İstirdat | Tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2022/89 E. 2023/3317 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
alacağın devri↗ halefiyet ilkesi↗ rehnin paraya çevrilmesi↗ temlik sözleşmesi↗ ipoteğin paraya çevrilmesi↗ halefiyet↗ rücu hakkı↗ müşterek borçlu müteselsil kefil↗ adli yardım↗ alacağın temliki↗ rehin↗ vekâlet ücreti↗ müteselsil kefil↗ 818 sayılı borçlar kanunu↗ yargılama giderleri↗ ipotek↗ üçüncü kişi↗ kefalet↗ rücu↗ genel kredi sözleşmesi↗ temlik↗ kefil↗ istirdat↗ geçersizlik↗ ek tasfiye↗ kredi sözleşmesi↗ ilk derece kararının kaldırılması↗ dava sebebi↗ temerrüt↗ teminat↗ istinaf yoluna başvurulabilirlik↗ i̇i̇k 72/son↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 30.06.2016 tarihli bilirkişi raporunda, davalının kefil sıfatıyla davacıya ait ipoteğin paraya çevrilmesini talep edemeyeceği, temlik anında banka alacağının sona ermiş olması sebebiyle, alacağın devrinin geçersiz olduğu ve davalı kefilin, alacağı devralan sıfatıyla da ipotekten yararlanamayacağı görüşüne yer verildiği, davalı banka ve dava dışı şirket arasında imzalanan 25.04.2011 tarihli genel kredi sözleşmesinin müşterek ve müteselsil kefillerinden olan davalı ...'ün dava dışı üçüncü kişinin borcunu, kefil sıfatıyla hakkında başlatılan icra takibi kapsamında ödemek suretiyle alacaklı davalı bankanın, yapılan temlik sözleşmesi uyarınca, alacak haklarına halef olduğu, temlik sözleşmesi yapılmakla alacağın sona ermeyeceği, halefiyet ilkesi gereği ödemeyi yapan davalı gerçek kişinin alacaklı davalı banka yerine geçtiği, her ne kadar dava konusu ipotek genel kredi sözleşmesinin tarihi olan 25.04.2011 tarihinden sonraki bir tarih olan 29.12.2011 tarihinde konulmuş olsa da ipotek asıl borcun fer'isi olduğundan ve asıl borç devam ettiğinden buna bağlı ipotek hakkının da alacağı devralan lehine devam etmesi gerektiği, sözleşme ve ipotek tarihinin yapıldığı dönemde mülga 818 sayılı Borçlar Kanunun'un (mülga 818 sayılı Kanun) yürürlükte olduğu ve 496 ve 499 uncu maddelerinin somut olaya uygulanması gerektiği, davanın açılma tarihinde yürürlükte olan 6098 sayılı Kanun'un 592 nci maddesinin üçüncü fıkrasının ve 596 ncı maddesinin 6101 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanunu'nun (6101 sayılı Kanun) 1 inci maddesi uyarınca geçmişe yürümesi için gerekli durumların (temerrüt, sona erme ve tasfiye) somut olayda söz konusu olmadığı, davalılar arasında yapılan temlik sözleşmesi ile mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 116 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca alacaklı ve borçlu sıfatlarının bir kişide birleşmediği, aynı maddenin son fıkrası uyarınca taşınmaz rehnine ilişkin özel hükümlerin ayrı değerlendirilmesi gerektiği, kefilin eda ettiği şey nisbetinde alacaklının haklarına halef olduğu, mülga 818 sayılı Kanun'da kefaletin alacak tarihinden sonra doğmaması şartının olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkeme kararının kendi içinde çelişik olduğunu, bilirkişi raporuna itibar edilmediğini, somut olayda 6101 sayılı Kanun'un 1 inci maddesi gereği borcun sona ermesine ilişkin olarak 6098 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerektiğini, buna göre 6098 sayılı Kanun'un 596 ncı maddesinin ikinci fıkrası dikkate alınarak yargılama yapılması gerektiğini, kredi sözleşmesinden kaynaklanan borcun müşterek borçlu müteselsil kefil davalı ... tarafından 04.04.2014 tarihinde ödendiğini, bu tarih itibarı ile asıl borcun itfa ile sona erdiğini ve adı geçenin kefalet hükümlerine göre alacağa halef olduğunu, ancak daha sonra kanunu dolanmak kastıyla 05.0.52015 tarihinde temlik işlemi gerçekleştirilmesinin hukuka aykırı olduğunu, kefilin borcu ödemesi ile borç itfa edildiğinden bankanın sonraki bir tarihte alacak üzerinde tasarruf etmesinin mümkün olmadığını, 6098 sayılı Kanun'un 596 ncı maddesi gereği kefilin ödeme yapması halinde ancak kefaleti anında var olan rehin ve diğer teminatlardan dolayı 3. kişilere başvurabileceğini, davaya konu rehnin dava dışı şirketin borçlarının teminatı olarak verildiğini, kararda, yargılama giderleri ve vekâlet ücretine hükmedilirken adli yardım taleplerinin kabul edildiğinin dikkate alınmadığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile genel kredi sözleşmesinin 25.04.2011 tarihli olması, ipoteğin de 29.12.2011 tarihinde konulması nedeniyle uyuşmazlığa 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Kanun'un 596 ncı maddesinin uygulanma imkanının bulunmadığı, sözleşme ve ipotek tarihinde yürürlükte olan mülga 818 sayılı Kanun'un 499 uncu ve 501 inci maddelerindeki hükümlerine uygun davranılarak kefilin ödemiş olduğu borç miktarınca alacaklı banka tarafından alacağın ve ipoteğin temliki işleminin yerine getirildiği, kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, inceleme konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf aşamasındaki itirazlarını yineleyerek kararın bozulmasın istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, davalı banka ile dava dışı şirket arasında imzalanan diğer davalının da müşterek ve müteselsil kefili olduğu genel kredi sözleşmesi uyarınca davacının aynı sözleşmenin teminatı olarak ipotek verdiği taşınmaz için davalı banka tarafından başlatılan ipoteğin paraya çevrilmesine yönelik takibe konu borcun davalı kefil tarafından ödenerek alacağın temlik alınmasına dair işleminin geçersiz olduğunun tespiti ile istirdat ve tazminat taleplerine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2.6101 sayılı Kanun'un 1 ve 4 üncü maddeleri.
3. 6098 sayılı Kanun'un 596 ncı maddesinin dördüncü fıkrası.
3. Değerlendirme
6101 sayılı Kanun'un 'Geçmişe etkili olmama kuralı' başlıklı 1 inci maddesinde "Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten önceki fiil ve
işlemlere, bunların hukuken bağlayıcı olup olmadıklarına ve sonuçlarına, bu fiil ve işlemler hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmişse, kural olarak o kanun hükümleri uygulanır. Ancak, Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden sonra bu fiil ve işlemlere ilişkin olarak gerçekleşecek temerrüt, sona erme ve tasfiye, Türk Borçlar Kanunu hükümlerine tabidir." düzenlemesine; 'Kazanılmamış haklar' başlıklı 4 üncü maddesinde ise, "Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden önce gerçekleşmiş olup da, Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girdiği sırada henüz herhangi bir hak doğurmamış fiil ve işlemlere, Türk Borçlar Kanunu hükümleri uygulanır" hükmüne yer verilmiş olup, her ne kadar davacının müteselsil kefil olduğu sözleşme mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu döneminde imzalanmış ve davacı 2011 yılında rehin vermişse de, alacakla ilgili icra takibi ve rehnin paraya çevrilmesi tarihi 6098 sayılı Kanun döneminde gerçekleşmiş olduğundan, Mahkemece mülga 818 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerektiği kanaatiyle yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır. Yine 6098 sayılı Kanun'un 596 ncı maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca rehin kefaletten sonra ve asıl borçlu dışında bir 3 üncü kişi tarafından verilip de borcun rehnin paraya çevrilmesi yoluyla ödenmesi nedeniyle ipotek verenin kefile rücu hakkının bulunduğu gözetilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/4499 E. 2013/6097 K.
Ortak:rehnin paraya çevrilmesi · müteselsil kefil · kefil
İncelediğiniz karardaAncak, Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden sonra bu fiil ve işlemlere ilişkin olarak gerçekleşecek «temerrüt», sona erme ve «tasfiye», Türk Borçlar Kanunu hükümlerine tabidir." düzenlemesine; 'Kazanılmamış haklar' başlıklı 4 üncü maddesinde ise, "Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden önce gerçekleşmiş olup da, Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girdiği sırada henüz herhangi bir hak doğurmamış fiil ve işlemlere, Türk Borçlar Kanunu hükümleri uygulanır" hükmüne yer verilmiş olup, her ne kadar davacının «müteselsil kefil» olduğu sözleşme mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu döneminde imzalanmış ve davacı 2011 yılında «rehin» vermişse de, alacakla ilgili icra takibi ve «rehnin paraya çevrilmesi» tarihi 6098 sayılı Kanun döneminde gerçekleşmiş olduğundan, Mahkemece mülga 818 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerektiği kanaatiyle yazılı şekilde karar ver …
… ayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerektiğini, buna göre 6098 sayılı Kanun'un 596 ncı maddesinin ikinci fıkrası dikkate alınarak yargılama yapılması gerektiğini, «kredi sözleşmesinden» kaynaklanan borcun «müşterek borçlu müteselsil kefil» davalı ... tarafından 04.04.2014 tarihinde ödendiğini, bu tarih itibarı ile asıl borcun itfa ile sona erdiğini ve adı geçenin «kefalet» hükümlerine göre alacağa halef olduğunu, ancak daha sonra kanunu dolanmak kastıyla 05.0.52015 tarihinde «temlik» işlemi gerçekleştirilmesinin hukuka aykırı olduğunu, kefilin borcu ödemesi ile borç itfa edildiğinden bankanın sonraki bir tarihte alacak üzerinde tasarruf etmesinin mümkün olmadığını, 6098 sayılı Kanun'un 596 ncı maddesi gereği kefilin ödeme yapması halinde ancak kefaleti anında var olan «rehin» ve diğer «teminatlardan» dolayı 3. kişilere başvurabileceğini, davaya konu rehnin dava dışı şirketin borçlarının teminatı olarak verildiğini, kararda, «yargılama giderleri» ve vekâlet ücretine hükmedilirken «adli yardım» taleplerinin kabul edildiğinin dikkate alınmadığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, davalı banka ile dava dışı şirket arasında imzalanan diğer davalının da müşterek ve «müteselsil kefili» olduğu «genel kredi sözleşmesi» uyarınca davacının aynı sözleşmenin «teminatı» olarak «ipotek» verdiği taşınmaz için davalı banka tarafından başlatılan «ipoteğin paraya çevrilmesine» yönelik takibe konu borcun davalı kefil tarafından ödenerek «alacağın temlik» alınmasına dair işleminin «geçersiz» olduğunun tespiti ile «istirdat» ve tazminat taleplerine ilişkindir.
Benzer bu karardaMahkemece, TBK 586/.... maddesi gereği alacak «teslime bağlı taşınır rehni» veya «alacak rehni» ile güvence altına alınmışsa «rehnin paraya çevrilmesinden» önce «kefile» başvurulamayacağı gerekçesiyle ihtiyati haczin bu aşamada koşulları oluşmadığından «ihtiyati haciz» talebinin reddine karar verilmiştir.
Bu husus nazara alınmaksızın yazılı gerekçe ile «müteselsil kefiller» ile ilgili «ihtiyati haciz» talebinin reddi kararı verilmesi doğru görülmemiş olup, kararın alacaklı yararına bozulması gerekmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:teslime bağlı taşınır rehni · alacak rehni · taşınır rehni · ihtiyati haciz · haciz · teslim
Benzer bu karardaMahkemece, TBK 586/.... maddesi gereği alacak «teslime bağlı taşınır rehni» veya «alacak rehni» ile güvence altına alınmışsa «rehnin paraya çevrilmesinden» önce «kefile» başvurulamayacağı gerekçesiyle ihtiyati haczin bu aşamada koşulları oluşmadığından «ihtiyati haciz» talebinin reddine karar verilmiştir.
Kararı, «ihtiyati haciz» isteyen isteyen vekili temyiz etmiştir.
Bu husus nazara alınmaksızın yazılı gerekçe ile «müteselsil kefiller» ile ilgili «ihtiyati haciz» talebinin reddi kararı verilmesi doğru görülmemiş olup, kararın alacaklı yararına bozulması gerekmiştir.
-
İtirazın iptali | İtirazın iptali | İcra inkar tazminatı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2021/5720 E. 2023/113 K.
Ortak:rücu hakkı · rehin · müteselsil kefil · üçüncü kişi · kefalet · rücu · genel kredi sözleşmesi · kefil
İncelediğiniz karardaYine 6098 sayılı Kanun'un 596 ncı maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca «rehin» «kefaletten» sonra ve asıl borçlu dışında bir 3 üncü kişi tarafından verilip de borcun «rehnin paraya çevrilmesi» yoluyla ödenmesi nedeniyle «ipotek» verenin «kefile» «rücu hakkının» bulunduğu gözetilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 30.06.2016 tarihli bilirkişi raporunda, davalının «kefil» sıfatıyla davacıya ait «ipoteğin paraya çevrilmesini» talep edemeyeceği, «temlik» anında banka alacağının sona ermiş olması sebebiyle, «alacağın devrinin» «geçersiz» olduğu ve davalı kefilin, alacağı devralan sıfatıyla da «ipotekten» yararlanamayacağı görüşüne yer verildiği, davalı banka ve dava dışı şirket arasında imzalanan 25.04.2011 tarihli «genel kredi sözleşmesinin» müşterek ve müteselsil kefillerinden olan davalı ...'ün dava dışı «üçüncü kişinin» borcunu, kefil sıfatıyla hakkında başlatılan icra takibi kapsamında ödemek suretiyle alacaklı davalı bankanın, yapılan «temlik sözleşmesi» uyarınca, alacak haklarına halef olduğu, temlik sözleşmesi yapılmakla alacağın sona ermeyeceği, «halefiyet ilkesi» gereği ödemeyi yapan davalı gerçek kişinin alacaklı davalı banka yerine geçtiği, her ne kadar dava konusu ipotek genel kredi sözleşmesinin tarihi olan 25.04.2011 tarihinden sonraki bir tarih olan 29.12.2011 tarihinde konulmuş olsa da ipotek asıl borcun fer'isi olduğundan ve asıl borç devam ettiğinden buna bağlı ipotek hakkının da alacağı devralan lehine devam etmesi gerektiği, sözleşme ve ipotek tarihinin yapıldığı dönemde mülga 818 sayılı Borçlar Kanunun'un (mülga 818 sayılı Kanun) yürürlükte olduğu ve 496 ve 499 uncu maddelerinin somut olaya uygulanması gerektiği, davanın açılma tarihinde yürürlükte olan 6098 sayılı Kanun'un 592 nci maddesinin üçüncü fıkrasının ve 596 ncı maddesinin 6101 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanunu'nun (6101 sayılı Kanun) 1 inci maddesi uyarınca geçmişe yürümesi için gerekli durumların («temerrüt», sona erme ve «tasfiye») somut olayda söz konusu olmadığı, davalılar arasında yapılan temlik sözleşmesi ile mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 116 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca alacaklı ve borçlu sıfatlarının bir kişide birleşmediği, aynı maddenin «son» fıkrası uyarınca taşınmaz rehnine ilişkin özel hükümlerin ayrı değerlendirilmesi gerektiği, kefilin eda ettiği şey nisbetinde alacaklının haklarına halef olduğu, mülga 818 sayılı Kanun'da «kefaletin» alacak tarihinden sonra doğmaması şartının olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
… ayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerektiğini, buna göre 6098 sayılı Kanun'un 596 ncı maddesinin ikinci fıkrası dikkate alınarak yargılama yapılması gerektiğini, «kredi sözleşmesinden» kaynaklanan borcun «müşterek borçlu müteselsil kefil» davalı ... tarafından 04.04.2014 tarihinde ödendiğini, bu tarih itibarı ile asıl borcun itfa ile sona erdiğini ve adı geçenin «kefalet» hükümlerine göre alacağa halef olduğunu, ancak daha sonra kanunu dolanmak kastıyla 05.0.52015 tarihinde «temlik» işlemi gerçekleştirilmesinin hukuka aykırı olduğunu, kefilin borcu ödemesi ile borç itfa edildiğinden bankanın sonraki bir tarihte alacak üzerinde tasarruf etmesinin mümkün olmadığını, 6098 sayılı Kanun'un 596 ncı maddesi gereği kefilin ödeme yapması halinde ancak kefaleti anında var olan «rehin» ve diğer «teminatlardan» dolayı 3. kişilere başvurabileceğini, davaya konu rehnin dava dışı şirketin borçlarının teminatı olarak verildiğini, kararda, «yargılama giderleri» ve vekâlet ücretine hükmedilirken «adli yardım» taleplerinin kabul edildiğinin dikkate alınmadığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
Benzer bu kararda… ve sayısı belirtilen kararı ile 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 596 ncı maddesinin dördüncü fıkrasının, "Bir alacağın güvencesini oluşturan «rehin» paraya çevrildiği veya borç rehin veren malik tarafından ödendiği takdirde malik, «kefile» karşı «rücu hakkını», ancak kefil ile kendisi arasında böyle bir anlaşma varsa ya da rehin sonradan bir «üçüncü kişi» tarafından verilmişse kullanabilir." hükmünü haiz olduğu, somut uyuşmazlıkta dava konusu kredi ve «kefalet sözleşmesi» ile mevduat rehni sözleşmesinin aynı tarihte düzenlendiği, davacı ile kefil arasında rücuya ilişkin bir sözleşmenin bulunmaması nedeniyle davacının davalı kefilden talepte bulunamayacağı, asıl borçlunun ise davacı yanca yapılan ödemeden sorumlu olduğu gerekçesiyle davalı ... hakkındaki davanın «pasif husumet yokluğu» nedeniyle reddine, diğer davalı hakkındaki davanın ise kabulü ile takibe vaki itirazın iptaline ve «icra inkar tazminatının» adı geçen davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalı «kefil» arasında «rücuya» ilişkin bir sözleşme yapılmamış, kredi ve «kefalet sözleşmesi» ile mevduat rehni sözleşmesi aynı tarihte düzenlenmiş ise de, mevduat rehni sözleşmesinin zaman bakımından kredi ve kefalet sözleşmesinden sonra düzenlendiğini, bankacılık «sektöründeki teamülün» de bu yönde olduğunu, Mahkemece dayanak yapılan 6098 sayılı Kanun'un 596 ncı maddesinin dördüncü fıkrasında, «rehin sözleşmesinin» sonraki bir tarihte düzenlenmesinden değil, daha sonra verilmesinden bahsedildiğini, Mahkemece bu hususlar gözden kaçırılarak sadece sözleşmelerin tarihine göre değerlendirme yapılması suretiyle davalı kefil hakkındaki davanın «pasif husumet yokluğundan» reddine karar verilmesinin doğru olmadığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, itirazın iptali istemine ilişkin olup uyuşmazlık, davacının «rehin sözleşmesi» gereğince ödediği kredi borcunu, kredinin asıl borçlusu ve «müteselsil kefili» olan davalılardan «rücuen tahsil» edip edemeyeceği noktasında toplanmaktadır.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:sektör teamülü · rehin sözleşmesi · kefalet sözleşmesi · teamül · rücuen tahsil · pasif husumet yokluğu · pasif husumet · husumet yokluğu
Benzer bu karardaİstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalı «kefil» arasında «rücuya» ilişkin bir sözleşme yapılmamış, kredi ve «kefalet sözleşmesi» ile mevduat rehni sözleşmesi aynı tarihte düzenlenmiş ise de, mevduat rehni sözleşmesinin zaman bakımından kredi ve kefalet sözleşmesinden sonra düzenlendiğini, bankacılık «sektöründeki teamülün» de bu yönde olduğunu, Mahkemece dayanak yapılan 6098 sayılı Kanun'un 596 ncı maddesinin dördüncü fıkrasında, «rehin sözleşmesinin» sonraki bir tarihte düzenlenmesinden değil, daha sonra verilmesinden bahsedildiğini, Mahkemece bu hususlar gözden kaçırılarak sadece sözleşmelerin tarihine göre değerlendirme yapılması suretiyle davalı kefil hakkındaki davanın «pasif husumet yokluğundan» reddine karar verilmesinin doğru olmadığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
… ve sayısı belirtilen kararı ile 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 596 ncı maddesinin dördüncü fıkrasının, "Bir alacağın güvencesini oluşturan «rehin» paraya çevrildiği veya borç rehin veren malik tarafından ödendiği takdirde malik, «kefile» karşı «rücu hakkını», ancak kefil ile kendisi arasında böyle bir anlaşma varsa ya da rehin sonradan bir «üçüncü kişi» tarafından verilmişse kullanabilir." hükmünü haiz olduğu, somut uyuşmazlıkta dava konusu kredi ve «kefalet sözleşmesi» ile mevduat rehni sözleşmesinin aynı tarihte düzenlendiği, davacı ile kefil arasında rücuya ilişkin bir sözleşmenin bulunmaması nedeniyle davacının davalı kefilden talepte bulunamayacağı, asıl borçlunun ise davacı yanca yapılan ödemeden sorumlu olduğu gerekçesiyle davalı ... hakkındaki davanın «pasif husumet yokluğu» nedeniyle reddine, diğer davalı hakkındaki davanın ise kabulü ile takibe vaki itirazın iptaline ve «icra inkar tazminatının» adı geçen davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, itirazın iptali istemine ilişkin olup uyuşmazlık, davacının «rehin sözleşmesi» gereğince ödediği kredi borcunu, kredinin asıl borçlusu ve «müteselsil kefili» olan davalılardan «rücuen tahsil» edip edemeyeceği noktasında toplanmaktadır.
-
İhtiyati haciz kararının kaldırılması
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2018/976 E. 2018/2597 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:vade tarihi · ihtiyati hacze itiraz · muacceliyet · bono · vade
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamı uyarınca ihtiyati hacze konu «bonoda» yetkili mahkemenin ... olduğu, senedin «vade tarihi» de nazara alındığında borcun «muaccel» olduğu, ihtiyati haczin dayanağının bono olduğu ve bu borca ilişkin rehnin bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, «ihtiyati hacze itiraz» eden (borçlu) vekili temyiz etmiştir.
Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, «ihtiyati hacze itiraz» eden (borçlu) vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2022/89 E. , 2023/3317 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi
SAYISI 2019/1561 Esas, 2021/1360 Karar
Taraflar arasındaki istirdat ve tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı banka ile dava dışı borçlu şirket arasında imzalanan 25.04.2011 tarihli genel kredi sözleşmesinde diğer davalının müşterek borçlu ve müteselsil kefil olduğunu, müvekkilinin taşınmazı üzerine de 29.12.2011 tarihinde davalı banka lehine ipotek tesis edildiğini, borcun ödenmemesi üzerine hesabın kat' edilerek müvekkili ile dava dışı şirket aleyhine 06.02.2014 tarihinde ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile icra takibi başlatıldığını, bu takibin devamı sırasında 04.04.2014 tarihinde diğer davalı müşterek ve müteselsil kefil tarafından alacağın tamamının davalı bankaya ödenerek banka tarafından başlatılan takibin 05.05.2015 tarihinde bu davalıya temlik edildiğini, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 596 ncı maddesi gereği kefilin kefaletten sonra yapılan teminatlara rücu hakkının bulunmadığını, alacağın temliki şartlarının da gerçekleşmediğini ileri sürerek, temlik işleminin geçersizliğinin tespiti ile taşınmaz üzerine konulan ipoteğin kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davacı vekili, 08.12.2016 tarihli ıslah dilekçesi ile, davaya konu ipotekli gayrimenkulün yargılama sırasında satılması nedeniyle taşınmazın satış bedeli ve satış işlemleri için yapılan masrafın, ödenen para cezasının ve vekâlet ücretlerinin istirdadına, ayrıca müvekkilinin davaya konu taşınmazı, icraen satılmasaydı, satışından elde edebileceği bedelden şimdilik 5.000,00 TL'sinin faizi ile davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; müvekkili ipotekli takip dosyasını diğer davalıya devrettiğinden bu davada taraf sıfatı olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
2.Diğer davalı ... vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin dava dışı şirketin davalı banka nezdinde kullandığı krediye kefil olduğunu, kredi borçlusunun borcunu ödeyememesi sebebiyle icra tehdidi altında kaldığını, bunun üzerine müvekkilinin borç muaccel olduktan sonra kredi borçlusunun toplam borcu olan 154.000,00 TL’yi alacaklı bankaya ödeyerek temlik sözleşmesi imzaladığını, temlik sözleşmesine göre 04.04.2014 tarihinde 154.000,00 TL'nin alacaklı bankaya ödenmesi nedeniyle, bankanın alacağının halefi olunduğunu, kredi sözleşmesine konu teminat olan taşınmazdaki ipotek hakkı ile alacaklı bankanın başlattığı ipotek takibini temlik tarihinden itibaren işleyecek faiz ve ferileriyle birlikte tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla ödeme ile aynı tarihte temlik aldığını, kanunların geriye yürümezlik ilkesi gereği davacının 6098 sayılı Kanun'un 596 ncı maddesi uyarınca kefilin kefaletten sonra teminattan rücu hakkı bulunmadığı iddiasının yasal dayanağı bulunmadığını, temlik sözleşmesinin dayanağının kefillik olmadığını, bu sebeple kefalete ilişkin hükümlerin değil mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 496 ncı maddesinin uygulanması gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 30.06.2016 tarihli bilirkişi raporunda, davalının kefil sıfatıyla davacıya ait ipoteğin paraya çevrilmesini talep edemeyeceği, temlik anında banka alacağının sona ermiş olması sebebiyle, alacağın devrinin geçersiz olduğu ve davalı kefilin, alacağı devralan sıfatıyla da ipotekten yararlanamayacağı görüşüne yer verildiği, davalı banka ve dava dışı şirket arasında imzalanan 25.04.2011 tarihli genel kredi sözleşmesinin müşterek ve müteselsil kefillerinden olan davalı ...'ün dava dışı üçüncü kişinin borcunu, kefil sıfatıyla hakkında başlatılan icra takibi kapsamında ödemek suretiyle alacaklı davalı bankanın, yapılan temlik sözleşmesi uyarınca, alacak haklarına halef olduğu, temlik sözleşmesi yapılmakla alacağın sona ermeyeceği, halefiyet ilkesi gereği ödemeyi yapan davalı gerçek kişinin alacaklı davalı banka yerine geçtiği, her ne kadar dava konusu ipotek genel kredi sözleşmesinin tarihi olan 25.04.2011 tarihinden sonraki bir tarih olan 29.12.2011 tarihinde konulmuş olsa da ipotek asıl borcun fer'isi olduğundan ve asıl borç devam ettiğinden buna bağlı ipotek hakkının da alacağı devralan lehine devam etmesi gerektiği, sözleşme ve ipotek tarihinin yapıldığı dönemde mülga 818 sayılı Borçlar Kanunun'un (mülga 818 sayılı Kanun) yürürlükte olduğu ve 496 ve 499 uncu maddelerinin somut olaya uygulanması gerektiği, davanın açılma tarihinde yürürlükte olan 6098 sayılı Kanun'un 592 nci maddesinin üçüncü fıkrasının ve 596 ncı maddesinin 6101 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanunu'nun (6101 sayılı Kanun) 1 inci maddesi uyarınca geçmişe yürümesi için gerekli durumların (temerrüt, sona erme ve tasfiye) somut olayda söz konusu olmadığı, davalılar arasında yapılan temlik sözleşmesi ile mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 116 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca alacaklı ve borçlu sıfatlarının bir kişide birleşmediği, aynı maddenin son fıkrası uyarınca taşınmaz rehnine ilişkin özel hükümlerin ayrı değerlendirilmesi gerektiği, kefilin eda ettiği şey nisbetinde alacaklının haklarına halef olduğu, mülga 818 sayılı Kanun'da kefaletin alacak tarihinden sonra doğmaması şartının olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkeme kararının kendi içinde çelişik olduğunu, bilirkişi raporuna itibar edilmediğini, somut olayda 6101 sayılı Kanun'un 1 inci maddesi gereği borcun sona ermesine ilişkin olarak 6098 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerektiğini, buna göre 6098 sayılı Kanun'un 596 ncı maddesinin ikinci fıkrası dikkate alınarak yargılama yapılması gerektiğini, kredi sözleşmesinden kaynaklanan borcun müşterek borçlu müteselsil kefil davalı ... tarafından 04.04.2014 tarihinde ödendiğini, bu tarih itibarı ile asıl borcun itfa ile sona erdiğini ve adı geçenin kefalet hükümlerine göre alacağa halef olduğunu, ancak daha sonra kanunu dolanmak kastıyla 05.0.52015 tarihinde temlik işlemi gerçekleştirilmesinin hukuka aykırı olduğunu, kefilin borcu ödemesi ile borç itfa edildiğinden bankanın sonraki bir tarihte alacak üzerinde tasarruf etmesinin mümkün olmadığını, 6098 sayılı Kanun'un 596 ncı maddesi gereği kefilin ödeme yapması halinde ancak kefaleti anında var olan rehin ve diğer teminatlardan dolayı 3.
kişilere başvurabileceğini, davaya konu rehnin dava dışı şirketin borçlarının teminatı olarak verildiğini, kararda, yargılama giderleri ve vekâlet ücretine hükmedilirken adli yardım taleplerinin kabul edildiğinin dikkate alınmadığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile genel kredi sözleşmesinin 25.04.2011 tarihli olması, ipoteğin de 29.12.2011 tarihinde konulması nedeniyle uyuşmazlığa 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Kanun'un 596 ncı maddesinin uygulanma imkanının bulunmadığı, sözleşme ve ipotek tarihinde yürürlükte olan mülga 818 sayılı Kanun'un 499 uncu ve 501 inci maddelerindeki hükümlerine uygun davranılarak kefilin ödemiş olduğu borç miktarınca alacaklı banka tarafından alacağın ve ipoteğin temliki işleminin yerine getirildiği, kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, inceleme konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf aşamasındaki itirazlarını yineleyerek kararın bozulmasın istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, davalı banka ile dava dışı şirket arasında imzalanan diğer davalının da müşterek ve müteselsil kefili olduğu genel kredi sözleşmesi uyarınca davacının aynı sözleşmenin teminatı olarak ipotek verdiği taşınmaz için davalı banka tarafından başlatılan ipoteğin paraya çevrilmesine yönelik takibe konu borcun davalı kefil tarafından ödenerek alacağın temlik alınmasına dair işleminin geçersiz olduğunun tespiti ile istirdat ve tazminat taleplerine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2.6101 sayılı Kanun'un 1 ve 4 üncü maddeleri.
3. 6098 sayılı Kanun'un 596 ncı maddesinin dördüncü fıkrası.
3. Değerlendirme
6101 sayılı Kanun'un 'Geçmişe etkili olmama kuralı' başlıklı 1 inci maddesinde "Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten önceki fiil ve
işlemlere, bunların hukuken bağlayıcı olup olmadıklarına ve sonuçlarına, bu fiil ve işlemler hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmişse, kural olarak o kanun hükümleri uygulanır. Ancak, Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden sonra bu fiil ve işlemlere ilişkin olarak gerçekleşecek temerrüt, sona erme ve tasfiye, Türk Borçlar Kanunu hükümlerine tabidir." düzenlemesine; 'Kazanılmamış haklar' başlıklı 4 üncü maddesinde ise, "Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden önce gerçekleşmiş olup da, Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girdiği sırada henüz herhangi bir hak doğurmamış fiil ve işlemlere, Türk Borçlar Kanunu hükümleri uygulanır" hükmüne yer verilmiş olup, her ne kadar davacının müteselsil kefil olduğu sözleşme mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu döneminde imzalanmış ve davacı 2011 yılında rehin vermişse de, alacakla ilgili icra takibi ve rehnin paraya çevrilmesi tarihi 6098 sayılı Kanun döneminde gerçekleşmiş olduğundan, Mahkemece mülga 818 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerektiği kanaatiyle yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır.
Yine 6098 sayılı Kanun'un 596 ncı maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca rehin kefaletten sonra ve asıl borçlu dışında bir 3 üncü kişi tarafından verilip de borcun rehnin paraya çevrilmesi yoluyla ödenmesi nedeniyle ipotek verenin kefile rücu hakkının bulunduğu gözetilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeple;
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Bozma sebebine göre davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
29.05.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/940989900 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz