Açığa imza
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2009/7862 E. 2011/1212 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
açığa imza↗ hisse devir sözleşmesinin iptali↗ imza sahteliği↗ infisah↗ özel denetçi↗ toplantı ve karar nisabı↗ karar nisabı↗ sahtelik↗ takipsizlik kararı↗ butlan↗ imza incelemesi↗ sözleşmenin iptali↗ malvarlığına ilişkin dava↗ aktif dava ehliyeti↗ şikayet↗ hisse devri↗ pay defteri↗ derdestlik↗ hisse devir sözleşmesi↗ anonim şirket↗ taraf ehliyeti↗ limited şirket↗ yönetim kurulu kararı↗ temsil↗ teslim↗ e-defter↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, iddialar, savunmalar, toplanan kanıtlar ve tüm dosya kapsamına göre, asıl davanın, çağrıda, nisapta ve temsilde usulsüzlük iddiasına dayalı genel kurulda alınan kararların butlan ile malul olduğunun tespiti, birleşen davanın ise, hisse devir sözleşmesinin
sahteliğinin tespiti ve iptaline ilişkin olduğu, her ne kadar sözleşmedeki imzanın sahteliği iddia edilmiş ise de, davacının asıl isteminin, şirket işleri için açığa attığı imzanın iradesi aksine kullanıldığı yönünde olduğu, birleşen davanın konusunu teşkil eden ve taraflar arasında olduğu iddia edilen hisse devir sözleşmesinin 30.06.2002 tarihli yönetim kurul kararı ile onaylandığı, yok hükmünde olduğu iddia edilen 26.07.2002 tarihli genel kurul kararı ile kabul edildiği, sözleşme aslının ele geçirilemediği, savcılık soruşturması aşamasında davalı vekiline teslim edildiğinin bildirildiği, bu vekilin davacıya verdiğini söylediği, davacının durumu kabul etmediği, beyaza imza veya açığa imza hallerinde imzanın bulunduğu belgenin iradeye aykırı doldurulduğu iddialarının yazılı olarak kanıtlanması gerektiği, davacının aynı şekilde açığa attığı imzalar kullanılarak yönetim kurul kararları alındığı iddiasıyla açtığı davanın reddine karar verildiği, yazılı belge ile ispat kural olmakla beraber, iddianın ileri sürülüş biçimi, somut olayın özellikleri ve MK'nun 2. maddesinin dikkate alınmasının gerektiği, devir sözleşmesinden önce taraflar arasındaki ilişkide uyuşmazlığın 1999 yılında başladığı, davacının bu yılda açtığı şirketin infisahının tespiti davasının derdest olduğu, aynı yıl yönetim kurulunun aldığı iki ayrı kararının iptali davasının açıldığı, 2000 yılında özel denetçi talepli davanın ikame edildiği, 1999 yılındaki ölümle tehdit suçlamasıyla yapılan şikayetin bulunduğu, yine devrin sahte olduğu yönündeki şikayetin varlığı, davalı şirketin aciz içinde bulunmadığı, malvarlığının olduğu ve hayatın olağan akışı dikkate alındığında devrin geçerli olmadığı, TTK'nun 536/2. maddesi uyarınca limitet şirketlerde temsilcilere yer verilmediği, toplantıda ortakların bizzat bulunmalarının gerektiği, asıl davada söz konusu devrin görüşüldüğü genel kurul toplantısında ortaklardan ... ve ...’nun diğer ortak davalı tarafından temsil edildiği, ortak ...’nın hazır olmamasına rağmen varmış gibi gösterildiği iddialarına karşı konulmadığı, aksinin ispatlanmadığı, toplantı ve karar nisabının olmadığı gerekçesiyle asıl ve birleşen davaların kabulüne, asıl davada 26.07.2002 tarihli genel kurul toplantısının yok sayılmasına, birleşen davada devir sözleşmesinin iptaline karar verilmiştir.
Kararı, asıl ve birleşen davaların davalıları vekili temyiz edilmiştir.
1-Asıl dava, genel kurulda alınan kararların yok olduğunun tespiti, birleşen dava ise, anonim şirket hisse devir sözleşmesinin iptaline ilişkindir.
Davacı taraf, birleşen davasında taraflar arasında düzenlenen 28.06.2002 tarihli anonim şirket hisse devir sözleşmesinin geçerli olmadığını, sözleşmenin iradesi aksine düzenlendiğini, esasen şirket işleri için imzalanan boş kağıdın sözleşmede kullanıldığını iddia etmiş, asıl davasında da bu sözleşmedeki imzanın kendisine ait olmadığını ileri sürmüştür. Yargılama sırasında sözleşmenin aslı sunulmamış, davalı taraf vekili, savcılık soruşturması sırasında davacıya verildiğini belirtmiş, davacı bunu kabul etmemiştir. Davacı taraf, öncesinde imzasının taklit edildiği iddiasıyla davalı ...hakkında suç duyurusunda bulunmuş, soruşturma aşamasında sözleşmenin aslı üzerinde imza incelemesi yaptırılmış, imzanın davacı eli ürünü olduğu tespit edilerek, davalı ...hakkında 11.08.2003 tarihli takipsizlik kararı verilmiştir. Nitekim, davacı taraf, daha sonraki aşamalarda açığa attığı imzasının kullanılarak hisse devir sözleşmesinin düzenlendiğini ileri sürmüştür. Davacının beyanı, suç duyurusu sonrası Adli Tıp Kurumu’nca sözleşme aslı üzerinde yapılan inceleme sonucu düzenlenen rapor ve tüm dosya kapsamından sözleşmedeki imzanın davacının eli ürünü olduğunun kabulü gerekir. Bu durum karşısında, davacı tarafın açığa attığı imzanın devir sözleşmesinde kullanıldığı iddiasını yazılı olarak kanıtlaması zorunludur. Davacı, davalı ...’ndan sonra asıl davanın davalısı anonim şirketin en büyük pay sahibi ortağıdır. Hisse devir sözleşmelerinde gerçek devir bedelinin sözleşmeye tam olarak yansıtılmadığı da ticari hayatta rastlanılan uygulamadır. Taraflar arasında Cumhuriyet Savcılığı'na intikal etmiş ve takipsizlik kararlarıyla sonuçlanmış şikayetlerin varlığı ile davacının açtığı diğer davalar hisse devrine engel durumlar değildir. O halde, birleşen davada davacının, açığa attığı imzasının iradesine aykırı olarak kullanıldığını yazılı olarak kanıtlaması gerektiği dikkate alınmadan yazılı gerekçe ile hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
2-Ayrıca, asıl davanın da kabulüne karar verilmiştir. Ancak, genel kurulu yok olduğu iddia edilen şirketin türü, mahkemenin kabulünün aksine, limitet olmayıp, anonimdir. Anonim şirkette ortaklar, temsilcileri vasıtasıyla da genel kurulda haklarını kullanabilirler. Hatta, yönetim kurulu üyelerini de temsilci atayabilirler. Kendi ibralarında oy kullanamayan yöneticilerin başka ortakları temsilen ibralarında oy kullanmaları da mümkündür. Esasen, asıl davalı şirketin anasözleşmesinde genel kurulda temsilen oy kullanılabileceği ve hatta diğer ortağın temsilci atanabileceği de hüküm altına alınmıştır. Öte yandan, bir ortağın genel kurula katılmadığı halde varmış gibi gösterildiği iddiasını da iddia eden taraf kanıtlamak durumundadır. Karşı tarafın bu duruma cevap vermemesi veya açıkça karşı koymaması, iddianın kabulü sonucunu doğurmayacaktır. Bu durum karşısında, asıl davanın kabulüne ilişkin gerekçeler de yerinde görülmemiştir. Asıl davalının anasözleşmesinin 7. maddesi hissedarların hisselerini satmak istedikleri takdirde bu devrin ancak yönetim kurulu teklifi ve genel kurulun kararı ile mümkün olacağı ve pay defterine yazılacağı hükmünü içermektedir. Davacı ile birleşen davalı arasında 28.062002 tarihinde yapılan hisse devir sözleşmesi yönetim kurulu tarafından onaylanmış, yokluğu istenen genel kurulda kabul edilmiştir. Ayrıca, yok olduğu ileri sürülen genel kurulda başka kararlar da alınmıştır. O halde, davacının iddiaları çerçevesinde gerektiğinde uzman bilirkişi veya bilirkişi kurulundan rapor alınıp, davacının aktif dava ehliyeti de tartışılarak ve alınan her bir karar ayrı ayrı incelenerek yok hükmünde olup olmadıkları değerlendirmeden yazılı gerekçe asıl davanın kabulüne karar verilmesi de yanlış olmuştur.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2021/376 E. 2022/4368 K.
Ortak:açığa imza · takipsizlik kararı · teslim · e-defter
İncelediğiniz karardaMahkemece, iddialar, savunmalar, toplanan kanıtlar ve tüm dosya kapsamına göre, asıl davanın, çağrıda, nisapta ve «temsilde» usulsüzlük iddiasına dayalı genel kurulda alınan kararların «butlan» ile malul olduğunun tespiti, birleşen davanın ise, «hisse devir sözleşmesinin» «sahteliğinin» tespiti ve iptaline ilişkin olduğu, her ne kadar sözleşmedeki «imzanın sahteliği» iddia edilmiş ise de, davacının asıl isteminin, şirket işleri için açığa attığı imzanın iradesi aksine kullanıldığı yönünde olduğu, birleşen davanın konusunu teşkil eden ve taraflar arasında olduğu iddia edilen hisse devir sözleşmesinin 30.06.2002 tarihli «yönetim kurul» kararı ile onaylandığı, yok hükmünde olduğu iddia edilen 26.07.2002 tarihli genel kurul kararı ile kabul edildiği, sözleşme aslının ele geçirilemediği, savcılık soruşturması aşamasında davalı vekiline «teslim» edildiğinin bildirildiği, bu vekilin davacıya verdiğini söylediği, davacının durumu kabul etmediği, beyaza imza veya «açığa imza» hallerinde imzanın bulunduğu belgenin iradeye aykırı doldurulduğu iddialarının yazılı olarak kanıtlanması gerektiği, davacının aynı şekilde açığa attığı imzalar kullanılarak yönetim kurul kararları alındığı iddiasıyla açtığı davanın reddine karar verildiği, yazılı belge ile ispat kural olmakla beraber, iddianın ileri sürülüş biçimi, somut olayın özellikleri ve MK'nun 2. maddesinin dikkate alınmasının gerektiği, devir sözleşmesinden önce taraflar arasındaki ilişkide uyuşmazlığın 1999 yılında başladığı, davacının bu yılda açtığı şirketin «infisahının» tespiti davasının «derdest» olduğu, aynı yıl yönetim kurulunun aldığı iki ayrı kararının iptali davasının açıldığı, 2000 yılında «özel denetçi» talepli davanın ikame edildiği, 1999 yılındaki ölümle tehdit suçlamasıyla yapılan «şikayetin» bulunduğu, yine devrin sahte olduğu yönündeki şikayetin varlığı, davalı şirketin aciz içinde bulunmadığı, «malvarlığının» olduğu ve hayatın olağan akışı dikkate alındığında devrin geçerli olmadığı, TTK'nun 536/2. maddesi uyarınca «limitet şirketlerde» temsilcilere yer verilmediği, toplantıda ortakların bizzat bulunmalarının gerektiği, asıl davada söz konusu devrin görüşüldüğü genel kurul toplantısında ortaklardan ... ve ...’nun diğer ortak davalı tarafından temsil edildiği, ortak ...’nın hazır olmamasına rağmen varmış gibi gösterildiği iddialarına karşı konulmadığı, aksinin ispatlanmadığı, toplantı ve karar «nisabının» olmadığı gerekçesiyle asıl ve birleşen davaların kabulüne, asıl davada 26.07.2002 tarihli genel kurul toplantısının yok sayılmasına, birleşen davada devir «sözleşmesinin iptaline» karar verilmiştir.
Davacı taraf, öncesinde imzasının taklit edildiği iddiasıyla davalı ...hakkında suç duyurusunda bulunmuş, soruşturma aşamasında sözleşmenin aslı üzerinde «imza incelemesi» yaptırılmış, imzanın davacı eli ürünü olduğu tespit edilerek, davalı ...hakkında 11.08.2003 tarihli «takipsizlik» kararı verilmiştir.
Taraflar arasında Cumhuriyet Savcılığı'na intikal etmiş ve «takipsizlik» kararlarıyla sonuçlanmış «şikayetlerin» varlığı ile davacının açtığı diğer davalar «hisse devrine» engel durumlar değildir.
Benzer bu karardaİlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama ve toplanan delillere göre davacı «bononun» «teminat» amaçlı verildiği, bedelinin yazılı olmadığı, «açığa imza» atmış olduğunu iddia ettiği, 6102 sayılı T.T.K.' nun 778/2 -f ve 680. maddeleri uyarınca, «açığa bono» düzenlenmesi mümkün olup, bononun anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğunu iddia eden davacı «keşidecinin», bu iddiasını «yazılı delil» ile ispatlaması gerektiği, somut olayda davalı davacıya verdiği borç paralara karşılık zaman zaman kendisine yapılan mal «teslimleriyle» ödeme yapıldığını kabul etmekle birlikte davacının bu süreçte borç para almaya da devam ettiği ve takip konusu bononun da «cari hesap» sonucu çıkan borca karşılık ödeme amaçlı tanzim edilerek verildiğini beyan ettiği, «bono kambiyo senedi» olmakla «sebepten mücerret» olduğundan, «hamil» olan davalının bu bononun düzenlenmesine neden olan hukuki ilişkiyi ve ne kadar borç para verdiğini ispat etme zorunluluğu bulunmadığı, eldeki davada açığa imza attığını iddia eden davacının bu konuda «tanık deliline» dayansa da karşı tarafın rızasının bulunmaması ve senede karşı «yazılı delille ispat» kuralı gereğince tanık deliline başvurulmadığı, olayla ilgili açılan soruşturma dosyasında da «takipsizlik» kararı verildiğinin anlaşıldığı,davacının davasını ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Taraflar arasında «temel ilişki» olduğu dosya içeriğinden anlaşılmaktadır.İspat yükü davacıda olmakla beraber davalı «defterleri» üzerinde de inceleme yapılmak suretiyle senet keşide tarihinden sonra davacı tarafından gerek mal «teslimi» gerekse nakit ödeme varsa tüm bunların hesaplanarak sübut olan ödemeler üzerinden davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken davanın tamamen reddi doğru olmamış hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:açığa bono · bono/kambiyo senedi · senetle ispat kuralı · sebepten mücerretlik · tanık delili · senetle ispat · temel ilişki · yazılı delille ispat
Benzer bu karardaİlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama ve toplanan delillere göre davacı «bononun» «teminat» amaçlı verildiği, bedelinin yazılı olmadığı, «açığa imza» atmış olduğunu iddia ettiği, 6102 sayılı T.T.K.' nun 778/2 -f ve 680. maddeleri uyarınca, «açığa bono» düzenlenmesi mümkün olup, bononun anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğunu iddia eden davacı «keşidecinin», bu iddiasını «yazılı delil» ile ispatlaması gerektiği, somut olayda davalı davacıya verdiği borç paralara karşılık zaman zaman kendisine yapılan mal «teslimleriyle» ödeme yapıldığını kabul etmekle birlikte davacının bu süreçte borç para almaya da devam ettiği ve takip konusu bononun da «cari hesap» sonucu çıkan borca karşılık ödeme amaçlı tanzim edilerek verildiğini beyan ettiği, «bono kambiyo senedi» olmakla «sebepten mücerret» olduğundan, «hamil» olan davalının bu bononun düzenlenmesine neden olan hukuki ilişkiyi ve ne kadar borç para verdiğini ispat etme zorunluluğu bulunmadığı, eldeki davada açığa imza attığını iddia eden davacının bu konuda «tanık deliline» dayansa da karşı tarafın rızasının bulunmaması ve senede karşı «yazılı delille ispat» kuralı gereğince tanık deliline başvurulmadığı, olayla ilgili açılan soruşturma dosyasında da «takipsizlik» kararı verildiğinin anlaşıldığı,davacının davasını ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince «senetle ispat kuralı» gereği «kambiyo senedinin» «bedelsiz» olduğu iddiasının «kesin» delillerle ispat edilmesi gerektiği, davacı taraf kambiyo senedinin boş olarak verildiğini, davalı tarafından anlaşmaya aykırı olarak doldurulup icraya konulduğu senetle ispat kuralı gereği kesin delille ispat etmek zorunda olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Taraflar arasında «temel ilişki» olduğu dosya içeriğinden anlaşılmaktadır.İspat yükü davacıda olmakla beraber davalı «defterleri» üzerinde de inceleme yapılmak suretiyle senet keşide tarihinden sonra davacı tarafından gerek mal «teslimi» gerekse nakit ödeme varsa tüm bunların hesaplanarak sübut olan ödemeler üzerinden davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken davanın tamamen reddi doğru olmamış hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/18844 E. 2015/13163 K.
Ortak:açığa imza · hisse devri · hisse devir sözleşmesi
İncelediğiniz karardaMahkemece, iddialar, savunmalar, toplanan kanıtlar ve tüm dosya kapsamına göre, asıl davanın, çağrıda, nisapta ve «temsilde» usulsüzlük iddiasına dayalı genel kurulda alınan kararların «butlan» ile malul olduğunun tespiti, birleşen davanın ise, «hisse devir sözleşmesinin» «sahteliğinin» tespiti ve iptaline ilişkin olduğu, her ne kadar sözleşmedeki «imzanın sahteliği» iddia edilmiş ise de, davacının asıl isteminin, şirket işleri için açığa attığı imzanın iradesi aksine kullanıldığı yönünde olduğu, birleşen davanın konusunu teşkil eden ve taraflar arasında olduğu iddia edilen hisse devir sözleşmesinin 30.06.2002 tarihli «yönetim kurul» kararı ile onaylandığı, yok hükmünde olduğu iddia edilen 26.07.2002 tarihli genel kurul kararı ile kabul edildiği, sözleşme aslının ele geçirilemediği, savcılık soruşturması aşamasında davalı vekiline «teslim» edildiğinin bildirildiği, bu vekilin davacıya verdiğini söylediği, davacının durumu kabul etmediği, beyaza imza veya «açığa imza» hallerinde imzanın bulunduğu belgenin iradeye aykırı doldurulduğu iddialarının yazılı olarak kanıtlanması gerektiği, davacının aynı şekilde açığa attığı imzalar kullanılarak yönetim kurul kararları alındığı iddiasıyla açtığı davanın reddine karar verildiği, yazılı belge ile ispat kural olmakla beraber, iddianın ileri sürülüş biçimi, somut olayın özellikleri ve MK'nun 2. maddesinin dikkate alınmasının gerektiği, devir sözleşmesinden önce taraflar arasındaki ilişkide uyuşmazlığın 1999 yılında başladığı, davacının bu yılda açtığı şirketin «infisahının» tespiti davasının «derdest» olduğu, aynı yıl yönetim kurulunun aldığı iki ayrı kararının iptali davasının açıldığı, 2000 yılında «özel denetçi» talepli davanın ikame edildiği, 1999 yılındaki ölümle tehdit suçlamasıyla yapılan «şikayetin» bulunduğu, yine devrin sahte olduğu yönündeki şikayetin varlığı, davalı şirketin aciz içinde bulunmadığı, «malvarlığının» olduğu ve hayatın olağan akışı dikkate alındığında devrin geçerli olmadığı, TTK'nun 536/2. maddesi uyarınca «limitet şirketlerde» temsilcilere yer verilmediği, toplantıda ortakların bizzat bulunmalarının gerektiği, asıl davada söz konusu devrin görüşüldüğü genel kurul toplantısında ortaklardan ... ve ...’nun diğer ortak davalı tarafından temsil edildiği, ortak ...’nın hazır olmamasına rağmen varmış gibi gösterildiği iddialarına karşı konulmadığı, aksinin ispatlanmadığı, toplantı ve karar «nisabının» olmadığı gerekçesiyle asıl ve birleşen davaların kabulüne, asıl davada 26.07.2002 tarihli genel kurul toplantısının yok sayılmasına, birleşen davada devir «sözleşmesinin iptaline» karar verilmiştir.
1-Asıl dava, genel kurulda alınan kararların yok olduğunun tespiti, birleşen dava ise, «anonim şirket» «hisse devir sözleşmesinin iptaline» ilişkindir.
Davacı taraf, birleşen davasında taraflar arasında düzenlenen 28.06.2002 tarihli «anonim şirket» «hisse devir sözleşmesinin» geçerli olmadığını, sözleşmenin iradesi aksine düzenlendiğini, esasen şirket işleri için imzalanan boş kağıdın sözleşmede kullanıldığını iddia etmiş, asıl davasında da bu sözleşmedeki imzanın kendisine ait olmadığını ileri sürmüştür.
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, davacı hakkında «açığa imzanın» kötüye kullanılması suçundan ceza davası açıldığı, beraat kararının 15 CD ilamı ile bozulduğu, bozma ilamına uyulması sonucu açığa imzanın kötüye kullanılması eyleminin kesinleştiği, bundan sonraki temyiz denetiminin sübuta ilişkin olmadığı, bu nedenle ceza mahkemesi tarafından verilen mahkumiyet kararının kesinleşmesinin beklenmediği, davacıya verilen imzalı boş kağıdın «hisse devir sözleşmesi» olarak tanzim edildiği, iddia edilen «hisse devrinin» gerçekleşmediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2018/864 E. 2019/6424 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:maddi tazminat · ibraz
Benzer bu karardaMahkemece, davanın kısmen kabulü ile, 18.000,00 TL «maddi tazminat» ile 8.000,00 TL manevi tazminatın 12/05/2009 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline dair verilen kararın davalı vekilince temyizi üzerine karar Dairemizce bozulmuştur.
Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebepler ile Dairemiz bozma ilamında yer verilen 13/01/2009 tarihli “Muvafakatname” başlıklı belgenin aslının davalı tarafça «ibraz» edildiğinin ve incelendiğinin anlaşılmış olmasına göre davacı vekilinin HUMK 440. maddesinde sayılan hallerden hiçbirisini ihtiva etmeyen karar düzeltme isteminin reddi gerekmiştir.
1 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/3271 E. 2015/1617 K.
Ortak:sahtelik
İncelediğiniz karardaMahkemece, iddialar, savunmalar, toplanan kanıtlar ve tüm dosya kapsamına göre, asıl davanın, çağrıda, nisapta ve «temsilde» usulsüzlük iddiasına dayalı genel kurulda alınan kararların «butlan» ile malul olduğunun tespiti, birleşen davanın ise, «hisse devir sözleşmesinin» «sahteliğinin» tespiti ve iptaline ilişkin olduğu, her ne kadar sözleşmedeki «imzanın sahteliği» iddia edilmiş ise de, davacının asıl isteminin, şirket işleri için açığa attığı imzanın iradesi aksine kullanıldığı yönünde olduğu, birleşen davanın konusunu teşkil eden ve taraflar arasında olduğu iddia edilen hisse devir sözleşmesinin 30.06.2002 tarihli «yönetim kurul» kararı ile onaylandığı, yok hükmünde olduğu iddia edilen 26.07.2002 tarihli genel kurul kararı ile kabul edildiği, sözleşme aslının ele geçirilemediği, savcılık soruşturması aşamasında davalı vekiline «teslim» edildiğinin bildirildiği, bu vekilin davacıya verdiğini söylediği, davacının durumu kabul etmediği, beyaza imza veya «açığa imza» hallerinde imzanın bulunduğu belgenin iradeye aykırı doldurulduğu iddialarının yazılı olarak kanıtlanması gerektiği, davacının aynı şekilde açığa attığı imzalar kullanılarak yönetim kurul kararları alındığı iddiasıyla açtığı davanın reddine karar verildiği, yazılı belge ile ispat kural olmakla beraber, iddianın ileri sürülüş biçimi, somut olayın özellikleri ve MK'nun 2. maddesinin dikkate alınmasının gerektiği, devir sözleşmesinden önce taraflar arasındaki ilişkide uyuşmazlığın 1999 yılında başladığı, davacının bu yılda açtığı şirketin «infisahının» tespiti davasının «derdest» olduğu, aynı yıl yönetim kurulunun aldığı iki ayrı kararının iptali davasının açıldığı, 2000 yılında «özel denetçi» talepli davanın ikame edildiği, 1999 yılındaki ölümle tehdit suçlamasıyla yapılan «şikayetin» bulunduğu, yine devrin sahte olduğu yönündeki şikayetin varlığı, davalı şirketin aciz içinde bulunmadığı, «malvarlığının» olduğu ve hayatın olağan akışı dikkate alındığında devrin geçerli olmadığı, TTK'nun 536/2. maddesi uyarınca «limitet şirketlerde» temsilcilere yer verilmediği, toplantıda ortakların bizzat bulunmalarının gerektiği, asıl davada söz konusu devrin görüşüldüğü genel kurul toplantısında ortaklardan ... ve ...’nun diğer ortak davalı tarafından temsil edildiği, ortak ...’nın hazır olmamasına rağmen varmış gibi gösterildiği iddialarına karşı konulmadığı, aksinin ispatlanmadığı, toplantı ve karar «nisabının» olmadığı gerekçesiyle asıl ve birleşen davaların kabulüne, asıl davada 26.07.2002 tarihli genel kurul toplantısının yok sayılmasına, birleşen davada devir «sözleşmesinin iptaline» karar verilmiştir.
Benzer bu karardaDavacı taraf, bankada bulunan hesaplarından 11.04.2012 tarihinde bilgi ve talimatları olmadan, «sahte imza» ile düzenlenmiş talimatlarla ödeme yapıldığını ileri sürerek işbu davayı açtığı halde, mahkemece davacı vekilinin «sahtelik iddiası» üzerinde durulmadan, talimatlarda bulunan imzaların davacı şirket yetkilisinin eli ürünü olup olmadığı incelenmeden karar verilmesi doğru olmamıştır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:sahtelik iddiası · sahte imza · delillerin toplanmaması · sahtecilik · eksik inceleme
Benzer bu karardaBu itibarla, mahkemece talimatlarda geçen imzaların davacı şirket yetkilisinin eli ürünü olup olmadığı incelenerek, tarafların «sahtecilik» iddiasına ilişkin «delilleri toplanarak» bir karar verilmesi gerekirken, «eksik inceleme» ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Davacı taraf, bankada bulunan hesaplarından 11.04.2012 tarihinde bilgi ve talimatları olmadan, «sahte imza» ile düzenlenmiş talimatlarla ödeme yapıldığını ileri sürerek işbu davayı açtığı halde, mahkemece davacı vekilinin «sahtelik iddiası» üzerinde durulmadan, talimatlarda bulunan imzaların davacı şirket yetkilisinin eli ürünü olup olmadığı incelenmeden karar verilmesi doğru olmamıştır.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2009/7862 E. , 2011/1212 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasında görülen davada Eskişehir Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 15.04.2009 tarih ve 2002/601 - 2009/157 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi asıl ve birleşen dava davalıları vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı, asıl davasında; davalı şirkette %25 oranında nama yazılı hissesinin olduğunu, Davalının çoğunluk hissedarı ortağı ile aralarında 3 yıldan beri geçimsizlik bulunduğunu, açtığı bir çok davanın devam ettiğini, bu ortağın kendi imzasını taklit ederek payını kendisine satmış gibi işlem yaparak 26.07.2002 tarihli genel kurulda bu devrin onaylanmasını sağladığını, anılan genel kurulda çağrı usulüne uyulmadığını, denetçi raporunun olmadığını, nama yazılı hissedarlara taahhütlü mektupla çağrı yapılmadığını, adresinin hayali bir adres olarak gösterildiğini, çoğunluk sahibi ortağın bir çok usulsüzlüğünün bulunduğunu ileri sürerek, 26.07.2002 tarihli genel kurul toplantısının yok sayılmasına, birleşen davasında da;
davalının imzasını iradesi dışında kullanarak yok pahasına dava dışı şirketteki %25 payını kendisine devir etmiş gibi sözleşme hazırladığını, bunu da genel kurulda onaylattığını, 4-5 trilyon değerindeki şirketteki hissenin, üstelik kullandığı kredilere 1.5 trilyonluk kefaleti olduğu halde 3.750.000.000.-TL’ye satışının hayatın olağan akışına aykırı bulunduğunu, ayrıca aralarında husumetin derecesi ve davalar düşünüldüğünde böyle bir satım yapılmasının imkansız olduğunu, önceden boş olarak imzalanan ve kasada bulunan kağıtların kullanılmış olabileceğini, satışta hilenin ve gabinin bulunduğunun açık olduğunu ileri sürerek, 28.06.2002 tarihli satış sözleşmesinin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir:
Davalılar vekili, hisse devir sözleşmesindeki imzanın davacıya ait olduğunun ortaya çıktığını savunarak, asıl ve birleşen davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, iddialar, savunmalar, toplanan kanıtlar ve tüm dosya kapsamına göre, asıl davanın, çağrıda, nisapta ve temsilde usulsüzlük iddiasına dayalı genel kurulda alınan kararların butlan ile malul olduğunun tespiti, birleşen davanın ise, hisse devir sözleşmesinin
sahteliğinin tespiti ve iptaline ilişkin olduğu, her ne kadar sözleşmedeki imzanın sahteliği iddia edilmiş ise de, davacının asıl isteminin, şirket işleri için açığa attığı imzanın iradesi aksine kullanıldığı yönünde olduğu, birleşen davanın konusunu teşkil eden ve taraflar arasında olduğu iddia edilen hisse devir sözleşmesinin 30.06.2002 tarihli yönetim kurul kararı ile onaylandığı, yok hükmünde olduğu iddia edilen 26.07.2002 tarihli genel kurul kararı ile kabul edildiği, sözleşme aslının ele geçirilemediği, savcılık soruşturması aşamasında davalı vekiline teslim edildiğinin bildirildiği, bu vekilin davacıya verdiğini söylediği, davacının durumu kabul etmediği, beyaza imza veya açığa imza hallerinde imzanın bulunduğu belgenin iradeye aykırı doldurulduğu iddialarının yazılı olarak kanıtlanması gerektiği, davacının aynı şekilde açığa attığı imzalar kullanılarak yönetim kurul kararları alındığı iddiasıyla açtığı davanın reddine karar verildiği, yazılı belge ile ispat kural olmakla beraber, iddianın ileri sürülüş biçimi, somut olayın özellikleri ve MK'nun 2.
maddesinin dikkate alınmasının gerektiği, devir sözleşmesinden önce taraflar arasındaki ilişkide uyuşmazlığın 1999 yılında başladığı, davacının bu yılda açtığı şirketin infisahının tespiti davasının derdest olduğu, aynı yıl yönetim kurulunun aldığı iki ayrı kararının iptali davasının açıldığı, 2000 yılında özel denetçi talepli davanın ikame edildiği, 1999 yılındaki ölümle tehdit suçlamasıyla yapılan şikayetin bulunduğu, yine devrin sahte olduğu yönündeki şikayetin varlığı, davalı şirketin aciz içinde bulunmadığı, malvarlığının olduğu ve hayatın olağan akışı dikkate alındığında devrin geçerli olmadığı, TTK'nun 536/2. maddesi uyarınca limitet şirketlerde temsilcilere yer verilmediği, toplantıda ortakların bizzat bulunmalarının gerektiği, asıl davada söz konusu devrin görüşüldüğü genel kurul toplantısında ortaklardan ...
ve ...’nun diğer ortak davalı tarafından temsil edildiği, ortak ...’nın hazır olmamasına rağmen varmış gibi gösterildiği iddialarına karşı konulmadığı, aksinin ispatlanmadığı, toplantı ve karar nisabının olmadığı gerekçesiyle asıl ve birleşen davaların kabulüne, asıl davada 26.07.2002 tarihli genel kurul toplantısının yok sayılmasına, birleşen davada devir sözleşmesinin iptaline karar verilmiştir.
Kararı, asıl ve birleşen davaların davalıları vekili temyiz edilmiştir.
1-Asıl dava, genel kurulda alınan kararların yok olduğunun tespiti, birleşen dava ise, anonim şirket hisse devir sözleşmesinin iptaline ilişkindir.
Davacı taraf, birleşen davasında taraflar arasında düzenlenen 28.06.2002 tarihli anonim şirket hisse devir sözleşmesinin geçerli olmadığını, sözleşmenin iradesi aksine düzenlendiğini, esasen şirket işleri için imzalanan boş kağıdın sözleşmede kullanıldığını iddia etmiş, asıl davasında da bu sözleşmedeki imzanın kendisine ait olmadığını ileri sürmüştür. Yargılama sırasında sözleşmenin aslı sunulmamış, davalı taraf vekili, savcılık soruşturması sırasında davacıya verildiğini belirtmiş, davacı bunu kabul etmemiştir. Davacı taraf, öncesinde imzasının taklit edildiği iddiasıyla davalı ...hakkında suç duyurusunda bulunmuş, soruşturma aşamasında sözleşmenin aslı üzerinde imza incelemesi yaptırılmış, imzanın davacı eli ürünü olduğu tespit edilerek, davalı ...hakkında 11.08.2003 tarihli takipsizlik kararı verilmiştir.
Nitekim, davacı taraf, daha sonraki aşamalarda açığa attığı imzasının kullanılarak hisse devir sözleşmesinin düzenlendiğini ileri sürmüştür. Davacının beyanı, suç duyurusu sonrası Adli Tıp Kurumu’nca sözleşme aslı üzerinde yapılan inceleme sonucu düzenlenen rapor ve tüm dosya kapsamından sözleşmedeki imzanın davacının eli ürünü olduğunun kabulü gerekir. Bu durum karşısında, davacı tarafın açığa attığı imzanın devir sözleşmesinde kullanıldığı iddiasını yazılı olarak kanıtlaması zorunludur. Davacı, davalı ...’ndan sonra asıl davanın davalısı anonim şirketin en büyük pay sahibi ortağıdır. Hisse devir sözleşmelerinde gerçek devir bedelinin sözleşmeye tam olarak yansıtılmadığı da ticari hayatta rastlanılan uygulamadır.
Taraflar arasında Cumhuriyet Savcılığı'na intikal etmiş ve takipsizlik kararlarıyla sonuçlanmış şikayetlerin varlığı ile davacının açtığı diğer davalar hisse devrine engel durumlar değildir. O halde, birleşen davada davacının, açığa attığı imzasının iradesine aykırı olarak kullanıldığını yazılı olarak kanıtlaması gerektiği dikkate alınmadan yazılı gerekçe ile hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
2-Ayrıca, asıl davanın da kabulüne karar verilmiştir. Ancak, genel kurulu yok olduğu iddia edilen şirketin türü, mahkemenin kabulünün aksine, limitet olmayıp, anonimdir. Anonim şirkette ortaklar, temsilcileri vasıtasıyla da genel kurulda haklarını kullanabilirler. Hatta, yönetim kurulu üyelerini de temsilci atayabilirler. Kendi ibralarında oy kullanamayan yöneticilerin başka ortakları temsilen ibralarında oy kullanmaları da mümkündür. Esasen, asıl davalı şirketin anasözleşmesinde genel kurulda temsilen oy kullanılabileceği ve hatta diğer ortağın temsilci atanabileceği de hüküm altına alınmıştır. Öte yandan, bir ortağın genel kurula katılmadığı halde varmış gibi gösterildiği iddiasını da iddia eden taraf kanıtlamak durumundadır.
Karşı tarafın bu duruma cevap vermemesi veya açıkça karşı koymaması, iddianın kabulü sonucunu doğurmayacaktır. Bu durum karşısında, asıl davanın kabulüne ilişkin gerekçeler de yerinde görülmemiştir. Asıl davalının anasözleşmesinin 7. maddesi hissedarların hisselerini satmak istedikleri takdirde bu devrin ancak yönetim kurulu teklifi ve genel kurulun kararı ile mümkün olacağı ve pay defterine yazılacağı hükmünü içermektedir. Davacı ile birleşen davalı arasında 28.062002 tarihinde yapılan hisse devir sözleşmesi yönetim kurulu tarafından onaylanmış, yokluğu istenen genel kurulda kabul edilmiştir. Ayrıca, yok olduğu ileri sürülen genel kurulda başka kararlar da alınmıştır. O halde, davacının iddiaları çerçevesinde gerektiğinde uzman bilirkişi veya bilirkişi kurulundan rapor alınıp, davacının aktif dava ehliyeti de tartışılarak ve alınan her bir karar ayrı ayrı incelenerek yok hükmünde olup olmadıkları değerlendirmeden yazılı gerekçe asıl davanın kabulüne karar verilmesi de yanlış olmuştur.
SONUÇ
Yukarıda (1) ve (2) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle asıl ve birleşen davaların davalıları vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalılar yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 07.02.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1014283100 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz