Alacak
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2021/9042 E. 2023/293 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
asgari alım taahhüdü↗ alım taahhüdü↗ intifa hakkı↗ kar mahrumiyeti↗ zeyilname↗ haksız fesih↗ mahrum kalınan kâr↗ kar kaybı↗ sözleşmenin ihlali↗ ihtirazi kayıt↗ 3095 sayılı kanun↗ kâr mahrumiyeti↗ sözleşmenin feshi↗ bayilik sözleşmesi↗ kira sözleşmesi↗ sözleşmeye aykırılık↗ 818 sayılı borçlar kanunu↗ cezai şart↗ infaz↗ kefalet↗ fesih↗ kâr kaybı↗ kâr dağıtımı↗ protokol↗ temerrüt faizi↗ taahhütname↗ temerrüt↗ i̇i̇k 72/son↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin davalı tarafından haksız feshedildiği, asgari alım taahhüdüne uyulmadığı iddiasıyla cezai şart ve kâr mahrumiyeti istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 19 uncu maddesi.
3. Değerlendirme
1.Dosyadaki yazılara, Mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalılar vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde değildir.
2.Davacı dava dilekçesinde, mahrum kaldığı kâr için fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmak kaydıyla döviz cinsinden 500,00 USD'nin ödenmesi talebinde bulunmuş ise de, taraflar arasında düzenlenen sözleşmede mahrum kalınan kârın döviz cinsinden ödeneceği konusunda açık hüküm bulunmadığından mahrum kalınan kâra TL cinsinden hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde USD cinsinden hükmedilmesi doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle davalılar yararına bozulması gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2024/2840 E. 2024/4746 K.
Ortak:asgari alım taahhüdü · alım taahhüdü · kar mahrumiyeti · zeyilname · ihtirazi kayıt · kâr mahrumiyeti · bayilik sözleşmesi · kira sözleşmesi
İncelediğiniz karardaUyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, taraflar arasındaki «bayilik sözleşmesinin» davalı tarafından haksız feshedildiği, «asgari alım taahhüdüne» uyulmadığı iddiasıyla «cezai şart» ve kâr «mahrumiyeti» istemine ilişkindir.
2.Davacı dava dilekçesinde, «mahrum» kaldığı kâr için fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmak kaydıyla döviz cinsinden 500,00 USD'nin ödenmesi talebinde bulunmuş ise de, taraflar arasında düzenlenen sözleşmede «mahrum kalınan» kârın döviz cinsinden ödeneceği konusunda açık hüküm bulunmadığından mahrum kalınan kâra TL cinsinden hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde USD cinsinden hükmedil …
Benzer bu kararda… emece 20.03.2018 tarih, 2009/1035 E. ve 2018/246 K. sayılı kararı ile davacı ile davalı şirket arasında 07.06.2004 tarihli akaryakıt istasyonu işletme sözleşmesi ve «protokol» imzalandığı, ayrıca bu sözleşme nedeniyle 10.12.2004 tarihli «zeyilname» akdedildiği, davalı ...’in 10.12.2004 tarihli zeyilname dışındaki sözleşmelere «kefil» olarak imzaladığı, taraflar arasındaki 07.06.2004 tarihli sözleşme süresinin bir yıl olduğu, ancak daha sonra imzalanan 10.12.2004 tarihli zeyilnamede sözleşme süresinin zeyilname tarihinden itibaren beş yıl olarak uzatıldığı ve 07.06.2004 tarihli sözleşmenin tüm maddelerinin aynen kabul edildiği, ancak davalı şirketin 10.12.2009 tarihinde sona ermesi gereken sözleşmeyi süresinden önce haklı bir neden bildirmeksizin 03.07.2009 tarihli «ihtarname» ile feshettiği, davalı şirketin bu şekilde sözleşmeyi feshetmesinin haksız olduğu, sözleşmenin davalı tarafından süresinden önce haksız feshinin «sözleşmeye aykırılık» oluşturduğu ve davacının «cezai şart» talebinin yerinde olduğu, sözleşmenin 27-1/c maddesi gereğince davacının cezai şart yanında «mahrum» kaldığı kârı da isteyebileceği, ayrıca 07.06.2004 tarihli protokolde bayiinin «alım taahhüdünün» düzenlendiği ve tonaj ihlâli nedeniyle ödenecek cezai şartın hüküm altına alındığı, davacının tonaj ihlali nedeniyle istediği cezai şart talebinin yerinde olduğu, davacı alacağının dayanağını 10.12.2004 tarihli zeyilnamenin oluşturduğu ve zeyilnamede ise davalı ...'in imzasının bulunmadığı gerekçesiyle davalı ... yönünden davanın reddine, diğer davalı yönünden 24.803,12 TL kâr «kaybı» alacağının ve 32.377 USD cezai şart alacağının faiziyle birlikte davalı şirketten tahsilin karar verilmiş, davalı şirket vekilince temyiz edilmiştir.
… eşmeye uygulanıp uygulanamayacağı, buradan varılacak sonuca göre taraflar arasındaki sözleşmenin hangi tarihte sona ermesi gerektiği noktasında toplanmış olup dava, «akaryakıt bayilik sözleşmesinin» haksız feshedildiği ve «asgari alım taahhüdüne» aykırı davranıldığı (tonaj ihlali) iddiasına dayalı «cezai şart» ve kâr «kaybı» alacağının tahsili istemine ilişkindir.
2.Dava, «akaryakıt bayilik sözleşmesinin» haksız feshedildiği ve «asgari alım taahhüdüne» aykırı davranıldığı iddiasına dayalı «cezai şart» ve kâr «kaybı» alacağının tahsili istemine ilişkin olup, mahkemece yukarıda yazılı gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:grup muafiyeti · dikey anlaşma · rekabet etmeme yükümlülüğü · akaryakıt bayilik sözleşmesi · yoksun kalınan kâr · muafiyet · direnme kararı · kefil
Benzer bu karardaMahkemece Verilen Direnme Kararı Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile önceki gerekçeye ilaveten akaryakıt sektöründe uygulanan «dikey anlaşmalara» ilişkin olarak 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun (4054 sayılı Kanun) ve 2002/2 sayılı Dikey Anlaşmalara İlişkin Grup Muafiyeti Tebliği (2002/2 sayılı Tebliğ) çerçevesinde Rekabet Kurulu ve Danıştay tarafından alınan çok sayıda karar ile sabit olduğu üzere bayiilik sözleşmeleri ile bu sözleşmelerde yer alan «rekabet etmeme yükümlülüğünün» süresine etki eden intifa sözleşmeleri ve «kira sözleşmelerinin» tamamının tek bir dikey anlaşma olarak kabul edildiği, söz konusu kararlarda Rekabet Kurulunun 18.09.2005 tarihinden önce yapılmış olan ve süresi beş yılı aşan anlaşmaların “azami hadde indirme” ilkesi gereğince 18.09.2010 tarihine kadar, 18.09.2005 tarihinden sonra yapılmış olan anlaşmaların ise yapıldıkları tarihten itibaren en fazla beş yıl süre ile 2002/2 sayılı Tebliğde düzenlenen «grup muafiyetinden» yararlanabileceğine ve bu tarihten sonra muafiyet koşullarının ortadan kalkacağına karar verildiği, oysa taraflar arasında imzalanan 07.06.2004 tarihli sözleşmenin süresinin bir yıl olduğu, ancak daha sonra imzalanan 10.12.2004 tarihli «zeyilname» ile sözleşme süresinin zeyilname tarihinden itibaren beş yıl olarak uzatıldığı, taraflar arasındaki zeyilname ile uzatılmış sözleşmenin 10.12.2009 tarihinde sona ereceği ve her durumda taraflar arasındaki sözleşmenin 18.09.2010 tarihinden önce sona erdiği gerekçesiyle «direnme» kararı verilmiştir.
… 2024/148 Karar sayılı ilâmı ile taraflar arasında imzalanan dava konusu sözleşme, 18.09.2005 tarihinden önce yapılmış olsa da süresi beş yılı aşmadığından akaryakıt «dağıtım» sektöründeki «dikey anlaşmaların» 2002/2 sayılı Tebliğe uygunluğunun belirlenmesine yönelik Rekabet Kurulu kararları kapsamına «dahil» olmadığı, taraflar arasındaki 07.06.2004 tarihli sözleşme süresinin 10.12.2004 tarihli «zeyilname» ile beş yıl olarak belirlendiği, bu durumda sözleşmenin 10.12.2009 tarihinde sona ermesi gerektiği, dolayısıyla davalı şirket tarafından süresinden önce 03.07.2005 tarihli «ihtarname» ile sona erdirildiği nazara alındığında Özel Daire bozma ilâmında belirtilen hususların somut olaya uygulanmasının mümkün olmadığı, dolayısıyla ilk derece mahkemesince verilen «direnme» kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesi ile temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Dairemize gönderilmesine karar verilmiştir.
… emece 20.03.2018 tarih, 2009/1035 E. ve 2018/246 K. sayılı kararı ile davacı ile davalı şirket arasında 07.06.2004 tarihli akaryakıt istasyonu işletme sözleşmesi ve «protokol» imzalandığı, ayrıca bu sözleşme nedeniyle 10.12.2004 tarihli «zeyilname» akdedildiği, davalı ...’in 10.12.2004 tarihli zeyilname dışındaki sözleşmelere «kefil» olarak imzaladığı, taraflar arasındaki 07.06.2004 tarihli sözleşme süresinin bir yıl olduğu, ancak daha sonra imzalanan 10.12.2004 tarihli zeyilnamede sözleşme süresinin zeyilname tarihinden itibaren beş yıl olarak uzatıldığı ve 07.06.2004 tarihli sözleşmenin tüm maddelerinin aynen kabul edildiği, ancak davalı şirketin 10.12.2009 tarihinde sona ermesi gereken sözleşmeyi süresinden önce haklı bir neden bildirmeksizin 03.07.2009 tarihli «ihtarname» ile feshettiği, davalı şirketin bu şekilde sözleşmeyi feshetmesinin haksız olduğu, sözleşmenin davalı tarafından süresinden önce haksız feshinin «sözleşmeye aykırılık» oluşturduğu ve davacının «cezai şart» talebinin yerinde olduğu, sözleşmenin 27-1/c maddesi gereğince davacının cezai şart yanında «mahrum» kaldığı kârı da isteyebileceği, ayrıca 07.06.2004 tarihli protokolde bayiinin «alım taahhüdünün» düzenlendiği ve tonaj ihlâli nedeniyle ödenecek cezai şartın hüküm altına alındığı, davacının tonaj ihlali nedeniyle istediği cezai şart talebinin yerinde olduğu, davacı alacağının dayanağını 10.12.2004 tarihli zeyilnamenin oluşturduğu ve zeyilnamede ise davalı ...'in imzasının bulunmadığı gerekçesiyle davalı ... yönünden davanın reddine, diğer davalı yönünden 24.803,12 TL kâr «kaybı» alacağının ve 32.377 USD cezai şart alacağının faiziyle birlikte davalı şirketten tahsilin karar verilmiş, davalı şirket vekilince temyiz edilmiştir.
TEMYİZ A.Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen «direnme» kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2021/1953 E. 2022/7866 K.
Ortak:asgari alım taahhüdü · alım taahhüdü · kar mahrumiyeti · kar kaybı · kâr mahrumiyeti · bayilik sözleşmesi · sözleşmeye aykırılık · cezai şart
İncelediğiniz karardaUyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, taraflar arasındaki «bayilik sözleşmesinin» davalı tarafından haksız feshedildiği, «asgari alım taahhüdüne» uyulmadığı iddiasıyla «cezai şart» ve kâr «mahrumiyeti» istemine ilişkindir.
2.Davacı dava dilekçesinde, «mahrum» kaldığı kâr için fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmak kaydıyla döviz cinsinden 500,00 USD'nin ödenmesi talebinde bulunmuş ise de, taraflar arasında düzenlenen sözleşmede «mahrum kalınan» kârın döviz cinsinden ödeneceği konusunda açık hüküm bulunmadığından mahrum kalınan kâra TL cinsinden hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde USD cinsinden hükmedil …
Benzer bu karardaBölge Adliye Mahkemesi’nce, davanın, «bayilik sözleşmesinin» haklı nedenle feshi nedeniyle «cezai şart» ve kâr «kaybı» alacaklarının tahsili istemine ilişkin olduğu, sözleşmeler devam ederken davalı bayinin davacı «dağıtım» şirketi haricindeki başka dağıtım şirketlerinden ürün aldığı ve tonaj «taahhütlerine» uymadığı, dolayısıyla taraflar arasındaki sözleşmelerin davacı şirket tarafından haklı nedenle feshedildiği, sözleşmede yıllık «alım taahhüdü» ihlalinden kaynaklı ayrı bir cezai şart öngörüldüğü, ayrıca taraflar arasındaki her iki sözleşmede desözleşmeye aykırılık durumunun iki farklı cezai şarta bağlandığı, başka bir ifadeyle bu iki cezai şartın da konusunu sözleşmeye herhangi bir şekilde aykırılık oluşturduğu, davacı tarafın sadece birini talep edebileceği, bu sebeple 50.000,00 USD cezai şart talebinin reddinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı, dava tarihinde yürürlükte bulunan 6102 sayılı TTK’nın 22. maddesine göre «tacir» borçlunun fahiş olduğu iddiasıyla cezai şarttan indirim yapılmasını isteyemeyeceği, ancak Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında kabul edildiği üzere cezai şartın fahişliği, borçlunun ekonomik mahvına sebep olacak nitelikte ise borçlunun talebi halinde bu hususun değerlendirilmesi gerekeceği, davalıların somut olayda böyle bir savunmaları olmadığı gibi, davalıların mali durumlarının tespiti yönünde de bir inceleme yapılmadan cezai şarttan indirim yapılmasının doğru olmadığı, kabule göre ise davacının 200.000,00 USD cezai şart alacağı «tenkise» tabi tutulmuş ise de, tenkis edilen miktar üzerinden karşı taraf yararına vekâlet ücretine hükmedilmesi ve tenkis edilen tutarın kabul ve red oranlarının «yargılama giderlerinin» tayininde dikkate alınmasının doğru görülmediği, sözleşmenin başlangıç tarihinin 02.03.2011 olduğu, sözleşmenin imza tarihi itibariyle yürürlüğe girdiği, sözleşmenin «fesih» tarihinin 14.08.2013 olduğu, 02.03.2011-02.03.2012 ile 02.03.2012-02.03.2013 arasındaki birinci ve ikinci bir yıllık dönemin hitamında eksik alıma ilişkin «ihtarnamenin» yada ikinci dönem başlangıcında ilk mal alış faturası üzerine geçmiş döneme yönelik eksik alınan ürün miktarından dolayı doğan cezai şart alacağının saklı tutulduğuna ilişkin «şerhin» bulunmadığı, bu sebeple davacının ilk ve ikinci döneme ilişkin cezai şart alacağı bulunmadığı, üçüncü döneme tekabül eden 02.03.2013 ile sözleşmenin feshedildiği 14.08.2013 tarihleri arasındaki dönemde davalı bayinin eksik alım yaptığı, davacının yalnızca üçüncü bir yıllık dönemden kaynaklı cezai şart alacağını talep edebileceği, «kar mahrumiyetinin» müspet zararlardan olup sözleşmede aksine hüküm bulunmaması halinde akdin feshinden sonra talep edilemeyeceği, taraflar arasındaki sözleşmenin 8. maddesinde, sözleşmenin süresinden önce feshedilmesi halinde kar mahrumiyeti istenebileceğine dair bir hüküm bulunduğu, taraflar arasında imzalanan sözleşme 02.03.2016 tarihinde bitecek iken 14.08.2013 tarihinde fesihle sona ermiş olduğundan davacının 14.08.2013-02.03.2016 tarihleri arasında o bölgede bayisiz kaldığı düşünülerek davacının davalı ile yaptığı sözleşmedeki miktarda akaryakıt satışından mahrum kaldığı varsayımı ile davacının kar mahrumiyeti talebinin bulunmasının mümkün olduğu, kural olarak kar mahrumiyeti miktarı hesaplanırken davacının, davalının akaryakıt satış istasyonunun bulunduğu yere çok yakın başka bir bayisi olup olmadığı ve yoksa yeni bir bayilik tesisi için ne kadar süre gerektiği konusunda «bilirkişiye inceleme» ve tespit yaptırılıp davacının başka bir bayisi varsa davalıca satılmayan ürünlerin o bayice satılacağı kabul edilerek kar mahrumiyeti talebinin reddi, eğer böyle bir bayi yoksa davacının o bölgede yeni bir bayi tesis etmesi için gerekli süre kadar davalının hizmetinden mahrum kalacağı değerlendirilip sadece bu miktar için kar mahrumiyetine hükmedilmesi gerektiği, ilk derece mahkemesince yukarıda belirtilen hususlar gözetilmeden 14.08.2013-02.03.2016 döneminin tamamını kapsar şekilde davacı yararına kar mahrumiyeti alacağına hükmedilmiş ise de, istinaf eden davacının sıfatı ve usulü kazanılmış haklar göz önüne alınarak davacının bu yöndeki «istinaf sebebinin» reddi gerektiği, dava tarihinden önce davalı bayiye keşide edilen 14.08.2013 tarihli fesih ihtarnamesinde, kar mahrumiyeti ve birden çok cezai şart alacağından söz edilmesine karşın borçlu şirketten «asgari alım taahhüdünden» kaynaklı 59.536,00 USD cezai şart ve 547.655,00 USD kar mahrumiyeti alacağının ödenmesinin istendiği, bu sebeple yalnızca davaya konu asgari alım taahhüdüne dayalı cezai şart ve kar mahrumiyeti alacakları yönünden davalıların usulüne uygun «temerrüde» düşürüldüğünün kabulü gerektiği, davacının davalılara göndermiş olduğu 14.08.2013 tarihli ihtarnamenin davalılara 16.08.2013 tarihinde tebliğ edildiği, ihtarnamede «mehil» müddetinin 7 gün olduğu gözetildiğinde, davalıların temerrüdünün 24.08.2013 olarak belirlendiği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, istinafa konu ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine, davacı tarafın istasyonlu bayilik «sözleşmesine aykırılıktan» kaynaklanan cezai şart istemi olan 50.000 USD yönünden açmış olduğu cezai şart talebine ilişkin davanın reddine, davacı tarafın eksik alım ve tonaj ihlali sebebiyle açmış olduğu davanın kabulü ile 5.000,00 USD cezai şart alacağının «temerrüt tarihi» olan 24.08.2013 tarihinden itibaren 3095 sayılı Yasa'nın 4a maddesi uyarınca kamu bankalarının USD cinsine uygulanacak en yüksek 1 yıl vadeli mevduat faiz oranı ile birlikte davalılardan tahsilde «mükerrer» olmamak şartıyla müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, davacı tarafça sözleşmenin 8. maddesine göre açılan cezai şart isteminin kısmen kabulü ile 200.000, …
İlk Derece Mahkemesi’nce,taraflar arasında hem istasyonlu «bayilik sözleşmesi» hem de sözleşme adı altında iki sözleşme bulunduğu, istasyonlu bayilik sözleşmesinin 27. maddesinde bayi tarafından sözleşmeye uyulmayan her husus için 50.000,00 USD «cezai şart» talep hakkının olduğunun düzenlendiği, yine aynı tarihte imzalanan sözleşmede ise bayinin sözleşmeyi herhangi bir şekilde yerine getirmemesi halinde 200.000,00 USD’nin fiili ödeme tarihindeki Türk Lirası’nın cezai şart olarak ödeneceğinin düzenlendiği, dolayısıyla bir hukuki ilişkide sözleşmeye aykırı davranışta aynı sebeplerle ihlal dahi olsa iki farklı cezai şartın düzenlendiği, bu iki cezai şartın aynı konuya ilişkin olduğu, davacının bu şekilde bir cezai şart düzenlemesinde sadece bir cezai şart talep edebileceği, bu itibarla davacının sözleşme başlığı altındaki sözleşmenin 8. maddesinde düzenlenen 200.000,00 USD cezai şartı talep edebileceği, bu bağlamda davacı tarafın istasyonlu bayilik sözleşmesi sebebiyle talep etmiş olduğu 50.000,00 USD'lik cezai şart talebinin yerinde olmadığı, davacı tarafın ikinci cezai şart talebinin eksik alım ve tonaj ihlali olduğu, taraflar arasında akdedilen sözleşmeler uyarınca davalının 2011 yılından 2013 yılına kadar eksik ürün alımında bulunduğu, ancak davacının «son» dönem olan 02.03.2013 tarihi itibariyle sözleşmenin «fesih» edildiği 17.07.2013 tarihinden önceki dönemlere ilişkin eksik ürün alımı ile ilgili davalıya herhangi bir «ihtarname» çekmediği ya da cezai şart istemini saklı tutmadığı, dolayısıyla davacının sadece yeni başlayan dönem olan 02.03.2013 tarihi ile 17.07.2013 tarihi arasındaki dönemde eksik ürün alımında bulunduğu, belirtilen dönem için bilirkişiler tarafından hesaplanan cezai şart miktarının 30.008,00 USD olduğu, dolayısıyla davacının bu miktarda bir cezai şart talebinde bulunabileceği, davacı tarafından ise dava dilekçesinde 5.000,00 USD cezai şart talebinde bulunduğu, davacının belirtilen cezai şart istemine ilişkin yargılama sonuna kadar herhangi bir «ıslah» talebinde bulunmadığı anlaşılmakla davacının talebine bağlı kalmakla 5.000,00 USD cezai şarta hükmedildiği, davacı tarafça «kar mahrumiyetine» ilişkin açılan dava yönünden ise, mahkemece kabul gören bilirkişi raporuna göre davacı tarafın belirtilen dönemde uğradığı «kar kaybının» 64.013,00 TL olduğu, bunun döviz karşılığının 30.909,00 USD olduğu, davacı tarafça kar mahrumiyetine ilişkin 5.000,00 USD’nin istendiği ve ıslah yapılmadığı, bu itibarla tespit edilen kar kaybı miktarının talep edilenden fazla olduğu anlaşılmakla taleple bağlı kalınarak 5.000,00 USD kâr kaybının kabul edildiği, sözleşmenin 8. maddesi uyarınca öngörülen cezai şartın 200.000,00 USD olduğu, ancak 200.000,00 USD cezai şarta hükmetmenin hem davalı şirketin hem de diğer davalı «kefilin» ekonomik mahvına neden olacağı, söz konusu cezai şarttan takdiren ve taraflar arasındaki ilişkinin niteliği gereği 80.000,00 USD indirim yapılarak 120.000,00 USD cezai şarta hükmedildiği, davalı ...'ın «kefaletinin» geçerli olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davacı tarafın istasyonlu bayilik «sözleşmesine aykırılıktan» kaynaklanan cezai şart istemi olan 50.000,00 USD yönünden açmış olduğu cezai şart talebine ilişkin davanın reddine, davacı tarafın eksik alım ve tonaj ihlali sebebiyle açmış olduğu davanın kabulü ile 5.000,00 USD cezai şartın dava tarihi olan 06.11.2013 tarihinden itibaren 3095 sayılı yasanın 4a maddesi uyarınca kamu bankalarının USD cinsine uygulanacak en yüksek 1 yıl vadeli mevduat faiz oranı ile birlikte davalılardan tahsilde «mükerrer» olmamak şartıyla müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, davacı tarafça sözleşmenin 8. maddesine göre açılan cezai şart isteminin kısmen kabulü ile 120.000, …
… ına göre davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi gerekir. (2) Davalı ... vekilinin temyiz itirazlarına gelince; Davacı vekili, davacı ile davalı şirket arasında «bayilik sözleşmelerinin» akdedildiğini, davalı bayinin başka «dağıtım» şirketlerinden alım yaptığını ve yıllık «ürün alım taahhüdünü» yerine getirmediğini, sözleşmenin haklı nedenlerle 14.08.2013 tarihinde feshedildiğini iddia ederek «cezai şart» ve «kar mahrumiyeti» alacaklarının tahsili istemi ile eldeki davayı açmış, İlk Derece Mahkemesi’nce yapılan yargılama neticesinde, 50.000,00 USD cezai şart talebine ilişkin davanın red …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:ürün alım taahhütnamesi · tenkis · istinaf sebebi · ek mehil · mükerrerlik · temerrüt tarihi · cy/cy şerhi · kefil
Benzer bu karardaBölge Adliye Mahkemesi’nce, davanın, «bayilik sözleşmesinin» haklı nedenle feshi nedeniyle «cezai şart» ve kâr «kaybı» alacaklarının tahsili istemine ilişkin olduğu, sözleşmeler devam ederken davalı bayinin davacı «dağıtım» şirketi haricindeki başka dağıtım şirketlerinden ürün aldığı ve tonaj «taahhütlerine» uymadığı, dolayısıyla taraflar arasındaki sözleşmelerin davacı şirket tarafından haklı nedenle feshedildiği, sözleşmede yıllık «alım taahhüdü» ihlalinden kaynaklı ayrı bir cezai şart öngörüldüğü, ayrıca taraflar arasındaki her iki sözleşmede desözleşmeye aykırılık durumunun iki farklı cezai şarta bağlandığı, başka bir ifadeyle bu iki cezai şartın da konusunu sözleşmeye herhangi bir şekilde aykırılık oluşturduğu, davacı tarafın sadece birini talep edebileceği, bu sebeple 50.000,00 USD cezai şart talebinin reddinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı, dava tarihinde yürürlükte bulunan 6102 sayılı TTK’nın 22. maddesine göre «tacir» borçlunun fahiş olduğu iddiasıyla cezai şarttan indirim yapılmasını isteyemeyeceği, ancak Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında kabul edildiği üzere cezai şartın fahişliği, borçlunun ekonomik mahvına sebep olacak nitelikte ise borçlunun talebi halinde bu hususun değerlendirilmesi gerekeceği, davalıların somut olayda böyle bir savunmaları olmadığı gibi, davalıların mali durumlarının tespiti yönünde de bir inceleme yapılmadan cezai şarttan indirim yapılmasının doğru olmadığı, kabule göre ise davacının 200.000,00 USD cezai şart alacağı «tenkise» tabi tutulmuş ise de, tenkis edilen miktar üzerinden karşı taraf yararına vekâlet ücretine hükmedilmesi ve tenkis edilen tutarın kabul ve red oranlarının «yargılama giderlerinin» tayininde dikkate alınmasının doğru görülmediği, sözleşmenin başlangıç tarihinin 02.03.2011 olduğu, sözleşmenin imza tarihi itibariyle yürürlüğe girdiği, sözleşmenin «fesih» tarihinin 14.08.2013 olduğu, 02.03.2011-02.03.2012 ile 02.03.2012-02.03.2013 arasındaki birinci ve ikinci bir yıllık dönemin hitamında eksik alıma ilişkin «ihtarnamenin» yada ikinci dönem başlangıcında ilk mal alış faturası üzerine geçmiş döneme yönelik eksik alınan ürün miktarından dolayı doğan cezai şart alacağının saklı tutulduğuna ilişkin «şerhin» bulunmadığı, bu sebeple davacının ilk ve ikinci döneme ilişkin cezai şart alacağı bulunmadığı, üçüncü döneme tekabül eden 02.03.2013 ile sözleşmenin feshedildiği 14.08.2013 tarihleri arasındaki dönemde davalı bayinin eksik alım yaptığı, davacının yalnızca üçüncü bir yıllık dönemden kaynaklı cezai şart alacağını talep edebileceği, «kar mahrumiyetinin» müspet zararlardan olup sözleşmede aksine hüküm bulunmaması halinde akdin feshinden sonra talep edilemeyeceği, taraflar arasındaki sözleşmenin 8. maddesinde, sözleşmenin süresinden önce feshedilmesi halinde kar mahrumiyeti istenebileceğine dair bir hüküm bulunduğu, taraflar arasında imzalanan sözleşme 02.03.2016 tarihinde bitecek iken 14.08.2013 tarihinde fesihle sona ermiş olduğundan davacının 14.08.2013-02.03.2016 tarihleri arasında o bölgede bayisiz kaldığı düşünülerek davacının davalı ile yaptığı sözleşmedeki miktarda akaryakıt satışından mahrum kaldığı varsayımı ile davacının kar mahrumiyeti talebinin bulunmasının mümkün olduğu, kural olarak kar mahrumiyeti miktarı hesaplanırken davacının, davalının akaryakıt satış istasyonunun bulunduğu yere çok yakın başka bir bayisi olup olmadığı ve yoksa yeni bir bayilik tesisi için ne kadar süre gerektiği konusunda «bilirkişiye inceleme» ve tespit yaptırılıp davacının başka bir bayisi varsa davalıca satılmayan ürünlerin o bayice satılacağı kabul edilerek kar mahrumiyeti talebinin reddi, eğer böyle bir bayi yoksa davacının o bölgede yeni bir bayi tesis etmesi için gerekli süre kadar davalının hizmetinden mahrum kalacağı değerlendirilip sadece bu miktar için kar mahrumiyetine hükmedilmesi gerektiği, ilk derece mahkemesince yukarıda belirtilen hususlar gözetilmeden 14.08.2013-02.03.2016 döneminin tamamını kapsar şekilde davacı yararına kar mahrumiyeti alacağına hükmedilmiş ise de, istinaf eden davacının sıfatı ve usulü kazanılmış haklar göz önüne alınarak davacının bu yöndeki «istinaf sebebinin» reddi gerektiği, dava tarihinden önce davalı bayiye keşide edilen 14.08.2013 tarihli fesih ihtarnamesinde, kar mahrumiyeti ve birden çok cezai şart alacağından söz edilmesine karşın borçlu şirketten «asgari alım taahhüdünden» kaynaklı 59.536,00 USD cezai şart ve 547.655,00 USD kar mahrumiyeti alacağının ödenmesinin istendiği, bu sebeple yalnızca davaya konu asgari alım taahhüdüne dayalı cezai şart ve kar mahrumiyeti alacakları yönünden davalıların usulüne uygun «temerrüde» düşürüldüğünün kabulü gerektiği, davacının davalılara göndermiş olduğu 14.08.2013 tarihli ihtarnamenin davalılara 16.08.2013 tarihinde tebliğ edildiği, ihtarnamede «mehil» müddetinin 7 gün olduğu gözetildiğinde, davalıların temerrüdünün 24.08.2013 olarak belirlendiği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, istinafa konu ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine, davacı tarafın istasyonlu bayilik «sözleşmesine aykırılıktan» kaynaklanan cezai şart istemi olan 50.000 USD yönünden açmış olduğu cezai şart talebine ilişkin davanın reddine, davacı tarafın eksik alım ve tonaj ihlali sebebiyle açmış olduğu davanın kabulü ile 5.000,00 USD cezai şart alacağının «temerrüt tarihi» olan 24.08.2013 tarihinden itibaren 3095 sayılı Yasa'nın 4a maddesi uyarınca kamu bankalarının USD cinsine uygulanacak en yüksek 1 yıl vadeli mevduat faiz oranı ile birlikte davalılardan tahsilde «mükerrer» olmamak şartıyla müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, davacı tarafça sözleşmenin 8. maddesine göre açılan cezai şart isteminin kısmen kabulü ile 200.000, …
İlk Derece Mahkemesi’nce,taraflar arasında hem istasyonlu «bayilik sözleşmesi» hem de sözleşme adı altında iki sözleşme bulunduğu, istasyonlu bayilik sözleşmesinin 27. maddesinde bayi tarafından sözleşmeye uyulmayan her husus için 50.000,00 USD «cezai şart» talep hakkının olduğunun düzenlendiği, yine aynı tarihte imzalanan sözleşmede ise bayinin sözleşmeyi herhangi bir şekilde yerine getirmemesi halinde 200.000,00 USD’nin fiili ödeme tarihindeki Türk Lirası’nın cezai şart olarak ödeneceğinin düzenlendiği, dolayısıyla bir hukuki ilişkide sözleşmeye aykırı davranışta aynı sebeplerle ihlal dahi olsa iki farklı cezai şartın düzenlendiği, bu iki cezai şartın aynı konuya ilişkin olduğu, davacının bu şekilde bir cezai şart düzenlemesinde sadece bir cezai şart talep edebileceği, bu itibarla davacının sözleşme başlığı altındaki sözleşmenin 8. maddesinde düzenlenen 200.000,00 USD cezai şartı talep edebileceği, bu bağlamda davacı tarafın istasyonlu bayilik sözleşmesi sebebiyle talep etmiş olduğu 50.000,00 USD'lik cezai şart talebinin yerinde olmadığı, davacı tarafın ikinci cezai şart talebinin eksik alım ve tonaj ihlali olduğu, taraflar arasında akdedilen sözleşmeler uyarınca davalının 2011 yılından 2013 yılına kadar eksik ürün alımında bulunduğu, ancak davacının «son» dönem olan 02.03.2013 tarihi itibariyle sözleşmenin «fesih» edildiği 17.07.2013 tarihinden önceki dönemlere ilişkin eksik ürün alımı ile ilgili davalıya herhangi bir «ihtarname» çekmediği ya da cezai şart istemini saklı tutmadığı, dolayısıyla davacının sadece yeni başlayan dönem olan 02.03.2013 tarihi ile 17.07.2013 tarihi arasındaki dönemde eksik ürün alımında bulunduğu, belirtilen dönem için bilirkişiler tarafından hesaplanan cezai şart miktarının 30.008,00 USD olduğu, dolayısıyla davacının bu miktarda bir cezai şart talebinde bulunabileceği, davacı tarafından ise dava dilekçesinde 5.000,00 USD cezai şart talebinde bulunduğu, davacının belirtilen cezai şart istemine ilişkin yargılama sonuna kadar herhangi bir «ıslah» talebinde bulunmadığı anlaşılmakla davacının talebine bağlı kalmakla 5.000,00 USD cezai şarta hükmedildiği, davacı tarafça «kar mahrumiyetine» ilişkin açılan dava yönünden ise, mahkemece kabul gören bilirkişi raporuna göre davacı tarafın belirtilen dönemde uğradığı «kar kaybının» 64.013,00 TL olduğu, bunun döviz karşılığının 30.909,00 USD olduğu, davacı tarafça kar mahrumiyetine ilişkin 5.000,00 USD’nin istendiği ve ıslah yapılmadığı, bu itibarla tespit edilen kar kaybı miktarının talep edilenden fazla olduğu anlaşılmakla taleple bağlı kalınarak 5.000,00 USD kâr kaybının kabul edildiği, sözleşmenin 8. maddesi uyarınca öngörülen cezai şartın 200.000,00 USD olduğu, ancak 200.000,00 USD cezai şarta hükmetmenin hem davalı şirketin hem de diğer davalı «kefilin» ekonomik mahvına neden olacağı, söz konusu cezai şarttan takdiren ve taraflar arasındaki ilişkinin niteliği gereği 80.000,00 USD indirim yapılarak 120.000,00 USD cezai şarta hükmedildiği, davalı ...'ın «kefaletinin» geçerli olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davacı tarafın istasyonlu bayilik «sözleşmesine aykırılıktan» kaynaklanan cezai şart istemi olan 50.000,00 USD yönünden açmış olduğu cezai şart talebine ilişkin davanın reddine, davacı tarafın eksik alım ve tonaj ihlali sebebiyle açmış olduğu davanın kabulü ile 5.000,00 USD cezai şartın dava tarihi olan 06.11.2013 tarihinden itibaren 3095 sayılı yasanın 4a maddesi uyarınca kamu bankalarının USD cinsine uygulanacak en yüksek 1 yıl vadeli mevduat faiz oranı ile birlikte davalılardan tahsilde «mükerrer» olmamak şartıyla müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, davacı tarafça sözleşmenin 8. maddesine göre açılan cezai şart isteminin kısmen kabulü ile 120.000, …
… ına göre davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi gerekir. (2) Davalı ... vekilinin temyiz itirazlarına gelince; Davacı vekili, davacı ile davalı şirket arasında «bayilik sözleşmelerinin» akdedildiğini, davalı bayinin başka «dağıtım» şirketlerinden alım yaptığını ve yıllık «ürün alım taahhüdünü» yerine getirmediğini, sözleşmenin haklı nedenlerle 14.08.2013 tarihinde feshedildiğini iddia ederek «cezai şart» ve «kar mahrumiyeti» alacaklarının tahsili istemi ile eldeki davayı açmış, İlk Derece Mahkemesi’nce yapılan yargılama neticesinde, 50.000,00 USD cezai şart talebine ilişkin davanın red …
6098 sayılı TBK’nın 589. maddesinin dördüncü fıkrasında «kefilin», asıl borç ilişkisinin hükümsüz hâle gelmesinin sebep olduğu zarardan ve ceza koşulundan sorumlu olacağına ilişkin anlaşmaların «kesin» olarak hükümsüz olacağı düzenlenmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/3094 E. 2021/6902 K.
Ortak:cezai şart · kâr kaybı
İncelediğiniz karardaUyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, taraflar arasındaki «bayilik sözleşmesinin» davalı tarafından haksız feshedildiği, «asgari alım taahhüdüne» uyulmadığı iddiasıyla «cezai şart» ve kâr «mahrumiyeti» istemine ilişkindir.
Benzer bu karardaŞti. yönünden 24.803,12 TL kâr «kaybı» alacağının 07/09/2009 tarihinden itibaren işleyecek ticari reeskont faiziyle davalıdan alınıp davacıya verilmesine, 32.377 USD «cezai şart» alacağının 07/09/2009 tarihinden itibaren USD’ye uygulanan en yüksek faiz ile birlikte ödeme günündeki TC.
… enin 31. maddesinde sözleşmenin 1 yıl süreli olduğu, sözleşmenin bitim süresinden 3 ay önce tarafların yazılı bildirimde bulunmamaları halinde kendiliğinden bir yıl «yenilenmiş» sayılacağının düzenlendiği, bu sözleşmenin davalı ... tarafından «kefil» sıfatıyla imzalandığı, 07/06/2004 tarihinde imzalanan Akaryakıt İstasyonu İşletme Sözleşmesine Zeyilname başlıklı belgede sözleşme süresinin 10/12/2004 tarihinden itibaren 5 yıl süre ile uzatıldığı, sözleşmenin değiştirilmeyen maddelerinin aynen kaldığının düzenlendiği, bu belgede davalı ...’in kefil sıfatıyla imzasının bulunmadığı, bu değişiklikle belirsiz süreli olan sözleşmenin belirli süreli sözleşmeye dönüştürüldüğü, buna göre 07/06/2004 tarihli sözleşmenin 10/12/2004 tarihinden itibaren 5 yılın sonunda yani 10/12/2009 tarihinde sona ermesinin kararlaştırıldığı, davalı kefilin imzası olan sözleşme 1 yıl süreli olduğundan 07.06.2005 tarihi itibariyle davalı kefilin sorumluluğunun sona erdiği, aynı sözleşmeye dayalı olarak davacı tarafından davalılara karşı «cari hesap» ve «vade farkı» alacağının tahsili talebiyle açılan davada verilen kararın temyizi üzerine hükmün davalı ... yararına 10/02/2016 tarihli ilamla bozulduğu ve gerekçesinin “Taraflar arasında düzenlenen ve davalı ...'in «kefalet» imzasını «taşıyan» sözleşmenin 07/06/2004 tarihli olduğu, daha sonra düzenlenen ve süre uzatımını içeren «zeyilnamede» ise davalı ...'in imzası bulunmadığı, bu durumda asıl sözleşmenin süresinin sona ermesi ile kefilin sorumluluğunun bittiği..” şeklinde olduğu, davacı vekilinin karar düzeltme isteminin reddedildiği, davacı tarafın, davalı kefilin sözleşmenin 24.maddesi uyarınca şirket yöneticisi olarak borçtan sorumlu olduğu ve şirket yetkilisi olarak imza atmış olması nedeniyle sözleşme süresinin uzatıldığından haberdar olduğu yönündeki itirazlarının «sözleşmelerin nisbiliği ilkesi» gereği yerinde görülmediği, 07/06/2004-07/06/2005 tarihleri arasındaki «ürün alım taahhüdüne» aykırılık nedeniyle oluşan «cezai şart» alacağından davalı kefilin de sorumlu olduğu düşünülebilir ise de, zaten bu tutarın hesaplanmasına davalı kefil vekilinin itiraz ettiği, ve itirazında haklı olduğu, zira 1. yılın sonunda davalıya eksik alıma ilişkin gönderilen bir «ihtara» rastlanılmadığı, raporda «şerh» içeren faturadan da söz edilmediği, diğer cezai şart talebi ile kâr «kaybı» talebinin ise davalı kefilin kefaletinin sona erdiği dönemden sonrasına ilişkin olduğu, 07/06/2004 tarihli Akaryakıt Bayilik Sözleşmesine İlişkin Zeyilnamede ve 07/06/2004 tarihli Protokolde kefil sıfatıyla imzası bulunmayan ve 07/06/2004-07/06/2005 tarihleri arası döneme ilişkin haksız cezai şart talebine itirazında haklı olan davalı ...’in «dava konusu» cezai şart ve «kar kaybı» alacağından sorumlu olmadığı, ilk derece mahkemesinin bu davalıya yönelik davanın reddi yönünde verdiği kararda bir isabetsizlik görülmediği, davalı şirket vekili yasal sürede cevap dilekçesi sunmadığından «yetki» ve «derdestlik» (o tarihte dava şartı olmayan) «ilk itirazları» yerinde görülmediği gibi, yargılama sırasında ileri sürülmeyen «zamanaşımı def»’inin de haklı görülmediği, davalı şirket vekilinin esasa yönelik istinaf sebeplerinin bu davada verilen karara yönelik olmadığı, davanın konusu olmayan «teminat mektubu» ve intifa süresine ilişkin olduğu, «kamu düzenine» ilişkin olup re’sen dikkate alınacak bir husus da bulunmadığı, dolayısıyla esasa yönelik istinaf sebeplerinin de yerinde görülmediği gerekçesiyle davacı vekili ile …
Dava, «akaryakıt bayilik sözleşmesinin» haksız feshedildiği ve «asgari alım taahhüdüne» aykırı davranıldığı iddiasına dayalı «cezai şart» ve kâr «kaybı» alacağının tahsili istemine ilişkindir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:akaryakıt bayilik sözleşmesi · rekabet etmeme yükümlülüğü
Benzer bu karardaDava, «akaryakıt bayilik sözleşmesinin» haksız feshedildiği ve «asgari alım taahhüdüne» aykırı davranıldığı iddiasına dayalı «cezai şart» ve kâr «kaybı» alacağının tahsili istemine ilişkindir.
1-Rekabet Kurulu’nun 14/07/2002 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Dikey Anlaşmalara İlişkin Grup Muafiyeti (2002/2) Tebliğinin “Rekabet Etmeme Yükümlülüğü” başlıklı 5/a maddesinde; “Bu Tebliğ ile tanınan «muafiyet» anlaşmada yer alan, aşağıda belirtilen yükümlülüklere uygulanmaz: a) Alıcıya getirilen belirsiz süreli veya süresi beş yılı aşan «rekabet etmeme yükümlülüğü».
Rekabet etmeme yükümlülüğünün yukarıda belirtilen süreyi aşacak şekilde zımnen «yenilenebileceğinin» kararlaştırılması halinde, «rekabet etmeme yükümlülüğü» belirsiz süreli sayılır” düzenlemesine; yine Rekabet Kurulu’nun Dikey Anlaşmalara İlişkin Kılavuz’un 40. maddesinde; “Alıcıya getirilen rekabet etmeme yükümlülüğünün süresi büyük önem taşımaktadır.
Süresi beş yıldan uzun olan «rekabet etmeme yükümlülüğünün» «grup muafiyetinden» yararlanması bu Kılavuzun 44. paragrafında belirtilen istisna dışında mümkün değildir.
1 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/4195 E. 2022/64 K.
Ortak:kar mahrumiyeti · haksız fesih · kâr mahrumiyeti · bayilik sözleşmesi · kira sözleşmesi · cezai şart · infaz · fesih · Alacak
İncelediğiniz karardaUyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, taraflar arasındaki «bayilik sözleşmesinin» davalı tarafından haksız feshedildiği, «asgari alım taahhüdüne» uyulmadığı iddiasıyla «cezai şart» ve kâr «mahrumiyeti» istemine ilişkindir.
2.Davacı dava dilekçesinde, «mahrum» kaldığı kâr için fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmak kaydıyla döviz cinsinden 500,00 USD'nin ödenmesi talebinde bulunmuş ise de, taraflar arasında düzenlenen sözleşmede «mahrum kalınan» kârın döviz cinsinden ödeneceği konusunda açık hüküm bulunmadığından mahrum kalınan kâra TL cinsinden hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde USD cinsinden hükmedil …
Benzer bu karardaNoterliği’nin 09/04/2013 tarih ve 09501 yevmiye numaralı «ihtarnamesi» içeriğinden, taraflar arasındaki sözleşme ilişkisinin başlangıcının 12/05/2008 tarihli «alt kira sözleşmesi» olarak kabul edildiği ve bu tarihten itibaren Rekabet Kurulu Kararı gereği işleyecek beş yıllık yasal sürenin dolduğu belirtilerek 13/09/2010 tarihli «bayilik sözleşmesinin» sonlandırıldığı, Rekabet Kurulu kararlarına uygun şekilde akdedilen bayilik sözleşmesinin sona ermesi gereken sürenin 18/09/2015 tarihi olduğu, davalının Rekabet Kurulu kararlarını gerekçe gösterek 12/05/2008 tarihli alt kira sözleşmesi için beş yıllık sürenin dolduğundan bahisle ayrı bir sözleşme olan bayilik sözleşmesini süresinden önce feshetmesinin «haksız fesih» mahiyetinde olduğu, taraflar arasında imzalanan bayilik sözleşmesinde, sözleşmenin bayi tarafından haksız feshi halinde, 50.000 USD «cezai şart» ödeneceğinin kararlaştırıldığı, kararlaştırılan ceza-i şart tutarının davalının ekonomik mahvına sebebiyet vermeyeceği bilirkişi raporu ile tespit edildiğinden 50.000 USD cezai şart alacağının dava tarihinden itibaren devlet bankalarının USD cinsinden bir yıllık vadeli «mevduat hesabına» uyguladıkları en yüksek faiz oranı işletilmek suretiyle davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davalı tarafından bayilik sözleşmesinin süresinden önce haksız feshi sebebiyle davacının kâr «mahrumiyeti» talep hakkı bulunduğu, davacının alt kiracısı olduğu taşınmaza, sözleşmenin feshinden sonra davalı tarafından yapılan müdahalenin men-i için açtığı davanın ...1.
2-Dava «bayilik sözleşmesinin» haksız olarak feshinden kaynaklanan alacak istemine ilişkin olup, davacı 12/05/2013 ve 18/09/2015 tarihleri arasındaki süreye ilişkin olarak «kar mahrumiyeti» isteminde bulunmuş, mahkemece, sözleşmenin «fesih» tarihi olan 12/05/2013 tarihi ile davacının istasyonu «teslim» aldığı 04/06/2015 tarihleri arası için yapılan hesaplamaya göre kâr mahrumiyetine hükmedilmiştir.
Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2013/911 esas ve 2013/1215 karar sayılı ilamı ile kabul edilerek ilamın 04/06/2015 tarihinde «infaz» edildiği, bu tarih itibariyle davacının alt kiracısı olduğu istasyon tahliye edilerek davacıya «teslim» edildiğinden, davacının bu tarihten itibaren istasyonu işletebildiği, davalı tarafca sözleşmenin 12.05.2013 tarihinde feshedildiği, davalının istasyondan tahliyesi ile istasyonun tekrar davacıya verildiği tarihin ise 04/06/2015 tarihi olduğu, tahliye tarihinin «bayilik sözleşmesinin» sona ermesi gereken 18/09/2015 tarihinden önce olduğu, davacı istasyonu tahliye ile teslim aldığı tarihten itibaren yeniden işletme olanağına sahip olduğundan 12/05/2013-04/06/2015 tarihleri arası için kâr «mahrumiyeti» tutarının 147.286,21 TL olarak hesaplandığı, ancak taleple bağlı kalınarak 20.000.- TL kâr mahrumiyeti alacağının dava tarihinden itibaren işletilecek «ticari avans faizi» ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:alt kira sözleşmesi · makul süre · ticari avans faizi · mevduat hesabı · ihtarname · avans faizi · teslim
Benzer bu karardaNoterliği’nin 09/04/2013 tarih ve 09501 yevmiye numaralı «ihtarnamesi» içeriğinden, taraflar arasındaki sözleşme ilişkisinin başlangıcının 12/05/2008 tarihli «alt kira sözleşmesi» olarak kabul edildiği ve bu tarihten itibaren Rekabet Kurulu Kararı gereği işleyecek beş yıllık yasal sürenin dolduğu belirtilerek 13/09/2010 tarihli «bayilik sözleşmesinin» sonlandırıldığı, Rekabet Kurulu kararlarına uygun şekilde akdedilen bayilik sözleşmesinin sona ermesi gereken sürenin 18/09/2015 tarihi olduğu, davalının Rekabet Kurulu kararlarını gerekçe gösterek 12/05/2008 tarihli alt kira sözleşmesi için beş yıllık sürenin dolduğundan bahisle ayrı bir sözleşme olan bayilik sözleşmesini süresinden önce feshetmesinin «haksız fesih» mahiyetinde olduğu, taraflar arasında imzalanan bayilik sözleşmesinde, sözleşmenin bayi tarafından haksız feshi halinde, 50.000 USD «cezai şart» ödeneceğinin kararlaştırıldığı, kararlaştırılan ceza-i şart tutarının davalının ekonomik mahvına sebebiyet vermeyeceği bilirkişi raporu ile tespit edildiğinden 50.000 USD cezai şart alacağının dava tarihinden itibaren devlet bankalarının USD cinsinden bir yıllık vadeli «mevduat hesabına» uyguladıkları en yüksek faiz oranı işletilmek suretiyle davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davalı tarafından bayilik sözleşmesinin süresinden önce haksız feshi sebebiyle davacının kâr «mahrumiyeti» talep hakkı bulunduğu, davacının alt kiracısı olduğu taşınmaza, sözleşmenin feshinden sonra davalı tarafından yapılan müdahalenin men-i için açtığı davanın ...1.
Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2013/911 esas ve 2013/1215 karar sayılı ilamı ile kabul edilerek ilamın 04/06/2015 tarihinde «infaz» edildiği, bu tarih itibariyle davacının alt kiracısı olduğu istasyon tahliye edilerek davacıya «teslim» edildiğinden, davacının bu tarihten itibaren istasyonu işletebildiği, davalı tarafca sözleşmenin 12.05.2013 tarihinde feshedildiği, davalının istasyondan tahliyesi ile istasyonun tekrar davacıya verildiği tarihin ise 04/06/2015 tarihi olduğu, tahliye tarihinin «bayilik sözleşmesinin» sona ermesi gereken 18/09/2015 tarihinden önce olduğu, davacı istasyonu tahliye ile teslim aldığı tarihten itibaren yeniden işletme olanağına sahip olduğundan 12/05/2013-04/06/2015 tarihleri arası için kâr «mahrumiyeti» tutarının 147.286,21 TL olarak hesaplandığı, ancak taleple bağlı kalınarak 20.000.- TL kâr mahrumiyeti alacağının dava tarihinden itibaren işletilecek «ticari avans faizi» ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
2-Dava «bayilik sözleşmesinin» haksız olarak feshinden kaynaklanan alacak istemine ilişkin olup, davacı 12/05/2013 ve 18/09/2015 tarihleri arasındaki süreye ilişkin olarak «kar mahrumiyeti» isteminde bulunmuş, mahkemece, sözleşmenin «fesih» tarihi olan 12/05/2013 tarihi ile davacının istasyonu «teslim» aldığı 04/06/2015 tarihleri arası için yapılan hesaplamaya göre kâr mahrumiyetine hükmedilmiştir.
Kâr «mahrumiyeti», davalının taraflar arasındaki sözleşmeyi feshinden sonra aynı bölgede benzer bir bayilik bulup bulmadığı veya bulabileceği «makul süre» belirlenerek, brüt kâr değil, net kâr olarak hesaplanmalıdır.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2021/9042 E. , 2023/293 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ Ticaret Mahkemesi
HÜKÜM
Kabul
Taraflar arasındaki alacak davasının bozma ilamına uyularak yapılan yargılaması sonucunda Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.
Mahkeme kararı, davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin/dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında bayilik sözleşmesi, akaryakıt istasyonu işletme sözleşmesi ve asgari satış taahhütnamesi imzalandığını, sözleşmelerin geçerli bir neden olmaksızın süresinden önce 13.05.2009 tarihinde feshedildiğini ileri sürerek fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla bayilik sözleşmesi ve akaryakıt istasyonu sözleşmesine aykırılıktan kaynaklanan cezai şarttan dolayı şimdilik 2.500,00 Amerikan doları (USD), taahhütnamede belirtilen tonaj ihlalinden kaynaklanan cezai şart alacağından dolayı şimdilik 2.500,00 USD, haksız fesih sebebiyle davacının kâr mahrumiyeti sebebiyle uğradığı zarardan şimdilik 500,00 USD'nin ödeme günündeki USD kuru üzerinden 13.05.2009 fesih tarihi itibariyle dövize uygulanan en yüksek faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalılar vekili cevap dilekçesinde; dava konusu sözleşmelerin birleşik sözleşmeler olduğunu, müvekkili tarafından haklı nedenle feshedildiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
III. MAHKEME KARARLARI, BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Mahkemece Verilen Karar
Mahkemenin 12.05.2015 tarih, 2014/197 E. ve 2015/331 K. sayılı kararı ile sözleşmenin davalı tarafından haklı nedenle fesh edilmediği, işletme sözleşmesinin bayilik sözleşmesi ile birleşik sözleşme niteliğinde olduğu, işletme sözleşmesinin feshinin haklı nedene dayanmayacağı, sözleşme şartlarının yerine getirilmesi zorunlu olup borçlunun iktisaden mahvına sebep olacak şekilde ağır ve yüksek olmayacak miktarda cezai şart talep edilebileceği gerekçesiyle davanın kabulüne, sözleşmenin feshinden kaynaklanan 2.500,00 USD cezai şart alacağı, tonaj ihlalinden kaynaklanan 2.500,00 USD cezai şart alacağı, kâr kaybı nedeniyle 500,00 USD'nin faizleri ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmiş, karar taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
B. Bozma Kararı
Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesinin 14.11.2016 tarih, 2016/3041 E. ve 2016/14768 K. sayılı kararı ile davacı ve davalı arasında 22.09.2003 tarihinde akaryakıt istasyonu işletme sözleşmesi imzalandığı, buna bağlı olarak mal alım taahhüdü içeren 22.09.2003 tarihli protokol ve 10.12.2004 tarihinde işletme sözleşmesinin beş yıl uzatılmasına dair zeyilname imzalandığı, daha sonra da LPG satımıyla ilgili olarak 01.09.2005 tarihinde ayrı bir sözleşme imzalandığı, her iki sözleşmede ayrı ayrı mal alım miktarıyla ilgili fesih ve cezai şartla ilgili hükümler bulunduğu, iki sözleşmenin bağımsız sözleşmeler olduğu, bozma kararında bu sözleşmelerin davalı tarafından haksız feshedildiğinin kabul edildiği, sözleşmeler uyarınca ayrı ayrı tazminat taleplerinin değerlendirilmesi gerektiği, eksik ürün alımı nedeniyle davalının sorumlu tutulabilmesi için yıllık bazda getirilen miktarın eksik alımı hâlinde bir sonraki yıl itibariyle ihtirazi kayıt konulmadan dağıtıcı tarafından ürün verilmeye devam edilmesi hâlinde önceki yıla ilişkin cezanın istenemeyeceği, ancak son yıl için eksik üründen kaynaklanan tazminat isteyebileceği kabul edilip bu yönde bir inceleme yapılması gerektiği, ayrıca cezai şart miktarı yönünden davalının ekonomik mahvına yol açmaması için davalı bilançolarının incelenmesi, kâr kaybı yönünden de bir inceleme yaptırılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiğine işaret edilerek Mahkeme kararı bozulmuştur.
C. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı ve davalı arasında 22.09.2003 tarihinde akaryakıt istasyonu işletme sözleşmesi, buna bağlı olarak mal alım taahhüdü içeren 22.09.2003 tarihli protokol ve 10.12.2004 tarihinde işletme sözleşmesinin beş yıl uzatılmasına dair zeyilname imzalandığı, bilahare son olarak likit petrol gazı satımıyla ilgili olarak 01.09.2005 tarihinde ayrı bir sözleşme imzalandığı ve her iki sözleşmede ayrı ayrı mal alım miktarı ile ilgili fesih ve cezai şart ile ilgili düzenlemelerin bulunduğu, Yargıtay bozma ilamında ayrıntılı şekilde belirtildiği üzere anılan sözleşmelerin davalı tarafça haksız olarak feshedildiği, bu durumda anılan sözleşmeler uyarınca tazminat taleplerinin ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiği, eksik ürün alımı nedeni ile davalının sorumlu tutulabilmesi için yıllık bazda getirilen miktarın eksik alımı hâlinde bir sonraki yıl itibari ile ihtirazi kayıt konulmadan, dağıtıcı tarafından ürün verilmeye devam edilmesi hâlinde önceki yıla ilişkin cezanın istenemeyeceği, ancak son yıl için eksik üründen kaynaklanan tazminatın istenebileceği, bilirkişi raporunda davacının 22.09.2003 tarihli protokol ve 10.12.2004 tarihli zeyilname kapsamında 20.743,32 USD cezai şart bedeli (32.129,33 TL), 01.09.2005 tarihli bayilik sözleşmesinin 19.
maddesi uyarınca 20.000,00 USD cezai şart bedeli (30.978,00 TL), 01.09.2005 tarihli bayilik sözleşmesi 15. maddesi uyarınca 30 gün kâr kaybı tutarı 1.899,00 TL (dava tarihinde T.C. Merkez Bankası döviz satış kuru 1,5489 TL olmakla 1.226,03 USD) talep edebileceği, bu durumda davacının dava tarihi itibari ile toplam 65.006,33 TL cezai şart ve kar kaybı alacak talep edebileceği, bu tutarın davalı şirketin ekonomik yönden mahvına sebep vermeyeceği, davacının fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla bayilik sözleşmesi ve akaryakıt istasyonu sözleşmesine aykırılıktan kaynaklanan cezai şart borcundan dolayı 2.500,00 USD, taahhütnamede belirtilen tonaj ihlalinden kaynaklanan cezai şart borcundan dolayı 2.500,00 USD ile haksız fesih sebebiyle davacı şirketin kar mahrumiyeti sebebiyle uğradığı zarardan dolayı 5.000,00 USD'nin faizi ile birlikte davalılardan tahsilini talep ettiği, davacının talebinde haklı olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, sözleşmenin feshinden kaynaklanan 2.500,00 USD cezai şart alacağı, tonaj ihlalinden kaynaklanan 2.500,00 USD cezai şart alacağı, kâr kaybından kaynaklanan 500,00 USD'nin dava tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'un (3095 sayılı Kanun) 4/a maddesi gereği işleyecek faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmiştir.
IV. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; davalı ...'in davalı şirketin borcuna kefaletinin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 583 üncü maddesindeki şartlara uygun olmadığından davanın ... bakımından reddi gerektiğini, bilirkişi raporunda TL üzerinden hesap yapıldığı hâlde hükmün USD üzerinden kurulduğunu ve infazının ne şekilde olduğunun belirtilmediğini, davacının bayilik vereceği işletmenin mal sahibi mi kiracı mı olduğunu ve kira sözleşmesinin ne zaman biteceğini bilmemesinin sözleşmenin tesisi için mevzuatta istenilen belgeler kapsamında mümkün olmadığını, sözleşmeye konu istasyonda davacı lehine intifa hakkı da olmadığına göre davacının kira sözleşmesinin sona erdirilmesi sebebiyle davada taleplerinin kabulünün usul ve yasaya aykırı olduğunu, davalının davacıya göre konumu dikkate alındığında basiretli davranma yükümlülüğünün davacıda olduğunu, taraflar arasında geçerli ve uygulaması bulunan bir alım taahhüdünün bulunmadığını, bayilik ilişkisini oluşturan sözleşmelerin Enerji Piyasası Denetleme Kurumu'na (EPDK) sunulmuş olması gerektiğini, ancak 22.09.2003 tarihli protokol sunulmadığından sözleşmenin bir parçası olarak görülemeyeceğini, dolayısıyla diğer sözleşmelerle birlikte yorumlanıp sözleşmesel bir yükümlülüğe zemin oluşturmayacağını, işletme sözleşmesi ile protokol birlikte yorumlanarak alım taahhüdüne bağlı talep edilen sözleşmeyi ihlal için cezai şart ve mahrum kalınan kâr taleplerine ilişkin hesaplamanın yersiz olduğunu, taraflar arasındaki sözleşmedeki cezai şart, kâr mahrumiyetinden kaynaklı tazminat ve diğer tazminat doğurucu sözleşme hükümlerinin süregelen uygulama ile talep edilmemesinin sözleşme hükümlerini zımnen ortadan kaldırdığını belirterek kararın bozulmasına ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin davalı tarafından haksız feshedildiği, asgari alım taahhüdüne uyulmadığı iddiasıyla cezai şart ve kâr mahrumiyeti istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 19 uncu maddesi.
3. Değerlendirme
1.Dosyadaki yazılara, Mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalılar vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde değildir.
2.Davacı dava dilekçesinde, mahrum kaldığı kâr için fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmak kaydıyla döviz cinsinden 500,00 USD'nin ödenmesi talebinde bulunmuş ise de, taraflar arasında düzenlenen sözleşmede mahrum kalınan kârın döviz cinsinden ödeneceği konusunda açık hüküm bulunmadığından mahrum kalınan kâra TL cinsinden hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde USD cinsinden hükmedilmesi doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle davalılar yararına bozulması gerekmiştir.
V. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1.Davalılar vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE,
2.Mahkeme kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgililere iadesine,
Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine,
16.01.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/906465200 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz