6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Denkleştirme tazminatı tekel hakkı veren tek satıcılık sözleşmesine bağlıdır; itirazın iptali takip talebindeki alacak sebebine göre incelenir

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2022/1301 E. 2023/5440 K. · · İlk derece: İstanbul Anadolu 4. Asliye Ticaret Mahkemesi

Kısmen onandı, kısmen bozulduKesinlik belirsiz

★ Emsal

Gerekçe özeti

Denkleştirme (portföy) tazminatı yalnızca acentelik veya tekel hakkı veren tek satıcılık sözleşmelerine dayalı olarak ve hakkaniyet koşulu gerçekleştiğinde istenebilir; salt süregelen satıcı-alıcı ilişkisi bu talebe dayanak olamaz. İtirazın iptali davaları takibe sıkı sıkıya bağlı olduğundan, takip talebinde alacağın dayanağı 'cari hesap alacağı' olarak gösterilmişse dava faturaya değil cari hesap ilişkisine göre değerlendirilmelidir.

Ele alınan sorunlar

Tek satıcılık sözleşmesinin varlığı ve denkleştirme (portföy) tazminatı (birleşen dava) → ret

İddia: Davacı, taraflar arasında uzun süredir devam eden, tekel hakkı veren tek satıcılık (distribütörlük) ilişkisi bulunduğunu, davalının sözleşmeye aykırı davranışı ve haklı fesih nedeniyle portföy/denkleştirme tazminatı ile elinde kalan malların bedelinden sorumlu olduğunu ileri sürmüştür.

Gerekçe: Denkleştirme tazminatı (TTK 122) ancak acentelik veya tekel hakkı veren tek satıcılık niteliğindeki sözleşmelere dayalı olarak istenebilir; somut olayda taraflar arasında tekel hakkı veren yazılı bir sözleşme bulunmayıp yıllar içinde satıcı-alıcı ilişkisi sürdürülmüştür. Ayrıca denkleştirme tazminatının koşullarından biri de hakkaniyettir; davacının kendi ticari defterinde davalıya borç kaydı bulunduğundan sözleşmenin davacı tarafça haklı feshinden de söz edilemez. Bu nedenle birleşen davanın reddi yerindedir. (Yargıtay'ca onanan Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesi)

İtirazın iptalinde takibe konu alacağın niteliği (cari hesap alacağı / fatura bakiyesi) — asıl dava → kabul

İddia: Asıl davada davacı, takip talebinde ve dayanak ihtarnamede alacağın açıkça 'cari hesap alacağı' olarak gösterildiğini, bu nedenle uyuşmazlığın faturaya değil cari hesap ilişkisine göre değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.

Gerekçe: İtirazın iptali davaları (İİK 67) takibe sıkı sıkıya bağlıdır; borçlunun itirazından sonra açılan davada takip talebinde gösterilen alacağın dayanağı esas alınır. Takip talebinde asıl alacak 'cari hesap alacağı' olarak, borcun sebebi de cari hesap alacağına ilişkin ihtarname olarak gösterildiğinden, icra takibinin cari hesap alacağına ilişkin olduğu kabul edilerek, itirazın iptali davasında taraflar arasındaki cari hesap ilişkisi ve buna ilişkin defter kayıtları/belgeler nazara alınarak değerlendirme yapılması gerekir. Takibi sırf faturaya dayalı sayıp faturaların ödendiği gerekçesiyle karar verilmesi doğru değildir; bu nedenle asıl davaya yönelik karar bozulmuştur.

Gerekçe kaynağı: özgün

Emsal değeri

Denkleştirme tazminatının tek satıcılık/acentelik şartına bağlı olması ile itirazın iptalinde takip talebindeki alacak sebebine bağlılık yönünden emsaldir.

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
itirazın iptali cari hesap tek satıcılık (distribütörlük) denkleştirme tazminatı takibe bağlılık

Atıf yapılan mevzuat: 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu — 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu 67 · 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu — 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu 122

Benzer Kararlar

Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.

  • Tazminat

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2024/4540 E. 2025/4358 K.

    Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal

    Farklı:

  • Haksız Rekabet

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2009/10414 E. 2011/4109 K.

    Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal

    Farklı:

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

11. Hukuk Dairesi         2022/1301 E.  ,  2023/5440 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi

SAYISI 2019/1581 Esas, 2021/1735 Karar

HÜKÜM

Asıl ve birleşen davanın reddi

İLK DERECE MAHKEMESİ İstanbul Anadolu 4. Asliye Ticaret Mahkemesi

SAYISI 2015/966 E., 2019/357 K.

Taraflar arasındaki asıl itirazın iptali birleşen tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl davanın kabulüne, birleşen davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın asıl davada davalı birleşen davada davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

1.Davacı vekili asıl dava dilekçesinde; davacının davalıya kimyasal ürünler sattığını, ticari ilişkiden doğan cari hesap alacağı toplamının 564.360,14 euro olduğunu, alacağın ödenmemesi üzerine davalıya ihtarname gönderildiğini, davalının borcunu ödememesi üzerine başlatılan icra takibine davalının haksız olarak itiraz ettiğini ileri sürerek itirazın iptalini ve icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.

2.Davacı vekili birleşen dava dilekçesinde; müvekkili ile davalı arasında 1997 yılından başlayarak 2015 yılı ekim ayı ortalarına kadar devam eden davalıya ait ürünlerin Türkiye pazarındaki satış yetkisi verildiği distribütörlük/tek satıcılık hakkı veren bir sözleşme ilişkisi mevcut olduğunu, davacının davalının mallarının Türkiye pazarına girmesi ve tanıtımı için ciddi faaliyetlerde bulunduğunu, 2015 yılı başından itibaren davalı şirket tarafından anılan sözleşme ilişkisine aykırı biçimde müvekkili şirketin siparişlerine cevap verilmediğini, davalı tarafından davalı şirket ortaklarından birinin kurucusu ve hisselerinin tümünün maliki olduğu Asiakimica ... Ltd. Şti. ünvanlı bir şirket kurulduğunu ve bu şirket üzerinden müvekkilinin portföyünde bulunan müşterilerine fiyat teklifi gönderildiğini, davalı şirkete ihtar gönderilerek siparişlerin gönderilmesi aksi halde distribütörlük sözleşmesinin feshedileceğinin ihtar edildiğini, davalı tarafından verilen cevapta distribütörlük ilişkisi bulunmadığının belirtildiğini ve taraflar arasında sadece cari ilişki bulunduğu iddia edilerek cari hesap alacağının ödenmesinin talep edildiğini, bununla da yetinilmeyerek müvekkili aleyhine İstanbul Anadolu 14.

İcra Dairesinin 2015/10583 E. sayılı dosyasından alacak iddiası ile icra takibi de yapıldığını, müvekkilinin takibe itiraz ettiğini, sonrasında davalının haksız eylemleri neticesinde sözleşmenin feshedildiğini, davalının 18 yıllık süreçte Türkiye'de davacıdan bağımsız başka müşterisinin olmadığını, davacının elinde kalan bir kısım malların gönderilmeyen mallar nedeniyle ekonomik değerin kalmadığını müvekkilinin bu nedenle büyük zarara uğradığını ileri sürerek distribütörlük anlaşmasının haklı feshi nedeniyle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 1.058.463,00 euro müşteri (portföy) tazminatı ve müvekkilinin elinde kalan malların değeri olan 72.122,00 euro olmak üzere toplam 1.130.585,00 euronun davalıdan 3095 Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun (3095 sayılı Kanun) gereğince bankaların döviz mevduatına uyguladığı en yüksek faiz ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP

1.Davalı vekili asıl davaya cevap dilekçesinde; davalının 1997 yılından bu yana davacı ile devam eden ticari ilişkisi olduğunu ve davacıya ait ürünlerin Türkiye pazarındaki satış ve pazarlanması bakımından müvekkiline distribütörlük/tek satıcılık hakkı veren bir sözleşme ilişkisinin mevcut bulunduğunu, davacının, takibe dayanak yaptığı 20.03.2015 tarihli cari hesap ekstresindeki faturaların ödendiğini, bu durumun fatura metinlerinden de anlaşılacağını, 22.11.2013 tarih 1.200,00 euro tutarlı faturanın müvekkili kayıtlarında olmadığını, böyle bir mal alımının da yapılmadığını, davalının davacıya borcunun olmadığını savunarak davanın reddini ve kötü niyet tazminatına karar verilmesini istemiştir.

2.Davalı vekili birleşen davaya cevap dilekçesinde; taraflar arasında imzalanmış hiçbir yazılı sözleşme ve herhangi bir yetki şartı anlaşması mevcut olmadığını, davalı şirketin İtalya'da mukim olduğunu, bu nedenle davanın yetki bakımından reddi gerektiğini, davacının davalıdan kimyevi boya maddesi satın alarak Türkiye'ye ithal ettiğini, taraflar arasındaki ticari ilişkinin alım-satım ilişkisinden başka bir özellik taşımadığını, taraflar arasındaki ilişkinin distribütörlük olarak nitelendirilmesinin gerçek dışı olduğunu, davacının davalının mallarının pazarlayabilmek için yaptığı faaliyetlerin kendi ticari faaliyetlerine ilişkin olduğunu, davacının talebinin hukuki dayanağı olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile asıl davada, asıl davaya konu İstanbul Anadolu 14. İcra Müdürlüğünün 2015/10583 E. sayılı takip talebininin incelenmesinde, alacaklı […]P.A. vekili tarafından takip talebinin 4 numaralı alacağın tutarı bölümünde aynen "564.360,14 EUR Cari Hesap Alacağı (Asıl Alacak)" yazdığı görüldüğü, alacağın takip talebine ekli 21 adet faturaya istinaden değil, taraflar arasındaki cari hesap alacağına ilişkin olarak yapıldığı kanaatine varıldığı, tarafların ticari defter ve hesaplarının bilirkişi incelemesi sonucunda takip tarihi itibariyle davalının 575.999,42 euro borçlu olduğu tespit edildiğinden ve davacının icra takibindeki istemi 564.360,14 euro olduğundan taleple bağlı kalındığı, birleşen davada taraflar arasında imzalanan süresi, konusu ve şartları önceden belirlenmiş, üreticiyle tek satıcı arasındaki ilişkileri düzenleyen çerçeve niteliğinde, denetime elverişli herhangi bir sözleşme olmadığı, süreklilik arz eden dış alımlardan hareketle, üreticinin veya ihracatçının malları satın alan ithalatçıyla arasında inhisarî - distribütörlük anlaşmasına dayalı tek satıcılık sözleşmesi olduğu ve bu sözleşme kapsamında davalının edimini yerine getirmediği için davacının kazanç kaybını telafi etmesi veya belli bir miktara kadar tazminat ödemesi ya da sevk ettiği malların kalan kısmını geri alması gerektiği sonucuna ulaşılamayacağı gerekçesi asıl davanın kabulüne ve icra inkar tazminatına, birleşen davanın reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl davada davalı birleşen davada davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri

Asıl davada davalı birleşen davada davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; icra takibinde, takip alacaklılarının, takip konusu ettikleri alacak iddialarının dayanağı olarak takip talebinde gösterdikleri hususlarla açık ve kesin olarak bağlı olduğunu, bu sebeple de borçluların itirazları sonrasında açtıkları davalarda, takip taleplerinde yer alan alacağın dayanağına ilişkin hususlar dışında başka hususlara dayanamayacağını, davacı tarafın açıkça bu yasağa aykırı hareket ettiğini, takip talebinde dayanak gösterilen ihtarnamede talep edilen alacak ile 20.03.2015 tarihli cari hesap ekstresindeki alacağın da aynı olduğunu, cari hesap sözleşmesinin yazılı yapılmadıkça geçerli olmayacağının düzenlendiğini, birleşen dava yönünden, tek satıcılık sözleşmesinin yazılı olması zorunlu olmadığını, sözlü olarak yapılmış olmasının da mümkün olduğunu, fiili olarak da yapılabileceğini, 10.05.2017 tarihli celseden sonra firmalara yazılan müzekkerelere cevaben bu firmalarca dosyaya gönderilen yazıların içeriklerine bakıldığında durumun böyle olduğunun net olarak anlaşıldığını, bu delillerin ve ayrıca tarafların ticari defterlerindeki kayıtların da tek satıcılık sözleşmesinin diğer iki unsuru olan tekel hakkı tanıma ve sürekli bir sözleşme olması unsurlarının somut olayda mevcut olduğunu, İlk Derece Mahkemesinin bu cevabı yazıları hiç değerlendirmediğini, ayrıca davalı şirketinde içinde bulunduğu şirketler grubunun İtalya Başkonsolosluğuna hitaben yazdığı davacının uzun yıllardır davalının ve diğer grup şirketlerinin Türkiye'deki tek temsilcisi olduğunu ifade edilmek suretiyle tek satıcılık ilişkisinin ikrar edildiğini, İlk Derece Mahkemesince, uzun yıllarca süreklilik arz eden mal alışverişinin bir tek satıcılık ilişkisi bulunduğunu teyit ettiği gerçeğini görmezden gelinmesi ve bu sürekliliğin tek satıcılığa işaret etmeyeceği gibi hukuka açıkça aykırı bir kabulü ortaya koymasının, başka bir bilirkişi incelemesi yapılmamasına ve davanın reddine karar verilmesinin kabul edilemez bir durum olduğunu, distribütörün sözleşmeyi haklı feshi halinde, yatırımını geri alması için makul bir süre tanınması durumu olmayacağı için fiili bir zarar oluştuğunu, bu zararın da 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 122 nci maddesinde düzenlenen tazminat ile telafi edileceğini, elinde kalan mallar nedeniyle de zararının davalının zararının bulunduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararın kaldırılarak asıl davanın reddine ve takip tarihinden önce ödenen fatura bedelleri için kötü niyetle icra takibi yapan davacının kötü niyet tazminatına karar verilmesine, birleşen davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.

C. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile asıl dava yönünden, davacının takip talebinde yazılı olduğu üzere alacak talebini açıkça takip eki belgede de belirtildiği üzere ödenmeyen faturalara dayandırdığının anlaşıldığı, davacı vekili ticari defterlerinde cari hesap nedeniyle alacaklı olduğunu, takibin sadece 21 adet faturaya özgülenmediğini ileri sürmüş ise de takipte 21 adet faturadan kalan bakiyenin talep edildiği, takip dayanağı faturaların 2013 ve 2014 yıllarına ilişkin olduğu, faturaların peşin satış yöntemi ile satılan mallara ilişkin olarak düzenlendiği belirlenmekle davacının takipte dayandığı faturaların ödenmediği yönündeki iddiasını ispat edemediği, davalının ticari defterlerinde belirlenen borcun daha eski yıllardan devrettiği, İlk Derece Mahkemesince, davacının dayanak faturalardan dolayı davalıdan alacaklı olmadığı kabul edilerek, tarafların iddia, savunma ve delillerinin yalnızca takibe konu faturalar çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği, davacının alacak talebini açıkça takip eki belgede de belirtildiği gibi ödenmeyen faturaların bakiyesine dayandırdığı, takip dayanağı faturaların ödemelerinin gümrük ve banka kayıtları ile yapıldığı dikkate alınarak davanın reddi gerekirken davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmediği, birleşen dava yönünden denkleştirme tazminatı istemi, ancak acentelik veya tekel hakkı veren tek satıcılık niteliğindeki sözleşmelere dayalı olarak talep edilebileceği, somut olayda ise taraflar arasında tekel hakkı veren yazılı bir sözleşme bulunmadığı, yıllar içinde davalı satıcı, davacı ise alıcı konumuda ticari ilişkinin sürdürüldüğünün anlaşıldığı 6102 sayılı Kanun'un 122 nci maddesi gereği denkleştirme tazminatının bir koşulunun da hakkaniyet gereği olduğu, aksinin kabulü halinde dahi somut olayda siparişlerin karşılanmadığını ileri süren davacının kendi ticari defterlerinde 575.999,00 euro davalıya borç kaydı olduğu belirlendiğinden sözleşmenin davacı tarafça haklı feshinden söz edilemeyeceği gözetildiğinde birleşen davada davacının davası haklı bulunmadığı, birleşen davanın reddine ilişkin hükümde isabetsizlik olmadığı gerekçesiyle asıl davada davalı birleşen davada davacı vekili istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, asıl davanın ve davalının kötü niyet tazminatının reddine;

birleşen davanın reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

1.Asıl davada davacı birleşen davada davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davaya konu alacağın dayanağının davacı ile davalı arasında uzun yıllara dayanan ticari ilişkiden doğan cari hesap alacağı olduğunu, zira takip öncesi keşide edilerek davalıya gönderilen ihtarname ile davalı, toplam 756.316,44 euro “cari hesap alacağını” ödemesi konusunda ihtar edildiğini, İhtarnameye karşın ödeme yapılmaması üzerine İstanbul Anadolu 14. İcra Müdürlüğünün 2015/10583 E. sayılı dosyasında başlatılan icra takibinde de talep edilen 564.360,14 euronun dayanağı açıkça “cari hesap alacağı” olarak gösterildiğini, takibe itiraz edilmesi üzerine ikame edilen 25.08.2015 tarihli dava dilekçesinde de ihtarname ve icra takibine atıf yapılarak alacağın dayanağının “cari hesap alacağı” olduğunun bildirildiğini, dosyada alınana bilirkişi raporunda da alacağın cari hesaptan kaynaklandığının tespit edildiğini, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 102 nci maddesine gözetilerek davacının yaptığı ödemelerin muaccel borçlarından mahsubu gerektiğini belirterek asıl davaya yönelik Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.

2.Asıl davada davalı birleşen davada davacı vekili, birleşen davaya yönelik olrak istinaf dilekçesinde ileri sürülen gerekçeler ve re’sen dikkate alınacak nedenlerle birleşen davaya yönelik Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması istenmiştir.

C. Gerekçe

1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme

Uyuşmazlık, asıl davada icra takibinin faturalardan kaynaklı bakiye alacaktan mı yoksa cari hesap ilişkisinden mi kaynaklı olduğu noktasından toplanmaktadır. Birleşen davada ise taraflar arasında tek satıcılık sözleşmesi bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.

2. İlgili Hukuk

1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.

2. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 67 nci maddesi.

3. Değerlendirme

1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere ve özellikle şartları ispatlanan bir tek satıcılık sözleşmesi bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun olup asıl davada davalı birleşen davada davacı vekili, temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler birleşen davaya yönelik kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

3.Asıl davada davacı birleşen davada davalı vekilinin asıl davaya yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde, asıl dava 2004 sayılı Kanunu'nun 67 nci maddesine göre açılmış itirazın iptali davasıdır. İtirazın iptali davaları takibe sıkı sıkıya bağlıdır. Takip talebinde asıl alacak "cari hesap alacağı" olarak talep edilmiş, ayrıca borcun sebebinin "...02.04.2015 tarih ve... Yevmiye No'lu İhtarname konusu alacak bakiyesi" olduğu belirtilmiştir. Takipte borcun sebebi olarak gösterilen ihtarname tamamen taraflar arası ticari ilişkiden doğan cari hesap alacağının ödenmesine ilişkindir. Bu durumda icra takibinin cari hesap alacağına ilişkin olduğu kabul edilerek, itirazın iptali davasında taraflar arasındaki cari hesap ilişkisi ve cari hesaba ilişkin defter kayıtları ve belgeler nazara alınarak değerlendirme yapılması gerekirken takibin sırf faturaya dayalı icra takibi olduğu ve ödendiği şeklinde karar verilmesi doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir.

VI. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

1.Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca BİRLEŞEN DAVA YÖNÜNDEN ONANMASINA,

2.Temyiz olunan, Bölge Adliye Mahkemesinin asıl davaya yönelik kararının BOZULMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden asıl davada davalı birleşen davada davacıya yükletilmesine,

Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde asıl davada davacı birleşen davada davalıya iadesine,

Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

28.09.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/968086900 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz

İncelenen istinaf kararı — İst. BAM 12. HD

Bu Yargıtay 11. HD kararı, aşağıdaki İstinaf Dairesi kararının temyiz incelemesidir. Temyiz sonucu: Kısmen onandı, kısmen bozuldu

İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi · 2019/1581 E. 2021/1735 K.

İtirazın iptali davasında inceleme takip dayanağı faturalarla sınırlıdır

Gerekçe özeti

İtirazın iptali davasında inceleme, icra takibine sıkı sıkıya bağlılık ilkesi gereği yalnızca takip talebinde dayanılan alacak kaynağı (fatura, belge) ile sınırlı yapılır; takipte dayanılmayan bir hukuki ilişkiye (örn. genel cari hesap alacağı) dayanılamaz. Ayrıca yazılı yapılmadıkça geçerli olmayan cari hesap sözleşmesinin bulunmadığı hallerde alacak açık hesap fatura alacağı olarak değerlendirilir. Denkleştirme (portföy) tazminatı talebi ise ancak acentelik veya tekel hakkı veren tek satıcılık niteliğindeki yazılı ya da somut olarak ispatlanmış bir sözleşme ilişkisine dayanılarak ileri sürülebilir; böyle bir sözleşmenin ve sözleşmenin karşı tarafça ihlal edilerek haklı feshedildiğinin ispatlanamaması halinde talep reddedilir.

Emsal değeri

İtirazın iptali davasında incelemenin takip talebinde dayanılan alacak kaynağıyla sınırlı olacağı ve takipte dayanılmayan bir belgeye/hukuki ilişkiye dayanılamayacağı yönündeki tespit, kararın kendisinde de belirtildiği gibi Dairenin başka bir kararı ve Yargıtay 11. Hukuk Dairesi kararı ile aynı yöndedir; bu nedenle konuya ilişkin bölgesel ikna edici emsal niteliği taşımaktadır. Ayrıca denkleştirme tazminatının ancak tekel hakkı veren sözleşme ilişkilerinde talep edilebileceği yönündeki değerlendirme de TTK 122 uygulamasına örnek oluşturmaktadır.

Kavramlar: itirazın iptali davası takibe bağlılık ilkesi cari hesap sözleşmesi ispat yükü tek satıcılık (distribütörlük) sözleşmesi denkleştirme (portföy) tazminatı kötü niyet tazminatı

İstinaf (12. HD) kararının tam metni

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO 2019/1581

KARAR NO 2021/1735

TÜRK MİLLETİ ADINA

İSTİNAF KARARI

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ İSTANBUL ANADOLU 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ 27/03/2019

NUMARASI 2015/966 2019/357

DAVA

İtirazın İptali

BİRLEŞEN İSTANBUL ANADOLU 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'NİN 2016/178 ESAS SAYILI DOSYASI

DAVA

Portföy Tazminatı

İSTİNAF KARAR TARİHİ 25/11/2021

Taraflar arasında görülen dava neticesinde asıl davanın kabulü birleşen davanın reddine ilişkin verilen kararların asıl davada davacı ,birleşen davada davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;

ASIL DAVA

Davacı vekili; müvekkil şirketin İtalya’da faaliyet gösteren kimyasal ürünler üreten bir firma olduğunu, ticari ilişki çerçevesinde davalı şirkete kimyasal ürünler satıldığını, ticari ilişkiden doğan cari hesap alacağı toplamının 564.360,14-euro olduğunu, bu alacak tutarının, davalı şirketten Kadıköy ... Noterliği'nin 02.04.2015 tarih ve ... yevmiye sayılı ihtarnameyle talep edildiğini ancak davalının borcunu ödememesi üzerine davalı aleyhine İst. Anadolu ... İcra Dairesinin ... Esas sayılı dosyası üzerinden takibe geçildiğini, itiraz üzerine takibin durduğunu öne sürerek itirazın iptaline ve %20'den aşağı olmamak üzere davalının icra inkar tazminatına mahkumiyetine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

ASIL DAVAYA CEVAP

Davalı vekili; müvekkil şirketin deri kimyasalları pazarlama işi ile iştigal ettiğini, 1997 yılından bu yana davacı ile devam eden ticari ilişkisi olduğunu ve davacıya ait ürünlerin Türkiye pazarındaki satış ve pazarlanması bakımından müvekkiline distribütörlük/ tek satıcılık hakkı veren bir sözleşme ilişkisinin mevcut bulunduğunu, davacının, takibe dayanak yaptığı 20.03.2015 tarihli cari hesap ekstresindeki faturaların ödendiğini, sadece 22.11.2013 tarih 1.200-Euro tutarlı faturanın müvekkili kayıtlarında olmadığını, böyle bir mal alımının da yapılmadığını, davacıya borcunun olmadığını savunarak davanın reddine ve %20'den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini savunmuştur.

BİRLEŞEN DAVA

Birleşen İst.Anadolu 9. ATM'nin 2016/178 Esas sayılı dosyada; davacı vekili, müvekkili şirket ile davalı arasında 1997 yılından başlayarak 2015 yılı ekim ayı ortalarına kadar devam eden davalıya ait ürünlerin Türkiye pazarındaki satış yetkisi verildiği ,distribütörlük/ tek satıcılık hakkı veren bir sözleşme ilişkisi mevcut olduğunu, 2015 yılı başından itibaren davalı şirket tarafından anılan sözleşme ilişkisine aykırı biçimde müvekkili şirketin siparişlerine cevap verilmediğini,davalı şirket ortaklarından ...'nin kurucusu ve hisselerinin tümünün maliki olduğu müvekkili şirkete yaklaşık 200 metre mesafede ... Ltd Şti ünvanlı bir şirket kurulduğunu ve bu şirket üzerinden müvekkilinin portföyünde bulunan müşterilerine fiyat teklifi gönderildiğini, davalı şirkete ihtar gönderilerek siparişlerin gönderilmesi aksi halde distribütörlük sözleşmesinin feshedileceğinin ihtar edildiğini, davalı tarafından verilen cevapta distribütörlük ilişkisi bulunmadığının belirtildiğini ve taraflar arasında sadece cari ilişkisi bulunduğu iddia edilerek cari hesap alacağının ödenmesinin talep edildiğini, bununla da yetinilmeyerek müvekkili aleyhine İst.

Anadolu ... İcra Dairesinin ... Esas sayılı dosyasından alacak iddiası ile icra takibi de yapıldığını, müvekkilinin takibe itiraz ettiğini, davalınınu haksız eylemleri neticesinde sözleşmenin fesih edildiğini , gönderilmeyen mallar nedeniyle ekonomik bir değerin kalmadığını ve ciddi miktarda malın da müvekkili şirket deposunda kaldığını, müvekkilinin bu nedenle büyük zarara uğradığını belirterek distribütörlük anlaşmasının haklı feshi nedeniyle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 1.058.463-euro müşteri (portföy) tazminatı ve müvekkilinin elinde kalan malların değeri olan 72.122-euro olmak üzere toplam 1.130.585- euro'nun davalıdan faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

BİRLEŞEN DAVAYA CEVAP

Davalı vekili ; taraflar arasında imzalanmış hiçbir yazılı sözleşme ve herhangi bir yetki şartı anlaşması mevcut olmadığını, MÖHUK 40 madde ve HMK 6. madde hükümleri gereğince davanın görüleceği yerine davalı şirketin ikametgahının bulunduğu İtalya/ Pisa mahkemeleri olduğunu, bu nedenle davanın yetki bakımından reddi gerektiğini, davacının davalıdan kimyevi boya maddesi satın alarak Türkiye'ye ithal ettiğini, taraflar arasındaki ticari ilişkinin alım-satım ilişkisinden başka bir özellik taşımadığını, taraflar arasındaki ilişkinin distribütörlük olarak nitelendirilmesinin gerçek dışı olduğunu, davacının talebinin hukuki dayanağı olmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARI

Asıl davada, davanın kabulü ile; icra takibine konu alacağın taraflar arasındaki cari hesap ilişkisine dayandığı,davalının kendi ticari defterlerine göre takip tarihi itibariyle davacı ...'ya 575.999,42-euro borçlu olduğu, davacının talep ettiği 564.360,14 -euro`nun davalı şirket ticari defterlerinde tespit edilen tutardan daha düşük olması nedeniyle davacının 564.360,14-euro alacaklı olduğundan itirazın iptali ile takibin devamına ,likit alacak nedeniyle alacağın % 20'si oranında icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline hükmedilmiştir. Birleşen davada, taraflar arasında münakit, “süresi, konusu ve şartları” önceden belirlenmiş, üreticiyle tek satıcı arasındaki ilişkileri düzenleyen çerçeve niteliğinde, denetime elverişli “herhangi bir sözleşme” olmadığı, süreklilik arz eden “dış alımlardan” hareketle;

“üreticinin veya ihracatçının malları satın alan ithalatçıyla arasında inhisarî - distribütörlük anlaşmasına dayalı (üreticinin, mamullerin tamamını veya bir kısmını belirli bir coğrafi bölgede satmak üzere tek satıcıya göndermeyi; buna karşılık, tek satıcının da sözleşme konusu malları kendi ad ve hesabına satarak malların sürümünü arttırmak için faaliyette bulunma yükümlülüğünü üstlendiği) “münhasır - tek satıcılık sözleşmesi” olduğu (ve bu sözleşme kapsamında davalının edimini yerine getirmediği için davacının kazanç kaybını telafi etmesi veya belli bir miktara kadar tazminat ödemesi ya da sevk ettiği malların kalan kısmını geri alması gerektiği) sonucuna ulaşılamayacağı gerekçesi ile birleşen davanın reddine karar verilmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİ

Asıl dava davalısı/ birleşen dava davacısı vekili ; icra takibinde, takip alacaklılarının, takip konusu ettikleri alacak iddialarının dayanağı olarak takip talebinde gösterdikleri hususlarla açık ve kesin olarak bağlı olduğunu, bu sebeple de borçluların itirazları sonrasında açtıkları davalarda, takip taleplerinde yer alan alacağın dayanağına ilişkin hususlar dışında başka hususlara dayanamayacağını, nitekim yerleşik Yargıtay içtihatlarıın da bu yönde olduğunu, 28/07/2016 tarihli dilekçe ekinde sureti bulunan Yargıtay HGK'nun 14/12/2011 tarih ve 2011/19-617 Esas-2011/749 Karar sayılı kararının bunlara bir örnek olduğunu, davacı tarafın açıkça bu yasağa aykırı hareket ettiğini, takip talebinde dayanak gösterilen ihtarnamede talep edilen alacak ile 20/03/2015 tarihli cari hesap ekstresindeki alacağın da aynı olduğunu,TTK'nın 89/2 hükmüne göre cari hesap sözleşmesinin yazılı yapılmadıkça geçerli olmayacağının düzenlendiğini, birleşen dava yönünden, tek satıcılık sözleşmesinin yazılı olması zorunlu olmayıp, sözlü olarak yapılmış olmasının da mümkün olduğunu, fiili olarak da yapılabileceğini ,10/05/2017 tarihli celseden sonra firmalara yazılan müzekkerelere cevaben bu firmalarca dosyaya gönderilen yazıların içeriklerine bakıldığında durumun böyle olduğunun net olarak anlaşıldığını, bu delillerin ve ayrıca tarafların ticari defterlerindeki kayıtların da tek satıcılık sözleşmesinin diğer iki unsuru olan tekel hakkı tanıma ve sürekli bir sözleşme olması unsurlarının somut olayda mevcut olduğunu, Mahkemenin bu cevabı yazıları hiç değerlendirmediğini, uzun yıllarca süreklilik arz eden mal alışverişinin bir tek satıcılık ilişkisi bulunduğunu teyit ettiği gerçeğini görmezden gelmesi ve bu sürekliliğin tek satıcılığa işaret etmeyeceği gibi hukuka açıkça aykırı bir kabulü ortaya koymasının başka bir bilirkişi incelemesi yapılmamasına ve davanın reddine karar verilmesinin kabul edilemez bir durum olduğunu, distribütörün sözleşmeyi haklı feshi halinde, yatırımını geri alması için makul bir süre tanınması durumu olmayacağı için fiili bir zarar oluştuğunu, bu zararın da TTK'nın 122.

maddesinde düzenlenen tazminat ile telafi edileceğini,elinde kalan mallar nedeniyle de zararının bulunduğunu belirterek; kararın kaldırılarak asıl davanın reddine ve takip tarihinden önce ödenen fatura bedelleri için kötü niyetle icra takibi yapan davacının kötü niyet tazminatına mahkum edilmesini, birleşen dava bakımından yeniden inceleme yapılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.

GEREKÇE

Asıl Dava; İ.İ.K.nun 67. maddesi hükmüne dayalı olarak açılmış olup; davacı alacaklının İstanbul Anadolu ... İcra Dairesinin ... esas sayılı takip dosyası ile davalı borçlu aleyhine başlattığı ilamsız takibe (taraflar arasındaki alım- satım ticari ilişkisinden doğan, 20.03.2015 tarihli açık hesap ekstresinde gösterilen 564.360,14-euro fatura alacakları bakiyesi ile Kadıköy ... Noterliğinin 02.04.2015 tarihli ... yevmiye numaralı ihtarname konusu 756.316,44-euro fatura alacağı bakiyesinden kaynaklanan, 564.360,14-euro asıl alacağa davalının vaki itirazlarının iptali istemine ilişkindir. Birleşen dava; tek satıcılık sözleşmesinin varlığı ve birleşen dava davalısının sözleşmeye aykırı davranmış olması nedeniyle birleşen dava davacısı tarafından sözleşmenin haklı nedenle feshedildiği iddiası ile 1.058.463-euro portföy tazminatı ile elde kalan mallar nedeniyle uğranılan 72.122-euro maddi zararın faizi ile tazmini istemine ilişkindir.

Asıl dava açısından; İstanbul Anadolu ...İcra Dairesinin ... sayılı takip dosyasında davacının davalı hakkında başlattığı ilamsız icra takibinde 564.360,14-euro açık hesap alacağının tahsilini talep ettiği, takibin sebebinin 20.03.2015 tarihli açık hesap ekstresinde gösterilen 564.360,14-euro bedelli fatura alacakları bakiyesi ile Kadıköy ... Noterliğinin 02.04.2015 tarihli ... yevmiye numaralı ihtarname konususu 756.316,44- euro alacağın bakiyesi olarak gösterildiği anlaşılmaktadır. Davacı tarafından davalıya hitaben düzenlenen ihtarname ile davacı kayıtlarına göre mezkur faturaların vadesinin geçtiği ve halen ödenmediği belirtilerek 21 adet fatura bedelinden dolayı 756.316,44- euro alacak bulunduğu belirtilmiş, söz konusu faturaların 2013 ve 2014 yıllarında düzenlendikleri, ihtarnamede listelenerek tarih ve miktarlarına da yer verildiği anlaşılmıştır.

Davacı tarafça, davalı şirket ile devam eden ticari ilişkiden doğan ödemeler düşüldükten sonra bakiye alacağın mevcut olduğu takip talebinde borcun dayanağı olarak 21 adet fatura gösterilmiş ve listelenen faturalardan dolayı alacaklı olduğu bildirilerek bakiyesinin tahsili talep edilmiştir. İki kişinin herhangi bir hukuki sebep veya ilişkiden doğan alacaklarını teker teker ve ayrı ayrı istemekten karşılıklı olarak vazgeçip bunları kalem kalem alacak ve borç şekline çevirerek hesabın kesilmesinden sonra çıkacak artan tutarı isteyebileceklerine ilişkin sözleşme cari hesap sözleşmesidir, bu sözleşme yazılı yapılmadıkça geçerli olmaz hükmü karşısında taraflar arasında cari hesap sözleşmesinin bulunmadığı, davacının tek taraflı düzenlediği faturalar ile davalı tarafa açık hesap bakiyesi belirleyerek ilettiği, iletilen ihtar içeriklerinin davalı tarafından kabul edilmediği, alacağın davacı açık hesap fatura alacağından kaynaklandığının kabulü gerekmiştir.

Davalı ise alacaklıya takip talebinde belirtilen faturalardan kaynaklanan borcunun bulunmadığını, dayanak 20 adet faturaya konu alınan tüm malların bedelinin davacıya ödendiğini ve 1.200-euro bedelli faturanın kendi kayıtlarında bulunmadığını savunmuştur. Borcun ödendiğinin davalı tarafından savunulduğu anlaşılmakla ödemeye dair davalı ispat yükünü üzerine almış ancak faturaların ödenmediği davacı tarafından savunulmakla; itirazın iptali davası olan iş bu davada itiraza konu 1.200,00-EURO bedelli açık fatura açısından ve bedeli ödenmediği davacı tarafından ileri sürülen diğer 20 adet faturadan doğan davacı alacağının varlığını ispat yükü davacı üzerinde kalmıştır. Dosya kapsamına toplam tutarı 755.183,30-euro olan 20 adet gümrük beyannamesi örneği, işleme aracılık eden bankalardan gelen cevabi yazılar ve ekindeki döviz transfer dekontları ile birlikte incelenmiş ve davacının davanın dayandığı icra takibine cari hesap alacağı olarak konu ettiği fatura muhteviyatı ürünlerin muhtelif tarihlerde davalı tarafından “peşin ödeme”, “vesaik mukabili ödeme” ve “mal mukabili ödeme” şekilleriyle ithal edildiği, gümrük işlemleri ikmal edilen ürünlerin vergilerinin ödenip millileştirildiği (yani Serbest Dolaşıma Giriş Rejimi`ne tabi tutulduğu) ve beyanname kapsamı ürün bedellerinin tamamının (transfer dekontlarına göre 35.570-€.

fazlasıyla) işleme aracılık eden (gümrük formalitelerinin ikmali sırasında bedelin ödenmiş olması şartı aranmayan “mal mukabili” işlemlerin bir kısmının, gümrük beyannamesinde kayıtlı banka yerine, beyannamenin tescil ettirildiği tarihten sonra döviz transferini yapan) bankalar kanalıyla davacının hesabına transfer edildiği belirlenmiş, davalının 20 adet fatura ile ilgili olarak ödemede bulunduğu, davalının takip dosyasındaki itirazında bu yönden haklı olduğu, 1.200-euro bedelli bir adet faturaya ilişkin de alacağın ispatlanamadığı anlaşılmaktadır. Uyuşmazlığın eldeki itirazın iptali davasında incelemenin takip ve dava konusu faturalarla sınırlı olarak mı yoksa taraflar arasındaki tüm ticari ilişki değerlendirilerek mi yapılması gerektiği noktasında toplandığı anlaşılmaktadır.

İtirazın iptali davası, icra takibine sıkı sıkıya bağlı; itiraz üzerine duran icra takibinin devam edebilmesini sağlayan ve takip hukuku içinde olmakla birlikte, maddi hukuk ilişkisinin incelenerek uyuşmazlığı kesin hükümle sonuçlandıran bir davadır. Davanın takibe bağlılığı alacağın miktarı bakımından söz konusu olduğu gibi alacağın kaynağı bakımından da geçerlidir. İtirazın iptali davalarında takipde dayanılmayan bir belgeye dayanılması mümkün değildir. Davacının takip talebinde yazılı olduğu üzere alacak talebini açıkça takip eki belgede de belirtildiği üzere ödenmeyen faturalara dayandırdığı anlaşılmaktadır. Davacı vekili ticari defterlerinde cari hesap nedeniyle alacaklı olduğunu, takibin sadece 21 adet faturaya özgülenmediğini ileri sürmüş ise de takipte 21 adet faturadan kalan bakiye istenilmiştir.

Takip dayanağı faturalar 2013 ve 2014 yıllarına ilişkin olup, faturaların peşin satış yöntemi ile satılan mallara ilişkin olarak düzenlendiği belirlenmekle davacının takipte dayandığı faturaların ödenmediği yönündeki iddiasını ispat edemediği davalının ticari defterlerinde belirlenen borcun daha eski yıllardan devrettiği belirlenmiştir. İlk derece mahkemesince; dayanak faturalardan ötürü davalıdan alacaklı olmadığı kabul edilerek, tarafların iddia, savunma ve delillerinin yalnızca takibe konu faturalar çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği, davacının alacak talebini açıkça takip eki belgede de belirtildiği gibi ödenmeyen faturaların bakiyesine dayandırdığı,takip dayanağı faturaların ödemelerinin gümrük ve banka kayıtları ile yapıldığı dikkate alınarak davanın reddi gerekirken davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir.(Somut olaya emsal olabilecek Dairemizin 2018/604 esas ,2020/217 karar sayılı ilamı ve Yargıtay 11 HD nin 2020/6162 esas ,2021/ 4521 karar sayılı ilamı aynı yöndedir.) Birleşen dava ise;Portföy tazminatı ve sözleşmenin haklı feshi nedeniyle ve elinde kalan ekonomik değerini yitiren mal bedellerinin tazmini istemine ilişkindir.

Genel olarak portföy tazminatı, acentelik sözleşmesi sona erdikten sonra, bu ilişkinin devamı boyunca acentenin kişisel gayretiyle yarattığı müşteri çevresinden müvekkilinin halen yararlanması, acentenin ise yararlanmaması nedeniyle uğradığı kaybın karşılığıdır. 6102 sayılı TTK'nın 122. maddesinde açıkça denkleştirme istemi olarak tanımlanan, doktrinde de genel olarak portföy tazminatı olarak da ifade edilen bu tür tazminat, acentelik sözleşmesinin sona ermesinde acentenin kusurunun bulunmaması koşuluyla; müvekkilin, acentenin bulduğu yeni müşteriler sayesinde sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da önemli menfaatler elde etmesi, acentenin, sözleşmenin sona ermesine bağlı olarak işletmeye bağlı müşterilerle yapılmış veya yapılacak olan işler dolayısıyla sözleşme devam etmiş olsaydı elde edeceği ücreti talep etme hakkını kaybediyor olması ve somut olayın özelliklerine göre denkleştirme isteminin karşılanmasının hakkaniyete uygun düşmesi hallerinde denkleştirme tazminatı istenebilir.

Aynı maddenin 5. fıkrasında ise bu hükmün tek satıcılık ile benzeri diğer tekel hakkı veren sürekli sözleşme ilişkilerinin sona ermesi halinde de uygulanacağı hüküm altına alınmıştır. Dolayısıyla denkleştirme tazminatı istemi, ancak acentelik veya tekel hakkı veren tek satıcılık niteliğindeki sözleşmelere dayalı olarak talep edilebilecektir. Somut olayda ise taraflar arasında tekel hakkı veren yazılı bir sözleşme bulunmadığı, yıllar içinde davalı satıcı ,davacı ise alıcı konumuda ticari ilişkinin sürdürüldüğü ,bir koşulunda portföy tazminatı ödenmesi hakkaniyet gereği olmasıdır. Aksinin kabulü halinde dahi somut olayda siparişlerin karşılanmadığını ileri süren davacının kendi ticari defterlerinde 575.999 euro davacıya borç kaydı olduğu belirlendiğinden sözleşmenin davacı tarafça haklı feshinden söz edilemeyeceği gözetildiğinde birleşen davada davacının davası haklı bulunmamamıştır.Birleşen davanın reddine ilişkin hükümde isabetsizlik bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle ; İlk derece mahkemesince yapılan hata/eksiklik nedeniyle yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden davalı- birleşen dava davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile kararın kaldırılmasına yeniden hüküm verilmesine ,asıl davada davanın reddine ; davalı tarafça kötü niyet tazminatı talep edilmiş ise de davacının takip yapmakta kötü niyetli olmadığı anlaşıldığından kötüniyet tazminatı talebinin reddine,yerinde görülmeyen birleşen davaya ilişkin hükmün tekrarı ile birleşen davanın reddine karar verilmiştir.

HÜKÜM

Yukarıda açıklanan nedenlerle: Davalı-birleşen davada davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜNE; İstanbul Anadolu 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 27/03/2019 Tarih 2015/966 Esas 2019/357 Karar sayılı kararın HMK.'nın 353(1)b-2 gereği KALDIRILMASINA; "1-Asıl davanın REDDİNE, Davalı vekilinin kötü niyet tazminatı talebinin reddine, 2-Birleşen davanın REDDİNE" İlk derece yargılamasına ilişkin olarak ; Asıl davada; Alınması gereken 59,30-TL harcın, davacı tarafından mahkeme veznesine yatırılan 19.598,90-TL peşin harçtan mahsubu ile fazla olan 19.539,60-TL'nin talep halinde ve karar kesinleştiğinde davacıya iadesine, Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, Asıl davada davalı vekili için takdir olunan 89.596,64-TL nispi vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya ödenmesine, Birleşen davada;

alınması gereken 59,30-TL harcın, 63.852,05- TLpeşin harçtan mahsubu ile 63.792,75- TL fazla harcın talep halinde karar kesinleştiğinde davacıya iadesine, Birleşen davada davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, Birleşen davada davalı vekili için takdir olunan 102.587,32-TL nispi vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya ödenmesine, Talep halinde kullanılmayan gider avansının yatıran tarafa iadesine, İstinaf yoluna başvuran davalı/birleşen dava davacısı tarafından asıl dava için yatırılan 26.736-TL peşin istinaf karar harcının istek halinde karar kesinleştiğinde kendisine iadesine, İstinaf yoluna başvuran davalı/birleşen davada davacı tarafından yapılan 100-TL istinaf yargı giderinin takdiren 50-TL sinin davacıdan alınarak davalı/birleşen dava davacısına verilmesine, davacı/birleşen davada davalı tarafından yapılan yargı giderinin üzerinde bırakılmasına, Gerekçeli kararın bir örneğinin taraf vekillerine tebliğine, HMK 'nun 361/1.

maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde Yargıtay nezdinde temyiz yoluna başvurulabileceğine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verildi. 25/11/2021

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.