6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Menfi tespit

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2021/1609 E. 2021/6774 K. ·

BozulduKesinlik belirsiz

★ Emsal

Mahkemenin nitelemesi:

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
alacaklı-borçlu sıfatlarının birleşmesi geriye ciro çekin ibraz süresi ibraz süresi müracaat hakkı son hamil çekin ibrazı meşru hamil ihtarat temel ilişki keşide tarihi lehdar muhtıra kıymetli evrak kıyasen uygulama borçlu olunmadığının tespiti müteselsil sorumluluk ciro kesin süre tbk 99 hamil sebepsiz zenginleşme keşideci çek harç ilk derece kararının kaldırılması ibraz teslim kesin hüküm i̇i̇k 72/son

Atıf yapılan mevzuat: HMK — HMK 366 · TTK — TTK 1TTK 3 · TBK — TBK 135

Gerekçe

Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).

İlk Derece Mahkemesi’nce, davacının çek üzerindeki sorumluluğunun 21.07.2014 tarihine göre belirleneceği, ibraz süresinin davacı bakımından 01.08.2014 tarihi itibariyle sona erdiği, davalının cevap dilekçesinde çekin davalı şirkete 09.08.2014 tarihinde teslim edildiğini savunduğu, bu durumda taraflar arasında temel ilişki bulunmadığı ve sebepsiz zenginleşmeye dayalı hak talep edilemeyeceği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı vekilince istinaf edilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi’nce, çek üzerinde davacının cirosunun yer aldığı, davacı ile dava dışı çek keşidecisi arasında imzalanan tutanak itibariyle davaya konu çekin ibraz süresi geçtikten sonra keşideciye iade edildiği, ancak keşideci tarafından davaya konu çekin keşide tarihinin yeniden değiştirildiği, 21.03.2015 tarihi olarak düzeltildiği, davalı vekilinin çekin davalıya 09.08.2014 tarihinde verildiğini ifade ettiği, dava dışı keşidecinin tanık olarak dinlendiği ve keşide tarihini kendisinin parafladığını beyan ettiği, Yargıtay uygulamasına göre çekin keşide tarihinin keşideci tarafından paraflanması ve değiştirilmesinin mümkün olduğu, davacının cirosunu iptal etmeden çeki iade etmesinin sonuçlarına katlanması gerektiği, davalının iyi niyetli hamil olduğu, davacı ile çek keşidecisi arasında düzenlenen tutanağı ve diğer işlemleri bildiğinin ileri sürülüp kanıtlanmadığı, bu gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi gerekirken ilk derece mahkemesince kabulüne karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmiştir.

Karar, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.

(1)Dava, icra takibine konu çek nedeniyle borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir.

Uyuşmazlığın çözümü, dava konusu emre yazılı bir adet çekin lehdar tarafından düzenleyene yapılan cirodan sonra düzenleyen (keşideci) tarafından düzenleme tarihi usulünce değiştirilmek suretiyle tekrar tedavüle sokulması ve hesapta karşılığının bulunmaması halinde, çekin meşru hamilinin, sonraki tedavülden önceki ciro eden lehdara karşı çeke dayalı başvuru hakkını kullanıp kullanamayacağının belirlenmesine bağlıdır.

Öncelikle belirtmek gerekir ki, 6102 sayılı Kanun’un 788/3. maddesi hükmü uyarınca, lehdarın düzenleyene cirosu mümkün olup yine aynı Kanunun 790. maddesi uyarınca çizilmiş cirolar yazılmamış hükmünde olmakla, davacı ile dava dışı çek keşidecisi arasında düzenlenen tutanak itibariyle davaya konu çekin 21.07.2014 keşide tarihli olarak keşideciye davacının cirosu bulunduğu şekilde iade edildiği, ancak keşidecinin davaya konu çekin keşide tarihini değiştirerek 21.03.2015 olarak düzelttiği temyize konu Bölge Adliye Mahkemesi kararında da kabul edilmiştir.

Gerek ciro edilebilirliğe ilişkin 6102 sayılı Kanun’un 788/3. maddesinde ve gerekse de hamilin müracaat haklarını kullanmasına ilişkin 6102 sayılı Kanun’un 808/1. maddesinde, çekin, geriye ciro suretiyle düzenleyene dönmesi ve özellikle düzenleyen tarafından düzenleme tarihinde değişiklik yapılarak tekrar tedavüle sokulması halinde, son hamilin başvuru haklarını kimlere karşı kullanabileceği konusunda herhangi bir açıklık bulunmamaktadır. Bu bağlamda, 6102 sayılı Kanun’un 788/3. ve 808. maddelerinin, alacaklı ve borçlu sıfatlarının birleşmesi halinde borcun sükut edeceğine ilişkin TBK’nın 135. maddesinin kıymetli evrak bakımından özel istisnai hükümler olarak düzenlendiği yolundaki görüşe itibar edilemez. Çünkü bu görüşün kabulü halinde, yasa maddesinde herhangi bir ayrım gözetilmediği için, lehdarın cirosu ile çekin hamili olan düzenleyenin dahi lehdar hakkında çeke dayalı başvuru hakkı olduğunun kabulü gerekir ki kanun maddesinin bu yönde bir sonucu amaçlamadığı açıktır. Şu halde, lehdarın düzenleyene cirosu konusunda ayrıksı bir hüküm bulunmadığından, lehdar üzerinde alacaklı ve borçlu sıfatlarının birleşmesine ve buna bağlı olarak lehdarın düzenleyene ciro etmekle kambiyo ilişkisinden kaynaklanan borcunun sona ermesine engel teşkil etmez. Esasen, düzenleyene lehdar tarafından yapılan cirodan sonra düzenleyenin çekteki konumu, lehdara keşide etmeden önceki durumuna döneceğinden artık lehdarın çekin müteselsil sorumluluk zinciri içinde yer alması ve giderek hamilin lehdara karşı müracaat hakkını kullanabilmesi mümkün değildir (bkz. Yargıtay 12. HD., 06.06.2013 tarih ve 2013/12196-21206 sayılı kararı). Bu husus senet metninden anlaşılabilir olmakla çeke sonradan hamil olanlara karşı da ileri sürülebilir niteliktedir.

Tüm bu yasal ve gerektirici nedenler gözetildiğinde, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile davanın reddine dair karar verilmesi doğru olmamış, davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen hükmün bozulması gerekmiştir.

(2) Bölge Adliye Mahkemesi’nce davalı vekilinin süresinde temyiz isteminde bulunmadığı gerekçesiyle 31.01.2020 tarihli kararla temyiz talebinin reddine karar verilmiş, işbu karara karşı davalı vekilince süresinde temyiz isteminde bulunulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi’nce temyiz harç ve giderlerinin yatırılması için ihtaratlı muhtıra çıkartılmış ise de, verilen kesin süre içinde temyiz harç ve giderleri yatırılmamıştır. 6100 sayılı HMK'nın 366. maddesi delaletiyle kıyasen uygulanması gereken aynı Kanun’un 344 ve 346/2. maddesi hükmü uyarınca, temyiz harç ve giderlerinin verilen kesin süreye rağmen yatırılmaması halinde Bölge Adliye Mahkemesince bir karar verilmesi gerekmekle birlikte, Yargıtay tarafından da bu yolda karar verilebileceğinden, davalı vekilinin Bölge Adliye Mahkemesi’nin 31.01.2020 tarihli kararına yönelik temyiz isteminin reddine karar verilmesi gerekmiştir.

Benzer Kararlar

Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.

  • Lehdarın düzenleyene geriye cirosuyla kambiyo sorumluluğunun sona ermesi

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/6296 E. 2021/5337 K.

    Sonuç: 🔶 iki emsal

  • Rehin cirosu

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/16497 E. 2014/18526 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

  • İhtiyati haciz

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/6616 E. 2014/9325 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

11. Hukuk Dairesi         2021/1609 E.  ,  2021/6774 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ ANTALYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11.HUKUK DAİRESİ

TÜRK MİLLETİ ADINA

Taraflar arasında görülen davada Antalya 1. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 14.02.2018 tarih ve 2015/598 E- 2018/96 K. sayılı kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan kabulüne dair Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi'nce verilen 25.12.2018 tarih ve 2018/692 E- 2018/2105 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili ve davalı vekili tarafından istenmiş, Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi'nce verilen 31.01.2020 tarih ve 2018/692 E- 2018/2105 K. sayılı karar ile davalı vekilinin temyiz isteminin süreden reddine karar verilmiş olup, davacı vekilinin temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, bazı noksanlıkların ikmali için mahalline gönderilen dosyanın eksikliklerin giderilmesinden sonra gönderildiği anlaşılmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Dr.

... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili, dava dışı ...’ın davacıdan zirai ürün satın aldığını ve karşılığında çek verdiğini, verdiği çekin lehtar kısmını ve keşide tarihi kısmını değiştirerek parafladığını, keşide tarihinin 29.06.2014 tarihi iken, 21.07.2014 tarihi olarak değiştirildiğini, davacı tarafından çekin ...’a iade edildiğini, adı geçen bu kişinin yine çekin keşide tarihini değiştirdiğini ve 21.03.2015 tarihi yaptığını, çekteki 10 günlük ibraz süresi geçtiği için davacının cirosunun iptal edilmediğini, ancak dava dışı ...’ın anılan bu çeki davalıya verdiğini, davalının çeki ibraz tarihi geçtikten sonra aldığını iddia ederek davacının çek nedeniyle borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, davalının iyi niyetli hamil olduğunu, davacının çekte cirosunun bulunduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.

İlk Derece Mahkemesi’nce, davacının çek üzerindeki sorumluluğunun 21.07.2014 tarihine göre belirleneceği, ibraz süresinin davacı bakımından 01.08.2014 tarihi itibariyle sona erdiği, davalının cevap dilekçesinde çekin davalı şirkete 09.08.2014 tarihinde teslim edildiğini savunduğu, bu durumda taraflar arasında temel ilişki bulunmadığı ve sebepsiz zenginleşmeye dayalı hak talep edilemeyeceği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı vekilince istinaf edilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi’nce, çek üzerinde davacının cirosunun yer aldığı, davacı ile dava dışı çek keşidecisi arasında imzalanan tutanak itibariyle davaya konu çekin ibraz süresi geçtikten sonra keşideciye iade edildiği, ancak keşideci tarafından davaya konu çekin keşide tarihinin yeniden değiştirildiği, 21.03.2015 tarihi olarak düzeltildiği, davalı vekilinin çekin davalıya 09.08.2014 tarihinde verildiğini ifade ettiği, dava dışı keşidecinin tanık olarak dinlendiği ve keşide tarihini kendisinin parafladığını beyan ettiği, Yargıtay uygulamasına göre çekin keşide tarihinin keşideci tarafından paraflanması ve değiştirilmesinin mümkün olduğu, davacının cirosunu iptal etmeden çeki iade etmesinin sonuçlarına katlanması gerektiği, davalının iyi niyetli hamil olduğu, davacı ile çek keşidecisi arasında düzenlenen tutanağı ve diğer işlemleri bildiğinin ileri sürülüp kanıtlanmadığı, bu gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi gerekirken ilk derece mahkemesince kabulüne karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmiştir.

Karar, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.

(1)Dava, icra takibine konu çek nedeniyle borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir.

Uyuşmazlığın çözümü, dava konusu emre yazılı bir adet çekin lehdar tarafından düzenleyene yapılan cirodan sonra düzenleyen (keşideci) tarafından düzenleme tarihi usulünce değiştirilmek suretiyle tekrar tedavüle sokulması ve hesapta karşılığının bulunmaması halinde, çekin meşru hamilinin, sonraki tedavülden önceki ciro eden lehdara karşı çeke dayalı başvuru hakkını kullanıp kullanamayacağının belirlenmesine bağlıdır.

Öncelikle belirtmek gerekir ki, 6102 sayılı Kanun’un 788/3. maddesi hükmü uyarınca, lehdarın düzenleyene cirosu mümkün olup yine aynı Kanunun 790. maddesi uyarınca çizilmiş cirolar yazılmamış hükmünde olmakla, davacı ile dava dışı çek keşidecisi arasında düzenlenen tutanak itibariyle davaya konu çekin 21.07.2014 keşide tarihli olarak keşideciye davacının cirosu bulunduğu şekilde iade edildiği, ancak keşidecinin davaya konu çekin keşide tarihini değiştirerek 21.03.2015 olarak düzelttiği temyize konu Bölge Adliye Mahkemesi kararında da kabul edilmiştir.

Gerek ciro edilebilirliğe ilişkin 6102 sayılı Kanun’un 788/3. maddesinde ve gerekse de hamilin müracaat haklarını kullanmasına ilişkin 6102 sayılı Kanun’un 808/1. maddesinde, çekin, geriye ciro suretiyle düzenleyene dönmesi ve özellikle düzenleyen tarafından düzenleme tarihinde değişiklik yapılarak tekrar tedavüle sokulması halinde, son hamilin başvuru haklarını kimlere karşı kullanabileceği konusunda herhangi bir açıklık bulunmamaktadır. Bu bağlamda, 6102 sayılı Kanun’un 788/3. ve 808. maddelerinin, alacaklı ve borçlu sıfatlarının birleşmesi halinde borcun sükut edeceğine ilişkin TBK’nın 135. maddesinin kıymetli evrak bakımından özel istisnai hükümler olarak düzenlendiği yolundaki görüşe itibar edilemez.

Çünkü bu görüşün kabulü halinde, yasa maddesinde herhangi bir ayrım gözetilmediği için, lehdarın cirosu ile çekin hamili olan düzenleyenin dahi lehdar hakkında çeke dayalı başvuru hakkı olduğunun kabulü gerekir ki kanun maddesinin bu yönde bir sonucu amaçlamadığı açıktır. Şu halde, lehdarın düzenleyene cirosu konusunda ayrıksı bir hüküm bulunmadığından, lehdar üzerinde alacaklı ve borçlu sıfatlarının birleşmesine ve buna bağlı olarak lehdarın düzenleyene ciro etmekle kambiyo ilişkisinden kaynaklanan borcunun sona ermesine engel teşkil etmez. Esasen, düzenleyene lehdar tarafından yapılan cirodan sonra düzenleyenin çekteki konumu, lehdara keşide etmeden önceki durumuna döneceğinden artık lehdarın çekin müteselsil sorumluluk zinciri içinde yer alması ve giderek hamilin lehdara karşı müracaat hakkını kullanabilmesi mümkün değildir (bkz.

Yargıtay 12. HD., 06.06.2013 tarih ve 2013/12196-21206 sayılı kararı). Bu husus senet metninden anlaşılabilir olmakla çeke sonradan hamil olanlara karşı da ileri sürülebilir niteliktedir.

Tüm bu yasal ve gerektirici nedenler gözetildiğinde, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile davanın reddine dair karar verilmesi doğru olmamış, davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen hükmün bozulması gerekmiştir.

(2) Bölge Adliye Mahkemesi’nce davalı vekilinin süresinde temyiz isteminde bulunmadığı gerekçesiyle 31.01.2020 tarihli kararla temyiz talebinin reddine karar verilmiş, işbu karara karşı davalı vekilince süresinde temyiz isteminde bulunulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi’nce temyiz harç ve giderlerinin yatırılması için ihtaratlı muhtıra çıkartılmış ise de, verilen kesin süre içinde temyiz harç ve giderleri yatırılmamıştır. 6100 sayılı HMK'nın 366. maddesi delaletiyle kıyasen uygulanması gereken aynı Kanun’un 344 ve 346/2. maddesi hükmü uyarınca, temyiz harç ve giderlerinin verilen kesin süreye rağmen yatırılmaması halinde Bölge Adliye Mahkemesince bir karar verilmesi gerekmekle birlikte, Yargıtay tarafından da bu yolda karar verilebileceğinden, davalı vekilinin Bölge Adliye Mahkemesi’nin 31.01.2020 tarihli kararına yönelik temyiz isteminin reddine karar verilmesi gerekmiştir.

SONUÇ

Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacının temyiz isteminin kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, (2) nolu bend uyarınca davalı vekilinin Bölge Adliye Mahkemesi’nin 30.01.2020 tarihli temyiz talebinin reddine dair kararına yönelik temyiz isteminin REDDİNE, HMK’nın 373/2. maddesi uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 02/12/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/721169100 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.