Seçimlik haklar
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2022/3027 E. 2023/6686 K. ·
Kısmen onandı, kısmen bozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Zamanaşımı
- iki yıl
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
seçimlik haklar↗ ayıplı mal↗ gizli ayıp↗ ayıp ihbarı↗ ihbar yükümlülüğü↗ ayıp↗ basiretli tacir↗ satım sözleşmesi↗ kâr kaybı↗ ihbar↗ ihtar↗ bilirkişi incelemesi↗ esastan ret↗ taahhütname↗ ihtarname↗ tacir↗ dosya masrafı↗ dava sebebi↗ yükleten (shipper)↗ zamanaşımı↗ teslim↗ istinaf yoluna başvurulabilirlik↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İLK DERECE MAHKEMESİ : Bakırköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2017/187 E., 2019/550 K.
Taraflar arasındaki ayıplı mal nedeniyle tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne, dava konusu meblağ 160.660,00 TL'nin altında bulunduğundan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin ikinci fıkrası gereğince duruşma isteğinin reddine karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili firmanın davalıdan 30.11.2015 ve 27.02.2016 tarihinde toplam 55.525,60 TL bedelli vidala deri emtiasını satın aldığını, ürünlerin dava dışı firmalara gönderilmesini müteakip 45 gün sonra yurt dışında müşterilerin mağazalardan satın aldığı ürünlerde yaptıkları ilk ev yıkamasında ürün üstünde kullanılan deri etiketlerin boya vererek bütün ürünü boyayarak leke yapması probleminin yaşandığını, davacı tarafından kontrollerin yapıldığını, kontroller
sayesinde açık görülebilir nitelikte ürünlerin ayıplı olduğunun ortaya çıktığını, ayıpları gidermek üzere ürünlerin yüklemesinin yapıldığı Hollanda'da gerekli olan etiket değiştirme ve tamirat işçiliğinin dava dışı Angel 3000 BV firmasında yaptırıldığını ve bedelin ödendiğini, ödenen bu bedelin gönderilen ihtarname ile davalıdan talep edildiğini, ancak sonuç alınamadığını, davalıdan satın alınan ayıplı ürünler nedeniyle davacı şirketin itibarının zedelendiğini, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun'un (6502 sayılı Kanun) 11 inci maddesine göre seçimlik haklardan yapılan tamir bedellerinin kendisine ödenmesini talep ettiğini ileri sürerek fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak üzere ürünlerin tamiri için yapılan tüm masraflar olan 108.270,48 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının muayene ve ayıp ihbarı yükümlülüğünü süresinde yerine getirmediğini, satımın 30.11.2015 ile 27.02.2016 tarihleri arasında gerçekleşmesine rağmen ayıp ihbarının 17.08.2016 tarihli ihtarıyla yapıldığını, ihtarda da ayıpların, açık görülebilir nitelikte olduğunun belirtildiğini, müvekkilince toplam 55.525,60 TL bedelle vidala deri satıldığını, davacı tarafından ayırt edici özelliği bulunan ürün siparişi yapılmadığını, kullanılan ürünlerin müvekkilinden satın alınıp alınmadığının davacı tarafından kanıtlanması gerektiğini, vidala derinin genel olarak ayakkabı üretiminde kullanıldığını, ürünlerin etiket olarak kullanılacağına ilişkin bir bilginin verilmediğini, müvekkilince ürünlerin renk vermeyeceğine ilişkin bir taahhüdün verilmediğini, basiretli bir tacir olan davacının ayakkabı yapımında kullanılan bir deri türünü başka bir araştırma yapmaksızın pantolon etiketi olarak kullanmasının hatalı olduğunu, giyim sektöründe etiketli ürünlerin yıkanmasına ilişkin ürün numuneleri üzerinde yapılan inceleme sonucu yıkama talimatının düzenlendiğini, davacının bu tür bir işlem yapmaması nedeniyle kusurlu olduğunu, tacir olan davacının taleplerinin 6502 sayılı Kanun hükümlerine dayandıramayacağını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davaya konu deri etiketlerin dikilmiş olduğu denim ürünleri kirlettiği ve ayıplı olduğu, dava konusu ayıpların yıkamadan sonra ortaya çıktığı, ilk hali ile ele alındığında görülemeyeceği, bu nedenden dolayı gizli ayıp olarak nitelendirilebileceği, ancak yıkama yapıldıktan sonra ortaya çıkacağından dolayı muayene ile anlaşılan gizli ayıp sınıfında değerlendirilmesi gerektiği, taraflar arasındaki ticari ilişkinin alım satım ilişkisi olduğundan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 23 üncü maddesinde açıklandığı üzere, alıcının ayıplı malı teslim aldığı sırada ayıp açıkça belli ise 2 gün içinde, açıkça belli değilse 8 gün içinde incelemek veya incelettirmekle malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa satıcıya ihbarla yükümlü olduğu, davacının kanunda düzenlenmiş olan ayıp ihbar süresine uymadığı, bu hususta davalıya herhangi bir bildirimde bulunmadığı, satımdan 3 ay süre sonra bildirimde bulunduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ürünlerin yurt dışında kullanıldıktan sonra yapılan ilk ev yıkamasında, ürünlerde kullanılan deri etiketlerin boya vererek bütün ürünü boyayarak leke yaptığını, kontroller sırasında ayıbın açık görülebilir nitelikte olduğunun belirlendiğini, yurt dışındaki alıcılar tarafından bildirilen zararların ödendiğini, müvekkilinin emtiayı yurt içinde sattığını, alıcıların da ihracat prosedürü içinde ürünü yurt dışına satarak nihai tüketim malında etiket olarak kullandıklarını, bu nedenle ayıpların tespiti ve bildiriminin zaman aldığını, ürünlerin Hollanda'da olması sebebi ile Türkiye'ye getirilmesinin yüksek maliyet ve zaman kaybı olacağı düşünüldüğünden iade alınmadığını, davalının ürünleri aynı anda üretmesi nedeniyle hepsinin ayıplı olduğunu, bir kısmının ayıpsız olduğunun kabul edilemeyeceğini, 6502 sayılı Kanun’da ayıplı malın tanımlandığını ve aynı Kanun'un 12 nci maddesinde zamanaşımının özel olarak düzenlendiğini, iki yıl süresince tüketicinin ayıp ihbarında bulunacağının düzenlendiğini, müvekkilinin uğradığı zararlar nedeniyle yapılan tamir bedelinin talep edildiğini savunarak kararın kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasındaki satım sözleşmesi ilişkisinde, davalı tarafından davacıya 30.11.2015 ile 27.02.2016 tarihleri arasında 55.525,60 TL değerinde vidala deri emtiasının satıldığı, yazılı sözleşme bulunmadığı gibi satılan emtianın niteliği, hangi amaçla kullanılacağı, emtiada bulunması gereken özellikler hususunda davalının bir taahhüdünün bulunduğunun kanıtlanmadığı, 6102 sayılı Kanun'un 23 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde ayıplı mal hakkında alıcıya ihbar yükümlülüğünün yerine getirildiği, emtianın etiket olarak kullanılacağı ve etiketlerin belli bir sıcaklıkta yıkanmaya karşı korumalı olduğuna ilişkin satıcının bir taahhüdü bulunmadığı, alıcı tarafından teslim alınan emtianın 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 223 üncü maddesinde belirtilen süreler içerisinde kullanım amacına uygun şekilde muayene edilerek, ayıbın tespiti halinde bu hususun satıcıya bildirilmesi gerektiği, oysa somut olayda alıcının muayene ve gözden geçirmeyi ihmal ettiğinden 6098 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrası gereğince satılanı olduğu gibi kabul etmiş sayılacağı, diğer yandan, satıcı, ayıplı olduğu ileri sürülen ürünlerin kendisinden alınıp alınmadığının da kanıtlanması gerektiğini savunduğu, ürünlerin davalıdan alınıp alınmadığı ve ürünler üzerinde bilirkişi incelemesi yapılma imkanı bulunmadığından ayıbın davalı tarafından satılan ürünlerden kaynaklandığının da somut delillerle kanıtlanmaması karşısında, ilk derece mahkemesi karar ve gerekçesinde bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf sebepleriyle kararın kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davalı tarafından davacı şirkete satışı yapılmış olan vidala deriden üretilen etiketlerin dikimden sonra boya vererek dikimi yapılan kumaşları kirletmesi sonucu ürünlerin sökülerek değiştirilmesi ve yeni etiket üretiminden kaynaklı masrafların davalıdan talebi istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin birinci alt bendi.
2. 6102 sayılı Kanun'un 23 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi.
3.6098 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesi.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/4135 E. 2024/534 K.
Ortak:ayıplı mal · gizli ayıp · ayıp ihbarı · ihbar yükümlülüğü · ayıp · ihbar · ihtar · tacir
İncelediğiniz karardaCEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının muayene ve «ayıp ihbarı yükümlülüğünü» süresinde yerine getirmediğini, satımın 30.11.2015 ile 27.02.2016 tarihleri arasında gerçekleşmesine rağmen ayıp ihbarının 17.08.2016 tarihli ihtarıyla yapıldığını, «ihtarda» da ayıpların, açık görülebilir nitelikte olduğunun belirtildiğini, müvekkilince toplam 55.525,60 TL bedelle vidala deri satıldığını, davacı tarafından ayırt edici özelliği bulunan ürün siparişi yapılmadığını, kullanılan ürünlerin müvekkilinden satın alınıp alınmadığının davacı tarafından kanıtlanması gerektiğini, vidala derinin genel olarak ayakkabı üretiminde kullanıldığını, ürünlerin etiket olarak kullanılacağına ilişkin bir bilginin verilmediğini, müvekkilince ürünlerin renk vermeyeceğine ilişkin bir «taahhüdün» verilmediğini, basiretli bir «tacir» olan davacının ayakkabı yapımında kullanılan bir deri türünü başka bir araştırma yapmaksızın pantolon etiketi olarak kullanmasının hatalı olduğunu, giyim sektöründ …
… ğu denim ürünleri kirlettiği ve ayıplı olduğu, dava konusu ayıpların yıkamadan sonra ortaya çıktığı, ilk hali ile ele alındığında görülemeyeceği, bu nedenden dolayı «gizli ayıp» olarak nitelendirilebileceği, ancak yıkama yapıldıktan sonra ortaya çıkacağından dolayı muayene ile anlaşılan gizli ayıp sınıfında değerlendirilmesi gerektiği, taraflar arasındaki ticari ilişkinin alım satım ilişkisi olduğundan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 23 üncü maddesinde açıklandığı üzere, alıcının ayıplı malı «teslim» aldığı sırada ayıp açıkça belli ise 2 gün içinde, açıkça belli değilse 8 gün içinde incelemek veya incelettirmekle malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa satıcıya ihbarla yükümlü olduğu, davacının kanunda düzenlenmiş olan «ayıp ihbar» süresine uymadığı, bu hususta davalıya herhangi bir bildirimde bulunmadığı, satımdan 3 ay süre sonra bildirimde bulunduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilm …
Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasındaki «satım sözleşmesi» ilişkisinde, davalı tarafından davacıya 30.11.2015 ile 27.02.2016 tarihleri arasında 55.525,60 TL değerinde vidala deri emtiasının satıldığı, yazılı sözleşme bulunmadığı gibi satılan emtianın niteliği, hangi amaçla kullanılacağı, emtiada bulunması gereken özellikler hususunda davalının bir «taahhüdünün» bulunduğunun kanıtlanmadığı, 6102 sayılı Kanun'un 23 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde «ayıplı mal» hakkında alıcıya «ihbar yükümlülüğünün» yerine getirildiği, emtianın etiket olarak kullanılacağı ve etiketlerin belli bir sıcaklıkta yıkanmaya karşı korumalı olduğuna ilişkin satıcının bir taahhüdü bulunmadığı, alıcı tarafından «teslim» alınan emtianın 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 223 üncü maddesinde belirtilen süreler içerisinde kullanım amacına uygun şekilde muayene edilerek, ayıbın tespiti halinde bu hususun satıcıya bildirilmesi gerektiği, oysa somut olayda alıcının muayene ve gözden geçirmeyi ihmal ettiğinden 6098 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrası gereğince satılanı olduğu gibi kabul etmiş sayılacağı, diğer yandan, satıcı, ayıplı olduğu ileri sürülen ürünlerin kendisinden alınıp alınmadığının da kanıtlanması gerektiğini savunduğu, ürünlerin davalıdan alınıp alınmadığı ve ürünler üzerinde «bilirkişi incelemesi» yapılma imkanı bulunmadığından ayıbın davalı tarafından satılan ürünlerden kaynaklandığının da somut delillerle kanıtlanmaması karşısında, ilk derece mahkemesi kar …
Benzer bu karardaGerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile «tacirler» arasında satışa konu malın ayıplı çıkması halinde, alıcının yasal haklarını kullanabilmesi için 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 23 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendindeki süreler içerisinde «ayıp» ihbarında bulunmasının zorunlu olduğu, bu sürelerin, satılan malın ayıplı olduğu «teslim» sırasında açıkça belli olması durumunda iki gün, açıkça belli olmaması durumunda da sekiz gün olduğu, ancak «ayıp ihbarının» bu süre içinde satıcıya ulaşmasının şart olmadığı, bu süre içinde satıcıya ulaşmasa bile alıcının haklarını koruyacağı, 6102 sayılı Kanun'un 23 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde gizli ayıbın sonradan ortaya çıkması halinde 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 223 üncü maddesinin uygulanacağı belirtildiği, 6098 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre ayıbın sonradan ortaya çıkması halinde bildirimin derhal yapılması aksi halde alıcı malı ayıp ile beraber kabul edilmiş sayılacağı, alıcının ihbar külfetini yerine getirmiş ise zaman aşımı süresi içinde 6098 sayılı Kanun'un 227 nci maddesinde kendisine tanınan hakları dava yoluyla talep edebileceği, davacının kendisine teslim edilen malların ayıplı olduğuna dair davalıya bildirimde bulunduğunu iddia ettiği, davacının davalıya anılan sürelerde ihbarda bulunduğunu yazılı bir delil ile kanıtlayamadığı, 6098 sayılı Kanun'un 231 inci maddesinin ikinci fıkrasına göre de satıcının alıcıyı iğfal etmiş olduğu söz konusu olmadığı gibi, bu hususun da ispat edilmediği, satın alınan malın 01.06.2015 tarihinde teslim edildiği, teslime konu malın incelemesinin ise 24.06.2016'da yapıldığı, raporun davacıya 13.07.2016 tarihinde, ayıp ihbarının ise davacının beyanına göre 27.07.2017'de ve davanın ise 20.10.2017 tarihinde açıldığı, 6102 sayılı Kanun'un 23 üncü maddesine göre, alıcı malı teslim aldıktan sonra 8 gün içinde incelemek veya incelettirmek ile ve bu inceleme sonucu malın ayıplı çıkması halinde durumu satıcıya «bildirmekle yükümlü» olduğu, 8 günlük muayene ve «ihbar yükümlülüğüne» uymayan alıcının malı o hali ile kabul etmiş sayılacağı, ayıplar için kanunun kendisine tanıdığı hakları kaybedeceği, süresinde ayıp ihbarında bulunmayan davacının 6098 sayılı Kanun'un 227 nci maddesinin birinci fıkrasından da yararlanamayacağı, yargılama sırasında alınan sektör bilirkişinin de yer aldığı raporda ayıbın açık ya da gizli olup olmadığı tespit edilmediği gibi ayıba dair yapılan açıklamalardan basit bir muayene ile ayıbın tespit edilebileceği, kaldı ki «gizli ayıp» bulunduğu varsayılsa bile ayıbın sonradan ortaya çıktığı tarihte derhal bildirimde bulunma yükümlülüğü bulunduğu halde aylarca «ihtar» çekilmeyerek bu yükümlülüğe de uyulmadığından davalının sözleşmeye aykırı davrandığının kanıtlanamadığı, ancak mahkemenin gerekçesi yönünden hata edildiği gerekçes …
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile «delil tespitinin», davalıya tebliğ edildiği, davacının ayıptan haberdar olduğu tarihten itibaren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 223 üncü maddesine göre «ayıp ihbarının» süresinde olmadığı, davacının talebinin dinlenemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; gerekli bildirim ve «ihbarın» sözlü olarak yapıldığını, süresinde «ayıp ihbarının» yapıldığını, ürünlerin ayıplı olduğu husunun mahkeme kararı ile tespit edildiğini, ürünlerin ayıplı olduğunun kullanıma başlanmasından bir süre geçtikten sonra anlaşıldığını, «fatura» «bedellerinin iadesi» istenilmesine rağmen davalının bu talebi yerine getirmediğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:bildirim yükümlülüğü · delil tespiti · bedel iadesi · sulh hukuk mahkemesi · kaldırma ve yeniden hüküm · fatura · sulh · avans faizi
Benzer bu karardaCEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın zaman aşımına uğradığını, «teslimden» sonra «ayıp» ihbarında bulunmadığını, «husumet» yönünden davanın reddi gerektiğini, davalının tedarikçi satıcı konumunda olduğu, üretici olmadığını, üreticiye dava açılması gerektiğini, malların zamanında eksiksiz teslim edildiğini, davacının kontrolleri yaparak teslim aldığını, «sulh hukuk» mahkemesince yapılan tespitte de ayıbının kullanıcı hatasından kaynaklandığının belirlendiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; gerekli bildirim ve «ihbarın» sözlü olarak yapıldığını, süresinde «ayıp ihbarının» yapıldığını, ürünlerin ayıplı olduğu husunun mahkeme kararı ile tespit edildiğini, ürünlerin ayıplı olduğunun kullanıma başlanmasından bir süre geçtikten sonra anlaşıldığını, «fatura» «bedellerinin iadesi» istenilmesine rağmen davalının bu talebi yerine getirmediğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü «kaldırılarak yeniden» esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının davalıdan 01.06.2015 tarihli faturada belirtilen okul malzemelerini satın aldığını, malların ayıplı olduğunu, kullanılmaz durumda olduklarını ileri sürerek «ayıplı mal» bedelinin fazlaya ilişkin hakları saklı tutularak ayıplı mal bedeli için ödenen tarihten «avans faizinin» uygulanmasını talep etmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2021/4003 E. 2022/7845 K.
Ortak:ayıp · satım sözleşmesi · ihbar · ihtarname · teslim
İncelediğiniz kararda… ğu denim ürünleri kirlettiği ve ayıplı olduğu, dava konusu ayıpların yıkamadan sonra ortaya çıktığı, ilk hali ile ele alındığında görülemeyeceği, bu nedenden dolayı «gizli ayıp» olarak nitelendirilebileceği, ancak yıkama yapıldıktan sonra ortaya çıkacağından dolayı muayene ile anlaşılan gizli ayıp sınıfında değerlendirilmesi gerektiği, taraflar arasındaki ticari ilişkinin alım satım ilişkisi olduğundan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 23 üncü maddesinde açıklandığı üzere, alıcının ayıplı malı «teslim» aldığı sırada ayıp açıkça belli ise 2 gün içinde, açıkça belli değilse 8 gün içinde incelemek veya incelettirmekle malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa satıcıya ihbarla yükümlü olduğu, davacının kanunda düzenlenmiş olan «ayıp ihbar» süresine uymadığı, bu hususta davalıya herhangi bir bildirimde bulunmadığı, satımdan 3 ay süre sonra bildirimde bulunduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilm …
Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasındaki «satım sözleşmesi» ilişkisinde, davalı tarafından davacıya 30.11.2015 ile 27.02.2016 tarihleri arasında 55.525,60 TL değerinde vidala deri emtiasının satıldığı, yazılı sözleşme bulunmadığı gibi satılan emtianın niteliği, hangi amaçla kullanılacağı, emtiada bulunması gereken özellikler hususunda davalının bir «taahhüdünün» bulunduğunun kanıtlanmadığı, 6102 sayılı Kanun'un 23 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde «ayıplı mal» hakkında alıcıya «ihbar yükümlülüğünün» yerine getirildiği, emtianın etiket olarak kullanılacağı ve etiketlerin belli bir sıcaklıkta yıkanmaya karşı korumalı olduğuna ilişkin satıcının bir taahhüdü bulunmadığı, alıcı tarafından «teslim» alınan emtianın 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 223 üncü maddesinde belirtilen süreler içerisinde kullanım amacına uygun şekilde muayene edilerek, ayıbın tespiti halinde bu hususun satıcıya bildirilmesi gerektiği, oysa somut olayda alıcının muayene ve gözden geçirmeyi ihmal ettiğinden 6098 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrası gereğince satılanı olduğu gibi kabul etmiş sayılacağı, diğer yandan, satıcı, ayıplı olduğu ileri sürülen ürünlerin kendisinden alınıp alınmadığının da kanıtlanması gerektiğini savunduğu, ürünlerin davalıdan alınıp alınmadığı ve ürünler üzerinde «bilirkişi incelemesi» yapılma imkanı bulunmadığından ayıbın davalı tarafından satılan ürünlerden kaynaklandığının da somut delillerle kanıtlanmaması karşısında, ilk derece mahkemesi kar …
CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının muayene ve «ayıp ihbarı yükümlülüğünü» süresinde yerine getirmediğini, satımın 30.11.2015 ile 27.02.2016 tarihleri arasında gerçekleşmesine rağmen ayıp ihbarının 17.08.2016 tarihli ihtarıyla yapıldığını, «ihtarda» da ayıpların, açık görülebilir nitelikte olduğunun belirtildiğini, müvekkilince toplam 55.525,60 TL bedelle vidala deri satıldığını, davacı tarafından ayırt edici özelliği bulunan ürün siparişi yapılmadığını, kullanılan ürünlerin müvekkilinden satın alınıp alınmadığının davacı tarafından kanıtlanması gerektiğini, vidala derinin genel olarak ayakkabı üretiminde kullanıldığını, ürünlerin etiket olarak kullanılacağına ilişkin bir bilginin verilmediğini, müvekkilince ürünlerin renk vermeyeceğine ilişkin bir «taahhüdün» verilmediğini, basiretli bir «tacir» olan davacının ayakkabı yapımında kullanılan bir deri türünü başka bir araştırma yapmaksızın pantolon etiketi olarak kullanmasının hatalı olduğunu, giyim sektöründ …
Benzer bu karardaBölge Adliye Mahkemesince; davacıdan satın alınan ürünlerin ayıplı olduğunu davalının ispatlaması gerektiği, satıma konu kalıplarda «ayıp» bulunduğu, ayıbın gizli olduğu, «ihbarının» süresinde yapıldığı ve ürünlerdeki ayıbın giderilmediği veya yenisi ile değiştirilmediği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Davacı şirket, davalıya sattığı 10 adet kalıp bedeli için icra takibine girişmiş, davalı şirket ise takip tarihinden önce davacıya gönderdiği 19.06.2015 tarihli «ihtarnamesi» ile ürünlerdeki «ayıplar» giderilmediği takdirde sözleşmeyi feshedeceğini bildirmiştir.
Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre; tarafların «ticari defter» ve kayıtlarına göre, davacının davalıdan 118.000,00 TL alacaklı, davalının davacıdan 38.000,00 TL alacaklı olduğunun anlaşıldığı, davacı tarafça davalıya satılan kalıplardan üç tanesinin ayıplı olduğu, kalıpların bir adedindeki ayıbın varlığının dahi diğer tüm kalıpları etkileyecek mahiyette bulunduğu, davalı tarafça davacıya elektronik posta yoluyla 04.06.2015 tarihinde süresi içinde «ayıp» ihbarında bulunulduğu, sözleşmeye ve «fatura» içeriğine konu tüm kalıpların gizli ayıplı olması nedeniyle davaya konu icra takibine dayanak fatura içeriği kalıpların ayıpları giderilmediği veya ayıplı kalıplar …
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:sözleşmeden dönme · icra takibine itiraz · ifa · ticari defter · fatura · e-defter
Benzer bu karardaMahkemece, tüm dosya kapsamına göre; tarafların «ticari defter» ve kayıtlarına göre, davacının davalıdan 118.000,00 TL alacaklı, davalının davacıdan 38.000,00 TL alacaklı olduğunun anlaşıldığı, davacı tarafça davalıya satılan kalıplardan üç tanesinin ayıplı olduğu, kalıpların bir adedindeki ayıbın varlığının dahi diğer tüm kalıpları etkileyecek mahiyette bulunduğu, davalı tarafça davacıya elektronik posta yoluyla 04.06.2015 tarihinde süresi içinde «ayıp» ihbarında bulunulduğu, sözleşmeye ve «fatura» içeriğine konu tüm kalıpların gizli ayıplı olması nedeniyle davaya konu icra takibine dayanak fatura içeriği kalıpların ayıpları giderilmediği veya ayıplı kalıplar …
Ayıplı «ifa» nedeniyle «sözleşmeden dönme» seçimlik hakkını kullanan ve bu sebeple ürün bedellerinden sorumlu olmadığı anlaşılan davalının, 6098 sayılı TBK’nın 227. maddesinin 1. fıkrasına göre ayıplı ürünleri davacıya iade etmesi gerekmektedir.
2- Dava, «satım sözleşmesinden» kaynaklanan alacağa dayalı «icra takibine itirazın» iptali istemine ilişkindir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/3671 E. 2021/1915 K.
Ortak:ayıplı mal · gizli ayıp · ayıp ihbarı · ayıp · ihbar · ihtarname · tacir · teslim
İncelediğiniz kararda… ğu denim ürünleri kirlettiği ve ayıplı olduğu, dava konusu ayıpların yıkamadan sonra ortaya çıktığı, ilk hali ile ele alındığında görülemeyeceği, bu nedenden dolayı «gizli ayıp» olarak nitelendirilebileceği, ancak yıkama yapıldıktan sonra ortaya çıkacağından dolayı muayene ile anlaşılan gizli ayıp sınıfında değerlendirilmesi gerektiği, taraflar arasındaki ticari ilişkinin alım satım ilişkisi olduğundan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 23 üncü maddesinde açıklandığı üzere, alıcının ayıplı malı «teslim» aldığı sırada ayıp açıkça belli ise 2 gün içinde, açıkça belli değilse 8 gün içinde incelemek veya incelettirmekle malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa satıcıya ihbarla yükümlü olduğu, davacının kanunda düzenlenmiş olan «ayıp ihbar» süresine uymadığı, bu hususta davalıya herhangi bir bildirimde bulunmadığı, satımdan 3 ay süre sonra bildirimde bulunduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilm …
CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının muayene ve «ayıp ihbarı yükümlülüğünü» süresinde yerine getirmediğini, satımın 30.11.2015 ile 27.02.2016 tarihleri arasında gerçekleşmesine rağmen ayıp ihbarının 17.08.2016 tarihli ihtarıyla yapıldığını, «ihtarda» da ayıpların, açık görülebilir nitelikte olduğunun belirtildiğini, müvekkilince toplam 55.525,60 TL bedelle vidala deri satıldığını, davacı tarafından ayırt edici özelliği bulunan ürün siparişi yapılmadığını, kullanılan ürünlerin müvekkilinden satın alınıp alınmadığının davacı tarafından kanıtlanması gerektiğini, vidala derinin genel olarak ayakkabı üretiminde kullanıldığını, ürünlerin etiket olarak kullanılacağına ilişkin bir bilginin verilmediğini, müvekkilince ürünlerin renk vermeyeceğine ilişkin bir «taahhüdün» verilmediğini, basiretli bir «tacir» olan davacının ayakkabı yapımında kullanılan bir deri türünü başka bir araştırma yapmaksızın pantolon etiketi olarak kullanmasının hatalı olduğunu, giyim sektöründ …
Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasındaki «satım sözleşmesi» ilişkisinde, davalı tarafından davacıya 30.11.2015 ile 27.02.2016 tarihleri arasında 55.525,60 TL değerinde vidala deri emtiasının satıldığı, yazılı sözleşme bulunmadığı gibi satılan emtianın niteliği, hangi amaçla kullanılacağı, emtiada bulunması gereken özellikler hususunda davalının bir «taahhüdünün» bulunduğunun kanıtlanmadığı, 6102 sayılı Kanun'un 23 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde «ayıplı mal» hakkında alıcıya «ihbar yükümlülüğünün» yerine getirildiği, emtianın etiket olarak kullanılacağı ve etiketlerin belli bir sıcaklıkta yıkanmaya karşı korumalı olduğuna ilişkin satıcının bir taahhüdü bulunmadığı, alıcı tarafından «teslim» alınan emtianın 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 223 üncü maddesinde belirtilen süreler içerisinde kullanım amacına uygun şekilde muayene edilerek, ayıbın tespiti halinde bu hususun satıcıya bildirilmesi gerektiği, oysa somut olayda alıcının muayene ve gözden geçirmeyi ihmal ettiğinden 6098 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrası gereğince satılanı olduğu gibi kabul etmiş sayılacağı, diğer yandan, satıcı, ayıplı olduğu ileri sürülen ürünlerin kendisinden alınıp alınmadığının da kanıtlanması gerektiğini savunduğu, ürünlerin davalıdan alınıp alınmadığı ve ürünler üzerinde «bilirkişi incelemesi» yapılma imkanı bulunmadığından ayıbın davalı tarafından satılan ürünlerden kaynaklandığının da somut delillerle kanıtlanmaması karşısında, ilk derece mahkemesi kar …
Benzer bu karardaDiğer durumlarda, Türk Borçlar Kanununun 223'üncü maddesinin ikinci fıkrası uygulanır" hükmünün yer aldığı, «tacir» olan davacı tarafca «ayıp ihbarı» yasal süresinde yapılmadığından davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Noterliği’nin 05271 yevmiye nolu «ihtarnamesinin» 10.06.2014 tarihinde düzenlendiği, dava konusu malın 24.06.2013 tarihinde faturalandırıldığı, TTK’nın 23-1/c maddesinde, "Malın ayıplı olduğu «teslim» sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya «ihbar» etmelidir.
Mahkemece TTK’nın 23-1/c maddesi gereğince «ayıp ihbarının» süresinde yapılmaması nedeniyle davanın reddine karar verilmişse de, bu konuda yeterli inceleme yapılmamıştır.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:öğrenme tarihi · ipoteğin kaldırılması · eksik inceleme
Benzer bu karardaDava, «ayıplı mal» nedeniyle borçlu olmadığının tespiti ve «ipoteğin kaldırılması» istemine ilişkindir.
Mahkemece konusunda uzman bilirkişi aracılığıyla satım konusu plastik boruların ayıplı olup olmadığı, ayıplı ise bu ayıbın açık veya «gizli ayıp» niteliğinde olup olmadığı tespit ettirilerek, ayıp açıkca belli değilse, gizli ayıp olduğu takdirde, davacının söz konusu gizli ayıbı «öğrenme tarihi» tespit edildikten sonra, bu ayıbın öğrenildiğinde hemen satıcıya bildirilmesi gerektiğinden TBK m.
223/2 gereğince derhal bildirim yapılıp yapılmadığı tespit edilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, «eksik inceleme» ve yanılgılı gerekçeyle yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2022/3027 E. , 2023/6686 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi
SAYISI 2019/1853 Esas, 2022/217 Karar
HÜKÜM
Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ Bakırköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI 2017/187 E., 2019/550 K.
Taraflar arasındaki ayıplı mal nedeniyle tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne, dava konusu meblağ 160.660,00 TL'nin altında bulunduğundan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin ikinci fıkrası gereğince duruşma isteğinin reddine karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili firmanın davalıdan 30.11.2015 ve 27.02.2016 tarihinde toplam 55.525,60 TL bedelli vidala deri emtiasını satın aldığını, ürünlerin dava dışı firmalara gönderilmesini müteakip 45 gün sonra yurt dışında müşterilerin mağazalardan satın aldığı ürünlerde yaptıkları ilk ev yıkamasında ürün üstünde kullanılan deri etiketlerin boya vererek bütün ürünü boyayarak leke yapması probleminin yaşandığını, davacı tarafından kontrollerin yapıldığını, kontroller
sayesinde açık görülebilir nitelikte ürünlerin ayıplı olduğunun ortaya çıktığını, ayıpları gidermek üzere ürünlerin yüklemesinin yapıldığı Hollanda'da gerekli olan etiket değiştirme ve tamirat işçiliğinin dava dışı Angel 3000 BV firmasında yaptırıldığını ve bedelin ödendiğini, ödenen bu bedelin gönderilen ihtarname ile davalıdan talep edildiğini, ancak sonuç alınamadığını, davalıdan satın alınan ayıplı ürünler nedeniyle davacı şirketin itibarının zedelendiğini, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun'un (6502 sayılı Kanun) 11 inci maddesine göre seçimlik haklardan yapılan tamir bedellerinin kendisine ödenmesini talep ettiğini ileri sürerek fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak üzere ürünlerin tamiri için yapılan tüm masraflar olan 108.270,48 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının muayene ve ayıp ihbarı yükümlülüğünü süresinde yerine getirmediğini, satımın 30.11.2015 ile 27.02.2016 tarihleri arasında gerçekleşmesine rağmen ayıp ihbarının 17.08.2016 tarihli ihtarıyla yapıldığını, ihtarda da ayıpların, açık görülebilir nitelikte olduğunun belirtildiğini, müvekkilince toplam 55.525,60 TL bedelle vidala deri satıldığını, davacı tarafından ayırt edici özelliği bulunan ürün siparişi yapılmadığını, kullanılan ürünlerin müvekkilinden satın alınıp alınmadığının davacı tarafından kanıtlanması gerektiğini, vidala derinin genel olarak ayakkabı üretiminde kullanıldığını, ürünlerin etiket olarak kullanılacağına ilişkin bir bilginin verilmediğini, müvekkilince ürünlerin renk vermeyeceğine ilişkin bir taahhüdün verilmediğini, basiretli bir tacir olan davacının ayakkabı yapımında kullanılan bir deri türünü başka bir araştırma yapmaksızın pantolon etiketi olarak kullanmasının hatalı olduğunu, giyim sektöründe etiketli ürünlerin yıkanmasına ilişkin ürün numuneleri üzerinde yapılan inceleme sonucu yıkama talimatının düzenlendiğini, davacının bu tür bir işlem yapmaması nedeniyle kusurlu olduğunu, tacir olan davacının taleplerinin 6502 sayılı Kanun hükümlerine dayandıramayacağını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davaya konu deri etiketlerin dikilmiş olduğu denim ürünleri kirlettiği ve ayıplı olduğu, dava konusu ayıpların yıkamadan sonra ortaya çıktığı, ilk hali ile ele alındığında görülemeyeceği, bu nedenden dolayı gizli ayıp olarak nitelendirilebileceği, ancak yıkama yapıldıktan sonra ortaya çıkacağından dolayı muayene ile anlaşılan gizli ayıp sınıfında değerlendirilmesi gerektiği, taraflar arasındaki ticari ilişkinin alım satım ilişkisi olduğundan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 23 üncü maddesinde açıklandığı üzere, alıcının ayıplı malı teslim aldığı sırada ayıp açıkça belli ise 2 gün içinde, açıkça belli değilse 8 gün içinde incelemek veya incelettirmekle malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa satıcıya ihbarla yükümlü olduğu, davacının kanunda düzenlenmiş olan ayıp ihbar süresine uymadığı, bu hususta davalıya herhangi bir bildirimde bulunmadığı, satımdan 3 ay süre sonra bildirimde bulunduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ürünlerin yurt dışında kullanıldıktan sonra yapılan ilk ev yıkamasında, ürünlerde kullanılan deri etiketlerin boya vererek bütün ürünü boyayarak leke yaptığını, kontroller sırasında ayıbın açık görülebilir nitelikte olduğunun belirlendiğini, yurt dışındaki alıcılar tarafından bildirilen zararların ödendiğini, müvekkilinin emtiayı yurt içinde sattığını, alıcıların da ihracat prosedürü içinde ürünü yurt dışına satarak nihai tüketim malında etiket olarak kullandıklarını, bu nedenle ayıpların tespiti ve bildiriminin zaman aldığını, ürünlerin Hollanda'da olması sebebi ile Türkiye'ye getirilmesinin yüksek maliyet ve zaman kaybı olacağı düşünüldüğünden iade alınmadığını, davalının ürünleri aynı anda üretmesi nedeniyle hepsinin ayıplı olduğunu, bir kısmının ayıpsız olduğunun kabul edilemeyeceğini, 6502 sayılı Kanun’da ayıplı malın tanımlandığını ve aynı Kanun'un 12 nci maddesinde zamanaşımının özel olarak düzenlendiğini, iki yıl süresince tüketicinin ayıp ihbarında bulunacağının düzenlendiğini, müvekkilinin uğradığı zararlar nedeniyle yapılan tamir bedelinin talep edildiğini savunarak kararın kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasındaki satım sözleşmesi ilişkisinde, davalı tarafından davacıya 30.11.2015 ile 27.02.2016 tarihleri arasında 55.525,60 TL değerinde vidala deri emtiasının satıldığı, yazılı sözleşme bulunmadığı gibi satılan emtianın niteliği, hangi amaçla kullanılacağı, emtiada bulunması gereken özellikler hususunda davalının bir taahhüdünün bulunduğunun kanıtlanmadığı, 6102 sayılı Kanun'un 23 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde ayıplı mal hakkında alıcıya ihbar yükümlülüğünün yerine getirildiği, emtianın etiket olarak kullanılacağı ve etiketlerin belli bir sıcaklıkta yıkanmaya karşı korumalı olduğuna ilişkin satıcının bir taahhüdü bulunmadığı, alıcı tarafından teslim alınan emtianın 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 223 üncü maddesinde belirtilen süreler içerisinde kullanım amacına uygun şekilde muayene edilerek, ayıbın tespiti halinde bu hususun satıcıya bildirilmesi gerektiği, oysa somut olayda alıcının muayene ve gözden geçirmeyi ihmal ettiğinden 6098 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrası gereğince satılanı olduğu gibi kabul etmiş sayılacağı, diğer yandan, satıcı, ayıplı olduğu ileri sürülen ürünlerin kendisinden alınıp alınmadığının da kanıtlanması gerektiğini savunduğu, ürünlerin davalıdan alınıp alınmadığı ve ürünler üzerinde bilirkişi incelemesi yapılma imkanı bulunmadığından ayıbın davalı tarafından satılan ürünlerden kaynaklandığının da somut delillerle kanıtlanmaması karşısında, ilk derece mahkemesi karar ve gerekçesinde bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf sebepleriyle kararın kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davalı tarafından davacı şirkete satışı yapılmış olan vidala deriden üretilen etiketlerin dikimden sonra boya vererek dikimi yapılan kumaşları kirletmesi sonucu ürünlerin sökülerek değiştirilmesi ve yeni etiket üretiminden kaynaklı masrafların davalıdan talebi istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin birinci alt bendi.
2. 6102 sayılı Kanun'un 23 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi.
3.6098 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesi.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
21.11.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/981616500 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz