Özen borcu
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2012/7791 E. 2014/427 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
özen borcu↗ inançlı işlem↗ garanti sözleşmesi↗ ödeme emri tebliği↗ kabul beyanı↗ ödeme emri↗ kefalet sözleşmesi↗ ticaret sicili tescili↗ şirket müdürü↗ sözleşmeden doğan dava↗ iyiniyet↗ şirket zararı↗ hisse devri↗ ihtiyati tedbir↗ hisse devir sözleşmesi↗ üçüncü kişi↗ kefalet↗ oy yasağı↗ muvafakat↗ garantörlük↗ anonim şirket↗ protokol↗ istirdat↗ ticaret sicili↗ yönetim kurulu kararı↗ menfi tespit↗ teminat↗ temsil↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, hisse devir sözleşmesinin ve takip dayanağı protokolün düzenlendiği 09.03.2007 tarihinde, takip dosyasında ödeme emrinin tebliğ edildiği tarihte ve takip konusu borcun icra dairesinde kabul edildiği 26.11.2008 tarihinde Hüseyin 'ın şirketi temsile yetkili müdür olduğu, davacı şirket adına temsilcisinin borcu kabul beyanının şirketi bağlayıcı olduğu, davacı şirketin bu iddialarını 3. kişi olan davalıya karşı açılan menfi tespit davasında ileri süremeyeceği, şirket müdürünün şirkete zarar vermesi nedeni ile açılmış veya açılacak bir davada ileri sürülebileceği, icra dosyasında borçlu Hüseyin 'ın 26.11.2008 tarihinde hem borçlu sıfatıyla ve hem de borçlu şirketin temsilcisi sıfatıyla borcu kabul beyanından sonra açılan işbu menfi tespit davasının dinlenemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine, icra dosyasına gelen paranın dava tarihinden önce davacıya ödendiği, kalan alacakla ilgili paranın alacaklıya ödenmemesi yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmiş ise de teminat yatırılmadığından ihtiyati tedbir kararının uygulanmadığı bu nedenle davalı alacaklının bir zararının gerçekleşmediği anlaşılmakla davalının tazminat isteminin de reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, dava dışı şirket müdürü ile davalı arasında imzalanan adi yazılı “Protokol-Garanti Sözleşmesi” başlıklı belgede davacı şirketin garanti eden olarak gösterilmesinden dolayı borçlu olmadığının tespiti, anılan belgeye dayalı olarak başlatılan icra dosyasına ödenmek zorunda kalınan paranın istirdadı ve takibin iptali istemine ilişkindir. Davalı Kürşat Antalya 7. Noterliği’nin 09.03.2007 tarih, 6779 yevmiye nolu hisse devir sözleşmesi ile davacı şirketteki 690 hissesini 345.000 TL bedelle dava dışı şirket müdürü Hüseyin ’e devretmiş, bu devir ortaklar kurulunun 08.03.2007 tarihli kararı ile kabul edilerek ticaret siciline de tescil edilmiştir. Ancak davalı, bu hisse devrinin gerçek bir devir olmayıp ortada inançlı bir işlem olduğunu savunarak, dava dışı şirket müdürü Hüseyin ile aralarında imzalanan 09.03.2007 tarihli “protokol-garanti sözleşmesi” başlıklı belgede hisse devralan olarak dava dışı şirket müdürü Hüseyin ’ın göründüğünü, garanti eden olarak davacı şirketin göründüğünü ve Hüseyin ’ın hem devralan hem şirketi temsilen protokolü imzaladığını, şirketin de bu belgeden haberdar olduğunu belirtmiştir. Mahkemece, dava konusu hisse devir sözleşmesinin ve icra takibinin dayanağı protokolün düzenlendiği 09.03.2007 tarihinde, ödeme emrinin tebliğ edildiği tarihte ve takip konusu borcun icra dairesinde kabul edildiği 26.11.2008 tarihinde Hüseyin 'ın şirketi temsile yetkili müdür olduğu, davacı şirket adına temsilcisinin borcu kabul beyanının şirketi bağlayacağı, davacı şirketin bu iddialarını 3. kişi olan davalıya karşı açılan menfi tespit davasında ileri süremeyeceği, şirket müdürünün şirkete zarar vermesi nedeni ile açılmış veya açılacak bir davada ileri
sürülebileceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Ancak TTK’nın 320. maddesinde anonim ortaklıklarda yönetim kurulu üyesinin özen borcu düzenlenmiş bulunmaktadır. TTK’nın 334. maddesinde ise yönetim kurulu üyelerinin anonim ortaklıkla ticari işlem (muamele) yapma yasağına yer verilmiştir. Bu maddenin düzenlenme gerekçesi, yönetim kurulu üyesinin şirketle kendi adına veya başkası adına işlem yaparken kendi çıkarlarını ve temsil ettiği kişilerden birinin çıkarını diğerine feda etmesini engellemektir. İşlemin her iki tarafında da aynı yönetim kurulu üyesinin bulunması durumunda ortaklığın çıkarlarının zarara uğrama olanağı yüksektir. Bu nedenle anılan madde yönetim kurulu üyesinin şirketle kendi veya başkası adına işlem yapılmasını yasaklamaktadır. Yönetim kurulu üyesinin kendi lehine ortaklık aleyhine üçüncü kişilerle sözleşme yapması da mümkündür. Örneğin, yönetim kurulu üyesinin kendi kişisel borcu için ortaklık adına üçüncü kişi ile kefalet sözleşmesi imzalaması böyledir. Kendi kişisel borcu için ortaklık adına kefalet sözleşmesi imzalayan bir yönetim kurulu üyesinin, bunun ortaklığın zararına kendi çıkarına olduğunu bilmemesi mümkün değildir. Bu sebeple TTK’nın 320. maddesi hükmünü ihlal ettiği gerekçesiyle ortaklığa karşı sorumlu olacaktır. Üçüncü kişinin de üye ile birlikte hareket etmiş olması durumunda, üçüncü kişi de iyiniyet iddiasında bulunamayacaktır. Üçüncü kişinin iyiniyetli olmadığı hallerde hukuk düzeni tarafından korunmaya değer bir çıkarı olmayacağı için, yapılan teminat sözleşmesinden doğan haklarını talep edemeyecektir (Doç. Dr. Erol Ulusoy, Anonim Şirketlerde Şirketle İşlem Yapma Yasağı ve Çifte Temsil, Ankara 2005, syf.228-230). Somut olayda da 09.03.2007 tarihli “Protokol-Garanti Sözleşmesi” başlıklı belgede şirket unvanı üzerinde garanti eden yazsa da bu belgenin ortaklık adına kefalet niteliğinde olduğu, dava dışı şirket müdürü Hüseyin ’ın söz konusu yasağı ihlal ettiği, bu durumu hem hisse devreden davalının hem hisse devralan dava dışı şirket müdürü Hüseyin ’ın bildiği, bilebilecek durumda olduğu, davacı şirketin muvafakatı bulunduğunun da kanıtlanamadığı nazara alınarak sonucuna göre karar verilmek gerekirken yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/1386 E. 2014/7126 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
-
Hisse Devir Sözleşmesinin İptali
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/7795 E. 2014/12764 K.
Ortak:ödeme emri tebliği · kabul beyanı · ödeme emri · şirket zararı · ihtiyati tedbir · hisse devir sözleşmesi · protokol · menfi tespit
İncelediğiniz karardaMahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, «hisse devir sözleşmesinin» ve takip dayanağı «protokolün» düzenlendiği 09.03.2007 tarihinde, takip dosyasında «ödeme emrinin tebliğ» edildiği tarihte ve takip konusu borcun icra dairesinde kabul edildiği 26.11.2008 tarihinde Hüseyin 'ın şirketi «temsile» yetkili müdür olduğu, davacı şirket adına temsilcisinin borcu «kabul beyanının» şirketi bağlayıcı olduğu, davacı şirketin bu iddialarını 3. kişi olan davalıya karşı açılan «menfi tespit» davasında ileri süremeyeceği, şirket müdürünün «şirkete zarar» vermesi nedeni ile açılmış veya açılacak bir davada ileri sürülebileceği, icra dosyasında borçlu Hüseyin 'ın 26.11.2008 tarihinde hem borçlu sıfatıyla ve hem de borçlu şirketin temsilcisi sıfatıyla borcu kabul beyanından sonra açılan işbu menfi tespit davasının dinlenemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine, icra dosyasına gelen paranın dava tarihinden önce davacıya ödendiği, kalan alacakla ilgili paranın alacaklıya ödenmemesi yönünde «ihtiyati tedbir» kararı verilmiş ise de «teminat» yatırılmadığından ihtiyati tedbir kararının uygulanmadığı bu nedenle davalı alacaklının bir zararının gerçekleşmediği anlaşılmakla davalının tazminat isteminin de …
Mahkemece, dava konusu «hisse devir sözleşmesinin» ve icra takibinin dayanağı «protokolün» düzenlendiği 09.03.2007 tarihinde, «ödeme emrinin tebliğ» edildiği tarihte ve takip konusu borcun icra dairesinde kabul edildiği 26.11.2008 tarihinde Hüseyin 'ın şirketi «temsile» yetkili müdür olduğu, davacı şirket adına temsilcisinin borcu «kabul beyanının» şirketi bağlayacağı, davacı şirketin bu iddialarını 3. kişi olan davalıya karşı açılan «menfi tespit» davasında ileri süremeyeceği, şirket müdürünün «şirkete zarar» vermesi nedeni ile açılmış veya açılacak bir davada ileri sürülebileceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Noterliği’nin 09.03.2007 tarih, 6779 yevmiye nolu «hisse devir sözleşmesi» ile davacı şirketteki 690 hissesini 345.000 TL bedelle dava dışı «şirket müdürü» Hüseyin ’e devretmiş, bu devir ortaklar kurulunun 08.03.2007 tarihli kararı ile kabul edilerek «ticaret siciline» de tescil edilmiştir.
Benzer bu karardaMahkemece, «hisse devir sözleşmesinin» ve takip dayanağı «protokolün» düzenlendiği 09.03.2007 tarihinde, takip dosyasında «ödeme emrinin tebliğ» edildiği tarihte ve takip konusu borcun icra dairesinde kabul edildiği ....11.2008 tarihinde ...'ın şirketi «temsile» yetkili müdür olduğu, davacı şirket adına temsilcisinin borcu «kabul beyanının» şirketi bağlayıcı olduğu, davacı şirketin bu iddialarını .... kişi olan davalıya karşı açılan «menfi tespit» davasında ileri süremeyeceği, şirket müdürünün «şirkete zarar» vermesi nedeni ile açılmış veya açılacak bir davada ileri sürülebileceği, icra dosyasında borçlu ...'ın ....11.2008 tarihinde hem borçlu sıfatıyla ve hem de borçlu şirketin temsilcisi sıfatıyla borcu kabul beyanından sonra açılan işbu menfi tespit davasının dinlenemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine, icra dosyasına gelen paranın dava tarihinden önce davacıya ödendiği, kalan alacakla ilgili paranın alacaklıya ödenmemesi yönünde «ihtiyati tedbir» kararı verilmiş ise de «teminat» yatırılmadığından ihtiyati tedbir kararının uygulanmadığı bu nedenle davalı alacaklının bir zararının gerçekleşmediği anlaşılmakla davalının tazminat isteminin de …
Sonuç: 🔶 iki emsal
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/515 E. 2023/4130 K.
Ortak:kefalet · istirdat · temsil
İncelediğiniz karardaMahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, «hisse devir sözleşmesinin» ve takip dayanağı «protokolün» düzenlendiği 09.03.2007 tarihinde, takip dosyasında «ödeme emrinin tebliğ» edildiği tarihte ve takip konusu borcun icra dairesinde kabul edildiği 26.11.2008 tarihinde Hüseyin 'ın şirketi «temsile» yetkili müdür olduğu, davacı şirket adına temsilcisinin borcu «kabul beyanının» şirketi bağlayıcı olduğu, davacı şirketin bu iddialarını 3. kişi olan davalıya karşı açılan «menfi tespit» davasında ileri süremeyeceği, şirket müdürünün «şirkete zarar» vermesi nedeni ile açılmış veya açılacak bir davada ileri sürülebileceği, icra dosyasında borçlu Hüseyin 'ın 26.11.2008 tarihinde hem borçlu sıfatıyla ve hem de borçlu şirketin temsilcisi sıfatıyla borcu kabul beyanından sonra açılan işbu menfi tespit davasının dinlenemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine, icra dosyasına gelen paranın dava tarihinden önce davacıya ödendiği, kalan alacakla ilgili paranın alacaklıya ödenmemesi yönünde «ihtiyati tedbir» kararı verilmiş ise de «teminat» yatırılmadığından ihtiyati tedbir kararının uygulanmadığı bu nedenle davalı alacaklının bir zararının gerçekleşmediği anlaşılmakla davalının tazminat isteminin de …
Dava, dava dışı «şirket müdürü» ile davalı arasında imzalanan adi yazılı “Protokol-Garanti Sözleşmesi” başlıklı belgede davacı şirketin «garanti» eden olarak gösterilmesinden dolayı borçlu olmadığının tespiti, anılan belgeye dayalı olarak başlatılan icra dosyasına ödenmek zorunda kalınan paranın «istirdadı» ve takibin iptali istemine ilişkindir.
Ancak davalı, bu «hisse devrinin» gerçek bir devir olmayıp ortada inançlı bir işlem olduğunu savunarak, dava dışı «şirket müdürü» Hüseyin ile aralarında imzalanan 09.03.2007 tarihli “«protokol»-«garanti sözleşmesi»” başlıklı belgede hisse devralan olarak dava dışı şirket müdürü Hüseyin ’ın göründüğünü, garanti eden olarak davacı şirketin göründüğünü ve Hüseyin ’ın hem devralan hem şirketi «temsilen» protokolü imzaladığını, şirketin de bu belgeden haberdar olduğunu belirtmiştir.
Benzer bu karardaİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile mevcut çekin «ciro silsilesi» incelendiğinde, davacı şirketi «temsilen» Hüseyin Kısaç'ın «lehtar» «ciranta» olarak kaşeli imzasının bulunduğu, kendisine şahsi olarak çeki ciro ettiği, bilahare şahıs olarak çeki davalı ...'e «beyaz ciro» ile devrettiği, davacı şirket vekilinin dilekçe ekinde sunduğu «cari hesap ekstresinde» davalı ...'ya avans olarak çekin verildiğinin kaydedildiği, ancak davalının «tacir» olmadığına dayanarak «defter» deliline de dayanmadığı, bu nedenle davacının kendi kayıtlarındaki avans iddiasının davalının kayıtları olmadığından teyit edilemediği, çekin niteliği itibariyle kural olarak bir borcun tasfiyesi amacıyla, yani ödeme amacıyla verildiğinden aksini iddia edenin iddiasını ispatla mükellef olduğu, «avans çeki» iddiasını davacının yazılı belge ile ispat etmesi gerektiği, dava dışı Hüseyin Kısaç ile davalı arasında münasebet bulunması ayrı bir «tüzel kişilik» olan davacı şirketi bağlayıcı nitelikte olmadığı, dosyadaki mevcut delil ve beyanlar da çekin avans amacıyla verildiğini ispatlamaya yeterli olmadığı, usulüne uygun «yemin» merasinin eda edilmesi sonucunda da davalının ticari ilişkiyi ve mal alımını da kabul etmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; 1.Davalıya çeki veren kişinin müvekkili şirketin tek ortağı ve yetkili müdürü olduğunu, davalının çeki alırken şirket «yetkisinin» «kefaletini» istediğinden çekin Hüseyin Kısaç tarafından da «ciro» edildiğini, 2.
Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davacı tarafından davalıya avans olarak verildiği iddia olunan takip konusu çekin bedelinin dava dışı «çek» «keşidecisi» tarafından davalıya ödenmesinin üzerine, çek bedelinin «istirdadına» dayalı olarak başlatılan takibe yapılan itirazın iptali şartlarının oluşup oluşmadığı ve «vekalet ücreti» noktalarında toplanmaktadır.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:bağlantısız bileşik ikrar · avans çeki · beyaz ciro · cari hesap ekstresi · ciro silsilesi · ticari defter incelemesi · nispi vekalet ücreti · ciranta
Benzer bu karardaİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile mevcut çekin «ciro silsilesi» incelendiğinde, davacı şirketi «temsilen» Hüseyin Kısaç'ın «lehtar» «ciranta» olarak kaşeli imzasının bulunduğu, kendisine şahsi olarak çeki ciro ettiği, bilahare şahıs olarak çeki davalı ...'e «beyaz ciro» ile devrettiği, davacı şirket vekilinin dilekçe ekinde sunduğu «cari hesap ekstresinde» davalı ...'ya avans olarak çekin verildiğinin kaydedildiği, ancak davalının «tacir» olmadığına dayanarak «defter» deliline de dayanmadığı, bu nedenle davacının kendi kayıtlarındaki avans iddiasının davalının kayıtları olmadığından teyit edilemediği, çekin niteliği itibariyle kural olarak bir borcun tasfiyesi amacıyla, yani ödeme amacıyla verildiğinden aksini iddia edenin iddiasını ispatla mükellef olduğu, «avans çeki» iddiasını davacının yazılı belge ile ispat etmesi gerektiği, dava dışı Hüseyin Kısaç ile davalı arasında münasebet bulunması ayrı bir «tüzel kişilik» olan davacı şirketi bağlayıcı nitelikte olmadığı, dosyadaki mevcut delil ve beyanlar da çekin avans amacıyla verildiğini ispatlamaya yeterli olmadığı, usulüne uygun «yemin» merasinin eda edilmesi sonucunda da davalının ticari ilişkiyi ve mal alımını da kabul etmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Çekin iş makinelerinin «tesliminden» önce avans olarak verildiğini, bu hususun «ticari defter incelemesiyle» görüleceğini, 3.
Çekin davalı tarafından tahsil edildiğini, davalının çeki Hüseyin Kısaç'ın kendisine olan borcunun ödenmesi amacıyla verildiğini iddia ederek «bağlantısız bileşik ikrarda» bulunduğunu, davalının çekin Hüseyin Kısaç'ın aldığı borcun ödenmesi maksadıyla verildiği iddiasını kanıtlaması gerektiğini, ancak davalının bunu kanıtlayamadığını, 4.
Maktu «vekalet ücreti takdir» edilmesi gerekirken «nispi vekalet ücretine» hükmedilmesinin de doğru olmadığını savunarak kararın kaldırılmasını istemiştir.
2 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/3890 E. 2013/20764 K.
Ortak:hisse devir sözleşmesi
İncelediğiniz karardaMahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, «hisse devir sözleşmesinin» ve takip dayanağı «protokolün» düzenlendiği 09.03.2007 tarihinde, takip dosyasında «ödeme emrinin tebliğ» edildiği tarihte ve takip konusu borcun icra dairesinde kabul edildiği 26.11.2008 tarihinde Hüseyin 'ın şirketi «temsile» yetkili müdür olduğu, davacı şirket adına temsilcisinin borcu «kabul beyanının» şirketi bağlayıcı olduğu, davacı şirketin bu iddialarını 3. kişi olan davalıya karşı açılan «menfi tespit» davasında ileri süremeyeceği, şirket müdürünün «şirkete zarar» vermesi nedeni ile açılmış veya açılacak bir davada ileri sürülebileceği, icra dosyasında borçlu Hüseyin 'ın 26.11.2008 tarihinde hem borçlu sıfatıyla ve hem de borçlu şirketin temsilcisi sıfatıyla borcu kabul beyanından sonra açılan işbu menfi tespit davasının dinlenemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine, icra dosyasına gelen paranın dava tarihinden önce davacıya ödendiği, kalan alacakla ilgili paranın alacaklıya ödenmemesi yönünde «ihtiyati tedbir» kararı verilmiş ise de «teminat» yatırılmadığından ihtiyati tedbir kararının uygulanmadığı bu nedenle davalı alacaklının bir zararının gerçekleşmediği anlaşılmakla davalının tazminat isteminin de …
Noterliği’nin 09.03.2007 tarih, 6779 yevmiye nolu «hisse devir sözleşmesi» ile davacı şirketteki 690 hissesini 345.000 TL bedelle dava dışı «şirket müdürü» Hüseyin ’e devretmiş, bu devir ortaklar kurulunun 08.03.2007 tarihli kararı ile kabul edilerek «ticaret siciline» de tescil edilmiştir.
Mahkemece, dava konusu «hisse devir sözleşmesinin» ve icra takibinin dayanağı «protokolün» düzenlendiği 09.03.2007 tarihinde, «ödeme emrinin tebliğ» edildiği tarihte ve takip konusu borcun icra dairesinde kabul edildiği 26.11.2008 tarihinde Hüseyin 'ın şirketi «temsile» yetkili müdür olduğu, davacı şirket adına temsilcisinin borcu «kabul beyanının» şirketi bağlayacağı, davacı şirketin bu iddialarını 3. kişi olan davalıya karşı açılan «menfi tespit» davasında ileri süremeyeceği, şirket müdürünün «şirkete zarar» vermesi nedeni ile açılmış veya açılacak bir davada ileri sürülebileceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Benzer bu kararda1-Birleşen dosyada davacı, davalı şirkette ortaklığının tespitini talep ederken aynı zamanda şirket «pay defterinde» ... adına tescile esas olan «hisse devir sözleşmesindeki» imzanın kendisine ait olmadığını iddia etmiş, mahkemece bu yönde inceleme yapılıp yazılı şekilde karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:ek mehil · işlemden kaldırma · hisse senedi · pay defteri · açılmamış sayılma · yenileme · e-defter
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, asıl davanın taraflarca takip edilmeme nedeniyle «işlemden kaldırıldığı» tarihten itibaren yasal 3 aylık süre içerisinde «yenilenmediği» gerekçesiyle, asıl davanın HMK'nın 150/5. maddesi uyarınca «açılmamış sayılmasına» karar verilmiş, birleşen dava yönünden ise, davalı yanca ileri sürülen nama yazılı «hisse senedi» devrinde kullanılan imzanın davacı eli ürünü olmadığı, hisse senedi devrine ilişkin belgelerin sahte olduğu, bu durumda geçerli bir pay senedi devrinden söz edilem …
1-Birleşen dosyada davacı, davalı şirkette ortaklığının tespitini talep ederken aynı zamanda şirket «pay defterinde» ... adına tescile esas olan «hisse devir sözleşmesindeki» imzanın kendisine ait olmadığını iddia etmiş, mahkemece bu yönde inceleme yapılıp yazılı şekilde karar verilmiştir.
Davacıya, ...'na dava açmak üzere «mehil» verilip, açıldığı taktirde o davanın bu dava ile birleştirilerek görülmesi ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik hasımla yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/13176 E. 2014/2135 K.
Ortak:kefalet · muvafakat · teminat
İncelediğiniz karardaSomut olayda da 09.03.2007 tarihli “Protokol-Garanti Sözleşmesi” başlıklı belgede şirket unvanı üzerinde «garanti» eden yazsa da bu belgenin ortaklık adına «kefalet» niteliğinde olduğu, dava dışı «şirket müdürü» Hüseyin ’ın söz konusu «yasağı» ihlal ettiği, bu durumu hem hisse devreden davalının hem hisse devralan dava dışı şirket müdürü Hüseyin ’ın bildiği, bilebilecek durumda olduğu, davacı şirketin «muvafakatı» bulunduğunun da kanıtlanamadığı nazara alınarak sonucuna göre karar verilmek gerekirken yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı …
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, «hisse devir sözleşmesinin» ve takip dayanağı «protokolün» düzenlendiği 09.03.2007 tarihinde, takip dosyasında «ödeme emrinin tebliğ» edildiği tarihte ve takip konusu borcun icra dairesinde kabul edildiği 26.11.2008 tarihinde Hüseyin 'ın şirketi «temsile» yetkili müdür olduğu, davacı şirket adına temsilcisinin borcu «kabul beyanının» şirketi bağlayıcı olduğu, davacı şirketin bu iddialarını 3. kişi olan davalıya karşı açılan «menfi tespit» davasında ileri süremeyeceği, şirket müdürünün «şirkete zarar» vermesi nedeni ile açılmış veya açılacak bir davada ileri sürülebileceği, icra dosyasında borçlu Hüseyin 'ın 26.11.2008 tarihinde hem borçlu sıfatıyla ve hem de borçlu şirketin temsilcisi sıfatıyla borcu kabul beyanından sonra açılan işbu menfi tespit davasının dinlenemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine, icra dosyasına gelen paranın dava tarihinden önce davacıya ödendiği, kalan alacakla ilgili paranın alacaklıya ödenmemesi yönünde «ihtiyati tedbir» kararı verilmiş ise de «teminat» yatırılmadığından ihtiyati tedbir kararının uygulanmadığı bu nedenle davalı alacaklının bir zararının gerçekleşmediği anlaşılmakla davalının tazminat isteminin de …
Örneğin, «yönetim kurulu» üyesinin kendi kişisel borcu için ortaklık adına «üçüncü kişi» ile «kefalet sözleşmesi» imzalaması böyledir.
Benzer bu karardaMahkemece, bozmaya uyularak, dava konusu «ipotek» kaldırıldığından davanın konusuz kaldığı, davalı bankadan getirtilen «kredi sözleşmelerinde» davacının «kefaletinin» ve ayrıca «muvafakatının» da bulunmadığı, bu nedenle «yargılama giderlerinden» davalının sorumlu olduğu gerekçesiyle, karar «verilmesine yer olmadığına» karar verilmiştir.
T.'ın müşterek ve müteselsil borçlu sıfatıyla imzaladığı veya imzalayacağı «kredi sözleşmelerinden» kaynaklanan borçlarını da «teminat» altına almaktadır.
Dava dışı Hüseyin Talay'ın bankanın kredi borçlusu İbrahim Talay'ın borcuna müşterek ve müteselsil borçlu sıfatıyla «kefil» olması ve ipoteğin bu borcu da «teminat» altına alması nedeniyle davalı bankanın dava tarihinde «ipoteği kaldırmamakta» haklı olduğu, başka bir anlatımla davalının dava açılmasına haksız olarak sebebiyet vermediği nazara alınmadan yazılı gerekçe ile, davalının «yargılama gideri» ve vekalet ücretinden sorumlu tutulması doğru görülmemiş, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:ipoteğin kaldırılması · yargılama giderleri · ipotek · kefil · yargılama gideri · kredi sözleşmesi · dosya masrafı · karar verilmesine yer olmadığına
Benzer bu karardaMahkemece, bozmaya uyularak, dava konusu «ipotek» kaldırıldığından davanın konusuz kaldığı, davalı bankadan getirtilen «kredi sözleşmelerinde» davacının «kefaletinin» ve ayrıca «muvafakatının» da bulunmadığı, bu nedenle «yargılama giderlerinden» davalının sorumlu olduğu gerekçesiyle, karar «verilmesine yer olmadığına» karar verilmiştir.
Dava, «ipoteğin kaldırılması» istemine ilişkin olup, mahkemece dava açıldıktan sonra ipoteğin kaldırılması nedeniyle dava konusuz kaldığından esas hakkında karar «verilmesine yer olmadığına» karar verilmiş, yargılama «masrafları» ile vekalet ücretinden davalı sorumlu tutulmuştur.
Dava dışı Hüseyin Talay'ın bankanın kredi borçlusu İbrahim Talay'ın borcuna müşterek ve müteselsil borçlu sıfatıyla «kefil» olması ve ipoteğin bu borcu da «teminat» altına alması nedeniyle davalı bankanın dava tarihinde «ipoteği kaldırmamakta» haklı olduğu, başka bir anlatımla davalının dava açılmasına haksız olarak sebebiyet vermediği nazara alınmadan yazılı gerekçe ile, davalının «yargılama gideri» ve vekalet ücretinden sorumlu tutulması doğru görülmemiş, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Davanın konusuz kalması halinde davalının «yargılama gideri» ve vekalet ücretinden sorumlu olması için dava açılmasına haksız olarak sebebiyet vermesi gerekir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2012/7791 E. , 2014/427 K.
MENFİ TESPİT VE İSTİRDAT DAVASI
ŞİRKET MÜDÜRÜNÜN İŞLEMLERİ
GARANTİ SÖZLEŞMESİ / ŞİRKET ADINA KEFALET
YÖNETİM KURULU ÜYESİNİN ÖZEN BORCU
YÖNETİM KURULU ÜYELERİNİN TİCARİ İŞLEM YASAĞI
TÜRK TİCARET KANUNU(MÜLGA) (6762) Madde 320
TÜRK TİCARET KANUNU(MÜLGA) (6762) Madde 334
"İçtihat Metni"
Taraflar arasında görülen davada Antalya 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 06.03.2012 tarih ve 2010/563-2012/137 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 10.01.2014 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davalı asil Kürşat dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalı tarafından 26.11.2008 tarihinde Antalya 7. İcra Müdürlüğü’nün 2008/24480 E. sayılı dosyasında müvekkili ile dava dışı şirket ortağı Hüseyin hakkında ilamsız takip başlatıldığını, davalı tarafından takibin dayanağının davalı ile dava dışı ortak Hüseyin arasında 09.03.2007 tarihinde gerçekleştirilen hisse devri olarak gösterildiğini, davalının iddiasına göre de bu devrin gerçek bir devir olmayıp şirketin yüksek miktarlı kredi kullanması aşamasında pürüzleri ortadan kaldırmak için yapılan inançlı bir devir olduğunu, kredi işlemlerinin sonuçlanmasından sonra devralan Hüseyin’ın söz konusu hisseleri davalıya devretmeyi taahhüt ettiğini, bu taahhüdün yerine getirilmemesi halinde hisse devir bedelinin davacı şirket ile Hüseyin tarafından müştereken müteselsilen ödeneceğine dair 09.03.2007 tarihli protokol düzenlendiği iddiasının gerçek olmadığını, müvekkilinin söz konusu icra takibinden Antalya SGK İl Müdürlüğü’nden olan alacaklarının haczedilip haciz ihbarnamesinin tebliği ile 18.10.2010 tarihinde haberdar olduklarını, müvekkili şirketin ve diğer ortakların haberi olmadan davalı ile dava dışı Hüseyin arasında gerçekleştirilen borçlandırıcı işlemin müvekkili açısından bağlayıcı olmayacağını, dava dışı şirket müdürü Hüseyin ’ın TTK’nın 443/2.
maddesi uyarınca böyle bir borçlandırıcı işlem için yetkisi bulunmadığını, söz konusu icra takibinin 26.11.2008 tarihinde yapılması üzerine Hüseyin ’ın aynı gün icra dairesine giderek ödeme emirlerini tebliğ alıp aynı gün borcu kabul etmesinin davalı ile iş birliği içinde olduklarının göstergesi olduğunu, ayrıca icra dosyasında dava dışı Hüseyin ’e yönelik hiçbir işlem yapılmamasının muvazaanın göstergesi olduğunu ileri sürerek, icra dosyasına yatan ve yatacak paranın davalıya ödenmemesini, müvekkilinin davalıya borcu bulunmadığının tespitini ve %40 tazminatın ödenmesini talep etmiş, ıslahla 09.03.2007 tarihli adi yazılı sözleşmenin garanti sözleşmesi olarak nitelendirilemeyeceğini, TTK’nın 542.
maddesi yollamasıyla 321. maddesi uyarınca ve anasözleşmeye göre dava dışı Hüseyin ’ın şirketin amaç ve
konusu ile ilgili olmayan bu sözleşmeyi imzalama yetkisi bulunmadığını, şirket müdürüne ortaklar kurul kararı ile de garanti sözleşmesi imzalama yetkisi verilmediğinden söz konusu sözleşmenin şirketi ilzam etmeyeceğini ileri sürerek, hisse devri ve garanti sözleşmesi olarak nitelenen adi yazılı belgeden kaynaklanan borcun bulunmadığının tespiti ile bu kapsamda tahsil edilen paranın istirdadı ve takibin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, davacı şirketin yetkilisinin icra dosyasındaki kabul beyanından sonra menfi tespit davası açılamayacağını, dava dışı Hüseyin ’ın münferit imza yetkisine sahip bulunduğunu, garanti sözleşmesinin geçerli bir sözleşme olduğunu savunarak, davanın reddini istemiş ve tazminat talebinde bulunmuştur.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, hisse devir sözleşmesinin ve takip dayanağı protokolün düzenlendiği 09.03.2007 tarihinde, takip dosyasında ödeme emrinin tebliğ edildiği tarihte ve takip konusu borcun icra dairesinde kabul edildiği 26.11.2008 tarihinde Hüseyin 'ın şirketi temsile yetkili müdür olduğu, davacı şirket adına temsilcisinin borcu kabul beyanının şirketi bağlayıcı olduğu, davacı şirketin bu iddialarını 3. kişi olan davalıya karşı açılan menfi tespit davasında ileri süremeyeceği, şirket müdürünün şirkete zarar vermesi nedeni ile açılmış veya açılacak bir davada ileri sürülebileceği, icra dosyasında borçlu Hüseyin 'ın 26.11.2008 tarihinde hem borçlu sıfatıyla ve hem de borçlu şirketin temsilcisi sıfatıyla borcu kabul beyanından sonra açılan işbu menfi tespit davasının dinlenemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine, icra dosyasına gelen paranın dava tarihinden önce davacıya ödendiği, kalan alacakla ilgili paranın alacaklıya ödenmemesi yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmiş ise de teminat yatırılmadığından ihtiyati tedbir kararının uygulanmadığı bu nedenle davalı alacaklının bir zararının gerçekleşmediği anlaşılmakla davalının tazminat isteminin de reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, dava dışı şirket müdürü ile davalı arasında imzalanan adi yazılı “Protokol-Garanti Sözleşmesi” başlıklı belgede davacı şirketin garanti eden olarak gösterilmesinden dolayı borçlu olmadığının tespiti, anılan belgeye dayalı olarak başlatılan icra dosyasına ödenmek zorunda kalınan paranın istirdadı ve takibin iptali istemine ilişkindir. Davalı Kürşat Antalya 7. Noterliği’nin 09.03.2007 tarih, 6779 yevmiye nolu hisse devir sözleşmesi ile davacı şirketteki 690 hissesini 345.000 TL bedelle dava dışı şirket müdürü Hüseyin ’e devretmiş, bu devir ortaklar kurulunun 08.03.2007 tarihli kararı ile kabul edilerek ticaret siciline de tescil edilmiştir. Ancak davalı, bu hisse devrinin gerçek bir devir olmayıp ortada inançlı bir işlem olduğunu savunarak, dava dışı şirket müdürü Hüseyin ile aralarında imzalanan 09.03.2007 tarihli “protokol-garanti sözleşmesi” başlıklı belgede hisse devralan olarak dava dışı şirket müdürü Hüseyin ’ın göründüğünü, garanti eden olarak davacı şirketin göründüğünü ve Hüseyin ’ın hem devralan hem şirketi temsilen protokolü imzaladığını, şirketin de bu belgeden haberdar olduğunu belirtmiştir.
Mahkemece, dava konusu hisse devir sözleşmesinin ve icra takibinin dayanağı protokolün düzenlendiği 09.03.2007 tarihinde, ödeme emrinin tebliğ edildiği tarihte ve takip konusu borcun icra dairesinde kabul edildiği 26.11.2008 tarihinde Hüseyin 'ın şirketi temsile yetkili müdür olduğu, davacı şirket adına temsilcisinin borcu kabul beyanının şirketi bağlayacağı, davacı şirketin bu iddialarını 3. kişi olan davalıya karşı açılan menfi tespit davasında ileri süremeyeceği, şirket müdürünün şirkete zarar vermesi nedeni ile açılmış veya açılacak bir davada ileri
sürülebileceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Ancak TTK’nın 320. maddesinde anonim ortaklıklarda yönetim kurulu üyesinin özen borcu düzenlenmiş bulunmaktadır. TTK’nın 334. maddesinde ise yönetim kurulu üyelerinin anonim ortaklıkla ticari işlem (muamele) yapma yasağına yer verilmiştir. Bu maddenin düzenlenme gerekçesi, yönetim kurulu üyesinin şirketle kendi adına veya başkası adına işlem yaparken kendi çıkarlarını ve temsil ettiği kişilerden birinin çıkarını diğerine feda etmesini engellemektir. İşlemin her iki tarafında da aynı yönetim kurulu üyesinin bulunması durumunda ortaklığın çıkarlarının zarara uğrama olanağı yüksektir. Bu nedenle anılan madde yönetim kurulu üyesinin şirketle kendi veya başkası adına işlem yapılmasını yasaklamaktadır.
Yönetim kurulu üyesinin kendi lehine ortaklık aleyhine üçüncü kişilerle sözleşme yapması da mümkündür. Örneğin, yönetim kurulu üyesinin kendi kişisel borcu için ortaklık adına üçüncü kişi ile kefalet sözleşmesi imzalaması böyledir. Kendi kişisel borcu için ortaklık adına kefalet sözleşmesi imzalayan bir yönetim kurulu üyesinin, bunun ortaklığın zararına kendi çıkarına olduğunu bilmemesi mümkün değildir. Bu sebeple TTK’nın 320. maddesi hükmünü ihlal ettiği gerekçesiyle ortaklığa karşı sorumlu olacaktır. Üçüncü kişinin de üye ile birlikte hareket etmiş olması durumunda, üçüncü kişi de iyiniyet iddiasında bulunamayacaktır. Üçüncü kişinin iyiniyetli olmadığı hallerde hukuk düzeni tarafından korunmaya değer bir çıkarı olmayacağı için, yapılan teminat sözleşmesinden doğan haklarını talep edemeyecektir (Doç.
Dr. Erol Ulusoy, Anonim Şirketlerde Şirketle İşlem Yapma Yasağı ve Çifte Temsil, Ankara 2005, syf.228-230). Somut olayda da 09.03.2007 tarihli “Protokol-Garanti Sözleşmesi” başlıklı belgede şirket unvanı üzerinde garanti eden yazsa da bu belgenin ortaklık adına kefalet niteliğinde olduğu, dava dışı şirket müdürü Hüseyin ’ın söz konusu yasağı ihlal ettiği, bu durumu hem hisse devreden davalının hem hisse devralan dava dışı şirket müdürü Hüseyin ’ın bildiği, bilebilecek durumda olduğu, davacı şirketin muvafakatı bulunduğunun da kanıtlanamadığı nazara alınarak sonucuna göre karar verilmek gerekirken yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ
Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 10.01.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/84396700 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz