Alacak
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2023/978 E. 2023/4308 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
ihtirazi kayıt/çekince↗ ürün alım taahhütnamesi↗ asgari alım taahhüdü↗ alım taahhüdü↗ akaryakıt bayilik sözleşmesi↗ çekince (ihtirazi kayıt)↗ ihtirazi kayıt↗ kâr mahrumiyeti↗ sözleşmeden doğan dava↗ bayilik sözleşmesi↗ cezai şart↗ ifa↗ garantörlük↗ fesih↗ temerrüt faizi↗ ıslah↗ taahhütname↗ ihtarname↗ temerrüt↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, akaryakıt bayilik sözleşmesinde ve sözleşme eki asgari alım taahhüdünde öngörülen yıllık asgari ürün alımı taahhüdüne aykırı davranıldığı iddiasına dayalı cezai şart alacağından kaynaklanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 440 ıncı ve 442 nci maddeleri.
3. Değerlendirme
Dosyadaki yazılara, Mahkeme kararında belirtilip Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre, davacı vekilinin 1086 sayılı Kanun’un 440 ıncı maddesinde sayılan hallerden hiçbirisini ihtiva etmeyen karar düzeltme isteminin reddi gerekir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/6032 E. 2024/2624 K.
Ortak:asgari alım taahhüdü · alım taahhüdü · akaryakıt bayilik sözleşmesi · çekince (ihtirazi kayıt) · ihtirazi kayıt · kâr mahrumiyeti · bayilik sözleşmesi · cezai şart · Alacak
İncelediğiniz karardaUyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, «akaryakıt bayilik sözleşmesinde» ve sözleşme eki «asgari alım taahhüdünde» öngörülen yıllık asgari «ürün alımı taahhüdüne» aykırı davranıldığı iddiasına dayalı «cezai şart» alacağından kaynaklanmaktadır.
Benzer bu karardaDAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında imzalanan 05.07.2012 tarihli «akaryakıt bayilik sözleşmesi» kapsamında davalı yanca «asgari alım taahhüdünde» bulunulmasına rağmen sözleşme süresi içerisinde bu taahhüde riayet edilmediğini ileri sürerek, kâr «mahrumiyetinden» kaynaklanan şimdilik 10.000,00 TL’nin Ankara 53.
Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, «bayilik sözleşmesi» kapsamında «asgari alım taahhüdüne» aykırılık nedeniyle kâr «mahrumiyeti» alacağının tahsili istemine ilişkindir.
Somut olayda taraflar arasında 05.07.2012-05.07.2017 tarihleri arasını kapsayacak şekilde «akaryakıt bayilik sözleşmesi» imzalanmış olup, sözleşme ile ekindeki «taahhütnamede» davalının, davacıdan her yıl belli miktarda akaryakıt almayı taahhüt ederek, bu taahhüdünü yerine getirmemesi durumunda «cezai şart» ödemeyi kabul etmesine rağmen yıllık taahhüdüne uygun alım yapmadığı, davacının da uzun bir süre «ihtirazı kayıt» koymadan mal «teslimine» devam ettiği, ancak davacının Ankara 5.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:çekincesiz kabul · ceza koşulu · gecikme cezası · sözleşme serbestisi · emredici hüküm · kâr kaybı · kaldırma ve yeniden hüküm · ihtar
Benzer bu kararda… yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; her yıl sonunda bir önceki yıla dair ceza koşulunun istenebilmesi için takip eden yılda henüz ifaya başlanmadan önce «çekince (ihtirazi kayıt») bildirilmesine veya «ihtar» çekilmesine bağlı olduğu, bunlar yapılmadan müteakip yılın ifasının gerçekleşmesi halinde artık bir önceki yıla ait ceza koşulunun istenilemeyeceği, çekince konulması ve «ihtarname» çekilmesi durumlarında ceza koşulunun istenebileceğinin kuşkusuz olduğu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 179 uncu maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen hüküm, «emredici» nitelikte olmadığından tarafların «sözleşme serbestisi» ilkesi gereğince aralarında farklı bir düzenleme yapabileceği, somut olayda açıklanan ilkeler çerçevesinde davacının «cezai şart» talep etme hakkı bulunmadığı anlaşılmış olup, mahkemece belirtilen gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmadığından sonucu itibariyle doğru olan hükmün gerekçesinin yazıldığı şekilde değiştirilmesi gerektiğinden bahisle istinaf başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün «kaldırılmasına, yeniden» esas hakkında kurulan hüküm ile davanın reddine karar verilmiştir.
Hemen belirtilmelidir ki 6098 sayılı Kanun'un 179 uncu maddesi «emredici» nitelikte olmadığından gecikmiş ifadan önce keşide edilen ihtarla «gecikme cezası» isteme hakkı saklı tutulmuş veya sözleşmede «ceza koşulu» talep edebilmek için ihtiraz-i «kayda» gerek olmadığı kararlaştırılmış veyahut da ifadan önce alacaklının bu hakkını saklı tuttuğu anlamına gelecek davranışları mevcut ise sonradan yapılan «teslimde» çekince konulmamış olsa dahi ceza koşulu isteme hakkı düşmez.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü «kaldırılarak yeniden» esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle değişik gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir.
Değerlendirme 6098 sayılı Kanun'un 179 uncu maddesinin ikinci fıkrası gereğince alacaklı, açıkça «feragat» etmiş veya ifayı kayıtsız şartsız kabul etmiş olmadıkça sözleşmede özel olarak düzenlenmiş olması «kaydı» ile «cezai şart» niteliğinde olan kâr «kaybını» isteyebilir.
-
Bayilikte kâr mahrumiyeti: çekince koşulu ve lisans şartı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2023/2395 E. 2024/5437 K.
Ortak:kâr mahrumiyeti · Alacak
Benzer bu kararda… nde; müvekkili ile davalı arasında İstanbul ili Esenyurt ilçesinde bulunan taşınmaz üzerinde bulunan akaryakıt istasyonunun işletilmesi hususunda 24.02.2014 tarihli «bayilik sözleşmesi» ve «protokol» akdedildiğini, davalının düzenlediği «ürün alım taahhütnamesi» ile anlaşma süresince 17.604 ton beyaz ürün almayı, eksik kalan ton üzerinden 14 USD «kar mahrumiyeti» ödemeyi taahhüt ettiğini, davalının 2.886 ton ürün aldığını, davalının eksik aldığı 14.718 ton ürün için 206.051 USD «kar kaybı» borcu doğduğunu ileri sürerek fazlaya dair hakları saklı kalmak «kaydı» ile şimdilik 1.000,00 USD'nin «temerrüt» tarihinden itibaren faiz işletilerek davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
… ; müvekkili ile davalı arasında İstanbul ili Zeytinburnu ilçesinde bulunan taşınmaz üzerinde bulunan akaryakıt istasyonunun işletilmesi hususunda 24.04.2014 tarihli «bayilik sözleşmesi» ve «protokol» akdedildiğini, davalının düzenlediği «ürün alım taahhütnamesi» ile anlaşma süresince 22.600 ton beyaz ürün almayı, eksik kalan ton üzerinden 14,00 USD «kar mahrumiyeti» ödemeyi kabul ve taahhüt ettiğini, davalının 3.384 ton ürün aldığını, davalının eksik aldığı 19.216 ton ürün için 269.030,00 USD «kar kaybı» borcu doğduğunu ileri sürerek fazlaya dair hakları saklı kalmak «kaydı» ile şimdilik 1.000,00 USD'nin «temerrüt» tarihinden itibaren faiz işletilerek davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
… sayısı belirtilen kararı ile asıl davada taraflar arasında 24.02.2014 tarihinde Esenyurt bayisi olarak, birleşen davada 24.04.2014 tarihinde Davutpaşa bayisi olarak «bayilik sözleşmesi», «protokol» ve «ürün alım taahhütnamesi» imzalandığı, ürün alım taahhütnamesine göre, anlaşma süresinin sonunda veya bir yıllık anlaşma süresinin sonunda eksik alınan ürünlerin hesaplanacağı, buna göre «kar mahrumiyeti» bedelinin belirleneceği hükme bağlanmış olup, dava tarihine kadar davacı tarafça bu madde hükmüne göre herhangi bir «cezai şart» talep edilmediği, taahhüde aykırılık olsa bile davacının aykırı davranılmış olan yılı takip eden yeni yılda herhangi bir «ihtirazi kayıt» göstermeksizin ticari faaliyete devam edildiği, davalıda haklı olarak cezai şartın uygulanmayacağı yönünde ... oluştuğu, «dürüstlük ilkesi», «hakkaniyet» ilkesi ve kanunun «emredici» hükümlerine göre davacı tarafça davalıda böyle bir ... oluşturup daha sonrasında kar mahrumiyeti bedeli talep edilmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle, asıl ve bir …
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:sözleşme serbestisi · davaların birleştirilmesi
Benzer bu kararda… aklı, ceza koşulunu isteme hakkından açıkça vazgeçmişse artık bu yönde bir talepte bulunamayacağı, diğer yandan alacaklının, çekince koymadan ifayı kabul etmiş veya «sözleşmeden doğan» edimlerini «ifa» etmeye devam etmişse bu takdirde de ceza koşulunu isteyemeyeceği, yıllık asgari «ürün alımı taahhüdü» bulunmasına rağmen yıllar itibariyle bu taahhüde uyulmamış ise tedarikçi (sağlayıcı) firmanın, hem ifayı hem de ceza koşulunu talep edebilmesi için takip eden yılda henüz bayiye mal vermeden önce «ceza koşulu» ile ilgili “«çekince” (ihtirazi kayıt») bildirmesi ya da bu konuda bayiye noterden bir «ihtarname» göndermesi gerektiği, çekince için bir «şekil şartının» getirilmediği, tedarikçinin, taahhüde aykırı davranılmış olan yılı takip eden yeni yıldaki ilk «fatura» ve «irsaliyeye» koyacağı bir açıklama («şerh») ile bu koşulu yerine getirebileceği, bu şekilde bir çekince (ihtirazi kayıt) konulduktan veya «ihtar» çekildikten sonra tedarikçi (sağlayıcı) firmanın, mal vermeye (ifaya) devam etse bile önceki yıla ilişkin ceza koşulu alacağını sözleşme «zamanaşımı» süresi içinde her zaman talep edebileceği, sonraki yıllarda da aynı kuralın geçerli olduğu, bunlar yapılmadan müteakip yılın ifası gerçekleşmişse artık bir önceki yıla ait ceza koşulu istenemeyeceği, çekince konmuş veya ihtar çekilmiş olan yıllarla ilgili ceza koşulunun istenebileceği, 6098 sayılı Kanun'un 179 uncu maddesinin ikinci fıkrası hükmü «emredici» nitelikte olmadığından, tarafların «sözleşme serbestisi» ilkesi gereğince aralarında farklı bir düzenleme yapabilecekleri, örneğin «sözleşmenin feshi» halinde hem «cezai şart» hem de kâr «mahrumiyeti» ödeneceğinin kararlaştırabileceği, ancak sözleşmenin feshi halinde cezai şart ödeneceğinin kararlaştırılmış olduğu hallerde, sözleşme süresi içinde çekince konmadan uzun süre ifaya devam edilmesi üzerine borçluda, ceza koşulu istenmeyeceğine dair haklı bir ... oluşmuş ise, oluşan bu haklı ... ve «dürüstlük ilkesi» nedeniyle önceki yıla veya yıllara ait ceza koşullarının talep edilemeyeceği, taraflar arasında asıl dava konusu Esenyurt ilçesinde bulunan istasyona ilişkin 24.02.2014 tarihli ve 01.09.2015 tarihine kadar geçerli; Zeytinburnu ilçesinde bulunana istasyona ilişkin olarak da 24.04.2014 tarihli ve 01.09.2015 tarihine kadar geçerli «bayilik sözleşmesi» ve «protokol» akdedildiği, davalı tarafın Esenyurt ilçesindeki istasyona ilişkin olarak imzalanan alım taahhüdünde, davalının yıllık asgari 4.401 ton, sözleşme süresince ise 17.604 ton beyaz ürün almayı, aksi halde ton başına 14,00 USD «kar mahrumiyeti» ödemeyi; Zeytinburnu ilçesindeki istasyona ilişkin olarak imzalanan alım taahhüdünde, davalının yıllık asgari 5.650 ton, sözleşme süresince ise 22.600 ton beyaz ürün almayı, aksi halde ton başına 14,00 USD kar mahrumiyeti ödemeyi kabul ve taahhüt ettiği, mahkemece yaptırılan «bilirkişi incelemesinde», davalı bayi tarafından asıl davada 14.718 ton, birleşen davada 19.216 ton eksik alım yapıldığının tespit edildiği,EPDK lisans kayıtlarının sorgulanmasında; davalı bayi tarafından Esenyurt ilçesinde bulunan istasyona ilişkin olarak dava dışı «dağıtıcı» Kadooğlu Petrolcülük ..
… s alınması halinde beş yıl süreli olacağının kararlaştırıldığı halde, davacı adına alınan bayilik lisansı bulunmadığı,davacı tarafça sözleşmenin davalının kusuruyla «fesih» edildiğinin de ileri sürülmediği ,davalıya akaryakıt satışının yapıldığı yaklaşık 1,5 yıllık süren dönem içerisinde davalının başka «dağıtıcıların» bayiisi olduğu, ayrıca «protokolün» 9 uncu maddesinde, sözleşme ve protokolün lisans alınması koşuluna bağlandığı, bu durumda somut olayda taraflar arasında geçerli bir «bayilik sözleşmesinden» söz edilmesi mümkün olmadığı, buna bağlı olarak davacının «geçersiz sözleşmelere» dayalı asgari ürün satışı «taahhüdüne» dayalı olarak davalıdan kâr «kaybı» alacağı talep etmesnin mümkün olmadığı, diğer yandan davacı tarafça aynı tarihte aynı davalıya yönelik olarak asıl ve birleşen davanın açıldığı, mahkemece her iki davanın birleştirilerek birlikte görüldüğü, birleştirme kararından sonraki aşamada davalı vekilince yargılama dosyasına 03.04.2018 tarihinde vekaletname sunulduğu, davalı vekilinin duruşmalara katılarak davalıyı yargılamada «temsil» ettiği, mahkemece yapılan yargılama sonucunda her iki davanın da reddine karar verilmesine rağmen, davalı vekilinin birleşen dava bakımından karar başlığında gösterilmediği ve birleşen davada davalı vekili yararına vekâlet ücretine hükmedilmediği, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 166 ncı maddesine göre ayrı ayrı açılmış davaların aralarında bağlantı bulunmaları halinde birleştirilerek bakılabilmesi mümkün olup, «davaların birleştirilmesi» sadece birleştirilen davaların yargılama safhalarının müşterek cereyan etmesi sonucunu doğuracağını, başka bir anlatımla, birleştirmeye konu davaların bağımsız kimliklerini koruduğu, bu durumda davalının her iki dava bakımından da vekil ile temsil edilmiş olmasına ve her iki davanın da reddine karar verilmesine rağmen, birleşen davada davalı vekilinin karar başlığında gösterilmemesi ve davalı lehine «vekalet ücretine» hükmedilmemesinin doğru olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Ma …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2021/6423 E. 2023/876 K.
Ortak:ürün alım taahhütnamesi · alım taahhüdü · akaryakıt bayilik sözleşmesi · kâr mahrumiyeti · sözleşmeden doğan dava · bayilik sözleşmesi · cezai şart · ifa · Alacak
İncelediğiniz karardaUyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, «akaryakıt bayilik sözleşmesinde» ve sözleşme eki «asgari alım taahhüdünde» öngörülen yıllık asgari «ürün alımı taahhüdüne» aykırı davranıldığı iddiasına dayalı «cezai şart» alacağından kaynaklanmaktadır.
Benzer bu karardaUyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, taraflar arasındaki «akaryakıt bayilik sözleşmesi» ve sözleşmenin eki niteliğindeki «protokol» uyarınca, bayinin yıllık asgari «ürün alımı taahhüdüne» aykırı davrandığı iddiasına dayalı kâr «mahrumiyetinin» ve bayilik «sözleşmesinin feshi» nedeniyle kâr mahrumiyetinin tahsili istemine ilişkindir.
… ç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile sözleşmenin yürürlükte olduğu 05.03.2014 - 28.12.2015 tarihleri arasındaki dönem için kâr «mahrumiyeti» alacağı talebi yönünden, «ifaya ekli ceza koşulu» niteliğinde olduğu, davacı tarafın çekince koymadan ifayı (ödemeyi) kabul ettiği ve «sözleşmeden doğan» edimlerini «ifa» etmeye (ürün satmaya) devam ettiği, dava tarihi itibariyle taraflar arasındaki sözleşme yürürlükte bulunduğundan davacı yanca davalıya sözleşmenin ilk iki yılı için eksik beyaz ürün alımı yapmasından ötürü herhangi bir «ihtarname» gönderilmediği, bu hususun «tacir» olan davalı bayide kâr mahrumiyetine ilişkin davacı yanca tazminat istenilmeyeceğine dair haklı bir güven oluşturduğu gerekçesiyle bu talebin reddi gerektiği, diğer yandan sözleşmenin feshedildiği tarihten sözleşme süresinin sonuna kadar olan 28.12.2015 - 12.07.2016 tarihleri arasındaki dönem yönünden ise, sözleşmenin ne şekilde feshedildiği hususunda bir bilgi ve belge bulunmamakla birlikte sözleşmenin 28.05.2015 tarihinde feshedildiğinin her iki tarafın da kabulünde olduğu, sözleşmenin haklı nedenle feshedildiği iddia ve ispat olunamadığına göre yerleşik Yargıtay içtihatları doğrultusunda davacının aynı bölgede benzer bir bayilik kurabilmesi için gerekli «makul süre» için kâr mahrumiyeti talebinde bulunabileceği, bu sürenin bilirkişi raporu ile altı ay olarak belirlendiğinden bu süre için hesaplanan kâr mahrumiyeti yönünden davanın kabulüne karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, dolayısıyla davanın tamamen kabulüne karar verilmesi doğru olmamışsa da bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, davalı vekilinin istinaf başvurusunun bu sebeple kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak ve yeniden hüküm kurularak davanın kısmen kabulü ile 84.340,99 TL'nin 28.12.2015 tarihinden itibaren işleyecek «yasal faizi» ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine ve fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasında imzalanmış olan beş yıllık «akaryakıt bayilik sözleşmesi» kapsamında yıllık 1.000 m3 ürün alma «taahhüdü» ile beş yıl süre kesintisiz bayilik yapılacağının kabul edildiği, «protokolün» 1 inci maddesinde bu taahhüt ortaya konmakla 8 inci maddesi uyarınca sözleşmenin devamı süresince davalı şirketin taahhüdün altında kalması durumunda, davacı şirke …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:ifaya ekli ceza · ceza koşulu · prim iadesi · mal kaçırma · makul süre · taleple bağlılık · bedel iadesi · sözleşmenin feshi
Benzer bu kararda… ç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile sözleşmenin yürürlükte olduğu 05.03.2014 - 28.12.2015 tarihleri arasındaki dönem için kâr «mahrumiyeti» alacağı talebi yönünden, «ifaya ekli ceza koşulu» niteliğinde olduğu, davacı tarafın çekince koymadan ifayı (ödemeyi) kabul ettiği ve «sözleşmeden doğan» edimlerini «ifa» etmeye (ürün satmaya) devam ettiği, dava tarihi itibariyle taraflar arasındaki sözleşme yürürlükte bulunduğundan davacı yanca davalıya sözleşmenin ilk iki yılı için eksik beyaz ürün alımı yapmasından ötürü herhangi bir «ihtarname» gönderilmediği, bu hususun «tacir» olan davalı bayide kâr mahrumiyetine ilişkin davacı yanca tazminat istenilmeyeceğine dair haklı bir güven oluşturduğu gerekçesiyle bu talebin reddi gerektiği, diğer yandan sözleşmenin feshedildiği tarihten sözleşme süresinin sonuna kadar olan 28.12.2015 - 12.07.2016 tarihleri arasındaki dönem yönünden ise, sözleşmenin ne şekilde feshedildiği hususunda bir bilgi ve belge bulunmamakla birlikte sözleşmenin 28.05.2015 tarihinde feshedildiğinin her iki tarafın da kabulünde olduğu, sözleşmenin haklı nedenle feshedildiği iddia ve ispat olunamadığına göre yerleşik Yargıtay içtihatları doğrultusunda davacının aynı bölgede benzer bir bayilik kurabilmesi için gerekli «makul süre» için kâr mahrumiyeti talebinde bulunabileceği, bu sürenin bilirkişi raporu ile altı ay olarak belirlendiğinden bu süre için hesaplanan kâr mahrumiyeti yönünden davanın kabulüne karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, dolayısıyla davanın tamamen kabulüne karar verilmesi doğru olmamışsa da bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, davalı vekilinin istinaf başvurusunun bu sebeple kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak ve yeniden hüküm kurularak davanın kısmen kabulü ile 84.340,99 TL'nin 28.12.2015 tarihinden itibaren işleyecek «yasal faizi» ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine ve fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.
Hukuk Dairesinin 2014/12755 E., 2015/9842 K. sayılı ilamı uyarınca yeni bir bayilik oluşturulması için «makul süre» olan altı ay için kâr «mahrumiyeti» alacağının oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
İstinaf Sebepleri Davalılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, «taleple bağlılık» ilkesini ihlal etmek suretiyle davacının talebinden fazlasına hükmettiğini, davacı 28.12.2015 tarihinden itibaren kâr «mahrumiyeti» alacağı talep etmesine rağmen 12.07.2014- 28.12.2015 tarihleri arasındaki döneme ait kâr mahrumiyeti olarak 52.434,13 TL ve 28.12.2015-28.06.2015 tarihleri arasınd …
Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açıldığını, bilirkişilerce sadece «defterler» üzerinde inceleme yapılmış olup çekince kayıtlarının tespit edilmediğini, kaldı ki işbu dava konusu dönemler yönünden 05.03.2014 tarihinde ilk davanın açılması en büyük çekince olup bu husus göz ardı edilerek ilk davanın açıldığı 05.03.2014 ile bayiliğin feshedildiği 28.12.2015 dönemi yönünden kısmen red kararı verilmesinin hatalı olduğunu, b.Her iki dava ile kâr «mahrumiyeti» talep edilen dönemlerin farklı olduğunu, ilk davanın davalının «fesih» çabaları ve «mal kaçırma» girişimleri nedeniyle açıldığını, davadan otuz beş gün sonra 10.04.2014 tarihinde istasyonun «üçüncü kişiye» satıldığını, bu durumun ise sözleşmenin 20 nci maddesine aykırı olduğunu ve müvekkilinin davalı bayisine güvenerek verdiği satış destek «priminin» de iadesi talebi ile açıldığını, sözleşme istasyonun devri ile zaten fiilen sona ermiş olup Bölge Adliye Mahkemesinin tespitlerinin hatalı olduğunu, c.Müvekkilinin, davalı bayinin "fesih edersem ne kadar «cezai şart» ve kâr mahrumiyeti öderim?" talepli 06.02.2014 tarihli yazısına, 10.02.2014 tarihli yazısı ile çekincesini bildirdiğini ve 05.03.2014 tarihinde Malatya 3.
1 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/2799 E. 2023/6263 K.
Ortak:ihtirazi kayıt/çekince · ürün alım taahhütnamesi · asgari alım taahhüdü · alım taahhüdü · akaryakıt bayilik sözleşmesi · ihtirazi kayıt · kâr mahrumiyeti · sözleşmeden doğan dava · Alacak
İncelediğiniz karardaUyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, «akaryakıt bayilik sözleşmesinde» ve sözleşme eki «asgari alım taahhüdünde» öngörülen yıllık asgari «ürün alımı taahhüdüne» aykırı davranıldığı iddiasına dayalı «cezai şart» alacağından kaynaklanmaktadır.
Benzer bu karardaGerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile «akaryakıt bayilik sözleşmelerinde» (veya sözleşme eki «taahhütnamelerde») yer alan "yıllık «asgari alım taahhüdüne» uymama halinde öngörülen «ceza koşulu» («cezai şart») hükümlerinin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 179 uncu maddesinin ikinci fıkrasındaki (mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (818 sayılı Kanun) 158 inci maddesinin ikinci fıkrası) «ifaya ekli ceza» koşulu (cezai şart) niteliğinde olduğu, ifaya eklenen ceza koşulunda, şart gerçekleştiği takdirde alacaklı, hem ifayı hem de cezayı talep edebileceği, 6098 sayılı Kanun'un borcun belirlenen zamanda veya yerde «ifa» edilmemesi hali için kararlaştırılmış ceza koşulunun, «ifaya eklenen ceza koşulu» niteliğinde olacağına dair bir «karine» koyduğu, bu iki olasılık dışında kalacak eksik ifa hallerinde 6098 sayılı Kanun'un 179 uncu maddesinin birinci fıkrasının uygulanacağı, 6098 sayılı Kanun'un 179 uncu maddesinin ikinci fıkrası hükmü «emredici» yapıda olmayıp düzenleyici nitelikte olduğundan tarafların, yukarıda belirtilen iki hal dışında kalan eksik ifalarla, bütün ifa etmeme hallerinde de ifa ile birlikte cezai şartın istenebileceğini kararlaştırabileceği, eğer alacaklı ceza koşulunu isteme hakkından açıkça vazgeçmişse veya alacaklı, çekince koymadan ifayı kabul etmiş veya «sözleşmeden doğan» edimlerini ifa etmeye devam etmişse bu takdirde de ceza koşulunu istemeyeceği, taahhütnamenin 2 nci maddesinde kâr «mahrumiyetinden» söz edilmiş ise de içerdiği yaptırımlar itibari ile asgari alım taahhüdünün ihlaline ilişkin özel cezai şart düzenlemesi olduğu, somut olayda davalı şirketin başka bir şirketten petrol ürünü aldığı ileri sürülmemiş olması ve ayrıca sair bir ihlal vakıası gerçekleştirdiği ispat edilmemiş olmasına göre 2 nci maddede belirtilen ve hesap yöntemi de açıkça gösterilen cezai şartın istenebileceği gözetilerek davacının sözleşmenin ilk iki yılı içinde herhangi bir «ihtirazi kayıt» koymaksızın mal «teslim» etmek suretiyle davalıda haklı bir güven oluşturarak sözleşmeyi fiili durumda devam etme iradesini ortaya koyduğu, yine «son» dönemde de (2015) ayrıca bir «ihtar» çekmeksizin mal teslimine devam ettiği görülerek mevcut delil durumuna göre davanın tamamen reddine karar verilmesi yerinde görülmüş ise de davayı nitelendirmede hataya düşülerek yazılı şekilde karar verilmesini doğru olmadığı, davalılardan gerçek kişi «kefil» yönünden 15.07.2013 tarihli «kefaletnamenin» 6093 sayılı Kanun'un 583 üncü maddesi hükmünde belirtilen «müteselsil kefalet» ibaresinin el yazısıyla yazılmadığı, 6098 sayılı Kanun'un 584 üncü maddesi hükmü gereğince de eş «muvafakati» alınmadığı, geçerli bir «kefalet sözleşmesinden» bahsedilemeyeceğinden bahisle reddine karar verilmesi doğru ise de dava konusu olayda davacının talebi cezai şart alacağının tahsiline ilişkin olup koşullarının oluşmadığının kabulü ile davalı şirket yönünden davanın reddine karar vermek gerekirken, mahkemece gerekçe kısmında davacının talebinin kâr mahrumiyeti olduğu şeklinde nitelemede yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulmasının doğru görülmediği, davalılar vekilinin vekâlet ücreti yönünden istinaf istemlerine gelince; davalı şirket aleyhine açılan davanın cezai şart talep edilemeyeceği sözleşmede belirlenen koşulların gerçekleşmediği gerekçesiyle, diğer davalı aleyhine açılan davanın ise kefalet akdinin geçerli olmaması gerekçesiyle reddedilmişken karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAÜT) 3/2 maddesi gereği hakkındaki dava ret edilen davalı şirket yararına ayrı, diğer davalı gerçek kişi yararına ayrı «vekalet ücreti takdiri» gerekirken tek bir vekâlet ücretine hükmedilmesi doğru olmadığı gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kald …
Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, «akaryakıt bayilik sözleşmesinde» (sözleşme eki «asgari alım taahhüdünde») öngörülen yıllık asgari «ürün alımı taahhüdüne» aykırı davranıldığı iddiasına dayalı «cezai şart» alacağı istemine ilişkindir.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; taraflar arasında düzenlenen ek «taahhütname» gereği, «asgari alım taahhüdünü» yerine getirmediğini, kâr «mahrumiyetinden» kaynaklanan alacağa karar verilmesi gerekirken davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu, diğer davalının da «kefaletinin» geçerli bulunduğunu, «kefalet limitinin» belli olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:ifaya eklenen ceza koşulu · ifaya ekli ceza · ceza koşulu · müteselsil kefalet · kefalet limiti · kefalet sözleşmesi · karine · vekalet ücreti takdiri
Benzer bu karardaGerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile «akaryakıt bayilik sözleşmelerinde» (veya sözleşme eki «taahhütnamelerde») yer alan "yıllık «asgari alım taahhüdüne» uymama halinde öngörülen «ceza koşulu» («cezai şart») hükümlerinin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 179 uncu maddesinin ikinci fıkrasındaki (mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (818 sayılı Kanun) 158 inci maddesinin ikinci fıkrası) «ifaya ekli ceza» koşulu (cezai şart) niteliğinde olduğu, ifaya eklenen ceza koşulunda, şart gerçekleştiği takdirde alacaklı, hem ifayı hem de cezayı talep edebileceği, 6098 sayılı Kanun'un borcun belirlenen zamanda veya yerde «ifa» edilmemesi hali için kararlaştırılmış ceza koşulunun, «ifaya eklenen ceza koşulu» niteliğinde olacağına dair bir «karine» koyduğu, bu iki olasılık dışında kalacak eksik ifa hallerinde 6098 sayılı Kanun'un 179 uncu maddesinin birinci fıkrasının uygulanacağı, 6098 sayılı Kanun'un 179 uncu maddesinin ikinci fıkrası hükmü «emredici» yapıda olmayıp düzenleyici nitelikte olduğundan tarafların, yukarıda belirtilen iki hal dışında kalan eksik ifalarla, bütün ifa etmeme hallerinde de ifa ile birlikte cezai şartın istenebileceğini kararlaştırabileceği, eğer alacaklı ceza koşulunu isteme hakkından açıkça vazgeçmişse veya alacaklı, çekince koymadan ifayı kabul etmiş veya «sözleşmeden doğan» edimlerini ifa etmeye devam etmişse bu takdirde de ceza koşulunu istemeyeceği, taahhütnamenin 2 nci maddesinde kâr «mahrumiyetinden» söz edilmiş ise de içerdiği yaptırımlar itibari ile asgari alım taahhüdünün ihlaline ilişkin özel cezai şart düzenlemesi olduğu, somut olayda davalı şirketin başka bir şirketten petrol ürünü aldığı ileri sürülmemiş olması ve ayrıca sair bir ihlal vakıası gerçekleştirdiği ispat edilmemiş olmasına göre 2 nci maddede belirtilen ve hesap yöntemi de açıkça gösterilen cezai şartın istenebileceği gözetilerek davacının sözleşmenin ilk iki yılı içinde herhangi bir «ihtirazi kayıt» koymaksızın mal «teslim» etmek suretiyle davalıda haklı bir güven oluşturarak sözleşmeyi fiili durumda devam etme iradesini ortaya koyduğu, yine «son» dönemde de (2015) ayrıca bir «ihtar» çekmeksizin mal teslimine devam ettiği görülerek mevcut delil durumuna göre davanın tamamen reddine karar verilmesi yerinde görülmüş ise de davayı nitelendirmede hataya düşülerek yazılı şekilde karar verilmesini doğru olmadığı, davalılardan gerçek kişi «kefil» yönünden 15.07.2013 tarihli «kefaletnamenin» 6093 sayılı Kanun'un 583 üncü maddesi hükmünde belirtilen «müteselsil kefalet» ibaresinin el yazısıyla yazılmadığı, 6098 sayılı Kanun'un 584 üncü maddesi hükmü gereğince de eş «muvafakati» alınmadığı, geçerli bir «kefalet sözleşmesinden» bahsedilemeyeceğinden bahisle reddine karar verilmesi doğru ise de dava konusu olayda davacının talebi cezai şart alacağının tahsiline ilişkin olup koşullarının oluşmadığının kabulü ile davalı şirket yönünden davanın reddine karar vermek gerekirken, mahkemece gerekçe kısmında davacının talebinin kâr mahrumiyeti olduğu şeklinde nitelemede yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulmasının doğru görülmediği, davalılar vekilinin vekâlet ücreti yönünden istinaf istemlerine gelince; davalı şirket aleyhine açılan davanın cezai şart talep edilemeyeceği sözleşmede belirlenen koşulların gerçekleşmediği gerekçesiyle, diğer davalı aleyhine açılan davanın ise kefalet akdinin geçerli olmaması gerekçesiyle reddedilmişken karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAÜT) 3/2 maddesi gereği hakkındaki dava ret edilen davalı şirket yararına ayrı, diğer davalı gerçek kişi yararına ayrı «vekalet ücreti takdiri» gerekirken tek bir vekâlet ücretine hükmedilmesi doğru olmadığı gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kald …
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; taraflar arasında düzenlenen ek «taahhütname» gereği, «asgari alım taahhüdünü» yerine getirmediğini, kâr «mahrumiyetinden» kaynaklanan alacağa karar verilmesi gerekirken davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu, diğer davalının da «kefaletinin» geçerli bulunduğunu, «kefalet limitinin» belli olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2023/978 E. , 2023/4308 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ Asliye Hukuk Mahkemesi (Asliye Ticaret Mahkemesi sıfatıyla)
SAYISI 2021/122 Esas, 2021/203 Karar
HÜKÜM
Kısmen kabul
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece Mahkeme kararının onanmasına karar verilmiştir.
Davacı vekili tarafından Dairece verilen kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla; kesinlik, süre ve diğer usul eksiklikler yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, karar düzeltme dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacı ile davalılardan Ruşen Akaryakıt Ltd. Şti. arasında akaryakıt bayilik sözleşmesi imzalandığını, sözleşme hükümlerine göre davacının taahhüdünü yerine getirmeyen bayiye karşı fesih hakkını kullanabileceği gibi cezai şart da talep edebileceğini, diğer davalıların ise garantör olduğunu, davalının taahhüt ettiği beyaz ürün alımını gerçekleştirmediğini ileri sürerek şimdilik 03.10.2007 ve 03.10.2009 tarihleri arasındaki dönemde müvekkilinin mahrum kaldığı satış nedeniyle uğradığı zarar bakımından cezai şart alacağı olarak 20.000,00 USD'nin fiili ödeme tarihindeki kur üzerinden dava tarihinden itibaren bankaların uyguladığı en yüksek faiz oranı ile birlikte davalılardan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmesini talep etmiş, ıslah ile talebini 498.976,00 USD daha artırmıştır.
II. CEVAP
Davalılar vekili cevap dilekçesinde; bayilik sözleşmesi imzalanırken ön şart olarak alınan taahhütnamenin irade özgürlüğüne aykırı olduğunu, istasyonun bulunduğu yerde yol çalışmaları yapıldığını, yol yapımından önce istasyonun yola cephesi bulunmasına rağmen yapılan çift şeritli yol sonrasında istasyona girme imkanı kalmayıp atıl hâle geldiğini, taahhütnamenin altında satış yapılmasının kendi kusurlarından kaynaklanmayıp öngörülemeyen bu sebepten kaynaklandığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
III. MAHKEME KARARI
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile bozma ilamına uyularak yapılan yargılamaya göre davacının 04.10.2008- 03.10.2009 tarih aralığında 87.270,60 USD tutarında cezai şart alacağının oluştuğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 20.000,00 USD'nin dava tarihinden (08.03.2010) 67.270,60 USD'nin ıslah tarihinden (28.05.2012) itibaren 3095 sayılı Temerrüt Faizi ve Kanuni Faiz Hakkında Kanun'un 4/A maddesi uyarınca kamu bankalarınca 1 yıllık vadeli USD mevduata işletilecek en yüksek oranda faiz işletilerek davalılardan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiştir.
IV. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuran
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Yargıtay Kararı
Dairenin 10.11.2022 tarih, 2021/6541 E. ve 2022/8022 K. sayılı kararıyla Mahkeme kararının onanmasına karar verilmiştir.
V. KARAR DÜZELTME
A. Karar Düzeltme Yoluna Başvuran
Dairenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
B. Karar Düzeltme Sebepleri
Davacı vekili karar düzeltme dilekçesinde özetle; yerel mahkemenin gerekçeli kararında, "...davacı tarafça ikinci dönemin başladığı tarih olan 04.10.2008 tarihinden sonra ihtirazı kayıt konulmadan mal verilmeye devam edilmiş olduğundan artık ilk yıla ilişkin cezai şart istenemeyeceğinin kabulü gerekir..." gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne karar vermiş ise de, davalıların yargılamanın hiçbir aşamasında müvekkili şirketin ihtirazi kayıt koymadan ifayı kabul ettiği itirazında bulunmadıklarını, kaldı ki bulunmuş olsalar dahi bu itiraza itibar etmenin mümkün olamayacağını, dava açıldığı tarihte ilk 2 dönem geçmiş olup bu dönemlere ilişkin de zaten dava açılarak talepte bulunulduğunu, böylece karşı tarafa cezai şart talebinin ulaştığını, bayilik sözleşmesinin 3, 4, ve 5 inci dönemlerinde ise ifa hiç yerine getirilmediğinden (bayi ürün almadığından) dosya kapsamında mevcut Yargıtay ilamında yer alan “çekince koymadan ifayı kabul etme ve sözleşmeden doğan edimlerin ifa edilmesine devam edilmesi koşulu”nun hiç oluşmadığını, dosya kapsamında alınan her iki bilirkişi raporunda da açıkça görüleceği üzere 3, 4 ve 5 inci dönemlerde hiç alım yapılmadığını, dolayısı ile ifa hiç yapılmadığından ifanın ihtirazi kayıt konmadan kabul edilmesi gibi bir durum için hukuki ve fiili imkansızlığın ortaya çıktığını, bu nedenle yerel Mahkemece red edilen kısım yönünden bu hususun göz önüne alınmamasının hatalı olduğunu, huzurdaki davanın, hukuki mahiyeti itibariyle ihtirazi kayıt (çekince) ve/veya ihtarname olarak kabul edilmesi gerektiğini, bu sebeple devam eden 3, 4 ve 5 inci yıllara ilişkin taleplerin reddinin yerinde olmadığını, dava konusu olayda, davalının 03.10.2007 – 03.10.2009 yılları arasında eksik ürün aldığını tespiti ihtimalinde, davacının uğramış olduğu kâr mahrumiyetinin davalı tarafından cezai şart kapsamında karşılanması gerektiğini belirterek karar düzeltme taleplerinin kabulü ile Mahkeme kararının reddedilen kısımlar yönünden bozulmasına karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, akaryakıt bayilik sözleşmesinde ve sözleşme eki asgari alım taahhüdünde öngörülen yıllık asgari ürün alımı taahhüdüne aykırı davranıldığı iddiasına dayalı cezai şart alacağından kaynaklanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 440 ıncı ve 442 nci maddeleri.
3. Değerlendirme
Dosyadaki yazılara, Mahkeme kararında belirtilip Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre, davacı vekilinin 1086 sayılı Kanun’un 440 ıncı maddesinde sayılan hallerden hiçbirisini ihtiva etmeyen karar düzeltme isteminin reddi gerekir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin karar düzeltme isteminin 1086 sayılı Kanun'un 442 nci maddesi gereğince REDDİNE,
Karar düzeltme harcı peşin ödenmiş olduğundan yeniden alınmasına yer olmadığına ve 3506 sayılı Yasa ile değiştirilen 1086 sayılı Kanun'un 442 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca takdiren 1.581,00 TL para cezasının karar düzeltme isteyenden alınarak Hazine'ye gelir kaydedilmesine,
10.07.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/954347700 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz