Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması | Alacak | Alacak
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2023/1317 E. 2024/366 K. ·
Kısmen onandı, kısmen bozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Dava şartı
- dava şartı
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
iktisadi bütünlük kararı↗ tüzel kişilik perdesinin kaldırılması↗ mal kaçırma↗ hakim ortak↗ organik bağ↗ şirket merkezi mahkemesi↗ malvarlığına ilişkin dava↗ muvazaa↗ müteselsil sorumluluk↗ istinaf incelemesi↗ üçüncü kişi↗ kazanılmış hak↗ dürüstlük kuralı↗ tüzel kişilik↗ bilirkişi incelemesi↗ ticari defter↗ ticaret sicili↗ iflas↗ ıslah↗ ilan↗ cy/cy kaydı↗ yükleten (shipper)↗ istinaf yoluna başvurulabilirlik↗ husumet↗ e-defter↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacı ile dava dışı Akros Import Export Ltd. Şti. arasında 11.09.2008 tarihinde bir alacak sözleşmesi imzalandığını, bu sözleşmeden ... alacakların müvekkiline ödenmemesi üzerine, dava dışı şirkete dava açtıklarını, ... 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 03.06.2015 tarih, 2012/59 E. ve 2015/569 K. sayılı kararı ile 1.617.459,35 TL (372.770 USD karşılığı) tutarında alacaklı olduklarına hükmedildiğini, dava dışı şirket aleyhinde başlatılan takipte borçlu şirketin borca yeter herhangi bir malvarlığı bulunmadığından iflasına karar verildiğini, dava dışı şirketle arasında organik bağ bulunan davalının borçtan müteselsilen sorumlu olduğunu ileri sürerek, dava dışı şirket aleyhine hükmedilen (372.770 USD karşılığı) 1.617.459,35 TL alacaktan fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 5.000,00 TL'lik kısmının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davacı vekili, 16.01.2018 tarihli ıslah dilekçesiyle, talebini 542.860 USD karşılığı 2.039.307 TL ve 35.664 TL olmak üzere toplam 2.074.971 TL 'ye ıslah etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı ile davalı şirket arasında herhangi bir borç ilişkisi bulunmadığını, dava dışı şirketin borcunun davalı şirketten tahsil edilemeyeceğini, işin esasına girilmeden davanın husumetten reddi gerektiğini, dava dışı şirketle müvekkilinin birbirinden bağımsız şirketler olduğunu, davacının şirketler arasında organik bağ bulunduğu yönündeki iddialarının tamamen ... dışı olduğunu, ticaret sicil kaydına bakıldığında ... ... dışında iki şirkette de hisse sahibi bulunan başka kimse olmadığını, muvazaalı hareket etme, mal kaçırma gibi bir durumun söz konusu olmadığını, davacının, iflasına karar verilen dava dışı şirketten olan alacağı semeresiz kaldığından, davacıyla hiçbir ticari ilişkisi olmayan müvekkilinden alacak talebinde bulunamayacağını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 31.01.2018 tarihli 2016/1017 E., ve 2018/124 K. sayılı kararıyla davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 29.04.2019 tarih, 2018/846 E. ve 2019/269 K. sayılı kararıyla istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Dairemizin 23.02.2021 tarih, 2020/2970 E. ve 2021/1603 K. sayılı kararıyla "somut uyuşmazlık yönünden mahkemece alınan bilirkişi raporu ve yapılan inceleme yetersizdir. Öncelikle davacıyla ticari ilişkisi bulunan dava dışı Akros Import Export Ltd. Şti.’ne ait ticari defter ve belgelerin bilirkişilere incelettirilmemesi doğru görülmemiştir. Mahkemece konusunda uzman üç kişilik bilirkişi kurulu aracılığıyla davacı, davalı ve dava dışı Akros Import Export Ltd. Şti.’nin borcun oluştuğu 2008 yılından itibaren kayıt ve belgelerinin incelenerek, özellikle davalı ile dava dışı şirket arasındaki ticari ilişkinin dönemsel olarak dökümü, ticari faaliyet alanı, şirket merkezlerinin birlikte faaliyet gösterip göstermedikleri, kamuoyuna yönelik her iki şirketin aynı grup şirketi gibi gösterilerek yazılı ve görsel internet ortamında beyanda bulunup bulunmadığı, özellikle dava dışı şirket tarafından borçlulardan mal kaçırma amacıyla şirket aktiflerini davalı lehine azaltıcı işlemler yapılıp yapılmadığı, aralarındaki alacak ve borçlandırma işlemlerinin muvazaalı olup olmadığı araştırılarak alınacak bilirkişi kurulu raporu ve toplanacak tüm deliller doğrultusunda sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi" gerekçesiyle verilen karar uygun görülmediğinden Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı ile dava dışı Akros İmport Export Ltd. Şti. arasındaki ilişkinin, dava dışı şirketin borcunun üstelenilmesine yönelik 11.09.2008 tarihli iki adet sözleşmeden kaynaklandığı, bu sözleşmelerin dava dışı şirketin yetkilisinin verdiği vekaletle şirket yetkilisinin kardeşi olan ... ... tarafından imzalandığı, dava dışı Akros İmport Export Ltd. Şti.’nin 2003 yılında kurulduğu, ortakları ... ...’nın %75, diğer ortağın %25 oranında hissedar olduğu ve bu hisse durumunun değişmediği, davalı şirketin ise 2007 yılında kurulduğu, ortakları ...’un %61, ... ...’nın %28, ... ... ...’nın %5, ...’nın %4,10, ... ... ...’nün %1,10, ... ... ...’ın % 0,50, ... ...’ın %0,30 oranında hissedar olup, 2009 yılına kadar hisse durumunun bu şekilde devam ettiği, 2009 yılında ortaklardan ... ...'nın hissesinin artarak en büyük hissedar konumuna geldiği, borcu doğuran sözleşmelerin tarihi olan 11.09.2008 tarihinde davalı şirketin 7 hissedarı olup %61 hisseyle ...’un en büyük hissedar olduğu, dava dışı şirketin ise 2 hissedarı olup %75 hisseyle ... ...’nın büyük hissedar olduğu, her iki şirkette ... ... dışında diğer ortaklar yönünden müştereklik bulunmadığı, şirket merkezlerinin aynı olmasının, tasarruf saikiyle veya başka bir saikle olabileceği, bunun şirketler arasında organik bağ olduğu anlamına gelmeyeceği, davalı şirket ve dava dışı şirketin internet sitelerinde karşılıklı olarak gurup şirketleri olduğu ilan edilmiş, şirket yetkilileri tarafından basına verilen demeçlerde de bu husus vurgulanmışsa da bu şekilde bilgilendirmenin, şirket ve bağlı grup şirketleri hakkında 3 üncü kişileri bilgilendirme amaçlı olduğu kanaatine varıldığı, Akros lmport Export Ltd.Şti.'nin orman ürünleri ithalat ve ihracatı ile faaliyet konusunun bulunduğu ve her iki şirketin faaliyet konularının benzer olmadığı, aynı sektörde iştigal etmedikleri, bu anlamda üçüncü kişiler nezdinde sanki ... bir şirketle işlem yapılıyor algısı yaratılamayacağı, yine davalı ve dava dışı şirketler arasında mevcudu eksiltme yönünde kötü niyetli ya da dürüstlük kuralına aykırı herhangi bir işlem yapmış olduklarının tespit edilemediği, dava dışı şirketin davalı şirket ile aralarında kira faturası dışında başka bir faturalaşmanın olmadığı bu nedenle dava dışı şirketin aktiflerini davalı şirket lehine azaltıcı bir işlem yapmadığı, ayrıca davacının dava dışı şirket ile davalı şirket arasında iktisadi bütünlük olduğu, büyük kredi imkanlarının ve yüksek ödeme gücü bulunduğu kanısının yaratıldığı iddiasının sözleşme tarihinde davalı şirketin 1 yıllık bir şirket olması ve henüz 1 yıllık şirketin piyasada güvenilirliği ispatlanmamış olacağı dikkate alındığında hayatın olağan akışına aykırı olduğu, neticeten davalı şirket ile dava dışı Akros İmport Exper Ltd. Şti. arasında dava konusu borcun doğumu tarihinde organik bağ olduğunun ispatlanamadığı ve davacı şirket ile davalı şirket arasında başkaca borç doğurucu bir sözleşme de bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davalı şirketin hakim şirket olup 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 209 uncu maddesi gereği sorumlu olduğunu, davalı ve dava dışı şirket defterlerinin bilinçli olarak sunulmadığını ve bilirkişilerin 2008 yılından davaya kadar olan süreçte yeterli defter incelemesini yapamadıklarını bu anlamda bilirkişi raporunun yetersiz olduğunu, taraf defterleri arasında karşılaştırma da yapılmadığını, ilk raporla ikinci rapor arasında çelişkiler bulunduğunu ve bunun giderilmediğini, davalı ve dava dışı şirketin aynı adreste faaliyet gösterdiklerini, hakim ortaklarının aynı kişi olduğunu, grup şirket imajı çizdiklerini bunu yayın araçları vasıtasıyla da duyurduklarını ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, tüzel kişilik perdesinin kaldırılması suretiyle alacak istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 ... maddeleri.
3. Değerlendirme
1. Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 ... maddesinde yer ... sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen İlk Derece Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/2970 E. 2021/1603 K.
Ortak:iktisadi bütünlük kararı · tüzel kişilik perdesinin kaldırılması · mal kaçırma · hakim ortak · organik bağ · şirket merkezi mahkemesi · muvazaa · dürüstlük kuralı
İncelediğiniz kararda… dışı şirketin ise 2 hissedarı olup %75 hisseyle ... ...’nın büyük hissedar olduğu, her iki şirkette ... ... dışında diğer ortaklar yönünden müştereklik bulunmadığı, «şirket merkezlerinin» aynı olmasının, tasarruf saikiyle veya başka bir saikle olabileceği, bunun şirketler arasında «organik bağ» olduğu anlamına gelmeyeceği, davalı şirket ve dava dışı şirketin internet sitelerinde karşılıklı olarak gurup şirketleri olduğu «ilan» edilmiş, şirket yetkilileri tarafından basına verilen demeçlerde de bu husus vurgulanmışsa da bu şekilde bilgilendirmenin, şirket ve bağlı grup şirketleri hakkında 3 üncü kişileri bilgilendirme amaçlı olduğu kanaatine varıldığı, Akros lmport Export Ltd.Şti.'nin orman ürünleri ithalat ve ihracatı ile faaliyet konusunun bulunduğu ve her iki şirketin faaliyet konularının benzer olmadığı, aynı sektörde iştigal etmedikleri, bu anlamda «üçüncü kişiler» nezdinde sanki ... bir şirketle işlem yapılıyor algısı yaratılamayacağı, yine davalı ve dava dışı şirketler arasında mevcudu eksiltme yönünde kötü niyetli ya da «dürüstlük kuralına» aykırı herhangi bir işlem yapmış olduklarının tespit edilemediği, dava dışı şirketin davalı şirket ile aralarında kira faturası dışında başka bir faturalaşmanın olmadığı bu nedenle dava dışı şirketin aktiflerini davalı şirket lehine azaltıcı bir işlem yapmadığı, ayrıca davacının dava dışı şirket ile davalı şirket arasında «iktisadi bütünlük» olduğu, büyük kredi imkanlarının ve yüksek ödeme gücü bulunduğu kanısının yaratıldığı iddiasının sözleşme tarihinde davalı şirketin 1 yıllık bir şirket olması ve h …
… avalı şirket arasında herhangi bir borç ilişkisi bulunmadığını, dava dışı şirketin borcunun davalı şirketten tahsil edilemeyeceğini, işin esasına girilmeden davanın «husumetten» reddi gerektiğini, dava dışı şirketle müvekkilinin birbirinden bağımsız şirketler olduğunu, davacının şirketler arasında «organik bağ» bulunduğu yönündeki iddialarının tamamen ... dışı olduğunu, «ticaret sicil» «kaydına» bakıldığında ... ... dışında iki şirkette de hisse sahibi bulunan başka kimse olmadığını, «muvazaalı» hareket etme, «mal kaçırma» gibi bir durumun söz konusu olmadığını, davacının, «iflasına» karar verilen dava dışı şirketten olan alacağı semeresiz kaldığından, davacıyla hiçbir ticari ilişkisi olmayan müvekkilinden alacak talebinde bulunamayacağını savu …
… ılından itibaren kayıt ve belgelerinin incelenerek, özellikle davalı ile dava dışı şirket arasındaki ticari ilişkinin dönemsel olarak dökümü, ticari faaliyet alanı, «şirket merkezlerinin» birlikte faaliyet gösterip göstermedikleri, kamuoyuna yönelik her iki şirketin aynı grup şirketi gibi gösterilerek yazılı ve görsel internet ortamında beyanda bulunup bulunmadığı, özellikle dava dışı şirket tarafından borçlulardan «mal kaçırma» amacıyla şirket aktiflerini davalı lehine azaltıcı işlemler yapılıp yapılmadığı, aralarındaki alacak ve borçlandırma işlemlerinin «muvazaalı» olup olmadığı araştırılarak alınacak bilirkişi kurulu raporu ve toplanacak tüm deliller doğrultusunda sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar …
Benzer bu karardaBölge Adliye Mahkemesince, davanın, «tüzel kişilik perdesinin kaldırılması» suretiyle aralarında «organik bağ» olan şirketten alacağın tahsili talebine ilişkin olduğu, şirketler arasında organik bağ olduğunun kabulü için her iki şirket arasında sıkı ticari ilişki olmasının yanında, şirketler arasında mal ve para transferinin bulunması gerektiği, genellikle borçların dava dışı şirket üzerine bırakılarak gelirlerin davalı şirkete aktarıldığı, iş bu davada, davalı ile dava dışı şirket arasında karşılıklı para ve borç transferinin mevcut olmadığı, aksine davalı şirketin dava dışı şirketten alacaklı olduğunun bilirkişi raporu ile tespit edildiği, her iki şirketin tüzel kişiliklerinin farklı olduğu, ortaklardan birinin sonradan iki şirkette de «hakim ortak» durumuna gelmiş olmasının, şirketlerin grup şirket olduğu ve aralarında organik bağ olduğu anlamına gelmeyeceği, şirketler arasında «iktisadi bütünlük» olduğunun ispatlanamadığı gerekçesiyle davacının istinaf isteminin esastan reddine karar verilmiş, hükme karşı davacı vekili tarafından temyiz yoluna başvurulmuştu …
… ılından itibaren kayıt ve belgelerinin incelenerek, özellikle davalı ile dava dışı şirket arasındaki ticari ilişkinin dönemsel olarak dökümü, ticari faaliyet alanı, «şirket merkezlerinin» birlikte faaliyet gösterip göstermedikleri, kamuoyuna yönelik her iki şirketin aynı grup şirketi gibi gösterilerek yazılı ve görsel internet ortamında beyanda bulunup bulunmadığı, özellikle dava dışı şirket tarafından borçlulardan «mal kaçırma» amacıyla şirket aktiflerini davalı lehine azaltıcı işlemler yapılıp yapılmadığı, aralarındaki alacak ve borçlandırma işlemlerinin «muvazaalı» olup olmadığı araştırılarak alınacak bilirkişi kurulu raporu ve toplanacak tüm deliller doğrultusunda sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar …
Dava, davalı ve dava dışı şirket arasındaki «organik bağ» nedeniyle «tüzel kişilik perdesinin kaldırılması» suretiyle alacağın tahsili istemine ilişkindir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:sınırlı sorumluluk ilkesi · tüzel kişilik perdesinin aralanması · sınırlı sorumluluk · hakkın kötüye kullanılması
Benzer bu karardaMal varlığının bağımsızlığı ve «sınırlı sorumluluk ilkelerinin» istisnası olan «tüzel kişilik perdesinin aralanması» teorisi ancak istisnai ve sınırlı durumlarda titizlikle uygulanması gereken bir teoridir.
Öğreti ve uygulamada kabul edilen «tüzel kişilik perdesinin aralanması» teorisi, bazı şartların varlığı halinde, tüzel kişilik ve mal ayrılığı ilkesi dikkate alınmadan mevcut tüzel kişiliğin arkasına saklanan gerçek veya tüzel kişinin borçtan sorumlu tutulmasını ifade etmektedir.
Bu teoriye ihtiyatlı bir biçimde yaklaşılmalı, istisnai bir teori olduğundan mümkün olduğunca dar yorumlanmalı ve bu teorinin uygulanmasına ancak «tüzel kişilik» kavramının arkasına saklanılarak «dürüstlük kuralına» aykırı davranıldığı, kendisine tanınan «hakkın kötüye kullanılarak» üçüncü kişilerin zarara uğratıldığı, zarara yol açan tüzel kişinin sorumluluğuna hükmedebilmek için ise başka bir yasal nedene dayanılmasının mümkün olmadığı durum …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/265 E. 2021/5392 K.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:kredi sigortası · icra inkar tazminatı
Benzer bu kararda2- Dava, «kredi sigorta poliçesine» dayalı tazminat istemine vaki icra takibine yönelik itirazın iptali istemine ilişkin olup, İlk Derece Mahkemesince yazılı gerekçelerle davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, taraf vekillerinin istinaf başvurusu üzere Bölge Adliye Mahkemesince, davacının tazminat talebi davalı şirket tarafından «müdahale talebinin» geç yapılması nedeniyle reddedilmiş ise de, süresinden sonra «ihbar» yapılması halinde TTK 1442. maddesinin uygulama alanı bulacağı, zararın «teminat» dışı kalmayacağı ancak tazminattan indirim yapılabileceği gerekçesiyle kararın «kaldırılarak yeniden» hüküm kurulmasına, davanın kısmen kabulü ile davacı yararına «icra inkar tazminatına» hükmedilmiştir.
İcra Müdürlüğü'nün 2012/25448 sayılı takibine davalının yaptığı itirazın kısmen iptali ile takibin 160.999,68 Euro üzerinden devamına, fazla talebin reddine, alacağa takip tarihinden itibaren aynı cins alacağa 1 yıl vadeli mevduata devlet bankalarının uyguladığı en yüksek faiz oranının uygulanmasına, «icra inkar tazminatı» talebinin reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince; davacı tarafça 5 ayrı «fatura» ile 3 ayrı alıcıya mal sevkedildiği, bir kısım faturalarda %20 ödemenin mal «teslim» tarihinde davacı satıcıya gönderileceği yazılı olduğu, «temerrüt» durumunun davalıya gecikmeli olarak yapıldığı, davalı şirket tarafından «hasar» tazmin taleplerinin «hasar ihbarının» geç yapılması nedeniyle reddedildiği, 2009 tarihli «kredi sigortası» genel şartları B-B.1 maddesinde yer alan "borç ile ilgili bir temerrüt hali, sigortalı tarafından «vade tarihi» veya uzatılmış vade tarihinden itibaren 60 gün içinde sigortacıya bildirilir.
Bu bildirim yapılmadığı takdirde «sigortalı teminattan» yararlanma hakkını kaybeder." yönündeki düzenlemenin 1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren TTK’nın 1446/2 maddesi ile hükümsüz kaldığı, «sigorta ettirenin» «temerrüdü» gecikmeli olarak davalıya bildirilmesinin gerçekleşen «rizikoya», zararın miktarına bir etkisi olmayacağı, yine davalının «alıcının temerrüdü» tarihinden itibaren 5 ay sonra tazminat ödeme yükümlülüğü bulunduğunu ileri sürmesinin de yerinde olmadığı, ancak davacının başvurusuna gelince, alacak ödenmeyen faturalara ilişkin olup likit bulunduğu halde «icra inkar tazminatı» isteminin reddine karar verilmesi doğru olmadığından davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile …
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2023/1317 E. , 2024/366 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ Ticaret Mahkemesi
SAYISI 2021/315 Esas, 2022/658 Karar
DAVA TARİHİ
HÜKÜM
Davanın reddi
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen alacak davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacı ile dava dışı Akros Import Export Ltd. Şti. arasında 11.09.2008 tarihinde bir alacak sözleşmesi imzalandığını, bu sözleşmeden ... alacakların müvekkiline ödenmemesi üzerine, dava dışı şirkete dava açtıklarını, ...
1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 03.06.2015 tarih, 2012/59 E. ve 2015/569 K. sayılı kararı ile 1.617.459,35 TL (372.770 USD karşılığı) tutarında alacaklı olduklarına hükmedildiğini, dava dışı şirket aleyhinde başlatılan takipte borçlu şirketin borca yeter herhangi bir malvarlığı bulunmadığından iflasına karar verildiğini, dava dışı şirketle arasında organik bağ bulunan davalının borçtan müteselsilen sorumlu olduğunu ileri sürerek, dava dışı şirket aleyhine hükmedilen (372.770 USD karşılığı) 1.617.459,35 TL alacaktan fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 5.000,00 TL'lik kısmının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davacı vekili, 16.01.2018 tarihli ıslah dilekçesiyle, talebini 542.860 USD karşılığı 2.039.307 TL ve 35.664 TL olmak üzere toplam 2.074.971 TL 'ye ıslah etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı ile davalı şirket arasında herhangi bir borç ilişkisi bulunmadığını, dava dışı şirketin borcunun davalı şirketten tahsil edilemeyeceğini, işin esasına girilmeden davanın husumetten reddi gerektiğini, dava dışı şirketle müvekkilinin birbirinden bağımsız şirketler olduğunu, davacının şirketler arasında organik bağ bulunduğu yönündeki iddialarının tamamen ... dışı olduğunu, ticaret sicil kaydına bakıldığında ... ... dışında iki şirkette de hisse sahibi bulunan başka kimse olmadığını, muvazaalı hareket etme, mal kaçırma gibi bir durumun söz konusu olmadığını, davacının, iflasına karar verilen dava dışı şirketten olan alacağı semeresiz kaldığından, davacıyla hiçbir ticari ilişkisi olmayan müvekkilinden alacak talebinde bulunamayacağını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 31.01.2018 tarihli 2016/1017 E., ve 2018/124 K. sayılı kararıyla davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 29.04.2019 tarih, 2018/846 E. ve 2019/269 K. sayılı kararıyla istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Dairemizin 23.02.2021 tarih, 2020/2970 E. ve 2021/1603 K. sayılı kararıyla "somut uyuşmazlık yönünden mahkemece alınan bilirkişi raporu ve yapılan inceleme yetersizdir. Öncelikle davacıyla ticari ilişkisi bulunan dava dışı Akros Import Export Ltd. Şti.’ne ait ticari defter ve belgelerin bilirkişilere incelettirilmemesi doğru görülmemiştir. Mahkemece konusunda uzman üç kişilik bilirkişi kurulu aracılığıyla davacı, davalı ve dava dışı Akros Import Export Ltd. Şti.’nin borcun oluştuğu 2008 yılından itibaren kayıt ve belgelerinin incelenerek, özellikle davalı ile dava dışı şirket arasındaki ticari ilişkinin dönemsel olarak dökümü, ticari faaliyet alanı, şirket merkezlerinin birlikte faaliyet gösterip göstermedikleri, kamuoyuna yönelik her iki şirketin aynı grup şirketi gibi gösterilerek yazılı ve görsel internet ortamında beyanda bulunup bulunmadığı, özellikle dava dışı şirket tarafından borçlulardan mal kaçırma amacıyla şirket aktiflerini davalı lehine azaltıcı işlemler yapılıp yapılmadığı, aralarındaki alacak ve borçlandırma işlemlerinin muvazaalı olup olmadığı araştırılarak alınacak bilirkişi kurulu raporu ve toplanacak tüm deliller doğrultusunda sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi" gerekçesiyle verilen karar uygun görülmediğinden Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı ile dava dışı Akros İmport Export Ltd. Şti. arasındaki ilişkinin, dava dışı şirketin borcunun üstelenilmesine yönelik 11.09.2008 tarihli iki adet sözleşmeden kaynaklandığı, bu sözleşmelerin dava dışı şirketin yetkilisinin verdiği vekaletle şirket yetkilisinin kardeşi olan ... ... tarafından imzalandığı, dava dışı Akros İmport Export Ltd. Şti.’nin 2003 yılında kurulduğu, ortakları ... ...’nın %75, diğer ortağın %25 oranında hissedar olduğu ve bu hisse durumunun değişmediği, davalı şirketin ise 2007 yılında kurulduğu, ortakları ...’un %61, ... ...’nın %28, ... ... ...’nın %5, ...’nın %4,10, ... ... ...’nün %1,10, ...
... ...’ın % 0,50, ... ...’ın %0,30 oranında hissedar olup, 2009 yılına kadar hisse durumunun bu şekilde devam ettiği, 2009 yılında ortaklardan ... ...'nın hissesinin artarak en büyük hissedar konumuna geldiği, borcu doğuran sözleşmelerin tarihi olan 11.09.2008 tarihinde davalı şirketin 7 hissedarı olup %61 hisseyle ...’un en büyük hissedar olduğu, dava dışı şirketin ise 2 hissedarı olup %75 hisseyle ... ...’nın büyük hissedar olduğu, her iki şirkette ... ... dışında diğer ortaklar yönünden müştereklik bulunmadığı, şirket merkezlerinin aynı olmasının, tasarruf saikiyle veya başka bir saikle olabileceği, bunun şirketler arasında organik bağ olduğu anlamına gelmeyeceği, davalı şirket ve dava dışı şirketin internet sitelerinde karşılıklı olarak gurup şirketleri olduğu ilan edilmiş, şirket yetkilileri tarafından basına verilen demeçlerde de bu husus vurgulanmışsa da bu şekilde bilgilendirmenin, şirket ve bağlı grup şirketleri hakkında 3 üncü kişileri bilgilendirme amaçlı olduğu kanaatine varıldığı, Akros lmport Export Ltd.Şti.'nin orman ürünleri ithalat ve ihracatı ile faaliyet konusunun bulunduğu ve her iki şirketin faaliyet konularının benzer olmadığı, aynı sektörde iştigal etmedikleri, bu anlamda üçüncü kişiler nezdinde sanki ...
bir şirketle işlem yapılıyor algısı yaratılamayacağı, yine davalı ve dava dışı şirketler arasında mevcudu eksiltme yönünde kötü niyetli ya da dürüstlük kuralına aykırı herhangi bir işlem yapmış olduklarının tespit edilemediği, dava dışı şirketin davalı şirket ile aralarında kira faturası dışında başka bir faturalaşmanın olmadığı bu nedenle dava dışı şirketin aktiflerini davalı şirket lehine azaltıcı bir işlem yapmadığı, ayrıca davacının dava dışı şirket ile davalı şirket arasında iktisadi bütünlük olduğu, büyük kredi imkanlarının ve yüksek ödeme gücü bulunduğu kanısının yaratıldığı iddiasının sözleşme tarihinde davalı şirketin 1 yıllık bir şirket olması ve henüz 1 yıllık şirketin piyasada güvenilirliği ispatlanmamış olacağı dikkate alındığında hayatın olağan akışına aykırı olduğu, neticeten davalı şirket ile dava dışı Akros İmport Exper Ltd.
Şti. arasında dava konusu borcun doğumu tarihinde organik bağ olduğunun ispatlanamadığı ve davacı şirket ile davalı şirket arasında başkaca borç doğurucu bir sözleşme de bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davalı şirketin hakim şirket olup 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 209 uncu maddesi gereği sorumlu olduğunu, davalı ve dava dışı şirket defterlerinin bilinçli olarak sunulmadığını ve bilirkişilerin 2008 yılından davaya kadar olan süreçte yeterli defter incelemesini yapamadıklarını bu anlamda bilirkişi raporunun yetersiz olduğunu, taraf defterleri arasında karşılaştırma da yapılmadığını, ilk raporla ikinci rapor arasında çelişkiler bulunduğunu ve bunun giderilmediğini, davalı ve dava dışı şirketin aynı adreste faaliyet gösterdiklerini, hakim ortaklarının aynı kişi olduğunu, grup şirket imajı çizdiklerini bunu yayın araçları vasıtasıyla da duyurduklarını ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, tüzel kişilik perdesinin kaldırılması suretiyle alacak istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 ... maddeleri.
3. Değerlendirme
1. Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 ... maddesinde yer ... sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen İlk Derece Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
17.01.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1016889000 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz