Haksız Rekabetin Tespiti ve Tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2018/2961 E. 2020/100 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
gerekçe-hüküm çelişkisi↗ hmk 297↗ yoksun kalınan kâr↗ zamanaşımı defi↗ hakkaniyet↗ denetime elverişlilik↗ ticaret unvanı↗ marka hakkına tecavüz↗ kâr kaybı↗ içtihadı birleştirme kararı↗ ıslah↗ ilk derece kararının kaldırılması↗ maddi tazminat↗ yasal faiz↗ zamanaşımı↗ iltibas↗ istinaf yoluna başvurulabilirlik↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İlk derece mahkemesince iddia, savunma, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamına göre, davalının "TATBAK" markasını kullanmaya devam ettiği, temadi eden eylem sebebiyle zamanaşımı süresinin geçmediği, sessiz kalma yoluyla hak kaybının oluşmadığı, baklava, kazandibi, sütlaç ve sup ürünlerinin hem davacı markası kapsamında yer aldığı, hem de davalı tarafından kullanıldığı, bir kısım malların ise benzerlik arz ettiği, bu sebeple davalı kullanımının davacının marka hakkını ihlal ettiği, davalının kendisinin üreterek sattığı malların 35.08. sınıf kapsamında kalmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile davalının "Tatbak" ibaresini davacı markası ile iltibas oluşturacak şekilde unlu gıdalarda kullanımının marka hakkına tecavüz oluşturduğunun tespitine, tecavüzün durdurulmasına, fiili zarara ilişkin maddi tazminat talebinin reddine, yoksun kalınan kazanç olarak 556 sayılı KHK'nın 66/c bendi uyarınca hesaplanan 854.606,96 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davalının ticaret ünvanının terkinine yönelik talebin reddine karar verilmiştir.
Davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince, davacının markası kapsamındaki ürünler ile davalının kullanımındaki ürünlerin benzerlik, işaretlerin ise aynılık taşıdığı, marka üzerindeki hakkın davacıya ait olduğu, davalının ticaret unvanı dışındaki markasal kullanımının markaya tecavüz teşkil ettiği, fiil temadi ettiği için zamanaşımı defiinin yerinde görülmediği, sunulan delillerden davalının 2002 yılından itibaren "TATBAK" ibaresini kullanmaya başladığı, ibareye büyük yatırım yaptığı, dolayısıyla davalının ticari faaliyetlerini davacının markasının tanınmışlığından değil, kendisinin gerçekleştirdiği yatırım ve tanıtımlarla sürdürdüğü, aynı ibareden oluşan unvanın da davalı yanca kullanılmasının hak ve sorumluluk olduğu, lisans bedeli için görüşüne başvurulan bilirkişi heyetinin bu hususları dikkate almadan büyük miktarlarda lisans bedeli hesapladığı, tazminatın davacının uğradığı zararla orantılı olması, lisans bedelinin marka sahibinin yatırımlarına işaret eden unsurlar ile tecavüz edenin ürün pazarlamasına katkısının dikkate alınarak belirlenmesi gerektiği, davacının sadece bir işletmede faaliyet göstermesi nazara alındığında davalının düzinelerce işletmesinin gelirlerinin %3,75'inin lisans bedeli olarak belirlenmesinin hakkaniyete uygun düşmediği, yine davalının işyerinde başka markalı ürünlerin de satıldığı, bu durumda Türk Borçlar Kanununun 50-51. maddelerinin gözetilerek maddi tazminatın takdiren 427.000 TL olarak belirlendiği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf talebinin kısmen kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulüne, davalının Tatbak ibaresini unlu gıdalarda markasal kullanımının davacının marka hakkına tecavüz oluşturduğunun tespitine, vaki tecavüzün durdurulmasına, fiili zarara ilişkin ispatlanamayan maddi tazminat talebinin reddine, yoksun kalınan kazanç olarak 556 sayılı KHK'nın 66/c bendi uyarınca hesaplanan 427.000 TL'nin ıslah tarihi olan 24.11.2016'dan itibaren yasal faiz yürütülmek suretiyle davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin talebin reddine, www.hakmar.com.tr adlı internet sitesinde davacı marka hakkına tecavüz oluşturacak şekilde unlu gıdalarda kullanımına yönelik görsellerin içerikten çıkarılmasına, ticaret ünvanının terkinine yönelik talebin reddine karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1-HMK'nın 297 ve 298. maddeleri uyarınca mahkeme kararları, asgari olarak iki tarafın iddia ve savunmalarının özetlerini, incelenen maddi ve hukuki olayın özünü, mahkemeyi sonuca götüren gerekçelerin neler olduğu hususlarını ihtiva etmelidir. Anayasanın 141. maddesinin 3. fıkrası hükmü de mahkeme kararlarının gerekçeli olması gerektiğini düzenlemektedir. Dolayısıyla gerekçe, bir hükmün olmazsa olmaz unsurudur. Taraflar, ancak kararlara konulması gereken gerekçeler sayesinde hükmün hangi maddi ve hukuki nedene dayandırıldığını anlayabilirler. Ayrıca, karar aleyhine yasa yollarına başvurulduğunda da Yargıtay incelemesi sırasında gerekçe sayesinde kararın usul ve yasaya uygun olup olmadığı denetlenebilir. Diğer bir anlatımla, Yargıtay incelemesi ancak bir kararın somut olaya uygun gerekçe taşıması halinde mümkün olabilir. Öte yandan, yazılacak kararın gerekçesiyle hüküm kısmı arasında bütünsellik esastır. Başka bir anlatımla, gerekçe ile hüküm birbirine bağlı olup, çelişki bulunmaması gerekir. Nitekim, HMK’nın 298/2. maddesinde de gerekçeli kararın, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamayacağı açıkça düzenlenmiş bulunmaktadır. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu’nun 10.4.1992 gün ve 1991/7 esas 1992/4 sayılı kararında da kısa karar ile gerekçeli kararın çelişik bulunmasının bozma nedeni sayılacağı içtihat edilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararının gerekçesinde, davalının baklava, pasta, sütlaç, kazandibi, yufka gibi ürünleri sattığı, bu ürünlerin davacının markaları kapsamındaki ürünlerle benzer olduğu kabul edilerek marka hakkına tecavüz tespit edilmiş, hüküm fıkrasının 4 nolu bendinde de "Davalının Tatbak ibaresini davacı tescilli markası ile iltibas oluşturacak şekilde unlu gıdalarda markasal kullanımının davacının marka hakkına tecavüz oluşturduğunun tespitine, vaki tecavüzün durdurulmasına" dair hüküm tesis edildikten sonra hükmün devamında "TATBAK ibaresinin ürün ve iş yeri tanıtımlarından ticari evrak ve tabelalardan çıkarılmasına, çıkarılması mümkün olmayanların imhasına" denilmek suretiyle davalının tüm ürün ve faaliyetlerini kapsayacak şekilde "TATBAK" ibaresini kullanımından men'ine karar verilmek suretiyle gerekçe ve hüküm ile hüküm fıkraları arasında çelişki oluşturacak ve infazında tereddüte sebebiyet verecek şekilde karar verilmiştir.
Bu durum karşısında, mahkemece yukarıda açıklanan yasa hükümlerine ve içtihada uygun şekilde tarafların iddia ve savunmaları değerlendirilerek, gerekçe ile hüküm çelişkisi içermeyen, kendi içinde tutarlı, maddi olaya ve talebe uygun, denetime elverişli gerekçeli karar oluşturulmak gerekirken Anayasa ile 6100 sayılı HMK'nın 297 ve 298. maddelerinde belirtilen unsurlardan yoksun, gerekçe ve hüküm ile hüküm fıkraları arasında çelişki içeren karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın öncelikle bu nedenle resen bozulması gerekmiştir.
2-Bozma sebep şekline göre taraf vekillerinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2011/1642 E. 2012/9499 K.
Ortak:iltibas
İncelediğiniz kararda… rece mahkemesince iddia, savunma, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamına göre, davalının "TATBAK" markasını kullanmaya devam ettiği, temadi eden eylem sebebiyle «zamanaşımı» süresinin geçmediği, sessiz kalma yoluyla hak «kaybının» oluşmadığı, baklava, kazandibi, sütlaç ve sup ürünlerinin hem davacı markası kapsamında yer aldığı, hem de davalı tarafından kullanıldığı, bir kısım malların ise benzerlik arz ettiği, bu sebeple davalı kullanımının davacının marka hakkını ihlal ettiği, davalının kendisinin üreterek sattığı malların 35.08. sınıf kapsamında kalmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile davalının "Tatbak" ibaresini davacı markası ile «iltibas» oluşturacak şekilde unlu gıdalarda kullanımının «marka hakkına tecavüz» oluşturduğunun tespitine, tecavüzün durdurulmasına, fiili zarara ilişkin «maddi tazminat» talebinin reddine, «yoksun kalınan» kazanç olarak 556 sayılı KHK'nın 66/c bendi uyarınca hesaplanan 854.606,96 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davalının ticaret ünvanının terkinine yö …
… inde, davalının baklava, pasta, sütlaç, kazandibi, yufka gibi ürünleri sattığı, bu ürünlerin davacının markaları kapsamındaki ürünlerle benzer olduğu kabul edilerek «marka hakkına tecavüz» tespit edilmiş, hüküm fıkrasının 4 nolu bendinde de "Davalının Tatbak ibaresini davacı tescilli markası ile «iltibas» oluşturacak şekilde unlu gıdalarda markasal kullanımının davacının marka hakkına tecavüz oluşturduğunun tespitine, vaki tecavüzün durdurulmasına" dair hüküm tesis …
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, taraflara ait markalardaki asıl unsurun TATBAK ibaresi olduğu, davalıya ait markanın davacıya ait marka ile «iltibasa» neden olacak şekilde benzer olduğu, anılan ibare üzerinde davacının öncelik hakkının olduğu gerekçesiyle, davanın kabulüne, davalı adına tescilli markanın hükümsüzlüğüne karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:ayni sermaye · eksik inceleme · ibraz
Benzer bu karardaGerçekten de davalı tarafından dosyaya «ibraz» edilen belgelerden davalı şirketin ortaklarından olan Gürbüz Küçükçolak tarafından “Tatbak Un Mamulleri Gürbüz Küçükçolak” ibaresinin işletme adı olarak 14.12.1984 tarihinde tescil edildiği ve tescil belgesinde işletmenin 12.10.1982 tarihinden beri kurabiye, tatlı vb. unlu mamulleri imal ettiği ve bu işletmenin 01.12.1999 tarihinde kurulan davalı şirkete «ayni sermaye» olarak konulduğu ve “TATBAK” ibaresinin davalı şirketin unvanında aynen yer aldığı anlaşılmaktadır.
… arkalardaki asıl unsur olan “TATBAK” ibaresinin 1982 yılından beri müvekkili tarafından işletme adı olarak kullanıldığını savunarak buna ilişkin delillerini dosyaya «ibraz» etmiştir.
Bu itibarla, mahkemece, davalı tarafın anılan ibareyi davacıdan önce işletme adı olarak kullandığı iddiasının değerlendirilerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, «eksik incelemeye» dayalı yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2018/2929 E. 2019/4432 K.
Ortak:iltibas
İncelediğiniz kararda… rece mahkemesince iddia, savunma, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamına göre, davalının "TATBAK" markasını kullanmaya devam ettiği, temadi eden eylem sebebiyle «zamanaşımı» süresinin geçmediği, sessiz kalma yoluyla hak «kaybının» oluşmadığı, baklava, kazandibi, sütlaç ve sup ürünlerinin hem davacı markası kapsamında yer aldığı, hem de davalı tarafından kullanıldığı, bir kısım malların ise benzerlik arz ettiği, bu sebeple davalı kullanımının davacının marka hakkını ihlal ettiği, davalının kendisinin üreterek sattığı malların 35.08. sınıf kapsamında kalmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile davalının "Tatbak" ibaresini davacı markası ile «iltibas» oluşturacak şekilde unlu gıdalarda kullanımının «marka hakkına tecavüz» oluşturduğunun tespitine, tecavüzün durdurulmasına, fiili zarara ilişkin «maddi tazminat» talebinin reddine, «yoksun kalınan» kazanç olarak 556 sayılı KHK'nın 66/c bendi uyarınca hesaplanan 854.606,96 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davalının ticaret ünvanının terkinine yö …
… inde, davalının baklava, pasta, sütlaç, kazandibi, yufka gibi ürünleri sattığı, bu ürünlerin davacının markaları kapsamındaki ürünlerle benzer olduğu kabul edilerek «marka hakkına tecavüz» tespit edilmiş, hüküm fıkrasının 4 nolu bendinde de "Davalının Tatbak ibaresini davacı tescilli markası ile «iltibas» oluşturacak şekilde unlu gıdalarda markasal kullanımının davacının marka hakkına tecavüz oluşturduğunun tespitine, vaki tecavüzün durdurulmasına" dair hüküm tesis …
Benzer bu kararda1-) Asıl ve birleşen davalar, «iltibas», tanınmışlık ve «kötü niyet» vakıalarına dayalı marka hükümsüzlüğü istemine ilişkin olup, mahkemece, yazılı gerekçelerle, asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
Somut olayda, mahkemece hükme esas teşkil ettirilen bilirkişi raporunda, tanınmışlık ve «kötü niyet» iddialarının ispat edilemediği ancak davacı yanca hükümsüzlük talebine mesnet olarak gösterilen 2001/07620 sayılı “Üstüneller Baklavacısı+ Şekil” ibareli marka ile, hükümsüzlüğü talep edilen 2006/40880 sayılı “Üstüneller Avcıoğlu”, 2011/42754 sayılı “... “ ve 2014/08024 sayılı “Üstüneller Sade” ibareli markalar arasında raporda gösterilen emtialar bakımından «iltibas» tehlikesi bulunduğu bu nedenle anılan markalar bakımından kısmi hükümsüzlük koşullarının oluştuğu mütala edilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kötü niyet
Benzer bu kararda1-) Asıl ve birleşen davalar, «iltibas», tanınmışlık ve «kötü niyet» vakıalarına dayalı marka hükümsüzlüğü istemine ilişkin olup, mahkemece, yazılı gerekçelerle, asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
Somut olayda, mahkemece hükme esas teşkil ettirilen bilirkişi raporunda, tanınmışlık ve «kötü niyet» iddialarının ispat edilemediği ancak davacı yanca hükümsüzlük talebine mesnet olarak gösterilen 2001/07620 sayılı “Üstüneller Baklavacısı+ Şekil” ibareli marka ile, hükümsüzlüğü talep edilen 2006/40880 sayılı “Üstüneller Avcıoğlu”, 2011/42754 sayılı “... “ ve 2014/08024 sayılı “Üstüneller Sade” ibareli markalar arasında raporda gösterilen emtialar bakımından «iltibas» tehlikesi bulunduğu bu nedenle anılan markalar bakımından kısmi hükümsüzlük koşullarının oluştuğu mütala edilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2019/1298 E. 2019/8006 K.
Ortak:ıslah
İncelediğiniz kararda… kası kapsamındaki ürünler ile davalının kullanımındaki ürünlerin benzerlik, işaretlerin ise aynılık taşıdığı, marka üzerindeki hakkın davacıya ait olduğu, davalının «ticaret unvanı» dışındaki markasal kullanımının markaya tecavüz teşkil ettiği, fiil temadi ettiği için «zamanaşımı defiinin» yerinde görülmediği, sunulan delillerden davalının 2002 yılından itibaren "TATBAK" ibaresini kullanmaya başladığı, ibareye büyük yatırım yaptığı, dolayısıyla davalının ticari faaliyetlerini davacının markasının tanınmışlığından değil, kendisinin gerçekleştirdiği yatırım ve tanıtımlarla sürdürdüğü, aynı ibareden oluşan unvanın da davalı yanca kullanılmasının hak ve sorumluluk olduğu, lisans bedeli için görüşüne başvurulan bilirkişi heyetinin bu hususları dikkate almadan büyük miktarlarda lisans bedeli hesapladığı, tazminatın davacının uğradığı zararla orantılı olması, lisans bedelinin marka sahibinin yatırımlarına işaret eden unsurlar ile tecavüz edenin ürün pazarlamasına katkısının dikkate alınarak belirlenmesi gerektiği, davacının sadece bir işletmede faaliyet göstermesi nazara alındığında davalının düzinelerce işletmesinin gelirlerinin %3,75'inin lisans bedeli olarak belirlenmesinin «hakkaniyete» uygun düşmediği, yine davalının işyerinde başka markalı ürünlerin de satıldığı, bu durumda Türk Borçlar Kanununun 50-51. maddelerinin gözetilerek «maddi tazminatın» takdiren 427.000 TL olarak belirlendiği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf talebinin kısmen kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulüne, davalının Tatbak ibaresini unlu gıdalarda markasal kullanımının davacının «marka hakkına tecavüz» oluşturduğunun tespitine, vaki tecavüzün durdurulmasına, fiili zarara ilişkin ispatlanamayan maddi tazminat talebinin reddine, «yoksun kalınan» kazanç olarak 556 sayılı KHK'nın 66/c bendi uyarınca hesaplanan 427.000 TL'nin «ıslah» tarihi olan 24.11.2016'dan itibaren «yasal faiz» yürütülmek suretiyle davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin talebin reddine, www.hakmar.com.tr adlı internet sitesinde davacı marka hakkına tecavüz oluşturacak şekil …
Benzer bu karardaMahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılamaya göre, davacı vekili her ne kadar sunduğu «ıslah» dilekçesiyle 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu uyarınca karar verilmesi talebinde bulunmuşsa da anılan Kanunun dava tarihinde yürürlükte bulunmadığı, her davanın açıldığı tarihteki koşullara ve yasal düzenlemelere göre değerlendirilmesi gerektiği, kanunların usuli işlemlerin ıslahı suretiyle dahi geriye yürütülemeyeceği bu nedenle ıslah talebinin usulüne uygun olmadığı, 556 sayılı KHK'nın 14. maddesinin Anayasa Mahkemesi'nin kararı ile iptal edilmesi nedeniyle davanın hukuki dayanağı kalmadığından reddinin gerektiği, «yargılama giderleri» ve «vekalet ücretine» tarafların dava tarihi itibariyle «haklılık durumu» dikkate alınarak karar verilmesi gerektiği, bu itibarla davaya konu markayı kullandığı hususunda «ispat yükü» üzerinde olan marka sahibi davalının dosyada yer alan bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere davaya konu markayı 29. sınıf emtialarda dava tarihinden geriye doğ …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:haklılık durumu · yargılama giderleri · ispat yükü · yargılama gideri · vekalet ücreti
Benzer bu karardaMahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılamaya göre, davacı vekili her ne kadar sunduğu «ıslah» dilekçesiyle 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu uyarınca karar verilmesi talebinde bulunmuşsa da anılan Kanunun dava tarihinde yürürlükte bulunmadığı, her davanın açıldığı tarihteki koşullara ve yasal düzenlemelere göre değerlendirilmesi gerektiği, kanunların usuli işlemlerin ıslahı suretiyle dahi geriye yürütülemeyeceği bu nedenle ıslah talebinin usulüne uygun olmadığı, 556 sayılı KHK'nın 14. maddesinin Anayasa Mahkemesi'nin kararı ile iptal edilmesi nedeniyle davanın hukuki dayanağı kalmadığından reddinin gerektiği, «yargılama giderleri» ve «vekalet ücretine» tarafların dava tarihi itibariyle «haklılık durumu» dikkate alınarak karar verilmesi gerektiği, bu itibarla davaya konu markayı kullandığı hususunda «ispat yükü» üzerinde olan marka sahibi davalının dosyada yer alan bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere davaya konu markayı 29. sınıf emtialarda dava tarihinden geriye doğ …
… rekçesinde, KHK'nın 14. maddesinin Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesi nedeniyle davanın açıldığı tarih itibariyle tarafların haklılık durumları gözetilerek «yargılama giderlerine» hükmedilmesi gerektiği, bu doğrultuda dava tarihi itibariyle davacının işbu davayı açmakta haklı olduğu ve yargılama gideri ile «vekalet ücretinin» tamamının davalıdan tahsilinin gerektiği belirtilmesine rağmen, davanın reddine, «yargılama giderleri» ve vekalet ücretinin davacıdan tahsiline karar verilmiştir.
4 benzer karar daha
-
İtirazın iptali | İcra inkar tazminatı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2017/2295 E. 2018/6580 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:emtia nakliyat sigortası · nakliyat sigortası · infazda tereddüt · rücuen tahsil · icra takibine itiraz · infaz · taşıyan · sigorta poliçesi
Benzer bu kararda1- Dava, «emtia nakliyat sigorta poliçesi» uyarınca ödenen tazminatın «rücuen tahsili» istemi ile açılan «icra takibine itirazın» iptali istemine ilişkindir.
2008/ ... takip sayılı dosyasındaki 4.350,00 TL alacağa yapılan itirazın ödeme tarihinden itibaren işleyecek «avans faizi» ile birlikte iptali ile takibin devamına karar verilmek suretiyle her iki davalı hakkında da davanın kabulü şeklinde kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki yaratır ve «infazda tereddüt» oluşturur şekilde karar verilmesi doğru olmadığından kararın re’sen bozulması gerekmiştir.
Mahkemece bozma ilamı, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, dava konusu taşımaya ilişkin CMR belgelerini «taşıyan» sıfatıyla davalı ... ... ... ...'nin imzaladığının anlaşıldığı, dosyada davalı ...
Uluslararası Nakliyat ve Dış Tic Ltd Şti'nin «taşıyan» olduğunu gösterir başka delil olmadığı gerekçesi ile davalı ...s Uluslararası Nakliyat ve Dış Tic Ltd.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2019/34 E. 2019/7128 K.
Ortak:denetime elverişlilik
İncelediğiniz kararda… içtihada uygun şekilde tarafların iddia ve savunmaları değerlendirilerek, gerekçe ile hüküm çelişkisi içermeyen, kendi içinde tutarlı, maddi olaya ve talebe uygun, «denetime elverişli» gerekçeli karar oluşturulmak gerekirken Anayasa ile 6100 sayılı HMK'nın 297 ve 298. maddelerinde belirtilen unsurlardan yoksun, gerekçe ve hüküm ile hüküm fıkralar …
Benzer bu karardaBu durum karşısında, mahkemece yukarıda açıklanan yasa hükümlerine uygun şekilde tarafların iddia ve savunmaları değerlendirilerek, kendi içinde tutarlı, maddi olaya ve talebe uygun, «denetime elverişli» gerekçeli karar oluşturulmak gerekirken Anayasa ile 6100 sayılı HMK'nın 297 ve 298. maddelerinde belirtilen unsurlardan yoksun gerekçesiz karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın öncelikle bu nedenle bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/9830 E. 2015/10091 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kötüniyet tazminatı · ibra · kötü niyet tazminatı · kötü niyet · kötüniyet · menfi tespit
Benzer bu karardaMahkemece, kendisine ödeme yapıldığı iddia edilen avukatın davacının borcunun tamamını ödediğini ve davacının «ibra» edildiğini beyan ettiği gerekçesi ile davanın kabulüne, ve davalının kötü niyetli olması nedeniyle %20 «kötü niyet tazminatının» davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Somut olayda davalı aleyhine gerekçesi açıklanmadan «kötüniyet tazminatına» hükmedilmiştir.
Mahkemece, yukarıda anılan hükümler nazara alınmadan gerekçesiz olarak davalı aleyhine «kötüniyet tazminatına» hükmedilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
Kararı davalı vekili temyiz etmiştir. (1) Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davalı vekilinin sair temyiz itirazları yerinde değildir. (2) Dava, «menfi tespit» istemine ilişkindir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2018/2838 E. 2019/4476 K.
Ortak:yasal faiz
İncelediğiniz kararda… kası kapsamındaki ürünler ile davalının kullanımındaki ürünlerin benzerlik, işaretlerin ise aynılık taşıdığı, marka üzerindeki hakkın davacıya ait olduğu, davalının «ticaret unvanı» dışındaki markasal kullanımının markaya tecavüz teşkil ettiği, fiil temadi ettiği için «zamanaşımı defiinin» yerinde görülmediği, sunulan delillerden davalının 2002 yılından itibaren "TATBAK" ibaresini kullanmaya başladığı, ibareye büyük yatırım yaptığı, dolayısıyla davalının ticari faaliyetlerini davacının markasının tanınmışlığından değil, kendisinin gerçekleştirdiği yatırım ve tanıtımlarla sürdürdüğü, aynı ibareden oluşan unvanın da davalı yanca kullanılmasının hak ve sorumluluk olduğu, lisans bedeli için görüşüne başvurulan bilirkişi heyetinin bu hususları dikkate almadan büyük miktarlarda lisans bedeli hesapladığı, tazminatın davacının uğradığı zararla orantılı olması, lisans bedelinin marka sahibinin yatırımlarına işaret eden unsurlar ile tecavüz edenin ürün pazarlamasına katkısının dikkate alınarak belirlenmesi gerektiği, davacının sadece bir işletmede faaliyet göstermesi nazara alındığında davalının düzinelerce işletmesinin gelirlerinin %3,75'inin lisans bedeli olarak belirlenmesinin «hakkaniyete» uygun düşmediği, yine davalının işyerinde başka markalı ürünlerin de satıldığı, bu durumda Türk Borçlar Kanununun 50-51. maddelerinin gözetilerek «maddi tazminatın» takdiren 427.000 TL olarak belirlendiği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf talebinin kısmen kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulüne, davalının Tatbak ibaresini unlu gıdalarda markasal kullanımının davacının «marka hakkına tecavüz» oluşturduğunun tespitine, vaki tecavüzün durdurulmasına, fiili zarara ilişkin ispatlanamayan maddi tazminat talebinin reddine, «yoksun kalınan» kazanç olarak 556 sayılı KHK'nın 66/c bendi uyarınca hesaplanan 427.000 TL'nin «ıslah» tarihi olan 24.11.2016'dan itibaren «yasal faiz» yürütülmek suretiyle davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin talebin reddine, www.hakmar.com.tr adlı internet sitesinde davacı marka hakkına tecavüz oluşturacak şekil …
Benzer bu karardaİcra Müdürlüğünün 2013/10571 sayılı takip dosyasında itirazının 13.000,00 TL «asıl alacak» için iptaline, takibin bu miktar üzerinden devamına, asıl alacağa takip tarihinden itibaren %9 oranında ve değişen oranlarda «yasal faiz» uygulanmasına, fazlaya ilişkin isteğin reddine, kabul edilen alacağın %20’si oranında hesaplanan 2.600,00 TL «icra inkar tazminatının» davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:hisse devri · mahsup · istirdat · asıl alacak · icra inkar tazminatı · inkar tazminatı
Benzer bu karardaİcra Müdürlüğünün 2013/10571 sayılı takip dosyasında itirazının 13.000,00 TL «asıl alacak» için iptaline, takibin bu miktar üzerinden devamına, asıl alacağa takip tarihinden itibaren %9 oranında ve değişen oranlarda «yasal faiz» uygulanmasına, fazlaya ilişkin isteğin reddine, kabul edilen alacağın %20’si oranında hesaplanan 2.600,00 TL «icra inkar tazminatının» davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
… sas olan, davacının hisse devrinden kaynaklı alacaklarını tahsil ettiği yönündeki iddialarını destekler kanıta rastlanmadığının açıklandığı, yapılan değerlendirmede «hisse devri» alımı için arada başkaca hukuki ve mali işleme rastlanmadığından 2.000 TL'nin ödeme tarihininde noter hisse devri işlemine yakın bulunması nedeniyle avans olarak verildiğinin kabul edilebileceği, bu nedenle davacının davalıdan 2.000,00 TL'sinin ödenme tarihi olan 02.06.2011 tarihinden ve 13.000,00 TL'sinin ise 14.06.2011 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle tahsilinin istenebileceğinin mütalaa edildiği, bilirkişi heyetince varılan sonucun faiz yönünden değil ise de «asıl alacak» yönünden yerinde ve hükme dayanak alınabilecek nitelikte gerekçeli ve olaya uygun bulunduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile davalının Ankara 24.
Somut olayda, mahkeme gerekçesinde 30.03.2017 tarihli bilirkişi raporunun faiz yönünden değil ise de «asıl alacak» yönünden yerinde ve hükme esas alınabilecek nitelikte geçerli ve olaya uygun bulunduğu belirtilmiş olmasına ve mezkur bilirkişi raporunda 2.000 TL’nin hisse devir bedelinden «mahsup» edilmek üzere avans olarak verildiği kabul edilerek ödeme tarihi olan 02.06.2011’den, kalan 13.000 TL’nin ise 14.06.2011 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziy …
1- Dava, hisse bedelinin «istirdatına» dair icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkin olup mahkemece yazılı gerekçeyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2018/2961 E. , 2020/100 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 16. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 2.Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 26/01/2017 tarih ve 2008/130 E- 2017/12 K. sayılı kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin kısmen kabulüne dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi'nce verilen 28/03/2018 tarih ve 2017/4526 E- 2018/813 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi taraf vekilleri tarafından duruşmalı istenmiş olup, duruşma için belirlenen 07.01 2020 günü hazır bulunan davacı vekili Av. ... ile davalı vekilleri Av. ... ve Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ...
tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkiline ait Tatbak Lokantası'nın 1960 yılında Nişantaşı'nda kurulduğundan beri verdiği hizmetle tanınmışlık ve itibar kazandığını, ibarenin 1980 yılında ticaret sicil, 1988 yılında marka kaydının gerçekleştirildiğini, zaman içinde müvekkiline gelen şikayetler üzerine yapılan araştırmada davalının markayı ve ticaret unvanını kullandığının öğrenildiğini, davalının eylemlerinin markaya tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiğini, davacı markasının itibarının zedelendiğini ileri sürerek davalının fiillerinin markaya tecavüz teşkil ettiğinin tespitini, bu fiillerin önlenmesini, davalının ticaret unvanının terkinini, zararın tazminine ilişkin şimdilik 50.000 TL'nin ve davalının taklit ürün satışlarından elde ettiği bir yıllık gelirden %50'sinin yoksun kazanç karşılığı lisans sözleşmesi varmış gibi davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davacı vekili, 24.11.2016 tarihinde harcını yatırdığı ıslah dilekçesi ile maddi tazminat miktarını 2.103.783,82 TL'ye çıkarmış ve dava tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin 21.12.2005 tarihinde kurulduğunu, davacının sessiz kalmak suretiyle hak kaybına uğradığını, zamanaşımı süresinin geçtiğini, müvekkilinin şekerleme, lokum, çikolata, bisküvi, pasta, kek ve benzeri ürünleri imal edip sattığını, bu ürünlerin davacının tescili kapsamında yer almadığını, yine müvekkilinin "TATBAK" markasını 35.08. sınıftaki müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için çeşitli malların bir araya getirilmesi hizmetinde kullandığını, davacının kullanımının ise 43. sınıfı kapsadığını, müvekkilinin ise 35. sınıfta faaliyet gösterdiğini, sektörlerin farklı olduğunu, savunarak davanın reddini istemiştir. Davalı vekili, ıslah dilekçesine karşı zamanaşımı defii ileri sürmüştür.
İlk derece mahkemesince iddia, savunma, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamına göre, davalının "TATBAK" markasını kullanmaya devam ettiği, temadi eden eylem sebebiyle zamanaşımı süresinin geçmediği, sessiz kalma yoluyla hak kaybının oluşmadığı, baklava, kazandibi, sütlaç ve sup ürünlerinin hem davacı markası kapsamında yer aldığı, hem de davalı tarafından kullanıldığı, bir kısım malların ise benzerlik arz ettiği, bu sebeple davalı kullanımının davacının marka hakkını ihlal ettiği, davalının kendisinin üreterek sattığı malların 35.08. sınıf kapsamında kalmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile davalının "Tatbak" ibaresini davacı markası ile iltibas oluşturacak şekilde unlu gıdalarda kullanımının marka hakkına tecavüz oluşturduğunun tespitine, tecavüzün durdurulmasına, fiili zarara ilişkin maddi tazminat talebinin reddine, yoksun kalınan kazanç olarak 556 sayılı KHK'nın 66/c bendi uyarınca hesaplanan 854.606,96 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davalının ticaret ünvanının terkinine yönelik talebin reddine karar verilmiştir.
Davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince, davacının markası kapsamındaki ürünler ile davalının kullanımındaki ürünlerin benzerlik, işaretlerin ise aynılık taşıdığı, marka üzerindeki hakkın davacıya ait olduğu, davalının ticaret unvanı dışındaki markasal kullanımının markaya tecavüz teşkil ettiği, fiil temadi ettiği için zamanaşımı defiinin yerinde görülmediği, sunulan delillerden davalının 2002 yılından itibaren "TATBAK" ibaresini kullanmaya başladığı, ibareye büyük yatırım yaptığı, dolayısıyla davalının ticari faaliyetlerini davacının markasının tanınmışlığından değil, kendisinin gerçekleştirdiği yatırım ve tanıtımlarla sürdürdüğü, aynı ibareden oluşan unvanın da davalı yanca kullanılmasının hak ve sorumluluk olduğu, lisans bedeli için görüşüne başvurulan bilirkişi heyetinin bu hususları dikkate almadan büyük miktarlarda lisans bedeli hesapladığı, tazminatın davacının uğradığı zararla orantılı olması, lisans bedelinin marka sahibinin yatırımlarına işaret eden unsurlar ile tecavüz edenin ürün pazarlamasına katkısının dikkate alınarak belirlenmesi gerektiği, davacının sadece bir işletmede faaliyet göstermesi nazara alındığında davalının düzinelerce işletmesinin gelirlerinin %3,75'inin lisans bedeli olarak belirlenmesinin hakkaniyete uygun düşmediği, yine davalının işyerinde başka markalı ürünlerin de satıldığı, bu durumda Türk Borçlar Kanununun 50-51.
maddelerinin gözetilerek maddi tazminatın takdiren 427.000 TL olarak belirlendiği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf talebinin kısmen kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulüne, davalının Tatbak ibaresini unlu gıdalarda markasal kullanımının davacının marka hakkına tecavüz oluşturduğunun tespitine, vaki tecavüzün durdurulmasına, fiili zarara ilişkin ispatlanamayan maddi tazminat talebinin reddine, yoksun kalınan kazanç olarak 556 sayılı KHK'nın 66/c bendi uyarınca hesaplanan 427.000 TL'nin ıslah tarihi olan 24.11.2016'dan itibaren yasal faiz yürütülmek suretiyle davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin talebin reddine, www.hakmar.com.tr adlı internet sitesinde davacı marka hakkına tecavüz oluşturacak şekilde unlu gıdalarda kullanımına yönelik görsellerin içerikten çıkarılmasına, ticaret ünvanının terkinine yönelik talebin reddine karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1-HMK'nın 297 ve 298. maddeleri uyarınca mahkeme kararları, asgari olarak iki tarafın iddia ve savunmalarının özetlerini, incelenen maddi ve hukuki olayın özünü, mahkemeyi sonuca götüren gerekçelerin neler olduğu hususlarını ihtiva etmelidir. Anayasanın 141. maddesinin 3. fıkrası hükmü de mahkeme kararlarının gerekçeli olması gerektiğini düzenlemektedir. Dolayısıyla gerekçe, bir hükmün olmazsa olmaz unsurudur. Taraflar, ancak kararlara konulması gereken gerekçeler sayesinde hükmün hangi maddi ve hukuki nedene dayandırıldığını anlayabilirler. Ayrıca, karar aleyhine yasa yollarına başvurulduğunda da Yargıtay incelemesi sırasında gerekçe sayesinde kararın usul ve yasaya uygun olup olmadığı denetlenebilir.
Diğer bir anlatımla, Yargıtay incelemesi ancak bir kararın somut olaya uygun gerekçe taşıması halinde mümkün olabilir. Öte yandan, yazılacak kararın gerekçesiyle hüküm kısmı arasında bütünsellik esastır. Başka bir anlatımla, gerekçe ile hüküm birbirine bağlı olup, çelişki bulunmaması gerekir. Nitekim, HMK’nın 298/2. maddesinde de gerekçeli kararın, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamayacağı açıkça düzenlenmiş bulunmaktadır. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu’nun 10.4.1992 gün ve 1991/7 esas 1992/4 sayılı kararında da kısa karar ile gerekçeli kararın çelişik bulunmasının bozma nedeni sayılacağı içtihat edilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararının gerekçesinde, davalının baklava, pasta, sütlaç, kazandibi, yufka gibi ürünleri sattığı, bu ürünlerin davacının markaları kapsamındaki ürünlerle benzer olduğu kabul edilerek marka hakkına tecavüz tespit edilmiş, hüküm fıkrasının 4 nolu bendinde de "Davalının Tatbak ibaresini davacı tescilli markası ile iltibas oluşturacak şekilde unlu gıdalarda markasal kullanımının davacının marka hakkına tecavüz oluşturduğunun tespitine, vaki tecavüzün durdurulmasına" dair hüküm tesis edildikten sonra hükmün devamında "TATBAK ibaresinin ürün ve iş yeri tanıtımlarından ticari evrak ve tabelalardan çıkarılmasına, çıkarılması mümkün olmayanların imhasına" denilmek suretiyle davalının tüm ürün ve faaliyetlerini kapsayacak şekilde "TATBAK" ibaresini kullanımından men'ine karar verilmek suretiyle gerekçe ve hüküm ile hüküm fıkraları arasında çelişki oluşturacak ve infazında tereddüte sebebiyet verecek şekilde karar verilmiştir.
Bu durum karşısında, mahkemece yukarıda açıklanan yasa hükümlerine ve içtihada uygun şekilde tarafların iddia ve savunmaları değerlendirilerek, gerekçe ile hüküm çelişkisi içermeyen, kendi içinde tutarlı, maddi olaya ve talebe uygun, denetime elverişli gerekçeli karar oluşturulmak gerekirken Anayasa ile 6100 sayılı HMK'nın 297 ve 298. maddelerinde belirtilen unsurlardan yoksun, gerekçe ve hüküm ile hüküm fıkraları arasında çelişki içeren karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın öncelikle bu nedenle resen bozulması gerekmiştir.
2-Bozma sebep şekline göre taraf vekillerinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, Bölge Adliye Mahkemesi kararının re'sen BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, taraf vekillerinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, HMK'nın 373/2. maddesi uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, ödedikleri peşin temyiz harcının istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 07/01/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/569180800 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz