Tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2018/409 E. 2019/5485 K. ·
Kısmen onandı, kısmen bozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Dava şartı
- dava şartı
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
tasarruf yetkisi↗ ihbar olunan↗ eser sözleşmesi↗ mirasçılık↗ ifa↗ tbk 99↗ uyuşmazlık konusu↗ kâr dağıtımı↗ ihbar↗ hukuki yarar↗ taahhütname↗ temsil↗ husumet↗ e-defter↗ i̇i̇k 72/son↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece tüm dosya kapsamına göre; 12/06/1995 tarihinden önce meydana getirilen sinema eserlerinde eser sahipliğinin yapımcıya ait olduğu ve davacıların murislerinden dolayı tazminta talep etme haklarının olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, karar davacılar vekili tarafından istinaf edilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince tüm dosya kapsamına göre; TV kanalındaki kullanımla davalının ilgisi olmadığı gerekçesiyle davanın reddine ilişkin kararın bu farklı gerekçeyle doğru olduğu, dvd ve cd şeklindeki kullanımlar nedeniyle tazminat talebine gelince, ilk derece mahkemesince alınan raporlar yetersiz olduğundan yeni bir heyetten rapor ve ek rapor alınarak, dava konusu satışlar 2003-2013 dönemine ilişkin olup bandrol adedi ve %10 telif bedebli üzerinden yapılan hesaplamaya göre 347.668 TL tazminat tespit edildiği, FSEK 68. madde uyarınca 3 katı 1.043,052 TL olduğu ancak taleple bağlı kalınacağı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile taleple sınırlı olarak 10.000,00 TL'nin davalıdan alınarak miras payları oranında davacılara verilmesine karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili ve ihbar olunan vekili temyiz etmiştir.
1- İhbar olunan Gülşah Bir Video ve Film Yapım ve Dağıtım Sanat Ürünleri İşletmesi Ltd. Şti. vekilinin 11.12.2017 tarihli temyiz dilekçesinin temyiz defterine kaydedilmediği, ihbar olunana karşı husumet yöneltilerek açılan bir dava da bulunmadığı ve mahkemece verilen kararda da ihbar olunan sıfatı ile karar başlığında gösterilmiş olup, aleyhine herhangi bir hüküm de tesis edilmediğinden, süresinde usulünce yapılmış temyiz istemi bulunmadığı gibi, hükmü temyiz etmekte hukuki yararı da olmadığından ihbar olunan vekilinin temyiz isteminin reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Dava, davacıların murisi...'ın icracı sanatçı olarak yer aldığı dava konusu sinema filmlerinin davalı tarafından TV ve diğer umuma iletim kanalları kullanılarak izinsiz yayınlanmasından kaynaklanan tazminat istemine ilişkin olup Bölge Adliye Mahkemesince mahkemece TV kanalındaki kullanımla davalının ilgisi olmadığı gerekçesiyle davanın reddine ilişkin kararın bu farklı gerekçeyle doğru olduğu, dvd ve cd şeklindeki kullanımlar nedeniyle tazminat talebine gelince davanın kısmen kabulü ile taleple sınırlı olarak 10.000,00 TL'nin davalıdan alınarak miras payları oranında davacılara verilmesine karar verilmiştir.
Uyuşmazlık konusu sinema eserleri 4110 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği 12/06/1995 tarihinden önce meydana getirildiğinden, söz konusu eserlerde başrol oyuncusu olarak yer alan davacıların murisi...'ın başlangıçta icracı sanatçı olarak komşu hak sahipliği bulunmamakla birlikte, 4110 sayılı Kanun ile değişik 5846 sayılı FSEK'in 80. maddesi ile icracı sanatçılara tanınan haklar, aynı Kanun'un 21/02/2001 tarih ve 4630 sayılı Kanun ile değişik ek 2. maddesi uyarınca 12/06/1995'ten önceki icraları da kapsadığından, davacıların murisi... davada bahsi geçen sinema eserlerinde icracı sanatçı olarak 5846 sayılı FSEK'in 80. maddesi uyarınca komşu hak sahibi olmuştur.
Öte yandan, uyuşmazlık konusu sinema eserlerinin yapımının tamamlandığı 12/06/1995 tarihinden önce yürürlükte bulunan 5846 sayılı FSEK 8. maddesi uyarınca da bir sinema eserinin sahibi onu imal ettirendir. Dolayısıyla, 5846 sayılı FSEK uyarınca eser sahibine tanınan mali ve manevi hak ve yetkileri herhangi bir sözleşme veya izne tabi olmaksızın elde eder. Bu bakımdan, somut olayın çözümünde FSEK'in 4110 ve 4630 sayılı kanunlar ile değişikliğinden önceki ve sonraki hükümlerin birlikte değerlendirilmesi gerekir.
4110 sayılı Kanun ile değişiklikten önceki FSEK 8. maddesi uyarınca sinema eserlerinin eser sahibi için koruma süresi 20 yıl ile sınırlı iken, 4630 sayılı Kanun ile sinema eserleri hakkındaki uzatılmış koruma süresinin eser sahiplerine avdet etmesi neticesinde dava konusu filmlerin yapımcısı/mali haklarını devralanı olan davalı şirket halen söz konusu eserler üzerinde eser sahipliği hakkına sahip bulunmaktadır.
Yukarıda da açıklandığı üzere, 4110 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten önce meydana getirilen dava konusu filmlerde o tarihler itibariyle icracı sanatçı hakları mevcut olmadığından; yapımcı/eser sahibi olan davalı ile davacıların murisi olan... arasında akdedilen sözleşme kural olarak belirli bir sonucun taahhüt edildiği iş görme sözleşmesi niteliği taşımaktadır. Bu sözleşmeler de kural olarak eser sözleşmesi (BK m.355 vd., TBK m.470 vd.) niteliğindedir (E. Gökyayla, Film Yapım Sözleşmesi, s.85, İstanbul 2015).
5846 sayılı FSEK 80/1-A maddesi 1. bendine göre icracı sanatçının ancak eser sahibinin izniyle gerçekleştirdiği icrası üzerinde komşu hak sahipliği vardır. Yine aynı maddenin 5. bendi uyarınca da icracı sanatçılar haklarını uygun bir bedel karşılığında sözleşme ile yapımcıya devredebilirler. Dava konusu sinema eserlerinin meydana getirilmesi esnasında taraflar arasında yazılı bir sözleşme olmamakla birlikte, davalı şirket/film yapımcıları ile davacıların murisi...'ın başrol oyunculuğuna ilişkin şifahi sözleşme taraflarca ifa edilip söz konusu sinema filmleri meydana getirildiğine göre, artık murisin FSEK m. 80 ile sahip olduğu mali hakları davalı yapımcıya/devralana uygun bir bedel karşılığında sözleşme ile devrettiği ve davalı yapımcının/devralanın aynı zamanda eser sahibi olduğu, FSEK 27/son maddesi uyarınca eser üzerindeki hakkının da 70 yıl süre ile koruma altında bulunduğunun kabulü gerekir.
Bu durumda, eser sahibi olan davalının 5846 sayılı FSEK uyarınca sahip olduğu eserlerin çoğaltılması, dağıtılması, temsil ve umuma iletimden oluşan mali haklarına dayalı olarak dava konusu eserler üzerindeki mutlak hak sahipliği kapsamında tasarruf yetkisi bulunduğundan muris... mirasçısı olan davacıların eser sahibine karşı bu filmlerin sinema salonu dışındaki gösterimleri nedeniyle FSEK 80/1 uyarınca mali hak ihlali ya da elde edilen kazançtan sözleşmeye dayalı olarak uygun bir bedel talep hakkı bulunmamaktadır.
O halde, davalının, gerek yapımcısı olduğu gerekse de mali haklarını eser sahibi olan diğer film yapımcılarından usulüne uygun biçimde devraldığı filmler yönünden hukuka aykırı bir kullanımından söz edilemeyeceği gibi, muris... mirasçılarının dava konusu sinema eserlerini eser sahipliğinin kendisine tanıdığı mutlak ve yasal haklar kapsamında kullanan davalıdan icracı sanatçı olarak komşu hak sahipliğinden doğan bir hak talebinde bulunamayacağı gözetilmeksizin davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olması doğru bulunmamış hükmün bu nedenle davalı yararına bozulması gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/6545 E. 2016/3675 K.
Ortak:tasarruf yetkisi · eser sözleşmesi · mirasçılık · ifa · uyuşmazlık konusu · kâr dağıtımı · taahhütname · temsil · Tazminat
İncelediğiniz karardaBu durumda, eser sahibi olan davalının 5846 sayılı FSEK uyarınca sahip olduğu eserlerin çoğaltılması, «dağıtılması», «temsil» ve umuma iletimden oluşan mali haklarına dayalı olarak dava konusu eserler üzerindeki mutlak hak sahipliği kapsamında «tasarruf yetkisi» bulunduğundan muris... «mirasçısı» olan davacıların eser sahibine karşı bu filmlerin sinema salonu dışındaki gösterimleri nedeniyle FSEK 80/1 uyarınca mali hak ihlali ya da elde edilen kazançtan söz …
Öte yandan, «uyuşmazlık konusu» sinema eserlerinin yapımının tamamlandığı 12/06/1995 tarihinden önce yürürlükte bulunan 5846 sayılı FSEK 8. maddesi uyarınca da bir sinema eserinin sahibi onu imal ettirendir.
Yukarıda da açıklandığı üzere, 4110 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten önce meydana getirilen dava konusu filmlerde o tarihler itibariyle icracı sanatçı hakları mevcut olmadığından; yapımcı/eser sahibi olan davalı ile davacıların murisi olan... arasında akdedilen sözleşme kural olarak belirli bir sonucun «taahhüt» edildiği iş görme sözleşmesi niteliği taşımaktadır.
Benzer bu karardaBu durumda, eser sahibi olan davalının 5846 sayılı FSEK uyarınca sahip olduğu eserlerin çoğaltılması, «dağıtılması», «temsil» ve umuma iletimden oluşan mali haklarına dayalı olarak dava konusu eserler üzerindeki mutlak hak sahipliği kapsamında «tasarruf yetkisi» bulunduğundan muris ... «mirasçısı» olan davacıların eser sahibine karşı bu filmlerin sinema salonu dışındaki gösterimleri nedeniyle FSEK 80/1 uyarınca mali hak ihlali ya da elde edilen kazançtan söz …
Öte yandan, «uyuşmazlık konusu» sinema eserlerinin yapımının tamamlandığı 12/06/1995 tarihinden önce yürürlükte bulunan 5846 sayılı FSEK 8. maddesi uyarınca da bir sinema eserinin sahibi onu imal ettirendir.
Yukarıda da açıklandığı üzere, 4110 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten önce meydana getirilen dava konusu filmlerde o tarihler itibariyle icracı sanatçı hakları mevcut olmadığından; yapımcı/eser sahibi olan davalı ile davacıların murisi olan ... arasında akdedilen sözleşme kural olarak belirli bir sonucun «taahhüt» edildiği iş görme sözleşmesi niteliği taşımaktadır.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/6889 E. 2016/3668 K.
Ortak:tasarruf yetkisi · eser sözleşmesi · mirasçılık · ifa · uyuşmazlık konusu · kâr dağıtımı · taahhütname · temsil · Tazminat
İncelediğiniz karardaBu durumda, eser sahibi olan davalının 5846 sayılı FSEK uyarınca sahip olduğu eserlerin çoğaltılması, «dağıtılması», «temsil» ve umuma iletimden oluşan mali haklarına dayalı olarak dava konusu eserler üzerindeki mutlak hak sahipliği kapsamında «tasarruf yetkisi» bulunduğundan muris... «mirasçısı» olan davacıların eser sahibine karşı bu filmlerin sinema salonu dışındaki gösterimleri nedeniyle FSEK 80/1 uyarınca mali hak ihlali ya da elde edilen kazançtan söz …
Öte yandan, «uyuşmazlık konusu» sinema eserlerinin yapımının tamamlandığı 12/06/1995 tarihinden önce yürürlükte bulunan 5846 sayılı FSEK 8. maddesi uyarınca da bir sinema eserinin sahibi onu imal ettirendir.
Yukarıda da açıklandığı üzere, 4110 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten önce meydana getirilen dava konusu filmlerde o tarihler itibariyle icracı sanatçı hakları mevcut olmadığından; yapımcı/eser sahibi olan davalı ile davacıların murisi olan... arasında akdedilen sözleşme kural olarak belirli bir sonucun «taahhüt» edildiği iş görme sözleşmesi niteliği taşımaktadır.
Benzer bu karardaBu durumda, eser sahibi olan davalının 5846 sayılı FSEK uyarınca sahip olduğu ve koruma süresi devam eden eserlerin çoğaltılması, «dağıtılması», «temsil» ve umuma iletimden oluşan mali haklarına dayalı olarak dava konusu eserler üzerindeki mutlak hak sahipliği kapsamında «tasarruf yetkisi» bulunduğundan muris ... «mirasçısı» olan davacıların eser sahibine karşı bu filmlerin sinema salonu dışındaki gösterimleri nedeniyle FSEK 80/1 uyarınca mali hak ihlali ya da elde edilen kazançtan söz …
Öte yandan, «uyuşmazlık konusu» sinema eserlerinin yapımının tamamlandığı 12/06/1995 tarihinden önce yürürlükte bulunan 5846 sayılı FSEK 8. maddesi uyarınca da bir sinema eserinin sahibi onu imal ettirendir.
Yukarıda da açıklandığı üzere, 4110 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten önce meydana getirilen dava konusu filmlerde o tarihler itibariyle icracı sanatçı hakları mevcut olmadığından; yapımcı/eser sahibi olan davalı ile davacıların murisi olan ... arasında akdedilen sözleşme kural olarak belirli bir sonucun «taahhüt» edildiği işgörme sözleşmesi niteliği taşımaktadır.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:kısıtlılık · maddi tazminat
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, somut olayda, davacıların miras bırakanının icracı sanatçı olarak rol aldığı dava konusu eserler bakımından davacıların bağlantılı hak sahibi oldukları, aynı hususta açılan emsal nitelikli davanın kabulüne dair kararın Yargıtay tarafından onandığı, yine bu emsal dosyada belirlenen 2.000 TL «maddi tazminatın» da bu davada esas alınabileceği gerekçeleriyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
… snasında taraflar arasında yazılı bir sözleşme olmamakla birlikte, davalı şirket ile davacıların murisi ...ın başrol oyunculuğuna ilişkin şifahi sözleşme taraflarca «ifa» edilip söz konusu sinema filmleri 12.06.1995 tarihinden önce meydana getirildiğine göre, film yapımcısının (imalatçının) herhangi bir sınırlama olmaksızın eserden doğan bütün mali hakları iktisap ettiği, sonradan çıkarılan 4630 S.K. ile sinema eserlerini de kapsayacak şekilde icracı sanatçılara bağlantılı hak hak sahipliği hakkı tanınmış olmasının da eser sahibi olan film yapımcısının mali haklarına herhangi bir «kısıtlama» getirmeyeceği, zira murisin FSEK m.
Mahkemece emsal alınan Dairemizin 29/05/2012 tarihli 16404/9213 sayılı kararında, “davaya konu eserlerin yalnızca sinemada gösterim hakkının devredildiğinin «uyuşmazlık konusu» olmadığı, taraflar arasındaki devir sözleşmesine aykırı olarak adı geçen eserlerin TV ve diğer alanlarda izinsiz kullanımının «maddi tazminatı» gerektireceği” hususu kabul edilmiştir.
-
Haksız Rekabetin Tespiti ve Tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/3915 E. 2017/6598 K.
Ortak:tasarruf yetkisi · eser sözleşmesi · ifa · uyuşmazlık konusu · kâr dağıtımı · taahhütname · temsil · i̇i̇k 72/son
İncelediğiniz karardaBu durumda, eser sahibi olan davalının 5846 sayılı FSEK uyarınca sahip olduğu eserlerin çoğaltılması, «dağıtılması», «temsil» ve umuma iletimden oluşan mali haklarına dayalı olarak dava konusu eserler üzerindeki mutlak hak sahipliği kapsamında «tasarruf yetkisi» bulunduğundan muris... «mirasçısı» olan davacıların eser sahibine karşı bu filmlerin sinema salonu dışındaki gösterimleri nedeniyle FSEK 80/1 uyarınca mali hak ihlali ya da elde edilen kazançtan söz …
Öte yandan, «uyuşmazlık konusu» sinema eserlerinin yapımının tamamlandığı 12/06/1995 tarihinden önce yürürlükte bulunan 5846 sayılı FSEK 8. maddesi uyarınca da bir sinema eserinin sahibi onu imal ettirendir.
Yukarıda da açıklandığı üzere, 4110 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten önce meydana getirilen dava konusu filmlerde o tarihler itibariyle icracı sanatçı hakları mevcut olmadığından; yapımcı/eser sahibi olan davalı ile davacıların murisi olan... arasında akdedilen sözleşme kural olarak belirli bir sonucun «taahhüt» edildiği iş görme sözleşmesi niteliği taşımaktadır.
Benzer bu kararda5846 sayılı FSEK. uyarınca sahip olduğu ve koruma süresi devam eden eserlerin çoğaltılması, «dağıtılması», «temsil» ve umuma iletimden oluşan mali haklarına dayalı olarak dava konusu eserler üzerindeki mutlak hak sahipliği kapsamında «tasarruf yetkisi» bulunduğundan davacının, eser sahibine veya eser sahibinden lisans sözleşmesi uyarınca yayın hakkını alan davalıya karşı bu filmlerin gösterimleri nedeniyle FSEK 8 …
… n değiştiği ve 50 yıllık ek koruma süresi ile yeni bağlantılı haklar nedeniyle ortaya çıkan mali imkanların, bu filmler üzerinde emeği olan herkese adil bir biçimde «dağıtılması» gerektiği, aldırılan bilirkişi raporunda dava konusu filmlerde, replik sayısı, filmde göründüğü süre, replik süresi, kimlerle diyalogda olduğu, oynadığı karakterlerin senaryo içindeki önemi, hikayenin kimler etrafında döndüğü ve filmin konusunun ne olduğu gibi kriterlere göre değerlendirme yapıldığında davacı ...'ın bu üç filmde de ana kadroda yer aldığı ve davacının dava konusu filmlerde başrol oyuncusu olduğu kanaatine ulaşıldığı, 1974 yılında sinema eserleri için yegane eser sahibinin yapımcı olduğu ancak yapımcının eser sahipliğinin 1994 yılında sona erdiği, bu filmlerde rol almış tüm oyuncuların aldıkları oyunculuk ücreti dışında mali hakların devri karşılığında almaları gereken bir bedel daha olması gerektiği, ancak 1995 yılı sonrası duruma göre en az % 2, en çok % 5 oranında oyuncuya tazminat ödenebileceği, dosyaya sunulan emsal sözleşmede yer alan 23 filmin 75 adet gösterim için belirlenen 1.200,00 USD+KDV esas alınmak suretiyle hesaplama yapıldığında, davacının film başına minimum 320 USD+ KDV, maksimum 800 USD+ KDV tazminat talep edebileceği, dava konusu filmler aynı dönemde benzer kadrolarla çekildiği için aralarında bir ayrıma gidilmediği, davacının, dava konunu filmlerdeki icralarına bağlı olarak, bağlantılı hak sahibi sıfatıyla film başına talep edebileceği bedelin, sadece gerçekleşen ve davaya konu edilen yayınlar için 320 USD +KDV olduğu görüşünün rapor edildiği, bu rakamın Türkiye'nin ekonomik koşulları, önceki raporlarda açıklanan rakamlarla önemli bir fark içermemesi ve emsal sözleşmedeki rakamlarla da uyumlu olması nedeniyle makul ve «hakkaniyete» uygun olduğu, % 18 KDV oranının eklenmesi sonucu bu rakamın 377.60 USD olduğu, 3 film için ise 377.60 x 3 = 1.132,80 USD olduğu, davacının icracı sanatçı oluşu ve ihlalin niteliği gözetilerek FSEK 68. maddesi gereğince takdiren 3 kat hesabıyla makul «rayiç bedelin» 3.398,40 USD olduğu, 23.12.2013 tarihi itibarıyla USD/TL kurunun 2.0945 olması nedeniyle davacının dava konusu filmlerin gerçekleşen birer yayını için talep edebileceği toplam bedelin TL cinsinden karşılığının 7.117,95 TL olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 7.117,95 TL telif tazminatının dava tarihinden itibaren hesaplanacak «reeskont faizi» ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.
2016/3668 K. sayıkı kararında da benimsendiği üzere; «uyuşmazlık konusu» sinema eserleri 4110 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği 12/06/1995 tarihinden önce meydana getirildiğinden, söz konusu eserlerde başrol oyuncusu olarak yer alan dav …
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:rayiç bedel · kısıtlılık · feri müdahil · hakkaniyet · reeskont faizi
Benzer bu kararda… n değiştiği ve 50 yıllık ek koruma süresi ile yeni bağlantılı haklar nedeniyle ortaya çıkan mali imkanların, bu filmler üzerinde emeği olan herkese adil bir biçimde «dağıtılması» gerektiği, aldırılan bilirkişi raporunda dava konusu filmlerde, replik sayısı, filmde göründüğü süre, replik süresi, kimlerle diyalogda olduğu, oynadığı karakterlerin senaryo içindeki önemi, hikayenin kimler etrafında döndüğü ve filmin konusunun ne olduğu gibi kriterlere göre değerlendirme yapıldığında davacı ...'ın bu üç filmde de ana kadroda yer aldığı ve davacının dava konusu filmlerde başrol oyuncusu olduğu kanaatine ulaşıldığı, 1974 yılında sinema eserleri için yegane eser sahibinin yapımcı olduğu ancak yapımcının eser sahipliğinin 1994 yılında sona erdiği, bu filmlerde rol almış tüm oyuncuların aldıkları oyunculuk ücreti dışında mali hakların devri karşılığında almaları gereken bir bedel daha olması gerektiği, ancak 1995 yılı sonrası duruma göre en az % 2, en çok % 5 oranında oyuncuya tazminat ödenebileceği, dosyaya sunulan emsal sözleşmede yer alan 23 filmin 75 adet gösterim için belirlenen 1.200,00 USD+KDV esas alınmak suretiyle hesaplama yapıldığında, davacının film başına minimum 320 USD+ KDV, maksimum 800 USD+ KDV tazminat talep edebileceği, dava konusu filmler aynı dönemde benzer kadrolarla çekildiği için aralarında bir ayrıma gidilmediği, davacının, dava konunu filmlerdeki icralarına bağlı olarak, bağlantılı hak sahibi sıfatıyla film başına talep edebileceği bedelin, sadece gerçekleşen ve davaya konu edilen yayınlar için 320 USD +KDV olduğu görüşünün rapor edildiği, bu rakamın Türkiye'nin ekonomik koşulları, önceki raporlarda açıklanan rakamlarla önemli bir fark içermemesi ve emsal sözleşmedeki rakamlarla da uyumlu olması nedeniyle makul ve «hakkaniyete» uygun olduğu, % 18 KDV oranının eklenmesi sonucu bu rakamın 377.60 USD olduğu, 3 film için ise 377.60 x 3 = 1.132,80 USD olduğu, davacının icracı sanatçı oluşu ve ihlalin niteliği gözetilerek FSEK 68. maddesi gereğince takdiren 3 kat hesabıyla makul «rayiç bedelin» 3.398,40 USD olduğu, 23.12.2013 tarihi itibarıyla USD/TL kurunun 2.0945 olması nedeniyle davacının dava konusu filmlerin gerçekleşen birer yayını için talep edebileceği toplam bedelin TL cinsinden karşılığının 7.117,95 TL olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 7.117,95 TL telif tazminatının dava tarihinden itibaren hesaplanacak «reeskont faizi» ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili, davalı vekili, «feri müdahil» vekili temyiz etmiştir.
… nda taraflar arasında yazılı bir sözleşme olmamakla birlikte, dava, yapımcı ... ve Ticaret A.Ş. ile davacının başrol oyunculuğuna ilişkin şifahi sözleşme taraflarca «ifa» edilip söz konusu sinema filmleri 12.06.1995 tarihinden önce meydana getirildiğine göre, film yapımcısının (imalatçının) herhangi bir sınırlama olmaksızın eserden doğan bütün mali hakları iktisap ettiği, sonradan çıkarılan 4630 S.K. ile sinema eserlerini de kapsayacak şekilde icracı sanatçılara bağlantılı hak hak sahipliği hakkı tanınmış olmasının da eser sahibi olan film yapımcısının mali haklarına herhangi bir «kısıtlama» getirmeyeceği, zira davacının FSEK m.
2 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/16404 E. 2012/9213 K.
Ortak:uyuşmazlık konusu · temsil
İncelediğiniz karardaÖte yandan, «uyuşmazlık konusu» sinema eserlerinin yapımının tamamlandığı 12/06/1995 tarihinden önce yürürlükte bulunan 5846 sayılı FSEK 8. maddesi uyarınca da bir sinema eserinin sahibi onu imal ettirendir.
Bu durumda, eser sahibi olan davalının 5846 sayılı FSEK uyarınca sahip olduğu eserlerin çoğaltılması, «dağıtılması», «temsil» ve umuma iletimden oluşan mali haklarına dayalı olarak dava konusu eserler üzerindeki mutlak hak sahipliği kapsamında «tasarruf yetkisi» bulunduğundan muris... «mirasçısı» olan davacıların eser sahibine karşı bu filmlerin sinema salonu dışındaki gösterimleri nedeniyle FSEK 80/1 uyarınca mali hak ihlali ya da elde edilen kazançtan söz …
Benzer bu kararda… rlaması getirilmeden Türkiye'de üretilmiş bütün eser ve icralara uygulanacağı öngörüldüğü, davaya konu eserlerin yalnızca sinemada gösterim hakkının devredildiğinin «uyuşmazlık konusu» olmadığı, bu durumda taraflar arasındaki devir sözleşmesine aykırı olarak adı geçen eserlerin, tv ve diğer alanlarda da izinsiz kullanımı nedeniyle maddi ve manevi tazminat isteme koşullarının oluştuğu gerekçesiyle 2.000 TL maddi, 10.000 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek «yasal faizi» ile birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin manevi tazminat isteminin reddine karar verilmiştir.
Somut uyuşmazlıkta, davacıların murisinin icracı sanatçı (başrol oyuncusu) olarak yer aldığı dava konusu filmlerin «temsili» esnasında yukarıda belirtilen manevi haklarının ihlal edildiği hususu kanıtlanamadığı gibi söz konusu temsillerin BK'nun 49. maddesi anlamında «kişilik haklarına saldırı» oluşturduğundan da söz edilemeyeceği halde yazılı gerekçeyle davacılar yararına manevi tazminata hükmedilmesi doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle bozulması gerekmi …
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:kişilik haklarına saldırı · tahrifat · kişilik hakları · yasal faiz
Benzer bu karardaSomut uyuşmazlıkta, davacıların murisinin icracı sanatçı (başrol oyuncusu) olarak yer aldığı dava konusu filmlerin «temsili» esnasında yukarıda belirtilen manevi haklarının ihlal edildiği hususu kanıtlanamadığı gibi söz konusu temsillerin BK'nun 49. maddesi anlamında «kişilik haklarına saldırı» oluşturduğundan da söz edilemeyeceği halde yazılı gerekçeyle davacılar yararına manevi tazminata hükmedilmesi doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle bozulması gerekmi …
… rlaması getirilmeden Türkiye'de üretilmiş bütün eser ve icralara uygulanacağı öngörüldüğü, davaya konu eserlerin yalnızca sinemada gösterim hakkının devredildiğinin «uyuşmazlık konusu» olmadığı, bu durumda taraflar arasındaki devir sözleşmesine aykırı olarak adı geçen eserlerin, tv ve diğer alanlarda da izinsiz kullanımı nedeniyle maddi ve manevi tazminat isteme koşullarının oluştuğu gerekçesiyle 2.000 TL maddi, 10.000 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek «yasal faizi» ile birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin manevi tazminat isteminin reddine karar verilmiştir.
2- Ancak, 5846 sayılı FSEK'nun 80/1-A(1) fıkrasına göre icracı sanatçıların manevi hakları, icralarının sahibi olarak tanıtılmak ve icralarının kendi itibarlarını zedeleyebilecek şekilde «tahrif» edilmesinin ve bozulmasının önlenmesini talep etmektir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2023/1637 E. 2023/3555 K.
Ortak:tasarruf yetkisi · ihbar olunan · mirasçılık · kâr dağıtımı · ihbar · temsil · husumet · i̇i̇k 72/son · dava şartı · Tazminat
İncelediğiniz karardaBu durumda, eser sahibi olan davalının 5846 sayılı FSEK uyarınca sahip olduğu eserlerin çoğaltılması, «dağıtılması», «temsil» ve umuma iletimden oluşan mali haklarına dayalı olarak dava konusu eserler üzerindeki mutlak hak sahipliği kapsamında «tasarruf yetkisi» bulunduğundan muris... «mirasçısı» olan davacıların eser sahibine karşı bu filmlerin sinema salonu dışındaki gösterimleri nedeniyle FSEK 80/1 uyarınca mali hak ihlali ya da elde edilen kazançtan söz …
Şti. vekilinin 11.12.2017 tarihli temyiz dilekçesinin temyiz «defterine» kaydedilmediği, «ihbar olunana» karşı «husumet» yöneltilerek açılan bir dava da bulunmadığı ve mahkemece verilen kararda da ihbar olunan sıfatı ile karar başlığında gösterilmiş olup, aleyhine herhangi bir hüküm de tesis edilmediğinden, süresinde usulünce yapılmış temyiz istemi bulunmadığı gibi, hükmü temyiz etmekte «hukuki yararı» da olmadığından ihbar olunan vekilinin temyiz isteminin reddine karar vermek gerekmiştir.
Kararı, davalı vekili ve «ihbar olunan» vekili temyiz etmiştir.
Benzer bu kararda… remizin 17.09.2019 tarihli ve 2018/409 E., 2019/5485 K. sayılı kararı ile eser sahibi olan davalının 5846 sayılı Kanun uyarınca sahip olduğu eserlerin çoğaltılması, «dağıtılması», «temsil» ve umuma iletimden oluşan mali haklarına dayalı olarak dava konusu eserler üzerindeki mutlak hak sahipliği kapsamında «tasarruf yetkisi» bulunduğundan muris ... ... «mirasçısı» olan davacıların eser sahibine karşı bu filmlerin sinema salonu dışındaki gösterimleri 5846 sayılı Kanun'un 80 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca mali hak ih …
Bölge Adliye Mahkemesi kararının davalı vekili ve «ihbar olunan» vekilince temyiz edilmesi üzerine, Dairemizin 17.09.2019 tarih, 2018/409 E. ve 2019/5485 K. sayılı kararı ile bozulmuş, bozma üzerine Bölge Adliye Mahkemesince bozma ilâmına direnilmiş ve bu kararın da davalı vekili tarafından temyizi üzerine Dairemizce bozma kararı yerinde bulunarak «direnme» kararı incelenmek üzere dosya Hukuk Genel Kuruluna gönderilmiştir.
CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; «husumet itirazında» bulunarak davaya konu sinema eserlerinin 1995 yılı öncesine ait sinema eseri olduğunu, davacıların sonraki tarihli bir kanun değişikliğinden hareketle geçmişe yönelik talepte bulunduklarını, dava konusu taleplerin «zamanaşımına» uğradığını ve «dürüstlük kuralı» ile bağdaşmadığını, 4110 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine İlişkin Kanun (4110 sayılı Kanun) ile yapılan değişiklikten önce meydana getirilen filmlerde o tarihler itibariyle icracı sanatçı haklarının mevcut olmadığını, bunun yanında davacıların murisinin icracı sanatçı olarak kabul edilemeyeceğini, müvekkilinin dava konusu filmlerin yapımcısı olmadığını, murisin şifahi sözleşme ile oyunculuk haklarını devrettiğini ve müvekkilinin haklarının 5846 sayılı Kanun'un 27 nci maddesinin «son» fıkrası gereğince eserin yetmiş yıl süre ile koruma altında bulunduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:miras yoluyla intikal · yargılama giderlerinin paylaştırılması · geçersiz sözleşme · husumet itirazı · emredici hüküm · direnme kararı · münhasırlık · hakkaniyet
Benzer bu kararda… kullanımlarından ötürü davacılar tarafından, murislerinin 5846 sayılı Kanun'un 80 inci maddesi gereğince eser üzerindeki icraları kapsamında sahip olup kendilerine «miras yoluyla intikal» eden mali haklara dayalı olarak tazminat talebinde bulunulduğu, davacıların murisi ... ... ...’ın “icracı sanatçı” olduğu, belirtilen dönemde uygulanan ve güncel durumdaki değişiklikler öncesinde “…adlarının zikredilmesini...” istemek şeklinde ifade edilen manevi hak dışında herhangi bir mali hakka sahip olmadığı, sonrasında 4110 sayılı Kanun ve 4630 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikler ile davacılar murisinin, 5846 sayılı Kanun'un 80 inci maddesinin birinci fıkrasının 1 inci bendinin (A) alt bendinin (2), (3) ve (4) numaralı bentlerinde sayılan mali hakları elde ettiği, buna göre 5846 sayılı Kanun'un 82 nci maddesinin beşinci fıkrası gereği eserlerdeki icralarının ilk tespit tarihlerinden itibaren yetmiş yıl süre ile koruma altında olduğu, davacılar murisinin bu hakların aslen iktisap edilmiş olmakla eser sahibi yapımcı dâhil herkese karşı ileri sürülebilen mutlak nitelikte olduğu, davacılar murisine tanınan bu mali hakların ise murisin ölümü ile 5846 sayılı Kanun'un 63 üncü maddesi kapsamında davacılara intikal ettiği, icraların bulunduğu sinema eserleri üzerinde ekonomik olarak faydalanma sırasında icracı sanatçının izni gerektiği, «mirasçılar» da izin verme veya yasaklama hususunda «münhasıran» hak sahibi olarak bu hakların ihlâli durumunda tecavüzün ref’i, tecavüzün men’i ve «tazminat davası» açma haklarının bulunduğu, davacıların bu haklarını, eser sahibi sayılan yapımcı ile eser sahipliğinden kaynaklanan mali hakları sözleşmeyle devralan davalıya karşı da ileri sürebilecekleri, mali hakların devrine ilişkin olarak, davacıların murisi ile eser sahibi yapımcı arasında akdedildikleri belirtilen sözleşmelerle tasarrufların yapıldığı tarihlerde mevcut olmayan mali hakların devrinin mümkün olmadığı, tasarruf anında mevcut olmayan mali hakların devrine dair sözleşme ve tasarrufların «geçersiz» olduğu, ayrıca mevcut olmayan ve bu suretle devri geçersiz olan hakların, eser sahibi tarafından üçüncü kişilere devrini içeren sözleşmelere dayalı olarak «üçüncü kişiler» tarafından gerçekleştirilen kullanımlar da 5846 sayılı Kanun'un 54 üncü maddesinin (I) hükmü gereğince korunamayacağı, davacılar murisinin sözleşmelerin yapıldıkları tarihlerde mevcut olmayan komşu haklarının devrinin 5846 sayılı Kanun'un 52 nci maddesi uyarınca ayrı ayrı gösterildiği yazılı bir sözleşme mevcut olmadığı gibi davacılar murisinin icraları üzerinde sahip olmadığı komşu hakların devrini konu alan böyle bir sözleşmenin mevcudiyetinin kabulü hâlinde dahi bu sözleşme, 5846 sayılı Kanun'un 51 inci maddesi gereğince geçersiz olacağı, Zira davacılar murisinin, dava konusu eserlerin yapıldıkları dönemde icrası üzerinde sadece isminin belirtilmesinden ibaret olan manevi hakkı mevcut iken bu eserlerin yapımından sonrasında yürürlüğe giren 4110 ve 4630 sayılı Kanunlarla FSEK üzerinde yapılan değişiklikler sonucu yeni haklar tanınıp bu hakların kapsamının genişletildiği, davacılar murisi ile eser sahibi yapımcı arasında akdedildiği belirtilen sözleşmeler, eserlerin sinema salonlarındaki gösterim hakkından ibaret olup davacılar murisinin icra etmiş olduğu oyunculuk ücretinin de bu kapsamda belirlendiği, günümüzde ise dava konusu sinema eserlerinin umuma iletimi ve diğer kullanım alanlarındaki gelişmeler ile eser sahipliğiyle bağlantılı haklar bakımından sağlanan yetmiş yıllık koruma süresi göz önüne alındığında, eserlerin yapım tarihlerinde beklentileri orantısız ölçüde aşan ekonomik fayda sağlanmasına dair olanaklar öngörülemediğinden anılan dönemdeki oyunculuk bedelinin tayininde de yeni ve öngörülemeyen kullanım alanlarının dikkate alınmadığı, bu nedenle davacılar murisine ödenen bedel karşılığında dava konusu sinema eserlerinin yapım tarihlerinde mevcut olmayan komşu hakların eser sahibi yapımcıya devredildiğine dair bir kabulün mevcut yasal düzenlemeler yanında somut durum itibariyle «hakkaniyete» de uygun olmayacağı, bu nedenle murisleri ... ... ...’ın başrol oyuncusu olarak icralarının bulunduğu dava konusu sinema eserlerinde tespit olunan icralarının davalı tarafından kullanımının5846 sayılı Kanun'un 80 inci maddesi ile aynı Kanun’un ek 2 nci maddenin (II) hükmü uyarınca davacıların iznine tabi olup, davacıların 5846 sayılı Kanun'un 80 inci maddesi kapsamında tazminat talep haklarının mevcut olduğu, hâl böyle olunca, Bölge Adliye Mahkemesince verilen «direnme» kararı yerinde bulunarak bozma nedeni dikkate alındığında karara yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Dairemize gönderilmesine karar verilmiştir.
… sahibi olmadığı, bu sebeple davalının yapımcı ile olan sözleşmeyi davacılara karşı ileri sürmesinin yasal dayanağının ortadan kalktığı, davalının icracı sanatçının «mirasçılarının» izni olmadan yayma, «temsil», çoğaltma gibi hakların izinsiz kullanımlarında ise icracı sanatçının payına düşen mali hakkı mirasçılara ödemekle yükümlü olduğu, davacıların da kanun değişikliğinin yürürlüğe girdiği tarihten sonraki kullanımlar nedeniyle hak talep ettiği, değişiklik sonrası dönemdeki tüm kullanımlar bakımından 5846 sayılı Kanun'un 8 inci maddesi kapsamında mutlak hak sahibi oldukları, eski tarihli sözleşmeyle davacılar murisinin devrettiği hakların sadece sinema gösterim hakkından ibaret olduğu, icracı sanatçılara 5846 sayılı Kanun'un 80 inci maddesiyle tanınan hakların devrine dair aynı Kanun’un 52 nci maddesi gereğince yazılı bir sözleşme olmadığı gibi olsa bile yeni yasal düzenlemeler karşısında hükmünün kalmadığı, zira yapım tarihinde sinema eserlerinin koruma süresi olan yirmi yıl ile sınırlı olduğu, sözleşmenin bitiminde sona erdiği, 4110 sayılı Kanun ile değiştirilen 5946 sayılı Kanun'un 27 nci maddesi ile birlikte kamusal alana giren sinema eseri ve icralar üzerinde eser sahibi ile icracı lehine yeniden yetmiş yıl süreli yeni haklara vücut verildiği, 5846 sayılı Kanun'un 51 inci maddesi gereğince ileride çıkarılacak mevzuatın eser sahibine tanıması muhtemel mali hakların devrine veya bunların başkaları tarafından kullanılmasına ilişkin sözleşmelerin batıl olup ileride çıkarılacak mevzuatla mali hakların kapsamının genişletilmesi veya koruma sürelerinin uzatılmasından doğacak salâhiyetlerde vazgeçmeyi yahut bunların devrini ihtiva eden sözleşmeler hakkında da aynı hükümlerin geçerli olduklarının düzenlendiği, bu düzenleme ile açıkça sonraki Kanunlar ile genişletilen haklardan veya uzatılan koruma süresinden sadece eser sahiplerinin ve 5846 sayılı Kanun'un 80 inci maddesi atfı nedeniyle komşu hak sahiplerinin yararlanacağı, bunlardan «feragatin» «geçersiz» olduğu, gerek icracı sanatçı hakkının tanınmasından dolayı gerekse bunların koruma süresinin yetmiş yıla çıkarılmasından dolayı bu haklardan «münhasıran» sadece icracı sanatçı yararlanacağından sona ermiş olan eski tarihli «geçersiz sözleşme» üzerinden yapımcıya yetmiş yıl süreli sözleşmesel hak tanınmasının belirtilen «emredici» hükümler gereğince mümkün olmadığı, zira filmlerin yapım tarihinde davacılar murisi icrasını gerçekleştirirken o tarihteki sınırlı kullanım alanları ile ön görülebilir kullanım alanları dikkate alınarak oyunculuk bedelinin belirlendiği, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten sonraki her türlü kullanımın ve hakların devrinin 5846 sayılı Kanun'un 52 nci maddesi gereğince düzenlenen yazılı sözleşme ile mümkün olduğu, aksine devirlerin geçersiz olduğu, icracı sanatçının mirasçıları olarak davacıların 5846 sayılı Kanun'un 68 inci madde gereğince izinsiz kullanımlar için tazminat isteme haklarının bulunduğu, toplanan deliller itibariyle televizyon kanallarındaki kullanımlarla davalının ilgisi bulunmadığından televizyon kanallarındaki kullanım yönünden davanın reddinin farklı gerekçeyle yerinde olduğu, DVD ve CD olarak kullanımda 347.668,00 TL tazminatın tespit edildiği, üç katının 1.043.052,00 TL olduğu, bilirkişilerce takdir edilen %10 oranındaki oyuncu telif bedelinin de uygun olduğu, «zamanaşımı» itirazlarının yerinde olmadığı gerekçesiyle davacılar vekilinin televizyon kanallarındaki kullanımlar nedeniyle ileri sürdüğü istinaf itirazlarının esastan reddine …
Bölge Adliye Mahkemesi kararının davalı vekili ve «ihbar olunan» vekilince temyiz edilmesi üzerine, Dairemizin 17.09.2019 tarih, 2018/409 E. ve 2019/5485 K. sayılı kararı ile bozulmuş, bozma üzerine Bölge Adliye Mahkemesince bozma ilâmına direnilmiş ve bu kararın da davalı vekili tarafından temyizi üzerine Dairemizce bozma kararı yerinde bulunarak «direnme» kararı incelenmek üzere dosya Hukuk Genel Kuruluna gönderilmiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 01.12.2022 tarih, 2020/11-350 E. ve 2022/1638 K. sayılı ilâmı ile «direnme» kararının yerinde olduğuna karar verilerek bozma nedenine göre davalı vekilinin davanın esasına yönelik ve diğer temyiz itirazları incelenmediğinden davalı vekilinin temyiz itirazlarına ilişkin inceleme yapılmak üzere dosya Dairemize gönderilmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2018/409 E. , 2019/5485 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 16. HUKUK DAİRESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 2. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 02/09/2016 tarih ve 2013/145 E.- 2016/137 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin kabulüne dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi'nce verilen 11/10/2017 tarih ve 2016/71 E.- 2017/3073 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili ve ihbar olunan vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, duruşma için belirlenen 17.09.2019 günü hazır bulunan davacılar ...,... ve ... vekili Av. ..., davalı Fanatik Video Dijital Görüntü Sis. Paz. San. ve Tic. Ltd. Şti. vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı.
Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacılar vekili; müvekkillerinin murisi......'ın oyunculuğunu üstlendiği isimleri tek tek sayılan (45) adet filmin yapımcısı olan davalının halen başta Televizyon kanallarına olmak üzere filmlerin satışı yapılarak gelir elde ettiğini, cd ve dvd olarak da sattığını, murisin bu filmlerdeki rolünden dolayı sadece sinema gösterimi için ücret aldığını, FSEK'nun 80. maddesi gereğince eser sahibi ve bağlantılı haklar kapsamında icracı sanatçı sıfatıyla sahip olduğu haklar karşılığında bugüne kadar kendisine yahut ölümünden sonra mirasçılarına hiçbir ödeme yapılmadığını, FSEK 80. maddesi hükmü gereği, icracı sanatçının filmler üzerinde eser sahibinin yanında komşu haklara sahip olduğunu, aynı Kanunun 52.
maddesi hükmü gereği, eserlerden doğan hakların kullanımının ancak yazılı olarak devredilmesi ile mümkün olabildiğini, dava konusu filmlerden elde edilen gelirlerde sinema gösterimi dışında elde edilen gelirlerin de dikkate alınması gerektiği ve icracı sanatçıya da bu kapsamda ödeme yapılması gerektiğini, hesaplanan payın (3) katı tutarı tazminata hükmedilmesini, dava konusu filmlerin televizyonlarda gösterilmesinden kaynaklanan haklar karşılığı fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 20.000.- TL filmlerin sinema ve televizyon kanalları dışında satışından doğan haklar karşılığında sağlanan gelirlerden dolayı da 10.000.- TL olmak üzere 30.000.- TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili; davacıların aktif husumet ehliyetlerinin bulunmadığını, davaya konu 45 adet filmin 1995 yılı öncesine ait ve FSEK'in 8.maddesi ile düzenlenen "sinema eseri' kapsamında olduğunu, davacıların “kanunların geriye yürümezliği" ya da "hukuk güvenliği ilkesine“ aykırı olacak şekilde sonraki tarihli bir kanun değişikliğinden hareketle geçmişe yönelik talepte bulunduklarını, dava konusu taleplerin zamanaşımına uğradığını ve Medeni Kanunun 2. maddesi ile düzenlenen "dürüstlük kuralı" ile bağdaşmadığını, 4110 sayılı kanun ile yapılan değişiklikten önce meydana getirilen filmlerde o tarihler itibariyle icracı sanatçı hakları mevcut olmadığını, murisin şifai sözleşme ile oyunculuk haklarını davalıya devretmesi ve davalının aynı zamanda eser sahibi olması nedeniyle FSEK 27 son maddesi uyarınca, eserin 70 yıl süre ile koruma altında bulunduğunu savunarak davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece tüm dosya kapsamına göre; 12/06/1995 tarihinden önce meydana getirilen sinema eserlerinde eser sahipliğinin yapımcıya ait olduğu ve davacıların murislerinden dolayı tazminta talep etme haklarının olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, karar davacılar vekili tarafından istinaf edilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince tüm dosya kapsamına göre; TV kanalındaki kullanımla davalının ilgisi olmadığı gerekçesiyle davanın reddine ilişkin kararın bu farklı gerekçeyle doğru olduğu, dvd ve cd şeklindeki kullanımlar nedeniyle tazminat talebine gelince, ilk derece mahkemesince alınan raporlar yetersiz olduğundan yeni bir heyetten rapor ve ek rapor alınarak, dava konusu satışlar 2003-2013 dönemine ilişkin olup bandrol adedi ve %10 telif bedebli üzerinden yapılan hesaplamaya göre 347.668 TL tazminat tespit edildiği, FSEK 68. madde uyarınca 3 katı 1.043,052 TL olduğu ancak taleple bağlı kalınacağı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile taleple sınırlı olarak 10.000,00 TL'nin davalıdan alınarak miras payları oranında davacılara verilmesine karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili ve ihbar olunan vekili temyiz etmiştir.
1- İhbar olunan Gülşah Bir Video ve Film Yapım ve Dağıtım Sanat Ürünleri İşletmesi Ltd. Şti. vekilinin 11.12.2017 tarihli temyiz dilekçesinin temyiz defterine kaydedilmediği, ihbar olunana karşı husumet yöneltilerek açılan bir dava da bulunmadığı ve mahkemece verilen kararda da ihbar olunan sıfatı ile karar başlığında gösterilmiş olup, aleyhine herhangi bir hüküm de tesis edilmediğinden, süresinde usulünce yapılmış temyiz istemi bulunmadığı gibi, hükmü temyiz etmekte hukuki yararı da olmadığından ihbar olunan vekilinin temyiz isteminin reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Dava, davacıların murisi...'ın icracı sanatçı olarak yer aldığı dava konusu sinema filmlerinin davalı tarafından TV ve diğer umuma iletim kanalları kullanılarak izinsiz yayınlanmasından kaynaklanan tazminat istemine ilişkin olup Bölge Adliye Mahkemesince mahkemece TV kanalındaki kullanımla davalının ilgisi olmadığı gerekçesiyle davanın reddine ilişkin kararın bu farklı gerekçeyle doğru olduğu, dvd ve cd şeklindeki kullanımlar nedeniyle tazminat talebine gelince davanın kısmen kabulü ile taleple sınırlı olarak 10.000,00 TL'nin davalıdan alınarak miras payları oranında davacılara verilmesine karar verilmiştir.
Uyuşmazlık konusu sinema eserleri 4110 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği 12/06/1995 tarihinden önce meydana getirildiğinden, söz konusu eserlerde başrol oyuncusu olarak yer alan davacıların murisi...'ın başlangıçta icracı sanatçı olarak komşu hak sahipliği bulunmamakla birlikte, 4110 sayılı Kanun ile değişik 5846 sayılı FSEK'in 80. maddesi ile icracı sanatçılara tanınan haklar, aynı Kanun'un 21/02/2001 tarih ve 4630 sayılı Kanun ile değişik ek 2. maddesi uyarınca 12/06/1995'ten önceki icraları da kapsadığından, davacıların murisi... davada bahsi geçen sinema eserlerinde icracı sanatçı olarak 5846 sayılı FSEK'in 80. maddesi uyarınca komşu hak sahibi olmuştur.
Öte yandan, uyuşmazlık konusu sinema eserlerinin yapımının tamamlandığı 12/06/1995 tarihinden önce yürürlükte bulunan 5846 sayılı FSEK 8. maddesi uyarınca da bir sinema eserinin sahibi onu imal ettirendir. Dolayısıyla, 5846 sayılı FSEK uyarınca eser sahibine tanınan mali ve manevi hak ve yetkileri herhangi bir sözleşme veya izne tabi olmaksızın elde eder. Bu bakımdan, somut olayın çözümünde FSEK'in 4110 ve 4630 sayılı kanunlar ile değişikliğinden önceki ve sonraki hükümlerin birlikte değerlendirilmesi gerekir.
4110 sayılı Kanun ile değişiklikten önceki FSEK 8. maddesi uyarınca sinema eserlerinin eser sahibi için koruma süresi 20 yıl ile sınırlı iken, 4630 sayılı Kanun ile sinema eserleri hakkındaki uzatılmış koruma süresinin eser sahiplerine avdet etmesi neticesinde dava konusu filmlerin yapımcısı/mali haklarını devralanı olan davalı şirket halen söz konusu eserler üzerinde eser sahipliği hakkına sahip bulunmaktadır.
Yukarıda da açıklandığı üzere, 4110 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten önce meydana getirilen dava konusu filmlerde o tarihler itibariyle icracı sanatçı hakları mevcut olmadığından; yapımcı/eser sahibi olan davalı ile davacıların murisi olan... arasında akdedilen sözleşme kural olarak belirli bir sonucun taahhüt edildiği iş görme sözleşmesi niteliği taşımaktadır. Bu sözleşmeler de kural olarak eser sözleşmesi (BK m.355 vd., TBK m.470 vd.) niteliğindedir (E. Gökyayla, Film Yapım Sözleşmesi, s.85, İstanbul 2015).
5846 sayılı FSEK 80/1-A maddesi 1. bendine göre icracı sanatçının ancak eser sahibinin izniyle gerçekleştirdiği icrası üzerinde komşu hak sahipliği vardır. Yine aynı maddenin 5. bendi uyarınca da icracı sanatçılar haklarını uygun bir bedel karşılığında sözleşme ile yapımcıya devredebilirler. Dava konusu sinema eserlerinin meydana getirilmesi esnasında taraflar arasında yazılı bir sözleşme olmamakla birlikte, davalı şirket/film yapımcıları ile davacıların murisi...'ın başrol oyunculuğuna ilişkin şifahi sözleşme taraflarca ifa edilip söz konusu sinema filmleri meydana getirildiğine göre, artık murisin FSEK m. 80 ile sahip olduğu mali hakları davalı yapımcıya/devralana uygun bir bedel karşılığında sözleşme ile devrettiği ve davalı yapımcının/devralanın aynı zamanda eser sahibi olduğu, FSEK 27/son maddesi uyarınca eser üzerindeki hakkının da 70 yıl süre ile koruma altında bulunduğunun kabulü gerekir.
Bu durumda, eser sahibi olan davalının 5846 sayılı FSEK uyarınca sahip olduğu eserlerin çoğaltılması, dağıtılması, temsil ve umuma iletimden oluşan mali haklarına dayalı olarak dava konusu eserler üzerindeki mutlak hak sahipliği kapsamında tasarruf yetkisi bulunduğundan muris... mirasçısı olan davacıların eser sahibine karşı bu filmlerin sinema salonu dışındaki gösterimleri nedeniyle FSEK 80/1 uyarınca mali hak ihlali ya da elde edilen kazançtan sözleşmeye dayalı olarak uygun bir bedel talep hakkı bulunmamaktadır.
O halde, davalının, gerek yapımcısı olduğu gerekse de mali haklarını eser sahibi olan diğer film yapımcılarından usulüne uygun biçimde devraldığı filmler yönünden hukuka aykırı bir kullanımından söz edilemeyeceği gibi, muris... mirasçılarının dava konusu sinema eserlerini eser sahipliğinin kendisine tanıdığı mutlak ve yasal haklar kapsamında kullanan davalıdan icracı sanatçı olarak komşu hak sahipliğinden doğan bir hak talebinde bulunamayacağı gözetilmeksizin davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olması doğru bulunmamış hükmün bu nedenle davalı yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle ihbar olunan vekilinin temyiz isteminin reddine; (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, HMK'nın 373/2. maddesi uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmesine, takdir olunan 2.037,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalıya verilmesine, ödedikleri peşin temyiz harcının istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 17/09/2019 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
MUHALEFET ŞERHİ
Dava, davacıların murisi...’ın icracı sanatçı olarak yer aldığı dava konusu sinema filmlerinin davalı tarafından TV ve diğer umuma iletim araçları ile izinsiz yayınlandığı iddiasına dayayalı tazminat istemine ilişkin olup, davanın görüldüğü ilk derece Mahkemesince, dava konusu filmlerin yapıldığı tarihlerde yürürlükte olan FSEK hükümleri uyarınca eser sahibinin yapımcı olduğu, davalının ise filmlerin bir kısmının yapımcısı, bir kısmının da mali haklarını yapımcıdan devralmış olması nedeniyle davalının hukuka aykırı kullanımının söz konusu olamayacağı, dolayısıyla davacıların murislerinin icracı sanatçı olarak yer aldığı dava konusu filmler kapsamında komşu hak sahipliğinden doğan bir hak talebinde bulunamayacakları gerekçesiyle Dairemizin 05.04.2016 gün ve E.
2015/6545, K. 2016/3675 sayılı Kararına da atıf yapmak suretiyle davanın tümden reddine karar verilmiş, Kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine ise İstanbul BAM 16. Hukuk Dairesince, 5846 sayılı FSEK’de değişiklik yapan 4110 ve 4630 sayılı kanunlarla getirilen korumaların geçmişe etkili olduğu, dolayısıyla bu yeni yasaların yürürlüğe girdiği tarihten itibaren eski hüküm uyarınca eser sahibi olan yapımcının komşu haklar üzerindeki tasarruf yetkisini kendiliğinden kaybettiği, bu hakların yasa gereği icracıya/davacıların murisine geçtiği, o nedenle hakların izinsiz kullanılamayacağı, icracı sanatçıların payına düşen mali hakkın mirasçılara ödenmesi gerektiği, hem eski yasanın tanıdığı koruma süresinin dolması nedeniyle hem deyeni yasayla ortadan kalkan eski sözleşmeye geçerlilik tanınmasının da mümkün olamayacağı, TV dışındaki DVD vs araçlarla yapılan yayınların hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle ve Dairemizin 29.05.2012 gün ve E.
2010/16404, K. 2012/9213 sayılı Kararına atıf yaparak sinema ve TV kanallarında ki kullanımlar yönünden istinaf başvurusunun esastan reddine, diğer kullanımlar yönünden ise istinaf başvurusunun esastan kabulüne Mahkeme Kararının kaldırılmasına ve davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, bu Karar ise davalı vekili ile ihbar olunan vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dosya kapsamından anlaşıldığı üzere, yeni yasayla icracı sanatçılara tanınan haklar ile uzatılan koruma süresinden eski yasa döneminde yapılan sinema filmlerinin icracı sanatçılarının yararlanıp yararlanamayacağı, diğer bir ifade ile icracı sanatçılara hak tanıyan yeni hükümlerin geçmişe etkili olup olmadığı tartışma konusudur.
Hemen belirtelim ki, dava konusu sinema filmlerinin tamamı 5846 sayılı FSEK’de olaya ilişkin ilk değişikliğin yapıldığı 1995 tarihinden önce yapılmıştır. Kanunda konuya ilişkin ikinci önemli değişiklik ise 2001 yılında yapılmıştır. Kanunun değişiklikten önceki ilgili hükümlerine göre; sinema filmleri, sinema eseridir (m.
5) . Bir sinema eserinin sahibi onu imal ettirendir (FSEK m.
8) . Yani sinema eserinin sahibi yapımcıdır. Sinema eserleri için koruma süresi aleniyet tarihinden itibaren 20 yıldır (m.
29) . İleride çıkarılacak mevzuatın eser sahibine tanıması muhtemel mali hakların devrine veya bunların başkaları tarafından kullanılmasına müteallik sözleşmeler ile yine mali hakların kapsamının genişletilmesi veya koruma süresinin uzatılmasından doğacak yetkilerden vazgeçmeyi yahut bunların devrini içeren sözleşmeler geçersizdir (m.
51) . Mali haklara ilişkin sözleşme ve tasarrufların yazılı olması ve sözleşmede hakların ayrı ayrı gösterilmesi şarttır (m.
52) . Ticari amaçlı sinema eserlerinin baş rol oyuncuları, ……. yapımcılardan filim ve reklamlarda ve yine bu eserlerin umuma arzı veya radyo vb. araçlarla yayımı sırasında, reklam ve ilanlarda ise bu iletim araçlarını işletenlerden adlarının zikredilmesini isteyebilirler (m.
80) . Adlarının zikredilmesini istemeye hakkı olanlar (baş rol oyuncuları vs.) madde 66, 69 ve 70 hükümlerinden faydalanabilirler (m.
82) . Bu hükümlerden 66 ncı madde tecavüzün ref’i davasını, 69 ncu madde tecavüzün men’i davasını, 70 nci madde ise maddi ve manevi tazminat hakkını ve davasını düzenlemektedir. Diğer taraftan, Kanunun yürürlüğünden önce memleket içinde ilk defa umuma arz yahut sicile tescil edilen eserlere de bu Kanun hükümleri uygulanır. Eser veya mahsulün Telif Kanunu hükümlerine dahil olup olmaması durumu değiştirmez (Geçici m. 1/1). Burada belirtilen madde 51, 52, 66, 69 ve geçici madde 1 hükümleri değişikliğe uğramamıştır.
Kanunun 4110 ve 4630 sayılı kanunlarla değişik hükümlerine göre ise, sinema eserleri, her nevi bedii, ilmi, öğretici veya teknik mahiyette olan veya günlük olayları tespit eden……tespit edildiği materyale bakılmaksızın, elektronik veya mekanik veya benzeri araçlarla gösterilebilen, sesli veya sessiz, birbiriyle ilişkili hareketli görüntüler dizisidir (21/2/2001, 4630/3 m. ile değişik m.
5) . Yönetmen, özgün müzik bestecisi, senaryo yazarı ve diyalog yazarı ile animatör sinema eserlerinin birlikte sahipleridir (21/2/2001, 4630/3 m. ile değişik m. 8, f.
2) . Eser sahibinin manevi ve mali haklarına zarar vermemek kaydıyla ve eser sahibinin izniyle bir eseri yorumlayan, tanıtan, anlatan, söyleyen, çalan ve çeşitli biçimlerde icra eden sanatçıların, sesleri ilk tespit eden fonogram yapımcıları ile radyo-televizyon kuruluşlarının eser sahibinin hakları ile bağlantılı/komşu hakları vardır. Bu haklar, münhasır nitelikte manevi (icracı sanatçılar yönünden) ve mali haklardır. Devredilebilen mali haklar genellikle yapımcılara devredilmektedir. Bağlantılı/komşu hak sahipleri de eser sahipleri gibi tecavüzün ref’i, men’i ve tazminat davası haklarından faydalanırlar (07.06.1995, 4110/26 m. ve 21/2/2001, 4630/3 m. ile değişik m.
80) . İcracı sanatçıların hakları icranın ilk tespitinin yapıldığı tarihten itibaren, icra tespit edilmemiş ise ilk aleniyet kazanmasından itibaren 70 yıldır. Koruma süresi yapımcılar yönünden ise ilk tespitin yapılmasından itibaren 70 yıldır (21.02.2001, 4630/34 m. ile değişik m.
82) . Diğer taraftan, madde 12 deki haller ile eser sahibinin tüzel kişi olması halinde koruma süresi aleniyet tarihinden itibaren 70 yıldır ( m.
27) . Kanunla sağlanan koruma, ek ikinci madde ile getirilen değişikliğin yürürlüğe girdiği sırada; T.C. vatandaşı eser sahipleri ve bağlantılı/komşu hak sahipleri tarafından üretilmiş Türkiye de mevcut bütün eserlere, tespit edilmiş icralara ve fonogramlara ve …….uygulanır. Eserler, tespit edilmiş icralar ve fonogramlara ilişkin olmak üzere Kanun kapsamında eser ve diğer hak sahiplerine sağlanan hakların kullanılması eser ve bağlantılı hak sahiplerinin iznine tabidir (07.06.1995, 4110/29 m. ve 21/2/2001, 4630/35 m. ile değişik ek m.
2) . Ek ikinci maddede ki bu düzenlemeyle, geçmişe dönük bir koruma sağlanarak, ulusal ve uluslararası eleştirilerin giderilmesi ve uluslararası mevzuata uyum sağlanması amaçlanmış (madde gerekçesi) ve böylece Edebiyat ve Sanat Eserlerinin Korunmasına İlişkin Bern Sözleşmesinin ilgili hükümleri gözetilmiştir.
Bu arada belirtmek gerekirse, davacıların murisi... çoğunlukla baş rol oyuncusu olarak filmlerde rol almıştır. Ayrıca söz konusu filmler... filmi olarak algılanmakta ve... isim ve oyunculuğunun filmlerin izlenmesine ve dolayısıyla ticarileştirilmelerine önemli derecede katkısı olduğu bilinen bir gerçektir. O nedenle uyuşmazlığın çözümünde bu hususların da göz önünde bulundurulması hakkaniyete daha uygun olmalıdır.
Dava konusu uyuşmazlığın sağlıklı bir çözüme kavuşturulması, 1995 yılında 4110 sayılı ve 2001 yılında 4630 sayılı kanunla icracı sanatçılara tanınan haklar ve korumaların geçmişe etkili olup alamayacağı ve bu kapsamda mirasçı olan davacıların tazminat talep haklarının bulunup bulunmadığının tespitine bağlıdır. Bu kapsamda hemen belirtelim ki, Kanunun ek ikinci madde hükmünün lafzından ve gerekçesinden açıkça anlaşıldığı üzere, 4110 ve 4630 sayılı kanunlarla tanınan haklar ve korumalar geçmişe etkili kabul edilmelidir. Diğer taraftan halen yürürlükte olan madde 51 ve geçici madde 1 hükümleri de bu yorumu ve kabulü desteklemektedir. Bu durum karşısında davacıların murisleri...’ın icracı olmasından kaynaklı haklarının ihlal edilmesi nedeniyle eser sahiplerine tanınan dava hakları ve bu kapsamda tazminat talep haklarının bulunduğu Kanunun anılan hükümleri gereğidir.
Filmlerin yapıldığı tarihte henüz mevcut olmayan DVD vs gibi iletim araçları ile yapılan satış ve çoğaltma haklarının kapsam dışında olduğu madde 51ve 52 hükümleri gereğidir. O nedenle bu tür araçlarla yapılan satış ve çoğaltmalar nedeniyle davacıların tazminat hakları tartışılmamalıdır. Zira madde 51 geçersizlik durumunu, madde 52 sözleşmenin şekil ve kapsamını düzenlemektedir. Bu hüküm gereği sözleşme konusu hakların nelerden ibaret olduğunun belirtilmesi şarttır. Diğer taraftan koruma süresi de uzatılmıştır. Zira eskiden koruma süresi yirmi yılken, 1995 ve 2001 yıllarında yapılan değişikliklerle 70 yıla çıkartılmıştır. Artırılan koruma süresinden doğan hakların tamamının yapımcıya verilmesi de doğru olamaz.
Çünkü oyuncuların emeklerinin ücretlendirilmesinde koruma süresinin de etkisi olduğu kabul edilmelidir. Burada belirtilmesi gereken bir husus ise hem eski sürenin dolması üzerine hem de yeni kanunlarla yeni haklar getirilmesi ve bu yeni haklara dayalı korumanın geçmişe etkili kılınmasından dolayı ilk sözleşmenin geçerliliğini de yitirmiş olduğu kabul edilmelidir. O nedenle
1995 yılında getirilen bağlantılı hakların sahibi olan icracıların, dava konusu olay bakımından ise icracı Kemal Sunalın mirasçılarının onayını almadan dava konusu filmlerin ticarileştirilmeleri, yani çeşitli iletim araçlarıyla yayınlanması ve dolayısıyla satışa sunulması bağlantılı/komşu hakların ihlali sayılmalıdır. Bu bağlamda yapımcının davalıyla yapmış olduğu sözleşme davacılara karşı ileri sürülememelidir. Bu nedenlerle BAM Hukuk Dairesinin bu yöndeki tespitleri hem doğru ve yerinde hem de mukayeseli hukuka ve uluslar arası sözleşmelere uygun olmuştur. Bununla birlikte, sinema ve TV ile yapılan yayınlarla ilgili BAM Hukuk Dairesinin değerlendirmesi ise kanaatimizce hakkaniyete uygun olmamıştır.
Şöyle ki, filmlerin yapıldığı zaman eser sahibi olan yapımcının koruma süresi 20 yılla sınırlı olduğundan, oyuncuların ücret vs hakları bu süreye göre belirlendiği karine olarak kabul edilmelidir. Koruma süresi 50 yıl uzatılıp 70 yıla çıkarılınca ücretlendirme bakımından oyuncular aleyhine yapımcılar lehine sonuç çıkarmak doğru olmamalıdır. Öyleyse uzayan süre nedeniyle ortaya çıkan faydanın tamamının yapımcıya verilmesi hakkaniyete uygun kabul edilemez. Genel hükümler uyarınca hakkaniyete uygun olanı, bu ekstra gelirden oyuncuya da bir payın verilmesidir. Vurgulamak gerekirse hem uzayan süre nedeniyle ortaya çıkan gelirin sadece yapımcıya verilmemesi hem de dava konusu filmlerin izlenmesinde davacıların murisinin katkısı bu yayınlar nedeniyle hakkaniyete uygun bir tazminatın verilmesini gerektirmektedir.
O nedenle sinema ve TV yayınları nedeniyle de davacıların tazminat hakları olduğunun kabul edilmemesi ve dolayısıyla bu yöndeki talebin reddi doğru olmamakla birlikte, bu husus temyize getirilmemiştir.
Bu tespitlerden başka, belirtilmesi gereken bir husus ise davacıların murisi çoğunlukla baş rol oyuncusudur. Yukarıda belirtildiği üzere baş rol oyuncuları Kanunun değişikliğinden önceki madde 82 hükmü uyarınca madde 66, 69 ve 70 hükümlerinde yazılı haklardan faydalanabilirler. Bilindiği üzere, madde 70 hem maddi hem de manevi tazminatı düzenlemektedir. Kanaatimizce baş rol oyuncusu olan Kemal Sunalın mirasçıları olan davacıların değişiklikten önceki bu eski hükümler uyarınca da tazminat talep haklarının olduğu kabul edilmelidir.
Nitekim Dairemiz de icracı sanatçının tazminat talep hakkının bulunduğunu ve bunun uluslararası uygulamada komşuluk hakkı olarak isimlendirildiğini 30.09.1996 gün ve 5931/6174 sayılı kararında açıkça vurgulamıştır. BAM Hukuk Dairesinin referans aldığı Dairemizin 29.05. 2012 gün ve E. 2010/160404, K. 2012/9213 sayılı Kararı da icracıların tazminat talep edebilecekleri yönündedir.
Hal böyle olunca, temyiz konusu İstanbul BAM 16. Hukuk Dairesinden verilen Karara karşı davacı tarafın temyizinin olmaması nedeniyle, davalı tarafın temyiz sebeplerinin reddi le Kararın onanması gerekirken, davalı tarafın temyiz sebeplerinin kabulü ile Kararın davalı yararına bozulmasının doğru olmadığı kanaatiyle sayın çoğunluğun görüşüne katılmamaktayız. 17/09/2019
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/542539000 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz