Alacak
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2023/2208 E. 2024/4999 K. ·
Kısmen onandı, kısmen bozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Dava şartı
- dava şartı
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
674 sayılı khk↗ devredilemez yetkiler↗ fon kurulu kararı↗ müsadere↗ vesayet↗ yedek akçe↗ yönetim kayyımı↗ kayyum atanması↗ kar dağıtımı↗ ortaklık sıfatı↗ huzur hakkı↗ kâr payı alacağı↗ yerleşim yeri↗ kayyım atanması↗ kâr payı dağıtımı↗ esas sözleşme↗ aktif husumet ehliyeti↗ kayyım↗ kar payı↗ malvarlığına ilişkin dava↗ kâr mahrumiyeti↗ aktif husumet↗ davanın açılmamış sayılması↗ husumet ehliyeti↗ şirket zararı↗ ticari faiz↗ basiretli tacir↗ dava şartı yokluğu↗ muacceliyet↗ açılmamış sayılma↗ olumsuz oy↗ tmsf↗ sulh hukuk mahkemesi↗ kâr dağıtımı↗ taraf ehliyeti↗ usulden reddi↗ kâr payı↗ ticaret sicili↗ esastan ret↗ ek tasfiye↗ sulh↗ yönetim kurulu kararı↗ taşıyan↗ tacir↗ yetkisizlik kararı↗ yükleten (shipper)↗ dahili dava↗ ibraz↗ istinaf yoluna başvurulabilirlik↗ husumet↗ görevli mahkeme↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İLK DERECE MAHKEMESİ : İzmir 7. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2019/439 E., 2020/89 K.
Taraflar arasındaki şirket ortaklık payı alacağının tahsili davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle;kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 2016/29862 numaralı dosyası üzerinden müvekkili hakkında soruşturma başlatıldığını, akabinde müvekkilinin ortağı ve yöneticisi olduğu Yatpa Dayanıklı Tüketim Malları Sanayi ve Ticaret A.Ş.'ne İzmir 4.Sulh Ceza Hakimliğinin 2016/3664 D.İş. sayılı 29.09.2016 tarihli kararı ile kayyım atanmasına karar verildiğini, karar sonrasında şirketin yönetiminin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) tarafından görevlendirilen kayyım heyeti tarafından yapıldığını, kayyımın görevi şirketin tüm olağan işlemlerinin aynen devamının sağlanması olup olağan görevlerinden birinin de şirket ortaklarının alacaklarının tesisi olduğunu, şirketin 29.09.2016 tarihinden itibaren kayyım heyeti tarafından yönetilmekte olup 3 yıla yakın bir süredir ortaklara paylaştırılması ve iadesi gereken hiçbir maddi karşılığın ödenmediğini, müvekkilinin malvarlığının müsadere edilmediğini, şirketin mülkiyetinin halen davacıda olduğunu, ayrıca Sulh Ceza Hakimliği kararında ve dosyasında şirket mal varlığının suç icrası ile elde edildiği ya da suça konu olduğuna ilişkin hiçbir delil ve olgu bulunmadığını, mülkiyet hakkına ve özel teşebbüse yasa ile getirilecek sınırlamaların Anayasa'nın 13. maddesine uygun şekilde düzenlenmesi ve kayyım yönteminin tatbikinde Anayasa ile kişiye sağlanan güvencelerin dikkate alınması ile malvarlığı üzerinde genel elkoyma ile müsaderenin yasak olduğunun unutulmaması gerektiğini, şirkete tedbiren yönetim kayyımı atanmasının müvekkilinin şirket malvarlığından yararlanamayacağı anlamına gelmediği gibi müvekkiline makul bir maaş ve diğer alacaklarının ödenmesinin gerektiğini, aksi yönde bir mevzuat ya da içtihat bulunmadığını, müvekkilinin maddi haklarının iadesinin gerektiğini, müvekkilinin hayatını idame ettirebilmesi ve çocuklarının eğitimi gibi ihtiyaçları için makul ve düzenli bir gelire sahip olması gerektiğinin muhakkak olduğunu, Türk Medeni Kanunu uyarınca belirli sebeplerle mal varlığının idaresi için kayyım atanmış kişiye, hayatını idame ettirmesi için gerekli olan paranın kendi mal varlığından verilmesi ya da olağan dışı ama gerekli olan bir ihtiyaç için vesayet makamı olan Sulh Hukuk Hakimliği kararı ile harcama yapabilmesine olanak tanınması gibi 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 133 üncü maddesi kapsamında da hissedar olduğu şirkete kayyım atanan kişinin hayatını idame ettirebilmesi ve ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için düzenli bir maaş bağlanmasının zorunlu olduğunu belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, davalı şirkete kayyım atanan 20.09.2016 tarihinden itibaren doğan ve şirket hesaplarında yapılacak inceleme sonucunda belirlenecek kâr payı alacağı, kazanç payı, huzur hakkı, maaş alacağı bedeli olarak her bir alacak kalemleri için şirket kayıtları ile tespit edilecek muacceliyet tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte şimdilik 20.000,00 TL’sinin ve ayrıca dava tarihinden itibaren işleyecek her ay için 10.000,00 TL maaşın müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; dava dilekçesinin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 119 uncu maddesi hükmüne uygun olarak düzenlenmediğini, davacının yerleşim yerinin gösterilmesi zorunlu olmasına karşın, dilekçede adresinin gösterilmediğini, dava konuları birbirinden farklı olan taleplerin ileri sürüldüğünü, bu eksikliklerin verilen sürede giderilmemesi halinde davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerektiğini, bir kısım talepler açısından davacının taraf ehliyetinin bulunmadığını, huzur hakkı talep edilmesi için öncelikle yönetim kurulu üyesi, maaş talebi için ise, şirketin sözleşmeli çalışanı olmak gerektiğini, davacının yönetim kurulu üyesi olmadığı gibi, çalışanı da olmadığını, bu kalemler yönünden davacının taraf sıfatının bulunmaması nedeniyle davanın davacı ehliyetinin bulunmaması sebebiyle reddinin gerektiğini, şirketlerin kar dağıtımına 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 507 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ortaklar genel kurulu veya genel kurul tarafından karar verildiğini, bu kurullar tarafından alınmış bir karar olmadığını, bu nedenle dava şartının bu talepler yönünden bulunmadığını, kazanç payı dağıtımı konusunda da karar verilmemesi nedeniyle bu talep yönünden de dava şartı bulunmadığını, şirketin kar elde edip etmemesinin de talebe etkili olduğunu, 674 sayılı KHK ve bir kısım hükümler eklenmesine karar verilen 694 sayılı KHK gereğince, yönetimine TMSF’nin kayyum olarak atandığı şirketlerin genel kurul yetkileri, 674 sayılı KHK ve 694 sayılı KHK gereğince TMSF Fon Kuruluna verildiğini, Fon Kurulu tarafından kar dağıtımına ilişkin alınan her hangi bir karar bulunmadığını, davalı şirkete eski yönetici ve ortaklarının FETÖ/PDY Silahlı terör örgütü ile irtibatlı/iltisaklı olmaları gerekçesi ile başlatılan soruşturma kapsamında, 5271 sayılı Kanun'un 133 üncü maddesi hükmü gereğince ve 674 sayılı KHK m.19 hükümleri doğrultusunda, TMSF'NİN kayyum olarak atanmasına karar verildiğini, bu nedenle davacı ve diğer tüm yönetim kurulu üyelerinin yetkileri sona erdiği gibi, şirket ortaklarının ortaklıktan kaynaklanan haklarının da tümünün askıya alındığını, şirketin eski yönetici ve ortaklarının, şirketin faaliyeti döneminde şirket gelirlerini terör örgütünün finansmanında kullandıklarını, şirket faaliyetlerinin terör örgütü ve terörün finansmanına yönelik olarak kullanılması, şirketin suçtan elde edilen gelirle oluşturulması, gelişiminin sağlanması gerekçeleri ile kayyum atandığını, şirketin eski yönetici ve ortaklarının önemli bir kısmının da halen firarda olup sürdürülmekte olan kovuşturmalarda, hakkında kovuşturma yürütülen ortakların hisselerinin müsaderesinin talep edildiğini, davacının maaş talebinin yasal dayanağının bulunmadığını, dayanak olarak gösterilen 5271 sayılı Kanun'un 133 üncü maddesi kapsamında gelir bağlama görevinin asliye ticaret mahkemesi olmadığının açık olduğunu, davanın tümü ile yasal dayanaktan yoksun bulunduğunu belirterek ile davanın esastan reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kazanç payı, huzur hakkı ve yöneticilik sıfatına bağlı olarak aylık maaş ödenmesi istemleri yönünden davacının aktif husumet sıfatının bulunmaması nedeniyle reddine, davanın ortaklık sıfatına bağlı olarak dava tarihinden itibaren aylık maaş ödenmesi ve kâr payı talebi yönünden dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle, 6102 sayılı Kanun'un 394 üncü maddesi uyarınca, yönetim kurulu üyelerinin mali haklarının herhangi bir genel kurul kararı olmasa da esas sözleşmede bulunması şartıyla kanundan doğduğunu, dava konusu alacak taleplerinin; hali hazırda 20.09.2016 tarihinden sonra doğması gereken ve kayyumun şirketi idare etmesi sonucu hesaplanarak müvekkili davacıya aktarılması gereken alacak talepleri olduğunu, şirkete kayyum atanmış olmasının davalının da beyan ettiği gibi yalnızca bir tedbir uygulama şekli olduğunu, idarenin tedbiren kayyuma devredilmiş olmasının, tedbirin uygulandığı sırada müvekkilinin mali haklarının yerine getirilmeyeceği anlamına gelmeyeceğini, müvekkilinin halen şirket ortağı olduğunun açık olduğunu, ortaklıktan kaynaklanan alacak haklarının ivedilikle iadesini talep zorunluluğunun hasıl olduğunu, müvekkilinin veya ortağı bulunduğu şirketin malvarlığı müsadere edilmediği gibi eğer bir müsadere kararı varsa davalı tarafça dosyaya ibraz edilmesi gerektiğini, TMSF'nin görevinin şirket ortaklarının şirket nezdinde gerçekleştirdiği suç unsuru mahkeme kararı ile sabit olana kadar şirketin devamını ve piyasadaki konumunu korumak olduğunu, kayyımın görevinin şirketin tüm olağan işlemlerinin aynen devamının sağlanması olup olağan görevlerden birinin de şirket ortaklarının alacak haklarının tesisi olduğunu, şirketin 29.09.2016 tarihinden itibaren TMSF'ce görevlendirilen heyet tarafından yönetilmekte olup 3 yıla yakın bir süredir hiçbir maddi karşılık (kar payı, huzur hakkı, maaş ödemesi vb.) ödenmediğini; müvekkilinin şirketin menfaatlerinden uzak tutulduğunu, uygulanacak mevzuatın 6102 sayılı Kanun olduğunun açık olduğunu, mülkiyet hakkının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin Ek 1 Nolu Prokol ve Anayasamızın 35. maddesi ile mutlak koruma altında olduğunu, kayıtlarda müvekkilinin hissedarı olduğu şirketlere ilişkin olarak suç icrası ile elde edildiği ya da suça konu olduğuna ilişkin hiçbir delil/olgu bulunmadığını, mülkiyet hakkına ve özel teşebbüse yasa ile getirilecek sınırlamaların Anayasa 13 üncü maddesine uygun şekilde düzenlenmesi gerektiğini, malvarlığı üzerinde genel elkoyma ile müsaderenin yasak olduğunun unutulmaması gerektiğini (Anayasa'nın 38 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası), hukuk düzeni gereğince müvekkiline makul bir maaş ve diğer alacaklarının ödenmesi gerektiğinin açık olduğunu, bir hakkın kullanımı yasalar ile engellenmemiş ise o hakkın kullanılabilirliğinin esas olduğunu, henüz müsaderesine karar verilmemiş ya da tasfiye edilmemiş şirketlerin hissedarlarının geçimlerine dair hiçbir düzenlemenin mevcut olmadığını, bu düzenlemelerde şirketlerin kayyımlar tarafından ne şekilde yönetileceği, alacakları ücretler dahi belirlenmiş iken kanun koyucunun soruşturma aşamasında masumiyetleri asıl olan hissedarların ne şekilde bir geçim sağlayacaklarını düşünmediğini, dolayısı ile; Türk Hukukunda özel düzenleme bulunmayan alanlarda özellikle kişi hak ve hürriyetleri kapsamında başta Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Anayasa olmak üzere genel hükümler gözetilerek bir çözüm bulunacağını, yine 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 1, 4 ve özellikle 5 inci maddelerinin hakim tarafından dikkate alınmak zorunda olduğunu, TTK gereğince müvekkilinin maddi haklarının iadesinin gerektiğini, 6102 sayılı Kanun'un 394 üncü, 507 nci maddesinin birinci fıkrası, 511 inci maddesinin birinci fıkrası ışığında; müvekkilinin şirket nezdinde doğan alacak haklarının tesisinin zorunlu olduğunu, bu haklardan müvekkilinin mahrum bırakılmasına esas hiçbir karar da bulunmadığını belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının ortak ve eski yönetici sıfatına dayalı olarak davalı şirkete kayyım atandığı 29.09.2016 tarihinden itibaren talep ettiği kazanç payı, huzur hakkı ve maaş alacak kalemlerinin ancak yönetici sıfatı taşıyanlar tarafından talep edilebileceği, Sulh Ceza Hakimliği tarafından 5271 sayılı Kanun'un 133 üncü maddesi uyarınca 29.09.2016 tarihli davalı şirkete yönetim kayyımı atanmasına, aynı zamanda mevcut yönetimin yetkilerinin kaldırılmasına ilişkin verilen karar ile davacının davalı şirketteki yönetim yetkisinin 29.09.2016 tarihinde sona ermiş olması ve dava tarihi itibariyle yönetim yetkisinin iade edilmeyip şirketin kayyım tarafından yönetilmeye devam edilmesi nedeniyle şirket yöneticilerine ödenmesi mümkün olan kazanç payı, huzur hakkı ve maaş alacaklarına ilişkin talepte bulunmasının mümkün olmadığı, bu talepler yönünden yönetici sıfatının bulunmaması nedeniyle aktif husumet ehliyetinin bulunmadığı, 6102 sayılı Kanun'u 408 maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendinde finansal tablolara, yönetim kurulunun yıllık raporuna, yıllık kâr üzerinde tasarrufa, kâr payları ile kazanç paylarının belirlenmesine, yedek akçenin sermayeye veya dağıtılacak kâra katılması dahil kullanılmasına dair kararların alınmasının genel kurula ait görevler ve devredilemez yetkiler arasında olduğunun düzenlendiği, 5271 sayılı Kanun'un 133 üncü maddesinin ikinci fıkrasında şirket ortaklarına maaş, aylık, kâr payı ödenmesi konusunda bir düzenlemeye yer verilmediği, 6102 sayılı Kanun'u 408 maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendi hükmü uyarınca dava konusu edilen kâr payı alacağı ve maaş ödenmesi talebi şirket genel kurulunun devredilemez ve vazgeçilemez yetkileri arasında olup şirket genel kurul veya kayyım heyeti tarafından ortaklara kâr payı dağıtılması ve maaş ödenmesi yönünde olumlu veya olumsuz bir karar alınmadığı, davacı tarafça kâr payı ve maaş ödenmesi konusunda gerek genel kurul gerekse kayyım kurulu tarafından alınmış olumlu ya da olumsuz bir karar olduğunun da iddia edilmediği, davalı tarafın da bu konularda alınmış bir karar bulunmadığını bildirdiği, kâr payı ve ortaklara maaş ödenmesi gibi konularda karar alındığına dair ticaret sicil kayıtlarında da bir belge görülmediği, buna göre davacı tarafça kâr payı ve ortak sıfatıyla maaş ödenmesi konusunda davalı şirket tarafından alınmış bir karar dava konusu edilmeyip bu alacakların doğrudan mahkemeden hükmedilmesinin talep edildiği de gözönünde tutularak mahkemenin genel kurul yerine geçerek doğrudan ortaklara kâr payı veya maaş ödenmesi konusunda karar vermesinin mümkün bulunmadığı gibi, davacının bu alacak talepleri yönünden doğrudan dava açma hakkının bulunmadığı, ancak genel kurul veya kayyım heyeti tarafından alınmış bir kararın dava konusu edilebileceği, bu konuda yetkili kurul tarafından alınmış kararın dava şartı olup, bu alacak kalemleri yönünden de dava şartının oluşmadığı anlaşılmakla, mahkeme kararında ve gerekçesinde usul ve esas yönünden hukuka aykırı bir yön bulunmadığından, davacı vekilinin tüm istinaf itirazlarının esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle, kayyım kararının kaldırılması talep edilmemiş olup şirketi zarara sokan kayyımların görevden alınarak yeni kayyımların görevlendirilmesinin talep edildiğini, yönetimce alınan kararlar ile zararına satışlar yapılmakta yanlış maliyet ve fiyat politikası uygulandığını, Fon tarafından atanan yöneticilerin basiretli bir tacir gibi hareket etmeleri gerektiğini, müvekkil ...'nun ... Hayvancılık Gıda ve Tarım Ürünleri San. ve A.Ş'nin ortağı ve eski yöneticisi olduğunu, şirketlerin tamamının satılması ve şirketlere ait 48 adet taşınmaların satılması ve iyi yönetemediklerini belgeler şekilde, yanlı ve şeffaf olmayan yöntemlerle elden çıkarmaya ve böylece şirketlere ve şirket ortaklarına verdikleri zararları perdelemeye başladıklarını, müvekkilinin mal varlığının müsadere edilmediğini, sadece bir tedbir olarak şirketlerin yönetminin kayyım heyetine geçtiğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, şirket ortaklık payı alacağının tahsili istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1.6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri,
2.5271 sayılı Kanun'un 133 üncü maddesi.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve yasaya uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2023/3187 E. 2024/5559 K.
Ortak:devredilemez yetkiler · müsadere · vesayet · yedek akçe · yönetim kayyımı · kayyum atanması · kar dağıtımı · ortaklık sıfatı · dava şartı · Alacak
İncelediğiniz kararda… ı ve yöneticisi olduğu Yatpa Dayanıklı Tüketim Malları Sanayi ve Ticaret A.Ş.'ne İzmir 4.Sulh Ceza Hakimliğinin 2016/3664 D.İş. sayılı 29.09.2016 tarihli kararı ile «kayyım atanmasına» karar verildiğini, karar sonrasında şirketin yönetiminin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) tarafından «görevlendirilen» kayyım heyeti tarafından yapıldığını, kayyımın görevi şirketin tüm olağan işlemlerinin aynen devamının sağlanması olup olağan görevlerinden birinin de şirket ortaklarının alacaklarının tesisi olduğunu, şirketin 29.09.2016 tarihinden itibaren kayyım heyeti tarafından yönetilmekte olup 3 yıla yakın bir süredir ortaklara paylaştırılması ve iadesi gereken hiçbir maddi karşılığın ödenmediğini, müvekkilinin «malvarlığının» «müsadere» edilmediğini, şirketin mülkiyetinin halen davacıda olduğunu, ayrıca Sulh Ceza Hakimliği kararında ve dosyasında şirket mal varlığının suç icrası ile elde edildiği ya da suça konu olduğuna ilişkin hiçbir delil ve olgu bulunmadığını, mülkiyet hakkına ve özel teşebbüse yasa ile getirilecek sınırlamaların Anayasa'nın 13. maddesine uygun şekilde düzenlenmesi ve kayyım yönteminin tatbikinde Anayasa ile kişiye sağlanan güvencelerin dikkate alınması ile malvarlığı üzerinde genel elkoyma ile müsaderenin yasak olduğunun unutulmaması gerektiğini, şirkete tedbiren «yönetim kayyımı» atanmasının müvekkilinin şirket malvarlığından yararlanamayacağı anlamına gelmediği gibi müvekkiline makul bir maaş ve diğer alacaklarının ödenmesinin gerektiğini, aksi yönde bir mevzuat ya da içtihat bulunmadığını, müvekkilinin maddi haklarının iadesinin gerektiğini, müvekkilinin hayatını idame ettirebilmesi ve çocuklarının eğitimi gibi ihtiyaçları için makul ve düzenli bir gelire sahip olması gerektiğinin muhakkak olduğunu, Türk Medeni Kanunu uyarınca belirli sebeplerle mal varlığının idaresi için kayyım atanmış kişiye, hayatını idame ettirmesi için gerekli olan paranın kendi mal varlığından verilmesi ya da olağan dışı ama gerekli olan bir ihtiyaç için «vesayet» makamı olan Sulh Hukuk Hakimliği kararı ile harcama yapabilmesine olanak tanınması gibi 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 133 üncü maddesi kapsamında da hissedar olduğu şirkete kayyım atanan kişinin hayatını idame ettirebilmesi ve ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için düzenli bir maaş bağlanmasının zorunlu olduğunu belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, davalı şirkete kayyım atanan 20.09.2016 tarihinden itibaren doğan ve şirket hesaplarında yapılacak inceleme sonucunda belirlenecek kâr «payı alacağı», kazanç payı, «huzur hakkı», maaş alacağı bedeli olarak her bir alacak kalemleri için şirket kayıtları ile tespit edilecek «muacceliyet» tarihinden itibaren işleyecek «ticari faizi» ile birlikte şimdilik 20.000,00 TL’sinin ve ayrıca dava tarihinden itibaren işleyecek her ay için 10.000,00 TL maaşın müvekkiline ödenmesine karar verilmesini tale …
Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının ortak ve eski yönetici sıfatına dayalı olarak davalı şirkete «kayyım» atandığı 29.09.2016 tarihinden itibaren talep ettiği kazanç «payı», «huzur hakkı» ve maaş alacak kalemlerinin ancak yönetici sıfatı «taşıyanlar» tarafından talep edilebileceği, Sulh Ceza Hakimliği tarafından 5271 sayılı Kanun'un 133 üncü maddesi uyarınca 29.09.2016 tarihli davalı şirkete «yönetim kayyımı atanmasına», aynı zamanda mevcut yönetimin yetkilerinin kaldırılmasına ilişkin verilen karar ile davacının davalı şirketteki yönetim «yetkisinin» 29.09.2016 tarihinde sona ermiş olması ve dava tarihi itibariyle yönetim yetkisinin iade edilmeyip şirketin kayyım tarafından yönetilmeye devam edilmesi nedeniyle şirket yöneticilerine ödenmesi mümkün olan kazanç payı, huzur hakkı ve maaş alacaklarına ilişkin talepte bulunmasının mümkün olmadığı, bu talepler yönünden yönetici sıfatının bulunmaması nedeniyle «aktif husumet ehliyetinin» bulunmadığı, 6102 sayılı Kanun'u 408 maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendinde finansal tablolara, yönetim kurulunun yıllık raporuna, yıllık kâr üzerinde tasarrufa, kâr payları ile kazanç paylarının belirlenmesine, «yedek akçenin» sermayeye veya «dağıtılacak» kâra katılması «dahil» kullanılmasına dair kararların alınmasının genel kurula ait görevler ve «devredilemez yetkiler» arasında olduğunun düzenlendiği, 5271 sayılı Kanun'un 133 üncü maddesinin ikinci fıkrasında şirket ortaklarına maaş, aylık, kâr payı ödenmesi konusunda bir düzenlemeye yer verilmediği, 6102 sayılı Kanun'u 408 maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendi hükmü uyarınca dava konusu edilen kâr «payı alacağı» ve maaş ödenmesi talebi şirket genel kurulunun devredilemez ve vazgeçilemez yetkileri arasında olup şirket genel kurul veya kayyım heyeti tarafından ortaklara kâr «payı dağıtılması» ve maaş ödenmesi yönünde olumlu veya «olumsuz» bir karar alınmadığı, davacı tarafça kâr payı ve maaş ödenmesi konusunda gerek genel kurul gerekse kayyım kurulu tarafından alınmış olumlu ya da olumsuz bir karar olduğunun da iddia edilmediği, davalı tarafın da bu konularda alınmış bir karar bulunmadığını bildirdiği, kâr payı ve ortaklara maaş ödenmesi gibi konularda karar alındığına dair «ticaret sicil» kayıtlarında da bir belge görülmediği, buna göre davacı tarafça kâr payı ve ortak sıfatıyla maaş ödenmesi konusunda davalı şirket tarafından alınmış bir karar dava …
… evap dilekçesinde; dava dilekçesinin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 119 uncu maddesi hükmüne uygun olarak düzenlenmediğini, davacının «yerleşim yerinin» gösterilmesi zorunlu olmasına karşın, dilekçede adresinin gösterilmediğini, dava konuları birbirinden farklı olan taleplerin ileri sürüldüğünü, bu eksikliklerin verilen sürede giderilmemesi halinde «davanın açılmamış sayılmasına» karar verilmesi gerektiğini, bir kısım talepler açısından davacının taraf «ehliyetinin» bulunmadığını, «huzur hakkı» talep edilmesi için öncelikle «yönetim kurulu» üyesi, maaş talebi için ise, şirketin sözleşmeli çalışanı olmak gerektiğini, davacının yönetim kurulu üyesi olmadığı gibi, çalışanı da olmadığını, bu kalemler yönünden davacının taraf sıfatının bulunmaması nedeniyle davanın davacı ehliyetinin bulunmaması sebebiyle reddinin gerektiğini, şirketlerin «kar dağıtımına» 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 507 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ortaklar genel kurulu veya genel kurul tarafından karar verildiğini, bu kurullar tarafından alınmış bir karar olmadığını, bu nedenle dava şartının bu talepler yönünden bulunmadığını, kazanç «payı dağıtımı» konusunda da karar verilmemesi nedeniyle bu talep yönünden de dava şartı bulunmadığını, şirketin kar elde edip etmemesinin de talebe etkili olduğunu, 674 sayılı KHK ve bir kısım hükümler eklenmesine karar verilen 694 sayılı KHK gereğince, yönetimine TMSF’nin kayyum olarak atandığı şirketlerin genel kurul yetkileri, 674 sayılı KHK ve 694 sayılı KHK gereğince TMSF Fon Kuruluna verildiğini, Fon Kurulu tarafından kar dağıtımına ilişkin alınan her hangi bir karar bulunmadığını, davalı şirkete eski yönetici ve ortaklarının FETÖ/PDY Silahlı terör örgütü ile irtibatlı/iltisaklı olmaları gerekçesi ile başlatılan soruşturma kapsamında, 5271 sayılı Kanun'un 133 üncü maddesi hükmü gereğince ve 674 sayılı KHK m.19 hükümleri doğrultusunda, TMSF'NİN kayyum olarak atanmasına karar verildiğini, bu nedenle davacı ve diğer tüm yönetim kurulu üyelerinin yetkileri sona erdiği gibi, şirket ortaklarının ortaklıktan kaynaklanan haklarının da tümünün askıya alındığını, şirketin eski yönetici ve ortaklarının, şirketin faaliyeti döneminde şirket gelirlerini terör örgütünün finansmanında kullandıklarını, şirket faaliyetlerinin terör örgütü ve terörün finansmanına yönelik olarak kullanılması, şirketin suçtan elde edilen gelirle oluşturulması, gelişiminin sağlanması gerekçeleri ile kayyum atandığını, şirketin eski yönetici ve ortaklarının önemli bir kısmının da halen firarda olup sürdürülmekte olan kovuşturmalarda, hakkında kovuşturma yürütülen ortakların hisselerinin «müsaderesinin» talep edildiğini, davacının maaş talebinin yasal dayanağının bulunmadığını, dayanak olarak gösterilen 5271 sayılı Kanun'un 133 üncü maddesi kapsamında gelir bağlam …
Benzer bu karardaİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, şirketin «kayyum atanmasından» önceki eski yönetici ve ortaklarına maaş ödenmesi konusunda «sulh» ceza mahkemelerinin yetkili olduğuna dair bir hüküm bulunmadığı, davanın tazminat talepli değil ortaklık ve eski yöneticilik sıfatına bağlı alacak talepli olup dava konusu edilen alacaklarla ilgili uyuşmazlığın çözümünde asliye ticaret mahkemelerinin «görevli» olduğu dikkate alınarak davalı tarafın «görevsizlik» itirazı haklı görülmediği, davacının taraf ve dava «ehliyetine» sahip olup «kısıtlandığına» dair dosyada bir delil, bilgi ve belge olmadığı, taraf sıfatının dava şartlarından bulunmadığı gözönünde tutularak davalı tarafın davacının bir «bölüm» talepleri yönünden taraf ehliyeti yokluğundan davanın reddine karar verilmesi isteminin haklı görülmediği, davacı ortak ve eski yönetici sıfatına dayalı olarak 20.09.2016 tarihinden itibaren kazanç «payı», «huzur hakkı» ve aylık maaş ödenmesi taleplerinde bulunduğu, bu alacak kalemlerinin ancak yönetici sıfatı «taşıyanlar» tarafından talep edilebilecek alacaklar olduğu, Sulh Ceza Hakimliği tarafından davalı şirkete 5271 sayılı Kanun'un 133 üncü maddesi uyarınca 20.09.2016 tarihli karar ile «yönetim kayyımı atanmasına», aynı zamanda mevcut yönetimin yetkilerinin kaldırılmasına karar verilmiş olup davacının davalı şirketteki yönetim «yetkisinin» 20.09.2016 tarihinde sona ermiş olması ve dava tarihi itibariyle yönetim yetkisinin iade edilmeyip şirketin kayyım tarafından yönetilmeye devam edilmesi nedeniyle davacının şirket yöneticilerine ödenmesi mümkün olan kazanç payı, huzur hakkı ve aylık maaş ödenmesi talebinde bulunması, mümkün olmayıp bu talepler yönünden yönetici sıfatının bulunmaması nedeniyle «aktif husumet» «sıfatı yokluğu» nedeniyle davanın reddine karar vermek gerektiği, 6102 sayılı Kanun'un 408 inci maddesinin ikinci fıkrasında finansal tablolara, yönetim kurulunun yıllık raporuna, yıllık kâr üzerinde tasarrufa, kâr payları ile kazanç paylarının belirlenmesine, «yedek akçenin» sermayeye veya «dağıtılacak» kâra katılması «dahil» kullanılmasına dair kararların alınmasının genel kurula ait görevler ve «devredilemez yetkiler» arasında olduğunun düzenlendiği, 5271 sayılı Kanun'un 133 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yalnız kayyım ücretinin ödenmesi konusu düzenlenmiş şirket ortaklarına maaş, aylık, kâr payı ödenmesi konusunda bir düzenlemeye yer verilmediği, bunun yanında dava konusu edilen kâr payı ve maaş ödenmesi talebi şirket genel kurulunun devredilemez ve vazgeçilemez yetkileri arasında olup şirket genel kurul veya kayyım heyeti tarafından ortaklara kâr payı ve maaş ödenmesi yönünde olumlu veya «olumsuz» bir karar alınmadığı, bu alacak kalemleri yönünden dava şartının oluşmadığı gerekçesiyle davanın kazanç payı, huzur hakkı ve yöneticilik sıfatına bağlı olarak aylık maaş ödenmesi istemleri yönünden davacının aktif husumet sıfatının bulunmaması nedeniyle reddine, davanın «ortaklık sıfatına» bağlı olarak dava tarihinden itibaren aylık maaş ödenmesi ve kâr payı talebi yönünden dava «şartı yokluğu» nedeniyle «usulden reddine» karar verilmiştir.
Sayılı 29.09.2016 tarihli kararı ile «kayyım atanmasına» karar verildiğini, karar sonrasında şirketin yönetiminin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) tarafından «görevlendirilen» kayyım heyeti tarafından yapıldığını, kayyımın görevi şirketin tüm olağan işlemlerinin aynen devamının sağlanması olup olağan görevlerinden birinin de şirket ortaklarının alacaklarının tesisi olduğunu, şirketin 29.09.2016 tarihinden itibaren kayyım heyeti tarafından yönetildiğini, 3 yıla yakın bir süredir ortaklara paylaştırılması ve iadesi gereken hiçbir maddi karşılığın ödenmediğini, müvekkilin mal varlığının «müsadere» edilmediğini, şirketin mülkiyetinin halen davacıda olduğunu, şirkete tedbiren «yönetim kayyımı» atanmasının müvekkilinin şirket «malvarlığından» yararlanamayacağı anlamına gelmediği gibi müvekkiline makul bir maaş ve diğer alacaklarının ödenmesinin gerektiğini, aksi yönde bir mevzuat yada içtihat bulunmadığını, müvekkilinin hayatını idame ettirebilmesi ve çocuklarının eğitimi gibi ihtiyaçları için makul ve düzenli bir gelire sahip olması gerektiğinin muhakkak olduğunu, Türk Medeni Kanunu uyarınca belirli sebeplerle mal varlığının idaresi için kayyım atanmış kişiye, hayatını idame ettirmesi için gerekli olan paranın kendi mal varlığından verilmesi ya da olağan dışı ama gerekli olan bir ihtiyaç için «vesayet» makamı olan Sulh Hukuk Hakimliği kararı ile harcama yapabilmesine olanak tanınması gibi 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 133 üncü maddesi kapsamında da hissedar olduğu şirkete kayyım atanan kişinin hayatını idame ettirebilmesi ve ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için düzenli bir maaş bağlanmasının zorunlu olduğunu ileri sürerek, fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak davalı şirkete kayyım atandığı 20.09.2016 tarihinden itibaren doğan ve şirket hesaplarında yapılacak inceleme sonucunda belirlenecek kâr «payı alacağı», kazanç payı, «huzur hakkı», maaş alacağı bedeli olarak her bir alacak kalemleri için şirket kayıtları ile tespit edilecek «muacceliyet» tarihinden itibaren işleyecek «ticari faizi» ile birlikte şimdilik 20.000,00 TL’nin ve dava tarihinden itibaren işleyecek her ay için 10.000,00 TL maaşın müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep etmişti …
CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde, davacının taraf «ehliyetinin» bulunmadığını, «huzur hakkı» talep edilmesi için öncelikle «yönetim kurulu» üyesi, maaş talebi için ise, şirketin sözleşmeli çalışanı olmak gerektiğini, davacının yönetim kurulu üyesi olmadığı gibi, çalışanı da olmadığını, bu kalemler yönünden davacının taraf sıfatının bulunmaması nedeniyle davanın reddinin gerektiğini, şirketlerin «kar dağıtımına» 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 507 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ortaklar genel kurulu veya genel kurul tarafından karar verildiğini, bu kurullar tarafından alınmış bir karar olmadığını, bu nedenle dava şartının bu talepler yönünden bulunmadığını, kazanç «payı dağıtımı» konusunda da karar verilmemesi nedeniyle bu talep yönünden de dava şartı bulunmadığını, şirketin kar elde edip etmemesinin de talebe etkili olduğunu, davalı şirkete eski yönetici ve ortaklarının FETÖ/PDY Silahlı terör örgütü ile irtibatlı/iltisaklı olmaları gerekçesi ile başlatılan soruşturma kapsamında, 5271 sayılı Kanun'un 133 üncü maddesi hükmü gereğince ve 674 sayılı KHK m.19 hükümleri doğrultusunda, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nun kayyum olarak atanmasına karar verildiğini, bu nedenle davacı ve diğer tüm yönetim kurulu üyelerinin yetkileri sona erdiği gibi, şirket ortaklarının ortaklıktan kaynaklanan haklarının da tümünün askıya alındığını, şirketin eski yönetici ve ortaklarının, şirketin faaliyeti döneminde şirket gelirlerini terör örgütünün finansmanında kullandıkları, şirket faaliyetlerinin terör örgütü ve terörün finansmanına yönelik olarak kullanılması, şirketin suçtan elde edilen gelirle oluşturulması, gelişiminin sağlanması gerekçeleri ile kayyum atandığını, şirketin eski yönetici ve ortaklarının önemli bir kısmının da halen firarda olup sürdürülmekte olan kovuşturmalarda, şirket hakkında kovuşturma yürütülen ortaklarının hisselerinin «müsaderesinin» talep edildiğini, davacının maaş talebinin yasal dayanağının bulunmadığını, dayanak olarak gösterilen 5271 sayılı Kanun'un 133 üncü maddesi kapsamında gelir bağlama görevinin asliye ticaret mahkemesi olmadığının açık olduğunu belirterek her bir talebin somutlaştırılması ve dilekçedeki eksiklerin verilecek sürede tamamlanmaması halinde «davanın açılmamış sayılmasına», huzur hakkı, ikramiye, kar payından yönetim kurulu üyesine pay ödenmesi taleplerinin davacı taraf ehliyeti yokluğu, davacının ileriye dönük maaş talebi için «görevsizlik», kâr payı dağıtılması talebi yönünden dava «şartı yokluğu» ile davanın esastan reddine karar verilmesini istemiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:sıfat yokluğu · kısıtlılık · iş bölümü · görevsizlik kararı
Benzer bu karardaİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, şirketin «kayyum atanmasından» önceki eski yönetici ve ortaklarına maaş ödenmesi konusunda «sulh» ceza mahkemelerinin yetkili olduğuna dair bir hüküm bulunmadığı, davanın tazminat talepli değil ortaklık ve eski yöneticilik sıfatına bağlı alacak talepli olup dava konusu edilen alacaklarla ilgili uyuşmazlığın çözümünde asliye ticaret mahkemelerinin «görevli» olduğu dikkate alınarak davalı tarafın «görevsizlik» itirazı haklı görülmediği, davacının taraf ve dava «ehliyetine» sahip olup «kısıtlandığına» dair dosyada bir delil, bilgi ve belge olmadığı, taraf sıfatının dava şartlarından bulunmadığı gözönünde tutularak davalı tarafın davacının bir «bölüm» talepleri yönünden taraf ehliyeti yokluğundan davanın reddine karar verilmesi isteminin haklı görülmediği, davacı ortak ve eski yönetici sıfatına dayalı olarak 20.09.2016 tarihinden itibaren kazanç «payı», «huzur hakkı» ve aylık maaş ödenmesi taleplerinde bulunduğu, bu alacak kalemlerinin ancak yönetici sıfatı «taşıyanlar» tarafından talep edilebilecek alacaklar olduğu, Sulh Ceza Hakimliği tarafından davalı şirkete 5271 sayılı Kanun'un 133 üncü maddesi uyarınca 20.09.2016 tarihli karar ile «yönetim kayyımı atanmasına», aynı zamanda mevcut yönetimin yetkilerinin kaldırılmasına karar verilmiş olup davacının davalı şirketteki yönetim «yetkisinin» 20.09.2016 tarihinde sona ermiş olması ve dava tarihi itibariyle yönetim yetkisinin iade edilmeyip şirketin kayyım tarafından yönetilmeye devam edilmesi nedeniyle davacının şirket yöneticilerine ödenmesi mümkün olan kazanç payı, huzur hakkı ve aylık maaş ödenmesi talebinde bulunması, mümkün olmayıp bu talepler yönünden yönetici sıfatının bulunmaması nedeniyle «aktif husumet» «sıfatı yokluğu» nedeniyle davanın reddine karar vermek gerektiği, 6102 sayılı Kanun'un 408 inci maddesinin ikinci fıkrasında finansal tablolara, yönetim kurulunun yıllık raporuna, yıllık kâr üzerinde tasarrufa, kâr payları ile kazanç paylarının belirlenmesine, «yedek akçenin» sermayeye veya «dağıtılacak» kâra katılması «dahil» kullanılmasına dair kararların alınmasının genel kurula ait görevler ve «devredilemez yetkiler» arasında olduğunun düzenlendiği, 5271 sayılı Kanun'un 133 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yalnız kayyım ücretinin ödenmesi konusu düzenlenmiş şirket ortaklarına maaş, aylık, kâr payı ödenmesi konusunda bir düzenlemeye yer verilmediği, bunun yanında dava konusu edilen kâr payı ve maaş ödenmesi talebi şirket genel kurulunun devredilemez ve vazgeçilemez yetkileri arasında olup şirket genel kurul veya kayyım heyeti tarafından ortaklara kâr payı ve maaş ödenmesi yönünde olumlu veya «olumsuz» bir karar alınmadığı, bu alacak kalemleri yönünden dava şartının oluşmadığı gerekçesiyle davanın kazanç payı, huzur hakkı ve yöneticilik sıfatına bağlı olarak aylık maaş ödenmesi istemleri yönünden davacının aktif husumet sıfatının bulunmaması nedeniyle reddine, davanın «ortaklık sıfatına» bağlı olarak dava tarihinden itibaren aylık maaş ödenmesi ve kâr payı talebi yönünden dava «şartı yokluğu» nedeniyle «usulden reddine» karar verilmiştir.
CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde, davacının taraf «ehliyetinin» bulunmadığını, «huzur hakkı» talep edilmesi için öncelikle «yönetim kurulu» üyesi, maaş talebi için ise, şirketin sözleşmeli çalışanı olmak gerektiğini, davacının yönetim kurulu üyesi olmadığı gibi, çalışanı da olmadığını, bu kalemler yönünden davacının taraf sıfatının bulunmaması nedeniyle davanın reddinin gerektiğini, şirketlerin «kar dağıtımına» 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 507 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ortaklar genel kurulu veya genel kurul tarafından karar verildiğini, bu kurullar tarafından alınmış bir karar olmadığını, bu nedenle dava şartının bu talepler yönünden bulunmadığını, kazanç «payı dağıtımı» konusunda da karar verilmemesi nedeniyle bu talep yönünden de dava şartı bulunmadığını, şirketin kar elde edip etmemesinin de talebe etkili olduğunu, davalı şirkete eski yönetici ve ortaklarının FETÖ/PDY Silahlı terör örgütü ile irtibatlı/iltisaklı olmaları gerekçesi ile başlatılan soruşturma kapsamında, 5271 sayılı Kanun'un 133 üncü maddesi hükmü gereğince ve 674 sayılı KHK m.19 hükümleri doğrultusunda, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nun kayyum olarak atanmasına karar verildiğini, bu nedenle davacı ve diğer tüm yönetim kurulu üyelerinin yetkileri sona erdiği gibi, şirket ortaklarının ortaklıktan kaynaklanan haklarının da tümünün askıya alındığını, şirketin eski yönetici ve ortaklarının, şirketin faaliyeti döneminde şirket gelirlerini terör örgütünün finansmanında kullandıkları, şirket faaliyetlerinin terör örgütü ve terörün finansmanına yönelik olarak kullanılması, şirketin suçtan elde edilen gelirle oluşturulması, gelişiminin sağlanması gerekçeleri ile kayyum atandığını, şirketin eski yönetici ve ortaklarının önemli bir kısmının da halen firarda olup sürdürülmekte olan kovuşturmalarda, şirket hakkında kovuşturma yürütülen ortaklarının hisselerinin «müsaderesinin» talep edildiğini, davacının maaş talebinin yasal dayanağının bulunmadığını, dayanak olarak gösterilen 5271 sayılı Kanun'un 133 üncü maddesi kapsamında gelir bağlama görevinin asliye ticaret mahkemesi olmadığının açık olduğunu belirterek her bir talebin somutlaştırılması ve dilekçedeki eksiklerin verilecek sürede tamamlanmaması halinde «davanın açılmamış sayılmasına», huzur hakkı, ikramiye, kar payından yönetim kurulu üyesine pay ödenmesi taleplerinin davacı taraf ehliyeti yokluğu, davacının ileriye dönük maaş talebi için «görevsizlik», kâr payı dağıtılması talebi yönünden dava «şartı yokluğu» ile davanın esastan reddine karar verilmesini istemiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2021/8103 E. 2023/2710 K.
Ortak:kayyım atanması · kayyım · usulden reddi · yönetim kurulu kararı · görevli mahkeme
İncelediğiniz kararda… ı ve yöneticisi olduğu Yatpa Dayanıklı Tüketim Malları Sanayi ve Ticaret A.Ş.'ne İzmir 4.Sulh Ceza Hakimliğinin 2016/3664 D.İş. sayılı 29.09.2016 tarihli kararı ile «kayyım atanmasına» karar verildiğini, karar sonrasında şirketin yönetiminin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) tarafından «görevlendirilen» kayyım heyeti tarafından yapıldığını, kayyımın görevi şirketin tüm olağan işlemlerinin aynen devamının sağlanması olup olağan görevlerinden birinin de şirket ortaklarının alacaklarının tesisi olduğunu, şirketin 29.09.2016 tarihinden itibaren kayyım heyeti tarafından yönetilmekte olup 3 yıla yakın bir süredir ortaklara paylaştırılması ve iadesi gereken hiçbir maddi karşılığın ödenmediğini, müvekkilinin «malvarlığının» «müsadere» edilmediğini, şirketin mülkiyetinin halen davacıda olduğunu, ayrıca Sulh Ceza Hakimliği kararında ve dosyasında şirket mal varlığının suç icrası ile elde edildiği ya da suça konu olduğuna ilişkin hiçbir delil ve olgu bulunmadığını, mülkiyet hakkına ve özel teşebbüse yasa ile getirilecek sınırlamaların Anayasa'nın 13. maddesine uygun şekilde düzenlenmesi ve kayyım yönteminin tatbikinde Anayasa ile kişiye sağlanan güvencelerin dikkate alınması ile malvarlığı üzerinde genel elkoyma ile müsaderenin yasak olduğunun unutulmaması gerektiğini, şirkete tedbiren «yönetim kayyımı» atanmasının müvekkilinin şirket malvarlığından yararlanamayacağı anlamına gelmediği gibi müvekkiline makul bir maaş ve diğer alacaklarının ödenmesinin gerektiğini, aksi yönde bir mevzuat ya da içtihat bulunmadığını, müvekkilinin maddi haklarının iadesinin gerektiğini, müvekkilinin hayatını idame ettirebilmesi ve çocuklarının eğitimi gibi ihtiyaçları için makul ve düzenli bir gelire sahip olması gerektiğinin muhakkak olduğunu, Türk Medeni Kanunu uyarınca belirli sebeplerle mal varlığının idaresi için kayyım atanmış kişiye, hayatını idame ettirmesi için gerekli olan paranın kendi mal varlığından verilmesi ya da olağan dışı ama gerekli olan bir ihtiyaç için «vesayet» makamı olan Sulh Hukuk Hakimliği kararı ile harcama yapabilmesine olanak tanınması gibi 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 133 üncü maddesi kapsamında da hissedar olduğu şirkete kayyım atanan kişinin hayatını idame ettirebilmesi ve ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için düzenli bir maaş bağlanmasının zorunlu olduğunu belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, davalı şirkete kayyım atanan 20.09.2016 tarihinden itibaren doğan ve şirket hesaplarında yapılacak inceleme sonucunda belirlenecek kâr «payı alacağı», kazanç payı, «huzur hakkı», maaş alacağı bedeli olarak her bir alacak kalemleri için şirket kayıtları ile tespit edilecek «muacceliyet» tarihinden itibaren işleyecek «ticari faizi» ile birlikte şimdilik 20.000,00 TL’sinin ve ayrıca dava tarihinden itibaren işleyecek her ay için 10.000,00 TL maaşın müvekkiline ödenmesine karar verilmesini tale …
İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle, 6102 sayılı Kanun'un 394 üncü maddesi uyarınca, «yönetim kurulu» üyelerinin mali haklarının herhangi bir genel kurul kararı olmasa da «esas sözleşmede» bulunması şartıyla kanundan doğduğunu, dava konusu alacak taleplerinin; hali hazırda 20.09.2016 tarihinden sonra doğması gereken ve kayyumun şirketi idare etmesi sonucu hesaplanarak müvekkili davacıya aktarılması gereken alacak talepleri olduğunu, şirkete kayyum atanmış olmasının davalının da beyan ettiği gibi yalnızca bir tedbir uygulama şekli olduğunu, idarenin tedbiren kayyuma devredilmiş olmasının, tedbirin uygulandığı sırada müvekkilinin mali haklarının yerine getirilmeyeceği anlamına gelmeyeceğini, müvekkilinin halen şirket ortağı olduğunun açık olduğunu, ortaklıktan kaynaklanan alacak haklarının ivedilikle iadesini talep zorunluluğunun hasıl olduğunu, müvekkilinin veya ortağı bulunduğu şirketin «malvarlığı» «müsadere» edilmediği gibi eğer bir müsadere kararı varsa davalı tarafça dosyaya «ibraz» edilmesi gerektiğini, TMSF'nin görevinin şirket ortaklarının şirket nezdinde gerçekleştirdiği suç unsuru mahkeme kararı ile sabit olana kadar şirketin devamını ve piyasadaki konumunu korumak olduğunu, «kayyımın» görevinin şirketin tüm olağan işlemlerinin aynen devamının sağlanması olup olağan «görevlerden» birinin de şirket ortaklarının alacak haklarının tesisi olduğunu, şirketin 29.09.2016 tarihinden itibaren TMSF'ce görevlendirilen heyet tarafından yönetilmekte olup 3 yıla yakın bir süredir hiçbir maddi karşılık («kar payı», «huzur hakkı», maaş ödemesi vb.) ödenmediğini; müvekkilinin şirketin menfaatlerinden uzak tutulduğunu, uygulanacak mevzuatın 6102 sayılı Kanun olduğunun açık olduğunu, mülkiyet hakkının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin Ek 1 Nolu Prokol ve Anayasamızın 35. maddesi ile mutlak koruma altında olduğunu, kayıtlarda müvekkilinin hissedarı olduğu şirketlere ilişkin olarak suç icrası ile elde edildiği ya da suça konu olduğuna ilişkin hiçbir delil/olgu bulunmadığını, mülkiyet hakkına ve özel teşebbüse yasa ile getirilecek sınırlamaların Anayasa 13 üncü maddesine uygun şekilde düzenlenmesi gerektiğini, malvarlığı üzerinde genel elkoyma ile müsaderenin yasak olduğunun unutulmaması gerektiğini (Anayasa'nın 38 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası), hukuk düzeni gereğince müvekkiline makul bir maaş ve diğer alacaklarının ödenmesi gerektiğinin açık olduğunu, bir hakkın kullanımı yasalar ile engellenmemiş ise o hakkın kullanılabilirliğinin esas olduğunu, henüz müsaderesine karar verilmemiş ya da «tasfiye» edilmemiş şirketlerin hissedarlarının geçimlerine dair hiçbir düzenlemenin mevcut olmadığını, bu düzenlemelerde şirketlerin kayyımlar tarafından ne şekilde yönetileceği, alacakları ücretler dahi belirlenmiş iken kanun koyucunun soruşturma aşamasında masumiyetleri asıl olan hissedarların ne şekilde bir geçim sağlayacaklarını düşünmediğini, dolayısı ile; Türk Hukukunda özel düzenleme bulunmayan alanlarda özellikle kişi hak ve hürriyetleri kapsamında başta Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Anayasa olmak üzere genel hükümler gözetilerek bir çözüm bulunacağını, yine 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 1, 4 ve özellikle 5 inci maddelerinin hakim tarafından dikkate alınmak zorunda olduğunu, TTK gereğince müvekkilinin maddi haklarının iadesinin gerektiğini, 6102 sayılı Kanun'un 394 üncü, 507 nci maddesinin birinci fıkrası, 511 inci maddesinin birinci fıkrası ışığında; müvekkilinin şirket nezdinde doğan alacak haklarının tesisinin zorunlu olduğunu, bu haklardan müvekkilinin «mahrum» bırakılmasına esas hiçbir karar da bulunmadığını belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının ortak ve eski yönetici sıfatına dayalı olarak davalı şirkete «kayyım» atandığı 29.09.2016 tarihinden itibaren talep ettiği kazanç «payı», «huzur hakkı» ve maaş alacak kalemlerinin ancak yönetici sıfatı «taşıyanlar» tarafından talep edilebileceği, Sulh Ceza Hakimliği tarafından 5271 sayılı Kanun'un 133 üncü maddesi uyarınca 29.09.2016 tarihli davalı şirkete «yönetim kayyımı atanmasına», aynı zamanda mevcut yönetimin yetkilerinin kaldırılmasına ilişkin verilen karar ile davacının davalı şirketteki yönetim «yetkisinin» 29.09.2016 tarihinde sona ermiş olması ve dava tarihi itibariyle yönetim yetkisinin iade edilmeyip şirketin kayyım tarafından yönetilmeye devam edilmesi nedeniyle şirket yöneticilerine ödenmesi mümkün olan kazanç payı, huzur hakkı ve maaş alacaklarına ilişkin talepte bulunmasının mümkün olmadığı, bu talepler yönünden yönetici sıfatının bulunmaması nedeniyle «aktif husumet ehliyetinin» bulunmadığı, 6102 sayılı Kanun'u 408 maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendinde finansal tablolara, yönetim kurulunun yıllık raporuna, yıllık kâr üzerinde tasarrufa, kâr payları ile kazanç paylarının belirlenmesine, «yedek akçenin» sermayeye veya «dağıtılacak» kâra katılması «dahil» kullanılmasına dair kararların alınmasının genel kurula ait görevler ve «devredilemez yetkiler» arasında olduğunun düzenlendiği, 5271 sayılı Kanun'un 133 üncü maddesinin ikinci fıkrasında şirket ortaklarına maaş, aylık, kâr payı ödenmesi konusunda bir düzenlemeye yer verilmediği, 6102 sayılı Kanun'u 408 maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendi hükmü uyarınca dava konusu edilen kâr «payı alacağı» ve maaş ödenmesi talebi şirket genel kurulunun devredilemez ve vazgeçilemez yetkileri arasında olup şirket genel kurul veya kayyım heyeti tarafından ortaklara kâr «payı dağıtılması» ve maaş ödenmesi yönünde olumlu veya «olumsuz» bir karar alınmadığı, davacı tarafça kâr payı ve maaş ödenmesi konusunda gerek genel kurul gerekse kayyım kurulu tarafından alınmış olumlu ya da olumsuz bir karar olduğunun da iddia edilmediği, davalı tarafın da bu konularda alınmış bir karar bulunmadığını bildirdiği, kâr payı ve ortaklara maaş ödenmesi gibi konularda karar alındığına dair «ticaret sicil» kayıtlarında da bir belge görülmediği, buna göre davacı tarafça kâr payı ve ortak sıfatıyla maaş ödenmesi konusunda davalı şirket tarafından alınmış bir karar dava …
Benzer bu kararda… ı Kanun) 133 üncü ve 674 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Karaname'nin (674 sayılı KHK) 19 uncu maddesi uyarınca «kayyım atanmasına» karar verildiği, kayyım olarak atanan Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) tarafından şirketin satılmasına karar verildiğini, uyuşmazlıkta adli yargının «görevli» olduğunu, söz konusu şirketin TMSF tarafından devralınmadığını, TMSF’nin idare kayyımı olduğunu, satış kararı alamayacağını, şirketin satışına ilişkin ihalenin usu …
… bepleri Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava konusu işlemin, 5271 sayılı Kanunu'nun 133 üncü maddesi ve 674 sayılı KHK’nın 19 uncu maddesi kapsamında, «kayyım atanmasına» TMSF tarafından alınan satış kararı olduğunu, 5271 sayılı Kanun'un 133 üncü maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca kayyımın işlemlerine karşı «görevli» mahkemeye 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu ve 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre başvurulması gerektiğinden, bu maddeler uyarınca davanın adli yargının …
… eski yöneticisi ve ortaklarının FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile irtibatlı/irtisaklı olmaları gerekçesiyle başlatılan soruşturma kapsamında davalı şirkete TMSF'nin «kayyım» olarak atanmasına karar verildiğini, bu nedenle davacı ve diğer tüm «yönetim kurulu» üyelerinin yetkilerinin sona erdiğini, şirket ortaklarının ortaklıktan kaynaklanan haklarının da tümüyle askıya alındığını, 674 sayılı KHK ve 694 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Karaname (694 sayılı KHK) gereğince yönetimine TMSF'nin kayyım olarak atandığı şirketlerin «genel kurul yetkilerinin» TMSF fon kuruluna verildiğini, satış işlemlerinin yasal düzenlemelere uygun olarak yapıldığını, davanın konusunu oluşturan satış işleminin TMSF tarafından alınan i …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:iktisadi bütünlük kararı · genel kurul yetkisi · yargı yolu · ilan · vekalet ücreti
Benzer bu karardaİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı şirketin dava konusu edilen ticari ve «iktisadi bütünlük» satışının TMSF Fon Kurulu tarafından alınan kararla gerçekleştirildiği, TMSF Fon Kurulu kararlarının idari nitelikte kararlar olduğu, bu kararlara karşı idari yargı yerinde hukuki başvuruda bulunulabileceği, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanun'un (6100 sayılı Kanun) 114 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca «yargı yolunun» caiz olmadığı gerekçesiyle davanın «usulden reddine» karar karar verilmiştir.
… eski yöneticisi ve ortaklarının FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile irtibatlı/irtisaklı olmaları gerekçesiyle başlatılan soruşturma kapsamında davalı şirkete TMSF'nin «kayyım» olarak atanmasına karar verildiğini, bu nedenle davacı ve diğer tüm «yönetim kurulu» üyelerinin yetkilerinin sona erdiğini, şirket ortaklarının ortaklıktan kaynaklanan haklarının da tümüyle askıya alındığını, 674 sayılı KHK ve 694 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Karaname (694 sayılı KHK) gereğince yönetimine TMSF'nin kayyım olarak atandığı şirketlerin «genel kurul yetkilerinin» TMSF fon kuruluna verildiğini, satış işlemlerinin yasal düzenlemelere uygun olarak yapıldığını, davanın konusunu oluşturan satış işleminin TMSF tarafından alınan i …
Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile TMSF'ye yasa ile «kayyımlık» yetkilerinin devredilmesi sonrasında, yasal düzenlemelere ve Ticari ve İktisadi Bütünlük Satış Yönetmeliğine göre talebe konu şirketin satış kararı alınması üzerine, Satış Komisyon Başkanlığı tarafından, taşınmazların ihale şartnamesinde belirtilen kayıt ve şartlarla satışının yapılacağı «ilanı» ve yasal prosedür tamamlandıktan sonra yapılan satış işlemi, davacılar vekilinin iddia ettiği gibi 6102 sayılı Kanun'da düzenlenen kayyımlık görevinden kaynaklanmadığı, idari bir işlem niteliğinde olduğu, TMSF'ye karşı idari işlemlerinden dolayı açılacak davalarda, idari yargı yeri «görevli» olduğu gerekçesiyle davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
2.Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davacılar aleyhine 6100 sayılı Kanun'un 368 inci maddesi uygulanarak, davacıların, davalı tarafın vekiliyle aralarında kararlaştırılan «vekalet ücretini» ödemeye mahkum edilmesini istemiştir.
-
TMSF kayyımlığındaki şirkette ortağın kâr payı isteyememesi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/44 E. 2023/3752 K.
Ortak:kâr payı · dava şartı · Alacak
İncelediğiniz karardaTaraflar arasındaki şirket ortaklık «payı alacağının» tahsili davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
… ı ve yöneticisi olduğu Yatpa Dayanıklı Tüketim Malları Sanayi ve Ticaret A.Ş.'ne İzmir 4.Sulh Ceza Hakimliğinin 2016/3664 D.İş. sayılı 29.09.2016 tarihli kararı ile «kayyım atanmasına» karar verildiğini, karar sonrasında şirketin yönetiminin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) tarafından «görevlendirilen» kayyım heyeti tarafından yapıldığını, kayyımın görevi şirketin tüm olağan işlemlerinin aynen devamının sağlanması olup olağan görevlerinden birinin de şirket ortaklarının alacaklarının tesisi olduğunu, şirketin 29.09.2016 tarihinden itibaren kayyım heyeti tarafından yönetilmekte olup 3 yıla yakın bir süredir ortaklara paylaştırılması ve iadesi gereken hiçbir maddi karşılığın ödenmediğini, müvekkilinin «malvarlığının» «müsadere» edilmediğini, şirketin mülkiyetinin halen davacıda olduğunu, ayrıca Sulh Ceza Hakimliği kararında ve dosyasında şirket mal varlığının suç icrası ile elde edildiği ya da suça konu olduğuna ilişkin hiçbir delil ve olgu bulunmadığını, mülkiyet hakkına ve özel teşebbüse yasa ile getirilecek sınırlamaların Anayasa'nın 13. maddesine uygun şekilde düzenlenmesi ve kayyım yönteminin tatbikinde Anayasa ile kişiye sağlanan güvencelerin dikkate alınması ile malvarlığı üzerinde genel elkoyma ile müsaderenin yasak olduğunun unutulmaması gerektiğini, şirkete tedbiren «yönetim kayyımı» atanmasının müvekkilinin şirket malvarlığından yararlanamayacağı anlamına gelmediği gibi müvekkiline makul bir maaş ve diğer alacaklarının ödenmesinin gerektiğini, aksi yönde bir mevzuat ya da içtihat bulunmadığını, müvekkilinin maddi haklarının iadesinin gerektiğini, müvekkilinin hayatını idame ettirebilmesi ve çocuklarının eğitimi gibi ihtiyaçları için makul ve düzenli bir gelire sahip olması gerektiğinin muhakkak olduğunu, Türk Medeni Kanunu uyarınca belirli sebeplerle mal varlığının idaresi için kayyım atanmış kişiye, hayatını idame ettirmesi için gerekli olan paranın kendi mal varlığından verilmesi ya da olağan dışı ama gerekli olan bir ihtiyaç için «vesayet» makamı olan Sulh Hukuk Hakimliği kararı ile harcama yapabilmesine olanak tanınması gibi 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 133 üncü maddesi kapsamında da hissedar olduğu şirkete kayyım atanan kişinin hayatını idame ettirebilmesi ve ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için düzenli bir maaş bağlanmasının zorunlu olduğunu belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, davalı şirkete kayyım atanan 20.09.2016 tarihinden itibaren doğan ve şirket hesaplarında yapılacak inceleme sonucunda belirlenecek kâr «payı alacağı», kazanç payı, «huzur hakkı», maaş alacağı bedeli olarak her bir alacak kalemleri için şirket kayıtları ile tespit edilecek «muacceliyet» tarihinden itibaren işleyecek «ticari faizi» ile birlikte şimdilik 20.000,00 TL’sinin ve ayrıca dava tarihinden itibaren işleyecek her ay için 10.000,00 TL maaşın müvekkiline ödenmesine karar verilmesini tale …
… evap dilekçesinde; dava dilekçesinin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 119 uncu maddesi hükmüne uygun olarak düzenlenmediğini, davacının «yerleşim yerinin» gösterilmesi zorunlu olmasına karşın, dilekçede adresinin gösterilmediğini, dava konuları birbirinden farklı olan taleplerin ileri sürüldüğünü, bu eksikliklerin verilen sürede giderilmemesi halinde «davanın açılmamış sayılmasına» karar verilmesi gerektiğini, bir kısım talepler açısından davacının taraf «ehliyetinin» bulunmadığını, «huzur hakkı» talep edilmesi için öncelikle «yönetim kurulu» üyesi, maaş talebi için ise, şirketin sözleşmeli çalışanı olmak gerektiğini, davacının yönetim kurulu üyesi olmadığı gibi, çalışanı da olmadığını, bu kalemler yönünden davacının taraf sıfatının bulunmaması nedeniyle davanın davacı ehliyetinin bulunmaması sebebiyle reddinin gerektiğini, şirketlerin «kar dağıtımına» 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 507 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ortaklar genel kurulu veya genel kurul tarafından karar verildiğini, bu kurullar tarafından alınmış bir karar olmadığını, bu nedenle dava şartının bu talepler yönünden bulunmadığını, kazanç «payı dağıtımı» konusunda da karar verilmemesi nedeniyle bu talep yönünden de dava şartı bulunmadığını, şirketin kar elde edip etmemesinin de talebe etkili olduğunu, 674 sayılı KHK ve bir kısım hükümler eklenmesine karar verilen 694 sayılı KHK gereğince, yönetimine TMSF’nin kayyum olarak atandığı şirketlerin genel kurul yetkileri, 674 sayılı KHK ve 694 sayılı KHK gereğince TMSF Fon Kuruluna verildiğini, Fon Kurulu tarafından kar dağıtımına ilişkin alınan her hangi bir karar bulunmadığını, davalı şirkete eski yönetici ve ortaklarının FETÖ/PDY Silahlı terör örgütü ile irtibatlı/iltisaklı olmaları gerekçesi ile başlatılan soruşturma kapsamında, 5271 sayılı Kanun'un 133 üncü maddesi hükmü gereğince ve 674 sayılı KHK m.19 hükümleri doğrultusunda, TMSF'NİN kayyum olarak atanmasına karar verildiğini, bu nedenle davacı ve diğer tüm yönetim kurulu üyelerinin yetkileri sona erdiği gibi, şirket ortaklarının ortaklıktan kaynaklanan haklarının da tümünün askıya alındığını, şirketin eski yönetici ve ortaklarının, şirketin faaliyeti döneminde şirket gelirlerini terör örgütünün finansmanında kullandıklarını, şirket faaliyetlerinin terör örgütü ve terörün finansmanına yönelik olarak kullanılması, şirketin suçtan elde edilen gelirle oluşturulması, gelişiminin sağlanması gerekçeleri ile kayyum atandığını, şirketin eski yönetici ve ortaklarının önemli bir kısmının da halen firarda olup sürdürülmekte olan kovuşturmalarda, hakkında kovuşturma yürütülen ortakların hisselerinin «müsaderesinin» talep edildiğini, davacının maaş talebinin yasal dayanağının bulunmadığını, dayanak olarak gösterilen 5271 sayılı Kanun'un 133 üncü maddesi kapsamında gelir bağlam …
Benzer bu kararda… si, 6758 sayılı Kanun'un 19 uncu maddesinin uygulanmasına ilişkin esaslara ilişkin Yönetmeliğin 7. (1) maddesi düzenlemeleri değerlendirildiğinde davalı şirketin ve «malvarlığının» idaresinin yürütülen ceza soruşturma süresince «kayyım» olarak TMSF'ye devredildiği, 6102 sayılı Kanun'un hükümleri ile bağlı olmaksızın «genel kurulun yetkilerinin» Fon Kurulu tarafından kullanılabileceği, kaynağı suç soruşturması olan ve ceza yargılamasının konusunu teşkil eden nedenler ile davalı şirkete kayyım atandığı, dava konusu talebin davacının hisselerine tekabül eden kâr paylarının davalı şirket tarafından ödenmesi olduğu, terör örgütü ile iltisakı nedeniyle yönetimin TMSF kayyımlığına bırakıldığı gözetildiğinde, davalı şirketten ortağının kâr «payı» istemine ilişkin davada diğer hususlarda özel hukuk tüzel kişisi bulunan davalı şirketin kamu gücü kullanan bir idari kurum olduğunun kabulü ile «yargı yolu» bakımından «görevsizlik» nedeniyle davanın reddine karar verilmesinin doğru görülmediği, ancak davacı şirket ortağının da yukarıda yazılı düzenlemeler nedeniyle 6102 sayılı Kanun'daki ortaklık haklarına dayanarak kâr payını mahkemeden isteyemeyeceği, genel kurul yetkilerinin fona devir edildiği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün «kaldırılmasına, yeniden» esas hakkında hüküm kurulmasına, davanın reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:yargı yolu
Benzer bu kararda… CE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 6758 sayılı Kanun'un 19 uncu maddesinin 9 uncu fıkrası gereğince TMSF'nin «kayyımlık» görevini yürüttüğü şirketlerin «genel kurullarının yetkilerinin» 6102 sayılı Kanun hükümlerine tabi olunmaksızın TMSF'nin ilişkili olduğu Bakan tarafından kullanılabileceğinin düzenlendiği, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun (2577 sayılı Kanun) 2 nci maddesinde idari dava türlerinin sayıldığı, bu itibarla TMSF'nin aldığı kararlara karşı idari yargıda dava açılabileceği, dava konusu ihtilafın adli yargının görevi dahilinde bulunmayıp idari yargıda çözümlenmesi gerektiği, «yargı yolunun» caiz olmadığı gerekçesiyle davanın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 115 inci maddesi gereğince dava «şartı yokluğundan» reddine karar verilmiştir.
… si, 6758 sayılı Kanun'un 19 uncu maddesinin uygulanmasına ilişkin esaslara ilişkin Yönetmeliğin 7. (1) maddesi düzenlemeleri değerlendirildiğinde davalı şirketin ve «malvarlığının» idaresinin yürütülen ceza soruşturma süresince «kayyım» olarak TMSF'ye devredildiği, 6102 sayılı Kanun'un hükümleri ile bağlı olmaksızın «genel kurulun yetkilerinin» Fon Kurulu tarafından kullanılabileceği, kaynağı suç soruşturması olan ve ceza yargılamasının konusunu teşkil eden nedenler ile davalı şirkete kayyım atandığı, dava konusu talebin davacının hisselerine tekabül eden kâr paylarının davalı şirket tarafından ödenmesi olduğu, terör örgütü ile iltisakı nedeniyle yönetimin TMSF kayyımlığına bırakıldığı gözetildiğinde, davalı şirketten ortağının kâr «payı» istemine ilişkin davada diğer hususlarda özel hukuk tüzel kişisi bulunan davalı şirketin kamu gücü kullanan bir idari kurum olduğunun kabulü ile «yargı yolu» bakımından «görevsizlik» nedeniyle davanın reddine karar verilmesinin doğru görülmediği, ancak davacı şirket ortağının da yukarıda yazılı düzenlemeler nedeniyle 6102 sayılı Kanun'daki ortaklık haklarına dayanarak kâr payını mahkemeden isteyemeyeceği, genel kurul yetkilerinin fona devir edildiği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün «kaldırılmasına, yeniden» esas hakkında hüküm kurulmasına, davanın reddine karar verilmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2023/2208 E. , 2024/4999 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi
SAYISI 2020/2095 Esas, 2023/199 Karar
HÜKÜM
Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ İzmir 7. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI 2019/439 E., 2020/89 K.
Taraflar arasındaki şirket ortaklık payı alacağının tahsili davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle;kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 2016/29862 numaralı dosyası üzerinden müvekkili hakkında soruşturma başlatıldığını, akabinde müvekkilinin ortağı ve yöneticisi olduğu Yatpa Dayanıklı Tüketim Malları Sanayi ve Ticaret A.Ş.'ne İzmir 4.Sulh Ceza Hakimliğinin 2016/3664 D.İş. sayılı 29.09.2016 tarihli kararı ile kayyım atanmasına karar verildiğini, karar sonrasında şirketin yönetiminin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) tarafından görevlendirilen kayyım heyeti tarafından yapıldığını, kayyımın görevi şirketin tüm olağan işlemlerinin aynen devamının sağlanması olup olağan görevlerinden birinin de şirket ortaklarının alacaklarının tesisi olduğunu, şirketin 29.09.2016 tarihinden itibaren kayyım heyeti tarafından yönetilmekte olup 3 yıla yakın bir süredir ortaklara paylaştırılması ve iadesi gereken hiçbir maddi karşılığın ödenmediğini, müvekkilinin malvarlığının müsadere edilmediğini, şirketin mülkiyetinin halen davacıda olduğunu, ayrıca Sulh Ceza Hakimliği kararında ve dosyasında şirket mal varlığının suç icrası ile elde edildiği ya da suça konu olduğuna ilişkin hiçbir delil ve olgu bulunmadığını, mülkiyet hakkına ve özel teşebbüse yasa ile getirilecek sınırlamaların Anayasa'nın 13.
maddesine uygun şekilde düzenlenmesi ve kayyım yönteminin tatbikinde Anayasa ile kişiye sağlanan güvencelerin dikkate alınması ile malvarlığı üzerinde genel elkoyma ile müsaderenin yasak olduğunun unutulmaması gerektiğini, şirkete tedbiren yönetim kayyımı atanmasının müvekkilinin şirket malvarlığından yararlanamayacağı anlamına gelmediği gibi müvekkiline makul bir maaş ve diğer alacaklarının ödenmesinin gerektiğini, aksi yönde bir mevzuat ya da içtihat bulunmadığını, müvekkilinin maddi haklarının iadesinin gerektiğini, müvekkilinin hayatını idame ettirebilmesi ve çocuklarının eğitimi gibi ihtiyaçları için makul ve düzenli bir gelire sahip olması gerektiğinin muhakkak olduğunu, Türk Medeni Kanunu uyarınca belirli sebeplerle mal varlığının idaresi için kayyım atanmış kişiye, hayatını idame ettirmesi için gerekli olan paranın kendi mal varlığından verilmesi ya da olağan dışı ama gerekli olan bir ihtiyaç için vesayet makamı olan Sulh Hukuk Hakimliği kararı ile harcama yapabilmesine olanak tanınması gibi 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 133 üncü maddesi kapsamında da hissedar olduğu şirkete kayyım atanan kişinin hayatını idame ettirebilmesi ve ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için düzenli bir maaş bağlanmasının zorunlu olduğunu belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, davalı şirkete kayyım atanan 20.09.2016 tarihinden itibaren doğan ve şirket hesaplarında yapılacak inceleme sonucunda belirlenecek kâr payı alacağı, kazanç payı, huzur hakkı, maaş alacağı bedeli olarak her bir alacak kalemleri için şirket kayıtları ile tespit edilecek muacceliyet tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte şimdilik 20.000,00 TL’sinin ve ayrıca dava tarihinden itibaren işleyecek her ay için 10.000,00 TL maaşın müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; dava dilekçesinin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 119 uncu maddesi hükmüne uygun olarak düzenlenmediğini, davacının yerleşim yerinin gösterilmesi zorunlu olmasına karşın, dilekçede adresinin gösterilmediğini, dava konuları birbirinden farklı olan taleplerin ileri sürüldüğünü, bu eksikliklerin verilen sürede giderilmemesi halinde davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerektiğini, bir kısım talepler açısından davacının taraf ehliyetinin bulunmadığını, huzur hakkı talep edilmesi için öncelikle yönetim kurulu üyesi, maaş talebi için ise, şirketin sözleşmeli çalışanı olmak gerektiğini, davacının yönetim kurulu üyesi olmadığı gibi, çalışanı da olmadığını, bu kalemler yönünden davacının taraf sıfatının bulunmaması nedeniyle davanın davacı ehliyetinin bulunmaması sebebiyle reddinin gerektiğini, şirketlerin kar dağıtımına 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 507 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ortaklar genel kurulu veya genel kurul tarafından karar verildiğini, bu kurullar tarafından alınmış bir karar olmadığını, bu nedenle dava şartının bu talepler yönünden bulunmadığını, kazanç payı dağıtımı konusunda da karar verilmemesi nedeniyle bu talep yönünden de dava şartı bulunmadığını, şirketin kar elde edip etmemesinin de talebe etkili olduğunu, 674 sayılı KHK ve bir kısım hükümler eklenmesine karar verilen 694 sayılı KHK gereğince, yönetimine TMSF’nin kayyum olarak atandığı şirketlerin genel kurul yetkileri, 674 sayılı KHK ve 694 sayılı KHK gereğince TMSF Fon Kuruluna verildiğini, Fon Kurulu tarafından kar dağıtımına ilişkin alınan her hangi bir karar bulunmadığını, davalı şirkete eski yönetici ve ortaklarının FETÖ/PDY Silahlı terör örgütü ile irtibatlı/iltisaklı olmaları gerekçesi ile başlatılan soruşturma kapsamında, 5271 sayılı Kanun'un 133 üncü maddesi hükmü gereğince ve 674 sayılı KHK m.19 hükümleri doğrultusunda, TMSF'NİN kayyum olarak atanmasına karar verildiğini, bu nedenle davacı ve diğer tüm yönetim kurulu üyelerinin yetkileri sona erdiği gibi, şirket ortaklarının ortaklıktan kaynaklanan haklarının da tümünün askıya alındığını, şirketin eski yönetici ve ortaklarının, şirketin faaliyeti döneminde şirket gelirlerini terör örgütünün finansmanında kullandıklarını, şirket faaliyetlerinin terör örgütü ve terörün finansmanına yönelik olarak kullanılması, şirketin suçtan elde edilen gelirle oluşturulması, gelişiminin sağlanması gerekçeleri ile kayyum atandığını, şirketin eski yönetici ve ortaklarının önemli bir kısmının da halen firarda olup sürdürülmekte olan kovuşturmalarda, hakkında kovuşturma yürütülen ortakların hisselerinin müsaderesinin talep edildiğini, davacının maaş talebinin yasal dayanağının bulunmadığını, dayanak olarak gösterilen 5271 sayılı Kanun'un 133 üncü maddesi kapsamında gelir bağlama görevinin asliye ticaret mahkemesi olmadığının açık olduğunu, davanın tümü ile yasal dayanaktan yoksun bulunduğunu belirterek ile davanın esastan reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kazanç payı, huzur hakkı ve yöneticilik sıfatına bağlı olarak aylık maaş ödenmesi istemleri yönünden davacının aktif husumet sıfatının bulunmaması nedeniyle reddine, davanın ortaklık sıfatına bağlı olarak dava tarihinden itibaren aylık maaş ödenmesi ve kâr payı talebi yönünden dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle, 6102 sayılı Kanun'un 394 üncü maddesi uyarınca, yönetim kurulu üyelerinin mali haklarının herhangi bir genel kurul kararı olmasa da esas sözleşmede bulunması şartıyla kanundan doğduğunu, dava konusu alacak taleplerinin; hali hazırda 20.09.2016 tarihinden sonra doğması gereken ve kayyumun şirketi idare etmesi sonucu hesaplanarak müvekkili davacıya aktarılması gereken alacak talepleri olduğunu, şirkete kayyum atanmış olmasının davalının da beyan ettiği gibi yalnızca bir tedbir uygulama şekli olduğunu, idarenin tedbiren kayyuma devredilmiş olmasının, tedbirin uygulandığı sırada müvekkilinin mali haklarının yerine getirilmeyeceği anlamına gelmeyeceğini, müvekkilinin halen şirket ortağı olduğunun açık olduğunu, ortaklıktan kaynaklanan alacak haklarının ivedilikle iadesini talep zorunluluğunun hasıl olduğunu, müvekkilinin veya ortağı bulunduğu şirketin malvarlığı müsadere edilmediği gibi eğer bir müsadere kararı varsa davalı tarafça dosyaya ibraz edilmesi gerektiğini, TMSF'nin görevinin şirket ortaklarının şirket nezdinde gerçekleştirdiği suç unsuru mahkeme kararı ile sabit olana kadar şirketin devamını ve piyasadaki konumunu korumak olduğunu, kayyımın görevinin şirketin tüm olağan işlemlerinin aynen devamının sağlanması olup olağan görevlerden birinin de şirket ortaklarının alacak haklarının tesisi olduğunu, şirketin 29.09.2016 tarihinden itibaren TMSF'ce görevlendirilen heyet tarafından yönetilmekte olup 3 yıla yakın bir süredir hiçbir maddi karşılık (kar payı, huzur hakkı, maaş ödemesi vb.) ödenmediğini;
müvekkilinin şirketin menfaatlerinden uzak tutulduğunu, uygulanacak mevzuatın 6102 sayılı Kanun olduğunun açık olduğunu, mülkiyet hakkının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin Ek 1 Nolu Prokol ve Anayasamızın 35. maddesi ile mutlak koruma altında olduğunu, kayıtlarda müvekkilinin hissedarı olduğu şirketlere ilişkin olarak suç icrası ile elde edildiği ya da suça konu olduğuna ilişkin hiçbir delil/olgu bulunmadığını, mülkiyet hakkına ve özel teşebbüse yasa ile getirilecek sınırlamaların Anayasa 13 üncü maddesine uygun şekilde düzenlenmesi gerektiğini, malvarlığı üzerinde genel elkoyma ile müsaderenin yasak olduğunun unutulmaması gerektiğini (Anayasa'nın 38 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası), hukuk düzeni gereğince müvekkiline makul bir maaş ve diğer alacaklarının ödenmesi gerektiğinin açık olduğunu, bir hakkın kullanımı yasalar ile engellenmemiş ise o hakkın kullanılabilirliğinin esas olduğunu, henüz müsaderesine karar verilmemiş ya da tasfiye edilmemiş şirketlerin hissedarlarının geçimlerine dair hiçbir düzenlemenin mevcut olmadığını, bu düzenlemelerde şirketlerin kayyımlar tarafından ne şekilde yönetileceği, alacakları ücretler dahi belirlenmiş iken kanun koyucunun soruşturma aşamasında masumiyetleri asıl olan hissedarların ne şekilde bir geçim sağlayacaklarını düşünmediğini, dolayısı ile;
Türk Hukukunda özel düzenleme bulunmayan alanlarda özellikle kişi hak ve hürriyetleri kapsamında başta Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Anayasa olmak üzere genel hükümler gözetilerek bir çözüm bulunacağını, yine 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 1, 4 ve özellikle 5 inci maddelerinin hakim tarafından dikkate alınmak zorunda olduğunu, TTK gereğince müvekkilinin maddi haklarının iadesinin gerektiğini, 6102 sayılı Kanun'un 394 üncü, 507 nci maddesinin birinci fıkrası, 511 inci maddesinin birinci fıkrası ışığında; müvekkilinin şirket nezdinde doğan alacak haklarının tesisinin zorunlu olduğunu, bu haklardan müvekkilinin mahrum bırakılmasına esas hiçbir karar da bulunmadığını belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının ortak ve eski yönetici sıfatına dayalı olarak davalı şirkete kayyım atandığı 29.09.2016 tarihinden itibaren talep ettiği kazanç payı, huzur hakkı ve maaş alacak kalemlerinin ancak yönetici sıfatı taşıyanlar tarafından talep edilebileceği, Sulh Ceza Hakimliği tarafından 5271 sayılı Kanun'un 133 üncü maddesi uyarınca 29.09.2016 tarihli davalı şirkete yönetim kayyımı atanmasına, aynı zamanda mevcut yönetimin yetkilerinin kaldırılmasına ilişkin verilen karar ile davacının davalı şirketteki yönetim yetkisinin 29.09.2016 tarihinde sona ermiş olması ve dava tarihi itibariyle yönetim yetkisinin iade edilmeyip şirketin kayyım tarafından yönetilmeye devam edilmesi nedeniyle şirket yöneticilerine ödenmesi mümkün olan kazanç payı, huzur hakkı ve maaş alacaklarına ilişkin talepte bulunmasının mümkün olmadığı, bu talepler yönünden yönetici sıfatının bulunmaması nedeniyle aktif husumet ehliyetinin bulunmadığı, 6102 sayılı Kanun'u 408 maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendinde finansal tablolara, yönetim kurulunun yıllık raporuna, yıllık kâr üzerinde tasarrufa, kâr payları ile kazanç paylarının belirlenmesine, yedek akçenin sermayeye veya dağıtılacak kâra katılması dahil kullanılmasına dair kararların alınmasının genel kurula ait görevler ve devredilemez yetkiler arasında olduğunun düzenlendiği, 5271 sayılı Kanun'un 133 üncü maddesinin ikinci fıkrasında şirket ortaklarına maaş, aylık, kâr payı ödenmesi konusunda bir düzenlemeye yer verilmediği, 6102 sayılı Kanun'u 408 maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendi hükmü uyarınca dava konusu edilen kâr payı alacağı ve maaş ödenmesi talebi şirket genel kurulunun devredilemez ve vazgeçilemez yetkileri arasında olup şirket genel kurul veya kayyım heyeti tarafından ortaklara kâr payı dağıtılması ve maaş ödenmesi yönünde olumlu veya olumsuz bir karar alınmadığı, davacı tarafça kâr payı ve maaş ödenmesi konusunda gerek genel kurul gerekse kayyım kurulu tarafından alınmış olumlu ya da olumsuz bir karar olduğunun da iddia edilmediği, davalı tarafın da bu konularda alınmış bir karar bulunmadığını bildirdiği, kâr payı ve ortaklara maaş ödenmesi gibi konularda karar alındığına dair ticaret sicil kayıtlarında da bir belge görülmediği, buna göre davacı tarafça kâr payı ve ortak sıfatıyla maaş ödenmesi konusunda davalı şirket tarafından alınmış bir karar dava konusu edilmeyip bu alacakların doğrudan mahkemeden hükmedilmesinin talep edildiği de gözönünde tutularak mahkemenin genel kurul yerine geçerek doğrudan ortaklara kâr payı veya maaş ödenmesi konusunda karar vermesinin mümkün bulunmadığı gibi, davacının bu alacak talepleri yönünden doğrudan dava açma hakkının bulunmadığı, ancak genel kurul veya kayyım heyeti tarafından alınmış bir kararın dava konusu edilebileceği, bu konuda yetkili kurul tarafından alınmış kararın dava şartı olup, bu alacak kalemleri yönünden de dava şartının oluşmadığı anlaşılmakla, mahkeme kararında ve gerekçesinde usul ve esas yönünden hukuka aykırı bir yön bulunmadığından, davacı vekilinin tüm istinaf itirazlarının esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle, kayyım kararının kaldırılması talep edilmemiş olup şirketi zarara sokan kayyımların görevden alınarak yeni kayyımların görevlendirilmesinin talep edildiğini, yönetimce alınan kararlar ile zararına satışlar yapılmakta yanlış maliyet ve fiyat politikası uygulandığını, Fon tarafından atanan yöneticilerin basiretli bir tacir gibi hareket etmeleri gerektiğini, müvekkil ...'nun ... Hayvancılık Gıda ve Tarım Ürünleri San. ve A.Ş'nin ortağı ve eski yöneticisi olduğunu, şirketlerin tamamının satılması ve şirketlere ait 48 adet taşınmaların satılması ve iyi yönetemediklerini belgeler şekilde, yanlı ve şeffaf olmayan yöntemlerle elden çıkarmaya ve böylece şirketlere ve şirket ortaklarına verdikleri zararları perdelemeye başladıklarını, müvekkilinin mal varlığının müsadere edilmediğini, sadece bir tedbir olarak şirketlerin yönetminin kayyım heyetine geçtiğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, şirket ortaklık payı alacağının tahsili istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1.6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri,
2.5271 sayılı Kanun'un 133 üncü maddesi.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve yasaya uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
12.06.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1060247200 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz