Alacak
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2022/6129 E. 2023/6801 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
limited şirket ortağı↗ fazlaya ilişkin hakların saklı tutulması↗ infazda tereddüt↗ tahkikat↗ ticaret sicili tescili↗ itirazın iptali davası↗ davanın konusu↗ ticaret sicili müdürlüğü↗ yargılama giderleri↗ pay defteri↗ infaz↗ iptal davası↗ temlik↗ limited şirket↗ ticaret sicili↗ yasal faiz↗ dava sebebi↗ vekalet ücreti↗ ibraz↗ e-defter↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece 13.02.2018 tarih, 2013/200 E., 2018/56 K. sayılı kararı ile davalı şirketin ortağı olan davacının davalı şirkette fiili olarak sevk ve idare işlerini yürüttüğü, bu faaliyetlerinin 01.05.2006 ila 07.09.2007 tarihleri arasında devam ettiği ve alınan bilirkişi raporuna göre bu süreçte davacının davalı şirketten alacağının 19.193,85 TL olarak hesaplandığı ancak davacı tarafın dava dilekçesinde 6.000,00 TL'nin tahsilini istediği gerekçesiyle taleple bağlı kalınmak suretiyle 6.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş, kararı davalı ve davacı (temlik alan) vekilleri temyiz etmiştir.
B. Bozma Kararı
Dairemizin 17.06.2019 tarih, 2018/2975 E., 2019/4484 K. sayılı kararıyla Mahkemece temlik eden davacı ...’nun 06.06.2007 tarihinde hisselerini devrettikten sonra şirketle hiçbir alakasının kalmadığı yönündeki davalı şirket savunması üzerinde durulmaksızın, Ticaret Sicili Müdürlüğünün 28.01.2008 tarihli cevabi yazısından hareketle davacı temlik edenin yazı tarihinde dahi şirket ortağı olarak göründüğü ve bu nedenle çalışmasının 07.09.2007 tarihine kadar sürdüğü iddiasının yerinde olduğu kabulüne dayanarak hesaplama yapan bilirkişi raporuna itibar edilmesi doğru olmadığı, temlik eden davacı ...’nun hisselerini devrettiği ve şirketle alakasının kalmadığı iddia olunan 06.06.2007 ila 07.09.2007 tarihleri arasında davalı şirket lehine şirket ortaklığından bağımsız olarak çalışmasının devam edip etmediğinin üzerinde durulması gerektiği, Mahkemece dosyaya ibraz edilen 03.02.2010 tarihli temlikname uyarınca davaya konu alacağın 30.000,00 TL’ye kadar olan kısmının davacı ...’e temlik edildiği ve anılan tarafın temlik edilen miktar uyarınca davaya davacı sıfatıyla kanunen taraf olduğu dikkate alınmaksızın karar başlığında davacı olarak sadece temlik eden ...’na yer verilmesi, ...’in temlik alan davacı olarak kararda yer almamasının doğru olmadığı, ayrıca 2 no.lu hüküm fıkrasında kabul olunan bedelin davalıdan tahsili ile temlik alan veya temlik veren olduğu belirtilmeksizin davacıya verilmesi yönünde infazda tereddüte mahal verecek şekilde karar verilmiş olması da doğru olmadığı belirtilerek Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
C. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı temlik eden ...’nun 06.06.2007 ila 07.09.2007 tarihleri arasında davalı şirket lehine şirket ortaklığından bağımsız olarak çalıştığının dosya kapsamında ispatlanamadığı, bu döneme ilişkin hesaplanan 2.808,27 TL alacağın davacı tarafından ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın kabulüne, 6.000,00 TL alacağın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacı temlik alana verilmesine karar verilmiştir.
IV. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı (temlik alan) vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; yargılama neticesinde alacak miktarının tamamının ispat edilmiş olmasına rağmen yalnızca dava dilekçesi ile talep edilen 6.000,00 TL'lik kısmın taleple bağlı kalınarak kabul edilip fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmamış olmasının hatalı olduğunu, temlik alan davacının adının yanlış yazılması ve davalının ünvanın eksik yazılmasının infazda tereddüt oluşturacağını belirterek Mahkeme kararının bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, limited şirket ortağının şirket lehine gerçekleştirdiği işlerin karşılığının ödenmesi istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (6100 sayılı Kanun) 166 ncı maddesi.
3. Değerlendirme
1.Temlik alan davacı ...'in aynı alacağın asıl davanın konusu dışında kalan miktarı için icra takibi başlattığı, davalının itirazı üzerine, itirazın iptali davası açıldığı, Aliağa 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 14.11.2019 tarihli, 2018/119 E., 2019/439 K. sayılı kararıyla bu davanın temyize konu asıl dava dosyası ile birleştirilmesine karar verildiği, 18.10.2022 tarihinde asıl dava dosyası içerisine alınmasına dair tutanak tutularak birleşen dosyanın Dairemize gönderildiği anlaşılmıştır.
2.6100 sayılı Kanun'un 166 ncı maddesine göre, ayrı ayrı açılmış davaların aralarında bağlantı bulunmaları halinde birleştirilmeleri mümkündür. Birleştirme kararı sonrasında her dava bağımsız karakterini koruduğu ve davaların birbirlerinin içerisinde erimesi, tek bir davaya dönüşmesi gibi bir durum söz konusu olmadığından, yalnızca birleşen davaların tahkikat aşaması birlikte yapılarak her bir dava hakkında ayrı ayrı hüküm kurulmalı, yargılama giderleri ve vekalet ücreti de her dava için ayrı ayrı belirlenmelidir. Bu itibarla, Mahkemece davaların birbirinden bağımsız olması anlamına gelen ''davaların bağımsızlığı prensibi'' uyarınca asıl ve birleşen davalar yönünden ayrı ayrı değerlendirme yapılıp, hüküm kurmak gerekirken, asıl davada yargılama tamamlanıp kesinleşmediğine göre, asıl dava ile birleşen bir dava bulunmadığından, birleşen davaya ilişkin ayrı bir tahkikat yapılmadan, asıl ve birleşen dava ayrımı yapılmaksızın tek bir hüküm kurulmuş olması doğru görülmemiş, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
3. Bozma sebep ve şekline göre davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2018/2975 E. 2019/4484 K.
Ortak:limited şirket ortağı · infazda tereddüt · infaz · temlik · limited şirket · yasal faiz · ibraz · Alacak
İncelediğiniz karardaBozma Kararı Dairemizin 17.06.2019 tarih, 2018/2975 E., 2019/4484 K. sayılı kararıyla Mahkemece «temlik» eden davacı ...’nun 06.06.2007 tarihinde hisselerini devrettikten sonra şirketle hiçbir alakasının kalmadığı yönündeki davalı şirket savunması üzerinde durulmaksızın, Ticaret Sicili Müdürlüğünün 28.01.2008 tarihli cevabi yazısından hareketle davacı temlik edenin yazı tarihinde dahi şirket ortağı olarak göründüğü ve bu nedenle çalışmasının 07.09.2007 tarihine kadar sürdüğü iddiasının yerinde olduğu kabulüne dayanarak hesaplama yapan bilirkişi raporuna itibar edilmesi doğru olmadığı, temlik eden davacı ...’nun hisselerini devrettiği ve şirketle alakasının kalmadığı iddia olunan 06.06.2007 ila 07.09.2007 tarihleri arasında davalı şirket lehine şirket ortaklığından bağımsız olarak çalışmasının devam edip etmediğinin üzerinde durulması gerektiği, Mahkemece dosyaya «ibraz» edilen 03.02.2010 tarihli temlikname uyarınca davaya konu alacağın 30.000,00 TL’ye kadar olan kısmının davacı ...’e temlik edildiği ve anılan tarafın temlik edilen miktar uyarınca davaya davacı sıfatıyla kanunen taraf olduğu dikkate alınmaksızın karar başlığında davacı olarak sadece temlik eden ...’na yer verilmesi, ...’in temlik alan davacı olarak kararda yer almamasının doğru olmadığı, ayrıca 2 no.lu hüküm fıkrasında kabul olunan bedelin davalıdan tahsili ile temlik alan veya temlik veren olduğu belirtilmeksizin davacıya verilmesi yönünde «infazda tereddüte» mahal verecek şekilde karar verilmiş olması da doğru olmadığı belirtilerek Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
… zca dava dilekçesi ile talep edilen 6.000,00 TL'lik kısmın taleple bağlı kalınarak kabul edilip fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmamış olmasının hatalı olduğunu, «temlik» alan davacının adının yanlış yazılması ve davalının ünvanın eksik yazılmasının «infazda tereddüt» oluşturacağını belirterek Mahkeme kararının bozulmasını istemiştir.
… davacı tarafın dava dilekçesinde 6.000,00 TL'nin tahsilini istediği gerekçesiyle taleple bağlı kalınmak suretiyle 6.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek «yasal faizi» ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş, kararı davalı ve davacı («temlik» alan) vekilleri temyiz etmiştir.
Benzer bu karardaAyrıca 2 nolu hüküm fıkrasında kabul olunan bedelin davalıdan tahsili ile «temlik» alan veya temlik veren olduğu belirtilmeksizin davacıya verilmesi yönünde «infazda tereddüte» mahal verecek şekilde karar verilmiş olması da doğru görülmeyerek kararın bu nedenle de bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
2- Dava «limited şirket ortağının» şirket lehine gerçekleştirdiği işlerin karşılığının ödenmesi isteminden ibaret olup, mahkemece yazılı gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
Buna göre, mahkemece dosyaya «ibraz» edilen 03.02.2010 tarihli «temlikname» uyarınca davaya konu alacağın 30.000.- TL’ye kadar olan kısmının davacı ...’e temlik edildiği ve anılan tarafın temlik edilen miktar uyarınca davaya davacı sıfatıyla kanunen taraf olduğu dikkate alınmaksızın karar başlığında davacı olarak sadece temlik eden ...’na yer verilmesi, ...’in temlik alan davacı olarak kararda yer almaması doğru olmamıştır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:bozma sonrası karar · i̇i̇k 72/son
Benzer bu karardaMahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılamaya ve «bozma sonrası» alınan bilirkişi raporuna göre, davalı şirketin ortağı olan davacının anılan davalı şirkette fiili olarak sevk ve idare işlerini yürüttüğü, bu faaileyetlerinin 01.05.2006 ila 07.09.2007 tarihleri arasında devam ettiği ve alınan bilirkişi raporuna göre bu süreçte davacının davalı şirketten alacağının 19.193,85 TL olarak hesaplandığı ancak davacı tarafın dava dilekçesinde 6.000,00 TL'nin tahsilini istediği gerekçesiyle, taleple bağlı kalınmak suretiyle 6.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek «yasal faizi» ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
3- 6100 sayılı HMK’nın 125/«son» hükmü dava açıldıktan sonra dava konusunun davacı tarafından devri hususunu düzenlemekte olup, anılan hükümde dava konusunu devralanın davacı yerine geçerek davaya taraf olacağı ve davaya kaldığı yerden devam edeceği belirtilmiştir.
-
Menfi tespit | Kötü niyet tazminatı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2021/8120 E. 2022/8957 K.
Ortak:tahkikat · yargılama giderleri · vekalet ücreti
İncelediğiniz karardaBirleştirme kararı sonrasında her dava bağımsız karakterini koruduğu ve davaların birbirlerinin içerisinde erimesi, tek bir davaya dönüşmesi gibi bir durum söz konusu olmadığından, yalnızca birleşen davaların «tahkikat» aşaması birlikte yapılarak her bir dava hakkında ayrı ayrı hüküm kurulmalı, «yargılama giderleri» ve «vekalet ücreti» de her dava için ayrı ayrı belirlenmelidir.
… , hüküm kurmak gerekirken, asıl davada yargılama tamamlanıp kesinleşmediğine göre, asıl dava ile birleşen bir dava bulunmadığından, birleşen davaya ilişkin ayrı bir «tahkikat» yapılmadan, asıl ve birleşen dava ayrımı yapılmaksızın tek bir hüküm kurulmuş olması doğru görülmemiş, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Benzer bu karardaBirleştirme kararı sonrasında her dava bağımsız karakterini koruduğu ve davaların birbirlerinin içerisinde erimesi, tek bir davaya dönüşmesi gibi bir durum söz konusu olmadığından, yalnızca birleşen davaların «tahkikat» aşaması birlikte yapılarak her bir dava hakkında ayrı ayrı hüküm kurulmalı, «yargılama giderleri» ve «vekalet ücreti» de her dava için ayrı ayrı belirlenmelidir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kefalet sözleşmesi · kıymetli evrak · kötüniyet tazminatı · kefalet · mahsup · bono · kefil · kötüniyet
Benzer bu karardaİcra Müdürlüğünün 2014/293 esas sayılı dosyasına ilişkin «menfi tespit» davasının kısmen kabul edildiği, kararın kesinleştiği, asıl ve birleşen davanın davacılarının dava dışı ...' in kullandığı taşıt kredisine «kefil» olduğu, «kefalet sözleşmesinde» davacıların davalının doğmuş ve doğacak bütün borçlarından 75.000 TL'ye kadar kefil olduklarının düzenlendiği davalının söz konusu «bononun» ... tarafından istenilen borçlara «mahsup» edilmek üzere verildiği beyan ettiği, dava dışı ...'in veya davacıların kullanılan kredi nedeni ile herhangi bir borçları olmadığı, ...'in kredi kartı borcunun bulunduğunun kabulü halinde ise taraflar arasındaki anlaşmazlığın tüketici hukukunu ilgilendiren bir anlaşmazlık olduğu, kefaletin adi kefalet niteliğinde olduğu ve bankanın öncelikle asıl borçludan borcu tahsil etmeye çalışıp ancak tahsil edemediği takdirde kefillere takip yapabileceği, Tüketici Kanununa göre banka ile borçlu ve kefiller arasında imzalanan sözleşme gereğince «kıymetli evrak» alınmasının yasak olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, asıl ve birleşen davanın davalısının bono nedeniyle 17.117,17 TL yönünden borçlu olmadığının tespitine ve «kötüniyet tazminatına» karar verilmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2022/6129 E. , 2023/6801 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI 2019/502 Esas, 2022/212 Karar
HÜKÜM
Davanın kabulü
Taraflar arasındaki alacak davasının bozma ilamına uyularak yapılan yargılaması sonucunda Mahkemece davanın kabulüne kabulüne karar verilmiştir.
Mahkeme kararı, davacı (temlik alan) vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı şirketin %50 hisseli ortağı olduğunu, müvekkilinin şirketin faaliyete geçtiği 01.05.2006 tarihinden, işten el çektirildiği 07.09.2007 tarihine kadar mesaisinin tamamını şirkete hasrettiğini ve bu çalışmasının karşılığının aylık en az 3.000,00 TL olduğunu ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 6.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile tahsilini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının noterde yaptığı sözleşme ile hissesini 06.06.2007 tarihinde devrettiğini, devir sözleşmesinin pay defterine de işlendiğini, ticaret siciline tescilinin zorunlu olmadığını, davacının şirketin ortağı olduğunu iddia etmesinin mümkün olmadığını, şirket çalışanı olmadığını, borçlarını müvekkiline bu şekilde kötü niyetli dava ile ödetmeye çalıştığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. MAHKEME KARARLARI, BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Mahkemece Verilen Karar
Mahkemece 13.02.2018 tarih, 2013/200 E., 2018/56 K. sayılı kararı ile davalı şirketin ortağı olan davacının davalı şirkette fiili olarak sevk ve idare işlerini yürüttüğü, bu faaliyetlerinin 01.05.2006 ila 07.09.2007 tarihleri arasında devam ettiği ve alınan bilirkişi raporuna göre bu süreçte davacının davalı şirketten alacağının 19.193,85 TL olarak hesaplandığı ancak davacı tarafın dava dilekçesinde 6.000,00 TL'nin tahsilini istediği gerekçesiyle taleple bağlı kalınmak suretiyle 6.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş, kararı davalı ve davacı (temlik alan) vekilleri temyiz etmiştir.
B. Bozma Kararı
Dairemizin 17.06.2019 tarih, 2018/2975 E., 2019/4484 K. sayılı kararıyla Mahkemece temlik eden davacı ...’nun 06.06.2007 tarihinde hisselerini devrettikten sonra şirketle hiçbir alakasının kalmadığı yönündeki davalı şirket savunması üzerinde durulmaksızın, Ticaret Sicili Müdürlüğünün 28.01.2008 tarihli cevabi yazısından hareketle davacı temlik edenin yazı tarihinde dahi şirket ortağı olarak göründüğü ve bu nedenle çalışmasının 07.09.2007 tarihine kadar sürdüğü iddiasının yerinde olduğu kabulüne dayanarak hesaplama yapan bilirkişi raporuna itibar edilmesi doğru olmadığı, temlik eden davacı ...’nun hisselerini devrettiği ve şirketle alakasının kalmadığı iddia olunan 06.06.2007 ila 07.09.2007 tarihleri arasında davalı şirket lehine şirket ortaklığından bağımsız olarak çalışmasının devam edip etmediğinin üzerinde durulması gerektiği, Mahkemece dosyaya ibraz edilen 03.02.2010 tarihli temlikname uyarınca davaya konu alacağın 30.000,00 TL’ye kadar olan kısmının davacı ...’e temlik edildiği ve anılan tarafın temlik edilen miktar uyarınca davaya davacı sıfatıyla kanunen taraf olduğu dikkate alınmaksızın karar başlığında davacı olarak sadece temlik eden ...’na yer verilmesi, ...’in temlik alan davacı olarak kararda yer almamasının doğru olmadığı, ayrıca 2 no.lu hüküm fıkrasında kabul olunan bedelin davalıdan tahsili ile temlik alan veya temlik veren olduğu belirtilmeksizin davacıya verilmesi yönünde infazda tereddüte mahal verecek şekilde karar verilmiş olması da doğru olmadığı belirtilerek Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
C. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı temlik eden ...’nun 06.06.2007 ila 07.09.2007 tarihleri arasında davalı şirket lehine şirket ortaklığından bağımsız olarak çalıştığının dosya kapsamında ispatlanamadığı, bu döneme ilişkin hesaplanan 2.808,27 TL alacağın davacı tarafından ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın kabulüne, 6.000,00 TL alacağın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacı temlik alana verilmesine karar verilmiştir.
IV. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı (temlik alan) vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; yargılama neticesinde alacak miktarının tamamının ispat edilmiş olmasına rağmen yalnızca dava dilekçesi ile talep edilen 6.000,00 TL'lik kısmın taleple bağlı kalınarak kabul edilip fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmamış olmasının hatalı olduğunu, temlik alan davacının adının yanlış yazılması ve davalının ünvanın eksik yazılmasının infazda tereddüt oluşturacağını belirterek Mahkeme kararının bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, limited şirket ortağının şirket lehine gerçekleştirdiği işlerin karşılığının ödenmesi istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (6100 sayılı Kanun) 166 ncı maddesi.
3. Değerlendirme
1.Temlik alan davacı ...'in aynı alacağın asıl davanın konusu dışında kalan miktarı için icra takibi başlattığı, davalının itirazı üzerine, itirazın iptali davası açıldığı, Aliağa 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 14.11.2019 tarihli, 2018/119 E., 2019/439 K. sayılı kararıyla bu davanın temyize konu asıl dava dosyası ile birleştirilmesine karar verildiği, 18.10.2022 tarihinde asıl dava dosyası içerisine alınmasına dair tutanak tutularak birleşen dosyanın Dairemize gönderildiği anlaşılmıştır.
2.6100 sayılı Kanun'un 166 ncı maddesine göre, ayrı ayrı açılmış davaların aralarında bağlantı bulunmaları halinde birleştirilmeleri mümkündür. Birleştirme kararı sonrasında her dava bağımsız karakterini koruduğu ve davaların birbirlerinin içerisinde erimesi, tek bir davaya dönüşmesi gibi bir durum söz konusu olmadığından, yalnızca birleşen davaların tahkikat aşaması birlikte yapılarak her bir dava hakkında ayrı ayrı hüküm kurulmalı, yargılama giderleri ve vekalet ücreti de her dava için ayrı ayrı belirlenmelidir. Bu itibarla, Mahkemece davaların birbirinden bağımsız olması anlamına gelen ''davaların bağımsızlığı prensibi'' uyarınca asıl ve birleşen davalar yönünden ayrı ayrı değerlendirme yapılıp, hüküm kurmak gerekirken, asıl davada yargılama tamamlanıp kesinleşmediğine göre, asıl dava ile birleşen bir dava bulunmadığından, birleşen davaya ilişkin ayrı bir tahkikat yapılmadan, asıl ve birleşen dava ayrımı yapılmaksızın tek bir hüküm kurulmuş olması doğru görülmemiş, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
3. Bozma sebep ve şekline göre davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
V. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Mahkeme kararının BOZULMASINA,
Bozma sebebine göre davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde davacıya iadesine,
Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine,
23.11.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/987316500 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz