Cezai Şart
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2024/3179 E. 2025/2089 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Hak düşürücü süre
- {'var': True, 'sure': None, 'kanun': None}
- Dava şartı
- dava şartı
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
ihtirazi kayıt/çekince↗ ifaya eklenen ceza koşulu↗ tbk 179/2↗ çekincesiz kabul↗ ürün alım taahhütnamesi↗ haklı güven↗ asgari alım taahhüdü↗ ifaya ekli ceza↗ ıskat↗ ceza koşulu↗ istinaf başvurusunun usulden reddi↗ alım taahhüdü↗ akaryakıt bayilik sözleşmesi↗ çelişkili davranış yasağı↗ ariyet↗ sözleşme serbestisi↗ zeyilname↗ çekince (ihtirazi kayıt)↗ şekil şartı↗ ihtirazi kayıt↗ tebliğ tarihi↗ irsaliye↗ 3095 sayılı kanun↗ emredici hüküm↗ bayilik sözleşmesi↗ ticari faiz↗ cy/cy şerhi↗ cezai şart↗ kesinlik sınırı↗ muacceliyet↗ istinaf incelemesi↗ oy yasağı↗ kazanılmış hak↗ rücu↗ ifa↗ tbk 99↗ hak düşürücü süre↗ kaldırma ve yeniden hüküm↗ protokol↗ usulden reddi↗ temerrüt faizi↗ ihtar↗ feragat↗ yargılama gideri↗ fatura↗ taahhütname↗ ihtarname↗ ilk derece kararının kaldırılması↗ dava sebebi↗ temerrüt↗ zamanaşımı↗ teslim↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2016/1233 E., 2020/754 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
KARAR
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı .... Uluslararası Turizm Nakliyat Sanayi Ticaret A.Ş. ile 25.04.2011 tarihinde bayilik sözleşmesi imzaladıklarını, 26.04.2011 tarihinde de bu sözleşmeye bağlı olarak asgari mal alım taahhütnamesi yaptıklarını, sözleşmenin beş yılın sonunda 25.04.2016 tarihinde sona erdiğini, sözleşmenin 24.09.2016 tarihine kadar uzatıldıktan sonra bu tarihte sona erdiğini, davalının mal alım taahhütnamesine uymaması ve imzalanan protokol hükümlerini yerine getirmemesi nedeniyle davalıya gönderilen ihtarname ile eksik alım yapıldığını, eksik alım nedeniyle cezai şart borcunun oluştuğunu ve alım taahhütnamesine uyulmaması durumunda ayrıca sözleşmenin feshedileceğinin ihtar edildiğini, davalının sözleşme ve ürün alım taahhütnamesine uymaması üzerine davalıya ikinci bir ihtarname gönderilerek ihtarname tarihi itibariyle 117.867,00 USD muaccel hale gelmiş cezai şart borcunun faizi ile birlikte ödenmesinin bildirildiğini, aynı taleplerin yeni bir ihtarname ile yinelendiğini, ancak davalının yükümlülüklerini yerine getirmediğini, sözleşmeye göre davalıya teslim edilmiş ariyet ve demirbaşlar bulunduğunu, bu ariyet ve demirbaşların kendilerine teslimi gerekirken teslim edilmediğini, Kadıköy 14. Noterliğinin 26.10.2016 tarihli ihtarnamesi ile pompanın iadesinin istenildiğini, davalının pompanın sökülmesine izin vermediğini ileri sürerek sözleşmenin 1., 2., 3. ve 4. yılları için 1.000,00 USD, 5. yılı için 20.235,00 USD olmak üzere toplam 21.235,00 USD cezai şartın ihtarnamenin davalıya tebliğ tarihi olan 13.10.2016 tarihinden itibaren 3095 sayılı yasanın 4/a maddesine göre işleyecek faizi ile birlikte taraflarına ödenmesine ve davalıya ariyet olarak verilmiş bulunan bir adet pompanın bedeli olan 500,00 USD'nin yine ihtarnamenin davalıya tebliğ tarihi olan 13.10.2016 tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'un 4/a maddesine göre işleyecek faizi ile birlikte taraflarına ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; hak düşürücü süre itirazında ve zamanaşımı definde bulunduklarını, davacının 22.10.2012 tarihli ihtarnameden başka bir ihtarname göndermediğini, bu ihtarnamenin de süresi içinde olmadığını, yerleşik Yargıtay kararlarına göre davacının kendilerinden cezai şart alacağı talep edemeyeceğini, davacının kendilerinden pompa alacağı bulunmadığını, bunu davacının kendisinin ispatlaması gerektiğini, davacının kendilerinden talep ettiği self stop pompa sisteminin henüz bütün Türkiye'de kurulamadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kısmen kabul kısmen reddi ile, davacının ceza koşulunun reddine, davacının davalıya teslim ettiği pompanın bedeli olarak 4.500,00 TL'nin 13.10.2016 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davacının pompa bedeli için talep ettiği 3095 sayılı Kanun madde 4/a'ya göre faiz talebinin reddine karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince istinaf edilmiştir.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, davacı tarafça davalıya birinci dönem olan 25.04.2011- 25.04.2012 dönemi bitiminde yeni dönem başlamadan bir ihtar veya ihtirazı kayıt konulmadan yeni dönem başında mal verildiği, 2012- 2013 dönemi içerisinde 22.10.2012 tarihli ihtarname ile birinci döneme ilişkin 31.890,00 USD cezai şart talep edildiği, bu ihtarname dönem sonunda yeni dönem mal verilmeye başlanılmadan önce keşide edilmediğinden dönem sonu itibarıyla ihtar ve çekince şartı yerine gelmediği, bu dönemden sonraki dönemlerde sözleşme sonuna kadar her dönemin sonunda yeni dönem başlamadan önce bir ihtirazi kayıt veya çekince ileri sürülmeden davalı tarafa mal verilmeye devam edildiği, bu durumda davacı şirketin, davalının imzaladığı taahhütnamedeki asgarî alım miktarı yerine getirmemesi hâlinde taahhütnamede yer alan cezai şartın davalıdan istenmeyeceği yönünde davalı tarafta haklı bir güven oluşturduğu, cezai şart talep etmesinin çelişkili davranış yasağını ihlal ettiği, böyle bir davranışın hukuken korunmayacağı, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 179. maddesinin ikinci fıkrasında “ceza borcun belirlenen zaman veya yerde ifa edilmemesi durumu için kararlaştırılmışsa alacaklı, hakkından açıkça feragat etmiş veya ifayı çekincesiz olarak kabul etmiş olmadıkça, asıl borçla birlikte cezanın ifasını da isteyebilir.” düzenlemesine yer verildiği, maddede bahsedilen alacaklının ifa ile birlikte çekince koymasının hukuki anlamda hak ettiği cezai şartın ifasını isteyebilmesi için kendisine yüklenen bir külfet olduğu, külfeti yerine getirmeyen alacaklının cezai şartın ifasını isteme imkanının kalmadığı, sözleşme maddesinin davacının külfetini yerine getirmesinden sonra doğan talep hakkını zaman aşımı içerisinde isteyebileceği şeklinde yorumlandığı, bu durumda davacının çekincesiz olarak ifayı kabul ettiği dönem başlarından önceki dönemlere ait cezai şartları talep etme imkanı bulunmadığı, anlaşma süresinin sonunda tüm dönemlere ilişkin cezai şartın topluca istenebilmesi için dahi her dönem başında çekince konulması gerektiği sonucuna ulaşıldığı, beşinci yıl için cezai şartın talep edilebileceği düşünülse de sözleşmenin süresi olan 24.04.2016 tarihinden itibaren tarafların anlaşması 5 defa zeyilname yapılarak sürenin 25.09.2016 tarihine kadar uzatıldığı ve süresinin bitimiyle feshedildiği, beşinci dönemin sonu olan 25.04.2016 tarihinden sonra yine davacı tarafça herhangi bir çekince konulmadan davalıya mal verilmeye devam edilmesi, davacı tarafça sözleşmenin sona ermesinden sonra keşide edilen 10 Ekim ve 26 Ekim 2016 tarihli ihtarların sonuca bir etkisinin olmaması karşısında 5. yıla ait cezai şartın da talep edilemeyeceği, davalı tarafın istinaf konusu ettiği kabul edilen kısmın 4.500,00 TL olduğu, davalı vekilince bu karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulduğu, istinaf incelemesine konu edilen kararın kesinlik sınırının altında kaldığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı vekilinin kabul edilen kısma ilişkin istinaf başvurusunun usulden reddine, davalı vekilinin yargılama giderlerine ilişkin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm kurulmasına, davanın kısmen kabul, kısmen reddine, davacının ceza koşulu talebinin reddine, davacının davalıya teslim ettiği pompanın bedeli olarak 4.500,00 TL'nin 13.10.2016 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, karar davacı vekilince temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Dava ve Hukuki Nitelendirme
Dava, davalının taraflar arasında düzenlenen 25.04.2011 tarihli Bayilik Anlaşması, 25.04.2011 tarihli protokol ve 26.04.2011 tarihli asgari mal alım taahhütnamesi hükümlerince asgari alım taahhüdünün yerine getirmediği gerekçesiyle cezai şart talebi ve davalıya verildiği iddia edilen 1 adet pompa bedelinin tahsili istemine ilişkindir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
1.Dava, taraflar arasındaki bayilik anlaşması, protokol ve asgari mal alım taahhütnamesi gereğince asgari alım taahhüdünün yerine getirilmemesi nedeniyle sözleşme hükümleri uyarınca cezai şart alacağı ile pompa bedelinin tahsili istemlerine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince cezai şart alacağına ilişkin talebin reddi ile pompa bedelinin tazminine yönelik karara ilişkin taraf vekillerinin istinaf başvurusu üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince yukarıda anılan gerekçeyle cezai şart alacağının reddine ilişkin verilen kararın usule ve hukuka uygun olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf isteminin esastan reddine, davalı vekilinin ise istinaf isteminin kabulü ile esas hakkında yeniden hüküm kurularak davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) “Ceza Koşulu” başlığı altında üç çeşit ceza koşulu düzenlenmiştir. Bunlar seçimlik ceza koşulu (TBK. md. 179/1), ifaya eklenen ceza koşulu (TBK md. 179/2) ve ifayı engelleyen ceza koşuludur (TBK md. 179/3). Akaryakıt bayilik sözleşmelerinde veya taahhütnamelerde yer alan “yıllık asgari alım taahhüdü”ne uymama halinde öngörülen ceza koşulu (cezai şart) hükümleri TBK'nın 179. maddesinin ikinci fıkrasındaki ifaya ekli ceza koşulu niteliğindedir. İfaya eklenen ceza koşulunda, şart gerçekleştiği takdirde alacaklı, hem ifayı hem de cezayı talep edebilecektir. Beş yıl süreli bir akaryakıt bayilik sözleşmesinde veya eki taahhütnamede bayinin yıllık asgari ürün alımı taahhüdü bulunmasına rağmen yıllar itibariyle bu taahhüde uyulmaması durumunda ise tedarikçi firmanın, TBK'nın 179. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca hem ifayı hem de ceza koşulunu talep edebilmesi için takip eden yılda henüz bayiye mal vermeden önce ceza koşulu ile ilgili çekince (ihtirazi kayıt) bildirmesi ya da bu konuda bayiye noterden bir ihtarname göndermesi gerekir. Çekince için ayrıca bir şekil şartı bulunmamakta olup, tedarikçi, taahhüde aykırı davranılmış olan yılı takip eden yeni yıldaki ilk fatura ve irsaliyeye koyacağı bir açıklama (şerh) ile bu koşulu yerine getirebilir. Bunlar yapılmadan müteakip yılın ifası gerçekleşmişse artık bir önceki yıla ait ceza koşulu istenemeyecektir. Ancak; TBK’nın 179 uncu maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen hüküm, emredici nitelikte olmadığından taraflar, sözleşme serbestisi ilkesi gereğince aralarında farklı bir düzenleme yapabilecektir.
Somut olaya gelindiğinde; dosya içerisinde bulunan davacı tarafın, mal alım taahhütnamesinin 3. maddesiyle; "iş bu taahhütname gereğince PETLİNE lehine doğacak herhangi bir hakkın, PETLİNE tarafından uzun süre kullanılmamış olmasının, o hak ve alacaktan PETLİNE tarafından vazgeçildiği anlamına gelmeyeceğini peşinen gayri kabulü rücu olarak beyan, kabul ve taahhüt ederim" ve taraflar arasındaki 25.04.2011 tarihli protokolün 12. maddesindeki "İşbu protokolden doğan herhangi bir hakkın PETLİNE tarafından kullanılmaması, gecikmeli olarak kullanılması veya hatalı olarak kullanılması, PETLİNE'ın söz konusu haktan feragat ettiği anlamına gelmediği gibi bu durum BAYİ'ye protokolün söz konusu hükmünü veya protokolün tamamını meriyetten ıskat talebinde bulunma veya kazanılmış hak iddiasında bulunma hakkı vermez"' düzenlemesi dikkate alındığında çekincesiz olarak mal verilmesinin davacının cezai şart talebinden vazgeçtiği anlamına gelmeyeceği hususu gözetilmeksizin yukarıda yazılı gerekçeyle ile hüküm tesisi doğru olmamış, kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.
2.Bozma sebebine göre davacının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına karar verilmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/6032 E. 2024/2624 K.
Ortak:çekincesiz kabul · asgari alım taahhüdü · ceza koşulu · alım taahhüdü · akaryakıt bayilik sözleşmesi · sözleşme serbestisi · çekince (ihtirazi kayıt) · ihtirazi kayıt
İncelediğiniz karardaBeş yıl süreli bir «akaryakıt bayilik sözleşmesinde» veya eki «taahhütnamede» bayinin yıllık asgari «ürün alımı taahhüdü» bulunmasına rağmen yıllar itibariyle bu taahhüde uyulmaması durumunda ise tedarikçi firmanın, TBK'nın 179. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca hem ifayı hem de ceza koşulunu talep edebilmesi için takip eden yılda henüz bayiye mal vermeden önce «ceza koşulu» ile ilgili «çekince (ihtirazi kayıt») bildirmesi ya da bu konuda bayiye noterden bir «ihtarname» göndermesi gerekir.
Akaryakıt «bayilik sözleşmelerinde» veya «taahhütnamelerde» yer alan “yıllık «asgari alım taahhüdü»”ne uymama halinde öngörülen «ceza koşulu» («cezai şart») hükümleri TBK'nın 179. maddesinin ikinci fıkrasındaki «ifaya ekli ceza» koşulu niteliğindedir.
… mesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, davacı tarafça davalıya birinci dönem olan 25.04.2011- 25.04.2012 dönemi bitiminde yeni dönem başlamadan bir «ihtar» veya «ihtirazı kayıt» konulmadan yeni dönem başında mal verildiği, 2012- 2013 dönemi içerisinde 22.10.2012 tarihli «ihtarname» ile birinci döneme ilişkin 31.890,00 USD «cezai şart» talep edildiği, bu ihtarname dönem sonunda yeni dönem mal verilmeye başlanılmadan önce keşide edilmediğinden dönem sonu itibarıyla ihtar ve çekince şartı yerine gelmediği, bu dönemden sonraki dönemlerde sözleşme sonuna kadar her dönemin sonunda yeni dönem başlamadan önce bir ihtirazi kayıt veya çekince ileri sürülmeden davalı tarafa mal verilmeye devam edildiği, bu durumda davacı şirketin, davalının imzaladığı «taahhütnamedeki» asgarî alım miktarı yerine getirmemesi hâlinde taahhütnamede yer alan cezai şartın davalıdan istenmeyeceği yönünde davalı tarafta haklı bir güven oluşturduğu, cezai şart talep etmesinin «çelişkili davranış yasağını» ihlal ettiği, böyle bir davranışın hukuken korunmayacağı, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 179. maddesinin ikinci fıkrasında “ceza borcun belirlenen zaman veya yerde «ifa» edilmemesi durumu için kararlaştırılmışsa alacaklı, hakkından açıkça «feragat» etmiş veya ifayı çekincesiz olarak kabul etmiş olmadıkça, asıl borçla birlikte cezanın ifasını da isteyebilir.” düzenlemesine yer verildiği, maddede bahsedilen alacaklının ifa ile birlikte çekince koymasının hukuki anlamda hak ettiği cezai şartın ifasını isteyebilmesi için kendisine yüklenen bir külfet olduğu, külfeti yerine getirmeyen alacaklının cezai şartın ifasını isteme imkanının kalmadığı, sözleşme maddesinin davacının külfetini yerine getirmesinden sonra doğan talep hakkını zaman aşımı içerisinde isteyebileceği şeklinde yorumlandığı, bu durumda davacının çekincesiz olarak ifayı kabul ettiği dönem başlarından önceki dönemlere ait cezai şartları talep etme imkanı bulunmadığı, anlaşma süresinin sonunda tüm dönemlere ilişkin cezai şartın topluca istenebilmesi için dahi her dönem başında çekince konulması gerektiği sonucuna ulaşıldığı, beşinci yıl için cezai şartın talep edilebileceği düşünülse de sözleşmenin süresi olan 24.04.2016 tarihinden itibaren tarafların anlaşması 5 defa «zeyilname» yapılarak sürenin 25.09.2016 tarihine kadar uzatıldığı ve süresinin bitimiyle feshedildiği, beşinci dönemin sonu olan 25.04.2016 tarihinden sonra yine davacı tarafça herhangi bir çekince konulmadan davalıya mal verilmeye devam edilmesi, davacı tarafça sözleşmenin sona ermesinden sonra keşide edilen 10 Ekim ve 26 Ekim 2016 tarihli ihtarların sonuca bir etkisinin olmaması karşısında 5. yıla ait cezai şartın da talep edilemeyeceği, davalı tarafın istinaf konusu ettiği kabul edilen kısmın 4.500,00 TL olduğu, davalı vekilince bu karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulduğu, «istinaf incelemesine» konu edilen kararın «kesinlik sınırının» altında kaldığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı vekilinin kabul edilen kısma ilişkin «istinaf başvurusunun usulden reddine», davalı vekilinin «yargılama giderlerine» ilişkin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının «kaldırılmasına, yeniden» hüküm kurulmasına, davanın kısmen kabul, kısmen reddine, davacının «ceza koşulu» talebinin reddine, davacının davalıya «teslim» ettiği pompanın bedeli olarak 4.500,00 TL'nin 13.10.2016 tarihinden itibaren işleyecek «ticari faizi» ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, karar davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Benzer bu karardaDAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında imzalanan 05.07.2012 tarihli «akaryakıt bayilik sözleşmesi» kapsamında davalı yanca «asgari alım taahhüdünde» bulunulmasına rağmen sözleşme süresi içerisinde bu taahhüde riayet edilmediğini ileri sürerek, kâr «mahrumiyetinden» kaynaklanan şimdilik 10.000,00 TL’nin Ankara 53.
… yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; her yıl sonunda bir önceki yıla dair ceza koşulunun istenebilmesi için takip eden yılda henüz ifaya başlanmadan önce «çekince (ihtirazi kayıt») bildirilmesine veya «ihtar» çekilmesine bağlı olduğu, bunlar yapılmadan müteakip yılın ifasının gerçekleşmesi halinde artık bir önceki yıla ait ceza koşulunun istenilemeyeceği, çekince konulması ve «ihtarname» çekilmesi durumlarında ceza koşulunun istenebileceğinin kuşkusuz olduğu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 179 uncu maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen hüküm, «emredici» nitelikte olmadığından tarafların «sözleşme serbestisi» ilkesi gereğince aralarında farklı bir düzenleme yapabileceği, somut olayda açıklanan ilkeler çerçevesinde davacının «cezai şart» talep etme hakkı bulunmadığı anlaşılmış olup, mahkemece belirtilen gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmadığından sonucu itibariyle doğru olan hükmün gerekçesinin yazıldığı şekilde değiştirilmesi gerektiğinden bahisle istinaf başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün «kaldırılmasına, yeniden» esas hakkında kurulan hüküm ile davanın reddine karar verilmiştir.
CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili tarafından sözleşme kapsamında «asgari alım taahhüdü» yerine getirilmemesine karşın davacı tarafından mal verilmeye devam edildiğini, davacı yanın kâr «mahrumiyeti» talebinde bulunamayacağını savunarak davanın reddini istemiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:gecikme cezası · kâr mahrumiyeti · kâr kaybı · cy/cy kaydı · avans faizi · i̇i̇k 72/son
Benzer bu karardaDeğerlendirme 6098 sayılı Kanun'un 179 uncu maddesinin ikinci fıkrası gereğince alacaklı, açıkça «feragat» etmiş veya ifayı kayıtsız şartsız kabul etmiş olmadıkça sözleşmede özel olarak düzenlenmiş olması «kaydı» ile «cezai şart» niteliğinde olan kâr «kaybını» isteyebilir.
Hemen belirtilmelidir ki 6098 sayılı Kanun'un 179 uncu maddesi «emredici» nitelikte olmadığından gecikmiş ifadan önce keşide edilen ihtarla «gecikme cezası» isteme hakkı saklı tutulmuş veya sözleşmede «ceza koşulu» talep edebilmek için ihtiraz-i «kayda» gerek olmadığı kararlaştırılmış veyahut da ifadan önce alacaklının bu hakkını saklı tuttuğu anlamına gelecek davranışları mevcut ise sonradan yapılan «teslimde» çekince konulmamış olsa dahi ceza koşulu isteme hakkı düşmez.
Noterliğince düzenlenen 05.09.2014 günlü «ihtarname» ile sözleşme ve ekinde imzalanan «taahhütname» gereğince kâr «mahrumiyetini» davalıdan talep ettiği, bu şekilde 2015 yılındaki akaryakıt «teslimi» için «ihtirazı kayıt» koymak sureti ile bu yıla ilişkin olarak «cezai şartı» talep etme hakkını kazandığı, yine 24.08.2016 tarihli noter ihtarnamesi ile de çekince koyduğu, kaldı ki çekince koymaması halinde de davalının «son» dönemde taahhütten daha fazla miktarda ürün almaması halinde son yıla ait eksik alım nedeni ile cezai şart talebinde bulunabileceği (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun …
DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında imzalanan 05.07.2012 tarihli «akaryakıt bayilik sözleşmesi» kapsamında davalı yanca «asgari alım taahhüdünde» bulunulmasına rağmen sözleşme süresi içerisinde bu taahhüde riayet edilmediğini ileri sürerek, kâr «mahrumiyetinden» kaynaklanan şimdilik 10.000,00 TL’nin Ankara 53.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/2799 E. 2023/6263 K.
Ortak:ihtirazi kayıt/çekince · ifaya eklenen ceza koşulu · ürün alım taahhütnamesi · asgari alım taahhüdü · ifaya ekli ceza · ceza koşulu · alım taahhüdü · akaryakıt bayilik sözleşmesi
İncelediğiniz karardaAkaryakıt «bayilik sözleşmelerinde» veya «taahhütnamelerde» yer alan “yıllık «asgari alım taahhüdü»”ne uymama halinde öngörülen «ceza koşulu» («cezai şart») hükümleri TBK'nın 179. maddesinin ikinci fıkrasındaki «ifaya ekli ceza» koşulu niteliğindedir.
Beş yıl süreli bir «akaryakıt bayilik sözleşmesinde» veya eki «taahhütnamede» bayinin yıllık asgari «ürün alımı taahhüdü» bulunmasına rağmen yıllar itibariyle bu taahhüde uyulmaması durumunda ise tedarikçi firmanın, TBK'nın 179. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca hem ifayı hem de ceza koşulunu talep edebilmesi için takip eden yılda henüz bayiye mal vermeden önce «ceza koşulu» ile ilgili «çekince (ihtirazi kayıt») bildirmesi ya da bu konuda bayiye noterden bir «ihtarname» göndermesi gerekir.
Uluslararası Turizm Nakliyat Sanayi Ticaret A.Ş. ile 25.04.2011 tarihinde «bayilik sözleşmesi» imzaladıklarını, 26.04.2011 tarihinde de bu sözleşmeye bağlı olarak asgari mal «alım taahhütnamesi» yaptıklarını, sözleşmenin beş yılın sonunda 25.04.2016 tarihinde sona erdiğini, sözleşmenin 24.09.2016 tarihine kadar uzatıldıktan sonra bu tarihte sona erdiğini, davalının mal alım taahhütnamesine uymaması ve imzalanan «protokol» hükümlerini yerine getirmemesi nedeniyle davalıya gönderilen «ihtarname» ile eksik alım yapıldığını, eksik alım nedeniyle «cezai şart» borcunun oluştuğunu ve alım taahhütnamesine uyulmaması durumunda ayrıca sözleşmenin feshedileceğinin «ihtar» edildiğini, davalının sözleşme ve «ürün alım taahhütnamesine» uymaması üzerine davalıya ikinci bir ihtarname gönderilerek ihtarname tarihi itibariyle 117.867,00 USD «muaccel» hale gelmiş cezai şart borcunun faizi ile birlikte ödenmesinin bildirildiğini, aynı taleplerin yeni bir ihtarname ile yinelendiğini, ancak davalının yükümlülüklerini yerine getirmediğini, sözleşmeye göre davalıya «teslim» edilmiş «ariyet» ve demirbaşlar bulunduğunu, bu ariyet ve demirbaşların kendilerine teslimi gerekirken teslim edilmediğini, Kadıköy 14.
Benzer bu karardaGerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile «akaryakıt bayilik sözleşmelerinde» (veya sözleşme eki «taahhütnamelerde») yer alan "yıllık «asgari alım taahhüdüne» uymama halinde öngörülen «ceza koşulu» («cezai şart») hükümlerinin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 179 uncu maddesinin ikinci fıkrasındaki (mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (818 sayılı Kanun) 158 inci maddesinin ikinci fıkrası) «ifaya ekli ceza» koşulu (cezai şart) niteliğinde olduğu, ifaya eklenen ceza koşulunda, şart gerçekleştiği takdirde alacaklı, hem ifayı hem de cezayı talep edebileceği, 6098 sayılı Kanun'un borcun belirlenen zamanda veya yerde «ifa» edilmemesi hali için kararlaştırılmış ceza koşulunun, «ifaya eklenen ceza koşulu» niteliğinde olacağına dair bir «karine» koyduğu, bu iki olasılık dışında kalacak eksik ifa hallerinde 6098 sayılı Kanun'un 179 uncu maddesinin birinci fıkrasının uygulanacağı, 6098 sayılı Kanun'un 179 uncu maddesinin ikinci fıkrası hükmü «emredici» yapıda olmayıp düzenleyici nitelikte olduğundan tarafların, yukarıda belirtilen iki hal dışında kalan eksik ifalarla, bütün ifa etmeme hallerinde de ifa ile birlikte cezai şartın istenebileceğini kararlaştırabileceği, eğer alacaklı ceza koşulunu isteme hakkından açıkça vazgeçmişse veya alacaklı, çekince koymadan ifayı kabul etmiş veya «sözleşmeden doğan» edimlerini ifa etmeye devam etmişse bu takdirde de ceza koşulunu istemeyeceği, taahhütnamenin 2 nci maddesinde kâr «mahrumiyetinden» söz edilmiş ise de içerdiği yaptırımlar itibari ile asgari alım taahhüdünün ihlaline ilişkin özel cezai şart düzenlemesi olduğu, somut olayda davalı şirketin başka bir şirketten petrol ürünü aldığı ileri sürülmemiş olması ve ayrıca sair bir ihlal vakıası gerçekleştirdiği ispat edilmemiş olmasına göre 2 nci maddede belirtilen ve hesap yöntemi de açıkça gösterilen cezai şartın istenebileceği gözetilerek davacının sözleşmenin ilk iki yılı içinde herhangi bir «ihtirazi kayıt» koymaksızın mal «teslim» etmek suretiyle davalıda haklı bir güven oluşturarak sözleşmeyi fiili durumda devam etme iradesini ortaya koyduğu, yine «son» dönemde de (2015) ayrıca bir «ihtar» çekmeksizin mal teslimine devam ettiği görülerek mevcut delil durumuna göre davanın tamamen reddine karar verilmesi yerinde görülmüş ise de davayı nitelendirmede hataya düşülerek yazılı şekilde karar verilmesini doğru olmadığı, davalılardan gerçek kişi «kefil» yönünden 15.07.2013 tarihli «kefaletnamenin» 6093 sayılı Kanun'un 583 üncü maddesi hükmünde belirtilen «müteselsil kefalet» ibaresinin el yazısıyla yazılmadığı, 6098 sayılı Kanun'un 584 üncü maddesi hükmü gereğince de eş «muvafakati» alınmadığı, geçerli bir «kefalet sözleşmesinden» bahsedilemeyeceğinden bahisle reddine karar verilmesi doğru ise de dava konusu olayda davacının talebi cezai şart alacağının tahsiline ilişkin olup koşullarının oluşmadığının kabulü ile davalı şirket yönünden davanın reddine karar vermek gerekirken, mahkemece gerekçe kısmında davacının talebinin kâr mahrumiyeti olduğu şeklinde nitelemede yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulmasının doğru görülmediği, davalılar vekilinin vekâlet ücreti yönünden istinaf istemlerine gelince; davalı şirket aleyhine açılan davanın cezai şart talep edilemeyeceği sözleşmede belirlenen koşulların gerçekleşmediği gerekçesiyle, diğer davalı aleyhine açılan davanın ise kefalet akdinin geçerli olmaması gerekçesiyle reddedilmişken karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAÜT) 3/2 maddesi gereği hakkındaki dava ret edilen davalı şirket yararına ayrı, diğer davalı gerçek kişi yararına ayrı «vekalet ücreti takdiri» gerekirken tek bir vekâlet ücretine hükmedilmesi doğru olmadığı gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kald …
Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, «akaryakıt bayilik sözleşmesinde» (sözleşme eki «asgari alım taahhüdünde») öngörülen yıllık asgari «ürün alımı taahhüdüne» aykırı davranıldığı iddiasına dayalı «cezai şart» alacağı istemine ilişkindir.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; taraflar arasında düzenlenen ek «taahhütname» gereği, «asgari alım taahhüdünü» yerine getirmediğini, kâr «mahrumiyetinden» kaynaklanan alacağa karar verilmesi gerekirken davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu, diğer davalının da «kefaletinin» geçerli bulunduğunu, «kefalet limitinin» belli olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:müteselsil kefalet · kefalet limiti · kefalet sözleşmesi · karine · vekalet ücreti takdiri · kâr mahrumiyeti · sözleşmeden doğan dava · kefalet
Benzer bu karardaGerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile «akaryakıt bayilik sözleşmelerinde» (veya sözleşme eki «taahhütnamelerde») yer alan "yıllık «asgari alım taahhüdüne» uymama halinde öngörülen «ceza koşulu» («cezai şart») hükümlerinin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 179 uncu maddesinin ikinci fıkrasındaki (mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (818 sayılı Kanun) 158 inci maddesinin ikinci fıkrası) «ifaya ekli ceza» koşulu (cezai şart) niteliğinde olduğu, ifaya eklenen ceza koşulunda, şart gerçekleştiği takdirde alacaklı, hem ifayı hem de cezayı talep edebileceği, 6098 sayılı Kanun'un borcun belirlenen zamanda veya yerde «ifa» edilmemesi hali için kararlaştırılmış ceza koşulunun, «ifaya eklenen ceza koşulu» niteliğinde olacağına dair bir «karine» koyduğu, bu iki olasılık dışında kalacak eksik ifa hallerinde 6098 sayılı Kanun'un 179 uncu maddesinin birinci fıkrasının uygulanacağı, 6098 sayılı Kanun'un 179 uncu maddesinin ikinci fıkrası hükmü «emredici» yapıda olmayıp düzenleyici nitelikte olduğundan tarafların, yukarıda belirtilen iki hal dışında kalan eksik ifalarla, bütün ifa etmeme hallerinde de ifa ile birlikte cezai şartın istenebileceğini kararlaştırabileceği, eğer alacaklı ceza koşulunu isteme hakkından açıkça vazgeçmişse veya alacaklı, çekince koymadan ifayı kabul etmiş veya «sözleşmeden doğan» edimlerini ifa etmeye devam etmişse bu takdirde de ceza koşulunu istemeyeceği, taahhütnamenin 2 nci maddesinde kâr «mahrumiyetinden» söz edilmiş ise de içerdiği yaptırımlar itibari ile asgari alım taahhüdünün ihlaline ilişkin özel cezai şart düzenlemesi olduğu, somut olayda davalı şirketin başka bir şirketten petrol ürünü aldığı ileri sürülmemiş olması ve ayrıca sair bir ihlal vakıası gerçekleştirdiği ispat edilmemiş olmasına göre 2 nci maddede belirtilen ve hesap yöntemi de açıkça gösterilen cezai şartın istenebileceği gözetilerek davacının sözleşmenin ilk iki yılı içinde herhangi bir «ihtirazi kayıt» koymaksızın mal «teslim» etmek suretiyle davalıda haklı bir güven oluşturarak sözleşmeyi fiili durumda devam etme iradesini ortaya koyduğu, yine «son» dönemde de (2015) ayrıca bir «ihtar» çekmeksizin mal teslimine devam ettiği görülerek mevcut delil durumuna göre davanın tamamen reddine karar verilmesi yerinde görülmüş ise de davayı nitelendirmede hataya düşülerek yazılı şekilde karar verilmesini doğru olmadığı, davalılardan gerçek kişi «kefil» yönünden 15.07.2013 tarihli «kefaletnamenin» 6093 sayılı Kanun'un 583 üncü maddesi hükmünde belirtilen «müteselsil kefalet» ibaresinin el yazısıyla yazılmadığı, 6098 sayılı Kanun'un 584 üncü maddesi hükmü gereğince de eş «muvafakati» alınmadığı, geçerli bir «kefalet sözleşmesinden» bahsedilemeyeceğinden bahisle reddine karar verilmesi doğru ise de dava konusu olayda davacının talebi cezai şart alacağının tahsiline ilişkin olup koşullarının oluşmadığının kabulü ile davalı şirket yönünden davanın reddine karar vermek gerekirken, mahkemece gerekçe kısmında davacının talebinin kâr mahrumiyeti olduğu şeklinde nitelemede yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulmasının doğru görülmediği, davalılar vekilinin vekâlet ücreti yönünden istinaf istemlerine gelince; davalı şirket aleyhine açılan davanın cezai şart talep edilemeyeceği sözleşmede belirlenen koşulların gerçekleşmediği gerekçesiyle, diğer davalı aleyhine açılan davanın ise kefalet akdinin geçerli olmaması gerekçesiyle reddedilmişken karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAÜT) 3/2 maddesi gereği hakkındaki dava ret edilen davalı şirket yararına ayrı, diğer davalı gerçek kişi yararına ayrı «vekalet ücreti takdiri» gerekirken tek bir vekâlet ücretine hükmedilmesi doğru olmadığı gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kald …
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; taraflar arasında düzenlenen ek «taahhütname» gereği, «asgari alım taahhüdünü» yerine getirmediğini, kâr «mahrumiyetinden» kaynaklanan alacağa karar verilmesi gerekirken davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu, diğer davalının da «kefaletinin» geçerli bulunduğunu, «kefalet limitinin» belli olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı şirketin üç yıl için 1,575 ton beyaz ürün alınmasını «taahhüt» ettiği dava tarihi itibariyle üç yıllık sürenin dolmadığı kâr «mahrumiyeti» talep edilemeyeceği, diğer davalı yönünden ise «kefaletin» geçerli olmadığı, kefalet ibaresinin el yazısıyla yazılmadığı gibi eş onayının da alınmadığı gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir.
Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davalı şirket imzalamış olduğu «taahhütnamenin» ikinci maddesi uyarınca yıllık 525 ton beyaz ürün satın almayı taahhüt etmiş olmasına rağmen, sözleşmenin imzalanmasından sonra dosyada mevcut bilirkişi raporlarında saptandığı üzere yıllık alması gereken miktarda ürün almadığını, kâr «mahrumiyetine» ilişkin taleplerinde borcun gereği gibi «ifa» edilmemesinden doğan zararın söz konusu olduğunu, davadaki taleplerinin kâr mahrumiyeti olmasına rağmen Bölge Adliye Mahkemesi kararında «cezai şart» olarak değerlendirilmesinin yerinde olmadığını, müvekkili şirketin sözleşme süresi içerisinde davalı tarafa eksik ürün alımı sebebiyle «ihtarname» göndererek, eş değer ifade ile «ihtirazı kayıt (çekince») öne sürerek ürün vermeye devam ettiğini, ihtirazı kayıt (çekince) yükümlülüğünü de yerine getiren davacı müvekkilinin eksik alımlardan kaynaklı kâr mahrumiyetinin, fazlaya ilişkin her türlü hakları saklı kalmak kaydıyla, sözleşme tarihinden dava tarihine kadar ödenmesi gerekirken, İlk Derece Mahkemesi tarafından dava tarihi itibarı ile 3 yıllık sürenin dolmadığı bu nedenle taahhütte belirtilen şekilde kâr «kaybının» talep edilemeyeceğinden bahisle davanın reddine karar verilmesininde usul ve kanuna aykırı olduğunu, diğer davalının «kefaletinin» de geçerli olduğunu, davanın reddini kabul anlamına gelmemekle birlikte davanın reddine karar verilmesi halinde davalılar vekili lehine ayrı ayrı vekâlet ücretine …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/3499 E. 2020/5703 K.
Ortak:ifaya eklenen ceza koşulu · ürün alım taahhütnamesi · asgari alım taahhüdü · ifaya ekli ceza · ceza koşulu · alım taahhüdü · akaryakıt bayilik sözleşmesi · çekince (ihtirazi kayıt) · zamanaşımı var · Cezai Şart
İncelediğiniz karardaBeş yıl süreli bir «akaryakıt bayilik sözleşmesinde» veya eki «taahhütnamede» bayinin yıllık asgari «ürün alımı taahhüdü» bulunmasına rağmen yıllar itibariyle bu taahhüde uyulmaması durumunda ise tedarikçi firmanın, TBK'nın 179. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca hem ifayı hem de ceza koşulunu talep edebilmesi için takip eden yılda henüz bayiye mal vermeden önce «ceza koşulu» ile ilgili «çekince (ihtirazi kayıt») bildirmesi ya da bu konuda bayiye noterden bir «ihtarname» göndermesi gerekir.
Akaryakıt «bayilik sözleşmelerinde» veya «taahhütnamelerde» yer alan “yıllık «asgari alım taahhüdü»”ne uymama halinde öngörülen «ceza koşulu» («cezai şart») hükümleri TBK'nın 179. maddesinin ikinci fıkrasındaki «ifaya ekli ceza» koşulu niteliğindedir.
Uluslararası Turizm Nakliyat Sanayi Ticaret A.Ş. ile 25.04.2011 tarihinde «bayilik sözleşmesi» imzaladıklarını, 26.04.2011 tarihinde de bu sözleşmeye bağlı olarak asgari mal «alım taahhütnamesi» yaptıklarını, sözleşmenin beş yılın sonunda 25.04.2016 tarihinde sona erdiğini, sözleşmenin 24.09.2016 tarihine kadar uzatıldıktan sonra bu tarihte sona erdiğini, davalının mal alım taahhütnamesine uymaması ve imzalanan «protokol» hükümlerini yerine getirmemesi nedeniyle davalıya gönderilen «ihtarname» ile eksik alım yapıldığını, eksik alım nedeniyle «cezai şart» borcunun oluştuğunu ve alım taahhütnamesine uyulmaması durumunda ayrıca sözleşmenin feshedileceğinin «ihtar» edildiğini, davalının sözleşme ve «ürün alım taahhütnamesine» uymaması üzerine davalıya ikinci bir ihtarname gönderilerek ihtarname tarihi itibariyle 117.867,00 USD «muaccel» hale gelmiş cezai şart borcunun faizi ile birlikte ödenmesinin bildirildiğini, aynı taleplerin yeni bir ihtarname ile yinelendiğini, ancak davalının yükümlülüklerini yerine getirmediğini, sözleşmeye göre davalıya «teslim» edilmiş «ariyet» ve demirbaşlar bulunduğunu, bu ariyet ve demirbaşların kendilerine teslimi gerekirken teslim edilmediğini, Kadıköy 14.
Benzer bu karardaMahkemece toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi raporları doğrultusunda, davalı bayinin gerek dava konusu dönemde gerekse önceki dönemlerde senelik satış «taahhüdünü» ihlal ettiği, davacı tarafça «cezai şart» alacağı saklı tutulmadan ifaların kabul edildiği, dolayısıyla cezai şart talep edilmeyeceği konusunda haklı bir güven oluştuğu gerekçesiyle asıl davanın reddine karar verilmiş, hükmün davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine (Kapatılan) Yargıtay 19.Hukuk Dairesi’nin 2015/9429 esas 2016/2276 karar sayılı 15.02.2016 tarihli ilamı ile “ Taraflar arasındaki uyuşmazlık, «akaryakıt bayilik sözleşmesi» ve eki «asgari alım taahhüdünde» öngörülen yıllık asgari «ürün alımı taahhüdüne» aykırı davranıldığı iddiasına dayalı cezai şart alacağından kaynaklanmaktadır.
179/III) dur.Akaryakıt «bayilik sözleşmelerinde» (veya sözleşme eki «taahhütnamelerde») yer alan “yıllık «asgari alım taahhüdü»”ne uymama halinde öngörülen «ceza koşulu» («cezai şart») hükümleri TBK'nın 179/II. (BK. md.
179/I), «ifaya eklenen ceza koşulu» (TBK md.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:şekle aykırılık · karine · sözleşmeden doğan dava · geçersizlik
Benzer bu karardaAsıl borç sona ermiş ya da «geçersiz» doğmuşsa, «cezai şart» bağımsız bir borç oluşturamaz.
Ancak, geçerlilik şekline bağlı olan bir sözleşme bu şekle uygun olarak yapılmadığı halde, «şekle aykırılığı» ileri sürmenin dürüstlük kurallarıyla bağdaşmaması nedeniyle dinlenmediği hallerde, sözleşme geçerli sayıldığından, onun fer’i niteliğinde olan «cezai şart» da geçerli sayılacaktır.
TBK, “borcun belirlenen zamanda veya yerde «ifa» edilmemesi” hali için kararlaştırılmış ceza koşulunun, «ifaya eklenen ceza koşulu» niteliğinde olacağına dair bir «karine» koymuştur.
Diğer yandan alacaklı, çekince koymadan ifayı kabul etmiş veya «sözleşmeden doğan» edimlerini «ifa» etmeye devam etmişse bu takdirde de ceza koşulunu isteyemez.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2024/3179 E. , 2025/2089 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi
SAYISI 2020/2280 Esas, 2023/1416 Karar
KARAR Davanın kısmen kabulü
İLK DERECE MAHKEMESİ İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI 2016/1233 E., 2020/754 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
KARAR
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı .... Uluslararası Turizm Nakliyat Sanayi Ticaret A.Ş. ile 25.04.2011 tarihinde bayilik sözleşmesi imzaladıklarını, 26.04.2011 tarihinde de bu sözleşmeye bağlı olarak asgari mal alım taahhütnamesi yaptıklarını, sözleşmenin beş yılın sonunda 25.04.2016 tarihinde sona erdiğini, sözleşmenin 24.09.2016 tarihine kadar uzatıldıktan sonra bu tarihte sona erdiğini, davalının mal alım taahhütnamesine uymaması ve imzalanan protokol hükümlerini yerine getirmemesi nedeniyle davalıya gönderilen ihtarname ile eksik alım yapıldığını, eksik alım nedeniyle cezai şart borcunun oluştuğunu ve alım taahhütnamesine uyulmaması durumunda ayrıca sözleşmenin feshedileceğinin ihtar edildiğini, davalının sözleşme ve ürün alım taahhütnamesine uymaması üzerine davalıya ikinci bir ihtarname gönderilerek ihtarname tarihi itibariyle 117.867,00 USD muaccel hale gelmiş cezai şart borcunun faizi ile birlikte ödenmesinin bildirildiğini, aynı taleplerin yeni bir ihtarname ile yinelendiğini, ancak davalının yükümlülüklerini yerine getirmediğini, sözleşmeye göre davalıya teslim edilmiş ariyet ve demirbaşlar bulunduğunu, bu ariyet ve demirbaşların kendilerine teslimi gerekirken teslim edilmediğini, Kadıköy 14.
Noterliğinin 26.10.2016 tarihli ihtarnamesi ile pompanın iadesinin istenildiğini, davalının pompanın sökülmesine izin vermediğini ileri sürerek sözleşmenin 1., 2., 3. ve 4. yılları için 1.000,00 USD, 5. yılı için 20.235,00 USD olmak üzere toplam 21.235,00 USD cezai şartın ihtarnamenin davalıya tebliğ tarihi olan 13.10.2016 tarihinden itibaren 3095 sayılı yasanın 4/a maddesine göre işleyecek faizi ile birlikte taraflarına ödenmesine ve davalıya ariyet olarak verilmiş bulunan bir adet pompanın bedeli olan 500,00 USD'nin yine ihtarnamenin davalıya tebliğ tarihi olan 13.10.2016 tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'un 4/a maddesine göre işleyecek faizi ile birlikte taraflarına ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; hak düşürücü süre itirazında ve zamanaşımı definde bulunduklarını, davacının 22.10.2012 tarihli ihtarnameden başka bir ihtarname göndermediğini, bu ihtarnamenin de süresi içinde olmadığını, yerleşik Yargıtay kararlarına göre davacının kendilerinden cezai şart alacağı talep edemeyeceğini, davacının kendilerinden pompa alacağı bulunmadığını, bunu davacının kendisinin ispatlaması gerektiğini, davacının kendilerinden talep ettiği self stop pompa sisteminin henüz bütün Türkiye'de kurulamadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kısmen kabul kısmen reddi ile, davacının ceza koşulunun reddine, davacının davalıya teslim ettiği pompanın bedeli olarak 4.500,00 TL'nin 13.10.2016 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davacının pompa bedeli için talep ettiği 3095 sayılı Kanun madde 4/a'ya göre faiz talebinin reddine karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince istinaf edilmiştir.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, davacı tarafça davalıya birinci dönem olan 25.04.2011- 25.04.2012 dönemi bitiminde yeni dönem başlamadan bir ihtar veya ihtirazı kayıt konulmadan yeni dönem başında mal verildiği, 2012- 2013 dönemi içerisinde 22.10.2012 tarihli ihtarname ile birinci döneme ilişkin 31.890,00 USD cezai şart talep edildiği, bu ihtarname dönem sonunda yeni dönem mal verilmeye başlanılmadan önce keşide edilmediğinden dönem sonu itibarıyla ihtar ve çekince şartı yerine gelmediği, bu dönemden sonraki dönemlerde sözleşme sonuna kadar her dönemin sonunda yeni dönem başlamadan önce bir ihtirazi kayıt veya çekince ileri sürülmeden davalı tarafa mal verilmeye devam edildiği, bu durumda davacı şirketin, davalının imzaladığı taahhütnamedeki asgarî alım miktarı yerine getirmemesi hâlinde taahhütnamede yer alan cezai şartın davalıdan istenmeyeceği yönünde davalı tarafta haklı bir güven oluşturduğu, cezai şart talep etmesinin çelişkili davranış yasağını ihlal ettiği, böyle bir davranışın hukuken korunmayacağı, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 179.
maddesinin ikinci fıkrasında “ceza borcun belirlenen zaman veya yerde ifa edilmemesi durumu için kararlaştırılmışsa alacaklı, hakkından açıkça feragat etmiş veya ifayı çekincesiz olarak kabul etmiş olmadıkça, asıl borçla birlikte cezanın ifasını da isteyebilir.” düzenlemesine yer verildiği, maddede bahsedilen alacaklının ifa ile birlikte çekince koymasının hukuki anlamda hak ettiği cezai şartın ifasını isteyebilmesi için kendisine yüklenen bir külfet olduğu, külfeti yerine getirmeyen alacaklının cezai şartın ifasını isteme imkanının kalmadığı, sözleşme maddesinin davacının külfetini yerine getirmesinden sonra doğan talep hakkını zaman aşımı içerisinde isteyebileceği şeklinde yorumlandığı, bu durumda davacının çekincesiz olarak ifayı kabul ettiği dönem başlarından önceki dönemlere ait cezai şartları talep etme imkanı bulunmadığı, anlaşma süresinin sonunda tüm dönemlere ilişkin cezai şartın topluca istenebilmesi için dahi her dönem başında çekince konulması gerektiği sonucuna ulaşıldığı, beşinci yıl için cezai şartın talep edilebileceği düşünülse de sözleşmenin süresi olan 24.04.2016 tarihinden itibaren tarafların anlaşması 5 defa zeyilname yapılarak sürenin 25.09.2016 tarihine kadar uzatıldığı ve süresinin bitimiyle feshedildiği, beşinci dönemin sonu olan 25.04.2016 tarihinden sonra yine davacı tarafça herhangi bir çekince konulmadan davalıya mal verilmeye devam edilmesi, davacı tarafça sözleşmenin sona ermesinden sonra keşide edilen 10 Ekim ve 26 Ekim 2016 tarihli ihtarların sonuca bir etkisinin olmaması karşısında 5.
yıla ait cezai şartın da talep edilemeyeceği, davalı tarafın istinaf konusu ettiği kabul edilen kısmın 4.500,00 TL olduğu, davalı vekilince bu karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulduğu, istinaf incelemesine konu edilen kararın kesinlik sınırının altında kaldığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı vekilinin kabul edilen kısma ilişkin istinaf başvurusunun usulden reddine, davalı vekilinin yargılama giderlerine ilişkin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm kurulmasına, davanın kısmen kabul, kısmen reddine, davacının ceza koşulu talebinin reddine, davacının davalıya teslim ettiği pompanın bedeli olarak 4.500,00 TL'nin 13.10.2016 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, karar davacı vekilince temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Dava ve Hukuki Nitelendirme
Dava, davalının taraflar arasında düzenlenen 25.04.2011 tarihli Bayilik Anlaşması, 25.04.2011 tarihli protokol ve 26.04.2011 tarihli asgari mal alım taahhütnamesi hükümlerince asgari alım taahhüdünün yerine getirmediği gerekçesiyle cezai şart talebi ve davalıya verildiği iddia edilen 1 adet pompa bedelinin tahsili istemine ilişkindir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
1.Dava, taraflar arasındaki bayilik anlaşması, protokol ve asgari mal alım taahhütnamesi gereğince asgari alım taahhüdünün yerine getirilmemesi nedeniyle sözleşme hükümleri uyarınca cezai şart alacağı ile pompa bedelinin tahsili istemlerine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince cezai şart alacağına ilişkin talebin reddi ile pompa bedelinin tazminine yönelik karara ilişkin taraf vekillerinin istinaf başvurusu üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince yukarıda anılan gerekçeyle cezai şart alacağının reddine ilişkin verilen kararın usule ve hukuka uygun olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf isteminin esastan reddine, davalı vekilinin ise istinaf isteminin kabulü ile esas hakkında yeniden hüküm kurularak davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) “Ceza Koşulu” başlığı altında üç çeşit ceza koşulu düzenlenmiştir. Bunlar seçimlik ceza koşulu (TBK. md. 179/1), ifaya eklenen ceza koşulu (TBK md. 179/2) ve ifayı engelleyen ceza koşuludur (TBK md. 179/3). Akaryakıt bayilik sözleşmelerinde veya taahhütnamelerde yer alan “yıllık asgari alım taahhüdü”ne uymama halinde öngörülen ceza koşulu (cezai şart) hükümleri TBK'nın 179. maddesinin ikinci fıkrasındaki ifaya ekli ceza koşulu niteliğindedir. İfaya eklenen ceza koşulunda, şart gerçekleştiği takdirde alacaklı, hem ifayı hem de cezayı talep edebilecektir. Beş yıl süreli bir akaryakıt bayilik sözleşmesinde veya eki taahhütnamede bayinin yıllık asgari ürün alımı taahhüdü bulunmasına rağmen yıllar itibariyle bu taahhüde uyulmaması durumunda ise tedarikçi firmanın, TBK'nın 179.
maddesinin ikinci fıkrası uyarınca hem ifayı hem de ceza koşulunu talep edebilmesi için takip eden yılda henüz bayiye mal vermeden önce ceza koşulu ile ilgili çekince (ihtirazi kayıt) bildirmesi ya da bu konuda bayiye noterden bir ihtarname göndermesi gerekir. Çekince için ayrıca bir şekil şartı bulunmamakta olup, tedarikçi, taahhüde aykırı davranılmış olan yılı takip eden yeni yıldaki ilk fatura ve irsaliyeye koyacağı bir açıklama (şerh) ile bu koşulu yerine getirebilir. Bunlar yapılmadan müteakip yılın ifası gerçekleşmişse artık bir önceki yıla ait ceza koşulu istenemeyecektir. Ancak; TBK’nın 179 uncu maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen hüküm, emredici nitelikte olmadığından taraflar, sözleşme serbestisi ilkesi gereğince aralarında farklı bir düzenleme yapabilecektir.
Somut olaya gelindiğinde; dosya içerisinde bulunan davacı tarafın, mal alım taahhütnamesinin 3. maddesiyle; "iş bu taahhütname gereğince PETLİNE lehine doğacak herhangi bir hakkın, PETLİNE tarafından uzun süre kullanılmamış olmasının, o hak ve alacaktan PETLİNE tarafından vazgeçildiği anlamına gelmeyeceğini peşinen gayri kabulü rücu olarak beyan, kabul ve taahhüt ederim" ve taraflar arasındaki 25.04.2011 tarihli protokolün 12. maddesindeki "İşbu protokolden doğan herhangi bir hakkın PETLİNE tarafından kullanılmaması, gecikmeli olarak kullanılması veya hatalı olarak kullanılması, PETLİNE'ın söz konusu haktan feragat ettiği anlamına gelmediği gibi bu durum BAYİ'ye protokolün söz konusu hükmünü veya protokolün tamamını meriyetten ıskat talebinde bulunma veya kazanılmış hak iddiasında bulunma hakkı vermez"' düzenlemesi dikkate alındığında çekincesiz olarak mal verilmesinin davacının cezai şart talebinden vazgeçtiği anlamına gelmeyeceği hususu gözetilmeksizin yukarıda yazılı gerekçeyle ile hüküm tesisi doğru olmamış, kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.
2.Bozma sebebine göre davacının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına karar verilmiştir.
VI. SONUÇ
Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 373/2 hükmü uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 25.03.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1152071700 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz