İtirazın iptali | İtirazın iptali | İcra inkar tazminatı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2021/6464 E. 2023/1187 K. ·
Kısmen onandı, kısmen bozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
araç rehni↗ kefalet sözleşmesinin şekli↗ kefaletin kapsamı↗ şekle aykırılık↗ taşınır rehni↗ kefalet tarihi↗ rehnin paraya çevrilmesi↗ şekil şartı↗ kefalet sözleşmesi↗ savunma hakkı↗ ilamsız icra takibi↗ hakkın kötüye kullanılması↗ müteselsil sorumluluk↗ rehin↗ müteselsil kefil↗ kefalet↗ genel kredi sözleşmesi↗ kefil↗ ihtar↗ yargılama gideri↗ geçersizlik↗ kredi sözleşmesi↗ icra inkar tazminatı↗ inkar tazminatı↗ ilk derece kararının kaldırılması↗ yükleten (shipper)↗ teminat↗ istinaf yoluna başvurulabilirlik↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalıların kefalet sözleşmesinin şekle aykırı olduğunu savunduğu, ancak davalıların asıl borçlu şirketin kurucusu ve ortağı olduğu, şirket adına kullandırılan kredilere kefil oldukları, şekle aykırılığın ileri sürülmesinin hakkın kötüye kullanılması niteliğinde bulunduğu, genel kredi sözleşmelerinin imzalandığı tarihte davalıların şirket ortağı olduğu, davalı ...’nin icraya verdiği itiraz dilekçesinde genel kredi altındaki imzanın kendisine ait olabileceğini belirttiği, bu nedenle kefalet beyanlarına ilişkin yazıların davalıların eli ürünü olmamasına ilişkin rapora itibar edilmediği, banka alacağının araç rehni ile teminat altına alındığı, 6098 sayılı Kanun'un 586 ncı maddesinin ikinci fıkrasına göre rehnin paraya çevrilmesinden önce kefile başvurulamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalıların müteselsil sorumluluk gereği borcun tamamından sorumlu olduğunu, 6098 sayılı Kanun'un 162 nci maddesine göre, birden çok borçludan her birinin, alacaklıya karşı borcun tamamından sorumlu bulunduğunu, aynı Kanun'un 163 üncü maddesine göre alacaklının, borcu hepsinden veya dilerse birisinden isteyebileceğini, rehinlerin asıl borçlunun borcunu teminen verildiğini, kefaleti kapsamadığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
2. Davalılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkillerin kefaletinin 6098 sayılı Kanun'un 583 üncü maddesinde aranılan şekil şartlarını taşımadığından geçersiz olduğunu, nitekim yapılan inceleme sonucunda, kefalet beyanında yer alan ifadelerin imza dışında müvekkillerine ait olmadığının tespit edildiğini, müvekkillerin şekle aykırılık savunmasının hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilmesinin isabetli olmadığını, dava reddedildiği halde müvekkillerince yapılan yargılama giderlerinin hüküm altına alınmadığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 6098 sayılı Kanun'un 586 ncı maddesine göre asıl borçlu yönünden gönderilen ihtarın sonuçsuz kalması durumunda, rehin paraya çevrilmeden kefilin takip edilebileceği, kaldı ki dosyada mevcut rehinlerin de kefillerin kefaletini kapsamadığı, bu nedenle Mahkemece yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesinin doğru olmadığı, bunun yanında davalılarca yapılan yargılama giderlerinin hüküm altına alınmamasın da isabetsiz olduğu, 6098 sayılı Kanun'un 583 üncü maddesine göre kefalet sözleşmesinin, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azami miktar ile kefaletin tarihi belirtilmedikçe geçerli olmayacağı, kefilin, sorumlu olduğu azami miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda,
bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısı ile belirtmesinin şart olduğu, somut olayda Adli Tıp Kurumu tarafından yapılan inceleme sonucunda, sözleşmedeki kefalete ilişkin yazıların davalıların eli ürünü olmadığı tespit edildiğinden davalıların kefaletinin geçerli olmadığı, Mahkemece davalıların şekle aykırılık savunmasının hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğundan bahisle davanın reddine karar verilmesinin doğru olmadığı, Mahkemece davanın bu gerekçeyle reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle reddine karar verilmesinin isabetsiz olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin başvurusunun esastan reddine, davalılar vekilinin başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, esas hakkında yeniden hüküm kurulması suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davalıların asıl borçlu şirketin kurucu ortakları olduğunu, kefil olma iradesiyle ve üstlendikleri sorumluluğun bilincinde olarak kefalet sözleşmesini imzaladıklarını, asıl borçlu şirkete davalıların kefaleti sayesinde kredi açıldığını ve şirketin de kredileri kullandığını, davalıların şekle aykırılık savunmasının hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu, nitekim doktrinde de bu gibi hallerde şekle aykırılık savunmasının ileri sürülmesinin hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunun kabul edildiğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davalıların kefaletinin 6098 sayılı Kanun'un 583 üncü maddesi anlamında şeklen geçerli olup olmadığı ve asıl borçlu şirketin ortakları olan davalı kefillerin şekle aykırılık savunmasını ileri sürmelerinin hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olup olmadığı hususlarında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2. 6098 sayılı Kanun'un 583 üncü maddesinin birinci fıkrası
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
İhtiyati haciz kararının kaldırılması
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/9170 E. 2015/9977 K.
Ortak:kefalet tarihi · kefalet sözleşmesi · müteselsil kefil · kefalet · genel kredi sözleşmesi · kefil · kredi sözleşmesi
İncelediğiniz karardaİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalıların «kefalet sözleşmesinin şekle» aykırı olduğunu savunduğu, ancak davalıların asıl borçlu şirketin kurucusu ve ortağı olduğu, şirket adına kullandırılan kredilere «kefil» oldukları, «şekle aykırılığın» ileri sürülmesinin «hakkın kötüye kullanılması» niteliğinde bulunduğu, «genel kredi sözleşmelerinin» imzalandığı tarihte davalıların şirket ortağı olduğu, davalı ...’nin icraya verdiği itiraz dilekçesinde genel kredi altındaki imzanın kendisine ait olabileceğini belirttiği, bu nedenle kefalet beyanlarına ilişkin yazıların davalıların eli ürünü olmamasına ilişkin rapora itibar edilmediği, banka alacağının «araç rehni» ile «teminat» altına alındığı, 6098 sayılı Kanun'un 586 ncı maddesinin ikinci fıkrasına göre «rehnin paraya çevrilmesinden» önce kefile başvurulamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
… erekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 6098 sayılı Kanun'un 586 ncı maddesine göre asıl borçlu yönünden gönderilen «ihtarın» sonuçsuz kalması durumunda, «rehin» paraya çevrilmeden «kefilin» takip edilebileceği, kaldı ki dosyada mevcut rehinlerin de kefillerin «kefaletini kapsamadığı», bu nedenle Mahkemece yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesinin doğru olmadığı, bunun yanında davalılarca yapılan «yargılama giderlerinin» hüküm altına alınmamasın da isabetsiz olduğu, 6098 sayılı Kanun'un 583 üncü maddesine göre «kefalet sözleşmesinin», yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azami miktar ile «kefaletin tarihi» belirtilmedikçe geçerli olmayacağı, kefilin, sorumlu olduğu azami miktarı, kefalet tarihini ve «müteselsil kefil» olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısı ile belirtmesinin şart olduğu, somut olayda Adli Tıp Kurumu tarafından yapılan inceleme sonucunda, sözleşmedeki kefalete ilişkin yazıların davalıların eli ürünü olmadığı tespit edildiğinden davalıların kefaletinin geçerli olmadığı, Mahkemece davalıların «şekle aykırılık» «savunmasının hakkın kötüye kullanılması» niteliğinde olduğundan bahisle davanın reddine karar verilmesinin doğru olmadığı, Mahkemece davanın bu gerekçeyle reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe …
Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davalıların asıl borçlu şirketin kurucu ortakları olduğunu, «kefil» olma iradesiyle ve üstlendikleri sorumluluğun bilincinde olarak «kefalet sözleşmesini» imzaladıklarını, asıl borçlu şirkete davalıların kefaleti sayesinde kredi açıldığını ve şirketin de kredileri kullandığını, davalıların «şekle aykırılık» «savunmasının hakkın kötüye kullanılması» niteliğinde olduğunu, nitekim doktrinde de bu gibi hallerde şekle aykırılık savunmasının ileri sürülmesinin hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunun kabul …
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, «ihtiyati haciz» kararının dayanağı olan sözleşmelerdeki «kefaletin» Borçlar Kanunu Hükümlerine aykırı olarak tanzim edildiği, Türk Borçlar Kanunun 583. maddesine göre «kefalet sözleşmesi» yazılı şekilde yapılmadıkça ve «kefilin» sorumlu olacağı azami miktar ile «kefalet tarihi» belirtilmedikçe geçerli olmayacağı, kefilin sorumlu olduğu azami miktarı, kefalet tarihini ve «müteselsil kefil» olması durumunda bu sıfatla veya bu anlamda gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesinin şart olduğu, davaya konu «kredi sözleşmesinde» müteselsil kefillerin bu şartları taşımadığı, borcun likit olmadığı, alacağın yargılamayı gerektirdiği, aynı konu hakkında «itirazın iptali davası» açıldığı gerekçesiyle, ihtiyati haciz kararının kaldırılmasına karar verilmiştir.
1-Talep, ihtiyati haczin kaldırılması istemine ilişkin olup, mahkemece «ihtiyati haciz» kararının dayanağı olan sözleşmelerdeki «kefaletin» 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu hükümlerine aykırı olarak tanzim edildiği gerekçesiyle, itiraz eden borçlular hakkında ihtiyati haciz kararının kaldırılmasına karar verilmiştir.Ancak, talep dayanağı «genel kredi sözleşmesi» 16.10.2006 tarihli, itiraz eden borçlu kefillerin imzaladığı limit arttırım sözleşmesi ise 29.08.2007 tarihli olup TBK'nın yürürlük tarihinden evvel akdedilmiş olm …
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:ihtiyati hacze itiraz · itirazın iptali davası · ihtiyati haciz · iptal davası · haciz
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, «ihtiyati haciz» kararının dayanağı olan sözleşmelerdeki «kefaletin» Borçlar Kanunu Hükümlerine aykırı olarak tanzim edildiği, Türk Borçlar Kanunun 583. maddesine göre «kefalet sözleşmesi» yazılı şekilde yapılmadıkça ve «kefilin» sorumlu olacağı azami miktar ile «kefalet tarihi» belirtilmedikçe geçerli olmayacağı, kefilin sorumlu olduğu azami miktarı, kefalet tarihini ve «müteselsil kefil» olması durumunda bu sıfatla veya bu anlamda gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesinin şart olduğu, davaya konu «kredi sözleşmesinde» müteselsil kefillerin bu şartları taşımadığı, borcun likit olmadığı, alacağın yargılamayı gerektirdiği, aynı konu hakkında «itirazın iptali davası» açıldığı gerekçesiyle, ihtiyati haciz kararının kaldırılmasına karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden borçlular tarafından «ihtiyati hacze itiraz» edilmeden önce aynı mahkemede «itirazın iptali davası» açıldığı anlaşılmaktadır.
Kararı, «ihtiyati haciz» isteyen vekili temyiz etmiştir.
1-Talep, ihtiyati haczin kaldırılması istemine ilişkin olup, mahkemece «ihtiyati haciz» kararının dayanağı olan sözleşmelerdeki «kefaletin» 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu hükümlerine aykırı olarak tanzim edildiği gerekçesiyle, itiraz eden borçlular hakkında ihtiyati haciz kararının kaldırılmasına karar verilmiştir.Ancak, talep dayanağı «genel kredi sözleşmesi» 16.10.2006 tarihli, itiraz eden borçlu kefillerin imzaladığı limit arttırım sözleşmesi ise 29.08.2007 tarihli olup TBK'nın yürürlük tarihinden evvel akdedilmiş olm …
-
İhtiyati haciz | İhtiyati haciz kararı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/18087 E. 2014/911 K.
Ortak:rehnin paraya çevrilmesi · müteselsil kefil · genel kredi sözleşmesi · kefil · kredi sözleşmesi · teminat
İncelediğiniz karardaİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalıların «kefalet sözleşmesinin şekle» aykırı olduğunu savunduğu, ancak davalıların asıl borçlu şirketin kurucusu ve ortağı olduğu, şirket adına kullandırılan kredilere «kefil» oldukları, «şekle aykırılığın» ileri sürülmesinin «hakkın kötüye kullanılması» niteliğinde bulunduğu, «genel kredi sözleşmelerinin» imzalandığı tarihte davalıların şirket ortağı olduğu, davalı ...’nin icraya verdiği itiraz dilekçesinde genel kredi altındaki imzanın kendisine ait olabileceğini belirttiği, bu nedenle kefalet beyanlarına ilişkin yazıların davalıların eli ürünü olmamasına ilişkin rapora itibar edilmediği, banka alacağının «araç rehni» ile «teminat» altına alındığı, 6098 sayılı Kanun'un 586 ncı maddesinin ikinci fıkrasına göre «rehnin paraya çevrilmesinden» önce kefile başvurulamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
… erekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 6098 sayılı Kanun'un 586 ncı maddesine göre asıl borçlu yönünden gönderilen «ihtarın» sonuçsuz kalması durumunda, «rehin» paraya çevrilmeden «kefilin» takip edilebileceği, kaldı ki dosyada mevcut rehinlerin de kefillerin «kefaletini kapsamadığı», bu nedenle Mahkemece yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesinin doğru olmadığı, bunun yanında davalılarca yapılan «yargılama giderlerinin» hüküm altına alınmamasın da isabetsiz olduğu, 6098 sayılı Kanun'un 583 üncü maddesine göre «kefalet sözleşmesinin», yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azami miktar ile «kefaletin tarihi» belirtilmedikçe geçerli olmayacağı, kefilin, sorumlu olduğu azami miktarı, kefalet tarihini ve «müteselsil kefil» olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısı ile belirtmesinin şart olduğu, somut olayda Adli Tıp Kurumu tarafından yapılan inceleme sonucunda, sözleşmedeki kefalete ilişkin yazıların davalıların eli ürünü olmadığı tespit edildiğinden davalıların kefaletinin geçerli olmadığı, Mahkemece davalıların «şekle aykırılık» «savunmasının hakkın kötüye kullanılması» niteliğinde olduğundan bahisle davanın reddine karar verilmesinin doğru olmadığı, Mahkemece davanın bu gerekçeyle reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe …
Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davalıların asıl borçlu şirketin kurucu ortakları olduğunu, «kefil» olma iradesiyle ve üstlendikleri sorumluluğun bilincinde olarak «kefalet sözleşmesini» imzaladıklarını, asıl borçlu şirkete davalıların kefaleti sayesinde kredi açıldığını ve şirketin de kredileri kullandığını, davalıların «şekle aykırılık» «savunmasının hakkın kötüye kullanılması» niteliğinde olduğunu, nitekim doktrinde de bu gibi hallerde şekle aykırılık savunmasının ileri sürülmesinin hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunun kabul …
Benzer bu karardaTalep, «genel kredi sözleşmesine» dayalı «ihtiyati haciz» istemine ilişkindir.
Aleyhine «ihtiyati haciz» istenenler sözleşmede «müşterek borçlu müteselsil kefil» olup, hakkında ihtiyati haciz kararı talep edilmeyen kefil Ş.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 586/1. maddesine göre; «kefil», «müteselsil kefil» sıfatıyla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girmeyi kabul etmişse alacaklı, borçluyu takip etmeden veya taşınmaz rehnini paraya çevirmeden kefili takip edebilir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:müşterek borçlu müteselsil kefil · ipotek · ihtiyati haciz · haciz
Benzer bu karardaAleyhine «ihtiyati haciz» istenenler sözleşmede «müşterek borçlu müteselsil kefil» olup, hakkında ihtiyati haciz kararı talep edilmeyen kefil Ş.
Kararı, «ihtiyati haciz» isteyen vekili temyiz etmiştir.
Talep, «genel kredi sözleşmesine» dayalı «ihtiyati haciz» istemine ilişkindir.
İİK 45. maddesi, asıl borcun «teminatı» olarak verilen «rehnin paraya çevrilmeden» önce, asıl borçlu hakkında takip yapılamayacağı ve «ihtiyati haciz» kararı alınamayacağına ilişkin olup, somut uyuşmazlık bakımından kefillere müracaat edebilme koşulları gerçekleştiğinden, talebin yazılı gerekçeyle reddi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/17183 E. 2013/22102 K.
Ortak:taşınır rehni · rehnin paraya çevrilmesi · rehin · müteselsil kefil · kefil · kredi sözleşmesi · teminat
İncelediğiniz karardaİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalıların «kefalet sözleşmesinin şekle» aykırı olduğunu savunduğu, ancak davalıların asıl borçlu şirketin kurucusu ve ortağı olduğu, şirket adına kullandırılan kredilere «kefil» oldukları, «şekle aykırılığın» ileri sürülmesinin «hakkın kötüye kullanılması» niteliğinde bulunduğu, «genel kredi sözleşmelerinin» imzalandığı tarihte davalıların şirket ortağı olduğu, davalı ...’nin icraya verdiği itiraz dilekçesinde genel kredi altındaki imzanın kendisine ait olabileceğini belirttiği, bu nedenle kefalet beyanlarına ilişkin yazıların davalıların eli ürünü olmamasına ilişkin rapora itibar edilmediği, banka alacağının «araç rehni» ile «teminat» altına alındığı, 6098 sayılı Kanun'un 586 ncı maddesinin ikinci fıkrasına göre «rehnin paraya çevrilmesinden» önce kefile başvurulamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
… erekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 6098 sayılı Kanun'un 586 ncı maddesine göre asıl borçlu yönünden gönderilen «ihtarın» sonuçsuz kalması durumunda, «rehin» paraya çevrilmeden «kefilin» takip edilebileceği, kaldı ki dosyada mevcut rehinlerin de kefillerin «kefaletini kapsamadığı», bu nedenle Mahkemece yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesinin doğru olmadığı, bunun yanında davalılarca yapılan «yargılama giderlerinin» hüküm altına alınmamasın da isabetsiz olduğu, 6098 sayılı Kanun'un 583 üncü maddesine göre «kefalet sözleşmesinin», yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azami miktar ile «kefaletin tarihi» belirtilmedikçe geçerli olmayacağı, kefilin, sorumlu olduğu azami miktarı, kefalet tarihini ve «müteselsil kefil» olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısı ile belirtmesinin şart olduğu, somut olayda Adli Tıp Kurumu tarafından yapılan inceleme sonucunda, sözleşmedeki kefalete ilişkin yazıların davalıların eli ürünü olmadığı tespit edildiğinden davalıların kefaletinin geçerli olmadığı, Mahkemece davalıların «şekle aykırılık» «savunmasının hakkın kötüye kullanılması» niteliğinde olduğundan bahisle davanın reddine karar verilmesinin doğru olmadığı, Mahkemece davanın bu gerekçeyle reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe …
Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davalıların asıl borçlu şirketin kurucu ortakları olduğunu, «kefil» olma iradesiyle ve üstlendikleri sorumluluğun bilincinde olarak «kefalet sözleşmesini» imzaladıklarını, asıl borçlu şirkete davalıların kefaleti sayesinde kredi açıldığını ve şirketin de kredileri kullandığını, davalıların «şekle aykırılık» «savunmasının hakkın kötüye kullanılması» niteliğinde olduğunu, nitekim doktrinde de bu gibi hallerde şekle aykırılık savunmasının ileri sürülmesinin hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunun kabul …
Benzer bu karardaHer ne kadar aynı Yasanın 586/2. maddesinde alacağın, «teslime bağlı taşınır rehni» veya «alacak rehni» ile güvenceye alınması halinde, «rehnin paraya çevrilmesinden» önce «kefile» başvurulamayacağı ancak, alacağın rehnin paraya çevrilmesi yoluyla tamamen karşılanamayacağının önceden hâkim tarafından belirlenmesi veya borçlunun «iflas» etmesi ya da «konkordato» mehli verilmesi hâllerinde, rehnin paraya çevrilmesinden önce de kefile başvurulabileceği belirtilmiş ise de, dosya kapsamı itibariyle taşınır rehninin teslimi meşrud bir «rehin» olup olmadığı ve miktarı anlaşılamamaktadır.
Mahkemece, iddia ve tüm dosya kapsamına göre, talebin dayanağı olan «kredi sözleşmesi»'nde, karşı taraf ... ve ...'nın müşterek borçlu ve müteselsil kefilleri oldukları, dava dışı borçlu ...'nın, kredi sözleşmesine «teminat» olarak taşınmazını «ipotek» verdiği, borcun rehinle teminat altına alındığı, rehinle teminat altına alınmış borçlarda, «ihtiyati haciz» talep edilemeyeceği gerekçesiyle, talebin reddine karar verilmiştir.
İhtiyati «haciz» talep eden tarafından, dava dışı ...'ya kullandırılan «ticari kredi» için asıl borçludan «ipotek» ve «taşınır rehni» alınmış, ancak, aleyhlerine «ihtiyati haciz» istenen müşterek borçlu ve müteselsil kefillerden ipotek veya «rehin» alınmamıştır.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:teslime bağlı taşınır rehni · alacak rehni · konkordato · borcun ifası · ticari kredi · i̇i̇k 257 · ipotek · ihtiyati haciz
Benzer bu karardaİhtiyati «haciz» talep eden tarafından, dava dışı ...'ya kullandırılan «ticari kredi» için asıl borçludan «ipotek» ve «taşınır rehni» alınmış, ancak, aleyhlerine «ihtiyati haciz» istenen müşterek borçlu ve müteselsil kefillerden ipotek veya «rehin» alınmamıştır.
Her ne kadar aynı Yasanın 586/2. maddesinde alacağın, «teslime bağlı taşınır rehni» veya «alacak rehni» ile güvenceye alınması halinde, «rehnin paraya çevrilmesinden» önce «kefile» başvurulamayacağı ancak, alacağın rehnin paraya çevrilmesi yoluyla tamamen karşılanamayacağının önceden hâkim tarafından belirlenmesi veya borçlunun «iflas» etmesi ya da «konkordato» mehli verilmesi hâllerinde, rehnin paraya çevrilmesinden önce de kefile başvurulabileceği belirtilmiş ise de, dosya kapsamı itibariyle taşınır rehninin teslimi meşrud bir «rehin» olup olmadığı ve miktarı anlaşılamamaktadır.
Mahkemece, iddia ve tüm dosya kapsamına göre, talebin dayanağı olan «kredi sözleşmesi»'nde, karşı taraf ... ve ...'nın müşterek borçlu ve müteselsil kefilleri oldukları, dava dışı borçlu ...'nın, kredi sözleşmesine «teminat» olarak taşınmazını «ipotek» verdiği, borcun rehinle teminat altına alındığı, rehinle teminat altına alınmış borçlarda, «ihtiyati haciz» talep edilemeyeceği gerekçesiyle, talebin reddine karar verilmiştir.
İhtiyati «haciz» talep eden alacaklı banka tarafından, dava dışı ...'ya kullandırılan «ticari kredinin» zamanında ödenmemesi üzerine bankaca, hesabın kat edilerek ödenmesi istenmiş, ödenmeyince «kefiller» yönünden işbu «ihtiyati haciz» isteminde bulunulmuştur.
5 benzer karar daha
-
İhtiyati haciz | İhtiyati haciz kararı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/17931 E. 2015/954 K.
Ortak:müteselsil kefil · kefalet · kefil
İncelediğiniz kararda… erekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 6098 sayılı Kanun'un 586 ncı maddesine göre asıl borçlu yönünden gönderilen «ihtarın» sonuçsuz kalması durumunda, «rehin» paraya çevrilmeden «kefilin» takip edilebileceği, kaldı ki dosyada mevcut rehinlerin de kefillerin «kefaletini kapsamadığı», bu nedenle Mahkemece yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesinin doğru olmadığı, bunun yanında davalılarca yapılan «yargılama giderlerinin» hüküm altına alınmamasın da isabetsiz olduğu, 6098 sayılı Kanun'un 583 üncü maddesine göre «kefalet sözleşmesinin», yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azami miktar ile «kefaletin tarihi» belirtilmedikçe geçerli olmayacağı, kefilin, sorumlu olduğu azami miktarı, kefalet tarihini ve «müteselsil kefil» olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısı ile belirtmesinin şart olduğu, somut olayda Adli Tıp Kurumu tarafından yapılan inceleme sonucunda, sözleşmedeki kefalete ilişkin yazıların davalıların eli ürünü olmadığı tespit edildiğinden davalıların kefaletinin geçerli olmadığı, Mahkemece davalıların «şekle aykırılık» «savunmasının hakkın kötüye kullanılması» niteliğinde olduğundan bahisle davanın reddine karar verilmesinin doğru olmadığı, Mahkemece davanın bu gerekçeyle reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe …
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalıların «kefalet sözleşmesinin şekle» aykırı olduğunu savunduğu, ancak davalıların asıl borçlu şirketin kurucusu ve ortağı olduğu, şirket adına kullandırılan kredilere «kefil» oldukları, «şekle aykırılığın» ileri sürülmesinin «hakkın kötüye kullanılması» niteliğinde bulunduğu, «genel kredi sözleşmelerinin» imzalandığı tarihte davalıların şirket ortağı olduğu, davalı ...’nin icraya verdiği itiraz dilekçesinde genel kredi altındaki imzanın kendisine ait olabileceğini belirttiği, bu nedenle kefalet beyanlarına ilişkin yazıların davalıların eli ürünü olmamasına ilişkin rapora itibar edilmediği, banka alacağının «araç rehni» ile «teminat» altına alındığı, 6098 sayılı Kanun'un 586 ncı maddesinin ikinci fıkrasına göre «rehnin paraya çevrilmesinden» önce kefile başvurulamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davalıların asıl borçlu şirketin kurucu ortakları olduğunu, «kefil» olma iradesiyle ve üstlendikleri sorumluluğun bilincinde olarak «kefalet sözleşmesini» imzaladıklarını, asıl borçlu şirkete davalıların kefaleti sayesinde kredi açıldığını ve şirketin de kredileri kullandığını, davalıların «şekle aykırılık» «savunmasının hakkın kötüye kullanılması» niteliğinde olduğunu, nitekim doktrinde de bu gibi hallerde şekle aykırılık savunmasının ileri sürülmesinin hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunun kabul …
Benzer bu karardaBu durumda, sözleşmede «müteselsil kefiller» için «muacceliyet» hükmü bulunup bulunmadığı ile 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun 583 vd ile 586. maddesindeki şartların gerçekleşip gerçekleşmediği tartışılıp değerlendirilerek sonuca göre bir karar verilmesi gerektiğinden kararın bozulması gerekmiştir.
Mahkemece, sözleşmenin imzalandığı tarihte yürürlükte olan 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun 583 ve devamı maddeleri uyarınca «kefalet» için şekil şartları getirildiği, bu şartların «geçerlilik şartı» olup söz konusu sözleşmede bu şartların bulunmadığı gerekçesiyle, «ihtiyati haciz» isteminin reddine karar verilmiştir.
Mahkemece, 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun 583 vd. maddeleri uyarınca «kefalet» için öngörülen şartların bulunmadığı gerekçesiyle, «ihtiyati haciz» isteminin reddine karar verilmiş ise de, kararda yasada belirtilen hangi şartların oluşmadığı hususunda hiçbir açıklama yapılmamıştır.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:geçerlilik şartı · muacceliyet · ihtiyati haciz · haciz
Benzer bu karardaMahkemece, sözleşmenin imzalandığı tarihte yürürlükte olan 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun 583 ve devamı maddeleri uyarınca «kefalet» için şekil şartları getirildiği, bu şartların «geçerlilik şartı» olup söz konusu sözleşmede bu şartların bulunmadığı gerekçesiyle, «ihtiyati haciz» isteminin reddine karar verilmiştir.
Kararı, «ihtiyati haciz» isteyen vekili temyiz etmiştir.
Talep, «ihtiyati haciz» istemine ilişkindir.
Mahkemece, 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun 583 vd. maddeleri uyarınca «kefalet» için öngörülen şartların bulunmadığı gerekçesiyle, «ihtiyati haciz» isteminin reddine karar verilmiş ise de, kararda yasada belirtilen hangi şartların oluşmadığı hususunda hiçbir açıklama yapılmamıştır.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/5443 E. 2013/7561 K.
Ortak:rehnin paraya çevrilmesi · müteselsil kefil · kefalet · kefil · kredi sözleşmesi
İncelediğiniz karardaİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalıların «kefalet sözleşmesinin şekle» aykırı olduğunu savunduğu, ancak davalıların asıl borçlu şirketin kurucusu ve ortağı olduğu, şirket adına kullandırılan kredilere «kefil» oldukları, «şekle aykırılığın» ileri sürülmesinin «hakkın kötüye kullanılması» niteliğinde bulunduğu, «genel kredi sözleşmelerinin» imzalandığı tarihte davalıların şirket ortağı olduğu, davalı ...’nin icraya verdiği itiraz dilekçesinde genel kredi altındaki imzanın kendisine ait olabileceğini belirttiği, bu nedenle kefalet beyanlarına ilişkin yazıların davalıların eli ürünü olmamasına ilişkin rapora itibar edilmediği, banka alacağının «araç rehni» ile «teminat» altına alındığı, 6098 sayılı Kanun'un 586 ncı maddesinin ikinci fıkrasına göre «rehnin paraya çevrilmesinden» önce kefile başvurulamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
… erekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 6098 sayılı Kanun'un 586 ncı maddesine göre asıl borçlu yönünden gönderilen «ihtarın» sonuçsuz kalması durumunda, «rehin» paraya çevrilmeden «kefilin» takip edilebileceği, kaldı ki dosyada mevcut rehinlerin de kefillerin «kefaletini kapsamadığı», bu nedenle Mahkemece yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesinin doğru olmadığı, bunun yanında davalılarca yapılan «yargılama giderlerinin» hüküm altına alınmamasın da isabetsiz olduğu, 6098 sayılı Kanun'un 583 üncü maddesine göre «kefalet sözleşmesinin», yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azami miktar ile «kefaletin tarihi» belirtilmedikçe geçerli olmayacağı, kefilin, sorumlu olduğu azami miktarı, kefalet tarihini ve «müteselsil kefil» olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısı ile belirtmesinin şart olduğu, somut olayda Adli Tıp Kurumu tarafından yapılan inceleme sonucunda, sözleşmedeki kefalete ilişkin yazıların davalıların eli ürünü olmadığı tespit edildiğinden davalıların kefaletinin geçerli olmadığı, Mahkemece davalıların «şekle aykırılık» «savunmasının hakkın kötüye kullanılması» niteliğinde olduğundan bahisle davanın reddine karar verilmesinin doğru olmadığı, Mahkemece davanın bu gerekçeyle reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe …
Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davalıların asıl borçlu şirketin kurucu ortakları olduğunu, «kefil» olma iradesiyle ve üstlendikleri sorumluluğun bilincinde olarak «kefalet sözleşmesini» imzaladıklarını, asıl borçlu şirkete davalıların kefaleti sayesinde kredi açıldığını ve şirketin de kredileri kullandığını, davalıların «şekle aykırılık» «savunmasının hakkın kötüye kullanılması» niteliğinde olduğunu, nitekim doktrinde de bu gibi hallerde şekle aykırılık savunmasının ileri sürülmesinin hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunun kabul …
Benzer bu karardaKefillerin sorumluluğu TBK'nın 586. maddesinin 1. bendinde hükme bağlanmış olup, anılan düzenlemeye göre «kefil», «müteselsil kefil» sıfatıyla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girmeyi kabul etmişse alacaklı, borçluyu takip etmeden veya taşınmaz rehnini paraya çevirmeden kefili takip edebilir Dosyada «kefaletten» kaynaklanan alacağın rehinle temin edildiğini gösterir bir işaret yoktur.
O halde, «ihtiyati haciz» isteyen alacaklının, «kredi sözleşmesinde» müşterek borçlu ve «müteselsil kefil» sıfatı «taşıyan» borçlular aleyhine, TBK' nın 586. maddesine dayanarak ihtiyati haciz talebinde bulunmasına engel bir durum bulunmadığı gözden kaçırılarak, yazılı gerekçeyle istemin reddedilmesi bozmayı gerektirmiştir.
İ.İ.K.nun 45.maddesine göre, rehinle temin edilmiş bir alacağın takibi ancak «rehnin paraya çevrilmesi» yolu ile yapılabilir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:i̇i̇k 257 · ihtiyati haciz · haciz · taşıyan
Benzer bu karardaO halde, «ihtiyati haciz» isteyen alacaklının, «kredi sözleşmesinde» müşterek borçlu ve «müteselsil kefil» sıfatı «taşıyan» borçlular aleyhine, TBK' nın 586. maddesine dayanarak ihtiyati haciz talebinde bulunmasına engel bir durum bulunmadığı gözden kaçırılarak, yazılı gerekçeyle istemin reddedilmesi bozmayı gerektirmiştir.
Mahkemece, talep ve tüm dosya kapsamına göre, alacaklının talep edebileceği alacağın rehinle temin edilmiş olması nedeniyle «ihtiyati haciz» koşulları oluşmadığından, ihtiyati haciz talebinin reddine karar vermiştir.
Aynı yasanın «257». maddesine göre de ihtiyati hacze karar verilebilmesi için gerekli koşullardan biri de alacağın rehinle temin edilmemiş olmasıdır.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/9389 E. 2014/12806 K.
Ortak:rehnin paraya çevrilmesi · müteselsil kefil · kefalet · kefil · ihtar · kredi sözleşmesi · teminat
İncelediğiniz karardaİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalıların «kefalet sözleşmesinin şekle» aykırı olduğunu savunduğu, ancak davalıların asıl borçlu şirketin kurucusu ve ortağı olduğu, şirket adına kullandırılan kredilere «kefil» oldukları, «şekle aykırılığın» ileri sürülmesinin «hakkın kötüye kullanılması» niteliğinde bulunduğu, «genel kredi sözleşmelerinin» imzalandığı tarihte davalıların şirket ortağı olduğu, davalı ...’nin icraya verdiği itiraz dilekçesinde genel kredi altındaki imzanın kendisine ait olabileceğini belirttiği, bu nedenle kefalet beyanlarına ilişkin yazıların davalıların eli ürünü olmamasına ilişkin rapora itibar edilmediği, banka alacağının «araç rehni» ile «teminat» altına alındığı, 6098 sayılı Kanun'un 586 ncı maddesinin ikinci fıkrasına göre «rehnin paraya çevrilmesinden» önce kefile başvurulamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
… erekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 6098 sayılı Kanun'un 586 ncı maddesine göre asıl borçlu yönünden gönderilen «ihtarın» sonuçsuz kalması durumunda, «rehin» paraya çevrilmeden «kefilin» takip edilebileceği, kaldı ki dosyada mevcut rehinlerin de kefillerin «kefaletini kapsamadığı», bu nedenle Mahkemece yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesinin doğru olmadığı, bunun yanında davalılarca yapılan «yargılama giderlerinin» hüküm altına alınmamasın da isabetsiz olduğu, 6098 sayılı Kanun'un 583 üncü maddesine göre «kefalet sözleşmesinin», yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azami miktar ile «kefaletin tarihi» belirtilmedikçe geçerli olmayacağı, kefilin, sorumlu olduğu azami miktarı, kefalet tarihini ve «müteselsil kefil» olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısı ile belirtmesinin şart olduğu, somut olayda Adli Tıp Kurumu tarafından yapılan inceleme sonucunda, sözleşmedeki kefalete ilişkin yazıların davalıların eli ürünü olmadığı tespit edildiğinden davalıların kefaletinin geçerli olmadığı, Mahkemece davalıların «şekle aykırılık» «savunmasının hakkın kötüye kullanılması» niteliğinde olduğundan bahisle davanın reddine karar verilmesinin doğru olmadığı, Mahkemece davanın bu gerekçeyle reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe …
Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davalıların asıl borçlu şirketin kurucu ortakları olduğunu, «kefil» olma iradesiyle ve üstlendikleri sorumluluğun bilincinde olarak «kefalet sözleşmesini» imzaladıklarını, asıl borçlu şirkete davalıların kefaleti sayesinde kredi açıldığını ve şirketin de kredileri kullandığını, davalıların «şekle aykırılık» «savunmasının hakkın kötüye kullanılması» niteliğinde olduğunu, nitekim doktrinde de bu gibi hallerde şekle aykırılık savunmasının ileri sürülmesinin hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunun kabul …
Benzer bu karardaKefillerin sorumluluğu TBK'nın 586. maddesinin 1. bendinde hükme bağlanmış olup, anılan düzenlemeye göre «kefil», «müteselsil kefil» sıfatıyla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girmeyi kabul etmişse alacaklı, borçlunun ifada gecikmiş ve «ihtarın» sonuçsuz kalması veya açıkça ödeme güçsüzlüğü içinde bulunması halinde borçluyu takip etmeden veya taşınmaz rehnini paraya çevirmeden kefili takip edebilir.
Bu itibarla, «ihtiyati haciz» isteyen alacaklının, «kredi sözleşmesinde» müşterek borçlu ve «müteselsil kefil» sıfatı «taşıyan» borçlular aleyhine, TBK'nın 586. maddesine dayanarak ihtiyati haciz talebinde bulunmasına engel bir durum bulunmadığı gözden kaçırılarak, yazılı gerekçeyle istemin reddedilmesi bozmayı gerektirmiştir.
Talep «müşterek borçlu müteselsil kefiller» için «ihtiyati haciz» kararı verilmesi istemine ilişkin olup, mahkemece yazılı gerekçeyle talebin reddine karar verilmiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:müşterek borçlu müteselsil kefil · i̇i̇k 257 · ipotek · ihtiyati haciz · haciz · taşıyan
Benzer bu karardaTalep «müşterek borçlu müteselsil kefiller» için «ihtiyati haciz» kararı verilmesi istemine ilişkin olup, mahkemece yazılı gerekçeyle talebin reddine karar verilmiştir.
Bu itibarla, «ihtiyati haciz» isteyen alacaklının, «kredi sözleşmesinde» müşterek borçlu ve «müteselsil kefil» sıfatı «taşıyan» borçlular aleyhine, TBK'nın 586. maddesine dayanarak ihtiyati haciz talebinde bulunmasına engel bir durum bulunmadığı gözden kaçırılarak, yazılı gerekçeyle istemin reddedilmesi bozmayı gerektirmiştir.
Mahkemece, asıl borçlu firmaya kullandırılan kredinin «teminatı» olarak «ipotek» tesis edildiği, alacak rehinle temin edildiğinden İİK'nın «257». maddesindeki şartların oluşmadığı gerekçesiyle, talebin reddine karar verilmiştir.
Kararı, «ihtiyati haciz» isteyen vekili temyiz etmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/14592 E. 2016/97 K.
Ortak:rehnin paraya çevrilmesi · müteselsil kefil · kefil · ihtar · kredi sözleşmesi · teminat
İncelediğiniz karardaİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalıların «kefalet sözleşmesinin şekle» aykırı olduğunu savunduğu, ancak davalıların asıl borçlu şirketin kurucusu ve ortağı olduğu, şirket adına kullandırılan kredilere «kefil» oldukları, «şekle aykırılığın» ileri sürülmesinin «hakkın kötüye kullanılması» niteliğinde bulunduğu, «genel kredi sözleşmelerinin» imzalandığı tarihte davalıların şirket ortağı olduğu, davalı ...’nin icraya verdiği itiraz dilekçesinde genel kredi altındaki imzanın kendisine ait olabileceğini belirttiği, bu nedenle kefalet beyanlarına ilişkin yazıların davalıların eli ürünü olmamasına ilişkin rapora itibar edilmediği, banka alacağının «araç rehni» ile «teminat» altına alındığı, 6098 sayılı Kanun'un 586 ncı maddesinin ikinci fıkrasına göre «rehnin paraya çevrilmesinden» önce kefile başvurulamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
… erekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 6098 sayılı Kanun'un 586 ncı maddesine göre asıl borçlu yönünden gönderilen «ihtarın» sonuçsuz kalması durumunda, «rehin» paraya çevrilmeden «kefilin» takip edilebileceği, kaldı ki dosyada mevcut rehinlerin de kefillerin «kefaletini kapsamadığı», bu nedenle Mahkemece yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesinin doğru olmadığı, bunun yanında davalılarca yapılan «yargılama giderlerinin» hüküm altına alınmamasın da isabetsiz olduğu, 6098 sayılı Kanun'un 583 üncü maddesine göre «kefalet sözleşmesinin», yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azami miktar ile «kefaletin tarihi» belirtilmedikçe geçerli olmayacağı, kefilin, sorumlu olduğu azami miktarı, kefalet tarihini ve «müteselsil kefil» olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısı ile belirtmesinin şart olduğu, somut olayda Adli Tıp Kurumu tarafından yapılan inceleme sonucunda, sözleşmedeki kefalete ilişkin yazıların davalıların eli ürünü olmadığı tespit edildiğinden davalıların kefaletinin geçerli olmadığı, Mahkemece davalıların «şekle aykırılık» «savunmasının hakkın kötüye kullanılması» niteliğinde olduğundan bahisle davanın reddine karar verilmesinin doğru olmadığı, Mahkemece davanın bu gerekçeyle reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe …
Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davalıların asıl borçlu şirketin kurucu ortakları olduğunu, «kefil» olma iradesiyle ve üstlendikleri sorumluluğun bilincinde olarak «kefalet sözleşmesini» imzaladıklarını, asıl borçlu şirkete davalıların kefaleti sayesinde kredi açıldığını ve şirketin de kredileri kullandığını, davalıların «şekle aykırılık» «savunmasının hakkın kötüye kullanılması» niteliğinde olduğunu, nitekim doktrinde de bu gibi hallerde şekle aykırılık savunmasının ileri sürülmesinin hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunun kabul …
Benzer bu karardaDosya kapsamından; «ihtiyati haciz» isteyen (alacaklı) ile asıl borçlu .... arasında akdedilen 20.08.2014 tarihli «kredi sözleşmesi» uyarınca asıl borçluya kredi kullandırıldığı, aleyhine ihtiyati haciz kararı verilmesi istenilen kişilerin kredi sözleşmesini «müteselsil kefil» sıfatıyla imzaladıkları, kredi borcunun ödenmemesi nedeniyle hesabın kat edilerek .....
Noterliği aracılığıyla asıl borçlu ve müteselsil kefillere «hesap kat ihtarının» gönderildiği, buna rağmen kredi borcunun ödenmemesi nedeniyle «müteselsil kefiller» aleyhine «ihtiyati haciz» kararı verilmesinin istenildiği sabittir. ....Noterliği tarafından düzenlenen «ihtarnamede» alacaklı banka lehine, asıl borçlunun ve müteselsil kefil ...'nın taşınmazları üzerinde «ipotek» tesis edilmiş olduğu belirtilmiştir.
Tesis edilen «ipoteklerin» müteselsil kefillerin borcunun da «teminatı» olması halinde TBK'nin 586/2. ve İİK'nın 45. maddeleri uyarınca «müteselsil kefiller» hakkında «ihtiyati haciz» kararı verilemez.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:hesap kat ihtarı · kat ihtarı · hesap kat · i̇i̇k 257 · ipotek · ihtiyati haciz · haciz · ihtarname
Benzer bu karardaNoterliği aracılığıyla asıl borçlu ve müteselsil kefillere «hesap kat ihtarının» gönderildiği, buna rağmen kredi borcunun ödenmemesi nedeniyle «müteselsil kefiller» aleyhine «ihtiyati haciz» kararı verilmesinin istenildiği sabittir. ....Noterliği tarafından düzenlenen «ihtarnamede» alacaklı banka lehine, asıl borçlunun ve müteselsil kefil ...'nın taşınmazları üzerinde «ipotek» tesis edilmiş olduğu belirtilmiştir.
«257» ve devamı maddelerinde «ihtiyati haciz» kararının rehinle temin edilmemiş bir para borcuna yönelik verilebileceği gerekçesiyle talebin reddine karar verilmiştir.
Tesis edilen «ipoteklerin» müteselsil kefillerin borcunun da «teminatı» olması halinde TBK'nin 586/2. ve İİK'nın 45. maddeleri uyarınca «müteselsil kefiller» hakkında «ihtiyati haciz» kararı verilemez.
Kararı, «ihtiyati haciz» talep eden vekili temyiz etmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/16378 E. 2013/21250 K.
Ortak:rehnin paraya çevrilmesi · müteselsil kefil · kefalet · kefil · ihtar · kredi sözleşmesi
İncelediğiniz karardaİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalıların «kefalet sözleşmesinin şekle» aykırı olduğunu savunduğu, ancak davalıların asıl borçlu şirketin kurucusu ve ortağı olduğu, şirket adına kullandırılan kredilere «kefil» oldukları, «şekle aykırılığın» ileri sürülmesinin «hakkın kötüye kullanılması» niteliğinde bulunduğu, «genel kredi sözleşmelerinin» imzalandığı tarihte davalıların şirket ortağı olduğu, davalı ...’nin icraya verdiği itiraz dilekçesinde genel kredi altındaki imzanın kendisine ait olabileceğini belirttiği, bu nedenle kefalet beyanlarına ilişkin yazıların davalıların eli ürünü olmamasına ilişkin rapora itibar edilmediği, banka alacağının «araç rehni» ile «teminat» altına alındığı, 6098 sayılı Kanun'un 586 ncı maddesinin ikinci fıkrasına göre «rehnin paraya çevrilmesinden» önce kefile başvurulamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
… erekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 6098 sayılı Kanun'un 586 ncı maddesine göre asıl borçlu yönünden gönderilen «ihtarın» sonuçsuz kalması durumunda, «rehin» paraya çevrilmeden «kefilin» takip edilebileceği, kaldı ki dosyada mevcut rehinlerin de kefillerin «kefaletini kapsamadığı», bu nedenle Mahkemece yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesinin doğru olmadığı, bunun yanında davalılarca yapılan «yargılama giderlerinin» hüküm altına alınmamasın da isabetsiz olduğu, 6098 sayılı Kanun'un 583 üncü maddesine göre «kefalet sözleşmesinin», yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azami miktar ile «kefaletin tarihi» belirtilmedikçe geçerli olmayacağı, kefilin, sorumlu olduğu azami miktarı, kefalet tarihini ve «müteselsil kefil» olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısı ile belirtmesinin şart olduğu, somut olayda Adli Tıp Kurumu tarafından yapılan inceleme sonucunda, sözleşmedeki kefalete ilişkin yazıların davalıların eli ürünü olmadığı tespit edildiğinden davalıların kefaletinin geçerli olmadığı, Mahkemece davalıların «şekle aykırılık» «savunmasının hakkın kötüye kullanılması» niteliğinde olduğundan bahisle davanın reddine karar verilmesinin doğru olmadığı, Mahkemece davanın bu gerekçeyle reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe …
Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davalıların asıl borçlu şirketin kurucu ortakları olduğunu, «kefil» olma iradesiyle ve üstlendikleri sorumluluğun bilincinde olarak «kefalet sözleşmesini» imzaladıklarını, asıl borçlu şirkete davalıların kefaleti sayesinde kredi açıldığını ve şirketin de kredileri kullandığını, davalıların «şekle aykırılık» «savunmasının hakkın kötüye kullanılması» niteliğinde olduğunu, nitekim doktrinde de bu gibi hallerde şekle aykırılık savunmasının ileri sürülmesinin hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunun kabul …
Benzer bu karardaKefillerin sorumluluğu TBK'nın 586. maddesinin 1. bendinde hükme bağlanmış olup, anılan düzenlemeye göre «kefil», «müteselsil kefil» sıfatıyla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girmeyi kabul etmişse alacaklı, borçlunun ifada gecikmiş ve «ihtarın» sonuçsuz kalması veya açıkça ödeme güçsüzlüğü içinde bulunması halinde borçluyu takip etmeden veya taşınmaz rehnini paraya çevirmeden kefili takip edebilir.
Bu itibarla, «ihtiyati haciz» isteyen alacaklının, «kredi sözleşmesinde» müşterek borçlu ve «müteselsil kefil» sıfatı «taşıyan» borçlular aleyhine, TBK' nın 586. maddesine dayanarak ihtiyati haciz talebinde bulunmasına engel bir durum bulunmadığı gözden kaçırılarak, yazılı gerekçeyle istemin reddedilmesi bozmayı gerektirmiştir.
Mahkemece, dosyaya sunulan «ipotek» belgelerinin incelenmesinde; ... tarafından verilen 30.12.2011 tarihli 6564 yevmiye nolu 6.000.000 TL miktarlı, 30.12.2011 tarihli 6563 yevmiye nolu 4.000.000 TL miktarlı ve dava dışı ... tarafından verilen 30.12.2011 tarihli 6565 yevmiyede kayıtlı 2.000,000 TL miktarlı ipotekleri olduğu anlaşıldığı, ayrıca dosyada «rehnin paraya çevrilmesine» yönelik bir takip olup olmadığı sunulan belgelerden anlaşılamadığı, bu haliyle BK 586/2 maddesi gereğince rehnin paraya çevrilmesinden önce kefillere başvurulamayacağının düzenlendiği, bu sebeple TBK 586/2 maddesi gereğince «ipoteğin paraya çevrilmesine» yönelik takipte bulunup bulunulmadığı, ipoteklerin borcu karşılayıp karşılamadığı anlaşılamadığı, gerekçesi ile talebin reddine karar verilmiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:ipoteğin paraya çevrilmesi · i̇i̇k 257 · ipotek · ihtiyati haciz · haciz · taşıyan
Benzer bu karardaBu itibarla, «ihtiyati haciz» isteyen alacaklının, «kredi sözleşmesinde» müşterek borçlu ve «müteselsil kefil» sıfatı «taşıyan» borçlular aleyhine, TBK' nın 586. maddesine dayanarak ihtiyati haciz talebinde bulunmasına engel bir durum bulunmadığı gözden kaçırılarak, yazılı gerekçeyle istemin reddedilmesi bozmayı gerektirmiştir.
Mahkemece, dosyaya sunulan «ipotek» belgelerinin incelenmesinde; ... tarafından verilen 30.12.2011 tarihli 6564 yevmiye nolu 6.000.000 TL miktarlı, 30.12.2011 tarihli 6563 yevmiye nolu 4.000.000 TL miktarlı ve dava dışı ... tarafından verilen 30.12.2011 tarihli 6565 yevmiyede kayıtlı 2.000,000 TL miktarlı ipotekleri olduğu anlaşıldığı, ayrıca dosyada «rehnin paraya çevrilmesine» yönelik bir takip olup olmadığı sunulan belgelerden anlaşılamadığı, bu haliyle BK 586/2 maddesi gereğince rehnin paraya çevrilmesinden önce kefillere başvurulamayacağının düzenlendiği, bu sebeple TBK 586/2 maddesi gereğince «ipoteğin paraya çevrilmesine» yönelik takipte bulunup bulunulmadığı, ipoteklerin borcu karşılayıp karşılamadığı anlaşılamadığı, gerekçesi ile talebin reddine karar verilmiştir.
Kararı, «ihtiyati haciz» talep eden vekili temyiz etmiştir.
Aynı yasanın «257». maddesine göre de ihtiyati hacze karar verilebilmesi için gerekli koşullardan biri de alacağın rehinle temin edilmemiş olmasıdır.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2021/6464 E. , 2023/1187 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ ... Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
HÜKÜM
Ret
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin başvurusunun esastan reddine, davalılar vekilinin başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılmasına, esas hakkında yeniden hüküm kurularak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalıların müvekkili banka ile dava dışı asıl borçlu arasında imzalanan muhtelif tarihli genel kredi sözleşmelerini müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığını, asıl borçlunun kredi sözleşmelerinden kaynaklanan borcunu ödememesi üzerine hesabın kat edilerek davalı kefiller hakkında
ilamsız icra takibi yapıldığını, takibin davalıların itirazı üzerine durduğunu ileri sürerek itirazın iptaline ve icra inkar tazminatının davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalılar vekili cevap dilekçesinde; müvekkillerinin kefaletinin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 583 üncü maddesinde aranılan şekil şartlarını taşımadığından geçersiz olduğunu, kefalet tarihinde evli olan müvekkillerinin eş rızasının alınmadığını, davacı alacağının taşınır rehni ile teminat altına alındığını, davacının rehinleri paraya çevirmediğinden kefillere başvurmayacağını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalıların kefalet sözleşmesinin şekle aykırı olduğunu savunduğu, ancak davalıların asıl borçlu şirketin kurucusu ve ortağı olduğu, şirket adına kullandırılan kredilere kefil oldukları, şekle aykırılığın ileri sürülmesinin hakkın kötüye kullanılması niteliğinde bulunduğu, genel kredi sözleşmelerinin imzalandığı tarihte davalıların şirket ortağı olduğu, davalı ...’nin icraya verdiği itiraz dilekçesinde genel kredi altındaki imzanın kendisine ait olabileceğini belirttiği, bu nedenle kefalet beyanlarına ilişkin yazıların davalıların eli ürünü olmamasına ilişkin rapora itibar edilmediği, banka alacağının araç rehni ile teminat altına alındığı, 6098 sayılı Kanun'un 586 ncı maddesinin ikinci fıkrasına göre rehnin paraya çevrilmesinden önce kefile başvurulamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalıların müteselsil sorumluluk gereği borcun tamamından sorumlu olduğunu, 6098 sayılı Kanun'un 162 nci maddesine göre, birden çok borçludan her birinin, alacaklıya karşı borcun tamamından sorumlu bulunduğunu, aynı Kanun'un 163 üncü maddesine göre alacaklının, borcu hepsinden veya dilerse birisinden isteyebileceğini, rehinlerin asıl borçlunun borcunu teminen verildiğini, kefaleti kapsamadığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
2. Davalılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkillerin kefaletinin 6098 sayılı Kanun'un 583 üncü maddesinde aranılan şekil şartlarını taşımadığından geçersiz olduğunu, nitekim yapılan inceleme sonucunda, kefalet beyanında yer alan ifadelerin imza dışında müvekkillerine ait olmadığının tespit edildiğini, müvekkillerin şekle aykırılık savunmasının hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilmesinin isabetli olmadığını, dava reddedildiği halde müvekkillerince yapılan yargılama giderlerinin hüküm altına alınmadığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 6098 sayılı Kanun'un 586 ncı maddesine göre asıl borçlu yönünden gönderilen ihtarın sonuçsuz kalması durumunda, rehin paraya çevrilmeden kefilin takip edilebileceği, kaldı ki dosyada mevcut rehinlerin de kefillerin kefaletini kapsamadığı, bu nedenle Mahkemece yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesinin doğru olmadığı, bunun yanında davalılarca yapılan yargılama giderlerinin hüküm altına alınmamasın da isabetsiz olduğu, 6098 sayılı Kanun'un 583 üncü maddesine göre kefalet sözleşmesinin, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azami miktar ile kefaletin tarihi belirtilmedikçe geçerli olmayacağı, kefilin, sorumlu olduğu azami miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda,
bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısı ile belirtmesinin şart olduğu, somut olayda Adli Tıp Kurumu tarafından yapılan inceleme sonucunda, sözleşmedeki kefalete ilişkin yazıların davalıların eli ürünü olmadığı tespit edildiğinden davalıların kefaletinin geçerli olmadığı, Mahkemece davalıların şekle aykırılık savunmasının hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğundan bahisle davanın reddine karar verilmesinin doğru olmadığı, Mahkemece davanın bu gerekçeyle reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle reddine karar verilmesinin isabetsiz olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin başvurusunun esastan reddine, davalılar vekilinin başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, esas hakkında yeniden hüküm kurulması suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davalıların asıl borçlu şirketin kurucu ortakları olduğunu, kefil olma iradesiyle ve üstlendikleri sorumluluğun bilincinde olarak kefalet sözleşmesini imzaladıklarını, asıl borçlu şirkete davalıların kefaleti sayesinde kredi açıldığını ve şirketin de kredileri kullandığını, davalıların şekle aykırılık savunmasının hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu, nitekim doktrinde de bu gibi hallerde şekle aykırılık savunmasının ileri sürülmesinin hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunun kabul edildiğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davalıların kefaletinin 6098 sayılı Kanun'un 583 üncü maddesi anlamında şeklen geçerli olup olmadığı ve asıl borçlu şirketin ortakları olan davalı kefillerin şekle aykırılık savunmasını ileri sürmelerinin hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olup olmadığı hususlarında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2. 6098 sayılı Kanun'un 583 üncü maddesinin birinci fıkrası
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderlerinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
28.02.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/899721300 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz