Tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2020/578 E. 2021/2857 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
hmk 357↗ sigorta teminatı kapsamı↗ sigorta teminatı↗ teminat kapsamı↗ istinaf incelemesi↗ sigorta poliçesi↗ hasar↗ eksik inceleme↗ teminat↗ hmk 353(1)b-2↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İlk Derece Mahkemesince iddia,savunma, toplanan deliller ve üm dosya kapsamına göre; taraflar arasında düzenlenen ticari risk sigorta poliçesinin 6. sayfasında kızışma, kekleşme, topraklaşma kaynaklı meydana gelebilecek her türlü hasarın sigorta teminatı kapsamında bırakıldığı bu kapsamda buğday silosundaki devrilmenin ve meydana gelen zararın depremden kaynaklanmayıp kullanım sırasında oluşan bir etki sonucunda meydana geldiğinden sigorta poliçesinin teminatı kapsamı dışında kaldığını, davalı ... şirketinin davacının hasarı ve tazminat talebi yönünden herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince tüm dosya kapsamına göre yapılan istinaf incelemesi sonucunda; silolarda meydana gelen hasarın depremin doğrudan veya dolaylı etkisi ile gerçekleşmediği, silo içerisinde üründe meydana gelen kemerlenme nedeniyle olduğunun anlaşıldığı, sigorta poliçesinde de kızışma, kekleşme ve topaklaşma kaynaklı meydana gelebilecek her türlü hasarın teminat kapsamı dışında tutulmasının taraflarca kabul edildiği, hasar depremden kaynaklanmadığından ve sigorta teminatı kapsamında olmadığından, davalının silolarda meydana gelen zarar ve enkaz kaldırma zararı nedeniyle davacıya karşı bir sorumluluğu bulunmadığı, ayrıca davacının talebinin silo hasarı bedeli ve enkaz kaldırma bedeline ilişkin olduğu ve hasara uğrayan makine tesisatı yönünden bir talebin bulunmadığı gerekesiyle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, ticari risk sigorta poliçesine dayalı tazminat istemine ilişkindir.
Mahkemece, yukarıda yazılı gerekçe ile davanın reddine dair verilen karara karşı davacı vekili tarafından eksik inceleme sebebiyle istinaf kanun yoluna başvurulmuş, Bölge Adliye Mahkemesince ilk derece mahkemesince alınan raporların çelişkili olup hükme varmaya elverişli olmadıkları saptanarak raporlar arasındaki çelişkinin giderilmesi amacıyla yeniden rapor alınmasına karar verilmiş, duruşma icrası ve raporun benimsenmesini takiben davacı vekilinin istinaf başvurusu esastan red edilmiştir.
Ancak, Bölge Adliye Mahkemesince yargılamada eksiklik görülerek dava konusu uyuşmazlık üzerinde duruşma açılarak inceleme yapılması durumunda HMK’nın 353/1-b-3. maddesi gereğince esastan yeni bir karar verilmesi gerekmektedir. Aksi halde, incelenen kararda olduğu gibi, bir yandan kararın gerekçesinde yargılama eksikliğine ve bunun giderildiğine değinilirken, bir yandan da ancak ilk derece yargılamasında usul ve yasaya hiçbir aykırılık bulunmayan hallerde verilmesi gereken istinaf başvurusunun esastan reddi biçimindeki hüküm fıkrası arasında çelişki oluşacağı açık olup bu gibi bir durum ise kanuna açık aykırılık nedeniyle re’sen bozma nedeni teşkil eder niteliktedir.
7251 sayılı Kanun ile HMK’nın 356. maddesine eklenen ve yayım tarihinde yürürlüğe giren 2. fıkra, yukarda belirtilen hallerde, farklı bir değerlendirme yapılmasını gerektirir nitelikte değildir. Nitekim, bilindiği ve HMK’nın 357. maddesinde ve özellikle bu maddenin gerekçesinde değinildiği üzere, Bölge Adliye Mahkemelerince yapılacak incelemenin biri denetim açısından, diğeri ise dava konusu uyuşmazlık bakımından olmak üzere iki yönü bulunmaktadır. Ayrıntıya girilmeden ifade edilecek olursa, Bölge Adliye Mahkemesince duruşma açılarak dava konusu maddi uyuşmazlık üzerinde bir inceleme yapılması halinde, 356/2. maddede değinilen ve verilmesi öngörülen gerekli karar, “yeniden esas hakkında bir karar” olmak durumundadır.
Tüm bu nedenlerle, HMK m. 353/1-b-1 kapsamında istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın öncelikle bu nedenle ve HMK’nın 369/1. ve 371. maddeleri uyarınca bozulması gerekmiştir.
2-Bozma sebep ve şekline göre, davacı vekilinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/5183 E. 2021/4740 K.
Ortak:teminat
İncelediğiniz karardaİlk Derece Mahkemesince iddia,savunma, toplanan deliller ve üm dosya kapsamına göre; taraflar arasında düzenlenen ticari risk «sigorta poliçesinin» 6. sayfasında kızışma, kekleşme, topraklaşma kaynaklı meydana gelebilecek her türlü «hasarın» «sigorta teminatı kapsamında» bırakıldığı bu kapsamda buğday silosundaki devrilmenin ve meydana gelen zararın depremden kaynaklanmayıp kullanım sırasında oluşan bir etki sonucunda meydana geldi …
Bölge Adliye Mahkemesince tüm dosya kapsamına göre yapılan «istinaf incelemesi» sonucunda; silolarda meydana gelen «hasarın» depremin doğrudan veya dolaylı etkisi ile gerçekleşmediği, silo içerisinde üründe meydana gelen kemerlenme nedeniyle olduğunun anlaşıldığı, «sigorta poliçesinde» de kızışma, kekleşme ve topaklaşma kaynaklı meydana gelebilecek her türlü hasarın «teminat kapsamı» dışında tutulmasının taraflarca kabul edildiği, hasar depremden kaynaklanmadığından ve «sigorta teminatı kapsamında» olmadığından, davalının silolarda meydana gelen zarar ve enkaz kaldırma zararı nedeniyle davacıya karşı bir sorumluluğu bulunmadığı, ayrıca davacının talebinin sil …
Benzer bu karardaBölge adliye mahkemesince, yapılan yargılama ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, 23.02.2012, 08.08.2012 ve 21.01.2013 tarihli «genel kredi sözleşmelerinde» davacının imzasının bulunduğu ve bankaca bildirilen bu kredi sözleşmelerindeki imzasının davacının eli ürünü olmadığına dair açık bir «imza inkarının» olmadığı, bu nedenle davacının bu sözleşmelere konu borçtan sorumlu olduğu, borçlu cari hesabının hiç bir zaman sıfırlanmadığı, dava konusu genel kredi sözleşmesinin «teminatı» olarak davacı tarafından «bono» verildiği kabul edilmiş olup, borcun ödenmediği ve bankaca senedin takibe konu edilerek borcun davacı tarafından ödendiği, genel kredi sözleşmesine konu borcun ödenmemesi nedeniyle söz konusu senedin «bedelsiz» kaldığından söz etme imkanı olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kefaletin kapsamı · imza inkarı · istinaf başvurusunun reddi · bedelsizlik · münhasırlık · kefalet · genel kredi sözleşmesi · bono
Benzer bu karardaBölge adliye mahkemesince, yapılan yargılama ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, 23.02.2012, 08.08.2012 ve 21.01.2013 tarihli «genel kredi sözleşmelerinde» davacının imzasının bulunduğu ve bankaca bildirilen bu kredi sözleşmelerindeki imzasının davacının eli ürünü olmadığına dair açık bir «imza inkarının» olmadığı, bu nedenle davacının bu sözleşmelere konu borçtan sorumlu olduğu, borçlu cari hesabının hiç bir zaman sıfırlanmadığı, dava konusu genel kredi sözleşmesinin «teminatı» olarak davacı tarafından «bono» verildiği kabul edilmiş olup, borcun ödenmediği ve bankaca senedin takibe konu edilerek borcun davacı tarafından ödendiği, genel kredi sözleşmesine konu borcun ödenmemesi nedeniyle söz konusu senedin «bedelsiz» kaldığından söz etme imkanı olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir.
Mahkemece yapılan yargılama, toplanan delillere ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davaya konu borcun, davacının da «kefil» olarak imzaladığı ilk sözleşme kapsamında ve ilk sözleşmeden itibaren açılan ve hiç kapatılmadığı gibi sıfırlanmamış da olan sözleşme kapsamında kaldığı, bu nedenle davacının «kefaleti kapsamında» kalan davaya konu borçtan kefil sıfatıyla sorumlu olduğu gerekçesiyle asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiş, karara karşı asıl ve birleşen davada davacı …
Başka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale «münhasır» olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir.
353/1-b-1 kapsamında «istinaf başvurusunun reddine» karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın öncelikle bu nedenle ve HMK’nın 369/1. ve 371. maddeleri uyarınca bozulması gerekmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/7568 E. 2022/819 K.
Ortak:istinaf incelemesi
İncelediğiniz karardaBölge Adliye Mahkemesince tüm dosya kapsamına göre yapılan «istinaf incelemesi» sonucunda; silolarda meydana gelen «hasarın» depremin doğrudan veya dolaylı etkisi ile gerçekleşmediği, silo içerisinde üründe meydana gelen kemerlenme nedeniyle olduğunun anlaşıldığı, «sigorta poliçesinde» de kızışma, kekleşme ve topaklaşma kaynaklı meydana gelebilecek her türlü hasarın «teminat kapsamı» dışında tutulmasının taraflarca kabul edildiği, hasar depremden kaynaklanmadığından ve «sigorta teminatı kapsamında» olmadığından, davalının silolarda meydana gelen zarar ve enkaz kaldırma zararı nedeniyle davacıya karşı bir sorumluluğu bulunmadığı, ayrıca davacının talebinin sil …
Benzer bu kararda… ularak yapılan yargılamada, 28/07/2020 tarihinde yayınlanan ve yürürlüğe giren 7251 sayılı Kanunun 36. maddesi ile değişik HMK'nın 356/2. maddesi uyarınca duruşmalı «istinaf incelemesi» yapılan dosyalarda duruşma sonunda istinafı reddetmek veya İlk Derece Mahkemesi kararı «kaldırılarak yeniden» hüküm kurmak «dahil» gerekli kararların verilebileceğinin düzenlenmiş olması karşısında, davalıların «kefalet» imzalarının bulunmadığı «kredi sözleşmesine» istinaden kullandırılan kredilerden kaynaklanan borçtan sorumlu tutulamayacağı gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesince davanın reddine dair verilen karar, usul ve yas …
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:istinaf başvurusunun reddi · münhasırlık · kefalet · genel kredi sözleşmesi · temlik · kaldırma ve yeniden hüküm · kefil · bilirkişi incelemesi
Benzer bu karardaİlk Derece Mahkemesince, takibin hangi krediden kaynaklandığının belirlenemediği, «genel kredi sözleşmelerinde» «kefilin», yalnızca imzaladığı sözleşme nedeniyle, bu sözleşmeye istinaden kullandırılan kredi nedeniyle ödenmeyen borçtan sorumlu tutulacağı, davalıların takip konusu borçtan sorumlu olmadıkları gerekçesiyle davanın reddine dair kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Antalya Bölge Adliye Mahkemesince, davalıların 26/04/2011 tarihinde şirketteki hisselerini dava dışı ...'a devrettikleri, bu devir tarihinden sonra «temlik» eden banka ile dava dışı şirket arasında 29/03/2012 tarihli 250.000,00 TL limitli yeni genel kredi sözleşmesi imzalandığı, yeniden yaptırılan «bilirkişi incelemesi» sonucu tanzim edilen raporla davalıların kefili olduğu 2009 tarihli krediden kaynaklı herhangi bir borç bulunmadığının tespit edildiği, 29/03/2012 tarihli kredi sö …
… ularak yapılan yargılamada, 28/07/2020 tarihinde yayınlanan ve yürürlüğe giren 7251 sayılı Kanunun 36. maddesi ile değişik HMK'nın 356/2. maddesi uyarınca duruşmalı «istinaf incelemesi» yapılan dosyalarda duruşma sonunda istinafı reddetmek veya İlk Derece Mahkemesi kararı «kaldırılarak yeniden» hüküm kurmak «dahil» gerekli kararların verilebileceğinin düzenlenmiş olması karşısında, davalıların «kefalet» imzalarının bulunmadığı «kredi sözleşmesine» istinaden kullandırılan kredilerden kaynaklanan borçtan sorumlu tutulamayacağı gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesince davanın reddine dair verilen karar, usul ve yas …
Bu kararın davacı-«temlik» alan vekili tarafından temyizi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince kurulan karar Yargıtay (Kapatılan) 19.
Kararı, «temlik» alan davacı vekili temyiz etmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/1156 E. 2021/303 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:konşimento · istinaf başvurusunun reddi · yetki itirazı · acente · husumet ehliyeti · pasif husumet yokluğu · münhasırlık · taşıma sözleşmesi
Benzer bu karardaİlk Derece Mahkemesince, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacının dayandığı MSCUXY01907 nolu «konşimento» aslı ile davalının dayandığı aynı seri nolu konşimento arasında taşınan mal ve «acente» bakımından farklılık olduğu, davalının sunduğu konşimentodaki dökme boru cinsinden ürünlerin İzmir Gümrüğüne getirilerek işlemlerinin yapıldığı, ithalatının yasal şekilde tamamlandığı, davacının sunduğu konşimentodaki çinko malzemesi ile ilgili bir işlem yapılmadığı, davalının «taşıma sözleşmesinin» tarafı olmadığı, bu sebeple «husumet ehliyeti» bulunmadığı, «yetki itirazının» yerinde görülmediği gerekçesiyle davanın «pasif husumet yokluğundan» reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince, dava konusu yükün davalı ...Ş. tarafından taşınmadığı, davalının «taşıma sözleşmesinin» tarafı olmadığı, bu nedenle davalıya «husumet» yöneltilemeyeceği, mahkemenin gerekçesin yerinde olduğu gerekçesiyle, göre davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
Başka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale «münhasır» olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir.
353/1-b-1 kapsamında «istinaf başvurusunun reddine» karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın öncelikle bu nedenle ve HMK’nın 369/1. ve 371. maddeleri uyarınca bozulması gerekmiştir.
1 benzer karar daha
-
İtirazın iptali | İcra inkar tazminatı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/5142 E. 2021/4979 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:imza incelemesi · istinaf başvurusunun reddi · münhasırlık · müteselsil kefil · kefalet · genel kredi sözleşmesi · kefil · kredi sözleşmesi
Benzer bu karardaŞti.'nin 22/09/2008 tarihli 1.554.974.00 Euro limitli «kredi sözleşmelerinden» «müteselsil kefil» sıfatı ile sorumlu oldukları, ...'in 05.05.2004 tarihli «genel kredi sözleşmesindeki» «kefalet» imzasının kendisine ait olduğunun kanıtlanamadığı, 09.07.2010 tarihli sözleşmede de imzası bulunmadığı, gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı davacı vekili istinaf talebinde bulunmuştur.
Mahkemece yapılan yargılama, toplanan delillere ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davalı ...'in takip dayanağı tüm «kredi sözleşmelerinden», davalı ...'in 05.05.2004 tarih 200.000 TL limitli kredi sözleşmesinden, davalı ...'in 16.05.2005 tarih 250.000 TL limitli, 16.05.2005 tarih 250.000.- TL limitli, 10.10.2005 tarihli 290.000.00 USD limitli kredi sözleşmelerinden, davalı ...
Bölge adliye mahkemesince yapılan yargılama ve alınan bilirkişi raporuna göre, dosya kapsamına, taraflar arasındaki sözleşmelere, hesap bilirkişi raporlarına ve «imza incelemesine» ilişkin Adli Tıp Kurumu raporlarına göre kısmen kabule dair mahkeme kararının usul ve yasaya uygun olduğu, davacı vekilinin istinaf taleplerinin yerinde olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir.
Başka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale «münhasır» olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2020/578 E. , 2021/2857 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 9. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada Mersin 1. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 16/03/2018 tarih ve 2015/650 E. - 2018/169 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair Adana Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi'nce verilen 24/09/2019 tarih ve 2018/792 E. - 2019/966 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili şirketin Mersin OSB içindeki fabrika ve silo tesislerine davalı şirketçe 15.09.2014-2015 vadeli ... nolu ticari risk sigortası yapıldığını, 30.07.2015 tarihinde merkezi sigortalanan tesise 40 km mesafede 5.2 şiddetinde bir deprem meydana geldiğini, depremden sonra meteoroloji kayıtlarına göre deprem fırtınası olduğunu bundan sonra 08.08.2015 tarihinde buğday tahliyesi sırasında silolardan birinin yan yattığını ve yaslandığı 2 silonun da 3 dakika içinde yan yatıp parçalandığını, içindeki buğdayların çevreye yayıldığını, olayın deprem nedeniyle meydana geldiğini, OSGB tarafından düzenlenen tutanak olduğunu, davalı şirkete ihbar yapıldığını ve eksper gönderildiğini, davalı şirketin eksper raporu sonucu 08.09.2015 tarihli yazı yazarak meydana gelen hasarın poliçe teminatı kapsamında olmadığı kanaatiyle zararı ödeyemeyeceklerini belirttiğini, davalının hasarı ödememek için belirttiği sebeplerin gerçeklerle örtüşmediği gibi dayanaktan da yoksun olduğunu, meydana gelen hasarın poliçe kapsamında olup, davalı tarafından ödenmesi gerektiğini ileri sürerek, sigorta poliçesi kapsamında hasara uğrayan 3 adet silo ve enkaz kaldırma bedeli olmak üzere toplam 378.238,00 TL'nin 08.08.2015 tarihinden itibaren işleyecek reeskont avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davaya konu olay olduktan sonra sigortalının davalıya ihbarda bulunulduğunu, olaya ilişkin eksper raporu alındığını, olayın ve hasarın bilimsel bir tetkike ve değerlendirmeye ihtiyaç duyulması sebebiyle uzman raporu alındığını, sigorta eksperinin ve uzman bilirkişinin yaptığı incelemeler sonucunda, hasarın yüksek nem ve silo için havalandırma ile birlikte buğdayın hacimsel olarak genişlemesi, basınç yapması, çekim kuvvetinin artması, silonun içinde kemerleme yapması ile silodan alınan buğdaydan sonra tahılın düşerek dinamik etki yapması sonucu siloya zarar verildiğinin tespit edildiğini, bu nedenle hasarın poliçeden temin edilen riskler sonucu gerçekleşmediğini, davalının herhangi bir tazmin yükümlülüğünün bulunmadığını, temerrüdün oluştuğundan bahsedilemeyeceğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesince iddia,savunma, toplanan deliller ve üm dosya kapsamına göre; taraflar arasında düzenlenen ticari risk sigorta poliçesinin 6. sayfasında kızışma, kekleşme, topraklaşma kaynaklı meydana gelebilecek her türlü hasarın sigorta teminatı kapsamında bırakıldığı bu kapsamda buğday silosundaki devrilmenin ve meydana gelen zararın depremden kaynaklanmayıp kullanım sırasında oluşan bir etki sonucunda meydana geldiğinden sigorta poliçesinin teminatı kapsamı dışında kaldığını, davalı ... şirketinin davacının hasarı ve tazminat talebi yönünden herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince tüm dosya kapsamına göre yapılan istinaf incelemesi sonucunda; silolarda meydana gelen hasarın depremin doğrudan veya dolaylı etkisi ile gerçekleşmediği, silo içerisinde üründe meydana gelen kemerlenme nedeniyle olduğunun anlaşıldığı, sigorta poliçesinde de kızışma, kekleşme ve topaklaşma kaynaklı meydana gelebilecek her türlü hasarın teminat kapsamı dışında tutulmasının taraflarca kabul edildiği, hasar depremden kaynaklanmadığından ve sigorta teminatı kapsamında olmadığından, davalının silolarda meydana gelen zarar ve enkaz kaldırma zararı nedeniyle davacıya karşı bir sorumluluğu bulunmadığı, ayrıca davacının talebinin silo hasarı bedeli ve enkaz kaldırma bedeline ilişkin olduğu ve hasara uğrayan makine tesisatı yönünden bir talebin bulunmadığı gerekesiyle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, ticari risk sigorta poliçesine dayalı tazminat istemine ilişkindir.
Mahkemece, yukarıda yazılı gerekçe ile davanın reddine dair verilen karara karşı davacı vekili tarafından eksik inceleme sebebiyle istinaf kanun yoluna başvurulmuş, Bölge Adliye Mahkemesince ilk derece mahkemesince alınan raporların çelişkili olup hükme varmaya elverişli olmadıkları saptanarak raporlar arasındaki çelişkinin giderilmesi amacıyla yeniden rapor alınmasına karar verilmiş, duruşma icrası ve raporun benimsenmesini takiben davacı vekilinin istinaf başvurusu esastan red edilmiştir.
Ancak, Bölge Adliye Mahkemesince yargılamada eksiklik görülerek dava konusu uyuşmazlık üzerinde duruşma açılarak inceleme yapılması durumunda HMK’nın 353/1-b-3. maddesi gereğince esastan yeni bir karar verilmesi gerekmektedir. Aksi halde, incelenen kararda olduğu gibi, bir yandan kararın gerekçesinde yargılama eksikliğine ve bunun giderildiğine değinilirken, bir yandan da ancak ilk derece yargılamasında usul ve yasaya hiçbir aykırılık bulunmayan hallerde verilmesi gereken istinaf başvurusunun esastan reddi biçimindeki hüküm fıkrası arasında çelişki oluşacağı açık olup bu gibi bir durum ise kanuna açık aykırılık nedeniyle re’sen bozma nedeni teşkil eder niteliktedir.
7251 sayılı Kanun ile HMK’nın 356. maddesine eklenen ve yayım tarihinde yürürlüğe giren 2. fıkra, yukarda belirtilen hallerde, farklı bir değerlendirme yapılmasını gerektirir nitelikte değildir. Nitekim, bilindiği ve HMK’nın 357. maddesinde ve özellikle bu maddenin gerekçesinde değinildiği üzere, Bölge Adliye Mahkemelerince yapılacak incelemenin biri denetim açısından, diğeri ise dava konusu uyuşmazlık bakımından olmak üzere iki yönü bulunmaktadır. Ayrıntıya girilmeden ifade edilecek olursa, Bölge Adliye Mahkemesince duruşma açılarak dava konusu maddi uyuşmazlık üzerinde bir inceleme yapılması halinde, 356/2. maddede değinilen ve verilmesi öngörülen gerekli karar, “yeniden esas hakkında bir karar” olmak durumundadır.
Tüm bu nedenlerle, HMK m. 353/1-b-1 kapsamında istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın öncelikle bu nedenle ve HMK’nın 369/1. ve 371. maddeleri uyarınca bozulması gerekmiştir.
2-Bozma sebep ve şekline göre, davacı vekilinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının re’sen BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 24/03/2021 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Uyuşmazlık, İlk Derece yargılamasında eksiklik görülmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince duruşma açılması durumunda, duruşma sonunda hangi kararın verileceğine ilişkindir.
Konu ile ilgili yasal düzenleme 28.07.2020 tarihinde yürürlüğe giren 7251 sayılı Yasa'nın 36 maddesi ile eklenen 6100 sayılı HMK 356/2 maddesidir.
Bölge Adliye Mahkemesi karar tarihinde yürürlükte bulunan 6100 sayılı HMK 356 maddesinde "353'ncü maddede belirtilen haller dışında incelemenin duruşmalı olarak yapılacağı, bu durumda duruşma gününün taraflar tebliğ edileceği" düzenlenmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince incelemenin duruşmalı olarak yapılmasına karar vermesinden sonra HMK 352 veya 353 maddelerde belirtilen hallerin mevcudiyetinin tespiti halinde ne şekilde karar vereceği hususunda kanunun mevcut halinde açık bir hüküm bulunmadığından, uygulamada duruşma açılmasından sonra istinaf başvurusunun esastan reddi kararı ile HMK 352 veya 353'ncü maddelerdeki hallerde gerekli kararların verilip verilemeyeceğine ilişkin tereddütler oluştuğundan, bölge adliye mahkemeleri arasında farklı kararlar verilmekte iken uygulama birliğinin sağlanması ve durumun açıklığa kavuşturulması için madde başlığı da değiştirilmek suretiyle HMK 356 maddesine, 7251 sayılı yasanın 36 maddesi ile ikinci fıkra eklenmiştir.
HMK 356/2 maddesi "Duruşma sonunda bölge adliye mahkemesi istinaf başvurusunu esastan reddetmek veya ilk derece mahkemesi hükmünü kaldırarak yeniden hüküm kurmak dâhil gerekli kararları verir" hükmünü taşımaktadır.
HMK 356/2 maddesi hükmü hiçbir tefsir-tevil ve yoruma muhtaç olmayacak derecede vazıh ve sarih olup, hüküm gerek kendi içinde gerekse HMK'nın diğer hükümleri ile herhangi bir tenakuzu da barındırmamaktadır.
Madde gerekçesinde vurgulandığı ve madde metninde de açıkça zikredildiği üzere bölge adliye mahkemesince duruşma açıldıktan sonra, dosya içeriğine ve hukuka uygun her türlü kararın verilmesi mümkündür.
Bölge Adliye Mahkemesi, duruşma açılarak eksik görülen deliller toplandıktan sonra istinaf başvurusunun esastan reddine veya ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabul veya reddine karar verilmesi hususunda HMK 356/2 maddesi değişikliği ile takdir hakkı tanınmıştır.
Bölge Adliye Mahkemesi takdir hakkını elbetteki keyfi değil, dosya içeriğine ve hukuka uygun şekilde kullanacaktır.
HMK 356/2 maddesi hükmü, yorumu gerektirmeyecek derecede bu kadar açık iken, yasa hükmünü işlevsiz bırakacak bir yorumla yasanın öngörmediği bir sonuca ulaşmak mümkün değildir.
Yargı organları, yasaları uygulamakla mükellef olup, yasaların Anayasa'ya aykırılığı halinde başvurulacak yol, o yasa hükmünün Anayasa Mahkemesince iptalinin sağlanmasıdır.
Somut uyuşmazlığa dönüldüğünde, Bölge Adliye Mahkemesince, ilk derece yargılamasında eksiklik görülmesi üzerine HMK 356/1 maddesi gereğince duruşma açılmış, eksikliklerin giderilmesinden sonra İlk Derece Mahkemesinin aynı gerekçesi ile davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Temyiz aşamasında yürürlüğe giren HMK 356/2 maddesi hükmü derhal uygulama ilkesi gereğince derdest davalarda da uygulanacağından, Bölge Adliye Mahkemesince İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddi yerine istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamaktadır.
Bu halde davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, Bölge Adliye Mahkemesi kararının yazılı gerekçe ile bozulmasına ilişkin sayın çoğunluk görüşüne karşıyım.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/667344500 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz