğinde olduğundan borçlunun eşi tarafından ileri sürülemeyeceğini, sonuç olarak takip dayanağının kayıtsız şartsız para borcunu ihtiva eden bir senet olduğundan, genel kredi sözleşmesindeki kefalet sözleşmesinin geçersiz olduğundan bahisle borçlu ...'ın takibe konu borçtan sorumlu olmayacağı sonucunun hukuka aykırı olduğunu, davacı tarafın iddialarının aksine ilgili senedin teminat senedi olmadığını, takibe konu bononun teminat bonosu olduğu şeklindeki beyanın, borca itiraz niteliğinde olduğundan sadece borçlular tarafından ileri sürülebileceğini, lakin senedin teminat senedi olduğu iddiası kişisel defi olup, senedin üçüncü kişiye ciro veya teslim yolu ile devredilmesi hâlinde bu def'inin iyi niyetli üçüncü kişilere karşı ileri sürülmesinin mümkün olmadığını, takibe konu senetin teminat senedi olmayıp, kayıtsız şartsız para borcunu ihtiva eden, muayyen, bütün kambiyo senedi vasıflarını taşıyan bono olduğunu, dosyada alınan bilirkişi raporunda da ilgili senedin teminat senedi olmadığının tespit edildiğini, bu nedenlerle ve takibe konu alacağın da iş bu senetten doğduğu düşünüldüğünde yerel mahkeme kararının hatalı olduğunu, 6102 sayılı Kanun'un 7 nci maddesi uyarınca davacının eşi ...'ın kefaletinin geçerli olduğunu, bono nedeniyle kambiyo senetlerine özgü takip yoluyla icra takibi başlatıldığından dava dışı eşin kambiyo senediyle borçlanması yönünden de eş rızasına ihtiyaç olmadığını, ikame edilen iş bu davanın dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, bu nedenle kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesi istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile mevcut kredi sözleşmelerinin ... incelendiğinde; ...'ın kefilliğinin olduğu ancak eş rızasının mevcut olmadığı, davanın davacısının 05.03.2014 tarihli kredi sözleşmesinde kendi muvafakatinin bulunmadığından eşinin kefilliğinin geçersizliğinin tespiti istemine ilişkin olduğu, tüm dosya kapsamından, karar gerekçe ve içeriği bir bütün olarak değerlendirildiğinde, mahkemece delillerin takdirinde ve yasa kurallarının olaya uygulanmasında bir isabetsizlik görülmediği, kararda kamu düzenine aykırı herhangi bir husus bulunmadığı, kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürülen nedenlerle, resen gözetilecek nedenlerle ve harçtan muaf olduğundan kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, menfi tespit istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 ... maddeleri.
2. 2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 72 nci maddesi
3. Değerlendirme
1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 ... maddesinde yer ... sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Mahkemece davaya konu genel kredi sözleşmesinde dava dışı eşin kefaletinin, eş rızası bulunmaması nedeniyle geçersizliğine ilişkin kararı usul ve yasaya uygun olduğu ancak, davacı tarafça genel kredi sözleşmesi kapsamında alınan senetler ile bu senetlerin dayanağı olan icra takibinin de kefaletnamenin geçersizliği nedeniyle borçlu olunmadığından iptali istenmiş olduğu halde mahkemece bu talebin itirazın iptali davası olarak değerlendirilerek usulüne uygun dava açılmadığından karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi doğru olmadığından işin esasının incelenmesi gerekirse de temyiz edenin sıfatına göre bu husus bozma nedeni yapılmamıştır.
Öte yandan davalı alacağının bankacılık işleminden kaynaklanması karşısında 5411 sayılı Bankalar Kanunu’nun 140 ve 143 üncü maddesi uyarınca mahkemece, davalı ... yönetiminin harçtan muaf olduğu nazara alınmadan yazılı şekilde davalının başvuru harcı, peşin harç, karar ve ilam harcından sorumlu tutulması davacının yatırdığı harçların iadesine karar verilmemesi doğru görülmemiş, ancak hükmün bu yönden bozulması gerekmişse de anılan yanlışlığın düzeltilmesinin yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediği gerekçesi ile hükmün düzelterek onanmasına karar verilmiştir.
Bu nedenle, hüküm fıkrasının iki kez yazılan 3. bentlerinin kaldırılarak ve ...
3. bent olarak “Davacı tarafından peşin yatırılan 34.155,00 TL harcının istem halinde davacıya iadesine ve 784,18 TL bilirkişi ücreti, tebligat, posta giderinin olan yargılama giderinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesi” ibaresi yazılarak kararın düzelterek onanmasına karar verilmesi gerekmiştir.
3.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1.Davalı vekilin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE,
2.Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının hüküm fıkrasının ikinci kez yazılan 3. bentlerinin kaldırılarak ve ...
3. bent olarak “Davacı tarafından peşin yatırılan 34.155,00 TL harcının istem halinde davacıya iadesine ve 784,18 TL bilirkişi ücreti, tebligat, posta giderinin olan yargılama giderinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesi” yazılması suretiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
Davalı harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
24.01.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1016986500 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz