İtirazın İptali
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2020/1047 E. 2022/439 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
taleple bağlılık ilkesi↗ virman↗ taleple bağlılık↗ ortaklık sözleşmesi↗ sermaye artırımı↗ direnme kararı↗ ibra↗ kaldırma ve yeniden hüküm↗ ticari defter↗ havale↗ taahhütname↗ asıl alacak↗ icra inkar tazminatı↗ inkar tazminatı↗ ilk derece kararının kaldırılması↗ hmk 353(1)b-2↗ istinaf yoluna başvurulabilirlik↗ e-defter↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İlk Derece Mahkemesi’nce, bilirkişi raporu, banka kayıtları ve ticari defterlerde yapılan inceleme neticesinde, davacının çeşitli zamanlarda ortaklara borçlar açıklaması ile davalı şirket hesabına havaleler yaptığı, 10.04.2014 tarihinde virman açıklaması ile ... hesabından borç kaydedilerek kapatıldığı ve aralarında virman sözleşmesinin bulunmadığı, dosyada yer alan taahhütnamelerin birlikte yorumlanması sonucu dava dışı ...'un şirketin faaliyetleri nedeniyle 3. kişilere karşı doğmuş veya doğabilecek borçlardan sorumlu olmayacağı konusunda taahhütnamelerin imzalandığı, taahhütnamelerde dava dışı ...'ın borçlardan sorumlu olmayacağının imza altına alındığı, somut olayda ise davacının davalı şirkete verdiği ödünç paraların iadesi talebinin bulunduğu ve dava dışı şahıs ile davalı şirketin farklı şahıslar olduğu ve imzalanan taahhütnamelerin şirketin ibrası olarak değerlendirilemeyeceği, mahkemece alınan 11.03.2016 tarihli raporda da bildirildiği üzere davacının davalı şirketten 433.087,50 TL alacağının bulunduğu, ancak taleple bağlılık ilkesi gereği 400.187,50 TL üzerinden başlatılan takibin devamına karar vermek gerektiği, alacağın bilinebilir olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile Lüleburgaz 1. İcra Müdürlüğü'nün 2014/5305 Esas sayılı dosyasına davalı tarafından yapılan itirazın iptali ile takibine devamına, asıl alacak miktarı 400.187,50 TL üzerinden %20 oranında hesaplanacak icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, hükme karşı davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesi’nce bozma ilamına uyularak yapılan yargılama neticesinde, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 23.09.2019 tarih, 2018/4718 Esas ve 2019/5674 Karar sayılı ilamında "davacı ile dava dışı şahıslar arasında yapılan 31.08.2013 ortaklık sözleşmesinin 4.3.2. maddesi uyarınca davacı ile dava dışı ortak ...'un şirkete sermaye olarak 400.000,00 TL para getireceğinin kabul edildiği, sözleşme yapıldıktan sonra 400.187,50 TL'nin davacı tarafından şirket hesabına havale edildiği, ancak sözleşme hükümleri uyarınca sermaye artırımı yapılmadan davacının şirketteki hisselerini 01.04.2014 tarihinde devrederek şirket ortaklığından ayrıldığı sabit olduğuna göre, davacı tarafından şirkete gönderilen paraların 31.08.2013 ortaklık sözleşmesi uyarınca sermaye artırımına yönelik gönderilen miktar olduğu kabul edilerek davanın kabulüne karar verilmesinin" gerektiği belirtildiği, uyulan Yargıtay bozma ilamı doğrultusunda istinafa konu hükmün dosya kapsamına, usul ve yasaya uygun olduğunun anlaşıldığı gerekçesiyle davalının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
Karar, davalı vekilince temyiz edilmiştir.
1- 6100 sayılı HMK'nın 373. maddesinin 1. bendi "Yargıtay ilgili dairesinin tamamen veya kısmen bozma kararı, başvurunun bölge adliye mahkemesi tarafından esastan reddi kararına ilişkin ise bölge adliye mahkemesi kararı kaldırılarak dosya, kararı veren ilk derece mahkemesine veya uygun görülecek diğer bir ilk derece mahkemesine, kararın bir örneği de bölge adliye mahkemesine gönderilir.", 2. bendi "Bölge adliye mahkemesinin düzelterek veya yeniden esas hakkında verdiği karar Yargıtayca tamamen veya kısmen bozulduğu takdirde dosya, kararı veren bölge adliye mahkemesi veya uygun görülen diğer bir bölge adliye mahkemesine gönderilir." şeklinde düzenlenmiş olup, Dairemizin yerleşik uygulamalarına göre Bölge Adliye Mahkemesinin, İlk Derece Mahkemesi kararını kaldırıp yeniden esas hakkında karar vermesi ve Bölge Adliye Mahkemesi kararının Yargıtay'ca bozulması halinde bozmaya karşı gerek direnme, gerekse bozmaya uyarak yeniden karar verme hak ve yetkisi Bölge Adliye Mahkemesine aittir. Bölge Adliye Mahkemesi'nin hüküm mahkemesi sıfatıyla verdiği yeniden esas hakkındaki karar sonrasında HMK'nın 360. maddesinin atfıyla ilk derece mahkemelerinde uygulanan yargılama usulüne göre yargılama yapıp öncelikle Yargıtay bozma kararına karşı HMK'nın 373/3. maddesi gereğince uyma veya direnme konusunda bir karar verir; bu kararı yine hüküm mahkemesi sıfatıyla vermektedir. Bozmaya uyduğu takdirde artık yargılamaya hüküm mahkemesi sıfatıyla devam etmekte olduğundan bozma kararına uygun olarak yeniden esas hakkında karar vermelidir. Zira Bölge Adliye Mahkemelerinin denetim mahkemesi ve hüküm mahkemesi olarak iki ayrı sıfatı bulunmaktadır.
Somut olayda, İlk Derece Mahkemesinin 05.10.2017 tarihli davanın kabulüne dair kararına karşı davalı vekilince istinaf yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince 27.06.2018 tarihli kararla davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile hükmün ortadan kaldırılmasına, karar verilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmuş ve davanın reddine karar verilmiştir. Bu kararın taraf vekillerince temyizi üzerine Dairemizin 23.09.2019 tarihli kararı ile Bölge Adliye Mahkemesi kararı bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesince Dairemizin bozma ilamına uyulmuştur. Bu durumda Bölge Adliye Mahkemesince hüküm mahkemesi sıfatıyla bozmaya uyulduğundan artık davanın esası hakkında yeniden hüküm kurulması gerekirken bundan zuhulle bu kez denetim mahkemesi sıfatıyla davalının istinaf taleplerinin HMK'nın 353/1-b1 maddesi uyarınca başvurunun esastan reddine dair karar verilmesi yerinde olmamış, Bölge Adliye Mahkemesi kararının bu yönden re'sen bozulması gerekmiştir.
2- Bozma sebep ve şekline göre davalı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/62 E. 2021/6548 K.
Ortak:direnme kararı · kaldırma ve yeniden hüküm · istinaf yoluna başvurulabilirlik
İncelediğiniz kararda… ir bölge adliye mahkemesine gönderilir." şeklinde düzenlenmiş olup, Dairemizin yerleşik uygulamalarına göre Bölge Adliye Mahkemesinin, İlk Derece Mahkemesi kararını «kaldırıp yeniden» esas hakkında karar vermesi ve Bölge Adliye Mahkemesi kararının Yargıtay'ca bozulması halinde bozmaya karşı gerek «direnme», gerekse bozmaya uyarak yeniden karar verme hak ve yetkisi Bölge Adliye Mahkemesine aittir.
Bölge Adliye Mahkemesi'nin hüküm mahkemesi sıfatıyla verdiği yeniden esas hakkındaki karar sonrasında HMK'nın 360. maddesinin atfıyla ilk derece mahkemelerinde uygulanan yargılama usulüne göre yargılama yapıp öncelikle Yargıtay bozma kararına karşı HMK'nın 373/3. maddesi gereğince uyma veya «direnme» konusunda bir karar verir; bu kararı yine hüküm mahkemesi sıfatıyla vermektedir.
Somut olayda, İlk Derece Mahkemesinin 05.10.2017 tarihli davanın kabulüne dair kararına karşı davalı vekilince «istinaf yoluna başvurulması» üzerine Bölge Adliye Mahkemesince 27.06.2018 tarihli kararla davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile hükmün ortadan kaldırılmasına, karar verilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmuş ve davanın reddine karar verilmiştir.
Benzer bu kararda… ir Bölge Adliye Mahkemesine gönderilir." şeklinde düzenlenmiş olup, Dairemizin yerleşik uygulamalarına göre Bölge Adliye Mahkemesinin, İlk Derece Mahkemesi kararını «kaldırıp yeniden» esas hakkında karar vermesi ve Bölge Adliye Mahkemesi kararının Yargıtay'ca bozulması halinde bozmaya karşı gerek «direnme», gerekse bozmaya uyarak yeniden karar verme hak ve yetkisi Bölge Adliye Mahkemesine aittir.
Bölge Adliye Mahkemesi'nin hüküm mahkemesi sıfatıyla verdiği yeniden esas hakkındaki karar sonrasında HMK'nın 360. maddesinin atfıyla ilk derece mahkemelerinde uygulanan yargılama usulüne göre yargılama yapıp öncelikle Yargıtay bozma kararına karşı HMK'nın 373/3. maddesi gereğince uyma veya «direnme» konusunda bir karar verir; bu kararı yine hüküm mahkemesi sıfatıyla vermektedir.
Somut olayda, İlk Derece Mahkemesi'nin 22.06.2017 tarihli davanın reddine dair kararına karşı davacılar vekilince «istinaf yoluna başvurulması» üzerine Bölge Adliye Mahkemesince 31.01.2018 tarihli kararla davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:temsil kayyımı · kayyım · temerrüt faizi · temerrüt · zamanaşımı · temsil
Benzer bu karardaİlk Derece Mahkemesince iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; ortaklık devam ettiği sürece borcun «zamanaşımına» uğramayacağı, eşit işlem ilkesine uygun olarak kararın alındığı, TTK 482 gereği «temerrüt faizinin» de ödenmesi gerektiği, alınan kararın usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı davacı vekili istinaf isteminde bulunmuştur.
Kararı davacıların hisse «temsil kayyımı» ... vekili temyiz etmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/6055 E. 2023/5953 K.
Ortak:taleple bağlılık ilkesi · virman · taleple bağlılık · ortaklık sözleşmesi · sermaye artırımı · ibra · ticari defter · havale
İncelediğiniz karardaİlk Derece Mahkemesi’nce, bilirkişi raporu, banka kayıtları ve «ticari defterlerde» yapılan inceleme neticesinde, davacının çeşitli zamanlarda ortaklara borçlar açıklaması ile davalı şirket hesabına havaleler yaptığı, 10.04.2014 tarihinde «virman» açıklaması ile ... hesabından borç kaydedilerek kapatıldığı ve aralarında virman sözleşmesinin bulunmadığı, dosyada yer alan «taahhütnamelerin» birlikte yorumlanması sonucu dava dışı ...'un şirketin faaliyetleri nedeniyle 3. kişilere karşı doğmuş veya doğabilecek borçlardan sorumlu olmayacağı konusunda taahhütnamelerin imzalandığı, taahhütnamelerde dava dışı ...'ın borçlardan sorumlu olmayacağının imza altına alındığı, somut olayda ise davacının davalı şirkete verdiği ödünç paraların iadesi talebinin bulunduğu ve dava dışı şahıs ile davalı şirketin farklı şahıslar olduğu ve imzalanan taahhütnamelerin şirketin «ibrası» olarak değerlendirilemeyeceği, mahkemece alınan 11.03.2016 tarihli raporda da bildirildiği üzere davacının davalı şirketten 433.087,50 TL alacağının bulunduğu, ancak «taleple bağlılık ilkesi» gereği 400.187,50 TL üzerinden başlatılan takibin devamına karar vermek gerektiği, alacağın bilinebilir olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile Lüleburgaz 1.
Hukuk Dairesi’nin 23.09.2019 tarih, 2018/4718 Esas ve 2019/5674 Karar sayılı ilamında "davacı ile dava dışı şahıslar arasında yapılan 31.08.2013 «ortaklık sözleşmesinin» 4.3.2. maddesi uyarınca davacı ile dava dışı ortak ...'un şirkete sermaye olarak 400.000,00 TL para getireceğinin kabul edildiği, sözleşme yapıldıktan sonra 400.187,50 TL'nin davacı tarafından şirket hesabına «havale» edildiği, ancak sözleşme hükümleri uyarınca «sermaye artırımı» yapılmadan davacının şirketteki hisselerini 01.04.2014 tarihinde devrederek şirket ortaklığından ayrıldığı sabit olduğuna göre, davacı tarafından şirkete gönderile …
Benzer bu kararda… 09 E. ve 2017/1128 K. sayılı kararıyla; davacının çeşitli zamanlarda ortaklara borçlar açıklaması ile davalı şirket hesabına havaleler yaptığı, 10.04.2014 tarihinde «virman» açıklaması ile ... hesabından borç kaydedilerek kapatıldığı ve aralarında virman sözleşmesinin bulunmadığı, dosyada yer alan «taahhütnamelerin» birlikte yorumlanması sonucu dava dışı ...'un şirketin faaliyetleri nedeniyle üçünü kişilere karşı doğmuş veya doğabilecek borçlardan sorumlu olmayacağı konusunda taahhütnamelerin imzalandığı, taahhütnamelerde dava dışı Erdal'ın borçlardan sorumlu olmayacağının imza altına alındığı, somut olayda ise davacının davalı şirkete verdiği ödünç paraların iadesi talebinin bulunduğu ve dava dışı şahıs ile davalı şirketin farklı şahıslar olduğu ve imzalanan taahhütnamelerin şirketin «ibrası» olarak değerlendirilemeyeceği, mahkemece alınan 11.03.2016 tarihli raporda da bildirildiği üzere davacının davalı şirketten 433.087,50 TL alacağının bulunduğu, ancak «taleple bağlılık ilkesi» gereği 400.187,50 TL üzerinden başlatılan takibin devamına karar vermek gerektiği, alacağın bilinebilir olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile Lüleburgaz 1.
Dairemizin 19.12.2019 tarih, 2019/2412 E. ve 2019/1875 K. sayılı kararıyla davacı ile dava dışı şahıslar arasında yapılan 31.08.2013 «ortaklık sözleşmesinin» 4/3/2 nci maddesi uyarınca davacı ile dava dışı ortak ...'un şirkete sermaye olarak 400.000,00 TL para getireceğinin kabul edildiği, sözleşme yapıldıktan sonra 400.187,50 TL'nin davacı tarafından şirket hesabına «havale» edildiği ancak sözleşme hükümleri uyarınca sermaye arttırımı yapılmadan davacının şirketteki hisselerini 01.04.2014 tarihinde devrederek şirket ortaklığından ayrıldığı sabit olduğuna göre davacı tarafından şirkete gönderilen paraların 31.08.2013 ortaklık sözleşmesi uyarınca «sermaya artırımına» yönelik gönderilen miktar olduğu kabul edilerek davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, istinaf dairesince yerel mahkeme kararının kaldırılarak davanın reddin …
… e Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile bozmaya uyularak yapılan yargılamada, davacı ile dava dışı şahıslar arasında yapılan 31.08.2013 «ortaklık sözleşmesinin» 4/3/2 nci maddesi uyarınca davacı ile dava dışı ortak ...'un şirkete sermaye olarak 400.000,00 TL para getireceğinin kabul edildiği, sözleşme yapıldıktan sonra 400.187,50 TL'nin davacı tarafından şirket hesabına «havale» edildiği ancak sözleşme hükümleri uyarınca sermaye arttırımı yapılmadan davacının şirketteki hisselerini 01.04.2014 tarihinde devrederek şirket ortaklığından ayrıldığı sabit olduğuna göre davacı tarafından şirkete gönderilen paraların 31.08.2013 ortaklık sözleşmesi uyarınca «sermaya artırımına» yönelik gönderilen miktar olduğunun kabul edildiği, davalının istinaf sebepleri değerlendirilip istinaf taleplerine ilişkin olarak ayrıca karar verilmeksizin uyma …
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:ibraname · cy/cy şerhi · icra takibine itiraz · kazanılmış hak · protokol
Benzer bu kararda… yla; davacı tarafından delil olarak sunulan banka dekontları ile şirkete borç verildiği iddia edildiği, davalı ise paraların taraflarca imzalanan 31.08.2013 tarihli «protokolün» 4/3/2 nci maddesi uyarınca «taahhüt» edilen sermaye kapsamında davalı şirkete gönderildiğini ileri sürdüğü, davacının davalı şirkete borç verdiğini (karz) kanıt yükü altında olduğu, davacının dayanak gösterdiği banka «havale» makbuzları içeriğinde, gönderilen tutarların borç olarak gönderildiğine dair herhangi bir «şerh» içermediği, açıklamasız para havale gönderimi ise borç ödeme belgesi niteliğinde olduğu, davacının borç verdiğini kanıtlayamadığı, davalı «defterlerinin» dava tarihinde dahi davacı elinde bulunduğu gözetilerek davalı istinaf başvurusunun kabulüne, kararının kaldırılmasına, ispatlanamayan davanın reddine karar verilm …
… rdığı paraların, tarafların dava dışı ortakla açılan ortak hesaptan çekildiğini, davacının kötü niyetli olarak sadece kendi nam ve hesabına bu paraları yatırdığını, «ticari defterlerin» davacının tasarrufunda olduğunu, dava dışı ortakla davacının dava dışı şirketi bulunduğunu ve bu şirketle davalı şirketteki hisselerinin trampa edildiğini, dava dışı ortağın davalı şirketteki hisselerini davacıdan aldığını, davacının ise dava dışı şirketteki hisseleri dava dışı ortaktan trampa usulü aldığı, bu hususun taraflar arasındaki «ibranamelerde» görüleceğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, borç olarak verilen paranın tahsili istemine ilişkin «icra takibine itirazın» iptali istemine ilişkindir.
Temyizen incelenen Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına «kazanılmış hak» durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/7584 E. 2022/597 K.
Ortak:direnme kararı · kaldırma ve yeniden hüküm · ticari defter · e-defter
İncelediğiniz karardaİlk Derece Mahkemesi’nce, bilirkişi raporu, banka kayıtları ve «ticari defterlerde» yapılan inceleme neticesinde, davacının çeşitli zamanlarda ortaklara borçlar açıklaması ile davalı şirket hesabına havaleler yaptığı, 10.04.2014 tarihinde «virman» açıklaması ile ... hesabından borç kaydedilerek kapatıldığı ve aralarında virman sözleşmesinin bulunmadığı, dosyada yer alan «taahhütnamelerin» birlikte yorumlanması sonucu dava dışı ...'un şirketin faaliyetleri nedeniyle 3. kişilere karşı doğmuş veya doğabilecek borçlardan sorumlu olmayacağı konusunda taahhütnamelerin imzalandığı, taahhütnamelerde dava dışı ...'ın borçlardan sorumlu olmayacağının imza altına alındığı, somut olayda ise davacının davalı şirkete verdiği ödünç paraların iadesi talebinin bulunduğu ve dava dışı şahıs ile davalı şirketin farklı şahıslar olduğu ve imzalanan taahhütnamelerin şirketin «ibrası» olarak değerlendirilemeyeceği, mahkemece alınan 11.03.2016 tarihli raporda da bildirildiği üzere davacının davalı şirketten 433.087,50 TL alacağının bulunduğu, ancak «taleple bağlılık ilkesi» gereği 400.187,50 TL üzerinden başlatılan takibin devamına karar vermek gerektiği, alacağın bilinebilir olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile Lüleburgaz 1.
… ir bölge adliye mahkemesine gönderilir." şeklinde düzenlenmiş olup, Dairemizin yerleşik uygulamalarına göre Bölge Adliye Mahkemesinin, İlk Derece Mahkemesi kararını «kaldırıp yeniden» esas hakkında karar vermesi ve Bölge Adliye Mahkemesi kararının Yargıtay'ca bozulması halinde bozmaya karşı gerek «direnme», gerekse bozmaya uyarak yeniden karar verme hak ve yetkisi Bölge Adliye Mahkemesine aittir.
Bölge Adliye Mahkemesi'nin hüküm mahkemesi sıfatıyla verdiği yeniden esas hakkındaki karar sonrasında HMK'nın 360. maddesinin atfıyla ilk derece mahkemelerinde uygulanan yargılama usulüne göre yargılama yapıp öncelikle Yargıtay bozma kararına karşı HMK'nın 373/3. maddesi gereğince uyma veya «direnme» konusunda bir karar verir; bu kararı yine hüküm mahkemesi sıfatıyla vermektedir.
Benzer bu karardaŞti'nin «ticari defterlerinde» davaya konu 31/07/2015, 10/08/2015 ve 22/08/2015 tarihli çeklerin davalı şirket adına borç kaydedildiği, davalı şirketin kayıtlarında çekler kayıtlı olmasa da davacı şirketten 131.387,68 TL alacaklı olduğuna ilişkin kayıt bulunduğu, çekin ödeme vasıtası olup «bedelsiz» kaldığı veya avans olarak verildiği iddiasının HMK'nun 200 ve devamı maddeleri uyarınca «yazılı delil» ile ispatlanması gerektiği, davacının kendi ticari kayıtlarında da davaya konu çeklerin ödenmemiş önceki «çek» borçlarına karşılık verildiğinin kayıtlı olduğu, davacının «yemin deliline dayanmadığı» gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
… ir Bölge Adliye Mahkemesine gönderilir." şeklinde düzenlenmiş olup, Dairemizin yerleşik uygulamalarına göre Bölge Adliye Mahkemesinin, İlk Derece Mahkemesi kararını «kaldırıp yeniden» esas hakkında karar vermesi ve Bölge Adliye Mahkemesi kararının Yargıtay'ca bozulması halinde bozmaya karşı gerek «direnme», gerekse bozmaya uyarak yeniden karar verme hak ve yetkisi Bölge Adliye Mahkemesine aittir.
Bölge Adliye Mahkemesi'nin hüküm mahkemesi sıfatıyla verdiği yeniden esas hakkındaki karar sonrasında HMK'nın 360. maddesinin atfıyla ilk derece mahkemelerinde uygulanan yargılama usulüne göre yargılama yapıp öncelikle Yargıtay bozma kararına karşı HMK'nın 373/3. maddesi gereğince uyma veya «direnme» konusunda bir karar verir; bu kararı yine hüküm mahkemesi sıfatıyla vermektedir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:teminat alacağı · yemin deliline dayanma · yemin delili · yazılı delil · kötüniyet tazminatı · bedelsizlik · yemin · ihtiyati tedbir
Benzer bu karardaŞti'nin «ticari defterlerinde» davaya konu 31/07/2015, 10/08/2015 ve 22/08/2015 tarihli çeklerin davalı şirket adına borç kaydedildiği, davalı şirketin kayıtlarında çekler kayıtlı olmasa da davacı şirketten 131.387,68 TL alacaklı olduğuna ilişkin kayıt bulunduğu, çekin ödeme vasıtası olup «bedelsiz» kaldığı veya avans olarak verildiği iddiasının HMK'nun 200 ve devamı maddeleri uyarınca «yazılı delil» ile ispatlanması gerektiği, davacının kendi ticari kayıtlarında da davaya konu çeklerin ödenmemiş önceki «çek» borçlarına karşılık verildiğinin kayıtlı olduğu, davacının «yemin deliline dayanmadığı» gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince; bozma ilamı doğrultusunda İİK'nun 72/4. maddesinde davanın alacaklı lehine sonuçlanması ve kararın kesinleşmesi halinde alacaklının «ihtiyati tedbir» dolayısıyla alacağını geç almış bulunmaktan doğan zararlarını ihtiyati tedbir için gösterilen «teminattan alacağı», alacaklının uğradığı zararın aynı davada takdir olunarak karara bağlanacağı ve bu zararın her halde % 20'den aşağı tayin edilemeyeceği düzenlenmiş olup, davaya konu çeklerin davalı tarafından «ibrazı» halinde ödenmemesi için muhatap bankaya talimat verilmesi şeklindeki ihtiyati tedbir kararının uygulanması, davalının bankaca ödenmeyen çekler için takip yapmasını engelleyecek nitelikte olmadığından ilk derece mahkemesinin davalı lehine tazminata hükmetmemesinin de yerinde olup davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine davacı vekilinin istinaf başvurusunun ise «usulden reddine» karar verilmiştir.
Somut olayda, İlk Derece Mahkemesi'nin 30.05.2017 tarihli davanın reddine dair kararına karşı taraf vekillerince istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince 29.03.2018 tarihli kararla davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine ve davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüyle ilk derece mahkemesinin kaldırılmasına ve davanın reddiyle «kötüniyet tazminatının» kabulüne karar verilmiştir.
2 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2018/4718 E. 2019/5674 K.
Ortak:taleple bağlılık ilkesi · taleple bağlılık · ortaklık sözleşmesi · sermaye artırımı · havale · asıl alacak · icra inkar tazminatı · inkar tazminatı
İncelediğiniz karardaİcra Müdürlüğü'nün 2014/5305 Esas sayılı dosyasına davalı tarafından yapılan itirazın iptali ile takibine devamına, «asıl alacak» miktarı 400.187,50 TL üzerinden %20 oranında hesaplanacak «icra inkar tazminatının» davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, hükme karşı davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
Hukuk Dairesi’nin 23.09.2019 tarih, 2018/4718 Esas ve 2019/5674 Karar sayılı ilamında "davacı ile dava dışı şahıslar arasında yapılan 31.08.2013 «ortaklık sözleşmesinin» 4.3.2. maddesi uyarınca davacı ile dava dışı ortak ...'un şirkete sermaye olarak 400.000,00 TL para getireceğinin kabul edildiği, sözleşme yapıldıktan sonra 400.187,50 TL'nin davacı tarafından şirket hesabına «havale» edildiği, ancak sözleşme hükümleri uyarınca «sermaye artırımı» yapılmadan davacının şirketteki hisselerini 01.04.2014 tarihinde devrederek şirket ortaklığından ayrıldığı sabit olduğuna göre, davacı tarafından şirkete gönderile …
İlk Derece Mahkemesi’nce, bilirkişi raporu, banka kayıtları ve «ticari defterlerde» yapılan inceleme neticesinde, davacının çeşitli zamanlarda ortaklara borçlar açıklaması ile davalı şirket hesabına havaleler yaptığı, 10.04.2014 tarihinde «virman» açıklaması ile ... hesabından borç kaydedilerek kapatıldığı ve aralarında virman sözleşmesinin bulunmadığı, dosyada yer alan «taahhütnamelerin» birlikte yorumlanması sonucu dava dışı ...'un şirketin faaliyetleri nedeniyle 3. kişilere karşı doğmuş veya doğabilecek borçlardan sorumlu olmayacağı konusunda taahhütnamelerin imzalandığı, taahhütnamelerde dava dışı ...'ın borçlardan sorumlu olmayacağının imza altına alındığı, somut olayda ise davacının davalı şirkete verdiği ödünç paraların iadesi talebinin bulunduğu ve dava dışı şahıs ile davalı şirketin farklı şahıslar olduğu ve imzalanan taahhütnamelerin şirketin «ibrası» olarak değerlendirilemeyeceği, mahkemece alınan 11.03.2016 tarihli raporda da bildirildiği üzere davacının davalı şirketten 433.087,50 TL alacağının bulunduğu, ancak «taleple bağlılık ilkesi» gereği 400.187,50 TL üzerinden başlatılan takibin devamına karar vermek gerektiği, alacağın bilinebilir olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile Lüleburgaz 1.
Benzer bu karardaİcra Müdürlüğünün 2014/5305 Esas sayılı dosyasına davalı tarafından yapılan itirazın iptali ile takibine devamına, «asıl alacak» miktarı 400,187,50 TL üzerinden %20 oranında hesaplanacak «icra inkar tazminatının» davalıdan alınarak davacıya verilmesine, karar verilmiştir Karar aleyhine, davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
Ancak davacı ile dava dışı şahıslar arasında yapılan 31.08.2013 «ortaklık sözleşmesinin» 4.3.2. maddesi uyarınca davacı ile dava dışı ortak ...'un şirkete sermaye olarak 400.000 TL para getireceğinin kabul edildiği, sözleşme yapıldıktan sonra 400.187,50 TL'nin davacı tarafından şirket hesabına «havale» edildiği ancak sözleşme hükümleri uyarınca sermaye arttırımı yapılmadan davacının şirketteki hisselerini 01.04.2014 tarihinde devrederek şirket ortaklığından ayrıldığı sabit olduğuna göre; davacı tarafından şirkete gönderilen paraların 31.08.2013 ortaklık sözleşmesi uyarınca «sermaya artırımına» yönelik gönderilen miktar olduğu kabul edilerek davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, istinaf dairesince yerel mahkeme kararının kaldırılarak davanın reddin …
Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre; davacının davalı şirketten 433.087,50 TL alacağının bulunduğu gerekçesiyle, ancak «taleple bağlılık ilkesi» gereğince, davanın kabulü ile, Lüleburgaz 1.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:adi yazılı sözleşme · cy/cy şerhi · icra takibine itiraz · istinaf incelemesi · protokol
Benzer bu karardaHukuk Dairesince, dosya üzerinden yapılan «istinaf incelemesinde»; davacı tarafından delil olarak sunulan banka dekontları ile şirkete borç verildiği iddia edildiği, davalı yan ise paraların, taraflarca imzalanan 31.08.2013 tarihli «protokolün» 4.3.2 maddesi uyarınca taahüt edilen sermaye kapsamında davalı şirkete gönderildiğini ileri sürdüğü, davacının davalı şirkete borç verdiğini (karz) kanıt yükü altında olduğu, davacının dayanak gösterdiği banka «havale» makbuzları içeriğinde, gönderilen tutarların borç olarak gönderildiğine dair herhangi bir «şerh» içermediği, açıklamasız para havale gönderimi ise borç ödeme belgesi niteliğinde olup davacının borç verdiğini kanıtlamadığı, davalı «defterlerinin» dava tarihinde dahi davacı elinde bulunduğu gözetildiğinde, davacının davalı şirkete borç verdiği kanıtlanmadığı gerekçesiyle davalı istinaf başvurusunun kabulü, L …
1- Dava, borç olarak verilen paranın tahsili istemine ilişkin «icra takibine itirazın» iptali davasıdır.
Davalı, davaya konu paranın davacı ile dava dışı diğer şahıslar arasında imzalanan şirketin sermaye arttımına ilişkin «adi yazılı sözleşme» hükümleri uyarınca gönderilen meblağ olduğunu savunmuştur.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2021/4946 E. 2022/6925 K.
Ortak:direnme kararı · kaldırma ve yeniden hüküm
İncelediğiniz kararda… ir bölge adliye mahkemesine gönderilir." şeklinde düzenlenmiş olup, Dairemizin yerleşik uygulamalarına göre Bölge Adliye Mahkemesinin, İlk Derece Mahkemesi kararını «kaldırıp yeniden» esas hakkında karar vermesi ve Bölge Adliye Mahkemesi kararının Yargıtay'ca bozulması halinde bozmaya karşı gerek «direnme», gerekse bozmaya uyarak yeniden karar verme hak ve yetkisi Bölge Adliye Mahkemesine aittir.
Bölge Adliye Mahkemesi'nin hüküm mahkemesi sıfatıyla verdiği yeniden esas hakkındaki karar sonrasında HMK'nın 360. maddesinin atfıyla ilk derece mahkemelerinde uygulanan yargılama usulüne göre yargılama yapıp öncelikle Yargıtay bozma kararına karşı HMK'nın 373/3. maddesi gereğince uyma veya «direnme» konusunda bir karar verir; bu kararı yine hüküm mahkemesi sıfatıyla vermektedir.
Benzer bu kararda… ir bölge adliye mahkemesine gönderilir." şeklinde düzenlenmiş olup, Dairemizin yerleşik uygulamalarına göre Bölge Adliye Mahkemesinin, İlk Derece Mahkemesi kararını «kaldırıp yeniden» esas hakkında karar vermesi ve Bölge Adliye Mahkemesi kararının Yargıtay'ca bozulması halinde bozmaya karşı gerek «direnme», gerekse bozmaya uyarak yeniden karar verme hak ve yetkisi Bölge Adliye Mahkemesine aittir.
Bölge Adliye Mahkemesi'nin hüküm mahkemesi sıfatıyla verdiği yeniden esas hakkındaki karar sonrasında HMK'nın 360. maddesinin atfıyla ilk derece mahkemelerinde uygulanan yargılama usulüne göre yargılama yapıp öncelikle Yargıtay bozma kararına karşı HMK'nın 373/3. maddesi gereğince uyma veya «direnme» konusunda bir karar verir; bu kararı yine hüküm mahkemesi sıfatıyla vermektedir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:teminat çeki · sebepten mücerretlik · isticvap · mücerretlik · kesin delil · borçlu olunmadığının tespiti · yazılı delil · kambiyo senedi
Benzer bu karardaİlk derece mahkemesince, «kambiyo senedi» niteliğinde olan dava konusu çekin «sebepten mücerret» olduğu, davalı dernek yetkilisinin «isticvaptaki» beyanı nedeniyle «ispat yükünün» davalıya geçmeyeceği, davada ispat yükü üzerine düşen davacının iddiasını usulüne uygun «kesin delil» ile ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın ve davalının tazminat talebinin reddine karar verilmiş hükme karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulm …
… tüm dosya kapsamına göre, TBK'nın 207/2. maddesi gereğince sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça ve aksine bir adet bulunmadıkça satıcı ve alıcının borcu aynı anda «ifa» edilmekle yükümlü oldukları, davacı çeki verdiğinde satışa konu malın bedelini ödediği, «çek» konusu malında «teslim» alındığı var sayılacağı, bunun aksinin «yazılı delil» ile davacı tarafça ispatlanması gerekirken buna ilişkin yazılı bir belge sunulmadığı gibi davalı tarafın dava konusu çekin «teminat çeki» olduğuna ilişkin kabulünün de olmadığı, İlk Derece Mahkemesinin davanın reddine ilişkin kararında usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gerekçesiyle istinaf is …
1-Dava, «çek» nedeniyle «borçlu olunmadığının tespiti» istemine ilişkindir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2020/1047 E. , 2022/439 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi'nce bozmaya uyularak davanın reddine dair verilen 19.12.2019 tarih ve 2019/2412 E. - 2019/1875 K. sayılı kararın duruşmalı olarak Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, duruşma için belirlenen 18.01.2022 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davalı vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi Dr. ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davacı müvekkilinin davalı şirketten 400.187,50 TL alacağının olduğunu, alacağının kendisine ödenmesi için Lüleburgaz 1. Noterliği'nin 21.07.2017 tarih ve 03941 yevmiye nolu ihtarnamesi ile ihtarda bulunduğunu, ancak 7 günlük süre içerisinde borcun kendisine ödenmediğini, davalı şirketin borcunu ödememesi üzerine Lüleburgaz 1. İcra Müdürlüğü'nün 2014/5305 esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, ancak davalı tarafın haksız olarak takibe itiraz ettiği, haksız yapılan itiraz neticesinde takibin durduğunu, davalı şirketin 01.01.2014 – 28.02.2014 tarihli detay mizanında da açıkça görüleceği üzere davacı müvekkiline 400.187,50 TL borçlu olduğunu, davalı şirketin borcunu bilmesine rağmen haksız olarak itiraz etmesinin kötü niyetli olduğunu iddia ederek Lüleburgaz 1.
İcra Müdürlüğü'nün 2014/5305 esas sayılı dosyasına davalı tarafından haksız olarak yapılan itirazın iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının dava dilekçesinde belirttiği hususların hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, gerçeği yansıtmadığını, 31.08.2013 tarihinde taraflar arasında akdedilen ortaklık sözleşmesinin 4.3.3. maddesindeki "NK ve EK şirketin sermaye yapısı yeniden oluşturulurken %35 hisse payını aralarında eşit oranda pay edeceklerdir" ifadesinden de açıkça anlaşılacağı üzere tarafların davalı şirketteki hisse paylarının %50 ve %50 olmak üzere eşit şekilde olduğunu, ... ve davacının, davalı şirkete bağlı olarak faaliyet gösteren söz konusu Fen Bilimleri Dershanesi’ni 2013 yılında ortaklaşa kurmuş oldukları ARF Eğitim Hiz. A.Ş. üzerine geçirdiklerini, ... ve davacının özel bir okul kurma yatırımını hayata geçirmek için akabinde 05.09.2013 tarihinde davalı şirketin Asist Öğretim Kurumları A.Ş.
ile "franchising sözleşmesi" imzalayarak davalı şirket tarafından inşa edilecek okul binasının Doğa Koleji unvanı altında faaliyette bulunmasını kararlaştırdıklarını, yönetim kurulu üyesi davacının, şirketi münferiden temsil ve ilzam etme yetkisine sahip olduğundan şirket hesaplarından para çekme ve para transferlerini tek başına gerçekleştirebildiğini, ayrıca kendisinin mali müşavir de olduğundan ve şirket kayıtlarını da kendisi tuttuğundan söz konusu tutarları, şirketin muavin defterine kötü niyetli bir şekilde "Ortaklara Borçlar" hesap adı ve "Şirkete Borç" açıklaması ile kendi adına kaydettiğini, davacının bu davadaki talebinin de bu bedelin kendisine ödenmesi olduğunu, davalı şirketin yatırım sebebiyle içinde bulunduğu mali şartlar ve yüklü miktarda borç taahhüdü altına girmesi sebebiyle Asist Öğretim Kurumları A.Ş.
franchising sözleşmesini 24.03.2014 tarihinde feshetmek yoluna gidince olası mali riskler ve borç yükü nedeniyle böyle bir yükün altına girmek istemeyince davacı ile ...’un pay sahibi oldukları ARF ve Yön Özel Eğitim A.Ş.'yi kendi aralarında paylaşım yoluna gittiklerini, icra takibinin yasal dayanağını oluşturan şirket hesabına dava konusu işbu tutarın aktarımının, şirketin içinde bulunduğu sermaye ihtiyacına istinaden akdedilen ortaklık sözleşmesine dayandığından ve buraya aktarılan paranın davacı ve ...'a ait müşterek hesaptan alarak davacının şirket hesaplarına kendi adı ile yatırmasının, şirketin yönetim kurulu üyesi ve mali müşaviri olarak kendi tuttuğu şirket defterlerine sermaye taahhüt borcunun ödenmesi açıklaması ile kaydedilmesi gerekirken kendini alacaklı hale getirir şekilde şirkete borç açıklaması ile kaydetmesinin kötü niyetinin açık göstergesi olduğunu, şirket paylaşımına yönelik tarafların gerçek iradesini yansıtan bir taahhütname olmasına ve bu taahhütnamede ...
ve şirketi ibra etmesine rağmen, özel okul projesinin sorunsuz bir şekilde hayata geçirilmesi ve Yön Özel Eğitim A.Ş.'nin içinde bulunduğu borç yükünden yavaş yavaş kurtulmaya başlaması sonucunda davacının, şirketin paylaşımında vermiş olduğu karardan da pişmanlık duyarak önceki iradesine aykırı bir şekilde gerek davalı şirket gerekse davalı şirketin tek ortağı ... aleyhine planlı, kasti ve kötü niyetli olarak hareket ettiğini savunarak davanın reddine, davacı aleyhine kötü niyet tazminatına karar verilmesini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesi’nce, bilirkişi raporu, banka kayıtları ve ticari defterlerde yapılan inceleme neticesinde, davacının çeşitli zamanlarda ortaklara borçlar açıklaması ile davalı şirket hesabına havaleler yaptığı, 10.04.2014 tarihinde virman açıklaması ile ... hesabından borç kaydedilerek kapatıldığı ve aralarında virman sözleşmesinin bulunmadığı, dosyada yer alan taahhütnamelerin birlikte yorumlanması sonucu dava dışı ...'un şirketin faaliyetleri nedeniyle 3. kişilere karşı doğmuş veya doğabilecek borçlardan sorumlu olmayacağı konusunda taahhütnamelerin imzalandığı, taahhütnamelerde dava dışı ...'ın borçlardan sorumlu olmayacağının imza altına alındığı, somut olayda ise davacının davalı şirkete verdiği ödünç paraların iadesi talebinin bulunduğu ve dava dışı şahıs ile davalı şirketin farklı şahıslar olduğu ve imzalanan taahhütnamelerin şirketin ibrası olarak değerlendirilemeyeceği, mahkemece alınan 11.03.2016 tarihli raporda da bildirildiği üzere davacının davalı şirketten 433.087,50 TL alacağının bulunduğu, ancak taleple bağlılık ilkesi gereği 400.187,50 TL üzerinden başlatılan takibin devamına karar vermek gerektiği, alacağın bilinebilir olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile Lüleburgaz 1.
İcra Müdürlüğü'nün 2014/5305 Esas sayılı dosyasına davalı tarafından yapılan itirazın iptali ile takibine devamına, asıl alacak miktarı 400.187,50 TL üzerinden %20 oranında hesaplanacak icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, hükme karşı davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesi’nce bozma ilamına uyularak yapılan yargılama neticesinde, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 23.09.2019 tarih, 2018/4718 Esas ve 2019/5674 Karar sayılı ilamında "davacı ile dava dışı şahıslar arasında yapılan 31.08.2013 ortaklık sözleşmesinin 4.3.2. maddesi uyarınca davacı ile dava dışı ortak ...'un şirkete sermaye olarak 400.000,00 TL para getireceğinin kabul edildiği, sözleşme yapıldıktan sonra 400.187,50 TL'nin davacı tarafından şirket hesabına havale edildiği, ancak sözleşme hükümleri uyarınca sermaye artırımı yapılmadan davacının şirketteki hisselerini 01.04.2014 tarihinde devrederek şirket ortaklığından ayrıldığı sabit olduğuna göre, davacı tarafından şirkete gönderilen paraların 31.08.2013 ortaklık sözleşmesi uyarınca sermaye artırımına yönelik gönderilen miktar olduğu kabul edilerek davanın kabulüne karar verilmesinin" gerektiği belirtildiği, uyulan Yargıtay bozma ilamı doğrultusunda istinafa konu hükmün dosya kapsamına, usul ve yasaya uygun olduğunun anlaşıldığı gerekçesiyle davalının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
Karar, davalı vekilince temyiz edilmiştir.
1- 6100 sayılı HMK'nın 373. maddesinin 1. bendi "Yargıtay ilgili dairesinin tamamen veya kısmen bozma kararı, başvurunun bölge adliye mahkemesi tarafından esastan reddi kararına ilişkin ise bölge adliye mahkemesi kararı kaldırılarak dosya, kararı veren ilk derece mahkemesine veya uygun görülecek diğer bir ilk derece mahkemesine, kararın bir örneği de bölge adliye mahkemesine gönderilir.", 2. bendi "Bölge adliye mahkemesinin düzelterek veya yeniden esas hakkında verdiği karar Yargıtayca tamamen veya kısmen bozulduğu takdirde dosya, kararı veren bölge adliye mahkemesi veya uygun görülen diğer bir bölge adliye mahkemesine gönderilir." şeklinde düzenlenmiş olup, Dairemizin yerleşik uygulamalarına göre Bölge Adliye Mahkemesinin, İlk Derece Mahkemesi kararını kaldırıp yeniden esas hakkında karar vermesi ve Bölge Adliye Mahkemesi kararının Yargıtay'ca bozulması halinde bozmaya karşı gerek direnme, gerekse bozmaya uyarak yeniden karar verme hak ve yetkisi Bölge Adliye Mahkemesine aittir.
Bölge Adliye Mahkemesi'nin hüküm mahkemesi sıfatıyla verdiği yeniden esas hakkındaki karar sonrasında HMK'nın 360. maddesinin atfıyla ilk derece mahkemelerinde uygulanan yargılama usulüne göre yargılama yapıp öncelikle Yargıtay bozma kararına karşı HMK'nın 373/3. maddesi gereğince uyma veya direnme konusunda bir karar verir; bu kararı yine hüküm mahkemesi sıfatıyla vermektedir. Bozmaya uyduğu takdirde artık yargılamaya hüküm mahkemesi sıfatıyla devam etmekte olduğundan bozma kararına uygun olarak yeniden esas hakkında karar vermelidir. Zira Bölge Adliye Mahkemelerinin denetim mahkemesi ve hüküm mahkemesi olarak iki ayrı sıfatı bulunmaktadır.
Somut olayda, İlk Derece Mahkemesinin 05.10.2017 tarihli davanın kabulüne dair kararına karşı davalı vekilince istinaf yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince 27.06.2018 tarihli kararla davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile hükmün ortadan kaldırılmasına, karar verilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmuş ve davanın reddine karar verilmiştir. Bu kararın taraf vekillerince temyizi üzerine Dairemizin 23.09.2019 tarihli kararı ile Bölge Adliye Mahkemesi kararı bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesince Dairemizin bozma ilamına uyulmuştur. Bu durumda Bölge Adliye Mahkemesince hüküm mahkemesi sıfatıyla bozmaya uyulduğundan artık davanın esası hakkında yeniden hüküm kurulması gerekirken bundan zuhulle bu kez denetim mahkemesi sıfatıyla davalının istinaf taleplerinin HMK'nın 353/1-b1 maddesi uyarınca başvurunun esastan reddine dair karar verilmesi yerinde olmamış, Bölge Adliye Mahkemesi kararının bu yönden re'sen bozulması gerekmiştir.
2- Bozma sebep ve şekline göre davalı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ
Yukarda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle, Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, HMK'nın 373/2. maddesi uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmesine, takdir olunan 3.815,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davalıya iadesine, 20/01/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/740436800 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz