Taşınmazın iadesi | Bedel tahsili
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2018/2447 E. 2019/8136 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
güven kuruluşu↗ haklı fesih↗ geçersiz sözleşme↗ terditli dava↗ vade tarihi↗ tapu iptali ve tescil↗ infazda tereddüt↗ hakkın kötüye kullanılması↗ temerrüt tarihi↗ sözleşmenin feshi↗ basiretli tacir↗ ek prim↗ muacceliyet↗ infaz↗ dürüstlük kuralı↗ fesih↗ vade↗ protokol↗ ihtar↗ geçersizlik↗ ıslah↗ taahhütname↗ ihtarname↗ tacir↗ temerrüt↗ ibraz↗ i̇i̇k 72/son↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasında 27/06/2007 tarihli protokolün düzenlendiği, sonrasında ise, yeniden 24/10/2008 ve 30/06/2009 tarihli protokollerin düzenlendiği,son protokol kapsamında kredilerin ilk taksidinin ödeme tarihi 31/07/2010 olarak düzenlenmesine rağmen 18/12/2009 tarihli sözleşmenin feshine ilişkin ihtarname çekildiği, bu ihtarnamenin borç henüz muaccel hale gelmeden çekildiği, sanki borç yapılandırılmamış gibi hareket edildiği, bu nedenle feshin haklı bir fesih olmadığı, 18/12/2009 ihtar tarihi itibariyle rotatif kredilerin hiçbirisinin vadesinin gelmediği ve söz konusu krediler bakımından temerrüt oluşmadığı, 12/12/2007 tarihli taahhütnamenin ilgili hükmü gereğince 30/09/2009 devlet faizi ödemelerinin vade tarihi olan 30/09/2009 itibaren 90 gün içerisinde ödenmemesi halinde temerrüdün gerçekleşeceği belirtilmekte olup, temerrüt tarihinin 30/12/2009 olduğu, feshe ilişkin ihtarnamenin bu tarihten önce 18/12/2009 tarihinde tanzim edildiği, bu nedenle fesih tarihi itibariyle temerrüdün oluşmadığı, davacıların, ihtarname tarihine kadar Ekim/Kasım 2009 ayı kiraları hariç bütün kiraların yatırıldığı, belirtilen aylara ilişkin kiraların ise Ova Bakliyatın alt kiracı olması dolayısıyla kendi kira borçlarının davacı şirketin hesabına yatırdığı, belirtilen aylara ilişkin borç muaccel olduğu anda kira borcunu karşılayacak paranın bulunduğu, ancak davalı bankanın iyi niyetli hareket ederek sözleşmenin feshine sebebiyet vermemek adına kira bedellerini tahsil etmek yerine, vadesi gelmeyen kredi geri ödemesini tahsil etmesi ve dolayısıyla protokolün feshine zemin hazırlaması basiretli bir tacir olması gereken ve aynı zamanda güven kuruluşu olan bankanın bu davranışı dürüstlük kurallarına aykırı bir davranış olarak kabul edildiği, davacı tarafın sigorta primlerinin yatırılmadığı yönündeki iddiaları yerinde görülmediği gibi, davacı tarafın bu ödemeleri yaptığı, taraflar arasında düzenlenen protokolün 8. maddesinde taşınmazın davacı şirket tarafından kullanılacağı, alt kiraya verilemeyeceği, aksi durumun sözleşmenin feshini doğuracağı, banka dilerse bu hakkın kullanılabileceği, borçlunun önceden bankanın yazılı iznini almak şartıyla üçüncü bir şahsa kiraya verebileceğinin belirtildiği, davalı bankanın 18/12/ 2009 tarihli fesih ihtarnamesi incelendiğinde, belirtilen nedene dayalı olarak feshin gerçekleştirilmediği, feshin temel nedeninin ödemeler olduğu, protokolde alt kiraya aykırılık nedeniyle feshin davalı bankanın takdirine bırakıldığı ancak, fesih ihtarında buna dayalı bir irade beyanının bulunmadığı, aksi dahi değerlendirilse davacı tarafın 11/10/2017 tarihli dilekçe ekinde ibraz ettiği belgeler ve taraflar arasındaki yazışmalar da nazara alındığında, aradan geçen onca süreye rağmen bu konuda ses çıkarılmaması, taraflar arasındaki protokolde yazılı onay aranması nedeniyle bunun yazılı bir onay olduğu kabul edilemeyecek olsa dahi, hakkın kötüye kullanılması teşkil edeceğinden davalı tarafın feshinin haklı bir fesih olmadığı, terditli olarak taşınmazın tapu iptal tescili talep edilmiş ise de, dava konusu taşınmazın 3. kişiye devredilmiş olması ayrıca davacı tarafın da ıslah dilekçesinde taşınmaz bedeli yönünde ıslah yapmış olması nedeniyle reddi gerektiği, taşınmazın arsa ve yapı değerinin 9.854.948,22 TL olduğu, bu miktardan tapuya karşılık olarak verilen paranın mahsubu ile bakiye 7.151.198,32 TL'ne hak kazanıldığı gerekçesiyle, davacı tarafın tapu ./..iptal tescil talebinin reddine, 7.151.198,32 TL'nin, 10.000,00 TL'sinin faizsiz olarak, bakiye 7.141.198,32 TL'nin ıslah tarihi olan 26/06/2013 itibaren işleyecek reeskont faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava, taraflar arasında akdedilen sözleşmenin geçersizliği ve sözleşmeye göre davalıya devredilen taşınmazın iadesi, olmadığı takdirde bedelinin tahsili istemine ilişkin olup, mahkemece yukarıda özetlenen gerekçe ile, tapu iptali tescil talebinin reddine, 7.151.198,32 TL'nin davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmiştir.
Ancak, 6100 sayılı HMK'nın 294/3 madde ve fıkrasında "Hükmün tefhimi, her hâlde hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur." aynı Yasa'nın 297/2 madde ve fıkrasında ise “Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.” hükmü düzenlenmiştir.
Ayrıca, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası yargılamanın açıklığı ilkesini kabul etmiştir. Gerek mülga 1086 sayılı HUMK’un 382 ve devamı maddelerinde gerekse de yürürlükte bulunan 6100 sayılı HMK'nın 294 vd. maddelerinde hükmün nasıl tesis edileceği ve sonrasında kararın nasıl yazılacağı etraflıca hükme bağlanmıştır. Yargılamanın açık bir şekilde yapılması ve tesis edilen hükmün açıkça belirtilmesi ilke olarak kabul edilmiştir. Bu nedenle hükmün açık, anlaşılır ve şüpheye yer vermeyecek şekilde infazı kabil olarak kurulması gerekir. Aksi halde, yargılamanın açıklığı ilkesi, dolayısıyla kamu vicdanı zedelenmiş olacaktır. Kararların bu hususlara aykırı oluşturulması mahkeme kararlarına duyulan güveni sarsacağı gibi, verilen kararların hukuki denetiminin yapılmasını da olanaksız kılmaktadır.
Bu itibarla, davacı şirket ile diğer davacı gerçek kişiler tarafından açılan işbu davada mahkemece, hükmedilen bedelin ''davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine'' şeklinde, hangi davacı ya da davacılara ödeneceği belirtilmeksizin infazda tereddüt oluşturacak mahiyette karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
2- Bozma sebep ve şekline göre, davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/5444 E. 2016/2996 K.
Ortak:protokol
İncelediğiniz karardaMahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasında 27/06/2007 tarihli «protokolün» düzenlendiği, sonrasında ise, yeniden 24/10/2008 ve 30/06/2009 tarihli protokollerin düzenlendiği,«son» protokol kapsamında kredilerin ilk taksidinin ödeme tarihi 31/07/2010 olarak düzenlenmesine rağmen 18/12/2009 tarihli «sözleşmenin feshine» ilişkin «ihtarname» çekildiği, bu ihtarnamenin borç henüz «muaccel» hale gelmeden çekildiği, sanki borç yapılandırılmamış gibi hareket edildiği, bu nedenle feshin haklı bir «fesih» olmadığı, 18/12/2009 «ihtar» tarihi itibariyle rotatif kredilerin hiçbirisinin vadesinin gelmediği ve söz konusu krediler bakımından «temerrüt» oluşmadığı, 12/12/2007 tarihli «taahhütnamenin» ilgili hükmü gereğince 30/09/2009 devlet faizi ödemelerinin «vade tarihi» olan 30/09/2009 itibaren 90 gün içerisinde ödenmemesi halinde temerrüdün gerçekleşeceği belirtilmekte olup, «temerrüt tarihinin» 30/12/2009 olduğu, feshe ilişkin ihtarnamenin bu tarihten önce 18/12/2009 tarihinde tanzim edildiği, bu nedenle fesih tarihi itibariyle temerrüdün oluşmadığı, davacıların, ihtarname tarihine kadar Ekim/Kasım 2009 ayı kiraları hariç bütün kiraların yatırıldığı, belirtilen aylara ilişkin kiraların ise Ova Bakliyatın alt kiracı olması dolayısıyla kendi kira borçlarının davacı şirketin hesabına yatırdığı, belirtilen aylara ilişkin borç muaccel olduğu anda kira borcunu karşılayacak paranın bulunduğu, ancak davalı bankanın iyi niyetli hareket ederek sözleşmenin feshine sebebiyet vermemek adına kira bedellerini tahsil etmek yerine, vadesi gelmeyen kredi geri ödemesini tahsil etmesi ve dolayısıyla protokolün feshine zemin hazırlaması basiretli bir «tacir» olması gereken ve aynı zamanda «güven kuruluşu» olan bankanın bu davranışı «dürüstlük kurallarına» aykırı bir davranış olarak kabul edildiği, davacı tarafın sigorta «primlerinin» yatırılmadığı yönündeki iddiaları yerinde görülmediği gibi, davacı tarafın bu ödemeleri yaptığı, taraflar arasında düzenlenen protokolün 8. maddesinde taşınmazın davacı şirket tarafından kullanılacağı, alt kiraya verilemeyeceği, aksi durumun sözleşmenin feshini doğuracağı, banka dilerse bu hakkın kullanılabileceği, borçlunun önceden bankanın yazılı iznini almak şartıyla üçüncü bir şahsa kiraya verebileceğinin belirtildiği, davalı bankanın 18/12/ 2009 tarihli fesih ihtarnamesi incelendiğinde, belirtilen nedene dayalı olarak feshin gerçekleştirilmediği, feshin temel nedeninin ödemeler olduğu, protokolde alt kiraya aykırılık nedeniyle feshin davalı bankanın takdirine bırakıldığı ancak, fesih ihtarında buna dayalı bir irade beyanının bulunmadığı, aksi dahi değerlendirilse davacı tarafın 11/10/2017 tarihli dilekçe ekinde «ibraz» ettiği belgeler ve taraflar arasındaki yazışmalar da nazara alındığında, aradan geçen onca süreye rağmen bu konuda ses çıkarılmaması, taraflar arasındaki protokolde yazılı onay aranması nedeniyle bunun yazılı bir onay olduğu kabul edilemeyecek olsa dahi, «hakkın kötüye kullanılması» teşkil edeceğinden davalı tarafın feshinin haklı bir fesih olmadığı, «terditli» olarak taşınmazın «tapu iptal tescili» talep edilmiş ise de, dava konusu taşınmazın 3. kişiye devredilmiş olması ayrıca davacı tarafın da «ıslah» dilekçesinde taşınmaz bedeli yönünde ıslah yapmış olması nedeniyle reddi gerektiği, taşınmazın arsa ve yapı değerinin 9.854.948,22 TL olduğu, bu miktardan tapuya k …
Benzer bu karardaMahkemece, davacıların kredi borcunun yeniden yapılandırılması için davalı ile 27.06.2007 tarihli «protokol» yaptıkları, borcun «teminatı» olarak davacı şirkete ait taşınmazın 1.750.000 USD bedelle davalıya devredildiği, bu miktarın piyasa «rayiç değerinin» çok altında olduğu, taraflar arasında düzenlenen protokole göre «gabin» ve «muvazaa» şartlarının mevcut olmadığı, ancak anılan protokolün «inançlı işlem» niteliğinde bulunduğu, davalının protokolü feshetmesinin haklı bir nedeninin bulunmadığı, taşınmazın dava tarihinde değerinin 9.854.948,22 TL olduğu, davalıya devir bedeli olan 1.750.000 USD’nin mahsubu ile davacının 7.151.198,32 TL alacaklı olduğu gerekçesiyle, davanın kabulüne, anılan bedelin «reeskont faizi» ile birlikte davalıdan tahsiline dair verilen karar davalı vekili tarafından temyizi üzerine Dairemizin 18.11.2014 tarihli kararı ile bozulmuştur.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:inançlı işlem · gabin · rayiç değer · muvazaa · reeskont faizi · teminat
Benzer bu karardaMahkemece, davacıların kredi borcunun yeniden yapılandırılması için davalı ile 27.06.2007 tarihli «protokol» yaptıkları, borcun «teminatı» olarak davacı şirkete ait taşınmazın 1.750.000 USD bedelle davalıya devredildiği, bu miktarın piyasa «rayiç değerinin» çok altında olduğu, taraflar arasında düzenlenen protokole göre «gabin» ve «muvazaa» şartlarının mevcut olmadığı, ancak anılan protokolün «inançlı işlem» niteliğinde bulunduğu, davalının protokolü feshetmesinin haklı bir nedeninin bulunmadığı, taşınmazın dava tarihinde değerinin 9.854.948,22 TL olduğu, davalıya devir bedeli olan 1.750.000 USD’nin mahsubu ile davacının 7.151.198,32 TL alacaklı olduğu gerekçesiyle, davanın kabulüne, anılan bedelin «reeskont faizi» ile birlikte davalıdan tahsiline dair verilen karar davalı vekili tarafından temyizi üzerine Dairemizin 18.11.2014 tarihli kararı ile bozulmuştur.
-
İtirazın iptali | İtirazın iptali | İcra inkar tazminatı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/944 E. 2016/9745 K.
Ortak:infaz
İncelediğiniz karardaBu nedenle hükmün açık, anlaşılır ve şüpheye yer vermeyecek şekilde «infazı» kabil olarak kurulması gerekir.
Bu itibarla, davacı şirket ile diğer davacı gerçek kişiler tarafından açılan işbu davada mahkemece, hükmedilen bedelin ''davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine'' şeklinde, hangi davacı ya da davacılara ödeneceği belirtilmeksizin «infazda tereddüt» oluşturacak mahiyette karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
Benzer bu karardaBu nedenle hükmün açık, anlaşılır ve şüpheye yer vermeyecek şekilde «infazı» kabil olarak kurulması gerekir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:hizmet bedeli · teamül · mükerrerlik · denetime elverişlilik · ticari defter · fatura · icra inkar tazminatı · inkar tazminatı
Benzer bu kararda… ilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasında 24/12/2012 tarihli taşımacılık sözleşmesi bulunmakta olup, uyuşmazlığın bu sözleşme gereğince sunulan «hizmetin bedelinin» ödenip ödenmediği hususlarında olduğu, sözleşmenin 24/12/2012-24/12/2013 tarihleri arasında geçerli bulunduğu, takibe konu faturaların Mart-Haziran arası döneme ilişkin düzenlendiği, davalının bu aylara ait hizmet bedelinin Kasım ayında düzenlenmesinin «teamüllere» uygun olmadığını, bu aylarda ödemenin yapıldığını, borcu bulunmadığını belirterek itiraz ettiği, takibe konu faturalardan birinin Şubat, Mart, Nisan aylarına diğerinin ise, Mayıs ve Haziran aylarına ait olduğu, «ticari defter» ve belgelerin incelenmesinde, bu aylara ilişkin hizmetin yapıldığı ay ve hemen sonrası ayda «fatura» düzenlenmediğinin anlaşıldığı, ihtilafın da Şubat-Haziran arası aylara ilişkin faturanın Kasım ayında düzenlenmesinden kaynaklandığı, davalı tarafça hizmetin sunulmadığı da iddia edilmiş ise de, sözleşmede belirlenen bedel dikkate alınarak her ay taşıma hizmetinin sunulduğu ve faturaların kesildiği, ticari ilişkinin bu şekilde devam ettiğinin tespit edildiği, ihtilaflı olan döneme ilişkin de, daha önce fatura düzenlenmediği, birleştirilerek 5 ay için 2 fatura düzenlendiği, davalının ödemelerin dikkate alınmadığına yönelik iddiasının da yerinde olmadığı zira, ileri sürdüğü tüm ödemelerin davacı kayıtlarında yer aldığı, hizmetin yapıldığı tüm aylara ilişkin sözleşmede belirlenen miktardan fatura düzenlenmiş olsa idi, davacının alacağının 35.346,65 TL olacağı, davalı tarafından yapılan tüm ödemeler toplamının ise, 21.417,50 TL olup, hizmetin görüldüğü ancak faturalandırılmadığı hizmet bedelinin 13.929,15 TL olduğu, davalı tarafın iddia ettiği gibi Mayıs ve Haziran aylarına ilişkin «mükerrer» fatura düzenlenmesinin söz konusu olmadığı, davalının yaptığı tüm ödemelerin ayrı ayrı kayıtlarda yer aldığı, özellikle 4.300,00 TL’lik ödemenin davacı kayıtlarında bulunmadığı iddiasının da yerinde olmadığı gerekçesiyle, davanın kabulü ile itirazın iptali ve takibin devamına, takip tarihinden itibaren değişen oranlarda «avans faizi» yürütülmesine, alacağın %20’si olan 2.635,80 TL «icra inkar tazminatının» davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
… in ise, Mayıs ve Haziran aylarına ait taşımacılık bedeline ilişkin düzenlendiği anlaşılmıştır...'' , bir bölümünde ise, ''İhtilaflı olan döneme ilişkin de daha önce «fatura» düzenlenmediği birleştirilerek 5 ay için 2 fatura düzenlendiği anlaşılmıştır....'' şeklinde takip ve dava konusu alacağa ilişkin çelişkili ifadelere yer vermek sureti ile verilen, yukarıda belirtilen ve hükümde olması gereken yasal unsurları içermeyen, «denetime elverişli» de olmayan hükmün bozulması gerekmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/4938 E. 2015/11857 K.
Ortak:infaz
İncelediğiniz karardaBu nedenle hükmün açık, anlaşılır ve şüpheye yer vermeyecek şekilde «infazı» kabil olarak kurulması gerekir.
Bu itibarla, davacı şirket ile diğer davacı gerçek kişiler tarafından açılan işbu davada mahkemece, hükmedilen bedelin ''davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine'' şeklinde, hangi davacı ya da davacılara ödeneceği belirtilmeksizin «infazda tereddüt» oluşturacak mahiyette karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
Benzer bu karardaBu nedenle hükmün açık, anlaşılır ve şüpheye yer vermeyecek şekilde «infazı» kabil olarak kurulması gerekir.
… ifadelerine yer verilerek karar verildiğinden işbu karar, hükümde olması gereken yasal unsurları içermediği gibi, "davacının davasının kabulüne" şeklindeki kararın «infaz kabiliyeti» de bulunmadığı anlaşıldığından kararın re'sen bozulması gerekmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:infaz kabiliyeti · limited şirket hisse devri · ticaret sicili tescili · hisse devri · limited şirket · ticaret sicili · ilan
Benzer bu kararda1- Dava, «limited şirket hisse devrinin» tespiti ile, «ticaret siciline tescil» ve «ilanı» istemlerine ilişkin olup, mahkemece yukarıdaki özetten de anlaşılacağı üzere davanın kabulüne karar verilmiştir.
… ifadelerine yer verilerek karar verildiğinden işbu karar, hükümde olması gereken yasal unsurları içermediği gibi, "davacının davasının kabulüne" şeklindeki kararın «infaz kabiliyeti» de bulunmadığı anlaşıldığından kararın re'sen bozulması gerekmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2018/2447 E. , 2019/8136 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ TİCARET MAHKEMESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
Taraflar arasında görülen davada Gaziantep 1. Asliye Ticaret Mahkemesince bozmaya uyularak verilen 27/12/2017 tarih ve 2016/574-2017/1396 sayılı kararın Yargıtayca duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş olduğu anlaşılmakla, duruşma için belirlenen 10.12.2019 günü hazır bulunan davacılar vekili Av. ... ile davalı vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili şirketin davalı bankadan kredi kullandığını, diğer müvekkillerinin ise bu kredinin kefilleri olduğunu, şirketin mali durumunun müsait olmaması nedeniyle kredi borçlarının zamanında ödenemediğini, davalı tarafından müvekkili şirket hakkında icra takipleri yapıldığını, borcun tasfiyesi için davalı ile 27/06/2007 tarihinde protokol yapılmak zorunda kalındığını ve protokole göre; müvekkilinin borcunun 1.537.354 USD olduğunun ve borcun ödenmesi halinde iade edilmek üzere müvekkili şirkete ait fabrikanın ve arsasının 1.750.000 USD bedelle davalı bankaya devredilmesinin, borcun vadesinde ödenmemesi halinde ise taşınmazın mülkiyetinin davalıda kalacağının kararlaştırıldığını, protokole göre müvekkili şirketin taşınmazı davalıya devrettiğini, fabrikanın çalışabilmesi için davalı tarafından sözlü olarak verilmesi vaadedilen 3.000.000 USD kredinin verilmediğini ve fabrikanın istenen nitelikte çalıştırılamaması nedeniyle borcun vadesinde ödenemediğini, davalı tarafından 18/12/2009 tarihinde taraflar arasında düzenlenen 27.06.2007 tarihli protokolün feshedildiğinin ve kredi borcunun muaccel olduğunun ihtar edilerek davaya konu taşınmazın satışa çıkarıldığını, oysa 27/06/2007 tarihli protokolün müvekkilinin müzayaka halinde olması nedeniyle geçersiz olduğunu, ayrıcataşınmazın gerçek değerinin davalıya devir bedelinin çok üzerinde olduğunu ileri sürerek, taraflar arasında düzenlenen 27/06/2007 tarihli protokolün geçersizliğinin tesbitini ve taşınmazın müvekkiline iadesini, bunun mümkün olmaması halinde taşınmazın değerinin tesbit edilerek müvekkilinin davalıya olan kredi borçlarının mahsubu ile bakiye alacağın davalıdan tahsilini buna göre ıslah ile artırılmış olarak 7.151.198,32 TL’nin temerrüt faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, gabin iddiasının hak düşürücü sürede ileri sürülmediğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasında 27/06/2007 tarihli protokolün düzenlendiği, sonrasında ise, yeniden 24/10/2008 ve 30/06/2009 tarihli protokollerin düzenlendiği,son protokol kapsamında kredilerin ilk taksidinin ödeme tarihi 31/07/2010 olarak düzenlenmesine rağmen 18/12/2009 tarihli sözleşmenin feshine ilişkin ihtarname çekildiği, bu ihtarnamenin borç henüz muaccel hale gelmeden çekildiği, sanki borç yapılandırılmamış gibi hareket edildiği, bu nedenle feshin haklı bir fesih olmadığı, 18/12/2009 ihtar tarihi itibariyle rotatif kredilerin hiçbirisinin vadesinin gelmediği ve söz konusu krediler bakımından temerrüt oluşmadığı, 12/12/2007 tarihli taahhütnamenin ilgili hükmü gereğince 30/09/2009 devlet faizi ödemelerinin vade tarihi olan 30/09/2009 itibaren 90 gün içerisinde ödenmemesi halinde temerrüdün gerçekleşeceği belirtilmekte olup, temerrüt tarihinin 30/12/2009 olduğu, feshe ilişkin ihtarnamenin bu tarihten önce 18/12/2009 tarihinde tanzim edildiği, bu nedenle fesih tarihi itibariyle temerrüdün oluşmadığı, davacıların, ihtarname tarihine kadar Ekim/Kasım 2009 ayı kiraları hariç bütün kiraların yatırıldığı, belirtilen aylara ilişkin kiraların ise Ova Bakliyatın alt kiracı olması dolayısıyla kendi kira borçlarının davacı şirketin hesabına yatırdığı, belirtilen aylara ilişkin borç muaccel olduğu anda kira borcunu karşılayacak paranın bulunduğu, ancak davalı bankanın iyi niyetli hareket ederek sözleşmenin feshine sebebiyet vermemek adına kira bedellerini tahsil etmek yerine, vadesi gelmeyen kredi geri ödemesini tahsil etmesi ve dolayısıyla protokolün feshine zemin hazırlaması basiretli bir tacir olması gereken ve aynı zamanda güven kuruluşu olan bankanın bu davranışı dürüstlük kurallarına aykırı bir davranış olarak kabul edildiği, davacı tarafın sigorta primlerinin yatırılmadığı yönündeki iddiaları yerinde görülmediği gibi, davacı tarafın bu ödemeleri yaptığı, taraflar arasında düzenlenen protokolün 8.
maddesinde taşınmazın davacı şirket tarafından kullanılacağı, alt kiraya verilemeyeceği, aksi durumun sözleşmenin feshini doğuracağı, banka dilerse bu hakkın kullanılabileceği, borçlunun önceden bankanın yazılı iznini almak şartıyla üçüncü bir şahsa kiraya verebileceğinin belirtildiği, davalı bankanın 18/12/ 2009 tarihli fesih ihtarnamesi incelendiğinde, belirtilen nedene dayalı olarak feshin gerçekleştirilmediği, feshin temel nedeninin ödemeler olduğu, protokolde alt kiraya aykırılık nedeniyle feshin davalı bankanın takdirine bırakıldığı ancak, fesih ihtarında buna dayalı bir irade beyanının bulunmadığı, aksi dahi değerlendirilse davacı tarafın 11/10/2017 tarihli dilekçe ekinde ibraz ettiği belgeler ve taraflar arasındaki yazışmalar da nazara alındığında, aradan geçen onca süreye rağmen bu konuda ses çıkarılmaması, taraflar arasındaki protokolde yazılı onay aranması nedeniyle bunun yazılı bir onay olduğu kabul edilemeyecek olsa dahi, hakkın kötüye kullanılması teşkil edeceğinden davalı tarafın feshinin haklı bir fesih olmadığı, terditli olarak taşınmazın tapu iptal tescili talep edilmiş ise de, dava konusu taşınmazın 3.
kişiye devredilmiş olması ayrıca davacı tarafın da ıslah dilekçesinde taşınmaz bedeli yönünde ıslah yapmış olması nedeniyle reddi gerektiği, taşınmazın arsa ve yapı değerinin 9.854.948,22 TL olduğu, bu miktardan tapuya karşılık olarak verilen paranın mahsubu ile bakiye 7.151.198,32 TL'ne hak kazanıldığı gerekçesiyle, davacı tarafın tapu ./..iptal tescil talebinin reddine, 7.151.198,32 TL'nin, 10.000,00 TL'sinin faizsiz olarak, bakiye 7.141.198,32 TL'nin ıslah tarihi olan 26/06/2013 itibaren işleyecek reeskont faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava, taraflar arasında akdedilen sözleşmenin geçersizliği ve sözleşmeye göre davalıya devredilen taşınmazın iadesi, olmadığı takdirde bedelinin tahsili istemine ilişkin olup, mahkemece yukarıda özetlenen gerekçe ile, tapu iptali tescil talebinin reddine, 7.151.198,32 TL'nin davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmiştir.
Ancak, 6100 sayılı HMK'nın 294/3 madde ve fıkrasında "Hükmün tefhimi, her hâlde hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur." aynı Yasa'nın 297/2 madde ve fıkrasında ise “Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.” hükmü düzenlenmiştir.
Ayrıca, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası yargılamanın açıklığı ilkesini kabul etmiştir. Gerek mülga 1086 sayılı HUMK’un 382 ve devamı maddelerinde gerekse de yürürlükte bulunan 6100 sayılı HMK'nın 294 vd. maddelerinde hükmün nasıl tesis edileceği ve sonrasında kararın nasıl yazılacağı etraflıca hükme bağlanmıştır. Yargılamanın açık bir şekilde yapılması ve tesis edilen hükmün açıkça belirtilmesi ilke olarak kabul edilmiştir. Bu nedenle hükmün açık, anlaşılır ve şüpheye yer vermeyecek şekilde infazı kabil olarak kurulması gerekir. Aksi halde, yargılamanın açıklığı ilkesi, dolayısıyla kamu vicdanı zedelenmiş olacaktır. Kararların bu hususlara aykırı oluşturulması mahkeme kararlarına duyulan güveni sarsacağı gibi, verilen kararların hukuki denetiminin yapılmasını da olanaksız kılmaktadır.
Bu itibarla, davacı şirket ile diğer davacı gerçek kişiler tarafından açılan işbu davada mahkemece, hükmedilen bedelin ''davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine'' şeklinde, hangi davacı ya da davacılara ödeneceği belirtilmeksizin infazda tereddüt oluşturacak mahiyette karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
2- Bozma sebep ve şekline göre, davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, kararın re'sen BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, takdir olunan 2.037,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalıya verilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davalıya iadesine, 12/12/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/563265500 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz