Genel işlem koşulu denetimi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2021/4717 E. 2022/8916 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Dava şartı
- dava şartı
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
genel işlem koşulu denetimi↗ azami faiz oranı↗ hükmün tamamlanması↗ sözleşme özgürlüğü↗ 2006/1 sayılı tebliğ↗ kesin hükümsüzlük↗ genel işlem koşulları↗ sözleşme serbestisi↗ genel işlem şartı↗ genel işlem koşulu↗ çerçeve sözleşme↗ ticari işletme↗ emredici hüküm↗ ipotek↗ denetime elverişlilik↗ dürüstlük kuralı↗ olumsuz oy↗ genel kredi sözleşmesi↗ tbk 99↗ komisyon↗ istirdat↗ geçersizlik↗ kredi sözleşmesi↗ tacir↗ dosya masrafı↗ ilan↗ eksik inceleme↗ hmk 353(1)b-2↗ kesin hüküm↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre; davaya konu kredide uygulanan faiz oranında ve sözleşmenin imzalanması usulünde bir yanlışlık olmadığı, davacının tacir olmakla basiretli davranma yükümlülüğü ile raporda faize ilişkin bir usulsüzlük saptanmamasına göre tacir olan davacının faizin fahiş olduğuna ilişkin iddiası yerinde görülmediği, diğer yandan raporda hukukçu bilirkişi masraflar yönünden bunların genel işlem şartı olması sebebiyle istenemeyeceği yönünde görüş bildirmişse bu görüşe, davalı tacir olmakla sunduğu her hizmet karşılığı makul bir ücret isteyebileceğinden itibar edilmediği, taraflar arasındaki sözleşmeye göre de istihbarat vs ücretlerinin alınacağı kararlaştırılmış ancak ücretin karşılıklı belirleneceği hüküm altına alındığı, bilirkişi raporunda bedellerin makul olduğu bildirildiği, diğer yandan davacı bu bedellerin fahiş olduğunu değil haksız olduğunu öne sürdüğü, tacirlerin yaptıkları işlere ilişkin ücret isteyebilecekleri ilkesi, taraflar arasındaki sözleşmede bu masrafların alınacağının hüküm altına alınması alınan bu bedellerin haksız olmadığını gösterdiği, rapora göre de alınan bedellerin piyasa şartlarına göre makul olduğu, bu sebeple davacının masraflara ilişkin talepleri de yerinde görülmediği gerekçesiyle davanın davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince; mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, mahkemece benimsenen ikinci bilirkişi raporunda mahkemenin itibar ettiği bankacı bilirkişi görüşünün yerinde olduğu, raporun hüküm kurmaya yeterli ve denetime elverişli olduğu anlaşılmakla, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esas yönünden reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1- Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına ve ipotek fek ücreti adı altındaki kesintinin masraf niteliğinde olduğu ve davalı tarafından bu masrafın yapıldığının ispatlanmış olmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki ipotek fek ücretine yönelik temyiz istemlerinin reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Dava, kredi sözleşmesine dayalı haksız ve fazla olarak yapılan faiz ödemesi, istihbarat, operasyon, komisyon kesintilerin istirdatı istemine ilişkindir. Mahkemece; davacının kullandığı krediye bankanın uyguladığı faiz oranının davalının merkez bankasına bildirdiği azami faiz oranlarının altında olduğundan hukuka uygun olduğu gerekçesiyle bu istem yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
Kredi sözleşmeleriyle, bankalar müşterilerine ödünç para vermekte ve sözleşmede tespit edilen oranda işletilen faiz ile birlikte parayı müşteriden talep etmektedir. Ödünç para verilmesi ediminin karşılığı, ödenmesi gereken ana para faizidir. Faiz oranı kredi sözleşmesinde açıkça belirtilmemiş olsa bile, bu sözleşmeler geçerlidir. Bu durumda, ödünç para verilmesine dair sözleşmelerde, anapara faizinin kredi sözleşmesinin asıl edimlerinden biri olduğu anlaşılmaktadır.
Yukarıda yapılan açıklamalardan da anlaşıldığı üzere, kredi sözleşmesinin asli edimi olan faiz oranlarının haksız ve fahiş olduğuna ilişkin iddialar yönünden genel işlem koşulları denetiminin yapılması isabetli değildir. Ancak somut olaydaki gibi faiz oranı açıkça belirtilmeyen ve nasıl belirleneceğine dair herhangi bir yöntem de tespit etmeyen sözleşmeler yönünden ise, sözleşmeye uygulanması gereken faiz oranının tespiti sözleşmedeki açık hükmün tamamlanması meselesidir.
6102 sayılı sayılı Yasa’nın 20. maddesindeki tamamlayıcı nitelikteki ’’... ticari işletmesiyle ilgili bir iş veya hizmet görmüş olan tacir, uygun bir ücret isteyebilir.’’ hükmü gereği, tacir olan bankanın kredi sözleşmesiyle ödünç verdiği para karşılığında uygun bir faiz talep etmesi mümkün olup, ödünç para verme işlemleri için uygun bir ücretin tespiti gerekmektedir. Tacirin verdiği hizmet için talep edebileceği uygun bir ücret, ilgili hizmete ilişkin piyasa emsallerine göre talep edebileceği makul görülen ücrettir. Öyleyse, faiz oranını belirtmeyen ve nasıl belirleneceğine dair herhangi bir yöntem de tespit etmeyen kredi sözleşmeleri için; sözleşmenin tarafı bankanın aynı tarihlerde, aynı nitelikteki, aynı para cinsinden, aynı vadedeki kredi sözleşmelerinde açıkça belirtiği veya fiilen uyguladığı faiz oranlarının tespit edilerek, bu faiz oranının sözleşmeye uygun olduğunun kabulü ile bu oranı aşan miktardaki faiz ödemesi taleplerinin veya faiz adi altındaki kesintilerin haksız olduğunun kabulü gerekmektedir. Bu tespitin, sözleşme örnekleri ve banka kayıtları üzerinde inceleme yapan bilirkişi marifetiyle yapılması gerekmektedir. Uyuşmazlığın tarafı olan banka kayıtlarında yukarıda belirtilen şekilde yapılan incelemede, emsal kredi sözleşmesi veya fiili uygulamanın tespit edilememesi durumda, mahkemece iş bu kez diğer bankaların yukarıda zikredilen kriterlere uygun emsal kredi sözleşmelerinde belirtilen veya fiilen uygulanan faiz oranlarının tespit ettirilerek uygun faiz oranının takdiri gerekmektedir. Ne var ki, yukarıdaki sıraya göre yapılacak değerlendirmelerle tespit edilecek oranlar, ilgili bankanın, Mevduat ve Kredi Faiz Oranları ve Katılma Hesapları Kâr ve Zarara Katılma Oranları İle Kredi İşlemlerinde Faiz Dışında Sağlanacak Diğer Menfaatler Hakkında 2006/1 sayılı Tebliğ’in 6. maddesi uyarınca Merkez Bankasına bildirdiği azami faiz oranlarını geçer ise, banka tarafından ilan edilen azami oranların sözleşmeye uygulanması gerekir.
Somut olayda; taraflar arasında imzalanan kredi sözleşmesinde herhangi bir faiz oranı belirtilmediği ve taraflar arasında tespit edilecek faiz oranının uygulanacağı belirtilmiş olmasına rağmen taraflar arasında bu konuda bir anlaşma da yapılmadığı anlaşılmış olup, bu durumda mahkemece, 6102 sayılı sayılı Yasa’nın 20. maddesindeki tamamlayıcı nitelikteki hüküm işletilerek yukarıda belirtilen ilkelere göre bankanın talep edebileceği uygun faiz oranının tespit edilip neticesine göre karar verilmesi gerekirken, hatalı değerlendirmeye dayalı olarak yazılı şekilde karar verilmesi isabetli olmamış, bu nedenle Bölge Adliye Mahkemesi kararının davacı yararına bozulması gerekmiştir.
3-) Davalı banka tarafından genel kredi sözleşmesine dayalı olarak istihbarat, operasyon, komisyon ve masraf adı altında kesintiler yapılmış olup, mahkemece sözleşmeye göre davalının bu kesintileri yapmakta haklı olduğu kabul edilmiştir.
Ancak, bir sözleşmenin 6098 sayılı TBK’nın m. 20 vd. uyarınca genel işlem koşulları denetimine tabi tutulması için kanunda belirtilen ölçütlerin uygulanması gerekir. 818 sayılı BK’da olduğu gibi 6098 sayılı TBK’da da sözleşme serbestisi ana kural olmakla birlikte, sözleşmelerin geçerliliği için 6098 sayılı TBK’na, sözleşmenin hukuka aykırı genel işlem koşulları içermemesi unsuru getirilmiştir. Hem tüketiciler hem de tacirler için geçerli olan genel işlem koşulları denetimi, sözleşmelerin imzalanması aşamasında daha olumsuz durumda bulunan sözleşmenin tarafını dürüstlük kuralları kapsamında korumaktadır.
Bir sözleşme hükmünün genel işlem koşulları nedeniyle yazılmamış sayılabilmesi için öncelikle, o hükmün genel işlem koşulu niteliğinde olup olmadığı tespit edilmelidir. Bu anlamda sözleşmenin tipi, türü ve niteliği önem taşımaz. Sözleşme eşya hukukuna, usul hukukuna veya ticari bir alım satıma, sigorta hukukuna, bankacılık hukukuna vs. ilişkin olabilir. Bir sözleşme hükmünün genel işlem koşulu niteliğinde olabilmesi için ise, anılan hükmün genel işlem koşulunu kullanan tarafça, sözleşmenin kurulmasından önce, tek taraflı olarak, sadece o sözleşme için değil, çok sayıdaki benzer sözleşmelerde kullanmak amacıyla hazırlanmış ve karşı tarafın getirilen bu hükmü müzakere etmesine imkan tanımadan sözleşmenin imzalanmış olması gereklidir. Bir sözleşmedeki genel işlem koşulunun niteliğinin, objektif unsurlara göre belirlenmesi gerekmekte olup, bu hususta tarafların icra ettikleri meslekleri ve sıfatları, tacir veya tüketici olup olmadıkları önem taşımaz.
Bir sözleşmenin önceden ve çok sayıda kullanım amacıyla oluşturulup oluşturulmadığını tespitte değişik ölçütler kullanılabilir. Söz gelimi ortada matbu bir metin var ve kullanılan ifadeler soyut ve genel ise, birden fazla sözleşmede kullanma niyetiyle önceden oluşturulduğu kabul edilebilecektir. Diğer sözleşme metinleriyle özdeş ifadeler içermemesi tek başına, o sözleşmenin genel işlem koşulu denetimine tabi tutulmasını engellemez. Bu noktada aranılacak en temel unsurlardan birisi de, genel işlem koşulunu kullanan tarafın, karşı tarafa bu hükmü, değiştirilmesini engelleyecek tarzda ve o niyetle sunmuş olmasıdır. Mamafih, tek seferlik bir anlaşma için hazırlanan sözleşme metni için genel işlem koşulundan söz etmek mümkün değildir.
Genel işlem koşulu niteliğindeki bir hüküm, sözleşmenin taraflar arasında müzakere ve pazarlık sonucu imzalanmış ise, artık ortada hukuka aykırı bir sözleşme hükmünden değil, sözleşme özgürlüğü çerçevesinde, sözleşmede yer alan bireysel bir anlaşma hükmünden söz etmek gerekir. Ancak, bir sözleşmede, bütün hükümlerin tartışılarak sözleşmeye konulduğuna ilişkin kayıt konulması, TBK’nın m. 20/3 uyarınca, onları tek başına genel işlem koşulu olmaktan çıkartmayacaktır.
Bir sözleşme hükmünün genel işlem koşulu niteliğinde olup olmadığını hangi tarafın ispat etmesi gerektiğine ilişkin TBK’da açık bir düzenleme olmamakla birlikte, 6502 sayılı TK’nın 5/3 maddesinden yola çıkılarak, önceden ve çok sayıda kullanmak amacıyla hazırlanmış belirli bölümleri boş olan ve sonradan doldurulan sözleşme hükümlerinin kural olarak müzakere edilmemiş olduğu, aksinin sözleşmeyi hazırlayan tarafça ispat edilmesi gerektiği kabul edilmeli, gerektiğinde bu konuda ticari ve e posta yazışmaları, fakslar, sözleşme taslaklı vs. ispat vasıtalarından yararlanılmalıdır.
Bir sözleşme hükmünün genel işlem koşulu niteliğinde olduğunun anlaşılması halinde, genel işlem koşullarının üç aşamalı denetime tabi tutulması gerekir. Söz konusu denetim aşamaları; yürürlük (kapsam) denetimi, yorum denetimi ve içerik denetimidir.
Yürürlük denetiminde, genel işlem koşulunun karşı tarafın bilgisi dahilinde sözleşmeye konulup konulmadığına bakılmalı, müşterinin sözleşmeye genel işlem koşulu konulduğunu açıkça biliyor olması halinde diğer denetim aşamalarına geçilmelidir. Aksi halde diğer aşamalara geçilmeksizin genel işlem koşulu niteliğindeki hükmün sözleşmeden çıkarılması gerekmektedir. TBK m. 21 uyarınca, bir müşterinin önceden sözleşmedeki genel işlem koşulundan açıkça haberdar edilmesi, tek başına o hükmün geçerli hale geldiğini göstermez. Önceden müşteriye bildirilmemiş olan hükümler, genel işlem koşulu denetimine gerek kalmaksızın, sözleşmenin bir hükmü dahi sayılmamalıdır.
Şayet sözleşme, o sözleşmenin niteliğine ve işin özelliğine yabancı bir genel işlem koşulu taşıyorsa, yani şaşırtıcı hüküm içeriyorsa, bu nitelikteki hükümler yönünden, müşterinin önceden ve açıkça bilgilendirilmiş olup olmadığı, bu hükmün müzakere edilip edilmediği önem taşımaksızın, o sözleşme hükmü TBK m. 21/2 uyarınca sözleşmeye yazılmamış sayılmalıdır.
Yürürlük denetimi kapsamında, genel işlem koşulu niteliğindeki hükümlerden müşterinin önceden ve açıkça bilgilendirilmemiş ve onun tarafından kabul edilmemiş olması halinde veya şaşırtıcı hüküm içermesi halinde o hükümler sözleşmeye yazılmamış sayılır. Böyle bir durumda, sözleşmeyi düzenleyen taraf, sözleşmede yer alan genel işlem koşulu niteliğindeki hükümler olmasaydı, o sözleşmeyi yapmayacak olduğunu söyleyerek, sözleşmenin geçersiz olduğu ileri süremez.
Yürürlük denetiminin aşılması halinde yapılması gerekli denetim aşaması “yorum” denetimidir. Belirsizlik ilkesi de denilen bu denetim modelinde, sözleşmede yer alan genel işlem koşulu niteliğindeki hüküm içeriğinin ne olduğu konusunda bir anlaşmazlık bulunuyorsa, bu hükmün düzenleyen taraf aleyhine yorumlanması gerekir.
Sözleşmede, yürürlük denetiminin aşılması ve yorumu gerektirecek bir belirsizliğin bulunmaması veya bulunsa bile düzenleyen aleyhine yorum yapılmış olmasından sonra, sözleşmenin bir de “içerik” denetimine tabi tutulması gerekmektedir. İçerik denetimi yapılırken, genel işlem koşulu olduğu ileri sürülen hükmün “dürüstlük kuralı” na aykırı olup olmadığı, karşı tarafın aleyhine ve onun şartlarını ağırlaştırıcı nitelikte olup olmadığına bakılacaktır. Hangi tür sözleşme hükümlerinin dürüstlük kuralına aykırı ve diğer tarafın şartlarını ağırlaştırıcı nitelikte olduğu hususu Kanunda düzenlenmemiş olup, mahkemece her somut olayda bu durumun tartışılması ve değerlendirilmesi gerekir.
İçerik denetimi aşamasında, sözleşme hükmünün dürüstlük kuralına aykırı olduğu ve karşı tarafın şartlarını ağırlaştırdığının tespiti halinde, genel işlem koşulu niteliğindeki bu hükmün, yürürlük denetiminden farklı olarak, Kanunun emredici hükmüne açık aykırılık sebebiyle kesin hükümsüz sayılması gerekir.
Genel işlem koşulu nedeniyle yazılmamış veya kesin hükümsüz sayılan sözleşme hükmünün, sözleşmenin uygulanmasında boşluk doğurması halinde, ortaya çıkan sözleşme içi boşluğun, hakim tarafından öncelikle yedek hukuk, bu yoksa MK m. 1 uyarınca örf ve adet hukukuyla, bu da yoksa hakimin hukuk yaratması yöntemiyle doldurulması gerekir.
Yukarıda, TBK'nın 20-25. maddelerinde genel işlem koşulu denetimine ilişkin ilkelere yer verilmiş olup, somut uyuşmazlıkta kredi sözleşmelerinin 01/07/2012 tarihinden sonra imzalanmış olması nedeniyle 6098 sayılı TBK'nın m. 20 vd. daki genel işlem koşullarına ilişkin hükümlerin uygulanması gerekmekte olup, sözleşmelerdeki masraf, komisyon vb. alınabileceğine ilişkin hükümlerin genel işlem koşulu niteliğinde olduğu ve yazılmamış sayılması gerektiği kabul edilerek, ortaya çıkan boşluğun belirtilen ilkeler çerçevesinde doldurularak, varsa davacıdan kesilen fazla masrafların iadesine karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirmeye dayalı yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/8789 E. 2017/7099 K.
Ortak:genel işlem koşulu denetimi · sözleşme özgürlüğü · genel işlem koşulları · sözleşme serbestisi · genel işlem koşulu · çerçeve sözleşme · dürüstlük kuralı · olumsuz oy · dava şartı
İncelediğiniz kararda818 sayılı BK’da olduğu gibi 6098 sayılı TBK’da da «sözleşme serbestisi» ana kural olmakla birlikte, sözleşmelerin geçerliliği için 6098 sayılı TBK’na, sözleşmenin hukuka aykırı «genel işlem koşulları» içermemesi unsuru getirilmiştir.
Hem tüketiciler hem de «tacirler» için geçerli olan «genel işlem koşulları» denetimi, sözleşmelerin imzalanması aşamasında daha «olumsuz» durumda bulunan sözleşmenin tarafını dürüstlük kuralları kapsamında korumaktadır.
Bir sözleşme hükmünün «genel işlem koşulları» nedeniyle yazılmamış sayılabilmesi için öncelikle, o hükmün «genel işlem koşulu» niteliğinde olup olmadığı tespit edilmelidir.
Benzer bu kararda818 sayılı BK.' da olduğu gibi 6098 sayılı TBK’da da «sözleşme serbestisi» ana kural olmakla birlikte, sözleşmelerin geçerliliği için 6098 sayılı TBK’na, sözleşmenin hukuka aykırı «genel işlem koşulları» içermemesi unsuru getirilmiştir.
Hem tüketiciler hem de «tacirler» için geçerli olan «genel işlem koşulları» denetimi, sözleşmelerin imzalanması aşamasında daha «olumsuz» durumda bulunan sözleşmenin tarafını dürüstlük kuralları kapsamında korumaktadır.
Bir sözleşme hükmünün «genel işlem koşulları» nedeniyle yazılmamış sayılabilmesi için öncelikle, o hükmün «genel işlem koşulu» niteliğinde olup olmadığı tespit edilmelidir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kredi tahsis ücreti · bankacılık teamülleri · ticari kredi sözleşmesi · ödeme planı · teamül · ticari kredi · ticari dava niteliği · hakkaniyet
Benzer bu kararda1-Dava, taraflar arasında akdedilen «ticari kredi sözleşmeleri» nedeniyle «kredi tahsis ücreti», «masraflar» vb. ad altında yapılan kesintilerin iadesi istemine ilişkin olup, mahkemece yazılı şekilde davanın reddine karar verilmiştir.
… anmış sözleşmeler yönünden mahkemece, davalı banka ile diğer bankaların uygulamasına göre bu tür işlemlere uygulanan kredi kullandırım ücreti vb. ad altında kesilen «masraf» miktar ya da oranları sorularak, sözleşmedeki bu boşluğun «dürüstlük kuralı» ve «hakkaniyet» esaslarına göre doldurularak, davalı tarafından masraf ve «komisyon» adı altında kesinti yapılmasının «bankacılık teamüllerine» uygun olup olmadığı veya kesinti yapılması uygun ise, bu durumda ne miktarda veya oranda olması gerektiği, davacıya iadesi gereken miktar bulunup bulunmadığı hususlarında değerlendirme yapılarak sonucuna göre bir karar vermek gerekirken yazılı gerekçeyle «eksik inceleme» ve araştırmaya dayalı olarak hüküm kurulması doğru olmamış ve hükmün bu sebeple bozulmasını gerektirmiştir.
Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; TTK'nın 20. maddesi uyarınca davalı bankanın muhatabından münasip bir ücret isteyebileceği, taraflar arasında akdedilen kredinin «ticari nitelikte» olduğu, basiretli bir «tacir» gibi davranmak durumunda olan davacının «ödeme planlarına» ve bu planlara uygun olarak yapılan tahsilatın «istirdadını» talep edemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/7616 E. 2017/6215 K.
Ortak:genel işlem koşulu denetimi · sözleşme özgürlüğü · genel işlem koşulları · sözleşme serbestisi · genel işlem koşulu · çerçeve sözleşme · ipotek · dürüstlük kuralı · dava şartı
İncelediğiniz kararda818 sayılı BK’da olduğu gibi 6098 sayılı TBK’da da «sözleşme serbestisi» ana kural olmakla birlikte, sözleşmelerin geçerliliği için 6098 sayılı TBK’na, sözleşmenin hukuka aykırı «genel işlem koşulları» içermemesi unsuru getirilmiştir.
Bir sözleşme hükmünün «genel işlem koşulları» nedeniyle yazılmamış sayılabilmesi için öncelikle, o hükmün «genel işlem koşulu» niteliğinde olup olmadığı tespit edilmelidir.
Diğer sözleşme metinleriyle özdeş ifadeler içermemesi tek başına, o sözleşmenin «genel işlem koşulu denetimine» tabi tutulmasını engellemez.
Benzer bu kararda818 sayılı BK da olduğu gibi 6098 sayılı TBK’da da «sözleşme serbestisi» ana kural olmakla birlikte, sözleşmelerin geçerliliği için 6098 sayılı TBK’na, sözleşmenin hukuka aykırı «genel işlem koşulları» içermemesi unsuru getirilmiştir.
Bir sözleşme hükmünün «genel işlem koşulları» nedeniyle yazılmamış sayılabilmesi için öncelikle, o hükmün «genel işlem koşulu» niteliğinde olup olmadığı tespit edilmelidir.
Diğer sözleşme metinleriyle özdeş ifadeler içermemesi tek başına, o sözleşmenin «genel işlem koşulu denetimine» tabi tutulmasını engellemez.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:ekspertiz ücreti · ticari kredi sözleşmesi · ticari kredi · hakkaniyet · taahhütname
Benzer bu kararda1- Dava, taraflar arasında akdedilen «ticari kredi sözleşmesi» nedeniyle «komisyon», dosya ücreti, işlem «masrafı», «ekspertiz ücreti», «ipotek» ücreti ve diğer adlar altında yapılan haksız kesintilerin iadesi istemine ilişkin olup, mahkemece yukarıda yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş.
Kredi” şeklinde 2 adet 1.000.000,00 TL'den toplam 2.000.000,00 TL ve yalnızca yıllık %5,25 peşin «komisyon» oranı ile ticari bir kredi kullandırılmış olduğu, kullandırılmış olan konu «ticari kredi» tutarlarından da, davacı iade talebi olan tahsilatların dışında, herhangi bir faiz tahakkuk ve tahsilatı yapılmamış olduğu gibi yıllık %5,25 oranında toplam “Kredi …
Mahkemece «kredi sözleşmesinde» olmayan, bilgilendirme formunda bulunmayan sadece «taahhütnamede» yer alan oranda kesinti yapılmasını doğru kabul edilmiştir.
Ancak «taahhütnamede» bir oran belirlenmiş olması bu konuda kredi kullananın bilgilendirilmiş olduğu sonucunu doğurmamaktadır.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/6171 E. 2016/7983 K.
Ortak:genel işlem koşulu denetimi · sözleşme özgürlüğü · genel işlem koşulları · sözleşme serbestisi · genel işlem şartı · genel işlem koşulu · çerçeve sözleşme · dürüstlük kuralı · dava şartı
İncelediğiniz kararda818 sayılı BK’da olduğu gibi 6098 sayılı TBK’da da «sözleşme serbestisi» ana kural olmakla birlikte, sözleşmelerin geçerliliği için 6098 sayılı TBK’na, sözleşmenin hukuka aykırı «genel işlem koşulları» içermemesi unsuru getirilmiştir.
Bir sözleşme hükmünün «genel işlem koşulları» nedeniyle yazılmamış sayılabilmesi için öncelikle, o hükmün «genel işlem koşulu» niteliğinde olup olmadığı tespit edilmelidir.
Diğer sözleşme metinleriyle özdeş ifadeler içermemesi tek başına, o sözleşmenin «genel işlem koşulu denetimine» tabi tutulmasını engellemez.
Benzer bu kararda818 sayılı BK da olduğu gibi 6098 sayılı TBK’da da «sözleşme serbestisi» ana kural olmakla birlikte, sözleşmelerin geçerliliği için 6098 sayılı TBK’na, sözleşmenin hukuka aykırı «genel işlem koşulları» içermemesi unsuru getirilmiştir.
Bir sözleşme hükmünün «genel işlem koşulları» nedeniyle yazılmamış sayılabilmesi için öncelikle, o hükmün «genel işlem koşulu» niteliğinde olup olmadığı tespit edilmelidir.
Diğer sözleşme metinleriyle özdeş ifadeler içermemesi tek başına, o sözleşmenin «genel işlem koşulu denetimine» tabi tutulmasını engellemez.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kredi tahsis ücreti · ticari kredi sözleşmesi · hizmet bedeli · ticari kredi · hakkaniyet · zamanaşımı
Benzer bu kararda2- Dava, taraflar arasında akdedilen «ticari kredi sözleşmesi» nedeniyle «kredi tahsis ücreti», kobi paket ücreti, üye işyeri «hizmet bedeli» vb. ad altında yapılan kesintilerin iadesi istemine ilişkin olup, mahkemece «masraf» alınmasına ilişkin sözleşme maddelerinin müzakere edilmemiş olması nedeniyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de, TBK'nın yürürlüğe girdiği 01/07/2012 tarihinden önce imzalanmış sözleşmeler yönünden, sözleşmede yer alan hükümlerin, TBK 20 vd. uyarınca «genel işlem koşulu» mahiyetinde olduğu ve müzakere edilmemiş olmakla müşterileri bağlamayacağı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmesi doğru olmamıştır.
1- Davalının «zamanaşımı» itirazı hakkında olumlu «olumsuz» bir karar verilmemesi doğru görülmemiş, kararın davalı yararına bozulması gerekmiştir.
Mahkemece, davalı banka ile diğer bankaların uygulamasına göre bu tür işlemlere kredi grupları bakımından uygulanan kredi kullandırım ücreti vb. ad altında kesilen «masraf» miktar ya da oranları sorularak, sözleşmedeki bu boşluğun «dürüstlük kuralı» ve «hakkaniyet» esaslarına göre doldurularak, davalı tarafından masraf ve «komisyon» adı altında kesinti yapılmasının bankacılık teammüllerine uygun olup olmadığı veya kesinti yapılması uygun ise, bu durumda ne miktarda veya oranda olması gerektiği, davacıya iadesi gereken miktar bulunup bulunmadığı hususlarında değerlendirme yapılarak sonucuna göre bir karar vermek gerekirken yazılı gerekçeyle «eksik inceleme» ve araştırmaya dayalı olarak hüküm kurulması doğru olmamış ve hükmün bu sebeple bozulmasını gerektirmiştir.
5 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/8375 E. 2018/509 K.
Ortak:genel işlem koşulu denetimi · kesin hükümsüzlük · genel işlem şartı · genel işlem koşulu · emredici hüküm · dürüstlük kuralı · komisyon · geçersizlik · dava şartı
İncelediğiniz karardaDiğer sözleşme metinleriyle özdeş ifadeler içermemesi tek başına, o sözleşmenin «genel işlem koşulu denetimine» tabi tutulmasını engellemez.
Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre; davaya konu kredide uygulanan faiz oranında ve sözleşmenin imzalanması usulünde bir yanlışlık olmadığı, davacının «tacir» olmakla basiretli davranma yükümlülüğü ile raporda faize ilişkin bir usulsüzlük saptanmamasına göre tacir olan davacının faizin fahiş olduğuna ilişkin iddiası yerinde görülmediği, diğer yandan raporda hukukçu bilirkişi «masraflar» yönünden bunların «genel işlem şartı» olması sebebiyle istenemeyeceği yönünde görüş bildirmişse bu görüşe, davalı tacir olmakla sunduğu her hizmet karşılığı makul bir ücret isteyebileceğinden itibar ed …
2- Dava, «kredi sözleşmesine» dayalı haksız ve fazla olarak yapılan faiz ödemesi, istihbarat, operasyon, «komisyon» kesintilerin «istirdatı» istemine ilişkindir.
Benzer bu karardaİçerik denetimi aşamasında, sözleşme hükmünün «dürüstlük kuralına» aykırı olduğu ve karşı tarafın şartlarını ağırlaştırdığının tespiti halinde, «genel işlem koşulu» niteliğindeki bu hükmün, yürürlük denetiminden farklı olarak, Kanunun «emredici» hükmüne açık aykırılık sebebiyle «kesin hükümsüz» sayılması gerekir.
Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre;taraflar arasındaki «kredi sözleşmesinin» «ticari nitelikte» olduğu, davalı bankanın 12/08/2013 tarihinde 1.034,25 TL, 10/08/2012 tarihinde 2.205,00 TL «masraf» ve «komisyon» adı altında davacıdan kesinti yaptığı, davalı bankanın davacıdan toplamda 6.239,25 TL tahsil ettiği, davalı bankanın davacıdan aldığı masraf bedellerine yönelik sunulan herhangi bir dayanak kayıt, «fatura», belge vs. sunamadığı, taraflar arasındaki sözleşmede genel ifadeler kullanılarak davacıdan kesilecek masraf kalemleri ayrıca ve net bir rakam olarak belirlenmediği, karşılıklı müzakere edilmediğinin anlaşıldığı, «genel işlem şartlarının» açık ve anlaşılır olmaması durumunda ilke olarak ekonomik açıdan güçsüz taraf aleyhine «haksız şart» olarak kabul edilmesinin gerektiği, davacıdan alınan masraf bedelinin «genel işlem koşulu» olduğu, kredi sözleşme tarihi itibariyle BK'nın yürürlükte bulunduğu ve davacının talebinin haklı ve yerinde olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile 3.085,00 TL'nin …
Önceden müşteriye bildirilmemiş ve müşterilerinin bilgilendirilmediği hükümler, diğer «genel işlem koşulu denetimine» gerek kalmaksızın, sözleşmenin bir hükmü dahi sayılmamalıdır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:haksız şart · ticari kredi sözleşmesi · ticari kredi · ticari dava niteliği · fatura
Benzer bu karardaMahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre;taraflar arasındaki «kredi sözleşmesinin» «ticari nitelikte» olduğu, davalı bankanın 12/08/2013 tarihinde 1.034,25 TL, 10/08/2012 tarihinde 2.205,00 TL «masraf» ve «komisyon» adı altında davacıdan kesinti yaptığı, davalı bankanın davacıdan toplamda 6.239,25 TL tahsil ettiği, davalı bankanın davacıdan aldığı masraf bedellerine yönelik sunulan herhangi bir dayanak kayıt, «fatura», belge vs. sunamadığı, taraflar arasındaki sözleşmede genel ifadeler kullanılarak davacıdan kesilecek masraf kalemleri ayrıca ve net bir rakam olarak belirlenmediği, karşılıklı müzakere edilmediğinin anlaşıldığı, «genel işlem şartlarının» açık ve anlaşılır olmaması durumunda ilke olarak ekonomik açıdan güçsüz taraf aleyhine «haksız şart» olarak kabul edilmesinin gerektiği, davacıdan alınan masraf bedelinin «genel işlem koşulu» olduğu, kredi sözleşme tarihi itibariyle BK'nın yürürlükte bulunduğu ve davacının talebinin haklı ve yerinde olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile 3.085,00 TL'nin …
Dava, taraflar arasında akdedilen «ticari kredi sözleşmesi» nedeniyle davalı banka tarafından tahsil edilen haksız kesintilerin iadesi istemine ilişkin olup, mahkemece yapılan kesintilerin «genel işlem koşulu» olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
-
Haksız tahsil edilen ücretin iadesi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/13425 E. 2018/4484 K.
Ortak:genel işlem koşulu denetimi · sözleşme özgürlüğü · genel işlem koşulları · sözleşme serbestisi · genel işlem koşulu · çerçeve sözleşme · dürüstlük kuralı · olumsuz oy · dava şartı
İncelediğiniz kararda818 sayılı BK’da olduğu gibi 6098 sayılı TBK’da da «sözleşme serbestisi» ana kural olmakla birlikte, sözleşmelerin geçerliliği için 6098 sayılı TBK’na, sözleşmenin hukuka aykırı «genel işlem koşulları» içermemesi unsuru getirilmiştir.
Hem tüketiciler hem de «tacirler» için geçerli olan «genel işlem koşulları» denetimi, sözleşmelerin imzalanması aşamasında daha «olumsuz» durumda bulunan sözleşmenin tarafını dürüstlük kuralları kapsamında korumaktadır.
Bir sözleşme hükmünün «genel işlem koşulları» nedeniyle yazılmamış sayılabilmesi için öncelikle, o hükmün «genel işlem koşulu» niteliğinde olup olmadığı tespit edilmelidir.
Benzer bu kararda818 sayılı BK.' da olduğu gibi 6098 sayılı TBK’da da «sözleşme serbestisi» ana kural olmakla birlikte, sözleşmelerin geçerliliği için 6098 sayılı TBK’na, sözleşmenin hukuka aykırı «genel işlem koşulları» içermemesi unsuru getirilmiştir.
Hem tüketiciler hem de «tacirler» için geçerli olan «genel işlem koşulları» denetimi, sözleşmelerin imzalanması aşamasında daha «olumsuz» durumda bulunan sözleşmenin tarafını dürüstlük kuralları kapsamında korumaktadır.
Bir sözleşme hükmünün «genel işlem koşulları» nedeniyle yazılmamış sayılabilmesi için öncelikle, o hükmün «genel işlem koşulu» niteliğinde olup olmadığı tespit edilmelidir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:ticari kredi sözleşmesi · ticari kredi · ba formu
Benzer bu karardaMahkemece taraflar arasında imzalanan «kredi sözleşmesinin» «ticari kredi sözleşmesi» niteliğinde olduğu, sözleşmede tüm «komisyonların» müşteriye ait olacağının kararlaştırıldığı, davalı banka tarafından komisyon oranlarının TCMB'na bildirildiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmişse de taraflar arasında aktedilen Genel Kredi Sözleşmesi 6098 sayılı TBK'nın yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinde sonra 15.10.2012 tarihinde imzalanmış olup kredi sözleşmesinin ticari kredi sözleşmesi mahiyeti taşıması «genel işlem koşullarının» uygulanmasına engel değildir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasında «genel kredi sözleşmesinin» imzalandığı, bu sözleşmede tüm «komisyonların» müşteriye ait olacağının belirtildiği, komisyonlara ilişkin Merkez Bankasına bildirilen listede %3 fon kullandırım komisyonu alınacağının yazılı olduğu, bu «forma» göre davalının 18.000 TL komisyon alması gerekirken 6.300 TL tahsil ettiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/4676 E. 2017/3160 K.
Ortak:genel işlem koşulu denetimi · sözleşme özgürlüğü · kesin hükümsüzlük · genel işlem koşulları · sözleşme serbestisi · genel işlem şartı · genel işlem koşulu · çerçeve sözleşme · dava şartı
İncelediğiniz kararda818 sayılı BK’da olduğu gibi 6098 sayılı TBK’da da «sözleşme serbestisi» ana kural olmakla birlikte, sözleşmelerin geçerliliği için 6098 sayılı TBK’na, sözleşmenin hukuka aykırı «genel işlem koşulları» içermemesi unsuru getirilmiştir.
Bir sözleşme hükmünün «genel işlem koşulları» nedeniyle yazılmamış sayılabilmesi için öncelikle, o hükmün «genel işlem koşulu» niteliğinde olup olmadığı tespit edilmelidir.
Diğer sözleşme metinleriyle özdeş ifadeler içermemesi tek başına, o sözleşmenin «genel işlem koşulu denetimine» tabi tutulmasını engellemez.
Benzer bu kararda818 sayılı BK da olduğu gibi 6098 sayılı TBK’da da «sözleşme serbestisi» ana kural olmakla birlikte, sözleşmelerin geçerliliği için 6098 sayılı TBK’na, sözleşmenin hukuka aykırı «genel işlem koşulları» içermemesi unsuru getirilmiştir.
Bir sözleşme hükmünün «genel işlem koşulları» nedeniyle yazılmamış sayılabilmesi için öncelikle, o hükmün «genel işlem koşulu» niteliğinde olup olmadığı tespit edilmelidir.
Diğer sözleşme metinleriyle özdeş ifadeler içermemesi tek başına, o sözleşmenin «genel işlem koşulu denetimine» tabi tutulmasını engellemez.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:emsal banka uygulaması · rehin sözleşmesi · ticari kredi sözleşmesi · teamül · ticari kredi · rehin · uyuşmazlık konusu · avans faizi
Benzer bu kararda1- Dava, taraflar arasında akdedilen «ticari kredi sözleşmesi» nedeniyle «komisyon» ve dosya «masrafı» adı altında yapılan kesintilerin iadesi istemine ilişkin olup, mahkemece masraf alınmasına ilişkin sözleşme maddelerinin yazılmamış sayılması nedeniyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de, taraflar arasında birden fazla ticari taşıt kredisi ve «rehin sözleşmesi» imzalandığı, kesintilerin bir kısmının 818 sayılı BK’nın yürürlükte olduğu dönemde, bir kısmının da 6098 sayılı TBK döneminde yapıldığı anlaşılmaktadır.
… belirlenerek, sözleşme 01/07/2012 tarihinden önce imzalanmış ise, somut olaya uygulanacak 818 sayılı BK hükümleri çerçevesinde ve ayrıca davaya konu kredi yönünden «emsal banka uygulamaları» araştırılıp «uyuşmazlık konusu» bedelin kredi müşterilerinden tahsiline dair «teamül» bulunup bulunmadığı ve varsa diğer bankalarca hangi oranda tahakkuk ettirildiği ve buna göre davalı Banka uygulamasının yerinde olup olmadığı hususunda bankacılık …
Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, taraflar arasındaki sözleşmenin olup, bu sözleşmede dosya «masrafı» ve «komisyon» ücreti olarak yazılan hükümlerin yazılmamış sayılacağı, yazılmamış sayılan kalemlerin davalı bankaca tahsil edilmiş olmasının «genel işlem şartına» açıkça aykırı olduğu gerekçesiyle, davanın kabulüne, davacıdan alınan 3455,00 TL’nin 30/04/2014 tarihinden itibaren işleyecek «avans faizi» ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/3907 E. 2017/6149 K.
Ortak:genel işlem koşulu denetimi · sözleşme özgürlüğü · genel işlem koşulları · sözleşme serbestisi · genel işlem koşulu · çerçeve sözleşme · dürüstlük kuralı · olumsuz oy · dava şartı
İncelediğiniz kararda818 sayılı BK’da olduğu gibi 6098 sayılı TBK’da da «sözleşme serbestisi» ana kural olmakla birlikte, sözleşmelerin geçerliliği için 6098 sayılı TBK’na, sözleşmenin hukuka aykırı «genel işlem koşulları» içermemesi unsuru getirilmiştir.
Hem tüketiciler hem de «tacirler» için geçerli olan «genel işlem koşulları» denetimi, sözleşmelerin imzalanması aşamasında daha «olumsuz» durumda bulunan sözleşmenin tarafını dürüstlük kuralları kapsamında korumaktadır.
Bir sözleşme hükmünün «genel işlem koşulları» nedeniyle yazılmamış sayılabilmesi için öncelikle, o hükmün «genel işlem koşulu» niteliğinde olup olmadığı tespit edilmelidir.
Benzer bu kararda818 sayılı BK’da olduğu gibi 6098 sayılı TBK’da da «sözleşme serbestisi» ana kural olmakla birlikte, sözleşmelerin geçerliliği için 6098 sayılı TBK’na, sözleşmenin hukuka aykırı «genel işlem koşulları» içermemesi unsuru getirilmiştir.
Hem tüketiciler hem de «tacirler» için geçerli olan «genel işlem koşulları» denetimi, sözleşmelerin imzalanması aşamasında daha «olumsuz» durumda bulunan sözleşmenin tarafını dürüstlük kuralları kapsamında korumaktadır.
Bir sözleşme hükmünün «genel işlem koşulları» nedeniyle yazılmamış sayılabilmesi için öncelikle, o hükmün «genel işlem koşulu» niteliğinde olup olmadığı tespit edilmelidir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:komisyon bedeli · ticari kredi · kâr mahrumiyeti · ticari faiz · ıslah · i̇i̇k 72/son
Benzer bu kararda1. fıkrasının 5. bendi gereği bankanın erken ödeme istediğini kabul etmesi durumunda maruz kalacağı kâr «mahrumiyeti», zarar ve maliyeti, erken ödeme nedeniyle doğabilecek vergi, KKDF gibi mali yükümlülükleri müşteriden talep edebileceğinin düzenlendiği ancak, 27/02/2013 - 28/07/2015 tarihleri arasında hesap ekstrelerinden tespit edilen kesintilerin belirtilen dayanaklardan yoksun bulunduğu, bankanın kredi verirken gerekli değerlendirmeleri yapması gerektiği, bunun dışında değişik isimler altındaki «masraf» tahsilatlarının alınmasının yerinde olmayacağı, hizmet içeriği ile orantılı olmayan miktar ve sayıda yapılan kesintilere ilişkin banka tarafından belirleyici açıklama ve delil ortaya konulamadığı, belirleyici açıklaması bulunmayıp dayanağı belirlenemeyen 14.108,09 TL kesinti toplamının davacıya iadesi gerektiği gerekçesiyle, davanın kabulü ile, 14.108,09 TL‘nin, 2.000,00 TL'sine dava tarihinden, 12.108,09 TL’sine ise «ıslah» tarihinden itibaren «ticari faiz» işletilerek davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
1 «son» bendi gereği bankanın erken ödeme işlem «masrafı» bedeli alabileceği, bu mahiyette krediyi kapatırken 5.440,00 TL erken kapama ücret «komisyon bedeli» ve 272,00 TL BSMV adı altında vergi kesintisi yaptığı, 7.
Dava, davalı bankadan kullanılan «ticari kredi» nedeniyle «masraf», «komisyon» vb. ad altında yapılan kesintilerin iadesi istemine ilişkindir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/74 E. 2016/8207 K.
Ortak:genel işlem koşulu denetimi · sözleşme özgürlüğü · kesin hükümsüzlük · genel işlem koşulları · sözleşme serbestisi · genel işlem koşulu · çerçeve sözleşme · emredici hüküm · dava şartı
İncelediğiniz kararda818 sayılı BK’da olduğu gibi 6098 sayılı TBK’da da «sözleşme serbestisi» ana kural olmakla birlikte, sözleşmelerin geçerliliği için 6098 sayılı TBK’na, sözleşmenin hukuka aykırı «genel işlem koşulları» içermemesi unsuru getirilmiştir.
Bir sözleşme hükmünün «genel işlem koşulları» nedeniyle yazılmamış sayılabilmesi için öncelikle, o hükmün «genel işlem koşulu» niteliğinde olup olmadığı tespit edilmelidir.
Diğer sözleşme metinleriyle özdeş ifadeler içermemesi tek başına, o sözleşmenin «genel işlem koşulu denetimine» tabi tutulmasını engellemez.
Benzer bu karardaİçerik denetimi aşamasında, sözleşme hükmünün «dürüstlük kuralına» aykırı olduğu ve karşı tarafın şartlarını ağırlaştırdığının tespiti halinde, «genel işlem koşulu» niteliğindeki bu hükmün, yürürlük denetiminden farklı olarak, Kanunun «emredici» hükmüne açık aykırılık sebebiyle «kesin hükümsüz» sayılması gerekir.
818 sayılı BK da olduğu gibi 6098 sayılı TBK’da da «sözleşme serbestisi» ana kural olmakla birlikte, sözleşmelerin geçerliliği için 6098 sayılı TBK’na, sözleşmenin hukuka aykırı «genel işlem koşulları» içermemesi unsuru getirilmiştir.
Bir sözleşme hükmünün «genel işlem koşulları» nedeniyle yazılmamış sayılabilmesi için öncelikle, o hükmün «genel işlem koşulu» niteliğinde olup olmadığı tespit edilmelidir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kredi tahsis ücreti · ticari kredi sözleşmesi · hizmet bedeli · ticari kredi · hakkaniyet · muvafakat · ıslah · yasal faiz
Benzer bu kararda2- Dava, taraflar arasında akdedilen «ticari kredi sözleşmesi» nedeniyle «kredi tahsis ücreti», kobi paket ücreti, üye işyeri «hizmet bedeli» vb. ad altında yapılan kesintilerin iadesi istemine ilişkin olup, mahkemece «masraf» alınmasına ilişkin sözleşme maddelerinin müzakere edilmemiş olması nedeniyle da...ın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de, TBK'nın yürürlüğe girdiği 01/07/2012 tarihinden önce imzalanmış sözleşmeler yönünden, sözleşmede yer alan hükümlerin, TBK 20 vd. uyarınca «genel işlem koşulu» mahiyetinde olduğu ve müzakere edilmemiş olmakla müşterileri bağlamayacağı gerekçesiyle da...ın kısmen kabulüne karar verilmesi doğru olmamıştır.
Mahkemece, davacı «tacirin» davalı bankadan farklı tarihlerde ve miktarlarda kullandığı kredilerin kredi tahsisi sırasında zorunlu kesinti olduğuna ve kredi tahsis eden davacının bilgilendirilerek kendisinin «muvafakatı» ve kabulü alındıktan sonra bahse konu kesintilerin yapıldığına dair dosyaya davalı vekili tarafından bir belge sunulmadığı, kesinti yapılmasına olanak veren düzenlemelerin tek taraflı olarak, müzakare edilmeksizin belirlendiği, bu nedenle davacı tacir yönünden batıl nitelikte olup yazılmamış sayılması gerekmekle kendisini bağlayıcı nitelik taşımadığı gerekçesi ile da...ın kabulüne; dava konusu 11.756,00 TL alacağın 10.692,00 TL'sinin dava, bakiyesinin ise; «ıslah» tarihi olan 21/04/2015 tarihinden itibaren işleyecek «yasal faizi» ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
Mahkemece, davalı banka ile diğer bankaların uygulamasına göre bu tür işlemlere kredi grupları bakımından uygulanan kredi kullandırım ücreti vb. ad altında kesilen «masraf» miktar ya da oranları sorularak, sözleşmedeki bu boşluğun «dürüstlük kuralı» ve «hakkaniyet» esaslarına göre doldurularak, davalı tarafından masraf ve «komisyon» adı altında kesinti yapılmasının bankacılık teammüllerine uygun olup olmadığı veya kesinti yapılması uygun ise, bu durumda ne miktarda veya oranda olması gerektiği, davacıya iadesi gereken miktar bulunup bulunmadığı hususlarında değerlendirme yapılarak sonucuna göre bir karar vermek gerekirken yazılı gerekçeyle «eksik inceleme» ve araştırmaya dayalı olarak hüküm kurulması doğru olmamış ve hükmün bu sebeple bozulmasını gerektirmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2021/4717 E. , 2022/8916 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada Marmaris 1. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen 05.12.2017 tarih ve 2015/426 E. - 2017/509 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi'nce verilen 25.03.2021 tarih ve 2020/220 E. - 2021/242 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı bankadan kredi kullandığını, kullandığı kredilerde davalının haksız faiz artışı yaptığını ve komisyon kestiğini, çeşitli adlar altında yapılan bu kesintilerin haksız olduğunu, müvekkiline fahiş faiz oranları uygulandığını belirtmiş haksız alınan komisyon ve ücretler ile fahiş olan faizlerin müvekkiline iadesini talep etmiş, 13.06.2016 tarihli ıslah dilekçesiyle talebinin 298.002,52 TL’ye arttırmıştır.
Davalı vekili, taraflar arasında genel kredi sözleşmesi olduğunu, tarafların tacir olduğunu, müvekkilinin kar amacı güden bir kuruluş olduğunu bu sebeple yaptığı hizmetler nedeniyle ücret istemeye hakkı olduğunu, davacının tacir olmakla imzaladığı sözleşmeye itiraz edemeyeceğini belirtmiş davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre; davaya konu kredide uygulanan faiz oranında ve sözleşmenin imzalanması usulünde bir yanlışlık olmadığı, davacının tacir olmakla basiretli davranma yükümlülüğü ile raporda faize ilişkin bir usulsüzlük saptanmamasına göre tacir olan davacının faizin fahiş olduğuna ilişkin iddiası yerinde görülmediği, diğer yandan raporda hukukçu bilirkişi masraflar yönünden bunların genel işlem şartı olması sebebiyle istenemeyeceği yönünde görüş bildirmişse bu görüşe, davalı tacir olmakla sunduğu her hizmet karşılığı makul bir ücret isteyebileceğinden itibar edilmediği, taraflar arasındaki sözleşmeye göre de istihbarat vs ücretlerinin alınacağı kararlaştırılmış ancak ücretin karşılıklı belirleneceği hüküm altına alındığı, bilirkişi raporunda bedellerin makul olduğu bildirildiği, diğer yandan davacı bu bedellerin fahiş olduğunu değil haksız olduğunu öne sürdüğü, tacirlerin yaptıkları işlere ilişkin ücret isteyebilecekleri ilkesi, taraflar arasındaki sözleşmede bu masrafların alınacağının hüküm altına alınması alınan bu bedellerin haksız olmadığını gösterdiği, rapora göre de alınan bedellerin piyasa şartlarına göre makul olduğu, bu sebeple davacının masraflara ilişkin talepleri de yerinde görülmediği gerekçesiyle davanın davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince; mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, mahkemece benimsenen ikinci bilirkişi raporunda mahkemenin itibar ettiği bankacı bilirkişi görüşünün yerinde olduğu, raporun hüküm kurmaya yeterli ve denetime elverişli olduğu anlaşılmakla, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esas yönünden reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1- Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına ve ipotek fek ücreti adı altındaki kesintinin masraf niteliğinde olduğu ve davalı tarafından bu masrafın yapıldığının ispatlanmış olmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki ipotek fek ücretine yönelik temyiz istemlerinin reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Dava, kredi sözleşmesine dayalı haksız ve fazla olarak yapılan faiz ödemesi, istihbarat, operasyon, komisyon kesintilerin istirdatı istemine ilişkindir. Mahkemece; davacının kullandığı krediye bankanın uyguladığı faiz oranının davalının merkez bankasına bildirdiği azami faiz oranlarının altında olduğundan hukuka uygun olduğu gerekçesiyle bu istem yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
Kredi sözleşmeleriyle, bankalar müşterilerine ödünç para vermekte ve sözleşmede tespit edilen oranda işletilen faiz ile birlikte parayı müşteriden talep etmektedir. Ödünç para verilmesi ediminin karşılığı, ödenmesi gereken ana para faizidir. Faiz oranı kredi sözleşmesinde açıkça belirtilmemiş olsa bile, bu sözleşmeler geçerlidir. Bu durumda, ödünç para verilmesine dair sözleşmelerde, anapara faizinin kredi sözleşmesinin asıl edimlerinden biri olduğu anlaşılmaktadır.
Yukarıda yapılan açıklamalardan da anlaşıldığı üzere, kredi sözleşmesinin asli edimi olan faiz oranlarının haksız ve fahiş olduğuna ilişkin iddialar yönünden genel işlem koşulları denetiminin yapılması isabetli değildir. Ancak somut olaydaki gibi faiz oranı açıkça belirtilmeyen ve nasıl belirleneceğine dair herhangi bir yöntem de tespit etmeyen sözleşmeler yönünden ise, sözleşmeye uygulanması gereken faiz oranının tespiti sözleşmedeki açık hükmün tamamlanması meselesidir.
6102 sayılı sayılı Yasa’nın 20. maddesindeki tamamlayıcı nitelikteki ’’... ticari işletmesiyle ilgili bir iş veya hizmet görmüş olan tacir, uygun bir ücret isteyebilir.’’ hükmü gereği, tacir olan bankanın kredi sözleşmesiyle ödünç verdiği para karşılığında uygun bir faiz talep etmesi mümkün olup, ödünç para verme işlemleri için uygun bir ücretin tespiti gerekmektedir. Tacirin verdiği hizmet için talep edebileceği uygun bir ücret, ilgili hizmete ilişkin piyasa emsallerine göre talep edebileceği makul görülen ücrettir. Öyleyse, faiz oranını belirtmeyen ve nasıl belirleneceğine dair herhangi bir yöntem de tespit etmeyen kredi sözleşmeleri için; sözleşmenin tarafı bankanın aynı tarihlerde, aynı nitelikteki, aynı para cinsinden, aynı vadedeki kredi sözleşmelerinde açıkça belirtiği veya fiilen uyguladığı faiz oranlarının tespit edilerek, bu faiz oranının sözleşmeye uygun olduğunun kabulü ile bu oranı aşan miktardaki faiz ödemesi taleplerinin veya faiz adi altındaki kesintilerin haksız olduğunun kabulü gerekmektedir.
Bu tespitin, sözleşme örnekleri ve banka kayıtları üzerinde inceleme yapan bilirkişi marifetiyle yapılması gerekmektedir. Uyuşmazlığın tarafı olan banka kayıtlarında yukarıda belirtilen şekilde yapılan incelemede, emsal kredi sözleşmesi veya fiili uygulamanın tespit edilememesi durumda, mahkemece iş bu kez diğer bankaların yukarıda zikredilen kriterlere uygun emsal kredi sözleşmelerinde belirtilen veya fiilen uygulanan faiz oranlarının tespit ettirilerek uygun faiz oranının takdiri gerekmektedir. Ne var ki, yukarıdaki sıraya göre yapılacak değerlendirmelerle tespit edilecek oranlar, ilgili bankanın, Mevduat ve Kredi Faiz Oranları ve Katılma Hesapları Kâr ve Zarara Katılma Oranları İle Kredi İşlemlerinde Faiz Dışında Sağlanacak Diğer Menfaatler Hakkında 2006/1 sayılı Tebliğ’in 6.
maddesi uyarınca Merkez Bankasına bildirdiği azami faiz oranlarını geçer ise, banka tarafından ilan edilen azami oranların sözleşmeye uygulanması gerekir.
Somut olayda; taraflar arasında imzalanan kredi sözleşmesinde herhangi bir faiz oranı belirtilmediği ve taraflar arasında tespit edilecek faiz oranının uygulanacağı belirtilmiş olmasına rağmen taraflar arasında bu konuda bir anlaşma da yapılmadığı anlaşılmış olup, bu durumda mahkemece, 6102 sayılı sayılı Yasa’nın 20. maddesindeki tamamlayıcı nitelikteki hüküm işletilerek yukarıda belirtilen ilkelere göre bankanın talep edebileceği uygun faiz oranının tespit edilip neticesine göre karar verilmesi gerekirken, hatalı değerlendirmeye dayalı olarak yazılı şekilde karar verilmesi isabetli olmamış, bu nedenle Bölge Adliye Mahkemesi kararının davacı yararına bozulması gerekmiştir.
3-) Davalı banka tarafından genel kredi sözleşmesine dayalı olarak istihbarat, operasyon, komisyon ve masraf adı altında kesintiler yapılmış olup, mahkemece sözleşmeye göre davalının bu kesintileri yapmakta haklı olduğu kabul edilmiştir.
Ancak, bir sözleşmenin 6098 sayılı TBK’nın m. 20 vd. uyarınca genel işlem koşulları denetimine tabi tutulması için kanunda belirtilen ölçütlerin uygulanması gerekir. 818 sayılı BK’da olduğu gibi 6098 sayılı TBK’da da sözleşme serbestisi ana kural olmakla birlikte, sözleşmelerin geçerliliği için 6098 sayılı TBK’na, sözleşmenin hukuka aykırı genel işlem koşulları içermemesi unsuru getirilmiştir. Hem tüketiciler hem de tacirler için geçerli olan genel işlem koşulları denetimi, sözleşmelerin imzalanması aşamasında daha olumsuz durumda bulunan sözleşmenin tarafını dürüstlük kuralları kapsamında korumaktadır.
Bir sözleşme hükmünün genel işlem koşulları nedeniyle yazılmamış sayılabilmesi için öncelikle, o hükmün genel işlem koşulu niteliğinde olup olmadığı tespit edilmelidir. Bu anlamda sözleşmenin tipi, türü ve niteliği önem taşımaz. Sözleşme eşya hukukuna, usul hukukuna veya ticari bir alım satıma, sigorta hukukuna, bankacılık hukukuna vs. ilişkin olabilir. Bir sözleşme hükmünün genel işlem koşulu niteliğinde olabilmesi için ise, anılan hükmün genel işlem koşulunu kullanan tarafça, sözleşmenin kurulmasından önce, tek taraflı olarak, sadece o sözleşme için değil, çok sayıdaki benzer sözleşmelerde kullanmak amacıyla hazırlanmış ve karşı tarafın getirilen bu hükmü müzakere etmesine imkan tanımadan sözleşmenin imzalanmış olması gereklidir.
Bir sözleşmedeki genel işlem koşulunun niteliğinin, objektif unsurlara göre belirlenmesi gerekmekte olup, bu hususta tarafların icra ettikleri meslekleri ve sıfatları, tacir veya tüketici olup olmadıkları önem taşımaz.
Bir sözleşmenin önceden ve çok sayıda kullanım amacıyla oluşturulup oluşturulmadığını tespitte değişik ölçütler kullanılabilir. Söz gelimi ortada matbu bir metin var ve kullanılan ifadeler soyut ve genel ise, birden fazla sözleşmede kullanma niyetiyle önceden oluşturulduğu kabul edilebilecektir. Diğer sözleşme metinleriyle özdeş ifadeler içermemesi tek başına, o sözleşmenin genel işlem koşulu denetimine tabi tutulmasını engellemez. Bu noktada aranılacak en temel unsurlardan birisi de, genel işlem koşulunu kullanan tarafın, karşı tarafa bu hükmü, değiştirilmesini engelleyecek tarzda ve o niyetle sunmuş olmasıdır. Mamafih, tek seferlik bir anlaşma için hazırlanan sözleşme metni için genel işlem koşulundan söz etmek mümkün değildir.
Genel işlem koşulu niteliğindeki bir hüküm, sözleşmenin taraflar arasında müzakere ve pazarlık sonucu imzalanmış ise, artık ortada hukuka aykırı bir sözleşme hükmünden değil, sözleşme özgürlüğü çerçevesinde, sözleşmede yer alan bireysel bir anlaşma hükmünden söz etmek gerekir. Ancak, bir sözleşmede, bütün hükümlerin tartışılarak sözleşmeye konulduğuna ilişkin kayıt konulması, TBK’nın m. 20/3 uyarınca, onları tek başına genel işlem koşulu olmaktan çıkartmayacaktır.
Bir sözleşme hükmünün genel işlem koşulu niteliğinde olup olmadığını hangi tarafın ispat etmesi gerektiğine ilişkin TBK’da açık bir düzenleme olmamakla birlikte, 6502 sayılı TK’nın 5/3 maddesinden yola çıkılarak, önceden ve çok sayıda kullanmak amacıyla hazırlanmış belirli bölümleri boş olan ve sonradan doldurulan sözleşme hükümlerinin kural olarak müzakere edilmemiş olduğu, aksinin sözleşmeyi hazırlayan tarafça ispat edilmesi gerektiği kabul edilmeli, gerektiğinde bu konuda ticari ve e posta yazışmaları, fakslar, sözleşme taslaklı vs. ispat vasıtalarından yararlanılmalıdır.
Bir sözleşme hükmünün genel işlem koşulu niteliğinde olduğunun anlaşılması halinde, genel işlem koşullarının üç aşamalı denetime tabi tutulması gerekir. Söz konusu denetim aşamaları; yürürlük (kapsam) denetimi, yorum denetimi ve içerik denetimidir.
Yürürlük denetiminde, genel işlem koşulunun karşı tarafın bilgisi dahilinde sözleşmeye konulup konulmadığına bakılmalı, müşterinin sözleşmeye genel işlem koşulu konulduğunu açıkça biliyor olması halinde diğer denetim aşamalarına geçilmelidir. Aksi halde diğer aşamalara geçilmeksizin genel işlem koşulu niteliğindeki hükmün sözleşmeden çıkarılması gerekmektedir. TBK m. 21 uyarınca, bir müşterinin önceden sözleşmedeki genel işlem koşulundan açıkça haberdar edilmesi, tek başına o hükmün geçerli hale geldiğini göstermez. Önceden müşteriye bildirilmemiş olan hükümler, genel işlem koşulu denetimine gerek kalmaksızın, sözleşmenin bir hükmü dahi sayılmamalıdır.
Şayet sözleşme, o sözleşmenin niteliğine ve işin özelliğine yabancı bir genel işlem koşulu taşıyorsa, yani şaşırtıcı hüküm içeriyorsa, bu nitelikteki hükümler yönünden, müşterinin önceden ve açıkça bilgilendirilmiş olup olmadığı, bu hükmün müzakere edilip edilmediği önem taşımaksızın, o sözleşme hükmü TBK m. 21/2 uyarınca sözleşmeye yazılmamış sayılmalıdır.
Yürürlük denetimi kapsamında, genel işlem koşulu niteliğindeki hükümlerden müşterinin önceden ve açıkça bilgilendirilmemiş ve onun tarafından kabul edilmemiş olması halinde veya şaşırtıcı hüküm içermesi halinde o hükümler sözleşmeye yazılmamış sayılır. Böyle bir durumda, sözleşmeyi düzenleyen taraf, sözleşmede yer alan genel işlem koşulu niteliğindeki hükümler olmasaydı, o sözleşmeyi yapmayacak olduğunu söyleyerek, sözleşmenin geçersiz olduğu ileri süremez.
Yürürlük denetiminin aşılması halinde yapılması gerekli denetim aşaması “yorum” denetimidir. Belirsizlik ilkesi de denilen bu denetim modelinde, sözleşmede yer alan genel işlem koşulu niteliğindeki hüküm içeriğinin ne olduğu konusunda bir anlaşmazlık bulunuyorsa, bu hükmün düzenleyen taraf aleyhine yorumlanması gerekir.
Sözleşmede, yürürlük denetiminin aşılması ve yorumu gerektirecek bir belirsizliğin bulunmaması veya bulunsa bile düzenleyen aleyhine yorum yapılmış olmasından sonra, sözleşmenin bir de “içerik” denetimine tabi tutulması gerekmektedir. İçerik denetimi yapılırken, genel işlem koşulu olduğu ileri sürülen hükmün “dürüstlük kuralı” na aykırı olup olmadığı, karşı tarafın aleyhine ve onun şartlarını ağırlaştırıcı nitelikte olup olmadığına bakılacaktır. Hangi tür sözleşme hükümlerinin dürüstlük kuralına aykırı ve diğer tarafın şartlarını ağırlaştırıcı nitelikte olduğu hususu Kanunda düzenlenmemiş olup, mahkemece her somut olayda bu durumun tartışılması ve değerlendirilmesi gerekir.
İçerik denetimi aşamasında, sözleşme hükmünün dürüstlük kuralına aykırı olduğu ve karşı tarafın şartlarını ağırlaştırdığının tespiti halinde, genel işlem koşulu niteliğindeki bu hükmün, yürürlük denetiminden farklı olarak, Kanunun emredici hükmüne açık aykırılık sebebiyle kesin hükümsüz sayılması gerekir.
Genel işlem koşulu nedeniyle yazılmamış veya kesin hükümsüz sayılan sözleşme hükmünün, sözleşmenin uygulanmasında boşluk doğurması halinde, ortaya çıkan sözleşme içi boşluğun, hakim tarafından öncelikle yedek hukuk, bu yoksa MK m. 1 uyarınca örf ve adet hukukuyla, bu da yoksa hakimin hukuk yaratması yöntemiyle doldurulması gerekir.
Yukarıda, TBK'nın 20-25. maddelerinde genel işlem koşulu denetimine ilişkin ilkelere yer verilmiş olup, somut uyuşmazlıkta kredi sözleşmelerinin 01/07/2012 tarihinden sonra imzalanmış olması nedeniyle 6098 sayılı TBK'nın m. 20 vd. daki genel işlem koşullarına ilişkin hükümlerin uygulanması gerekmekte olup, sözleşmelerdeki masraf, komisyon vb. alınabileceğine ilişkin hükümlerin genel işlem koşulu niteliğinde olduğu ve yazılmamış sayılması gerektiği kabul edilerek, ortaya çıkan boşluğun belirtilen ilkeler çerçevesinde doldurularak, varsa davacıdan kesilen fazla masrafların iadesine karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirmeye dayalı yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) no.lu bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin sair temyiz isteminin REDDİNE, (2) ve (3) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının davacı yararına BOZULARAK KALDIRILMASINA, HMK'nın 373/1. maddesi uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 12.12.2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/881865400 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz