Cezai Şart
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2020/3499 E. 2020/5703 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
ifaya eklenen ceza koşulu↗ tbk 179/2↗ çekincesiz kabul↗ ürün alım taahhütnamesi↗ haklı güven↗ şekle aykırılık↗ asgari alım taahhüdü↗ ifaya ekli ceza↗ ceza koşulu↗ alım taahhüdü↗ akaryakıt bayilik sözleşmesi↗ çekince (ihtirazi kayıt)↗ şekil şartı↗ ihtirazi kayıt↗ karine↗ irsaliye↗ vekalet ücreti takdiri↗ emredici hüküm↗ sözleşmeden doğan dava↗ bayilik sözleşmesi↗ 818 sayılı borçlar kanunu↗ cy/cy şerhi↗ cezai şart↗ muacceliyet↗ ifa↗ tbk 99↗ kefil↗ protokol↗ ihtar↗ feragat↗ geçersizlik↗ fatura↗ ıslah↗ taahhütname↗ ihtarname↗ vekalet ücreti↗ zamanaşımı↗ i̇i̇k 72/son↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi raporları doğrultusunda, davalı bayinin gerek dava konusu dönemde gerekse önceki dönemlerde senelik satış taahhüdünü ihlal ettiği, davacı tarafça cezai şart alacağı saklı tutulmadan ifaların kabul edildiği, dolayısıyla cezai şart talep edilmeyeceği konusunda haklı bir güven oluştuğu gerekçesiyle asıl davanın reddine karar verilmiş, hükmün davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine (Kapatılan) Yargıtay 19.Hukuk Dairesi’nin 2015/9429 esas 2016/2276 karar sayılı 15.02.2016 tarihli ilamı ile “ Taraflar arasındaki uyuşmazlık, akaryakıt bayilik sözleşmesi ve eki asgari alım taahhüdünde öngörülen yıllık asgari ürün alımı taahhüdüne aykırı davranıldığı iddiasına dayalı cezai şart alacağından kaynaklanmaktadır. Davaya konu uyuşmazlığın çözümünde, cezai şarta ilişkin hükümlerin tartışılıp değerlendirilmesi gerekmektedir. Cezai şart, borçlunun alacaklıya karşı mevcut bir borcu hiç veya gereği gibi ifa etmemesi halinde ödemeyi vaat ettiği, hukuki işlem ile belirlenmiş ekonomik değeri olan bir edimdir. Cezai şartın amacı, borçluyu borca uygun davranmaya sevk etmektir. Cezai şart, asıl alacağı kuvvetlendirme amacı güder. Bu bakımdan cezai şart, kuvvetlendirilecek asıl borcun mevcut olmasını gerektirir. Asıl borç yoksa cezai şart da söz konusu olamaz. Bu niteliği itibariyle cezai şart asıl borca bağlı fer'i bir borçtur. Asıl borç, mevcut ve geçerli ise, cezai şart da borç doğurur. Asıl borç sona ermiş ya da geçersiz doğmuşsa, cezai şart bağımsız bir borç oluşturamaz. Cezai şart, asıl borcun bağlı olduğu şekle tabidir. Asıl borç bir geçerlilik şekline bağlanmışsa, cezai şartın borç doğurabilmesi aynı şekilde kararlaştırılmış bulunmasına bağlıdır. Ancak, geçerlilik şekline bağlı olan bir sözleşme bu şekle uygun olarak yapılmadığı halde, şekle aykırılığı ileri sürmenin dürüstlük kurallarıyla bağdaşmaması nedeniyle dinlenmediği hallerde, sözleşme geçerli sayıldığından, onun fer’i niteliğinde olan cezai şart da geçerli sayılacaktır. Cezai şartın fer’ilik niteliği asıl borca bağlı olduğu sürece devam eder. Başka bir anlatımla cezai şartın fer’iliği, muaccel olduğu ana kadar devam eder. Borçlu, borca aykırı davrandığında cezai şart muaccel hale geldiğinden artık fer’i değil, asli (bağımsız) bir alacak niteliğini kazanır. Cezai şart, sağlararası hukuki işlemlerde ve özellikle sonuçlarını hayatta doğuran sözleşmelerde kararlaştırılır. (Bkz.Tunçomağ Kenan; Türk Borçlar […]Cilt Genel Hükümler İstanbul 1976 Sh.853 vd., Eren Fikret; Borçlar Hukuku Genel Hükümler 5.Bası, Cilt 2 Sh.1169-1171; […]Ahmet; Borçlar Hukuku Genel Hükümler 4.Bası Sh.575-577; Reisoğlu Safa; Borçlar Hukuku Genel Hükümler 12. Bası Sh. 362.) 818 Sayılı Borçlar Kanunu'nun 158. maddesinin başlığı “cezai şart” iken 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun “Ceza Koşulu” başlığı altında üç çeşit ceza koşulu düzenlenmiştir. Bunlar öğretide ortaya atılan kavramlara göre seçimlik ceza koşulu (TBK. md. 179/I), ifaya eklenen ceza koşulu (TBK md. 179/II) ve ifayı engelleyen ceza koşulu (dönme cezası) (TBK md. 179/III) dur.Akaryakıt bayilik sözleşmelerinde (veya sözleşme eki taahhütnamelerde) yer alan “yıllık asgari alım taahhüdü”ne uymama halinde öngörülen ceza koşulu (cezai şart) hükümleri TBK'nın 179/II. (BK. md. 158/II) maddesindeki ifaya ekli ceza koşulu (cezai şart) niteliğinde olduğundan burada bu tür ceza koşulu üzerinde durulması gerekmektedir. TBK'nın 179/II maddesine göre; “ceza borcun belirlenen zaman veya yerde ifa edilmemesi durumu için kararlaştırılmışsa alacaklı, hakkından açıkça feragat etmiş veya ifayı çekincesiz olarak kabul etmiş olmadıkça, asıl borçla birlikte cezanın ifasını da isteyebilir.”anılan yasa hükmünden de açıkça anlaşılacağı gibi, ifaya eklenen ceza koşulunda, şart gerçekleştiği takdirde alacaklı, hem ifayı hem de cezayı talep edebilecektir. Buna öğretide “taleplerin birleşmesi” veya “toplanması” denmektedir. TBK, “borcun belirlenen zamanda veya yerde ifa edilmemesi” hali için kararlaştırılmış ceza koşulunun, ifaya eklenen ceza koşulu niteliğinde olacağına dair bir karine koymuştur. Bu iki olasılık dışında kalacak eksik ifa hallerinde TBK'nın 179/II. md. değil, 179/I. md. hükmü uygulanacaktır. Zira, Kanun, 179. maddenin ikinci fıkrasında bütün eksik ifa hallerini değil, bunlardan sadece zaman veya yer itibariyle aykırılık teşkil edenlerin ifaya eklenen ceza koşulu olduğunu kabul etmiştir. TBK'nın 179/II. md. hükmü emredici yapıda olmayıp düzenleyici nitelikte olduğundan taraflar, yukarıda belirtilen iki hal dışında kalan eksik ifalarla, bütün ifa etmeme hallerinde de ifa ile birlikte cezai şartın istenebileceğini kararlaştırabilirler. (Bkz. Tunçomağ Kenan;age sh. 875 vd.; Eren Fikret age sh. 1173 vd. ; […] Ahmet age sh. 579 vd.; Günay Cevdet İlhan, Cezai Şart Ankara 2002 sh. 83 vd.; Uygur Turgut; Açıklamalı – İçtihatlı Borçlar Kanunu Genel Hükümler, İkinci Cilt 1990 sh. 740) TBK.'nın 179/II. maddesine göre, iki halde alacaklı, ceza koşulunu isteyemez. Eğer alacaklı, ceza koşulunu isteme hakkından açıkça vazgeçmişse artık bu yönde bir talepte bulunamaz. Diğer yandan alacaklı, çekince koymadan ifayı kabul etmiş veya sözleşmeden doğan edimlerini ifa etmeye devam etmişse bu takdirde de ceza koşulunu isteyemez. Örneğin; beş yıl süreli bir “akaryakıt bayilik sözleşmesinde (veya eki taahhütnamede) bayinin yıllık asgari ürün alımı taahhüdü bulunmasına rağmen yıllar itibariyle bu taahhüde uyulmamış ise tedarikçi (sağlayıcı) firmanın, TBK'nın 179/II. md. uyarınca hem ifayı hem de ceza koşulunu talep edebilmesi için takip eden yılda henüz bayiye mal vermeden önce ceza koşulu ile ilgili “çekince” (ihtirazi kayıt) bildirmesi ya da bu konuda bayiye noterden bir ihtarname göndermesi gerekir. Çekince için bir şekil şartı getirilmemiştir. Tedarikçi, taahhüde aykırı davranılmış olan yılı takip eden yeni yıldaki ilk fatura ve irsaliyeye koyacağı bir açıklama (şerh) ile bu koşulu yerine getirebilir. Bu şekilde bir çekince (ihtirazi kayıt) konulduktan veya ihtar çekildikten sonra tedarikçi (sağlayıcı) firma, mal vermeye (ifaya) devam etse bile önceki yıla ilişkin ceza koşulu alacağını sözleşme zamanaşımı süresi içinde her zaman talep edebilir. Sonraki yıllarda da aynı kural geçerlidir. Tekrarlamak gerekirse, her yıl sonunda bir önceki yıla dair ceza koşulunun istenebilmesi, takip eden yılda henüz ifaya başlanmadan önce çekince (ihtirazi kayıt) bildirilmesi veya ihtar çekilmesine bağlıdır. Bunlar yapılmadan müteakip yılın ifası gerçekleşmişse artık bir önceki yıla ait ceza koşulu istenemez. Çekince konmuş veya ihtar çekilmiş olan yıllarla ilgili ceza koşulunun istenebileceği ise kuşkusuzdur. Yerel mahkemenin bu hususlara değinen gerekçesinde isabetsizlik yoksa da somut olay bakımından delillerin değerlendirilmesinde yanılgıya düşülmüştür. Zira, yukarıda açıklanan ve yerel mahkemece de benimsenen gerekçelerle somut olayda önceki yıllara ait cezai şart istenemez ise de, son yıla ilişkin cezai şart talebinin kabulü gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir” gerekçesiyle asıl dava yönünden hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Bozma kararından sonra İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2016/1212 esas 2016/871 karar sayılı dosyası ile işbu dava dosyasının birleştirilmesine karar verilmiştir.
Birleşen davada davacı vekili, taraflar arasında 20/09/2004 tarihli akaryakıt istasyonu işletme sözleşmesi ve 20.09.2001 tarihli protokol akdedildiğini ..., ..., ..., ..., ...'ın kefil olduklarını, davalı şirketin sözleşme ve protokol gereği davacı şirketten her yıl belli bir tonajda madeni yağ ve akaryakıt almayı ve tonaj ihlali yapılması durumunda cezai şart ödemeyi kabul ve taahhüt ettiğini, ancak sözleşmenin son dönemi olan 20.09.2009 ve 18.09.2010 tarihleri arasındaki dönemde akaryakıt tonaj ihlalinde bulunduğunu, bu nedenle cezai şart alacağı için 10.000 USD üzerinden İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesine dava açtıklarını, davanın reddine dair mahkeme kararının Yargıtayca bozulduğunu ancak bozmadan sonra ıslah yapılamayacağı hususunu gözeterek iş bu ek davayı açtıklarını belirterek taraflar arasındaki sözleşme ve protokol ihlalinden kaynaklanan 29.800- USD cezai şart alacağının davalılardan tahsilini talep ile dava etmiştir.
Birleşen davada davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda, asıl dava yönünden son dönem olan 20.09.2009 -18.09.2010 tarihleri arasında davacının davalıdan cezai şart talep etme hakkının bulunduğu, tüm dosya kapsamında cezai şartın koşullarının oluştuğu gerekçesiyle asıl davanın kabulüne, birleşen dava yönünden Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 20.03.1974 tarih ve 1970/1053 Esas, 1974/222 Karar sayılı içtihadında da belirtildiği üzere, cezai şartın davalının ekonomik olarak yıkımına neden olup olmayacağı, bu kapsamda cezai şartın BK'nın 19 ve 20. maddesine göre değerlendirilmesi gerektiği, mahkemece buna yönelik olarak yapılan değerlendirmede, cezai şartın miktarı, sözleşme ilişkisi ve davalının ekonomik durumu, davalının yıllık kâr oranları, aylık ortalama net gelirleri göz önüne alınarak değerlendirme yapılması gerektiği, ayrıca ceza miktarının nispi olarak yüksek olması, ceza miktarının aynı zamanda o kişinin ekonomik olarak yıkımına neden olacak bir miktara ulaşması halinde cezai şartın geçersizliğinden bahsedileceği, davalının ekonomik durumu, cezai şartın miktarı, sözleşme ilişkisi, davalının geçmiş yıllardaki kâr oranları, aylık ortalama gelirleri göz önüne alındığında sözleşmede kararlaştırılan cezai şartın tamamına hükmedilmesi halinde davalının ekonomik olarak yıkımına neden olacağı gerekçesiyle birleşen davada talep edilen cezai şarttan indirim yapılarak kısmen kabulüne karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
1-Mahkemece alınan 06.01.2015 tarihli bilirkişi raporunda davaya konu edilen cezai şart miktarının davalının ekonomik mahfına sebebiyet vermeyeceği vergi kayıtları da incelenmek suretiyle tespit edilmiştir. Bu durumda cezai şart tutarından indirim yapılması doğru olmadığı gibi mahkemece yapılan takdiri indirim sonucunda reddedilen tutar üzerinden davacı aleyhine vekalet ücreti takdiri de doğru olmamıştır.
2- Taraflar arasındaki sözleşmede cezai şart döviz bazında yazılmışsa da daha sonra cezai şart talebinde bulunan davacının alacağını faturalandırırken TL olarak tercihte bulunduğu gözetilerek hükmün TL bazında kurulması gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/2799 E. 2023/6263 K.
Ortak:ifaya eklenen ceza koşulu · ürün alım taahhütnamesi · asgari alım taahhüdü · ifaya ekli ceza · ceza koşulu · alım taahhüdü · akaryakıt bayilik sözleşmesi · ihtirazi kayıt
İncelediğiniz karardaMahkemece toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi raporları doğrultusunda, davalı bayinin gerek dava konusu dönemde gerekse önceki dönemlerde senelik satış «taahhüdünü» ihlal ettiği, davacı tarafça «cezai şart» alacağı saklı tutulmadan ifaların kabul edildiği, dolayısıyla cezai şart talep edilmeyeceği konusunda haklı bir güven oluştuğu gerekçesiyle asıl davanın reddine karar verilmiş, hükmün davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine (Kapatılan) Yargıtay 19.Hukuk Dairesi’nin 2015/9429 esas 2016/2276 karar sayılı 15.02.2016 tarihli ilamı ile “ Taraflar arasındaki uyuşmazlık, «akaryakıt bayilik sözleşmesi» ve eki «asgari alım taahhüdünde» öngörülen yıllık asgari «ürün alımı taahhüdüne» aykırı davranıldığı iddiasına dayalı cezai şart alacağından kaynaklanmaktadır.
179/III) dur.Akaryakıt «bayilik sözleşmelerinde» (veya sözleşme eki «taahhütnamelerde») yer alan “yıllık «asgari alım taahhüdü»”ne uymama halinde öngörülen «ceza koşulu» («cezai şart») hükümleri TBK'nın 179/II. (BK. md.
179/I), «ifaya eklenen ceza koşulu» (TBK md.
Benzer bu karardaGerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile «akaryakıt bayilik sözleşmelerinde» (veya sözleşme eki «taahhütnamelerde») yer alan "yıllık «asgari alım taahhüdüne» uymama halinde öngörülen «ceza koşulu» («cezai şart») hükümlerinin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 179 uncu maddesinin ikinci fıkrasındaki (mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (818 sayılı Kanun) 158 inci maddesinin ikinci fıkrası) «ifaya ekli ceza» koşulu (cezai şart) niteliğinde olduğu, ifaya eklenen ceza koşulunda, şart gerçekleştiği takdirde alacaklı, hem ifayı hem de cezayı talep edebileceği, 6098 sayılı Kanun'un borcun belirlenen zamanda veya yerde «ifa» edilmemesi hali için kararlaştırılmış ceza koşulunun, «ifaya eklenen ceza koşulu» niteliğinde olacağına dair bir «karine» koyduğu, bu iki olasılık dışında kalacak eksik ifa hallerinde 6098 sayılı Kanun'un 179 uncu maddesinin birinci fıkrasının uygulanacağı, 6098 sayılı Kanun'un 179 uncu maddesinin ikinci fıkrası hükmü «emredici» yapıda olmayıp düzenleyici nitelikte olduğundan tarafların, yukarıda belirtilen iki hal dışında kalan eksik ifalarla, bütün ifa etmeme hallerinde de ifa ile birlikte cezai şartın istenebileceğini kararlaştırabileceği, eğer alacaklı ceza koşulunu isteme hakkından açıkça vazgeçmişse veya alacaklı, çekince koymadan ifayı kabul etmiş veya «sözleşmeden doğan» edimlerini ifa etmeye devam etmişse bu takdirde de ceza koşulunu istemeyeceği, taahhütnamenin 2 nci maddesinde kâr «mahrumiyetinden» söz edilmiş ise de içerdiği yaptırımlar itibari ile asgari alım taahhüdünün ihlaline ilişkin özel cezai şart düzenlemesi olduğu, somut olayda davalı şirketin başka bir şirketten petrol ürünü aldığı ileri sürülmemiş olması ve ayrıca sair bir ihlal vakıası gerçekleştirdiği ispat edilmemiş olmasına göre 2 nci maddede belirtilen ve hesap yöntemi de açıkça gösterilen cezai şartın istenebileceği gözetilerek davacının sözleşmenin ilk iki yılı içinde herhangi bir «ihtirazi kayıt» koymaksızın mal «teslim» etmek suretiyle davalıda haklı bir güven oluşturarak sözleşmeyi fiili durumda devam etme iradesini ortaya koyduğu, yine «son» dönemde de (2015) ayrıca bir «ihtar» çekmeksizin mal teslimine devam ettiği görülerek mevcut delil durumuna göre davanın tamamen reddine karar verilmesi yerinde görülmüş ise de davayı nitelendirmede hataya düşülerek yazılı şekilde karar verilmesini doğru olmadığı, davalılardan gerçek kişi «kefil» yönünden 15.07.2013 tarihli «kefaletnamenin» 6093 sayılı Kanun'un 583 üncü maddesi hükmünde belirtilen «müteselsil kefalet» ibaresinin el yazısıyla yazılmadığı, 6098 sayılı Kanun'un 584 üncü maddesi hükmü gereğince de eş «muvafakati» alınmadığı, geçerli bir «kefalet sözleşmesinden» bahsedilemeyeceğinden bahisle reddine karar verilmesi doğru ise de dava konusu olayda davacının talebi cezai şart alacağının tahsiline ilişkin olup koşullarının oluşmadığının kabulü ile davalı şirket yönünden davanın reddine karar vermek gerekirken, mahkemece gerekçe kısmında davacının talebinin kâr mahrumiyeti olduğu şeklinde nitelemede yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulmasının doğru görülmediği, davalılar vekilinin vekâlet ücreti yönünden istinaf istemlerine gelince; davalı şirket aleyhine açılan davanın cezai şart talep edilemeyeceği sözleşmede belirlenen koşulların gerçekleşmediği gerekçesiyle, diğer davalı aleyhine açılan davanın ise kefalet akdinin geçerli olmaması gerekçesiyle reddedilmişken karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAÜT) 3/2 maddesi gereği hakkındaki dava ret edilen davalı şirket yararına ayrı, diğer davalı gerçek kişi yararına ayrı «vekalet ücreti takdiri» gerekirken tek bir vekâlet ücretine hükmedilmesi doğru olmadığı gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kald …
Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, «akaryakıt bayilik sözleşmesinde» (sözleşme eki «asgari alım taahhüdünde») öngörülen yıllık asgari «ürün alımı taahhüdüne» aykırı davranıldığı iddiasına dayalı «cezai şart» alacağı istemine ilişkindir.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; taraflar arasında düzenlenen ek «taahhütname» gereği, «asgari alım taahhüdünü» yerine getirmediğini, kâr «mahrumiyetinden» kaynaklanan alacağa karar verilmesi gerekirken davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu, diğer davalının da «kefaletinin» geçerli bulunduğunu, «kefalet limitinin» belli olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:ihtirazi kayıt/çekince · müteselsil kefalet · kefalet limiti · kefalet sözleşmesi · kâr mahrumiyeti · kefalet · muvafakat · kâr kaybı
Benzer bu karardaGerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile «akaryakıt bayilik sözleşmelerinde» (veya sözleşme eki «taahhütnamelerde») yer alan "yıllık «asgari alım taahhüdüne» uymama halinde öngörülen «ceza koşulu» («cezai şart») hükümlerinin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 179 uncu maddesinin ikinci fıkrasındaki (mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (818 sayılı Kanun) 158 inci maddesinin ikinci fıkrası) «ifaya ekli ceza» koşulu (cezai şart) niteliğinde olduğu, ifaya eklenen ceza koşulunda, şart gerçekleştiği takdirde alacaklı, hem ifayı hem de cezayı talep edebileceği, 6098 sayılı Kanun'un borcun belirlenen zamanda veya yerde «ifa» edilmemesi hali için kararlaştırılmış ceza koşulunun, «ifaya eklenen ceza koşulu» niteliğinde olacağına dair bir «karine» koyduğu, bu iki olasılık dışında kalacak eksik ifa hallerinde 6098 sayılı Kanun'un 179 uncu maddesinin birinci fıkrasının uygulanacağı, 6098 sayılı Kanun'un 179 uncu maddesinin ikinci fıkrası hükmü «emredici» yapıda olmayıp düzenleyici nitelikte olduğundan tarafların, yukarıda belirtilen iki hal dışında kalan eksik ifalarla, bütün ifa etmeme hallerinde de ifa ile birlikte cezai şartın istenebileceğini kararlaştırabileceği, eğer alacaklı ceza koşulunu isteme hakkından açıkça vazgeçmişse veya alacaklı, çekince koymadan ifayı kabul etmiş veya «sözleşmeden doğan» edimlerini ifa etmeye devam etmişse bu takdirde de ceza koşulunu istemeyeceği, taahhütnamenin 2 nci maddesinde kâr «mahrumiyetinden» söz edilmiş ise de içerdiği yaptırımlar itibari ile asgari alım taahhüdünün ihlaline ilişkin özel cezai şart düzenlemesi olduğu, somut olayda davalı şirketin başka bir şirketten petrol ürünü aldığı ileri sürülmemiş olması ve ayrıca sair bir ihlal vakıası gerçekleştirdiği ispat edilmemiş olmasına göre 2 nci maddede belirtilen ve hesap yöntemi de açıkça gösterilen cezai şartın istenebileceği gözetilerek davacının sözleşmenin ilk iki yılı içinde herhangi bir «ihtirazi kayıt» koymaksızın mal «teslim» etmek suretiyle davalıda haklı bir güven oluşturarak sözleşmeyi fiili durumda devam etme iradesini ortaya koyduğu, yine «son» dönemde de (2015) ayrıca bir «ihtar» çekmeksizin mal teslimine devam ettiği görülerek mevcut delil durumuna göre davanın tamamen reddine karar verilmesi yerinde görülmüş ise de davayı nitelendirmede hataya düşülerek yazılı şekilde karar verilmesini doğru olmadığı, davalılardan gerçek kişi «kefil» yönünden 15.07.2013 tarihli «kefaletnamenin» 6093 sayılı Kanun'un 583 üncü maddesi hükmünde belirtilen «müteselsil kefalet» ibaresinin el yazısıyla yazılmadığı, 6098 sayılı Kanun'un 584 üncü maddesi hükmü gereğince de eş «muvafakati» alınmadığı, geçerli bir «kefalet sözleşmesinden» bahsedilemeyeceğinden bahisle reddine karar verilmesi doğru ise de dava konusu olayda davacının talebi cezai şart alacağının tahsiline ilişkin olup koşullarının oluşmadığının kabulü ile davalı şirket yönünden davanın reddine karar vermek gerekirken, mahkemece gerekçe kısmında davacının talebinin kâr mahrumiyeti olduğu şeklinde nitelemede yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulmasının doğru görülmediği, davalılar vekilinin vekâlet ücreti yönünden istinaf istemlerine gelince; davalı şirket aleyhine açılan davanın cezai şart talep edilemeyeceği sözleşmede belirlenen koşulların gerçekleşmediği gerekçesiyle, diğer davalı aleyhine açılan davanın ise kefalet akdinin geçerli olmaması gerekçesiyle reddedilmişken karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAÜT) 3/2 maddesi gereği hakkındaki dava ret edilen davalı şirket yararına ayrı, diğer davalı gerçek kişi yararına ayrı «vekalet ücreti takdiri» gerekirken tek bir vekâlet ücretine hükmedilmesi doğru olmadığı gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kald …
Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davalı şirket imzalamış olduğu «taahhütnamenin» ikinci maddesi uyarınca yıllık 525 ton beyaz ürün satın almayı taahhüt etmiş olmasına rağmen, sözleşmenin imzalanmasından sonra dosyada mevcut bilirkişi raporlarında saptandığı üzere yıllık alması gereken miktarda ürün almadığını, kâr «mahrumiyetine» ilişkin taleplerinde borcun gereği gibi «ifa» edilmemesinden doğan zararın söz konusu olduğunu, davadaki taleplerinin kâr mahrumiyeti olmasına rağmen Bölge Adliye Mahkemesi kararında «cezai şart» olarak değerlendirilmesinin yerinde olmadığını, müvekkili şirketin sözleşme süresi içerisinde davalı tarafa eksik ürün alımı sebebiyle «ihtarname» göndererek, eş değer ifade ile «ihtirazı kayıt (çekince») öne sürerek ürün vermeye devam ettiğini, ihtirazı kayıt (çekince) yükümlülüğünü de yerine getiren davacı müvekkilinin eksik alımlardan kaynaklı kâr mahrumiyetinin, fazlaya ilişkin her türlü hakları saklı kalmak kaydıyla, sözleşme tarihinden dava tarihine kadar ödenmesi gerekirken, İlk Derece Mahkemesi tarafından dava tarihi itibarı ile 3 yıllık sürenin dolmadığı bu nedenle taahhütte belirtilen şekilde kâr «kaybının» talep edilemeyeceğinden bahisle davanın reddine karar verilmesininde usul ve kanuna aykırı olduğunu, diğer davalının «kefaletinin» de geçerli olduğunu, davanın reddini kabul anlamına gelmemekle birlikte davanın reddine karar verilmesi halinde davalılar vekili lehine ayrı ayrı vekâlet ücretine …
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; taraflar arasında düzenlenen ek «taahhütname» gereği, «asgari alım taahhüdünü» yerine getirmediğini, kâr «mahrumiyetinden» kaynaklanan alacağa karar verilmesi gerekirken davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu, diğer davalının da «kefaletinin» geçerli bulunduğunu, «kefalet limitinin» belli olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı şirketin üç yıl için 1,575 ton beyaz ürün alınmasını «taahhüt» ettiği dava tarihi itibariyle üç yıllık sürenin dolmadığı kâr «mahrumiyeti» talep edilemeyeceği, diğer davalı yönünden ise «kefaletin» geçerli olmadığı, kefalet ibaresinin el yazısıyla yazılmadığı gibi eş onayının da alınmadığı gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/6032 E. 2024/2624 K.
Ortak:çekincesiz kabul · asgari alım taahhüdü · ceza koşulu · alım taahhüdü · akaryakıt bayilik sözleşmesi · çekince (ihtirazi kayıt) · ihtirazi kayıt · emredici hüküm
İncelediğiniz karardaMahkemece toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi raporları doğrultusunda, davalı bayinin gerek dava konusu dönemde gerekse önceki dönemlerde senelik satış «taahhüdünü» ihlal ettiği, davacı tarafça «cezai şart» alacağı saklı tutulmadan ifaların kabul edildiği, dolayısıyla cezai şart talep edilmeyeceği konusunda haklı bir güven oluştuğu gerekçesiyle asıl davanın reddine karar verilmiş, hükmün davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine (Kapatılan) Yargıtay 19.Hukuk Dairesi’nin 2015/9429 esas 2016/2276 karar sayılı 15.02.2016 tarihli ilamı ile “ Taraflar arasındaki uyuşmazlık, «akaryakıt bayilik sözleşmesi» ve eki «asgari alım taahhüdünde» öngörülen yıllık asgari «ürün alımı taahhüdüne» aykırı davranıldığı iddiasına dayalı cezai şart alacağından kaynaklanmaktadır.
179/III) dur.Akaryakıt «bayilik sözleşmelerinde» (veya sözleşme eki «taahhütnamelerde») yer alan “yıllık «asgari alım taahhüdü»”ne uymama halinde öngörülen «ceza koşulu» («cezai şart») hükümleri TBK'nın 179/II. (BK. md.
362.) 818 Sayılı Borçlar Kanunu'nun 158. maddesinin başlığı “«cezai şart»” iken 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun “Ceza Koşulu” başlığı altında üç çeşit «ceza koşulu» düzenlenmiştir.
Benzer bu karardaDAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında imzalanan 05.07.2012 tarihli «akaryakıt bayilik sözleşmesi» kapsamında davalı yanca «asgari alım taahhüdünde» bulunulmasına rağmen sözleşme süresi içerisinde bu taahhüde riayet edilmediğini ileri sürerek, kâr «mahrumiyetinden» kaynaklanan şimdilik 10.000,00 TL’nin Ankara 53.
… yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; her yıl sonunda bir önceki yıla dair ceza koşulunun istenebilmesi için takip eden yılda henüz ifaya başlanmadan önce «çekince (ihtirazi kayıt») bildirilmesine veya «ihtar» çekilmesine bağlı olduğu, bunlar yapılmadan müteakip yılın ifasının gerçekleşmesi halinde artık bir önceki yıla ait ceza koşulunun istenilemeyeceği, çekince konulması ve «ihtarname» çekilmesi durumlarında ceza koşulunun istenebileceğinin kuşkusuz olduğu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 179 uncu maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen hüküm, «emredici» nitelikte olmadığından tarafların «sözleşme serbestisi» ilkesi gereğince aralarında farklı bir düzenleme yapabileceği, somut olayda açıklanan ilkeler çerçevesinde davacının «cezai şart» talep etme hakkı bulunmadığı anlaşılmış olup, mahkemece belirtilen gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmadığından sonucu itibariyle doğru olan hükmün gerekçesinin yazıldığı şekilde değiştirilmesi gerektiğinden bahisle istinaf başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün «kaldırılmasına, yeniden» esas hakkında kurulan hüküm ile davanın reddine karar verilmiştir.
CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili tarafından sözleşme kapsamında «asgari alım taahhüdü» yerine getirilmemesine karşın davacı tarafından mal verilmeye devam edildiğini, davacı yanın kâr «mahrumiyeti» talebinde bulunamayacağını savunarak davanın reddini istemiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:gecikme cezası · sözleşme serbestisi · kâr mahrumiyeti · kâr kaybı · kaldırma ve yeniden hüküm · cy/cy kaydı · avans faizi · teslim
Benzer bu karardaHemen belirtilmelidir ki 6098 sayılı Kanun'un 179 uncu maddesi «emredici» nitelikte olmadığından gecikmiş ifadan önce keşide edilen ihtarla «gecikme cezası» isteme hakkı saklı tutulmuş veya sözleşmede «ceza koşulu» talep edebilmek için ihtiraz-i «kayda» gerek olmadığı kararlaştırılmış veyahut da ifadan önce alacaklının bu hakkını saklı tuttuğu anlamına gelecek davranışları mevcut ise sonradan yapılan «teslimde» çekince konulmamış olsa dahi ceza koşulu isteme hakkı düşmez.
… yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; her yıl sonunda bir önceki yıla dair ceza koşulunun istenebilmesi için takip eden yılda henüz ifaya başlanmadan önce «çekince (ihtirazi kayıt») bildirilmesine veya «ihtar» çekilmesine bağlı olduğu, bunlar yapılmadan müteakip yılın ifasının gerçekleşmesi halinde artık bir önceki yıla ait ceza koşulunun istenilemeyeceği, çekince konulması ve «ihtarname» çekilmesi durumlarında ceza koşulunun istenebileceğinin kuşkusuz olduğu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 179 uncu maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen hüküm, «emredici» nitelikte olmadığından tarafların «sözleşme serbestisi» ilkesi gereğince aralarında farklı bir düzenleme yapabileceği, somut olayda açıklanan ilkeler çerçevesinde davacının «cezai şart» talep etme hakkı bulunmadığı anlaşılmış olup, mahkemece belirtilen gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmadığından sonucu itibariyle doğru olan hükmün gerekçesinin yazıldığı şekilde değiştirilmesi gerektiğinden bahisle istinaf başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün «kaldırılmasına, yeniden» esas hakkında kurulan hüküm ile davanın reddine karar verilmiştir.
Değerlendirme 6098 sayılı Kanun'un 179 uncu maddesinin ikinci fıkrası gereğince alacaklı, açıkça «feragat» etmiş veya ifayı kayıtsız şartsız kabul etmiş olmadıkça sözleşmede özel olarak düzenlenmiş olması «kaydı» ile «cezai şart» niteliğinde olan kâr «kaybını» isteyebilir.
Noterliğince düzenlenen 05.09.2014 günlü «ihtarname» ile sözleşme ve ekinde imzalanan «taahhütname» gereğince kâr «mahrumiyetini» davalıdan talep ettiği, bu şekilde 2015 yılındaki akaryakıt «teslimi» için «ihtirazı kayıt» koymak sureti ile bu yıla ilişkin olarak «cezai şartı» talep etme hakkını kazandığı, yine 24.08.2016 tarihli noter ihtarnamesi ile de çekince koyduğu, kaldı ki çekince koymaması halinde de davalının «son» dönemde taahhütten daha fazla miktarda ürün almaması halinde son yıla ait eksik alım nedeni ile cezai şart talebinde bulunabileceği (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2024/3179 E. 2025/2089 K.
Ortak:ifaya eklenen ceza koşulu · ürün alım taahhütnamesi · asgari alım taahhüdü · ifaya ekli ceza · ceza koşulu · alım taahhüdü · akaryakıt bayilik sözleşmesi · çekince (ihtirazi kayıt) · zamanaşımı var · Cezai Şart
İncelediğiniz karardaMahkemece toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi raporları doğrultusunda, davalı bayinin gerek dava konusu dönemde gerekse önceki dönemlerde senelik satış «taahhüdünü» ihlal ettiği, davacı tarafça «cezai şart» alacağı saklı tutulmadan ifaların kabul edildiği, dolayısıyla cezai şart talep edilmeyeceği konusunda haklı bir güven oluştuğu gerekçesiyle asıl davanın reddine karar verilmiş, hükmün davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine (Kapatılan) Yargıtay 19.Hukuk Dairesi’nin 2015/9429 esas 2016/2276 karar sayılı 15.02.2016 tarihli ilamı ile “ Taraflar arasındaki uyuşmazlık, «akaryakıt bayilik sözleşmesi» ve eki «asgari alım taahhüdünde» öngörülen yıllık asgari «ürün alımı taahhüdüne» aykırı davranıldığı iddiasına dayalı cezai şart alacağından kaynaklanmaktadır.
179/III) dur.Akaryakıt «bayilik sözleşmelerinde» (veya sözleşme eki «taahhütnamelerde») yer alan “yıllık «asgari alım taahhüdü»”ne uymama halinde öngörülen «ceza koşulu» («cezai şart») hükümleri TBK'nın 179/II. (BK. md.
179/I), «ifaya eklenen ceza koşulu» (TBK md.
Benzer bu karardaBeş yıl süreli bir «akaryakıt bayilik sözleşmesinde» veya eki «taahhütnamede» bayinin yıllık asgari «ürün alımı taahhüdü» bulunmasına rağmen yıllar itibariyle bu taahhüde uyulmaması durumunda ise tedarikçi firmanın, TBK'nın 179. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca hem ifayı hem de ceza koşulunu talep edebilmesi için takip eden yılda henüz bayiye mal vermeden önce «ceza koşulu» ile ilgili «çekince (ihtirazi kayıt») bildirmesi ya da bu konuda bayiye noterden bir «ihtarname» göndermesi gerekir.
Akaryakıt «bayilik sözleşmelerinde» veya «taahhütnamelerde» yer alan “yıllık «asgari alım taahhüdü»”ne uymama halinde öngörülen «ceza koşulu» («cezai şart») hükümleri TBK'nın 179. maddesinin ikinci fıkrasındaki «ifaya ekli ceza» koşulu niteliğindedir.
Uluslararası Turizm Nakliyat Sanayi Ticaret A.Ş. ile 25.04.2011 tarihinde «bayilik sözleşmesi» imzaladıklarını, 26.04.2011 tarihinde de bu sözleşmeye bağlı olarak asgari mal «alım taahhütnamesi» yaptıklarını, sözleşmenin beş yılın sonunda 25.04.2016 tarihinde sona erdiğini, sözleşmenin 24.09.2016 tarihine kadar uzatıldıktan sonra bu tarihte sona erdiğini, davalının mal alım taahhütnamesine uymaması ve imzalanan «protokol» hükümlerini yerine getirmemesi nedeniyle davalıya gönderilen «ihtarname» ile eksik alım yapıldığını, eksik alım nedeniyle «cezai şart» borcunun oluştuğunu ve alım taahhütnamesine uyulmaması durumunda ayrıca sözleşmenin feshedileceğinin «ihtar» edildiğini, davalının sözleşme ve «ürün alım taahhütnamesine» uymaması üzerine davalıya ikinci bir ihtarname gönderilerek ihtarname tarihi itibariyle 117.867,00 USD «muaccel» hale gelmiş cezai şart borcunun faizi ile birlikte ödenmesinin bildirildiğini, aynı taleplerin yeni bir ihtarname ile yinelendiğini, ancak davalının yükümlülüklerini yerine getirmediğini, sözleşmeye göre davalıya «teslim» edilmiş «ariyet» ve demirbaşlar bulunduğunu, bu ariyet ve demirbaşların kendilerine teslimi gerekirken teslim edilmediğini, Kadıköy 14.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:ıskat · istinaf başvurusunun usulden reddi · çelişkili davranış yasağı · ariyet · sözleşme serbestisi · zeyilname · tebliğ tarihi · ticari faiz
Benzer bu kararda… mesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, davacı tarafça davalıya birinci dönem olan 25.04.2011- 25.04.2012 dönemi bitiminde yeni dönem başlamadan bir «ihtar» veya «ihtirazı kayıt» konulmadan yeni dönem başında mal verildiği, 2012- 2013 dönemi içerisinde 22.10.2012 tarihli «ihtarname» ile birinci döneme ilişkin 31.890,00 USD «cezai şart» talep edildiği, bu ihtarname dönem sonunda yeni dönem mal verilmeye başlanılmadan önce keşide edilmediğinden dönem sonu itibarıyla ihtar ve çekince şartı yerine gelmediği, bu dönemden sonraki dönemlerde sözleşme sonuna kadar her dönemin sonunda yeni dönem başlamadan önce bir ihtirazi kayıt veya çekince ileri sürülmeden davalı tarafa mal verilmeye devam edildiği, bu durumda davacı şirketin, davalının imzaladığı «taahhütnamedeki» asgarî alım miktarı yerine getirmemesi hâlinde taahhütnamede yer alan cezai şartın davalıdan istenmeyeceği yönünde davalı tarafta haklı bir güven oluşturduğu, cezai şart talep etmesinin «çelişkili davranış yasağını» ihlal ettiği, böyle bir davranışın hukuken korunmayacağı, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 179. maddesinin ikinci fıkrasında “ceza borcun belirlenen zaman veya yerde «ifa» edilmemesi durumu için kararlaştırılmışsa alacaklı, hakkından açıkça «feragat» etmiş veya ifayı çekincesiz olarak kabul etmiş olmadıkça, asıl borçla birlikte cezanın ifasını da isteyebilir.” düzenlemesine yer verildiği, maddede bahsedilen alacaklının ifa ile birlikte çekince koymasının hukuki anlamda hak ettiği cezai şartın ifasını isteyebilmesi için kendisine yüklenen bir külfet olduğu, külfeti yerine getirmeyen alacaklının cezai şartın ifasını isteme imkanının kalmadığı, sözleşme maddesinin davacının külfetini yerine getirmesinden sonra doğan talep hakkını zaman aşımı içerisinde isteyebileceği şeklinde yorumlandığı, bu durumda davacının çekincesiz olarak ifayı kabul ettiği dönem başlarından önceki dönemlere ait cezai şartları talep etme imkanı bulunmadığı, anlaşma süresinin sonunda tüm dönemlere ilişkin cezai şartın topluca istenebilmesi için dahi her dönem başında çekince konulması gerektiği sonucuna ulaşıldığı, beşinci yıl için cezai şartın talep edilebileceği düşünülse de sözleşmenin süresi olan 24.04.2016 tarihinden itibaren tarafların anlaşması 5 defa «zeyilname» yapılarak sürenin 25.09.2016 tarihine kadar uzatıldığı ve süresinin bitimiyle feshedildiği, beşinci dönemin sonu olan 25.04.2016 tarihinden sonra yine davacı tarafça herhangi bir çekince konulmadan davalıya mal verilmeye devam edilmesi, davacı tarafça sözleşmenin sona ermesinden sonra keşide edilen 10 Ekim ve 26 Ekim 2016 tarihli ihtarların sonuca bir etkisinin olmaması karşısında 5. yıla ait cezai şartın da talep edilemeyeceği, davalı tarafın istinaf konusu ettiği kabul edilen kısmın 4.500,00 TL olduğu, davalı vekilince bu karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulduğu, «istinaf incelemesine» konu edilen kararın «kesinlik sınırının» altında kaldığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı vekilinin kabul edilen kısma ilişkin «istinaf başvurusunun usulden reddine», davalı vekilinin «yargılama giderlerine» ilişkin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının «kaldırılmasına, yeniden» hüküm kurulmasına, davanın kısmen kabul, kısmen reddine, davacının «ceza koşulu» talebinin reddine, davacının davalıya «teslim» ettiği pompanın bedeli olarak 4.500,00 TL'nin 13.10.2016 tarihinden itibaren işleyecek «ticari faizi» ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, karar davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Noterliğinin 26.10.2016 tarihli «ihtarnamesi» ile pompanın iadesinin istenildiğini, davalının pompanın sökülmesine izin vermediğini ileri sürerek sözleşmenin 1., 2., 3. ve 4. yılları için 1.000,00 USD, 5. yılı için 20.235,00 USD olmak üzere toplam 21.235,00 USD «cezai şartın» ihtarnamenin davalıya «tebliğ tarihi» olan 13.10.2016 tarihinden itibaren 3095 sayılı yasanın 4/a maddesine göre işleyecek faizi ile birlikte taraflarına ödenmesine ve davalıya «ariyet» olarak verilmiş bulunan bir adet pompanın bedeli olan 500,00 USD'nin yine ihtarnamenin davalıya tebliğ tarihi olan 13.10.2016 tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanun …
Uluslararası Turizm Nakliyat Sanayi Ticaret A.Ş. ile 25.04.2011 tarihinde «bayilik sözleşmesi» imzaladıklarını, 26.04.2011 tarihinde de bu sözleşmeye bağlı olarak asgari mal «alım taahhütnamesi» yaptıklarını, sözleşmenin beş yılın sonunda 25.04.2016 tarihinde sona erdiğini, sözleşmenin 24.09.2016 tarihine kadar uzatıldıktan sonra bu tarihte sona erdiğini, davalının mal alım taahhütnamesine uymaması ve imzalanan «protokol» hükümlerini yerine getirmemesi nedeniyle davalıya gönderilen «ihtarname» ile eksik alım yapıldığını, eksik alım nedeniyle «cezai şart» borcunun oluştuğunu ve alım taahhütnamesine uyulmaması durumunda ayrıca sözleşmenin feshedileceğinin «ihtar» edildiğini, davalının sözleşme ve «ürün alım taahhütnamesine» uymaması üzerine davalıya ikinci bir ihtarname gönderilerek ihtarname tarihi itibariyle 117.867,00 USD «muaccel» hale gelmiş cezai şart borcunun faizi ile birlikte ödenmesinin bildirildiğini, aynı taleplerin yeni bir ihtarname ile yinelendiğini, ancak davalının yükümlülüklerini yerine getirmediğini, sözleşmeye göre davalıya «teslim» edilmiş «ariyet» ve demirbaşlar bulunduğunu, bu ariyet ve demirbaşların kendilerine teslimi gerekirken teslim edilmediğini, Kadıköy 14.
… I İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kısmen kabul kısmen reddi ile, davacının ceza koşulunun reddine, davacının davalıya «teslim» ettiği pompanın bedeli olarak 4.500,00 TL'nin 13.10.2016 tarihinden itibaren işleyecek «ticari faizi» ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davacının pompa bedeli için talep ettiği 3095 sayılı Kanun madde 4/a'ya göre faiz talebinin reddine karar ver …
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2020/3499 E. , 2020/5703 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce bozmaya uyularak verilen 20.12.2018 tarih ve 2016/506-2018/959 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesinin taraf vekilleri tarafından istenildiği ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Asıl davada davacı vekili, taraflar arasında 20.09.2004 tarihli akaryakıt istasyonu işletme sözleşmesi ve aynı tarihli protokol akdedildiğini, davalı bayinin protokolün 3. maddesi gereğince davacı şirketten her yıl sözleşmede belirtilen tonajda madeni yağ ve akaryakıt almayı ve tonaj ihlali yapılması durumunda cezai şart ödemeyi kabul ve taahhüt ettiğini, protokolün 4/b bendi gereği sözleşmede kefil bulunan diğer davalıların da akaryakıt tonaj ihlalinden dolayı müştereken ve müteselsilen sorumlu olduklarını, davalı bayinin 20.09.2009-18.09.2010 dönemindeki akaryakıt tonaj ihlalinde bulunduğunu davacı şirketin 39.818 USD cezai şart alacağının doğduğunu ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 10.000 USD cezai şart alacağının dava tarihinden işleyecek faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Asıl davada davalılar vekili, Rekabet Kurulu kararı ile bu tür sözleşmelerin 5 yıl ile sınırlandırıldığını ve bu nedenle sözleşmenin 18.09.2010 tarihinde sona erdiğini, davalıların sözleşmeye aykırı davranışı olmadığını, sözleşme süresi içinde davalı bayinin elinde olmayan sebeplerle senelik satış taahhüdünü yerine getiremediğini ancak buna rağmen davacının bu duruma sessiz kaldığını, cezai şartın fahiş olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi raporları doğrultusunda, davalı bayinin gerek dava konusu dönemde gerekse önceki dönemlerde senelik satış taahhüdünü ihlal ettiği, davacı tarafça cezai şart alacağı saklı tutulmadan ifaların kabul edildiği, dolayısıyla cezai şart talep edilmeyeceği konusunda haklı bir güven oluştuğu gerekçesiyle asıl davanın reddine karar verilmiş, hükmün davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine (Kapatılan) Yargıtay 19.Hukuk Dairesi’nin 2015/9429 esas 2016/2276 karar sayılı 15.02.2016 tarihli ilamı ile “ Taraflar arasındaki uyuşmazlık, akaryakıt bayilik sözleşmesi ve eki asgari alım taahhüdünde öngörülen yıllık asgari ürün alımı taahhüdüne aykırı davranıldığı iddiasına dayalı cezai şart alacağından kaynaklanmaktadır.
Davaya konu uyuşmazlığın çözümünde, cezai şarta ilişkin hükümlerin tartışılıp değerlendirilmesi gerekmektedir. Cezai şart, borçlunun alacaklıya karşı mevcut bir borcu hiç veya gereği gibi ifa etmemesi halinde ödemeyi vaat ettiği, hukuki işlem ile belirlenmiş ekonomik değeri olan bir edimdir. Cezai şartın amacı, borçluyu borca uygun davranmaya sevk etmektir. Cezai şart, asıl alacağı kuvvetlendirme amacı güder. Bu bakımdan cezai şart, kuvvetlendirilecek asıl borcun mevcut olmasını gerektirir. Asıl borç yoksa cezai şart da söz konusu olamaz. Bu niteliği itibariyle cezai şart asıl borca bağlı fer'i bir borçtur. Asıl borç, mevcut ve geçerli ise, cezai şart da borç doğurur. Asıl borç sona ermiş ya da geçersiz doğmuşsa, cezai şart bağımsız bir borç oluşturamaz.
Cezai şart, asıl borcun bağlı olduğu şekle tabidir. Asıl borç bir geçerlilik şekline bağlanmışsa, cezai şartın borç doğurabilmesi aynı şekilde kararlaştırılmış bulunmasına bağlıdır. Ancak, geçerlilik şekline bağlı olan bir sözleşme bu şekle uygun olarak yapılmadığı halde, şekle aykırılığı ileri sürmenin dürüstlük kurallarıyla bağdaşmaması nedeniyle dinlenmediği hallerde, sözleşme geçerli sayıldığından, onun fer’i niteliğinde olan cezai şart da geçerli sayılacaktır. Cezai şartın fer’ilik niteliği asıl borca bağlı olduğu sürece devam eder. Başka bir anlatımla cezai şartın fer’iliği, muaccel olduğu ana kadar devam eder. Borçlu, borca aykırı davrandığında cezai şart muaccel hale geldiğinden artık fer’i değil, asli (bağımsız) bir alacak niteliğini kazanır.
Cezai şart, sağlararası hukuki işlemlerde ve özellikle sonuçlarını hayatta doğuran sözleşmelerde kararlaştırılır. (Bkz.Tunçomağ Kenan; Türk Borçlar […]Cilt Genel Hükümler İstanbul 1976 Sh.853 vd., Eren Fikret; Borçlar Hukuku Genel Hükümler 5.Bası, Cilt 2 Sh.1169-1171; […]Ahmet; Borçlar Hukuku Genel Hükümler 4.Bası Sh.575-577; Reisoğlu Safa; Borçlar Hukuku Genel Hükümler 12. Bası Sh. 362.) 818 Sayılı Borçlar Kanunu'nun 158. maddesinin başlığı “cezai şart” iken 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun “Ceza Koşulu” başlığı altında üç çeşit ceza koşulu düzenlenmiştir. Bunlar öğretide ortaya atılan kavramlara göre seçimlik ceza koşulu (TBK. md. 179/I), ifaya eklenen ceza koşulu (TBK md. 179/II) ve ifayı engelleyen ceza koşulu (dönme cezası) (TBK md.
179/III) dur.Akaryakıt bayilik sözleşmelerinde (veya sözleşme eki taahhütnamelerde) yer alan “yıllık asgari alım taahhüdü”ne uymama halinde öngörülen ceza koşulu (cezai şart) hükümleri TBK'nın 179/II. (BK. md. 158/II) maddesindeki ifaya ekli ceza koşulu (cezai şart) niteliğinde olduğundan burada bu tür ceza koşulu üzerinde durulması gerekmektedir. TBK'nın 179/II maddesine göre; “ceza borcun belirlenen zaman veya yerde ifa edilmemesi durumu için kararlaştırılmışsa alacaklı, hakkından açıkça feragat etmiş veya ifayı çekincesiz olarak kabul etmiş olmadıkça, asıl borçla birlikte cezanın ifasını da isteyebilir.”anılan yasa hükmünden de açıkça anlaşılacağı gibi, ifaya eklenen ceza koşulunda, şart gerçekleştiği takdirde alacaklı, hem ifayı hem de cezayı talep edebilecektir.
Buna öğretide “taleplerin birleşmesi” veya “toplanması” denmektedir. TBK, “borcun belirlenen zamanda veya yerde ifa edilmemesi” hali için kararlaştırılmış ceza koşulunun, ifaya eklenen ceza koşulu niteliğinde olacağına dair bir karine koymuştur. Bu iki olasılık dışında kalacak eksik ifa hallerinde TBK'nın 179/II. md. değil, 179/I. md. hükmü uygulanacaktır. Zira, Kanun, 179. maddenin ikinci fıkrasında bütün eksik ifa hallerini değil, bunlardan sadece zaman veya yer itibariyle aykırılık teşkil edenlerin ifaya eklenen ceza koşulu olduğunu kabul etmiştir. TBK'nın 179/II. md. hükmü emredici yapıda olmayıp düzenleyici nitelikte olduğundan taraflar, yukarıda belirtilen iki hal dışında kalan eksik ifalarla, bütün ifa etmeme hallerinde de ifa ile birlikte cezai şartın istenebileceğini kararlaştırabilirler.
(Bkz. Tunçomağ Kenan;age sh. 875 vd.; Eren Fikret age sh. 1173 vd. ; […] Ahmet age sh. 579 vd.; Günay Cevdet İlhan, Cezai Şart Ankara 2002 sh. 83 vd.; Uygur Turgut; Açıklamalı – İçtihatlı Borçlar Kanunu Genel Hükümler, İkinci Cilt 1990 sh. 740) TBK.'nın 179/II. maddesine göre, iki halde alacaklı, ceza koşulunu isteyemez. Eğer alacaklı, ceza koşulunu isteme hakkından açıkça vazgeçmişse artık bu yönde bir talepte bulunamaz. Diğer yandan alacaklı, çekince koymadan ifayı kabul etmiş veya sözleşmeden doğan edimlerini ifa etmeye devam etmişse bu takdirde de ceza koşulunu isteyemez. Örneğin; beş yıl süreli bir “akaryakıt bayilik sözleşmesinde (veya eki taahhütnamede) bayinin yıllık asgari ürün alımı taahhüdü bulunmasına rağmen yıllar itibariyle bu taahhüde uyulmamış ise tedarikçi (sağlayıcı) firmanın, TBK'nın 179/II.
md. uyarınca hem ifayı hem de ceza koşulunu talep edebilmesi için takip eden yılda henüz bayiye mal vermeden önce ceza koşulu ile ilgili “çekince” (ihtirazi kayıt) bildirmesi ya da bu konuda bayiye noterden bir ihtarname göndermesi gerekir. Çekince için bir şekil şartı getirilmemiştir. Tedarikçi, taahhüde aykırı davranılmış olan yılı takip eden yeni yıldaki ilk fatura ve irsaliyeye koyacağı bir açıklama (şerh) ile bu koşulu yerine getirebilir. Bu şekilde bir çekince (ihtirazi kayıt) konulduktan veya ihtar çekildikten sonra tedarikçi (sağlayıcı) firma, mal vermeye (ifaya) devam etse bile önceki yıla ilişkin ceza koşulu alacağını sözleşme zamanaşımı süresi içinde her zaman talep edebilir. Sonraki yıllarda da aynı kural geçerlidir.
Tekrarlamak gerekirse, her yıl sonunda bir önceki yıla dair ceza koşulunun istenebilmesi, takip eden yılda henüz ifaya başlanmadan önce çekince (ihtirazi kayıt) bildirilmesi veya ihtar çekilmesine bağlıdır. Bunlar yapılmadan müteakip yılın ifası gerçekleşmişse artık bir önceki yıla ait ceza koşulu istenemez. Çekince konmuş veya ihtar çekilmiş olan yıllarla ilgili ceza koşulunun istenebileceği ise kuşkusuzdur. Yerel mahkemenin bu hususlara değinen gerekçesinde isabetsizlik yoksa da somut olay bakımından delillerin değerlendirilmesinde yanılgıya düşülmüştür. Zira, yukarıda açıklanan ve yerel mahkemece de benimsenen gerekçelerle somut olayda önceki yıllara ait cezai şart istenemez ise de, son yıla ilişkin cezai şart talebinin kabulü gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir” gerekçesiyle asıl dava yönünden hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Bozma kararından sonra İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2016/1212 esas 2016/871 karar sayılı dosyası ile işbu dava dosyasının birleştirilmesine karar verilmiştir.
Birleşen davada davacı vekili, taraflar arasında 20/09/2004 tarihli akaryakıt istasyonu işletme sözleşmesi ve 20.09.2001 tarihli protokol akdedildiğini ..., ..., ..., ..., ...'ın kefil olduklarını, davalı şirketin sözleşme ve protokol gereği davacı şirketten her yıl belli bir tonajda madeni yağ ve akaryakıt almayı ve tonaj ihlali yapılması durumunda cezai şart ödemeyi kabul ve taahhüt ettiğini, ancak sözleşmenin son dönemi olan 20.09.2009 ve 18.09.2010 tarihleri arasındaki dönemde akaryakıt tonaj ihlalinde bulunduğunu, bu nedenle cezai şart alacağı için 10.000 USD üzerinden İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesine dava açtıklarını, davanın reddine dair mahkeme kararının Yargıtayca bozulduğunu ancak bozmadan sonra ıslah yapılamayacağı hususunu gözeterek iş bu ek davayı açtıklarını belirterek taraflar arasındaki sözleşme ve protokol ihlalinden kaynaklanan 29.800- USD cezai şart alacağının davalılardan tahsilini talep ile dava etmiştir.
Birleşen davada davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda, asıl dava yönünden son dönem olan 20.09.2009 -18.09.2010 tarihleri arasında davacının davalıdan cezai şart talep etme hakkının bulunduğu, tüm dosya kapsamında cezai şartın koşullarının oluştuğu gerekçesiyle asıl davanın kabulüne, birleşen dava yönünden Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 20.03.1974 tarih ve 1970/1053 Esas, 1974/222 Karar sayılı içtihadında da belirtildiği üzere, cezai şartın davalının ekonomik olarak yıkımına neden olup olmayacağı, bu kapsamda cezai şartın BK'nın 19 ve 20. maddesine göre değerlendirilmesi gerektiği, mahkemece buna yönelik olarak yapılan değerlendirmede, cezai şartın miktarı, sözleşme ilişkisi ve davalının ekonomik durumu, davalının yıllık kâr oranları, aylık ortalama net gelirleri göz önüne alınarak değerlendirme yapılması gerektiği, ayrıca ceza miktarının nispi olarak yüksek olması, ceza miktarının aynı zamanda o kişinin ekonomik olarak yıkımına neden olacak bir miktara ulaşması halinde cezai şartın geçersizliğinden bahsedileceği, davalının ekonomik durumu, cezai şartın miktarı, sözleşme ilişkisi, davalının geçmiş yıllardaki kâr oranları, aylık ortalama gelirleri göz önüne alındığında sözleşmede kararlaştırılan cezai şartın tamamına hükmedilmesi halinde davalının ekonomik olarak yıkımına neden olacağı gerekçesiyle birleşen davada talep edilen cezai şarttan indirim yapılarak kısmen kabulüne karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
1-Mahkemece alınan 06.01.2015 tarihli bilirkişi raporunda davaya konu edilen cezai şart miktarının davalının ekonomik mahfına sebebiyet vermeyeceği vergi kayıtları da incelenmek suretiyle tespit edilmiştir. Bu durumda cezai şart tutarından indirim yapılması doğru olmadığı gibi mahkemece yapılan takdiri indirim sonucunda reddedilen tutar üzerinden davacı aleyhine vekalet ücreti takdiri de doğru olmamıştır.
2- Taraflar arasındaki sözleşmede cezai şart döviz bazında yazılmışsa da daha sonra cezai şart talebinde bulunan davacının alacağını faturalandırırken TL olarak tercihte bulunduğu gözetilerek hükmün TL bazında kurulması gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) nolu bentte yazılı nedenlerle hükmün davacı yararına BOZULMASINA, (2) nolu bentte yazılı nedenlerle hükmün davalı yararına BOZULMASINA, bozma nedenlerine göre sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, ödedikleri peşin temyiz harcının istekleri halinde temyiz eden taraflara iadesine, 07.12.2020 tarihinde oybirliğiyle karar veridi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/630604900 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz