Menfi tespit
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2022/4237 E. 2023/6423 K. ·
Kısmen onandı, kısmen bozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
rotatif kredi↗ kefaletin kapsamı↗ cari hesap ekstresi↗ protesto↗ imza inkarı↗ keşide tarihi↗ borca itiraz↗ istinaf başvurusunun reddi↗ mükerrerlik↗ cari hesap↗ bedelsizlik↗ vekâlet ücreti↗ münhasırlık↗ müteselsil kefil↗ muacceliyet↗ istinaf incelemesi↗ kefalet↗ kazanılmış hak↗ genel kredi sözleşmesi↗ bono↗ vade↗ kefil↗ taşıyıcı↗ geçersizlik↗ kredi sözleşmesi↗ ihtarname↗ ilk derece kararının kaldırılması↗ menfi tespit↗ yükleten (shipper)↗ teminat↗ hmk 353(1)b-2↗ istinaf yoluna başvurulabilirlik↗ i̇i̇k 72/son↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İLK DERECE MAHKEMESİ : Adana 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2014/2713 E., 2018/189 K.
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen asıl ve birleşen menfi tespit davalarında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir
Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; asıl ve birleşen davaların reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı Yargıtayca duruşma istemli olarak asıl ve birleşen davada davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 31.10.2023 günü tebliğata rağmen gelen olmadığı yoklama ile anlaşıldı, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.
I. DAVA
1.Asıl davada davacı vekili dava dilekçesinde; davalı banka tarafından dava dışı ... Tarım Ür. Paz. San. ve Tic. Ltd. Şti.'nin kredi borcunun bulunduğu ve davacı şirket ile diğer muhataplar İsmail Kurtuluş ... ve ... ...'in bu borçta kefil olarak sorumluluklarının bulunduğu iddia edilerek toplam 728.895,00 TL'nin ödenmesi hususunda davacı şirkete ihtarname gönderildiğini, 2012 yılı Nisan ayında imzalanan kredi sözleşmesinde davacı kefil olarak bulunmuş ise de bu sözleşmeye dayalı olarak verilen kredilerin ödendiğini ve davacının sorumluluğunun ortadan kalktığını, davalı banka ile dava dışı ... Tarım Ür. Paz. San. ve Tic. Ltd. Şti. arasında 2013 ve 2014 yılı Nisan aylarında yeniden kredi sözleşmeleri imzalandığını, bu sözleşmelerde davacı şirketin kefil olarak hiçbir şekilde imzasının bulunmadığını, davacının kefalete dayalı sorumluluğunun olmadığını iddia ederek davalı bankanın 04.11.2014 tarihli ihtarname içeriğinde dava dışı ... Tarım Ür. Paz. San. ve Tic. Ltd. Şti.'ne kullandırdığı kredi sözleşmeleri nedeniyle kefil olarak borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
2.Birleşen davada davacı vekili dava dilekçesinde; davalı banka tarafından 08.08.2012 keşide, 27.11.2014 vade tarihli, 750.000,00 TL bedelli senet nedeniyle .... Noterliği vasıtasıyla protesto keşide edildiğini, kapatılan kredi nedeniyle nezdinde kalan senedin vadesinin doldurulmak suretiyle protesto ettirilmesinin tamamen kötü niyetli olduğunu, davalı bankanın diğer davalı şirkete rotatif kredi kullandırdığını, davacının davalı ... Tarım Ür. Paz. San. ve Tic. Ltd. Şti. lehine kefil olduğunu, ancak kefil olduğu sözleşmelere konu kredilerin kapatıldığını, davalı banka tarafından protestoya konu edilen senedin 08.08.2012 tarihli sözleşme nedeniyle bankaya verildiğini, davacının kefil olarak imzaladığı 08.08.2012 tarihli kredi sözleşmesi nedeniyle asıl kredi borçlusu davalı şirketin, diğer davalı bankaya bir borcunun kalmadığını, bu nedenle bu sözleşme nedeniyle verilen senet nedeniyle borçlarının kalmadığını iddia ederek borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1.Asıl davada davalı banka vekili cevap dilekçesinde; davalı banka ile dava dışı ... Tarım Ür. Paz. San. ve Tic. Ltd. Şti. arasında, davacı şirketin kefil olarak imzasının bulunduğu 23.02.2012 tarihli 750.000,00 TL limitli, 08.08.2012 tarihli 750.000,00 TL limitli, 21.01.2013 tarihli 2.000.000,00 USD limitli genel kredi sözleşmeleri imzalandığını, son olarak 10.05.2013 tarihli, 3.000.000,00 TL limitli genel kredi sözleşmesinin imzalandığını ve bu sözleşmenin 23.02.2012, 08.08.2012 ve 21.01.2013 tarihli sözleşmelerle bağlantılı ve sözleşmelerin devamı niteliğinde olup iş bu sözleşmelere ilişkin borçların tamamen kapatılmadığını, bunun üzerine hesabın kat edilerek 728.895,00 TL'nin ödenmesi için dava dışı borçlu ... Tarım Ür. Paz. San. ve Tic. Ltd.Şti. ile kefillere ihtarname gönderildiğini, ancak davacı şirketin cevabi ihtarname ile borca itiraz ederek ödeme yapmadığını, oysaki borcun tamamen kapanmadığını ve tüm kredi sözleşmelerinin birbirinin devamı niteliğinde olduğunu savunarak davanın reddi ile tazminat istemiştir.
2. Birleşen davada davalı banka vekili cevap dilekçesinde; davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 21.02.2018 tarih, 2014/2713 E. ve 2018/189 K. sayılı kararı ile toplanan delillere ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davaya konu borcun, davacının da kefil olarak imzaladığı ilk sözleşme kapsamında ve ilk sözleşmeden itibaren açılan ve hiç kapatılmadığı gibi sıfırlanmamış da olan sözleşme kapsamında kaldığı, bu nedenle davacının kefaleti kapsamında kalan davaya konu borçtan kefil sıfatıyla sorumlu olduğu gerekçesiyle asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl ve birleşen davada davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 01.10.2019 tarih, 2018/884 E. ve 2019/1023 K. sayılı kararı ile 23.02.2012, 08.08.2012 ve 21.01.2013 tarihli genel kredi sözleşmelerinde davacının imzasının bulunduğu ve bankaca bildirilen bu kredi sözleşmelerindeki imzasının davacının eli ürünü olmadığına dair açık bir imza inkarının olmadığı, bu nedenle davacının bu sözleşmelere konu borçtan sorumlu olduğu, borçlu cari hesabının hiç bir zaman sıfırlanmadığı, dava konusu genel kredi sözleşmesinin teminatı olarak davacı tarafından bono verildiği kabul edilmiş olup borcun ödenmediği ve bankaca senedin takibe konu edilerek borcun ödendiği, genel kredi sözleşmesine konu borcun ödenmemesi nedeniyle söz konusu senedin bedelsiz kaldığından söz etme imkanı olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl ve birleşen davada davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Dairemizin 03.06.2021 tarih, 2020/5183 E. ve 2021/4740 K. sayılı kararı ile "... 6100 sayılı HMK’nın karar tarihinde yürürlükte olan 353/1-b-1 maddesi uyarınca yargılamada eksiklik bulunmadığının ve kanunun olaya uygulanmasında hata edilmediğinin anlaşılması halinde istinaf isteminin esastan reddine karar verilmesi gerekir. Başka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale münhasır olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir. Ancak Bölge Adliye Mahkemesince yukarda da açıklandığı üzere yargılamada eksiklik görülerek dava konusu uyuşmazlık üzerinde duruşma açılarak inceleme yapılması durumunda HMK’nın 353/1-b-3. maddesi gereğince esastan yeni bir karar verilmesi gerekmektedir. Aksi halde, incelenen kararda olduğu gibi, bir yandan kararın gerekçesinde yargılama eksikliğine ve bunun giderildiğine değinilirken, bir yandan da ancak ilk derece yargılamasında usul ve yasaya hiçbir aykırılık bulunmayan hallerde verilmesi gereken istinaf başvurusunun esastan reddi biçimindeki hüküm fıkrası arasında çelişki oluşacağı açık olup bu gibi bir durum ise kanuna açık aykırılık nedeniyle re’sen bozma nedeni teşkil eder niteliktedir. Hükümden sonra 7251 sayılı Kanun ile HMK’nın 356. maddesine eklenen ve yayım tarihinde yürürlüğe giren 2. fıkra, yukarda belirtilen hallerde, farklı bir değerlendirme yapılmasını gerektirir nitelikte değildir. Nitekim, bilindiği ve HMK’nın 354. maddesinde ve özellikle bu maddenin gerekçesinde değinildiği üzere, Bölge Adliye Mahkemelerince yapılacak incelemenin biri denetim açısından, diğeri ise dava konusu uyuşmazlık bakımından olmak üzere iki yönü bulunmaktadır. Ayrıntıya girilmeden ifade edilecek olursa, Bölge Adliye Mahkemesince duruşma açılarak dava konusu uyuşmazlık üzerinde bir inceleme yapılması halinde, 356/2. maddede değinilen ve verilmesi öngörülen gerekli karar, “yeniden esas hakkında bir karar” olmak durumundadır. Tüm bu nedenlerle, HMK m. 353/1-b-1 kapsamında istinaf başvurusunun reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın öncelikle bu nedenle ve HMK’nın 369/1. ve 371. maddeleri uyarınca bozulması gerekmiştir..." gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının re’sen bozulmasına, davacı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
B. Bölge Adliye Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı vekili her ne kadar 2012 yılı Nisan ayında imzalanan kredi sözleşmesi dışındaki sözleşmelerde davacının imzasının bulunmadığını bildirmiş ise de, 23.02.2012, 08.08.2012 ve 21.01.2013 tarihli genel kredi sözleşmelerinde davacının imzasının bulunduğu ve bankaca bildirilen bu kredi sözleşmelerindeki imzasının davacının eli ürünü olmadığına dair açık bir imza inkarının olmadığı, davacının 23.02.2012, 08.08.2012 ve 21.01.2013 tarihli genel kredi sözleşmelerini müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığı, bu nedenle davacının bu sözleşmelere konu borçtan sorumlu olduğu, birleşen dava dosyasına konu 27.11.2014 vadeli senedin 08.08.2012 tarihli kredinin teminatı olarak verildiğinin davacı tarafından iddia edildiği, bankaların kredi kuruluşları olduğu ve verdikleri kredilerin teminatı amacıyla senet almalarına engel bulunmadığı, bu nedenle bir kimseye mal satarak ya da açıktan para satarak bono alamayacaklarından söz konusu senedin kullandırılan kredilerin teminatı olarak değerlendirilmesi gerektiği, alınan ek rapordan da anlaşılacağı üzere davacının kefil olarak imzasının bulunduğu 23.02.2012 tarihli sözleşmeye istinaden sadece bir adet borçlu cari hesabı açıldığı, her bir kredi için ayrı bir kredi tahsisinin yapılmadığı, borçlu cari hesabının hiç bir zaman sıfırlanmadığı ve genel kredi sözleşmesinin 41 inci maddesine göre dava dışı borçlunun imzalamış olduğu diğer sözleşmelerin iş bu sözleşmenin ayrılmaz bir parçası olduğu ve borç sıfırlanmadığı için davacı kefilin imzası bulunmayan sözleşme kapsamında kullanılan kredi borcundan da sorumlu olduğu, dava konusu genel kredi sözleşmesinin teminatı olarak davacı tarafından bono verildiği kabul edilmiş olup borcun ödenmediği ve bankaca senedin takibe konu edilerek borcun davacı tarafından ödendiği anlaşılmış olup genel kredi sözleşmesine konu borcun ödenmemesi nedeniyle söz konusu senedin bedelsiz kaldığından söz etme imkanı olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, asıl ve birleşen davaların ve tazminat taleplerinin reddine karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl ve birleşen davada davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Asıl ve birleşen davada davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davalı bankanın asıl kredi kullandırımlarının 10.05.2013 tarihli, 3.000.000,00 USD bedelli kredi sözleşmesi sonrası olduğunun bizzat davalı bankanın cari hesap ekstresinden anlaşılmasına rağmen müvekkilinin bu dönemle ilgili kredilerden dolayı sorumluluğuna yol açar şekilde verilen kararın usul ve kanuna aykırı olduğunu, 21.01.2013 tarihli genel kredi sözleşmesindeki imza bakımından davacının beyanının alınmadığını, kefaletin yasal şartları taşıyıp taşımadığının incelenmediğini, yetersiz ve çelişkili bilirkişi raporlarına itibar edilerek hüküm kurulduğunu, kredi sözleşmelerini birbirine bağlayan hükmün geçersiz olduğunu, mükerrer olarak senedin protesto edildiğini, davacının kendi muaccel olmayan borçlarına ilişkin hesabın da kat edildiğini, birleşen davaya konu senedin keşide tarihinin 08.08.2012 olduğunu, aynı tarihli kredi sözleşmesi nedeniyle davalı bankaya verildiğini, bu sözleşme kapsamında kullanılan kredinin ödendiğini, asıl dosya ile birleşen dosyanın aynı alacakla ilgili olduğunu, davalının aynı alacakla ilgili iki ayrı dava açılmasına sebebiyet verdiğini, aynı alacağa bağlanan sonuca rağmen yeterli inceleme yapılmadan karar verilmesinin isabetli olmadığı gibi müvekkili aleyhine iki ayrı vekâlet ücretine hükmedilmesinin de doğru olmadığını, senedin tüm bedel üzerinden protesto edildiğini, tüm senet bedeli üzerinden dava açıldığını, aradaki fark yönünden kendi yararlarına karar verilmemesinin isabetli olmadığını, asıl borçlu şirketin kullandığı krediyi bankaya ödediğini, teminat olarak verilen senet nedeniyle asıl borçlu şirkete bir borcun olmadığı hususunda bir inceleme yapılmadığını belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Asıl ve birleşen dava, menfi tespit istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
3. Değerlendirme
1. Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/5183 E. 2021/4740 K.
Ortak:kefaletin kapsamı · imza inkarı · istinaf başvurusunun reddi · bedelsizlik · münhasırlık · kefalet · genel kredi sözleşmesi · bono · Menfi tespit
İncelediğiniz karardaGerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 01.10.2019 tarih, 2018/884 E. ve 2019/1023 K. sayılı kararı ile 23.02.2012, 08.08.2012 ve 21.01.2013 tarihli «genel kredi sözleşmelerinde» davacının imzasının bulunduğu ve bankaca bildirilen bu kredi sözleşmelerindeki imzasının davacının eli ürünü olmadığına dair açık bir «imza inkarının» olmadığı, bu nedenle davacının bu sözleşmelere konu borçtan sorumlu olduğu, borçlu cari hesabının hiç bir zaman sıfırlanmadığı, dava konusu genel kredi sözleşmesinin «teminatı» olarak davacı tarafından «bono» verildiği kabul edilmiş olup borcun ödenmediği ve bankaca senedin takibe konu edilerek borcun ödendiği, genel kredi sözleşmesine konu borcun ödenmemesi nedeniyle söz konusu senedin «bedelsiz» kaldığından söz etme imkanı olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir.
… Bozmaya Uyularak Verilen Karar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı vekili her ne kadar 2012 yılı Nisan ayında imzalanan «kredi sözleşmesi» dışındaki sözleşmelerde davacının imzasının bulunmadığını bildirmiş ise de, 23.02.2012, 08.08.2012 ve 21.01.2013 tarihli «genel kredi sözleşmelerinde» davacının imzasının bulunduğu ve bankaca bildirilen bu kredi sözleşmelerindeki imzasının davacının eli ürünü olmadığına dair açık bir «imza inkarının» olmadığı, davacının 23.02.2012, 08.08.2012 ve 21.01.2013 tarihli genel kredi sözleşmelerini «müteselsil kefil» sıfatıyla imzaladığı, bu nedenle davacının bu sözleşmelere konu borçtan sorumlu olduğu, birleşen dava dosyasına konu 27.11.2014 vadeli senedin 08.08.2012 tarihli kredinin «teminatı» olarak verildiğinin davacı tarafından iddia edildiği, bankaların kredi kuruluşları olduğu ve verdikleri kredilerin teminatı amacıyla senet almalarına engel bulunmadığı, bu nedenle bir kimseye mal satarak ya da açıktan para satarak «bono» alamayacaklarından söz konusu senedin kullandırılan kredilerin teminatı olarak değerlendirilmesi gerektiği, alınan ek rapordan da anlaşılacağı üzere davacının kefil olarak imzasının bulunduğu 23.02.2012 tarihli sözleşmeye istinaden sadece bir adet borçlu cari hesabı açıldığı, her bir kredi için ayrı bir kredi tahsisinin yapılmadığı, borçlu cari hesabının hiç bir zaman sıfırlanmadığı ve genel kredi sözleşmesinin 41 inci maddesine göre dava dışı borçlunun imzalamış olduğu diğer sözleşmelerin iş bu sözleşmenin ayrılmaz bir parçası olduğu ve borç sıfırlanmadığı için davacı kefilin imzası bulunmayan sözleşme kapsamında kullanılan kredi borcundan da sorumlu olduğu, dava konusu genel kredi sözleşmesinin teminatı olarak davacı tarafından bono verildiği kabul edilmiş olup borcun ödenmediği ve bankaca senedin takibe konu edilerek borcun davacı tarafından ödendiği anlaşılmış olup genel kredi sözleşmesine konu borcun ödenmemesi nedeniyle söz konusu senedin «bedelsiz» kaldığından söz etme imkanı olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, asıl ve birleşen d …
… kemesinin 21.02.2018 tarih, 2014/2713 E. ve 2018/189 K. sayılı kararı ile toplanan delillere ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davaya konu borcun, davacının da «kefil» olarak imzaladığı ilk sözleşme kapsamında ve ilk sözleşmeden itibaren açılan ve hiç kapatılmadığı gibi sıfırlanmamış da olan sözleşme kapsamında kaldığı, bu nedenle davacının «kefaleti kapsamında» kalan davaya konu borçtan kefil sıfatıyla sorumlu olduğu gerekçesiyle asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaBölge adliye mahkemesince, yapılan yargılama ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, 23.02.2012, 08.08.2012 ve 21.01.2013 tarihli «genel kredi sözleşmelerinde» davacının imzasının bulunduğu ve bankaca bildirilen bu kredi sözleşmelerindeki imzasının davacının eli ürünü olmadığına dair açık bir «imza inkarının» olmadığı, bu nedenle davacının bu sözleşmelere konu borçtan sorumlu olduğu, borçlu cari hesabının hiç bir zaman sıfırlanmadığı, dava konusu genel kredi sözleşmesinin «teminatı» olarak davacı tarafından «bono» verildiği kabul edilmiş olup, borcun ödenmediği ve bankaca senedin takibe konu edilerek borcun davacı tarafından ödendiği, genel kredi sözleşmesine konu borcun ödenmemesi nedeniyle söz konusu senedin «bedelsiz» kaldığından söz etme imkanı olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir.
Mahkemece yapılan yargılama, toplanan delillere ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davaya konu borcun, davacının da «kefil» olarak imzaladığı ilk sözleşme kapsamında ve ilk sözleşmeden itibaren açılan ve hiç kapatılmadığı gibi sıfırlanmamış da olan sözleşme kapsamında kaldığı, bu nedenle davacının «kefaleti kapsamında» kalan davaya konu borçtan kefil sıfatıyla sorumlu olduğu gerekçesiyle asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiş, karara karşı asıl ve birleşen davada davacı …
Başka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale «münhasır» olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
-
İtirazın iptali | İcra inkar tazminatı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/5142 E. 2021/4979 K.
Ortak:istinaf başvurusunun reddi · münhasırlık · müteselsil kefil · kefalet · genel kredi sözleşmesi · kefil · kredi sözleşmesi
İncelediğiniz kararda… Bozmaya Uyularak Verilen Karar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı vekili her ne kadar 2012 yılı Nisan ayında imzalanan «kredi sözleşmesi» dışındaki sözleşmelerde davacının imzasının bulunmadığını bildirmiş ise de, 23.02.2012, 08.08.2012 ve 21.01.2013 tarihli «genel kredi sözleşmelerinde» davacının imzasının bulunduğu ve bankaca bildirilen bu kredi sözleşmelerindeki imzasının davacının eli ürünü olmadığına dair açık bir «imza inkarının» olmadığı, davacının 23.02.2012, 08.08.2012 ve 21.01.2013 tarihli genel kredi sözleşmelerini «müteselsil kefil» sıfatıyla imzaladığı, bu nedenle davacının bu sözleşmelere konu borçtan sorumlu olduğu, birleşen dava dosyasına konu 27.11.2014 vadeli senedin 08.08.2012 tarihli kredinin «teminatı» olarak verildiğinin davacı tarafından iddia edildiği, bankaların kredi kuruluşları olduğu ve verdikleri kredilerin teminatı amacıyla senet almalarına engel bulunmadığı, bu nedenle bir kimseye mal satarak ya da açıktan para satarak «bono» alamayacaklarından söz konusu senedin kullandırılan kredilerin teminatı olarak değerlendirilmesi gerektiği, alınan ek rapordan da anlaşılacağı üzere davacının kefil olarak imzasının bulunduğu 23.02.2012 tarihli sözleşmeye istinaden sadece bir adet borçlu cari hesabı açıldığı, her bir kredi için ayrı bir kredi tahsisinin yapılmadığı, borçlu cari hesabının hiç bir zaman sıfırlanmadığı ve genel kredi sözleşmesinin 41 inci maddesine göre dava dışı borçlunun imzalamış olduğu diğer sözleşmelerin iş bu sözleşmenin ayrılmaz bir parçası olduğu ve borç sıfırlanmadığı için davacı kefilin imzası bulunmayan sözleşme kapsamında kullanılan kredi borcundan da sorumlu olduğu, dava konusu genel kredi sözleşmesinin teminatı olarak davacı tarafından bono verildiği kabul edilmiş olup borcun ödenmediği ve bankaca senedin takibe konu edilerek borcun davacı tarafından ödendiği anlaşılmış olup genel kredi sözleşmesine konu borcun ödenmemesi nedeniyle söz konusu senedin «bedelsiz» kaldığından söz etme imkanı olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, asıl ve birleşen d …
Şti. arasında 2013 ve 2014 yılı Nisan aylarında yeniden «kredi sözleşmeleri» imzalandığını, bu sözleşmelerde davacı şirketin «kefil» olarak hiçbir şekilde imzasının bulunmadığını, davacının «kefalete» dayalı sorumluluğunun olmadığını iddia ederek davalı bankanın 04.11.2014 tarihli «ihtarname» içeriğinde dava dışı ...
Şti. arasında, davacı şirketin «kefil» olarak imzasının bulunduğu 23.02.2012 tarihli 750.000,00 TL limitli, 08.08.2012 tarihli 750.000,00 TL limitli, 21.01.2013 tarihli 2.000.000,00 USD limitli «genel kredi sözleşmeleri» imzalandığını, «son» olarak 10.05.2013 tarihli, 3.000.000,00 TL limitli genel kredi sözleşmesinin imzalandığını ve bu sözleşmenin 23.02.2012, 08.08.2012 ve 21.01.2013 tarihli sözleşmel …
Benzer bu karardaŞti.'nin 22/09/2008 tarihli 1.554.974.00 Euro limitli «kredi sözleşmelerinden» «müteselsil kefil» sıfatı ile sorumlu oldukları, ...'in 05.05.2004 tarihli «genel kredi sözleşmesindeki» «kefalet» imzasının kendisine ait olduğunun kanıtlanamadığı, 09.07.2010 tarihli sözleşmede de imzası bulunmadığı, gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı davacı vekili istinaf talebinde bulunmuştur.
Mahkemece yapılan yargılama, toplanan delillere ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davalı ...'in takip dayanağı tüm «kredi sözleşmelerinden», davalı ...'in 05.05.2004 tarih 200.000 TL limitli kredi sözleşmesinden, davalı ...'in 16.05.2005 tarih 250.000 TL limitli, 16.05.2005 tarih 250.000.- TL limitli, 10.10.2005 tarihli 290.000.00 USD limitli kredi sözleşmelerinden, davalı ...
Başka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale «münhasır» olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:imza incelemesi
Benzer bu karardaBölge adliye mahkemesince yapılan yargılama ve alınan bilirkişi raporuna göre, dosya kapsamına, taraflar arasındaki sözleşmelere, hesap bilirkişi raporlarına ve «imza incelemesine» ilişkin Adli Tıp Kurumu raporlarına göre kısmen kabule dair mahkeme kararının usul ve yasaya uygun olduğu, davacı vekilinin istinaf taleplerinin yerinde olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/7568 E. 2022/819 K.
Ortak:istinaf başvurusunun reddi · münhasırlık · istinaf incelemesi · kefalet · genel kredi sözleşmesi · kefil · kredi sözleşmesi
İncelediğiniz karardaŞti. arasında 2013 ve 2014 yılı Nisan aylarında yeniden «kredi sözleşmeleri» imzalandığını, bu sözleşmelerde davacı şirketin «kefil» olarak hiçbir şekilde imzasının bulunmadığını, davacının «kefalete» dayalı sorumluluğunun olmadığını iddia ederek davalı bankanın 04.11.2014 tarihli «ihtarname» içeriğinde dava dışı ...
Şti. arasında, davacı şirketin «kefil» olarak imzasının bulunduğu 23.02.2012 tarihli 750.000,00 TL limitli, 08.08.2012 tarihli 750.000,00 TL limitli, 21.01.2013 tarihli 2.000.000,00 USD limitli «genel kredi sözleşmeleri» imzalandığını, «son» olarak 10.05.2013 tarihli, 3.000.000,00 TL limitli genel kredi sözleşmesinin imzalandığını ve bu sözleşmenin 23.02.2012, 08.08.2012 ve 21.01.2013 tarihli sözleşmel …
… Bozmaya Uyularak Verilen Karar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı vekili her ne kadar 2012 yılı Nisan ayında imzalanan «kredi sözleşmesi» dışındaki sözleşmelerde davacının imzasının bulunmadığını bildirmiş ise de, 23.02.2012, 08.08.2012 ve 21.01.2013 tarihli «genel kredi sözleşmelerinde» davacının imzasının bulunduğu ve bankaca bildirilen bu kredi sözleşmelerindeki imzasının davacının eli ürünü olmadığına dair açık bir «imza inkarının» olmadığı, davacının 23.02.2012, 08.08.2012 ve 21.01.2013 tarihli genel kredi sözleşmelerini «müteselsil kefil» sıfatıyla imzaladığı, bu nedenle davacının bu sözleşmelere konu borçtan sorumlu olduğu, birleşen dava dosyasına konu 27.11.2014 vadeli senedin 08.08.2012 tarihli kredinin «teminatı» olarak verildiğinin davacı tarafından iddia edildiği, bankaların kredi kuruluşları olduğu ve verdikleri kredilerin teminatı amacıyla senet almalarına engel bulunmadığı, bu nedenle bir kimseye mal satarak ya da açıktan para satarak «bono» alamayacaklarından söz konusu senedin kullandırılan kredilerin teminatı olarak değerlendirilmesi gerektiği, alınan ek rapordan da anlaşılacağı üzere davacının kefil olarak imzasının bulunduğu 23.02.2012 tarihli sözleşmeye istinaden sadece bir adet borçlu cari hesabı açıldığı, her bir kredi için ayrı bir kredi tahsisinin yapılmadığı, borçlu cari hesabının hiç bir zaman sıfırlanmadığı ve genel kredi sözleşmesinin 41 inci maddesine göre dava dışı borçlunun imzalamış olduğu diğer sözleşmelerin iş bu sözleşmenin ayrılmaz bir parçası olduğu ve borç sıfırlanmadığı için davacı kefilin imzası bulunmayan sözleşme kapsamında kullanılan kredi borcundan da sorumlu olduğu, dava konusu genel kredi sözleşmesinin teminatı olarak davacı tarafından bono verildiği kabul edilmiş olup borcun ödenmediği ve bankaca senedin takibe konu edilerek borcun davacı tarafından ödendiği anlaşılmış olup genel kredi sözleşmesine konu borcun ödenmemesi nedeniyle söz konusu senedin «bedelsiz» kaldığından söz etme imkanı olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, asıl ve birleşen d …
Benzer bu karardaİlk Derece Mahkemesince, takibin hangi krediden kaynaklandığının belirlenemediği, «genel kredi sözleşmelerinde» «kefilin», yalnızca imzaladığı sözleşme nedeniyle, bu sözleşmeye istinaden kullandırılan kredi nedeniyle ödenmeyen borçtan sorumlu tutulacağı, davalıların takip konusu borçtan sorumlu olmadıkları gerekçesiyle davanın reddine dair kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Antalya Bölge Adliye Mahkemesince, davalıların 26/04/2011 tarihinde şirketteki hisselerini dava dışı ...'a devrettikleri, bu devir tarihinden sonra «temlik» eden banka ile dava dışı şirket arasında 29/03/2012 tarihli 250.000,00 TL limitli yeni genel kredi sözleşmesi imzalandığı, yeniden yaptırılan «bilirkişi incelemesi» sonucu tanzim edilen raporla davalıların kefili olduğu 2009 tarihli krediden kaynaklı herhangi bir borç bulunmadığının tespit edildiği, 29/03/2012 tarihli kredi sö …
… ularak yapılan yargılamada, 28/07/2020 tarihinde yayınlanan ve yürürlüğe giren 7251 sayılı Kanunun 36. maddesi ile değişik HMK'nın 356/2. maddesi uyarınca duruşmalı «istinaf incelemesi» yapılan dosyalarda duruşma sonunda istinafı reddetmek veya İlk Derece Mahkemesi kararı «kaldırılarak yeniden» hüküm kurmak «dahil» gerekli kararların verilebileceğinin düzenlenmiş olması karşısında, davalıların «kefalet» imzalarının bulunmadığı «kredi sözleşmesine» istinaden kullandırılan kredilerden kaynaklanan borçtan sorumlu tutulamayacağı gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesince davanın reddine dair verilen karar, usul ve yas …
1- Dava, «genel kredi sözleşmesinden» kaynaklanan alacağın tahsiline yönelik icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:temlik · kaldırma ve yeniden hüküm · bilirkişi incelemesi · dahili dava
Benzer bu karardaİlk Derece Mahkemesince, takibin hangi krediden kaynaklandığının belirlenemediği, «genel kredi sözleşmelerinde» «kefilin», yalnızca imzaladığı sözleşme nedeniyle, bu sözleşmeye istinaden kullandırılan kredi nedeniyle ödenmeyen borçtan sorumlu tutulacağı, davalıların takip konusu borçtan sorumlu olmadıkları gerekçesiyle davanın reddine dair kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Antalya Bölge Adliye Mahkemesince, davalıların 26/04/2011 tarihinde şirketteki hisselerini dava dışı ...'a devrettikleri, bu devir tarihinden sonra «temlik» eden banka ile dava dışı şirket arasında 29/03/2012 tarihli 250.000,00 TL limitli yeni genel kredi sözleşmesi imzalandığı, yeniden yaptırılan «bilirkişi incelemesi» sonucu tanzim edilen raporla davalıların kefili olduğu 2009 tarihli krediden kaynaklı herhangi bir borç bulunmadığının tespit edildiği, 29/03/2012 tarihli kredi sö …
… ularak yapılan yargılamada, 28/07/2020 tarihinde yayınlanan ve yürürlüğe giren 7251 sayılı Kanunun 36. maddesi ile değişik HMK'nın 356/2. maddesi uyarınca duruşmalı «istinaf incelemesi» yapılan dosyalarda duruşma sonunda istinafı reddetmek veya İlk Derece Mahkemesi kararı «kaldırılarak yeniden» hüküm kurmak «dahil» gerekli kararların verilebileceğinin düzenlenmiş olması karşısında, davalıların «kefalet» imzalarının bulunmadığı «kredi sözleşmesine» istinaden kullandırılan kredilerden kaynaklanan borçtan sorumlu tutulamayacağı gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesince davanın reddine dair verilen karar, usul ve yas …
Bu kararın davacı-«temlik» alan vekili tarafından temyizi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince kurulan karar Yargıtay (Kapatılan) 19.
Kararı, «temlik» alan davacı vekili temyiz etmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2022/4237 E. , 2023/6423 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ Adana Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi
SAYISI 2021/1442 Esas, 2021/1225 Karar
BİRLEŞEN DAVADA DAVALI ... Tarım Ür. ve Alt. İml. Paz. San. ve Tic .Ltd. Şti.
HÜKÜM
Asıl dava ret, birleşen dava ret
İLK DERECE MAHKEMESİ Adana 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI 2014/2713 E., 2018/189 K.
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen asıl ve birleşen menfi tespit davalarında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir
Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; asıl ve birleşen davaların reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı Yargıtayca duruşma istemli olarak asıl ve birleşen davada davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 31.10.2023 günü tebliğata rağmen gelen olmadığı yoklama ile anlaşıldı, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.
I. DAVA
1.Asıl davada davacı vekili dava dilekçesinde; davalı banka tarafından dava dışı ... Tarım Ür. Paz. San. ve Tic. Ltd. Şti.'nin kredi borcunun bulunduğu ve davacı şirket ile diğer muhataplar İsmail Kurtuluş ... ve ... ...'in bu borçta kefil olarak sorumluluklarının bulunduğu iddia edilerek toplam 728.895,00 TL'nin ödenmesi hususunda davacı şirkete ihtarname gönderildiğini, 2012 yılı Nisan ayında imzalanan kredi sözleşmesinde davacı kefil olarak bulunmuş ise de bu sözleşmeye dayalı olarak verilen kredilerin ödendiğini ve davacının sorumluluğunun ortadan kalktığını, davalı banka ile dava dışı ... Tarım Ür. Paz. San. ve Tic. Ltd. Şti. arasında 2013 ve 2014 yılı Nisan aylarında yeniden kredi sözleşmeleri imzalandığını, bu sözleşmelerde davacı şirketin kefil olarak hiçbir şekilde imzasının bulunmadığını, davacının kefalete dayalı sorumluluğunun olmadığını iddia ederek davalı bankanın 04.11.2014 tarihli ihtarname içeriğinde dava dışı ...
Tarım Ür. Paz. San. ve Tic. Ltd. Şti.'ne kullandırdığı kredi sözleşmeleri nedeniyle kefil olarak borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
2.Birleşen davada davacı vekili dava dilekçesinde; davalı banka tarafından 08.08.2012 keşide, 27.11.2014 vade tarihli, 750.000,00 TL bedelli senet nedeniyle .... Noterliği vasıtasıyla protesto keşide edildiğini, kapatılan kredi nedeniyle nezdinde kalan senedin vadesinin doldurulmak suretiyle protesto ettirilmesinin tamamen kötü niyetli olduğunu, davalı bankanın diğer davalı şirkete rotatif kredi kullandırdığını, davacının davalı ... Tarım Ür. Paz. San. ve Tic. Ltd. Şti. lehine kefil olduğunu, ancak kefil olduğu sözleşmelere konu kredilerin kapatıldığını, davalı banka tarafından protestoya konu edilen senedin 08.08.2012 tarihli sözleşme nedeniyle bankaya verildiğini, davacının kefil olarak imzaladığı 08.08.2012 tarihli kredi sözleşmesi nedeniyle asıl kredi borçlusu davalı şirketin, diğer davalı bankaya bir borcunun kalmadığını, bu nedenle bu sözleşme nedeniyle verilen senet nedeniyle borçlarının kalmadığını iddia ederek borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1.Asıl davada davalı banka vekili cevap dilekçesinde; davalı banka ile dava dışı ... Tarım Ür. Paz. San. ve Tic. Ltd. Şti. arasında, davacı şirketin kefil olarak imzasının bulunduğu 23.02.2012 tarihli 750.000,00 TL limitli, 08.08.2012 tarihli 750.000,00 TL limitli, 21.01.2013 tarihli 2.000.000,00 USD limitli genel kredi sözleşmeleri imzalandığını, son olarak 10.05.2013 tarihli, 3.000.000,00 TL limitli genel kredi sözleşmesinin imzalandığını ve bu sözleşmenin 23.02.2012, 08.08.2012 ve 21.01.2013 tarihli sözleşmelerle bağlantılı ve sözleşmelerin devamı niteliğinde olup iş bu sözleşmelere ilişkin borçların tamamen kapatılmadığını, bunun üzerine hesabın kat edilerek 728.895,00 TL'nin ödenmesi için dava dışı borçlu ...
Tarım Ür. Paz. San. ve Tic. Ltd.Şti. ile kefillere ihtarname gönderildiğini, ancak davacı şirketin cevabi ihtarname ile borca itiraz ederek ödeme yapmadığını, oysaki borcun tamamen kapanmadığını ve tüm kredi sözleşmelerinin birbirinin devamı niteliğinde olduğunu savunarak davanın reddi ile tazminat istemiştir.
2. Birleşen davada davalı banka vekili cevap dilekçesinde; davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 21.02.2018 tarih, 2014/2713 E. ve 2018/189 K. sayılı kararı ile toplanan delillere ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davaya konu borcun, davacının da kefil olarak imzaladığı ilk sözleşme kapsamında ve ilk sözleşmeden itibaren açılan ve hiç kapatılmadığı gibi sıfırlanmamış da olan sözleşme kapsamında kaldığı, bu nedenle davacının kefaleti kapsamında kalan davaya konu borçtan kefil sıfatıyla sorumlu olduğu gerekçesiyle asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl ve birleşen davada davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 01.10.2019 tarih, 2018/884 E. ve 2019/1023 K. sayılı kararı ile 23.02.2012, 08.08.2012 ve 21.01.2013 tarihli genel kredi sözleşmelerinde davacının imzasının bulunduğu ve bankaca bildirilen bu kredi sözleşmelerindeki imzasının davacının eli ürünü olmadığına dair açık bir imza inkarının olmadığı, bu nedenle davacının bu sözleşmelere konu borçtan sorumlu olduğu, borçlu cari hesabının hiç bir zaman sıfırlanmadığı, dava konusu genel kredi sözleşmesinin teminatı olarak davacı tarafından bono verildiği kabul edilmiş olup borcun ödenmediği ve bankaca senedin takibe konu edilerek borcun ödendiği, genel kredi sözleşmesine konu borcun ödenmemesi nedeniyle söz konusu senedin bedelsiz kaldığından söz etme imkanı olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl ve birleşen davada davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Dairemizin 03.06.2021 tarih, 2020/5183 E. ve 2021/4740 K. sayılı kararı ile "... 6100 sayılı HMK’nın karar tarihinde yürürlükte olan 353/1-b-1 maddesi uyarınca yargılamada eksiklik bulunmadığının ve kanunun olaya uygulanmasında hata edilmediğinin anlaşılması halinde istinaf isteminin esastan reddine karar verilmesi gerekir. Başka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale münhasır olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir. Ancak Bölge Adliye Mahkemesince yukarda da açıklandığı üzere yargılamada eksiklik görülerek dava konusu uyuşmazlık üzerinde duruşma açılarak inceleme yapılması durumunda HMK’nın 353/1-b-3.
maddesi gereğince esastan yeni bir karar verilmesi gerekmektedir. Aksi halde, incelenen kararda olduğu gibi, bir yandan kararın gerekçesinde yargılama eksikliğine ve bunun giderildiğine değinilirken, bir yandan da ancak ilk derece yargılamasında usul ve yasaya hiçbir aykırılık bulunmayan hallerde verilmesi gereken istinaf başvurusunun esastan reddi biçimindeki hüküm fıkrası arasında çelişki oluşacağı açık olup bu gibi bir durum ise kanuna açık aykırılık nedeniyle re’sen bozma nedeni teşkil eder niteliktedir. Hükümden sonra 7251 sayılı Kanun ile HMK’nın 356. maddesine eklenen ve yayım tarihinde yürürlüğe giren 2. fıkra, yukarda belirtilen hallerde, farklı bir değerlendirme yapılmasını gerektirir nitelikte değildir.
Nitekim, bilindiği ve HMK’nın 354. maddesinde ve özellikle bu maddenin gerekçesinde değinildiği üzere, Bölge Adliye Mahkemelerince yapılacak incelemenin biri denetim açısından, diğeri ise dava konusu uyuşmazlık bakımından olmak üzere iki yönü bulunmaktadır. Ayrıntıya girilmeden ifade edilecek olursa, Bölge Adliye Mahkemesince duruşma açılarak dava konusu uyuşmazlık üzerinde bir inceleme yapılması halinde, 356/2. maddede değinilen ve verilmesi öngörülen gerekli karar, “yeniden esas hakkında bir karar” olmak durumundadır. Tüm bu nedenlerle, HMK m. 353/1-b-1 kapsamında istinaf başvurusunun reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın öncelikle bu nedenle ve HMK’nın 369/1. ve 371. maddeleri uyarınca bozulması gerekmiştir..." gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının re’sen bozulmasına, davacı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
B. Bölge Adliye Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı vekili her ne kadar 2012 yılı Nisan ayında imzalanan kredi sözleşmesi dışındaki sözleşmelerde davacının imzasının bulunmadığını bildirmiş ise de, 23.02.2012, 08.08.2012 ve 21.01.2013 tarihli genel kredi sözleşmelerinde davacının imzasının bulunduğu ve bankaca bildirilen bu kredi sözleşmelerindeki imzasının davacının eli ürünü olmadığına dair açık bir imza inkarının olmadığı, davacının 23.02.2012, 08.08.2012 ve 21.01.2013 tarihli genel kredi sözleşmelerini müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığı, bu nedenle davacının bu sözleşmelere konu borçtan sorumlu olduğu, birleşen dava dosyasına konu 27.11.2014 vadeli senedin 08.08.2012 tarihli kredinin teminatı olarak verildiğinin davacı tarafından iddia edildiği, bankaların kredi kuruluşları olduğu ve verdikleri kredilerin teminatı amacıyla senet almalarına engel bulunmadığı, bu nedenle bir kimseye mal satarak ya da açıktan para satarak bono alamayacaklarından söz konusu senedin kullandırılan kredilerin teminatı olarak değerlendirilmesi gerektiği, alınan ek rapordan da anlaşılacağı üzere davacının kefil olarak imzasının bulunduğu 23.02.2012 tarihli sözleşmeye istinaden sadece bir adet borçlu cari hesabı açıldığı, her bir kredi için ayrı bir kredi tahsisinin yapılmadığı, borçlu cari hesabının hiç bir zaman sıfırlanmadığı ve genel kredi sözleşmesinin 41 inci maddesine göre dava dışı borçlunun imzalamış olduğu diğer sözleşmelerin iş bu sözleşmenin ayrılmaz bir parçası olduğu ve borç sıfırlanmadığı için davacı kefilin imzası bulunmayan sözleşme kapsamında kullanılan kredi borcundan da sorumlu olduğu, dava konusu genel kredi sözleşmesinin teminatı olarak davacı tarafından bono verildiği kabul edilmiş olup borcun ödenmediği ve bankaca senedin takibe konu edilerek borcun davacı tarafından ödendiği anlaşılmış olup genel kredi sözleşmesine konu borcun ödenmemesi nedeniyle söz konusu senedin bedelsiz kaldığından söz etme imkanı olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, asıl ve birleşen davaların ve tazminat taleplerinin reddine karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl ve birleşen davada davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Asıl ve birleşen davada davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davalı bankanın asıl kredi kullandırımlarının 10.05.2013 tarihli, 3.000.000,00 USD bedelli kredi sözleşmesi sonrası olduğunun bizzat davalı bankanın cari hesap ekstresinden anlaşılmasına rağmen müvekkilinin bu dönemle ilgili kredilerden dolayı sorumluluğuna yol açar şekilde verilen kararın usul ve kanuna aykırı olduğunu, 21.01.2013 tarihli genel kredi sözleşmesindeki imza bakımından davacının beyanının alınmadığını, kefaletin yasal şartları taşıyıp taşımadığının incelenmediğini, yetersiz ve çelişkili bilirkişi raporlarına itibar edilerek hüküm kurulduğunu, kredi sözleşmelerini birbirine bağlayan hükmün geçersiz olduğunu, mükerrer olarak senedin protesto edildiğini, davacının kendi muaccel olmayan borçlarına ilişkin hesabın da kat edildiğini, birleşen davaya konu senedin keşide tarihinin 08.08.2012 olduğunu, aynı tarihli kredi sözleşmesi nedeniyle davalı bankaya verildiğini, bu sözleşme kapsamında kullanılan kredinin ödendiğini, asıl dosya ile birleşen dosyanın aynı alacakla ilgili olduğunu, davalının aynı alacakla ilgili iki ayrı dava açılmasına sebebiyet verdiğini, aynı alacağa bağlanan sonuca rağmen yeterli inceleme yapılmadan karar verilmesinin isabetli olmadığı gibi müvekkili aleyhine iki ayrı vekâlet ücretine hükmedilmesinin de doğru olmadığını, senedin tüm bedel üzerinden protesto edildiğini, tüm senet bedeli üzerinden dava açıldığını, aradaki fark yönünden kendi yararlarına karar verilmemesinin isabetli olmadığını, asıl borçlu şirketin kullandığı krediyi bankaya ödediğini, teminat olarak verilen senet nedeniyle asıl borçlu şirkete bir borcun olmadığı hususunda bir inceleme yapılmadığını belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Asıl ve birleşen dava, menfi tespit istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
3. Değerlendirme
1. Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Asıl ve birleşen davada davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
02.11.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/977567500 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz