Menfi tespit | Kötü niyet tazminatı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2021/8120 E. 2022/8957 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
hmk 166↗ kefalet sözleşmesi↗ kıymetli evrak↗ tahkikat↗ kötüniyet tazminatı↗ yargılama giderleri↗ kefalet↗ mahsup↗ bono↗ kefil↗ kötüniyet↗ menfi tespit↗ vekalet ücreti↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılamaya, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; dava dışı ...’in, Mahkemenin 2017/419 esas sayılı dosyası üzerinden yargılaması yapılan Salihli 2. İcra Müdürlüğünün 2014/293 esas sayılı dosyasına ilişkin menfi tespit davasının kısmen kabul edildiği, kararın kesinleştiği, asıl ve birleşen davanın davacılarının dava dışı ...' in kullandığı taşıt kredisine kefil olduğu, kefalet sözleşmesinde davacıların davalının doğmuş ve doğacak bütün borçlarından 75.000 TL'ye kadar kefil olduklarının düzenlendiği davalının söz konusu bononun ... tarafından istenilen borçlara mahsup edilmek üzere verildiği beyan ettiği, dava dışı ...'in veya davacıların kullanılan kredi nedeni ile herhangi bir borçları olmadığı, ...'in kredi kartı borcunun bulunduğunun kabulü halinde ise taraflar arasındaki anlaşmazlığın tüketici hukukunu ilgilendiren bir anlaşmazlık olduğu, kefaletin adi kefalet niteliğinde olduğu ve bankanın öncelikle asıl borçludan borcu tahsil etmeye çalışıp ancak tahsil edemediği takdirde kefillere takip yapabileceği, Tüketici Kanununa göre banka ile borçlu ve kefiller arasında imzalanan sözleşme gereğince kıymetli evrak alınmasının yasak olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, asıl ve birleşen davanın davalısının bono nedeniyle 17.117,17 TL yönünden borçlu olmadığının tespitine ve kötüniyet tazminatına karar verilmiştir.
Kararı asıl ve birleşen davanın davalı vekili temyiz etmiştir.
1-HMK'nın 166’ıncı maddesine göre de, ayrı ayrı açılmış davaların aralarında bağlantı bulunmaları halinde birleştirilmeleri mümkündür. Birleştirme kararı sonrasında her dava bağımsız karakterini koruduğu ve davaların birbirlerinin içerisinde erimesi, tek bir davaya dönüşmesi gibi bir durum söz konusu olmadığından, yalnızca birleşen davaların tahkikat aşaması birlikte yapılarak her bir dava hakkında ayrı ayrı hüküm kurulmalı, yargılama giderleri ve vekalet ücreti de her dava için ayrı ayrı belirlenmelidir. Bu itibarla, mahkemece davaların birbirinden bağımsız olması anlamına gelen ''davaların bağımsızlığı prensibi'' uyarınca asıl ve birleşen davalar yönünden ayrı ayrı değerlendirme yapılıp, hüküm kurmak gerekirken asıl ve birleşen dava ayrımı yapılmaksızın tek bir hüküm kurulmuş olması doğru görülmemiş, kararın bu nedenle de bozulması gerekmiştir.
2-Bozma sebep ve şekline göre, asıl ve birleşen davanın davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2023/5543 E. 2024/3147 K.
Ortak:kefalet sözleşmesi · kıymetli evrak · tahkikat · kötüniyet tazminatı · yargılama giderleri · kefalet · mahsup · bono
İncelediğiniz karardaİcra Müdürlüğünün 2014/293 esas sayılı dosyasına ilişkin «menfi tespit» davasının kısmen kabul edildiği, kararın kesinleştiği, asıl ve birleşen davanın davacılarının dava dışı ...' in kullandığı taşıt kredisine «kefil» olduğu, «kefalet sözleşmesinde» davacıların davalının doğmuş ve doğacak bütün borçlarından 75.000 TL'ye kadar kefil olduklarının düzenlendiği davalının söz konusu «bononun» ... tarafından istenilen borçlara «mahsup» edilmek üzere verildiği beyan ettiği, dava dışı ...'in veya davacıların kullanılan kredi nedeni ile herhangi bir borçları olmadığı, ...'in kredi kartı borcunun bulunduğunun kabulü halinde ise taraflar arasındaki anlaşmazlığın tüketici hukukunu ilgilendiren bir anlaşmazlık olduğu, kefaletin adi kefalet niteliğinde olduğu ve bankanın öncelikle asıl borçludan borcu tahsil etmeye çalışıp ancak tahsil edemediği takdirde kefillere takip yapabileceği, Tüketici Kanununa göre banka ile borçlu ve kefiller arasında imzalanan sözleşme gereğince «kıymetli evrak» alınmasının yasak olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, asıl ve birleşen davanın davalısının bono nedeniyle 17.117,17 TL yönünden borçlu olmadığının tespitine ve «kötüniyet tazminatına» karar verilmiştir.
Birleştirme kararı sonrasında her dava bağımsız karakterini koruduğu ve davaların birbirlerinin içerisinde erimesi, tek bir davaya dönüşmesi gibi bir durum söz konusu olmadığından, yalnızca birleşen davaların «tahkikat» aşaması birlikte yapılarak her bir dava hakkında ayrı ayrı hüküm kurulmalı, «yargılama giderleri» ve «vekalet ücreti» de her dava için ayrı ayrı belirlenmelidir.
Benzer bu karardaİcra Müdürlüğünün 2014/293 sayılı dosyasına ilişkin «menfi tespit» davasının kısmen kabul edildiği, kararın kesinleştiği, asıl ve birleşen davanın davacılarının dava dışı...'in kullandığı taşıt kredisine «kefil» olduğu, «kefalet sözleşmesinde» davacıların davalının doğmuş ve doğacak bütün borçlarından 75.000,00 TL'ye kadar kefil olduklarının düzenlendiği, davalının söz konusu «bononun»... tarafından, istenilen borçlara «mahsup» edilmek üzere verildiği beyan ettiği, dava dışı...'in veya davacıların kullanılan kredi nedeni ile herhangi bir borçları olmadığı, ...'in kredi kartı borcunun bulunduğunun kabulü halinde ise taraflar arasındaki anlaşmazlığın tüketici hukukunu ilgilendiren bir anlaşmazlık olduğu, kefaletin adi kefalet niteliğinde olduğu ve bankanın öncelikle asıl borçludan borcu tahsil etmeye çalışıp ancak tahsil edemediği takdirde kefillere takip yapabileceği, Tüketici Kanununa göre banka ile borçlu ve kefiller arasında imzalanan sözleşme gereğince «kıymetli evrak» alınmasının yasak olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, asıl ve birleşen davanın davalısının bono nedeniyle 17.117,17 TL yönünden borçlu olmadığının tespitine ve «kötü niyet tazminatına» karar verilmiş, asıl ve birleşen dosya davalı vekilince temyiz edilmiştir.
Mahkemece 12.05.2015 tarihli ve 2014/49 E., 2015/133 K. sayılı karar ile davacıların dava dışı Mehmet Erdem'in kullandığı taşıt kredisine «kefil» olduğu, kullandırılan kredi nedeniyle herhangi bir borcun bulunmadığı, ...'in kredi kartı borcunun bulunduğunun kabulü halinde ise taraflar arasındaki anlaşmazlığın tüketici hukukunu ilgilendiren bir anlaşmazlık olduğu, «kefalet» adi kefalet niteliğinde olduğu için bankanın öncelikle asıl borçludan borcu tahsil etmeye çalışması gerektiği, ayrıca Tüketici Kanununa göre banka ile borçlu ve kefiller arasında imzalanan sözleşme gereği «kıymetli evrak» alınmasının yasak olduğu gerekçeleriyle davacıların davasının kabulüne, davacıların icra takibine konu «bono» nedeniyle borçlu olmadığının tespitine, %20 «kötüniyet tazminatının» davalıdan alınarak davacılara verilmesine karar verilmiş, davalı vekilince temyiz edilmiş, Yargıtay (kapatılan) 19.
… a davacının borçlu olmadığının tespiti talebiyle açılan davanın kısmen kabulüne karar verilerek kesinleştiği, davacıların dava dışı...'in kullandığı taşıt kredisine «kefil» olduğu, «kefalet» belgesinde davacının, davalının doğmuş ve doğacak bütün borçlarından 75.000,00 TL'ye kadar sorumlu olacağının düzenlendiği, davalının, «bononun»...'in borçlarına «mahsup» edilmek üzere verildiğini beyan ettiği, ...'in veya davacının kullanılan kredi nedeni ile herhangi bir borcunun olmadığı, «genel kredi sözleşmesinin» «cari hesap» olarak işlemeye devam eden bir «ticari kredi» olması nedeniyle bu borcun «muaccel» değil müeccel olduğu, bireysel kredi sözleşmesine ilişkin borcun ise ödeme nedeniyle kapatıldığı, bu nedenle davacıya karşı kredi sözleşmelerine dayalı takip başla …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:şahsi def'i · illetten mücerretlik · avalist · tüketici kredisi · mücerretlik · ticari kredi · işlemden kaldırma · ciranta
Benzer bu karardaHukuk Dairesinin 19.02.2018 tarihli ve 2016/14843 E., 2018/720 K. sayılı kararı ile davacıların dava konusu «bononun» «keşidecisi» ve «avalisti» olduğu, dava konusu bonoda bankanın «lehtar» olmayıp lehtar ve 1 inci «cirantalardan» bonoyu «ciro» yolu ile almış «hamil» olduğu, davacıların dava dışı lehtarın banka ile kurduğu tüketici kredi ilişkisine «kefil» olmalarına rağmen dava konusu bu bonoyu banka lehine düzenlemedikleri için bu bono ile «tüketici kredisi» arasında bağ kurularak davanın çözümlenmesinin yanlış olduğu, öte yandan dava «kambiyo senedine» dayalı «bedelsizlik» davası olduğundan davaya asliye ticaret mahkemesi tarafından bakılması gerekirken tüketici mahkemesi tarafından sonuçlandırılmasının da doğru olmadığı gerekçesiyle …
Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık «keşideci» ve «avalist» olan davacıların «lehtarla» aralarındaki «şahsi def»'ileri «ciranta» bankaya karşı ileri sürüp sürmeyecekleri, burada varılacak sonuca göre davacıların borçlu olup olmadıkları noktasında toplanmaktadır.
Hukuk Dairesinin 19.02.2018 tarihli ve 2016/14843 E., 2018/720 K. sayılı bozma ilamında; davacıların dava konusu «bononun» «keşidecisi» ve «avalisti» olduğu, dava konusu bonoda bankanın «lehtar» olmayıp lehtar ve 1. «cirantadan» bonoyu «ciro» yolu ile almış «hamil» olduğu, davacıların dava dışı lehtarın banka ile kurduğu tüketici kredi ilişkisine «kefil» olmalarına rağmen dava konusu bu bonoyu banka lehine düzenlemedikleri için bu bono ile «tüketici kredisi» arasında bağ kurularak davanın çözümlenmesinin yanlış olduğu gerekçesine yer verilmiştir.
Temyiz Sebepleri Asıl ve birleşen dosyada davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle, dava «kambiyo senedine» dayalı «bedelsizlik» davası olduğu halde Mahkemece, müvekkilinin «lehtar» değil «hamil» olduğu «illetten mücerret» bonoyu illete tabi tutarak muayyen bir «sebebe» bağladığını, «bononun» illetten mücerretliğini aksini iddia edenin ispatlamak zorunda olduğunu, davacının bankaya olan borçlarının müeccel ya da «muaccel» olmasının bononun illetten mücerretliği karşısında bir anlamının olmadığını, ne davacının ne de bilirkişinin dava konsu bono ile kredi kartı arasında bir ilişki olduğunu ortaya koyamadığını, Mahkemece olmayan bir tüketici ilişkisi kurulmasının hukuka aykırı olduğunu, bononun sebebe bağlanarak kısmen de olsa davanın kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğunu, ayrıca, ortada «kötü niyet» olmadığı halde aleyhlerine «kötü niyet tazminatına» karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2021/1026 E. 2022/2819 K.
Ortak:tahkikat · yargılama giderleri · vekalet ücreti
İncelediğiniz karardaBirleştirme kararı sonrasında her dava bağımsız karakterini koruduğu ve davaların birbirlerinin içerisinde erimesi, tek bir davaya dönüşmesi gibi bir durum söz konusu olmadığından, yalnızca birleşen davaların «tahkikat» aşaması birlikte yapılarak her bir dava hakkında ayrı ayrı hüküm kurulmalı, «yargılama giderleri» ve «vekalet ücreti» de her dava için ayrı ayrı belirlenmelidir.
Benzer bu karardaBirleştirme kararı sonrasında her dava bağımsız karakterini koruduğu ve davaların birbirlerinin içerisinde erimesi, tek bir davaya dönüşmesi gibi bir durum söz konusu olmadığından, yalnızca birleşen davaların «tahkikat» safhaları müşterek cereyan ettirilerek her bir dava hakkında ayrı ayrı hüküm kurulmalı, «yargılama giderleri» ve «vekalet ücreti» de her dava için ayrı ayrı belirlenmelidir.
Bu itibarla, mahkemece davaların birbirinden bağımsız olması anlamına gelen ''davaların istiklali prensibi'' uyarınca asıl ve birleşen davalar yönünden ayrı ayrı değerlendirme yapılıp, hüküm kurmak gerekirken mahkemece asıl dava ve birleşen dava yönünden ayrı ayrı hüküm kurulmaması, «yargılama giderleri» ve «vekalet ücretinin» de her dava için ayrı ayrı belirlenmemesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenlerle bozulması gerekmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:önemli menfaat · sigorta acenteliği · portföy tazminatı · acentelik · hakkaniyet · fesih · komisyon
Benzer bu kararda… gılamaya ve benimsenen bilirkişi raporlarına göre; 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 23. maddesinin 16. bendi gereğince sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra «sigorta acentesinin» portföyü sayesinde «önemli menfaatler» elde ediyor ve «hakkaniyet» gerektiriyor ise sigorta acentesinin sigorta şirketinden tazminat talep edebileceği, bu nedenle bilirkişilerce hesaplanan iki yıllık mevcut «komisyon» belgelerine göre davacının 56.466,05 TL denkleştirme tazminatı talep edebileceği gerekçesiyle 2015/519 Esas ve birleşen dava dosyası olan 2015/709 Esas sayılı dosyalar yönünden davanın kısmen kabulü ile 56.466,05 TL yıllık denkleştirme tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, «fesih» tarihi olan 06/09/2010 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizle birlikte tahsiline karar verilmiştir.
1- Asıl dava ve birleşen dava, taraflar arasındaki Acentelik Sözleşmesinin davalı tarafından feshi nedeni ile davacı tarafından talep edilen «portföy tazminatı» istemine ilişkin olup mahkemece yukarıda özetlenen şekilde hüküm kurulmuştur.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/6129 E. 2023/6801 K.
Ortak:tahkikat · yargılama giderleri · vekalet ücreti
İncelediğiniz karardaBirleştirme kararı sonrasında her dava bağımsız karakterini koruduğu ve davaların birbirlerinin içerisinde erimesi, tek bir davaya dönüşmesi gibi bir durum söz konusu olmadığından, yalnızca birleşen davaların «tahkikat» aşaması birlikte yapılarak her bir dava hakkında ayrı ayrı hüküm kurulmalı, «yargılama giderleri» ve «vekalet ücreti» de her dava için ayrı ayrı belirlenmelidir.
Benzer bu karardaBirleştirme kararı sonrasında her dava bağımsız karakterini koruduğu ve davaların birbirlerinin içerisinde erimesi, tek bir davaya dönüşmesi gibi bir durum söz konusu olmadığından, yalnızca birleşen davaların «tahkikat» aşaması birlikte yapılarak her bir dava hakkında ayrı ayrı hüküm kurulmalı, «yargılama giderleri» ve «vekalet ücreti» de her dava için ayrı ayrı belirlenmelidir.
… , hüküm kurmak gerekirken, asıl davada yargılama tamamlanıp kesinleşmediğine göre, asıl dava ile birleşen bir dava bulunmadığından, birleşen davaya ilişkin ayrı bir «tahkikat» yapılmadan, asıl ve birleşen dava ayrımı yapılmaksızın tek bir hüküm kurulmuş olması doğru görülmemiş, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:limited şirket ortağı · infazda tereddüt · itirazın iptali davası · davanın konusu · infaz · iptal davası · temlik · limited şirket
Benzer bu karardaBozma Kararı Dairemizin 17.06.2019 tarih, 2018/2975 E., 2019/4484 K. sayılı kararıyla Mahkemece «temlik» eden davacı ...’nun 06.06.2007 tarihinde hisselerini devrettikten sonra şirketle hiçbir alakasının kalmadığı yönündeki davalı şirket savunması üzerinde durulmaksızın, Ticaret Sicili Müdürlüğünün 28.01.2008 tarihli cevabi yazısından hareketle davacı temlik edenin yazı tarihinde dahi şirket ortağı olarak göründüğü ve bu nedenle çalışmasının 07.09.2007 tarihine kadar sürdüğü iddiasının yerinde olduğu kabulüne dayanarak hesaplama yapan bilirkişi raporuna itibar edilmesi doğru olmadığı, temlik eden davacı ...’nun hisselerini devrettiği ve şirketle alakasının kalmadığı iddia olunan 06.06.2007 ila 07.09.2007 tarihleri arasında davalı şirket lehine şirket ortaklığından bağımsız olarak çalışmasının devam edip etmediğinin üzerinde durulması gerektiği, Mahkemece dosyaya «ibraz» edilen 03.02.2010 tarihli temlikname uyarınca davaya konu alacağın 30.000,00 TL’ye kadar olan kısmının davacı ...’e temlik edildiği ve anılan tarafın temlik edilen miktar uyarınca davaya davacı sıfatıyla kanunen taraf olduğu dikkate alınmaksızın karar başlığında davacı olarak sadece temlik eden ...’na yer verilmesi, ...’in temlik alan davacı olarak kararda yer almamasının doğru olmadığı, ayrıca 2 no.lu hüküm fıkrasında kabul olunan bedelin davalıdan tahsili ile temlik alan veya temlik veren olduğu belirtilmeksizin davacıya verilmesi yönünde «infazda tereddüte» mahal verecek şekilde karar verilmiş olması da doğru olmadığı belirtilerek Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
… zca dava dilekçesi ile talep edilen 6.000,00 TL'lik kısmın taleple bağlı kalınarak kabul edilip fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmamış olmasının hatalı olduğunu, «temlik» alan davacının adının yanlış yazılması ve davalının ünvanın eksik yazılmasının «infazda tereddüt» oluşturacağını belirterek Mahkeme kararının bozulmasını istemiştir.
Değerlendirme 1.Temlik alan davacı ...'in aynı alacağın asıl «davanın konusu» dışında kalan miktarı için icra takibi başlattığı, davalının itirazı üzerine, «itirazın iptali davası» açıldığı, Aliağa 1.
Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, «limited şirket ortağının» şirket lehine gerçekleştirdiği işlerin karşılığının ödenmesi istemine ilişkindir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2021/8120 E. , 2022/8957 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada Turgutlu 1. Asliye Hukuk Mahkemesince bozmaya uyularak verilen 31.03.2021 tarih ve 2018/237 E. - 2021/140 K. sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi asıl ve birleşen davada davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Asıl davanın davacısı ... vekili, davalı bankanın 30.000 TL bedelli bonoya dayanarak davacı aleyhine icra takibinine başladığını, davacının böyle bir borcu bulunmadığını, davalı banka ile imzalanan bireysel kredi sözleşmesinin asıl borçlusunun ..., kefillerinin ... ile ... olduğunu, bu sözleşmeye dayalı olarak bono alındığını, senedin butlanla sakat olduğunu, borç kapatılmasına rağmen bononun sonradan doldurularak haksız olarak takibe konu edildiğini ileri sürerek, davacının borçlu olmadığının tespitini ve kötüniyet tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiş; birleşen dava davacısı ... de aynı iddialarla birleşen davanın davalısına borçlu olmadığının tespiti ve kötüniyet tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Asıl ve birleşen davaların davalı vekili, davalı ile davacılar arasında tüketici hukukuna ilişkin bir ilişkinin bulunmadığını, kredi borçlusu dava dışı ...'in kredi kartı borcunun 26.643,74 TL'ye ulaştığını, kefaleten borçların toplamının ise 87.973,97 TL olduğunu, dava konusu 31.12.2013 vade tarihli 30.000,00 TL bedelli bononun dava dışı ...'in davalı banka nezdindeki borçlarına mahsup edilmek üzere alındığını, herhangi bir kredi sözleşmesinin teminatı olarak alınmadığını, kambiyo senedinin sebepten mücerret olduğunu belirterek, davanın reddini ve tazminata karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılamaya, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; dava dışı ...’in, Mahkemenin 2017/419 esas sayılı dosyası üzerinden yargılaması yapılan Salihli 2. İcra Müdürlüğünün 2014/293 esas sayılı dosyasına ilişkin menfi tespit davasının kısmen kabul edildiği, kararın kesinleştiği, asıl ve birleşen davanın davacılarının dava dışı ...' in kullandığı taşıt kredisine kefil olduğu, kefalet sözleşmesinde davacıların davalının doğmuş ve doğacak bütün borçlarından 75.000 TL'ye kadar kefil olduklarının düzenlendiği davalının söz konusu bononun ... tarafından istenilen borçlara mahsup edilmek üzere verildiği beyan ettiği, dava dışı ...'in veya davacıların kullanılan kredi nedeni ile herhangi bir borçları olmadığı, ...'in kredi kartı borcunun bulunduğunun kabulü halinde ise taraflar arasındaki anlaşmazlığın tüketici hukukunu ilgilendiren bir anlaşmazlık olduğu, kefaletin adi kefalet niteliğinde olduğu ve bankanın öncelikle asıl borçludan borcu tahsil etmeye çalışıp ancak tahsil edemediği takdirde kefillere takip yapabileceği, Tüketici Kanununa göre banka ile borçlu ve kefiller arasında imzalanan sözleşme gereğince kıymetli evrak alınmasının yasak olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, asıl ve birleşen davanın davalısının bono nedeniyle 17.117,17 TL yönünden borçlu olmadığının tespitine ve kötüniyet tazminatına karar verilmiştir.
Kararı asıl ve birleşen davanın davalı vekili temyiz etmiştir.
1-HMK'nın 166’ıncı maddesine göre de, ayrı ayrı açılmış davaların aralarında bağlantı bulunmaları halinde birleştirilmeleri mümkündür. Birleştirme kararı sonrasında her dava bağımsız karakterini koruduğu ve davaların birbirlerinin içerisinde erimesi, tek bir davaya dönüşmesi gibi bir durum söz konusu olmadığından, yalnızca birleşen davaların tahkikat aşaması birlikte yapılarak her bir dava hakkında ayrı ayrı hüküm kurulmalı, yargılama giderleri ve vekalet ücreti de her dava için ayrı ayrı belirlenmelidir. Bu itibarla, mahkemece davaların birbirinden bağımsız olması anlamına gelen ''davaların bağımsızlığı prensibi'' uyarınca asıl ve birleşen davalar yönünden ayrı ayrı değerlendirme yapılıp, hüküm kurmak gerekirken asıl ve birleşen dava ayrımı yapılmaksızın tek bir hüküm kurulmuş olması doğru görülmemiş, kararın bu nedenle de bozulması gerekmiştir.
2-Bozma sebep ve şekline göre, asıl ve birleşen davanın davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, kararın BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, asıl ve birleşen davanın davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden asıl ve birleşen davada davalıya iadesine, 13.12.2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/875929000 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz