6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Tazminat

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2009/6915 E. 2011/499 K. ·

BozulduKesinlik belirsiz

★ Emsal

Mahkemenin nitelemesi: Ticari şirketler

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
kredi sigortası iyiniyet ipotek denetime elverişlilik kefalet olumsuz oy uyuşmazlık konusu yetkisizlik kararı eksik inceleme teminat temsil kesin hüküm

Atıf yapılan mevzuat: BK — BK 528 · TTK — TTK 320TTK 341

Gerekçe

Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).

Mahkemece, iddia, savunmalar, toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, TTK'nun 341. maddesindeki koşulların sağlandığı, fon krediler müdürü davalı aleyhine açılan davada da davacıyı temsilen vekaletnamenin sunulduğu, davalılar hakkındaki suç duyurusu sonucu başlatılan soruşturmanın 4616 sayılı Yasa uyarınca ertelendiği, halen ceza davası bulunmadığı, davacının kredi verilmesi işlemi tarihi itibariyle bankacılık yapmak üzere kurulan KİT niteliğinde olduğu, davalılar ile hizmet ilişkisinde bulunduğu, Fon Kredileri Müdürlüğü’nün 20.10.1998 tarihli ‘Genel Müdürlük Karar ve Onayına arz’ ibareli yazısında kredinin belirlenen taşınmazlar üzerinde 3.000.000 DEM’lik ipotek tesisi, şirket ortaklarının kefaleti ve sermayenin en az 506.300.000.-TL artırılması koşulu ile kullandırıl- ması hususlarının yer aldığı ve yönetim kurulunca kredinin bu koşullarda kullandırılmasının 22.10.1998 tarih ve 36 numaralı toplantıda uygun bulunduğu, bu kredinin uluslararası bir fon (Trilaco Fonu) kapsamında T.C. Hazine Müsteşarlığı, Alman KFW Bank ve davacı

gözetim ve denetiminde kullandırıldığı, kredi kullanım sürecinde şirketin dönemin Devlet Bakanını bilgilendirerek süre tanınması konusunda talepte bulunduğu, sermaye artışı, teminat ve sözleşme işlemlerinin tamamlanması sonucu kredinin verildiği, kredi teminatı taşınmazın değerinin yerinde olup olmadığının yönetim kurulunun takdir yetkisinde olduğu, kredi teminatının kur üzerinden belirlendiği, dönem faizlerinin ödenmemesi sonucu dava dışı borçlunun ek süre taleplerinin kabulünün alacağın tasfiyesini hedefleyen iyiniyetli ve bankacılık uygulamasında sıklıkla başvurulan davranış olduğu, istihbarat ve mali tahlil raporlarında kredi talebinin onaylanmaması yönünde açık görüş bulunmadığı, şube görüşünün de aynı olduğu, davalı fon müdürünün kredi verilmesi kararında imzasının bulunmadığı, her ne kadar kredi verilmesine dair önergede imzası mevcutsa da bunun görüş iletmekle sınırlı olduğu, karar alma yetkisinin yönetim kurulunda bulunduğu, esasen görüşlerinin de bankacılık uygulamaları dikkate alındığında mutlak yanlışlıklar içermediği, diğer davalılar bakımında da yöneticilerin kararlarını sunulan verilere göre verdikleri, istihbarat ve tahlil raporlarında net ve kesin olumsuz görüşler bulunmadığı, bu raporların titiz hazırlandığı, bu davalıların sıfır riskle karar vermelerinin beklenemeyeceği, işin doğasının risk barındırdığı, hızlı karar vermeleri, inisiyatif kullanmaları gerektiği, her ne kadar davalılar bir kısım eylemleri ile davacının kaynaklarında donuklaşmaya neden olmuşlar ise de bu durumun salt davalı eylemlerinden kaynaklanmadığı, 1994 yılı ve sonrası ekonomik kriz ve diğer gelişmelerinde neden olduğu, bu eylemler ticari bakımdan doğru eylemler değil ise de TTK'nun 320, 336, BK'nun 528 ve 1. maddeleri bakımından sorumluluk doğurmayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

Dava, davacı bankanın eski yöneticileri ile kredi müdürü olan davalıların dava dışı firmaya usulsüz kredi kullandırarak zarara neden oldukları iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir.

Uyuşmazlık konusu olayda bilirkişi raporuna Itibar edilerek yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir. Ancak, hükme esas alınan bu rapor karar vermeye yeterli bulunmadığı gibi, denetime de elverişli değildir. Davacı vekili, özellikle dava dışı kredi kullanan firmaya ilişkin mahalli şubenin düzenlediği ekonomik, mali ve teknik değerlendirme raporunda bir çok olumsuzluklara rağmen ve üstelik yeterli teminat da alınmadan davalıların kredi kullanımına onay verdiklerini, ayrıca kredinin onaylanması aşamasından sonra dava dışı kredi kullanıcısının başka bankalardan aldığı yüksek montanlı kredilerin devre faizlerini kapatacağı, hakkında takip başlatıldığı gibi dava dilekçesinde detaylı olarak açıklanan olumsuzlukların yine mahalli şube tarafından bildirilmesine rağmen kredinin ödemesinin yapıldığını ve gerekli tedbirlerin alınmaması nedeniyle müvekkili bankanın zararının doğduğunu ileri sürmüştür. Ancak, gerek asıl gerekse ek raporda yeterli teminat alınmaması, sigorta yaptırılması ve kredinin tahsis aşamasından sonraki davacı iddiaları gerektiği gibi incelenmemiştir. Özellikle kredinin teminatı olarak üzerinde ipotek tesis edilen taşınmazların değerinin davalılarca nasıl değerlendirilmesi gerektiği, taşınmaz- ların bu haliyle yeterli teminat teşkil edip etmeyeceği hususu üzerinde durulmamıştır. Mahalli şubenin yaptırdığı ekspertiz sonucunda düzenlenen raporda taşınmazların değeri, üzerinde yapılacak tesis projesi esas alındığında farklı, proje dikkate alınmadan hali hazır

durumuyla farklı olarak belirlenmiştir. Oysa, dava dışı kredi kullanan firmanın yaptırdığı ekspertiz incelemesi sonucu düzenlenen raporda ise, yakın tarihli olmasına rağmen taşınmazların değeri daha yüksek olarak tespit edilmiştir. Bilirkişi raporunda mahalli şubece yaptırılan ekspertiz incelemesi sonucu düzenlenen raporda değere ilişkin alternatifli incelemenin hangisine itibar edilmesi gerektiği, dava dışı kredi kullananın firmanın yaptırdığı ekspertiz raporuyla farklı oluşu, hangi değeriyle teminat kabul edilmesi gerektiği ve bu haliyle taşınmazların kredinin yeterli teminatı oluşturup oluşturmayacağı yönleri hiç değerlendirilmemiştir. Ayrıca, kredi sigortasıyla ilgili sonradan meydana gelen değişiklikle ilgili olarak yabancı şirketin yabancı dille yazılmış belgelerinin tercümesi yaptırılarak bu bakımdan da davalıların bir kusurunun olup olmadığı hususu üzerinde durulmamıştır. Öte yandan, kredi tahsisi sonrasındaki aşamalarda davalılara yönelik davacı iddiaları da raporda karşılanmış değildir.

Bu durum karşısında, kredinin sigorta ettirilmesine ilişkin dosyadaki yabancı dilde düzenlenmiş belgelerin tercümesi yaptırılıp, yukarıda açıklanan hususlar da dikkate alınarak, yeniden uzman bilirkişi kurulu oluşturulup, tarafların iddia ve savunmalarını birer birer karşılayan, dosya kapsamına uygun ve denetime açık rapor alınması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile eksik incelemeye dayalı hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.

Benzer Kararlar

Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.

  • Alacak

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/7490 E. 2013/11638 K.

    Sonuç: 🔶 iki emsal

  • Alacak

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/8796 E. 2010/8216 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

  • Alacak

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/11269 E. 2018/3819 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

11. Hukuk Dairesi         2009/6915 E.  ,  2011/499 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ Ticaret Mahkemesi

Taraflar arasında görülen davada Ankara 2.Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 04.03.2009 tarih ve 2006/255 - 2009/97 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili, davalıların usulsüz kredi kullandırmak suretiyle müvekkilini zarara uğrattıklarını ileri sürerek, 1.253.280.49 YTL’nın faiziyle tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalılar vekilleri, kullandırılan kredide bir usulsüzlüğün olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunmalar, toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, TTK'nun 341. maddesindeki koşulların sağlandığı, fon krediler müdürü davalı aleyhine açılan davada da davacıyı temsilen vekaletnamenin sunulduğu, davalılar hakkındaki suç duyurusu sonucu başlatılan soruşturmanın 4616 sayılı Yasa uyarınca ertelendiği, halen ceza davası bulunmadığı, davacının kredi verilmesi işlemi tarihi itibariyle bankacılık yapmak üzere kurulan KİT niteliğinde olduğu, davalılar ile hizmet ilişkisinde bulunduğu, Fon Kredileri Müdürlüğü’nün 20.10.1998 tarihli ‘Genel Müdürlük Karar ve Onayına arz’ ibareli yazısında kredinin belirlenen taşınmazlar üzerinde 3.000.000 DEM’lik ipotek tesisi, şirket ortaklarının kefaleti ve sermayenin en az 506.300.000.-TL artırılması koşulu ile kullandırıl- ması hususlarının yer aldığı ve yönetim kurulunca kredinin bu koşullarda kullandırılmasının 22.10.1998 tarih ve 36 numaralı toplantıda uygun bulunduğu, bu kredinin uluslararası bir fon (Trilaco Fonu) kapsamında T.C.

Hazine Müsteşarlığı, Alman KFW Bank ve davacı

gözetim ve denetiminde kullandırıldığı, kredi kullanım sürecinde şirketin dönemin Devlet Bakanını bilgilendirerek süre tanınması konusunda talepte bulunduğu, sermaye artışı, teminat ve sözleşme işlemlerinin tamamlanması sonucu kredinin verildiği, kredi teminatı taşınmazın değerinin yerinde olup olmadığının yönetim kurulunun takdir yetkisinde olduğu, kredi teminatının kur üzerinden belirlendiği, dönem faizlerinin ödenmemesi sonucu dava dışı borçlunun ek süre taleplerinin kabulünün alacağın tasfiyesini hedefleyen iyiniyetli ve bankacılık uygulamasında sıklıkla başvurulan davranış olduğu, istihbarat ve mali tahlil raporlarında kredi talebinin onaylanmaması yönünde açık görüş bulunmadığı, şube görüşünün de aynı olduğu, davalı fon müdürünün kredi verilmesi kararında imzasının bulunmadığı, her ne kadar kredi verilmesine dair önergede imzası mevcutsa da bunun görüş iletmekle sınırlı olduğu, karar alma yetkisinin yönetim kurulunda bulunduğu, esasen görüşlerinin de bankacılık uygulamaları dikkate alındığında mutlak yanlışlıklar içermediği, diğer davalılar bakımında da yöneticilerin kararlarını sunulan verilere göre verdikleri, istihbarat ve tahlil raporlarında net ve kesin olumsuz görüşler bulunmadığı, bu raporların titiz hazırlandığı, bu davalıların sıfır riskle karar vermelerinin beklenemeyeceği, işin doğasının risk barındırdığı, hızlı karar vermeleri, inisiyatif kullanmaları gerektiği, her ne kadar davalılar bir kısım eylemleri ile davacının kaynaklarında donuklaşmaya neden olmuşlar ise de bu durumun salt davalı eylemlerinden kaynaklanmadığı, 1994 yılı ve sonrası ekonomik kriz ve diğer gelişmelerinde neden olduğu, bu eylemler ticari bakımdan doğru eylemler değil ise de TTK'nun 320, 336, BK'nun 528 ve 1.

maddeleri bakımından sorumluluk doğurmayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

Dava, davacı bankanın eski yöneticileri ile kredi müdürü olan davalıların dava dışı firmaya usulsüz kredi kullandırarak zarara neden oldukları iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir.

Uyuşmazlık konusu olayda bilirkişi raporuna Itibar edilerek yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir. Ancak, hükme esas alınan bu rapor karar vermeye yeterli bulunmadığı gibi, denetime de elverişli değildir. Davacı vekili, özellikle dava dışı kredi kullanan firmaya ilişkin mahalli şubenin düzenlediği ekonomik, mali ve teknik değerlendirme raporunda bir çok olumsuzluklara rağmen ve üstelik yeterli teminat da alınmadan davalıların kredi kullanımına onay verdiklerini, ayrıca kredinin onaylanması aşamasından sonra dava dışı kredi kullanıcısının başka bankalardan aldığı yüksek montanlı kredilerin devre faizlerini kapatacağı, hakkında takip başlatıldığı gibi dava dilekçesinde detaylı olarak açıklanan olumsuzlukların yine mahalli şube tarafından bildirilmesine rağmen kredinin ödemesinin yapıldığını ve gerekli tedbirlerin alınmaması nedeniyle müvekkili bankanın zararının doğduğunu ileri sürmüştür.

Ancak, gerek asıl gerekse ek raporda yeterli teminat alınmaması, sigorta yaptırılması ve kredinin tahsis aşamasından sonraki davacı iddiaları gerektiği gibi incelenmemiştir. Özellikle kredinin teminatı olarak üzerinde ipotek tesis edilen taşınmazların değerinin davalılarca nasıl değerlendirilmesi gerektiği, taşınmaz- ların bu haliyle yeterli teminat teşkil edip etmeyeceği hususu üzerinde durulmamıştır. Mahalli şubenin yaptırdığı ekspertiz sonucunda düzenlenen raporda taşınmazların değeri, üzerinde yapılacak tesis projesi esas alındığında farklı, proje dikkate alınmadan hali hazır

durumuyla farklı olarak belirlenmiştir. Oysa, dava dışı kredi kullanan firmanın yaptırdığı ekspertiz incelemesi sonucu düzenlenen raporda ise, yakın tarihli olmasına rağmen taşınmazların değeri daha yüksek olarak tespit edilmiştir. Bilirkişi raporunda mahalli şubece yaptırılan ekspertiz incelemesi sonucu düzenlenen raporda değere ilişkin alternatifli incelemenin hangisine itibar edilmesi gerektiği, dava dışı kredi kullananın firmanın yaptırdığı ekspertiz raporuyla farklı oluşu, hangi değeriyle teminat kabul edilmesi gerektiği ve bu haliyle taşınmazların kredinin yeterli teminatı oluşturup oluşturmayacağı yönleri hiç değerlendirilmemiştir. Ayrıca, kredi sigortasıyla ilgili sonradan meydana gelen değişiklikle ilgili olarak yabancı şirketin yabancı dille yazılmış belgelerinin tercümesi yaptırılarak bu bakımdan da davalıların bir kusurunun olup olmadığı hususu üzerinde durulmamıştır.

Öte yandan, kredi tahsisi sonrasındaki aşamalarda davalılara yönelik davacı iddiaları da raporda karşılanmış değildir.

Bu durum karşısında, kredinin sigorta ettirilmesine ilişkin dosyadaki yabancı dilde düzenlenmiş belgelerin tercümesi yaptırılıp, yukarıda açıklanan hususlar da dikkate alınarak, yeniden uzman bilirkişi kurulu oluşturulup, tarafların iddia ve savunmalarını birer birer karşılayan, dosya kapsamına uygun ve denetime açık rapor alınması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile eksik incelemeye dayalı hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.

SONUÇ

Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, 24.01.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1009591100 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.