6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Şirkete kayyım atanması talebinde yaklaşık ispat koşulunun aranması

İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi · 2022/2240 E. 2022/1732 K. · · İlk derece: BAKIRKÖY 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

Diğer / sınıflanamadıistinaf başvurusunun esastan reddiKesin

★ Emsal

Davacının nitelemesi: İhtiyati Tedbir mahkemenin nitelemesiyle örtüşüyor

Gerekçe özeti

Şirkete yönetim veya denetim kayyımı atanması talebi, geçici bir hukuki koruma niteliğinde olup ihtiyati tedbirin genel koşullarına (HMK 389, 390/3) tabidir; talep eden taraf davanın esasına ilişkin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek ve somut bir tehlikenin varlığını göstermek zorundadır. Şirketin organsız kalması söz konusu değilse ve yargılamanın bulunduğu aşamada yönetici eylemlerinin niteliği henüz belirli değilse, salt iddialara dayanılarak kayyım atanamaz; şirket yönetimine zorunluluk olmadıkça müdahale edilmemesi esastır.

Ele alınan sorunlar

Davalı şirkete kayyım (yönetim/denetim) atanması talebinin ihtiyati tedbir koşulları yönünden reddi → ret

İddia: Davacı vekili, hakim ortakların ve yönetim kurulunun şirketin içini boşaltarak değerini düşürdüğünü, kişisel harcamaların şirkete ödettirildiğini, kayıtdışı satışlar yapıldığını, kar payı dağıtılmadığını ileri sürerek şirket yönetim kurulu yetkilerinin kayyıma devredilmesini veya bu olmazsa en azından onay kayyımı atanmasını talep etmiştir.

Gerekçe: TTK'da kayyım atanmasına ilişkin özel bir düzenleme bulunmayıp TMK 403/2 kayyımın belirli işleri görmek veya malvarlığını yönetmek için, TMK 427 ise tüzel kişinin gerekli organlardan yoksun kalması ve yönetiminin başka yoldan sağlanamaması halinde yönetim kayyımı atanacağını düzenlemektedir. TTK 636/4 uyarınca fesih davası açıldığında mahkeme taraflardan birinin istemi üzerine gerekli önlemleri alabilir; TTK 630 uyarınca müdürün yönetim ve temsil hakkının kaldırılması veya sınırlandırılması her ortak tarafından istenebilir. Şirketi organsız bırakmamak amacıyla müdürlerin görevine devam edemeyeceği anlaşılırsa temsil veya yönetim kayyımı atanması mümkündür; bu tedbir geçici bir hukuki korumadır ve HMK 389 gereğince somut bir tehlikenin varlığı zorunludur, böyle bir tehlike bulunmadıkça ihtiyati tedbir kararı verilemez. Şirket yönetiminin ortaklar kurulunca seçilmiş yöneticilerle yapılması esastır; zorunluluk olmadıkça şirket yönetimine müdahale edilmemelidir. HMK 390/3 uyarınca tedbir talep eden taraf, dayandığı sebebi ve türünü açıkça belirterek davanın esasına ilişkin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmelidir. Somut olayda davalı şirketin bu aşamada yönetim organından yoksun kalması söz konusu olmadığından yönetim kayyımı atanmasını gerektirir bir durum bulunmamakta; davanın bulunduğu aşamada dosyada, şirket yöneticisinin ne gibi işlem ve eylemlerde bulunduğunun henüz belirli olmaması nedeniyle ihtiyati tedbir talebinin koşullarının oluşmadığı sonucuna varılmıştır.

Gerekçe kaynağı: özgün

Emsal değeri

Şirket ortakları arasındaki uyuşmazlıklarda kayyım/ihtiyati tedbir taleplerinin, şirketin organsız kalması ve somut tehlike koşulları oluşmadıkça reddedileceğine ilişkin genel bir çerçeve sunması nedeniyle bölgesel emsal değeri taşımaktadır.

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
kayyım atanması yönetim kayyımı ihtiyati tedbir yaklaşık ispat somut tehlike TTK 630 TTK 636/4

Atıf yapılan mevzuat: 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) — TMK 403/2TMK 427 · 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) — TTK 636/4TTK 630 · 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) — HMK 389HMK 390/3

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO 2022/2240

KARAR NO 2022/1732

TÜRK MİLLETİ ADINA

İSTİNAF KARARI

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ BAKIRKÖY 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ 07/10/2022 (Ara Karar)

NUMARASI 2022/863 Esas

TALEP Kayyım Atanması

İSTİNAF KARAR TARİHİ 05/12/2022

Kayyım atanması talebinin reddine ilişkin verilen 07/10/2022 tarihli ara kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü.

DAVA

Davacı vekili özetle, şirket hakim ortaklarının ve yönetim kurulunun şirketin içini boşaltmak suretiyle değerini düşürmekte olmaları ve dava süresince davacı ve azınlık ortakları zarara uğratmak amacıyla hareket edebilecek olmaları sebebiyle dava sürecinde şirketin değerinin düşürülmesi halinde telafisi imkansız zararlar doğacağı gözetilerek şirketin ve davacı ortağın paylarının değerini azaltabilecek işlemlerin engellenmesi amacıyla davalı şirketin yönetim kurulu yetkilerinin kayyıma devredilmesi veya takdire göre denetim ile birlikte onay kayyımı atanmasını talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ ARA KARARI

Mahkemece, davalı şirkete kayyım atanmasını talep etmiş ise de; davalı şirkette organ boşluğu bulunmadığını, dava yöneticinin azli veya sorumluluğu davası da olmadığını, taraflar arasındaki uyuşmazlık yargılamayı gerektirdiğini, talep ve karar tarihi itibariyle yargılamanın bulunduğu aşama itibariyle ve dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre davacı iddialarının yaklaşık olarak ispatının sağlanamadığını, davanın niteliği gereği yargılamayı gerektirdiği gerekçesiyle ihtiyati tedbir talebinin ve davacı vekilinin kayyım atanması talebinin reddine karar verilmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİ

İstinaf yoluna başvuran davacı vekili, davalı şirkete ortak olduğu günden itibaren şirketin yönetim tarzına dair diğer ortakların aynı aile üyeleri olmaları sebebiyle kurumsal yönetim ve azınlık ortakların haklarını gözetmek yönünden hiçbir çaba ve özen içerisinde olmadıklarını, kendi özel harcamalarını şirket kredi kartından yaptıklarını, ev kiralarını, araç kira bedellerini şirket hesabından ödetmek gibi uygulamaları ile şirketin faaliyeti ile ilgisi olmayan harcamaları şirkete ödetmekte ve şirketten kendi özel malvarlıklarına para transfer ettiklerini, şirketin değerinin ve karının azaltılması, azınlık hissedarların zarar ettirildiğini, hakim ortaklar usulsüz şekilde şirketten kendilerine para çıkarttıkları için kar payı dağıtımına ihtiyaç olmadığından kar payı dağıtılmadığını, şirket stoklarındaki satılabilir ürünlerin hepsinin envanterde gösterilmediğini, kayıtdışı şekilde faturasız mal satışı yapıldığını ve bu şekilde elde edilen ürünler şirket kayıtlarına girmeden şahsi olarak tahsil edilebildiğini, bu sebeplerle, davanın devamı sürecinde şirketin değerinin düşürülmesi halinde telafisi imkansız zararlar doğacağı gözetilerek şirketin ve davacı ortağın paylarının değerini azaltabilecek işlemlerin engellenmesi amacıyla davalı şirketin yönetim kurulu yetkilerinin kayyıma devredilmesine karar verilmese bile (şirket organlarının mevcut olması sebebiyle) en azından onay kayyımı atanmasını talep etmiştir.

GEREKÇE

Talep, davalı şirkete kayyım atanması talebinden ibarettir. TTK’da kayyım atanmasına ilişkin düzenleme mevcut olmayıp TMK'nın 403/2 maddesinde, kayyımın belirli işleri görmek veya mal varlığını yönetmek için atanacağı, 427. maddesinde ise bir tüzel kişi gerekli organlarından yoksun kalmış ve yönetimi başka yoldan sağlanamamış ise yönetim kayyımı atanacağı düzenlenmiştir. TTK 636/4 m. uyarınca, fesih davası açıldığında mahkeme tarafların birinin istemi üzerine gerekli önlemleri alabilir.TTK'nın 630. maddesinde müdür veya müdürlerinin yönetim ve temsil hakkının kaldırılması ve sınırlandırılmasının her ortağın mahkemeden isteyebileceği düzenlenmiştir. Şirketin uyuşmazlık halinde şirketi organsız bırakmamak amacıyla şirket müdürlerinin görevine devam edemeyeceği anlaşılırsa, şirkete temsil veya yönetim kayyımı atanması TTK hükümleri uyarınca mümkün olup, yönetim veya denetim kayyımı atanması da geçici bir hukuki koruma tedbiridir.

Mahkemece böyle bir geçici hukuki korumaya karar verilebilmesi için, HMK'nın 389. maddesi gereğince somut bir tehlikenin varlığı zorunludur. Böyle bir tehlike olmadıkça ihtiyati tedbir kararı verilemez. Diğer taraftan, şirket yönetiminin ortaklar kurulunca seçilmiş yöneticilerle yapılması, zorunluluk olmadıkça şirket yönetimine müdahale edilmemesi esastır. HMK'nın 389. maddesi, "Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme sebebiyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir." şeklindedir.

HMK 390/3 maddesi de, tedbir talep eden tarafın dayandığı ihtiyati tedbir sebebini, türünü açıkça belirterek davanın esasına ilişkin kendisinin haklılığını yaklaşık ispat etmesi gerekmektedir. Somut olayda, bu aşamada davalı şirketin yönetim organından yoksun kalmasının söz konusu olmadığı, şirkete yönetim kayyımı atanmasını gerektir bir durum bulunmadığı, davacı, davalı şirket yetkilisinin şirketi zarar etmiş gibi gösterdiğini ileri sürmekte ise de ; davanın bulunduğu aşamada dosyada, davalı şirket yöneticisinin ne gibi işlem ve eylemlerde bulunduğunun davanın bulunduğu aşama nedeniyle belirli olmaması hususları bir arada değerlendirildiğinde ihtiyati tedbir talebinin koşullarının bulunmadığı anlaşılmaktadır.

Mahkemece davacı vekilinin ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmesinde isabetsizlik olmayıp, ara kararına yönelik ileri sürülen istinaf nedenleri yerinde görülmemiş, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

HÜKÜM

Yukarıda açıklanan nedenlerle: Davacı /ihtiyati tedbir isteyen vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nun 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, Peşin harcın karar harcına mahsubuna başkaca harç alınmasına yer olmadığına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda HMK 362(1)-f maddesi uyarınca kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi.05/12/2022

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/90905 · sınıflandırıcı v3.2 · görünüm damgası: kmk_oncesi

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.