Sözleşme | Tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2021/6113 E. 2023/3634 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
sözleşmenin haklı feshi↗ akde aykırılık↗ denkleştirme (portföy) tazminatı↗ haklı fesih↗ menfi zarar↗ müşteri portföyü↗ müspet zarar↗ haksız fesih↗ zararın ispatı↗ mahrum kalınan kâr↗ kişilik haklarına saldırı↗ kazanç kaybı↗ sözleşmenin ihlali↗ ticari itibar↗ kişilik hakları↗ hakkın kötüye kullanılması↗ kâr mahrumiyeti↗ sözleşmenin feshi↗ bayilik sözleşmesi↗ münhasırlık↗ sözleşmeye aykırılık↗ reeskont faizi↗ dürüstlük kuralı↗ olumsuz oy↗ tbk 99↗ fesih↗ kâr kaybı↗ maddi ve manevi tazminat↗ ticari defter↗ esastan ret↗ taahhütname↗ ihtarname↗ maddi tazminat↗ kusur↗ haksız rekabet↗ teslim↗ istinaf yoluna başvurulabilirlik↗ e-defter↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 4. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2014/2360 E., 2017/1210 K.
Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile davalı üretici arasında 31.05.2013 tarihli ve beş yıl süreli bayilik sözleşmesinin akdedildiğini, müvekkili şirketin davalı şirket tarafından üretimi yapılan ,ürettirilen ve ithal edilen sözleşme konusu ürünler bazında münhasır olarak Marmara Bölge Bayiliğini üstlendiğini, davalının sözleşmenin akdinden sonra müvekkiline taahhüt ettiği indirimleri yapmadığını, ve sonrasında ise müvekkilinin inhisari bölgesine müvekkiline verdiğinin daha altında fiyatlarla satışa başladığını, davalı firmanın müvekkilinin inhisari bölgesine doğrudan ve düşük fiyatlı satışlar nedeniyle müvekkilinin müşteri portföyünde bulunan kişi ve kuruluşlar ile ilişkilerinin bozulduğunu, yüksek fiyatttan satış yaptığı gerekçesiyle hem müşterilerini hem de müşterilerinin güvenini kaybettiğini oysa müvekkilinin davalıdan aldığı fiyattan üzerine kâr koyarak satış yapmak zorunda olduğunu müvekkilinin sözleşmeyi haklı olarak fesh etmek zorunda kaldığını, davalıya gönderilen ihtarname ile bayilik sözleşmesinin fesh edilerek davalının sebep olduğu zararların giderilmesinin talep edildiğini davalı tarafından cevabi olarak gönderilen ihtarnamede taraflar arasındaki akdi ilişkinin inkâr edildiğini, akdi ilişkinin inkârına rağmen taraflar arasındaki ticari ilişkiden kaynaklanan 35.796,69 TL alacak talebinde bulunulduğunu, müvekkilinin bu talep üzerine elinde kalan ürünleri davalıya iade ederek borcunu sıfırladığını, müvekkilinin zararının tazmini başta Borçlar Kanunu olmak üzere Ticaret Kanunu, Medeni Kanun ve diğer ilgili yasal mevzuattan kaynaklandığını, davalının haksız rekabeti ile müvekkili şirketin ticari itibarı ve piyasada kendisine duyulan güvenin yok olduğunu ileri sürerek müvekkilinin fazlaya ilişkin talep ve dava hakkı saklı kalmak kaydıyla 100.000,00 TL maddi ve 50.000,00 TL manevi tazminatın ticari reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; taraflar arasında imzalanmış bayilik sözleşmesi bulunmadığını, davacı tarafın müvekkili şirketin mal sattığı bir şirket olduğunu, onun haricinde taraflar arasında tanımlanmış bir ticari ilişki bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davaya konu sözleşmenin iki tarafa borç yükleyen sözleşme olduğu ve davacının sözleşmeyi feshinde haklı olduğu, sözleşmeyi fesih halinde talep edilebilecek zararın menfi zarar olduğu, kâr mahrumiyetinin olumsuz zarar içerisinde değerlendirilemeyeceği, sözleşmede ayrıca hüküm bulunması halinde fesih durumunda müspet zararın talep edilebileceği, sözleşmede böyle bir hükmün olmadığı, menfi zararın, şayet akit yapılmamış olsaydı, davacının uğramayacağı zararı kapsadığı ancak davacının 100.000,00 TL'lik talebinin dilekçe anlatımları itibariyle mahrum kalınan kara ilişkin olduğu, ayrıca menfi zararın ispatına yönelik herhangi bir bilgi veya belge sunulmadığı dikkate alınarak 100.000,00 TL'lik maddi zarar isteminin reddine karar verilmesi gerektiği, manevi tazminat isteminin incelenmesinde ise, davalının, sözleşmenin ihlalinde kusuru olduğunun kabulü halinde dahi, sözleşmeye konu ürünleri münhasır yetkili dışında firmalara satış eyleminin, hukuka aykırı olarak kişilik haklarına saldırı olarak değerlendirilemeyeceği dikkate alınarak şartları oluşmadığından manevi tazminat isteminin reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalının sözleşmeyi ihlali nedeniyle müvekkilinin uğramış olduğu maddi- manevi zararların bilirkişi marifetiyle tespiti sağlanarak kendisine teslimi gerekirken; bu kapsamda detaylı bir inceleme ve irdeleme yapılmadan hukuki nitelemede yanılarak koşullarının oluşmadığından bahisle davanın reddi yönünde hüküm tesis edilmiş olmasının kabulünün mümkün olmadığını, müvekkili ve davalı üretici şirket arasında akdedilen 31.05.2013 tarihli ve 5 yıl süreli Bayilik Sözleşmesi ile müvekkili şirket tarafından davalı şirket tarafından üretimi yapılan, ürettirilen ve ithal edilen sözleşme konusu ürünler bazında, münhasır olarak Marmara Bölge Bayiliğinin üstlenildiğini, davalı şirketin, sözleşmenin akdinden sonra müvekkiline taahhüt ettiği indirimleri yapmadığını ve sonrasında ise müvekkilinin inhisari bölgesine müvekkiline verdiğinin daha altında fiyatlar ile satışa başladığını, davalı firmanın müvekkilinin inhisari bölgesine doğrudan ve düşük fiyatlı satışlar nedeniyle müvekkilinin, müşteri portföyünde bulunan kişi ve kuruluşlar ile ilişkilerinin bozulduğunu; yüksek fiyattan satış yaptığı gerekçesi ile hem müşterilerini ve hem de müşterilerinin güvenini kaybettiğini, müvekkilinin zararının tazmini başta Borçlar Kanunu olmak üzere Ticaret Kanunu, Medeni Kanun ve diğer ilgili yasal mevzuattan kaynaklandığını, davalı tarafın müvekkiline karşı yaptığı bayilik bölgesine doğrudan ve düşük fiyatlı satışların haksız rekabet sayılacağının maruf ve meşhur bir vakıa olduğunu, davalı şirket sözleşmeye aykırı davranmış olup, davalının bu ihlali nedeniyle müvekkilinin zararı doğduğunu, Mahkemece müspet- menfi zarar ayrımına giderek hatalı değerlendirme neticesinde, ancak davacının 100.000,00TL’lik talebinin dilekçe anlatımları itibariyle mahrum kalınan kâra ilişkin olduğu, ayrıca menfi zararın ispatına yönelik her hangi bir bilgi veya belge sunulmadığından bahisle maddi zarar isteminin reddi yönündeki hükmün kabulünün mümkün olmadığını, dava konusu olayda, davalı firma, müvekkilinin münhasır bölgesinde, müvekkiline verdikleri fiyatın altında doğrudan satış yaparak müvekkilini aşırı fiyat uygulayan satıcı konumuna getirdiğini, müvekkilinin, yaklaşık 20 yıldır büyük emeklerle kurduğu müşteri portföyünü davalı firmanın haksız davranışı ve uygulaması ile kaybetmiş olduğu gibi ticari itibarını, saygınlığını ve piyasada kendisine olan güveni de kaybettiğini, bu nedenle müvekkilinin maddi zararı olduğu gibi manevi zararının da tazmini gerektiğini, Mahkemece gerekli araştırma yapılmadan, bilirkişi raporuna sundukları itirazlar doğrultusunda eksiklikler giderilmeden hukuki nitelemede yanılarak karar verildiğini ileri sürerek kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Mahkemece müspet zarar mahiyetindeki mahrum kalınan kazanç kaybına hükmedilmemesinin usul ve yasaya uygun olup davacı vekilinin bu yöndeki istinaf talebinin reddine karar verilmesi gerektiği, denkleştirme tazminatı yönünden yapılan değerlendirmede, davacının, davalının tanınmış marka değeri ve piyasadaki hakim konumu nedeniyle; davacının, kendi çabasıyla yeni müşteriler kazandığını, müşteri kitlesinin marka değeri nedeniyle değil, kendi pazarlama ve tanıtım faaliyetleriyle oluşturulduğunu kanıtlaması gerektiği, bu hususta dosyada somut deliller bulunmadığı,bu durumda denkleştirme tazminatına da hükmedilmeyeceği, manevi tazminat yönünden yapılan değerlendirmede;haksız rekabet 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 54 üncü maddesinde rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerdeki aykırı davranışlar ile ticari uygulamalar olarak tanımlandığı, haksız rekabet kuralları, rekabet hakkının dürüstlük kuralları çerçevesinde kullanılmasını sağlamak ve rekabet hakkının kötüye kullanılmasını engellemek amacı ile sevk edilen kurallar olduğu, 55 inci maddede haksız rekabet oluşturan başlıca haller belirtilmiş olup haksız rekabet hallerinin genel olarak belirtildiği, sınırlama getirilmediği, dürüstlük kuralına aykırı olarak ekonomik düzeni bozan, ekonomik düzenin aktörleri aleyhine sonuçlar doğuran hareket ve fiillerin haksız rekabet olarak görüldüğü, mahkeme gerekçesinde belirtildiği üzere, davalı tarafından satışa sunulan ürünler orjinal ürünler olup bu ürünlerin davalı tarafça satışa arz edilmesi yasaya aykırı olmadığı, davalı şirketin bu eylemi “akde aykırılık” olup, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 49 uncu maddesinde yazılı manevi tazminatın koşullarının bulunmadığı, Mahkemece manevi tazminat isteminin reddine karar verilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesindeki sebepleri tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, bayilik sözleşmesinin haklı nedenle feshedilip edilmediği ile sözleşmeye aykırı davranmak suretiyle haksız rekabette bulunulup bulunulmadığı ve tazminat noktasında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 31 inci maddesi, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 56/1-e maddesi, TBK’nun 126. maddesi.
3. Değerlendirme
1. Dava, bayilik sözleşmesinin haklı nedenle feshinin tespiti, sözleşmenin feshi ve sözleşmeye aykırı davranmak suretiyle yapılan haksız rekabet nedenleriyle uğranılan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkin olup, İlk Derece Mahkemesince, davacının 100.000,00 TL'lik talebinin dilekçe anlatımları itibariyle mahrum kalınan kâra ilişkin olduğu, ayrıca menfi zararın ispatına yönelik herhangi bir bilgi veya belge sunulmadığı dikkate alınarak 100.000,00 TL'lik maddi zarar isteminin reddine karar verilmesi gerektiği, manevi tazminat isteminin incelenmesinde ise, davalının, sözleşmenin ihlalinde kusuru olduğunun kabulü halinde dahi, sözleşmeye konu ürünleri münhasır yetkili dışında firmalara satış eyleminin, hukuka aykırı olarak kişilik haklarına saldırı olarak değerlendirilemeyeceği ve dolayısıyla şartları oluşmadığı gerekçesiyle manevi tazminat isteminin reddine karar verilmiş, kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, davacının istediği tazminatın dava dilekçesi içeriğinden tam olarak anlaşılamamış olması nedeniyle ikili değerlendirme yapılması gerektiği, sözleşmenin feshi halinde menfi zararın istenebileceği, müspet zararın istenemeyeceği, aynı davada hem menfi zarar hem de müspet zararın talep edilemeyeceği, İlk Derece Mahkemesince müspet zarar mahiyetindeki mahrum kalınan kazanç kaybına hükmedilmemesinin usul ve yasaya uygun olduğu, davacının, kendi çabasıyla yeni müşteriler kazandığını, müşteri kitlesinin marka değeri nedeniyle değil, kendi pazarlama ve tanıtım faaliyetleriyle oluşturulduğunu kanıtlaması gerektiği bu hususta dosyada somut deliller bulunmadığı, bu durumda denkleştirme tazminatına da hükmedilmeyeceği, manevi tazminat yönünden yapılan değerlendirmede, İlk Derece Mahkemesinin gerekçesinde belirtildiği üzere, davalı tarafından satışa sunulan ürünler orjinal ürünler olup bu ürünlerin davalı tarafça satışa arz edilmesinin yasaya aykırı olmayıp davalı şirketin bu eylemi “akde aykırılık” oluşturduğu ve dolayısıyla manevi tazminatın koşullarının bulunmadığı gerekçesiyle davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Somut olayda davacı, taraflar arasında akdedilen bayilik sözleşmesi ile münhasır olarak Marmara Bölge Bayiliğinin üstlenildiğini, davalı şirketin sözleşmenin akdinden sonra taahhüt edilen indirimleri yapmadığını, müvekkilinin inhisari bölgesine müvekkiline verdiğinin daha altında fiyatlar ile satışa başladığını, inhisari bölgesine doğrudan ve düşük fiyatlı satışalar nedeniyle müvekkilinin müşteri portföyünde bulunan kişi ve kuruluşlarla ilişkilerinin bozulduğunu, davalının haksız rekabeti nedeni ile zarara uğradığını ileri sürerek sözleşmenin feshi ve haksız rekabetten kaynaklanan zararlarının tazminini istemiştir. Davalı ise akdi ilişkiyi inkâr ederek davanın reddini savunmuştur.
Taraflar arasında akdedilen sözleşmenin davacı yanca haklı olarak fesh edildiği İlk Derece Mahkemesinin ve Bölge Adliye Mahkemesinin kararı ile sabit hale gelmiştir. Bu durumda davacının haklı fesih nedeniyle tazminat kalemlerinin 6100 sayılı Kanun’un 31 inci maddesi uyarınca dava dilekçesi açıklattırılarak zararlarının hangi kalemlerden oluştuğu açıklattırılıp bu konudaki delillerini sunması ve gerektiğinde uzman bilirkişiler aracılığı ticari defter ve belgelerin de incelenmek suretiyle ayrıca davacının sözleşmeye aykırılık nedeniyle davalının satmış olduğu maldan dolayı da yoksun kaldığı kârın da belirlenerek sözleşmenin haksız fesih ile haksız rekabet nedeniyle tüm zararlarının bilirkişi aracılığıyla tespit edilip sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi doğru olmamıştır.
2.Davacının manevi tazminata yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine gelince, 6102 sayılı Kanun’un 56 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi “haksız rekabet sebebiyle müşterileri, kredisi, meslekî itibarı, ticari faaliyetleri veya diğer ekonomik menfaatleri zarar gören veya böyle bir tehlikeyle karşılaşabilecek olan kimsenin, 6098 sayılı Kanun’un 58 inci maddesinde öngörülen şartların varlığında manevi tazminat verilmesini talep etme hakkına sahip olduğu” hükmünü haiz olup anılan düzenleme uyarınca haksız rekabet nedeniyle zarara uğrayan taraf, 6098 sayılı Kanun’un 58 inci maddesinde belirtilen şartların varlığını ispatlaması halinde manevi tazminat talep edebilecektir. Mahkemece her ne kadar davalının orjinal ürün sattığından bahisle manevi tazminat talebi reddedilmiş ise de haksız rekabet olgusu davalının orjinal mal satmasına dayandırılmamış haksız rekabet nedenleriyle davacının uğradığı manevi zarar olarak istenmiştir. Bu istem yukarıda belirtilen yasa hükmü kapsamında değerlendirilmesi gereken bir istemdir. O halde davacının manevi tazminat isteminin de başka bir gerekçe ile reddi doğru olmamış kararın bozulması gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2019/4875 E. 2021/4698 K.
Ortak:mahrum kalınan kâr · kazanç kaybı · kâr mahrumiyeti · fesih · kâr kaybı · kusur
İncelediğiniz karardaDava, «bayilik sözleşmesinin» haklı nedenle feshinin tespiti, «sözleşmenin feshi» ve sözleşmeye aykırı davranmak suretiyle yapılan «haksız rekabet» nedenleriyle uğranılan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkin olup, İlk Derece Mahkemesince, davacının 100.000,00 TL'lik talebinin dilekçe anlatımları itibariyle «mahrum kalınan» kâra ilişkin olduğu, ayrıca «menfi zararın ispatına» yönelik herhangi bir bilgi veya belge sunulmadığı dikkate alınarak 100.000,00 TL'lik maddi zarar isteminin reddine karar verilmesi gerektiği, manevi tazminat isteminin incelenmesinde ise, davalının, sözleşmenin ihlalinde «kusuru» olduğunun kabulü halinde dahi, sözleşmeye konu ürünleri «münhasır» yetkili dışında firmalara satış eyleminin, hukuka aykırı olarak «kişilik haklarına saldırı» olarak değerlendirilemeyeceği ve dolayısıyla şartları oluşmadığı gerekçesiyle manevi tazminat isteminin reddine karar verilmiş, kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, davacının istediği tazminatın dava dilekçesi içeriğinden tam olarak anlaşılamamış olması nedeniyle ikili değerlendirme yapılması gerektiği, sözleşmenin feshi halinde menfi zararın istenebileceği, «müspet zararın» istenemeyeceği, aynı davada hem menfi zarar hem de müspet zararın talep edilemeyeceği, İlk Derece Mahkemesince müspet zarar mahiyetindeki mahrum kalınan «kazanç kaybına» hükmedilmemesinin usul ve yasaya uygun olduğu, davacının, kendi çabasıyla yeni müşteriler kazandığını, müşteri kitlesinin marka değeri nedeniyle değil, kendi pazarlama ve tanıtım faaliyetleriyle oluşturulduğunu kanıtlaması gerektiği bu hususta dosyada somut deliller bulunmadığı, bu durumda denkleştirme tazminatına da hükmedilmeyeceği, manevi tazminat yönünden yapılan değerlendirmede, İlk Derece Mahkemesinin gerekçesinde belirtildiği üzere, davalı tarafından satışa sunulan ürünler orjinal ürünler olup bu ürünlerin davalı tarafça satışa arz edilmesinin yasaya aykırı olmayıp davalı şirketin bu eylemi “«akde aykırılık»” oluşturduğu ve dolayısıyla manevi tazminatın koşullarının bulunmadığı gerekçesiyle davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
… ıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davaya konu sözleşmenin iki tarafa borç yükleyen sözleşme olduğu ve davacının sözleşmeyi feshinde haklı olduğu, sözleşmeyi «fesih» halinde talep edilebilecek zararın «menfi zarar» olduğu, kâr «mahrumiyetinin» «olumsuz» zarar içerisinde değerlendirilemeyeceği, sözleşmede ayrıca hüküm bulunması halinde fesih durumunda «müspet zararın» talep edilebileceği, sözleşmede böyle bir hükmün olmadığı, menfi zararın, şayet akit yapılmamış olsaydı, davacının uğramayacağı zararı kapsadığı ancak davacının 100.000,00 TL'lik talebinin dilekçe anlatımları itibariyle «mahrum kalınan» kara ilişkin olduğu, ayrıca menfi «zararın ispatına» yönelik herhangi bir bilgi veya belge sunulmadığı dikkate alınarak 100.000,00 TL'lik maddi zarar isteminin reddine karar verilmesi gerektiği, manevi tazminat isteminin incelenmesinde ise, davalının, sözleşmenin ihlalinde «kusuru» olduğunun kabulü halinde dahi, sözleşmeye konu ürünleri «münhasır» yetkili dışında firmalara satış eyleminin, hukuka aykırı olarak «kişilik haklarına saldırı» olarak değerlendirilemeyeceği dikkate alınarak şartları oluşmadığından manevi tazminat isteminin reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın reddine kar …
Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Mahkemece «müspet zarar» mahiyetindeki «mahrum kalınan» «kazanç kaybına» hükmedilmemesinin usul ve yasaya uygun olup davacı vekilinin bu yöndeki istinaf talebinin reddine karar verilmesi gerektiği, denkleştirme tazminatı yönünden yapılan değerlendirmede, davacının, davalının tanınmış marka değeri ve piyasadaki hakim konumu nedeniyle; davacının, kendi çabasıyla yeni müşteriler kazandığını, müşteri kitlesinin marka değeri nedeniyle değil, kendi pazarlama ve tanıtım faaliyetleriyle oluşturulduğunu kanıtlaması gerektiği, bu hususta dosyada somut deliller bulunmadığı,bu durumda denkleştirme tazminatına da hükmedilmeyeceği, manevi tazminat yönünden yapılan değerlendirmede;«haksız rekabet» 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 54 üncü maddesinde rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya «dürüstlük kuralına» diğer şekillerdeki aykırı davranışlar ile ticari uygulamalar olarak tanımlandığı, haksız rekabet kuralları, rekabet hakkının dürüstlük kuralları çerçevesinde kullanılmasını sağlamak ve rekabet «hakkının kötüye kullanılmasını» engellemek amacı ile sevk edilen kurallar olduğu, 55 inci maddede haksız rekabet oluşturan başlıca haller belirtilmiş olup haksız rekabet hallerinin genel olarak belirtildiği, sınırlama getirilmediği, dürüstlük kuralına aykırı olarak ekonomik düzeni bozan, ekonomik düzenin aktörleri aleyhine sonuçlar doğuran hareket ve fiillerin haksız rekabet olarak görüldüğü, mahkeme gerekçesinde belirtildiği üzere, davalı tarafından satışa sunulan ürünler orjinal ürünler olup bu ürünlerin davalı tarafça satışa arz edilmesi yasaya aykırı olmadığı, davalı şirketin bu eylemi “«akde aykırılık»” olup, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 49 uncu maddesinde yazılı manevi tazminatın koşullarının bulunmadığı, Mahkemece manevi tazminat iste …
Benzer bu karardaİlk Derece Mahkemesince, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; taraflar arasındaki ilişkinin aracı «acentecilik ilişkisi» olarak değerlendirildiği, davacı faaliyetinin davalı şirketin Almanya'da bulunan faaliyetleri ile sınırlı olduğu, işbu nedenle MÖHUK 24. maddesine göre taraflar arasındaki hukuki ilişkiye Alman yasalarının uygulanması gerektiği, Almanya TK 89. maddesi hükmüne göre davacı tarafın «kusuru» olmadan davalı tarafça taraflar arasındaki sözleşmenin tek taraflı olarak davalı şirketin Almanya'da kendi bürosunu kurması sebebiyle feshedildiği, davacının Alman TK 89. maddesi hükmüne göre ticari ilişki süresince acentenin temin ettiği yeni müşteriler nedeniyle davalının sözleşme ilişkisinin sona ermesinin ardından da yarar sağlayacağı, bu nedenle davacının Alman TK 89/b maddesi hükmü gereğince «son» 5 yıllık ticari ilişki kapsamında davalıdan sağladığı gelirin yıllık ortalamasının 1 yıllık tutarı üzerinden hesaplanan 39.422,31-Euro denkleştirme («portföy) tazminatı» alacağını hak ettiği, yine Alman TK'nun 89. maddesine göre 5 yıldan fazla süren «belirsiz süreli sözleşmenin» tek taraflı ve süre verilmeden feshedilmiş olması sebebiyle davacının işbu ticari ilişki kapsamında sağladığı 6 aylık döneme ilişkin «kazanç kaybını» davalıdan talep edebileceği, yapılan hesaplamaya göre bu kapsamda davacının 24.638,94-Euro «yoksun kalınan» kâr kaybını davalıdan talep edebileceği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
… akla birlikte, Alman Ticaret Kanunu 89. maddesi uyarınca, sözleşme ilişkisinin 6 aylık bir bildirim süresi verilerek feshedilmesi gerekirken, davalı tarafça yapılan «fesih» bildiriminde sadece 1 aylık süre verilerek sözleşmenin haksız olarak feshedildiğinin anlaşılması nedeniyle, bu durumda mahkemece eksik kalan 5 ay yönünden «mahrum kalınan» kâr hesabı yapılması gerekirken, 6 aylık süre için hesap yapılması doğru olmamış, kararın temyiz eden davalı yararına bozulması gerekmiştir.
2- Dava, «acentelik ilişkisinin» süresinden önce «son» bulması nedeniyle denkleştirme («portföy) tazminatı» ve «mahrum kalınan» kar bedelinin tahsili istemine ilişkindir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:belirsiz süreli sözleşme · acentelik ilişkisi · portföy tazminatı · yoksun kalınan kâr · acentelik · oy yasağı · dosya masrafı · i̇i̇k 72/son
Benzer bu karardaİlk Derece Mahkemesince, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; taraflar arasındaki ilişkinin aracı «acentecilik ilişkisi» olarak değerlendirildiği, davacı faaliyetinin davalı şirketin Almanya'da bulunan faaliyetleri ile sınırlı olduğu, işbu nedenle MÖHUK 24. maddesine göre taraflar arasındaki hukuki ilişkiye Alman yasalarının uygulanması gerektiği, Almanya TK 89. maddesi hükmüne göre davacı tarafın «kusuru» olmadan davalı tarafça taraflar arasındaki sözleşmenin tek taraflı olarak davalı şirketin Almanya'da kendi bürosunu kurması sebebiyle feshedildiği, davacının Alman TK 89. maddesi hükmüne göre ticari ilişki süresince acentenin temin ettiği yeni müşteriler nedeniyle davalının sözleşme ilişkisinin sona ermesinin ardından da yarar sağlayacağı, bu nedenle davacının Alman TK 89/b maddesi hükmü gereğince «son» 5 yıllık ticari ilişki kapsamında davalıdan sağladığı gelirin yıllık ortalamasının 1 yıllık tutarı üzerinden hesaplanan 39.422,31-Euro denkleştirme («portföy) tazminatı» alacağını hak ettiği, yine Alman TK'nun 89. maddesine göre 5 yıldan fazla süren «belirsiz süreli sözleşmenin» tek taraflı ve süre verilmeden feshedilmiş olması sebebiyle davacının işbu ticari ilişki kapsamında sağladığı 6 aylık döneme ilişkin «kazanç kaybını» davalıdan talep edebileceği, yapılan hesaplamaya göre bu kapsamda davacının 24.638,94-Euro «yoksun kalınan» kâr kaybını davalıdan talep edebileceği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
2- Dava, «acentelik ilişkisinin» süresinden önce «son» bulması nedeniyle denkleştirme («portföy) tazminatı» ve «mahrum kalınan» kar bedelinin tahsili istemine ilişkindir.
3- Ayrıca, tazminat hukukunda geçerli olan zenginleşme «yasağı» uyarınca, ancak zararı giderecek ölçüde tazminat talep edilebilecek olup, «mahrum kalınan» kâr hesabı yapılırken 5 aylık süre içerisinde davacı tarafın yapmaktan kurtulduğu «masrafların» da tespit edilip hesaptan düşülmesi gerekirken, bu hususta herhangi bir araştırma ve değerlendirme yapılmaması da doğru olmamış, bozulmasını gerektirmiştir.
-
Tecavüz durdurulması | Tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/15585 E. 2015/598 K.
Ortak:sözleşmenin feshi · maddi ve manevi tazminat
İncelediğiniz karardaDAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile davalı üretici arasında 31.05.2013 tarihli ve beş yıl süreli «bayilik sözleşmesinin» akdedildiğini, müvekkili şirketin davalı şirket tarafından üretimi yapılan ,ürettirilen ve ithal edilen sözleşme konusu ürünler bazında «münhasır» olarak Marmara Bölge Bayiliğini üstlendiğini, davalının sözleşmenin akdinden sonra müvekkiline «taahhüt» ettiği indirimleri yapmadığını, ve sonrasında ise müvekkilinin inhisari bölgesine müvekkiline verdiğinin daha altında fiyatlarla satışa başladığını, davalı firmanın müvekkilinin inhisari bölgesine doğrudan ve düşük fiyatlı satışlar nedeniyle müvekkilinin «müşteri portföyünde» bulunan kişi ve kuruluşlar ile ilişkilerinin bozulduğunu, yüksek fiyatttan satış yaptığı gerekçesiyle hem müşterilerini hem de müşterilerinin güvenini kaybettiğini oysa müvekkilinin davalıdan aldığı fiyattan üzerine kâr koyarak satış yapmak zorunda olduğunu müvekkilinin sözleşmeyi haklı olarak fesh etmek zorunda kaldığını, davalıya gönderilen «ihtarname» ile bayilik «sözleşmesinin fesh» edilerek davalının sebep olduğu zararların giderilmesinin talep edildiğini davalı tarafından cevabi olarak gönderilen ihtarnamede taraflar arasındaki akdi ilişkinin inkâr edildiğini, akdi ilişkinin inkârına rağmen taraflar arasındaki ticari ilişkiden kaynaklanan 35.796,69 TL alacak talebinde bulunulduğunu, müvekkilinin bu talep üzerine elinde kalan ürünleri davalıya iade ederek borcunu sıfırladığını, müvekkilinin zararının tazmini başta Borçlar Kanunu olmak üzere Ticaret Kanunu, Medeni Kanun ve diğer ilgili yasal mevzuattan kaynaklandığını, davalının «haksız rekabeti» ile müvekkili şirketin «ticari itibarı» ve piyasada kendisine duyulan güvenin yok olduğunu ileri sürerek müvekkilinin fazlaya ilişkin talep ve dava hakkı saklı kalmak kaydıyla 100.000,00 TL maddi ve 50.000,00 TL manevi tazminatın ticari «reeskont faizi» ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Dava, «bayilik sözleşmesinin» haklı nedenle feshinin tespiti, «sözleşmenin feshi» ve sözleşmeye aykırı davranmak suretiyle yapılan «haksız rekabet» nedenleriyle uğranılan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkin olup, İlk Derece Mahkemesince, davacının 100.000,00 TL'lik talebinin dilekçe anlatımları itibariyle «mahrum kalınan» kâra ilişkin olduğu, ayrıca «menfi zararın ispatına» yönelik herhangi bir bilgi veya belge sunulmadığı dikkate alınarak 100.000,00 TL'lik maddi zarar isteminin reddine karar verilmesi gerektiği, manevi tazminat isteminin incelenmesinde ise, davalının, sözleşmenin ihlalinde «kusuru» olduğunun kabulü halinde dahi, sözleşmeye konu ürünleri «münhasır» yetkili dışında firmalara satış eyleminin, hukuka aykırı olarak «kişilik haklarına saldırı» olarak değerlendirilemeyeceği ve dolayısıyla şartları oluşmadığı gerekçesiyle manevi tazminat isteminin reddine karar verilmiş, kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, davacının istediği tazminatın dava dilekçesi içeriğinden tam olarak anlaşılamamış olması nedeniyle ikili değerlendirme yapılması gerektiği, sözleşmenin feshi halinde menfi zararın istenebileceği, «müspet zararın» istenemeyeceği, aynı davada hem menfi zarar hem de müspet zararın talep edilemeyeceği, İlk Derece Mahkemesince müspet zarar mahiyetindeki mahrum kalınan «kazanç kaybına» hükmedilmemesinin usul ve yasaya uygun olduğu, davacının, kendi çabasıyla yeni müşteriler kazandığını, müşteri kitlesinin marka değeri nedeniyle değil, kendi pazarlama ve tanıtım faaliyetleriyle oluşturulduğunu kanıtlaması gerektiği bu hususta dosyada somut deliller bulunmadığı, bu durumda denkleştirme tazminatına da hükmedilmeyeceği, manevi tazminat yönünden yapılan değerlendirmede, İlk Derece Mahkemesinin gerekçesinde belirtildiği üzere, davalı tarafından satışa sunulan ürünler orjinal ürünler olup bu ürünlerin davalı tarafça satışa arz edilmesinin yasaya aykırı olmayıp davalı şirketin bu eylemi “«akde aykırılık»” oluşturduğu ve dolayısıyla manevi tazminatın koşullarının bulunmadığı gerekçesiyle davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Somut olayda davacı, taraflar arasında akdedilen «bayilik sözleşmesi» ile «münhasır» olarak Marmara Bölge Bayiliğinin üstlenildiğini, davalı şirketin sözleşmenin akdinden sonra «taahhüt» edilen indirimleri yapmadığını, müvekkilinin inhisari bölgesine müvekkiline verdiğinin daha altında fiyatlar ile satışa başladığını, inhisari bölgesine doğrudan ve düşük fiyatlı satışalar nedeniyle müvekkilinin «müşteri portföyünde» bulunan kişi ve kuruluşlarla ilişkilerinin bozulduğunu, davalının «haksız rekabeti» nedeni ile zarara uğradığını ileri sürerek «sözleşmenin feshi» ve haksız rekabetten kaynaklanan zararlarının tazminini istemiştir.
Benzer bu kararda… davacı adına tescilli “.... markasının 28.12.2004 tarihli inhisari marka lisans sözleşmesi ile 5 yıl süre ile kullanımının dava dışı Satrüm ....'ne devredildiği, bu «sözleşmenin feshi» ile ilgili herhangi bir kayıt veya belgenin dosyaya sunulmadığı, bu durumda inhisari marka lisans sözleşmesi gereğince dava açma hakkının inhisari olarak markayı devralan bu şirkete ait olduğu, marka hakkı sahibinin sözleşmede açıkça aksi belirtilmediği için 556 Sayılı KHK'nın 21/3. maddesi uyarınca markayı kullanamayacağından aktif dava «ehliyetinin» bulunmadığı gerekçesiyle, dava «şartı yokluğundan» davanın reddine karar verilmiştir.
Dava, «marka hakkına tecavüzün» tespiti, durdurulması ve «maddi, manevi tazminat» istemlerine ilişkindir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:dava şartı yokluğu · marka hakkına tecavüz · taraf ehliyeti
Benzer bu kararda… davacı adına tescilli “.... markasının 28.12.2004 tarihli inhisari marka lisans sözleşmesi ile 5 yıl süre ile kullanımının dava dışı Satrüm ....'ne devredildiği, bu «sözleşmenin feshi» ile ilgili herhangi bir kayıt veya belgenin dosyaya sunulmadığı, bu durumda inhisari marka lisans sözleşmesi gereğince dava açma hakkının inhisari olarak markayı devralan bu şirkete ait olduğu, marka hakkı sahibinin sözleşmede açıkça aksi belirtilmediği için 556 Sayılı KHK'nın 21/3. maddesi uyarınca markayı kullanamayacağından aktif dava «ehliyetinin» bulunmadığı gerekçesiyle, dava «şartı yokluğundan» davanın reddine karar verilmiştir.
Mahkemece dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, inhisari marka lisans sözleşmesi ile kullanımı dava dışı şirkete devredilen markaya tecavüz dolayısıyla dava açma hakkının marka hakkı sahibi davacıya değil, inhisari lisans sahibine ait olduğu, marka sahibi davacının aktif dava «ehliyetinin» bulunmadığı gerekçesiyle dava «şartı yokluğundan» davanın reddine karar verilmiştir.
Dava, «marka hakkına tecavüzün» tespiti, durdurulması ve «maddi, manevi tazminat» istemlerine ilişkindir.
Her ne kadar mahkemece davacı marka sahibinin aktif dava «ehliyetinin» bulunmadığı gerekçesiyle yazılı şekilde karar tesis edilmiş ise de; 556 sayılı KHK'nın 21. maddesi uyarınca marka sahibinin, markasını değil, markasının kullanım h …
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2021/6113 E. , 2023/3634 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi
SAYISI 2020/486 Esas, 2021/610 Karar
HÜKÜM
Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ İstanbul Anadolu 4. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI 2014/2360 E., 2017/1210 K.
Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile davalı üretici arasında 31.05.2013 tarihli ve beş yıl süreli bayilik sözleşmesinin akdedildiğini, müvekkili şirketin davalı şirket tarafından üretimi yapılan ,ürettirilen ve ithal edilen sözleşme konusu ürünler bazında münhasır olarak Marmara Bölge Bayiliğini üstlendiğini, davalının sözleşmenin akdinden sonra müvekkiline taahhüt ettiği indirimleri yapmadığını, ve sonrasında ise müvekkilinin inhisari bölgesine müvekkiline verdiğinin daha altında fiyatlarla satışa başladığını, davalı firmanın müvekkilinin inhisari bölgesine doğrudan ve düşük fiyatlı satışlar nedeniyle müvekkilinin müşteri portföyünde bulunan kişi ve kuruluşlar ile ilişkilerinin bozulduğunu, yüksek fiyatttan satış yaptığı gerekçesiyle hem müşterilerini hem de müşterilerinin güvenini kaybettiğini oysa müvekkilinin davalıdan aldığı fiyattan üzerine kâr koyarak satış yapmak zorunda olduğunu müvekkilinin sözleşmeyi haklı olarak fesh etmek zorunda kaldığını, davalıya gönderilen ihtarname ile bayilik sözleşmesinin fesh edilerek davalının sebep olduğu zararların giderilmesinin talep edildiğini davalı tarafından cevabi olarak gönderilen ihtarnamede taraflar arasındaki akdi ilişkinin inkâr edildiğini, akdi ilişkinin inkârına rağmen taraflar arasındaki ticari ilişkiden kaynaklanan 35.796,69 TL alacak talebinde bulunulduğunu, müvekkilinin bu talep üzerine elinde kalan ürünleri davalıya iade ederek borcunu sıfırladığını, müvekkilinin zararının tazmini başta Borçlar Kanunu olmak üzere Ticaret Kanunu, Medeni Kanun ve diğer ilgili yasal mevzuattan kaynaklandığını, davalının haksız rekabeti ile müvekkili şirketin ticari itibarı ve piyasada kendisine duyulan güvenin yok olduğunu ileri sürerek müvekkilinin fazlaya ilişkin talep ve dava hakkı saklı kalmak kaydıyla 100.000,00 TL maddi ve 50.000,00 TL manevi tazminatın ticari reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; taraflar arasında imzalanmış bayilik sözleşmesi bulunmadığını, davacı tarafın müvekkili şirketin mal sattığı bir şirket olduğunu, onun haricinde taraflar arasında tanımlanmış bir ticari ilişki bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davaya konu sözleşmenin iki tarafa borç yükleyen sözleşme olduğu ve davacının sözleşmeyi feshinde haklı olduğu, sözleşmeyi fesih halinde talep edilebilecek zararın menfi zarar olduğu, kâr mahrumiyetinin olumsuz zarar içerisinde değerlendirilemeyeceği, sözleşmede ayrıca hüküm bulunması halinde fesih durumunda müspet zararın talep edilebileceği, sözleşmede böyle bir hükmün olmadığı, menfi zararın, şayet akit yapılmamış olsaydı, davacının uğramayacağı zararı kapsadığı ancak davacının 100.000,00 TL'lik talebinin dilekçe anlatımları itibariyle mahrum kalınan kara ilişkin olduğu, ayrıca menfi zararın ispatına yönelik herhangi bir bilgi veya belge sunulmadığı dikkate alınarak 100.000,00 TL'lik maddi zarar isteminin reddine karar verilmesi gerektiği, manevi tazminat isteminin incelenmesinde ise, davalının, sözleşmenin ihlalinde kusuru olduğunun kabulü halinde dahi, sözleşmeye konu ürünleri münhasır yetkili dışında firmalara satış eyleminin, hukuka aykırı olarak kişilik haklarına saldırı olarak değerlendirilemeyeceği dikkate alınarak şartları oluşmadığından manevi tazminat isteminin reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalının sözleşmeyi ihlali nedeniyle müvekkilinin uğramış olduğu maddi- manevi zararların bilirkişi marifetiyle tespiti sağlanarak kendisine teslimi gerekirken; bu kapsamda detaylı bir inceleme ve irdeleme yapılmadan hukuki nitelemede yanılarak koşullarının oluşmadığından bahisle davanın reddi yönünde hüküm tesis edilmiş olmasının kabulünün mümkün olmadığını, müvekkili ve davalı üretici şirket arasında akdedilen 31.05.2013 tarihli ve 5 yıl süreli Bayilik Sözleşmesi ile müvekkili şirket tarafından davalı şirket tarafından üretimi yapılan, ürettirilen ve ithal edilen sözleşme konusu ürünler bazında, münhasır olarak Marmara Bölge Bayiliğinin üstlenildiğini, davalı şirketin, sözleşmenin akdinden sonra müvekkiline taahhüt ettiği indirimleri yapmadığını ve sonrasında ise müvekkilinin inhisari bölgesine müvekkiline verdiğinin daha altında fiyatlar ile satışa başladığını, davalı firmanın müvekkilinin inhisari bölgesine doğrudan ve düşük fiyatlı satışlar nedeniyle müvekkilinin, müşteri portföyünde bulunan kişi ve kuruluşlar ile ilişkilerinin bozulduğunu;
yüksek fiyattan satış yaptığı gerekçesi ile hem müşterilerini ve hem de müşterilerinin güvenini kaybettiğini, müvekkilinin zararının tazmini başta Borçlar Kanunu olmak üzere Ticaret Kanunu, Medeni Kanun ve diğer ilgili yasal mevzuattan kaynaklandığını, davalı tarafın müvekkiline karşı yaptığı bayilik bölgesine doğrudan ve düşük fiyatlı satışların haksız rekabet sayılacağının maruf ve meşhur bir vakıa olduğunu, davalı şirket sözleşmeye aykırı davranmış olup, davalının bu ihlali nedeniyle müvekkilinin zararı doğduğunu, Mahkemece müspet- menfi zarar ayrımına giderek hatalı değerlendirme neticesinde, ancak davacının 100.000,00TL’lik talebinin dilekçe anlatımları itibariyle mahrum kalınan kâra ilişkin olduğu, ayrıca menfi zararın ispatına yönelik her hangi bir bilgi veya belge sunulmadığından bahisle maddi zarar isteminin reddi yönündeki hükmün kabulünün mümkün olmadığını, dava konusu olayda, davalı firma, müvekkilinin münhasır bölgesinde, müvekkiline verdikleri fiyatın altında doğrudan satış yaparak müvekkilini aşırı fiyat uygulayan satıcı konumuna getirdiğini, müvekkilinin, yaklaşık 20 yıldır büyük emeklerle kurduğu müşteri portföyünü davalı firmanın haksız davranışı ve uygulaması ile kaybetmiş olduğu gibi ticari itibarını, saygınlığını ve piyasada kendisine olan güveni de kaybettiğini, bu nedenle müvekkilinin maddi zararı olduğu gibi manevi zararının da tazmini gerektiğini, Mahkemece gerekli araştırma yapılmadan, bilirkişi raporuna sundukları itirazlar doğrultusunda eksiklikler giderilmeden hukuki nitelemede yanılarak karar verildiğini ileri sürerek kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Mahkemece müspet zarar mahiyetindeki mahrum kalınan kazanç kaybına hükmedilmemesinin usul ve yasaya uygun olup davacı vekilinin bu yöndeki istinaf talebinin reddine karar verilmesi gerektiği, denkleştirme tazminatı yönünden yapılan değerlendirmede, davacının, davalının tanınmış marka değeri ve piyasadaki hakim konumu nedeniyle; davacının, kendi çabasıyla yeni müşteriler kazandığını, müşteri kitlesinin marka değeri nedeniyle değil, kendi pazarlama ve tanıtım faaliyetleriyle oluşturulduğunu kanıtlaması gerektiği, bu hususta dosyada somut deliller bulunmadığı,bu durumda denkleştirme tazminatına da hükmedilmeyeceği, manevi tazminat yönünden yapılan değerlendirmede;haksız rekabet 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 54 üncü maddesinde rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerdeki aykırı davranışlar ile ticari uygulamalar olarak tanımlandığı, haksız rekabet kuralları, rekabet hakkının dürüstlük kuralları çerçevesinde kullanılmasını sağlamak ve rekabet hakkının kötüye kullanılmasını engellemek amacı ile sevk edilen kurallar olduğu, 55 inci maddede haksız rekabet oluşturan başlıca haller belirtilmiş olup haksız rekabet hallerinin genel olarak belirtildiği, sınırlama getirilmediği, dürüstlük kuralına aykırı olarak ekonomik düzeni bozan, ekonomik düzenin aktörleri aleyhine sonuçlar doğuran hareket ve fiillerin haksız rekabet olarak görüldüğü, mahkeme gerekçesinde belirtildiği üzere, davalı tarafından satışa sunulan ürünler orjinal ürünler olup bu ürünlerin davalı tarafça satışa arz edilmesi yasaya aykırı olmadığı, davalı şirketin bu eylemi “akde aykırılık” olup, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 49 uncu maddesinde yazılı manevi tazminatın koşullarının bulunmadığı, Mahkemece manevi tazminat isteminin reddine karar verilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesindeki sebepleri tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, bayilik sözleşmesinin haklı nedenle feshedilip edilmediği ile sözleşmeye aykırı davranmak suretiyle haksız rekabette bulunulup bulunulmadığı ve tazminat noktasında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 31 inci maddesi, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 56/1-e maddesi, TBK’nun 126. maddesi.
3. Değerlendirme
1. Dava, bayilik sözleşmesinin haklı nedenle feshinin tespiti, sözleşmenin feshi ve sözleşmeye aykırı davranmak suretiyle yapılan haksız rekabet nedenleriyle uğranılan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkin olup, İlk Derece Mahkemesince, davacının 100.000,00 TL'lik talebinin dilekçe anlatımları itibariyle mahrum kalınan kâra ilişkin olduğu, ayrıca menfi zararın ispatına yönelik herhangi bir bilgi veya belge sunulmadığı dikkate alınarak 100.000,00 TL'lik maddi zarar isteminin reddine karar verilmesi gerektiği, manevi tazminat isteminin incelenmesinde ise, davalının, sözleşmenin ihlalinde kusuru olduğunun kabulü halinde dahi, sözleşmeye konu ürünleri münhasır yetkili dışında firmalara satış eyleminin, hukuka aykırı olarak kişilik haklarına saldırı olarak değerlendirilemeyeceği ve dolayısıyla şartları oluşmadığı gerekçesiyle manevi tazminat isteminin reddine karar verilmiş, kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, davacının istediği tazminatın dava dilekçesi içeriğinden tam olarak anlaşılamamış olması nedeniyle ikili değerlendirme yapılması gerektiği, sözleşmenin feshi halinde menfi zararın istenebileceği, müspet zararın istenemeyeceği, aynı davada hem menfi zarar hem de müspet zararın talep edilemeyeceği, İlk Derece Mahkemesince müspet zarar mahiyetindeki mahrum kalınan kazanç kaybına hükmedilmemesinin usul ve yasaya uygun olduğu, davacının, kendi çabasıyla yeni müşteriler kazandığını, müşteri kitlesinin marka değeri nedeniyle değil, kendi pazarlama ve tanıtım faaliyetleriyle oluşturulduğunu kanıtlaması gerektiği bu hususta dosyada somut deliller bulunmadığı, bu durumda denkleştirme tazminatına da hükmedilmeyeceği, manevi tazminat yönünden yapılan değerlendirmede, İlk Derece Mahkemesinin gerekçesinde belirtildiği üzere, davalı tarafından satışa sunulan ürünler orjinal ürünler olup bu ürünlerin davalı tarafça satışa arz edilmesinin yasaya aykırı olmayıp davalı şirketin bu eylemi “akde aykırılık” oluşturduğu ve dolayısıyla manevi tazminatın koşullarının bulunmadığı gerekçesiyle davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Somut olayda davacı, taraflar arasında akdedilen bayilik sözleşmesi ile münhasır olarak Marmara Bölge Bayiliğinin üstlenildiğini, davalı şirketin sözleşmenin akdinden sonra taahhüt edilen indirimleri yapmadığını, müvekkilinin inhisari bölgesine müvekkiline verdiğinin daha altında fiyatlar ile satışa başladığını, inhisari bölgesine doğrudan ve düşük fiyatlı satışalar nedeniyle müvekkilinin müşteri portföyünde bulunan kişi ve kuruluşlarla ilişkilerinin bozulduğunu, davalının haksız rekabeti nedeni ile zarara uğradığını ileri sürerek sözleşmenin feshi ve haksız rekabetten kaynaklanan zararlarının tazminini istemiştir. Davalı ise akdi ilişkiyi inkâr ederek davanın reddini savunmuştur.
Taraflar arasında akdedilen sözleşmenin davacı yanca haklı olarak fesh edildiği İlk Derece Mahkemesinin ve Bölge Adliye Mahkemesinin kararı ile sabit hale gelmiştir. Bu durumda davacının haklı fesih nedeniyle tazminat kalemlerinin 6100 sayılı Kanun’un 31 inci maddesi uyarınca dava dilekçesi açıklattırılarak zararlarının hangi kalemlerden oluştuğu açıklattırılıp bu konudaki delillerini sunması ve gerektiğinde uzman bilirkişiler aracılığı ticari defter ve belgelerin de incelenmek suretiyle ayrıca davacının sözleşmeye aykırılık nedeniyle davalının satmış olduğu maldan dolayı da yoksun kaldığı kârın da belirlenerek sözleşmenin haksız fesih ile haksız rekabet nedeniyle tüm zararlarının bilirkişi aracılığıyla tespit edilip sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi doğru olmamıştır.
2.Davacının manevi tazminata yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine gelince, 6102 sayılı Kanun’un 56 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi “haksız rekabet sebebiyle müşterileri, kredisi, meslekî itibarı, ticari faaliyetleri veya diğer ekonomik menfaatleri zarar gören veya böyle bir tehlikeyle karşılaşabilecek olan kimsenin, 6098 sayılı Kanun’un 58 inci maddesinde öngörülen şartların varlığında manevi tazminat verilmesini talep etme hakkına sahip olduğu” hükmünü haiz olup anılan düzenleme uyarınca haksız rekabet nedeniyle zarara uğrayan taraf, 6098 sayılı Kanun’un 58 inci maddesinde belirtilen şartların varlığını ispatlaması halinde manevi tazminat talep edebilecektir. Mahkemece her ne kadar davalının orjinal ürün sattığından bahisle manevi tazminat talebi reddedilmiş ise de haksız rekabet olgusu davalının orjinal mal satmasına dayandırılmamış haksız rekabet nedenleriyle davacının uğradığı manevi zarar olarak istenmiştir.
Bu istem yukarıda belirtilen yasa hükmü kapsamında değerlendirilmesi gereken bir istemdir. O halde davacının manevi tazminat isteminin de başka bir gerekçe ile reddi doğru olmamış kararın bozulması gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
08.06.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/954306700 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz